Podcast

İlk Bilim İnsanı Kimdi?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

"Bilim insanı" dendiğinde aklımıza ilk olarak Einstein, Newton, Marie Curie veya Galileo gibi isimler gelir değil mi? Elbette hemen bu isimleri anımsamamız çok normal, zira tarihi değiştirecek keşifler yaptı hepsi. Ancak “İlk bilim insanı kimdi?” sorusunun cevabını ararken daha eski zamanlara gitmemiz gerekiyor. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde tarihte bir bir yolculuğa çıkıyor, farklı coğrafyalara uğruyor ve ilk bilim insanını arıyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.706 kelime · ~9 dk okuma

Malum hepimiz bilimi çok seviyoruz. Onun sayesinde birçok sorunun yanıtını bulabildik geçmişte. Günümüzde yaşadığımız birçok sorunun çaresini yine bilim sayesinde keşfedebiliyoruz. Ve gelecekte yaşayacağımız problemlerin çözümlerini de yine bilim aracılığıyla bulacağız. Her saniye daha da büyüyen merak duygumuzun da etkisiyle sürekli gelişiyoruz bu alanda. Peki hikaye tam olarak nerede başladı? Yani düşünmeye başladıktan sonra sapiens olarak ayrıldık onu biliyoruz.

Ama bu sapienslerden hangileri o en önemli soruyu sistematik bir şekilde sormaya başladı? Hangileri, ben neredeyim, tüm bunların açıklaması ne diye düşündü? Ya da daha net bir soru soralım. İlk bilim insanı kimdi? Scientist yani bilim insanı kelimesinin İngilizce dilinde kullanılmaya başlanması 1834 yılına denk geliyor.

İlk olarak Cambridge Üniversitesi'nden tarihçi ve filozof William Weavell tarafından sarf edilmişti bu söz. Weavell bu sözü sarf etmekle kalmamış elbette. gözlem ve deney aracılığıyla fiziksel ve doğal dünyanın yapısı ve davranışını araştıran kişi olarak da tanımlamış bilim insanını. Günümüzü düşünün şimdi. Bilim insanı dendiğinde aklınıza ilk olarak Einstein, Newton, Marie Curie veya Galileo gibi isimler geliyor değil mi? İlk anda bu isimleri anımsamamız çok normal tabii ki. Zira tarihi değiştirecek keşifler yaptı hepsi. Ancak ilk bilim insanı kimdi sorusunun cevabını ararken çok çok daha eski zamanlara gitmemiz gerekiyor.

Transkriptin tamamını oku

E hadi öyleyse gelin tarihteki ilk bilim insanının izini sürelim. İlk bilim insanı kimdi sorusuna cevap ararken bundan 2000 ila 3000 yıl öncesine bir göz atarak yola koyulabiliriz. Hatta coğrafi olarak çok da uzağa gitmemize gerek yok. Aydın Didim'de bulunan Milet. Gayet doğru bir adres bunun için. Orada Thales isimli bir adam yaşıyordu. Miletli Thales olarak da bilinir hatta. Milattan önce 624 ila 545 yılları arasında yaşadığı tahmin ediliyor Thales'in. Kendisi sık sık Milet'in çayırlarında dolaşırken gözünü fezaya dikermiş. Bu çayır yürüyüşleri onun için bir anlam arayışıydı özünde. Ve kendince evrenin sırlarını çözmeye çalışıyordu.

tüm bunların açıklaması ne sorusuna bir yanıt arıyordu. Ve sonunda yine kendince bazı cevaplar da bulmuştu. İşte bu cevaplar sayesinde birçok kaynağa göre de bildiğimiz anlamdaki ilk bilim insanı kendisi. Hem bilimde hem matematikte çok önemli çalışmalar yapmıştı Thales. Örneğin bir üçgenin iç açılarının 180 derece olduğunu söyleyen ilk kişiydi kendisi. Ancak arkasında çok fazla yazılı kaynak bırakmamıştı.

Bıraktıysa bile bunlar zaman içinde ortadan kayboldu ve bize hiç ulaşmadı maalesef. Kısacası Thales'in ilk bilim insanı olduğuna dair bilgi bize sözlü anlatımlarla ulaşır. Dolayısıyla da Thales'i doğrudan listenin tepesine koyarak konuyu kapatamıyoruz. Ancak aradığımız cevap için hala çok uzaklara gitmemize gerek yok. Yine bizim topraklarımızla İzmir'de yaşadığı düşünülen, İlyada ve Odisea gibi destanların yazarı veya derleyicisi olarak bilinen Homeros'u inceleyebiliriz bu noktada. Fakat o da Thales ile benzer bir kaderi paylaşıyor. Hatta bazı kaynaklar Homeros'un hiç yaşamamış olabileceğini dahi söylüyor.

Yani ilk bilim insanı kim sorusunun cevabını bulmak istiyorsak belli başlı somut kaynaklarla destekleyebileceğimiz isimlere ihtiyacımız var. Hazır o dönemlere gitmişken antik Yunan düşünürleri ya da matematikçileri üzerine de konuşabiliriz elbette. Mesela Öklit ya da Batlamyus'tan bahsedebiliriz. Öklit geometrinin babası olarak biliniyor. Batlamyus ise her ne kadar dünyayı evrenin merkezine koymuş olsa da astronomi de bir kilometre taşıydı.

Fakat o dönemde yaşadığı düşünülen her kimden bahsedersek bahsedelim, hepsini, günümüzde bilimsel yöntem denen yaklaşımdan uzak olduğunu hesaba katmamız gerekiyor. Kaldı ki o tarihlerde zaten böyle bir yöntem de benimsenmemişti. Hepsi harika birer düşünür olsa da en nihayetinde sadece düşünce insanlarıydı. Onların hipotezleri, deneylerle kanıtlanacak veya çürütülecek yaklaşımlara değil, argümanlara dayanıyordu.

Mevzu bahis bilimsel yöntemi bize kazandıracak olan isimlerse başka bir coğrafyada dünyaya gelmişti. İlk bilim insanı kimdi sorusuna bu açıdan bakıldığında birçok kaynak, araştırmacı veya tarihçi günümüzde Orta Doğu olarak bildiğimiz toprakları işaret ediyor. Bugün medeniyetin merkezi olarak kabul edilen Avrupa'nın, aydınlanma çağına henüz çok uzak olduğu, kilisenin önderliğinde, karanlık çağın pençesinde korkunç bir dönem yaşadığı sıralarda, Türkmen, Özbek, Arap kökenli matematikçi ve düşünürlerden oluşan muhteşem bir nesil modern bilimin temellerini atıyordu. Bu neslin içindeyse El Harezmi, İbni Sina ve Biruni gibi isimler öne çıkmıştı. O isimlerden birisi olan ve M.S. 965 ila 1040 arasında bugün Irak olarak bilinen coğrafyada yaşamış, birçok önemli çalışmasını da Mısır'da yapmış El Heysem'de birçok kaynağa göre ilk bilim insanı olarak kabul ediliyor. Işıktan astronomiye, fizikten optiğe kadar sayısız ilke imza atmış kendisi.

Özellikle de optik alanındaki çalışmaları, ışığın kırınımı yasasını keşfi ve bilinen ilk kamerayı icat etmesiyle tanıyoruz El-Heysem'i. Işığın yapısını, bileşenleri olan renklere nasıl ayrıldığını, nasıl yansıdığını, bir ortamdan başka bir ortama geçerken nasıl kırıldığını incelemiş ve bunları yedi ciltlik Kitâb-ül-Menâzır yani optik kitabında açıklamıştı. Ayrıca görsel algı ve gözün anatomisini de incelerken tarihteki ilk camera obscura yani karanlık oda çalışmasını gerçekleştirdi El Heysem. Bu çalışmada parşömenlerden faydalanmıştı kendisi. Işık El Heysem'in karanlık odasına iğne deliği büyüklüğündeki bir açıklıktan giriyordu ve dışarıdaki görüntüyü ters bir şekilde içerideki parşömene yansıtıyordu. Bu en ilkel haliyle bildiğimiz ilk kameraydı aslında.

Bu noktada benim de şahsi fikrim El Heysem'in bir bilim insanında arayacağımız birçok kriteri karşıladığı ve kendisinin ilk bilim insanı olarak görülebileceği yönünde aslında. Şahsi fikrim diyorum. Zira bu noktadan sonra ilk bilim insanı kim üzerine yapılan tartışmalar biraz taraflı bir hale gelmeye başlıyor. Bunu daha iyi izah edebilmek için yönümüzü batı dünyasına çevirmemiz gerekiyor. Onu da kısa bir aradan sonra yapacağız.

İlk bilim insanı kimle tartışmasının taraflı bir noktaya geldiğini söylemiştim az önce. Dilerseniz gelin bu söylemin altını dolduralım öncelikle. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Rönesans ile birlikte, Batı'nın bilim dünyası üzerinde kurduğu hegemonya tabii ki. Tarihi siz yazıyorsanız, gerçekliğin kontrolü de sizde oluyor en nihayetinde. Gerçekliği dilediğiniz şekilde bükebiliyor, kendi açınızdan yorumlayabiliyorsunuz. Bunu doğru veya yanlış bulabilirsiniz. Ama durum bu.

Batı bir başlangıç noktası koyma eğiliminde olduğunda, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kendi tarihini bir miktar önceliklendirebiliyor elbette. Bu tartışmanın en önemli ayrım noktası da kilisedir kanaatimce. Gelin Avrupa üzerinde ele alalım konuyu. Orta Doğu'da modern bilim inşa edilirken, Batı'da toplumun her alanını kilise yönetiyordu. Ve maalesef bilim de burada bir istisna değildi. Kilisenin yönetimi nedeniyle tüm yaşam bir tür mistisizm çerçevesinde ele alınıyordu. Şayet kiliseyle ters düşen bir iddia öne sürerseniz en iyi ihtimalle zindanlarda sürüyor, en kötü ihtimalle de bir giyotinde son buluyordu hikayeniz.

İşte bu mistisizm akımının büyük bir bela olarak addedilmesiyle karanlık çağdan çıkan ve Rönesans'ı başlatan Batı toplumları bu akımın izlerini gördüğü tüm isimleri objektif olmamakta suçlamaya başlamıştı. Yine bu noktada doğru veya yanlış diye yorum yapmıyorum. Bu yaklaşıma doğru da diyebilirsiniz pekala. Ki bazı araştırmacılar bilim insanı dendiğinde mistisizmden tamamen arınmış bir zihin ararlar. Buradan yola çıkarak ve biraz da hataya düşerek 17. yüzyılda yaşamış ve modern fizik ve matematiğin temellerini atmış Huygens, Hooke ve Newton gibi isimleri ilk bilim insanları listesinin başına koyarlar.

Hataya düşüyorlar dememin sebebi de özellikle Newton'ın mistisizmden baya baya nasibini almış olması esasında. Aslına bakarsanız inanç üzerinden yapılan da biraz kısır bir tartışmadır bence. En nihayetinde kişilerin neye inandığından bağımsız düşünüp bilime olan somut katkılarına bakmamız yeterli olacaktır. Ancak bilimsel bir yöntemin, yaklaşımın ve deneyserliğin daha da şekillenmeye başladığı Rönesans'ı yok sayamayız elbette. Dolayısıyla bu dönemi başlatan isimleri de ilk bilim insanları listesinin tepelerine koymakta bir beis yok bana sorarsınız. Özellikle de Galileo Galilei'yi mutlaka anmalıyız burada. Bin yıldan fazla süre boyunca batılı bilim dünyasına esir etmiş aristocu düşünce biçimini yeniden yazmış.

ve bir anlamda kiliseye başkaldırmıştı Galileo. Öncelikle kuvvet, devinim ve hızlanma gibi kavramları daha deneysel biçimlerde açıklamaya çalışmıştı kendisi. Pisa Kulesi deneyi de buna en iyi örneklerden birisidir aslında. Galileo'nun kulenin tepesinden bıraktığı iki gülle ile gerçekleştirdiği deney, Kimine göre bu deney tam bu şekilde yapılmış olmasa da asıl önemli olan Galileo'nun burada bilimsel yaklaşımın en önemli örneklerinden birisini göstermesiydi. Galileo'nun asıl çığır açıcı yaklaşımı ise onun yaşadığı yıllarda daha yeni icat edilmiş olan teleskobu kozmosa uyarlamak olmuştu. Görmek inanmaktan yeğdir bakış açısıyla bir anlamda dünyanın evrenin merkezinde olmadığını o camdan görmüştü.

ve bu yaklaşımı tek başına batıda bir çağı kapatıp yenisinin kapısını açmıştı. Kimi zaman çağ aşıp kapatmak gibi büyük bir değişim tek bir algı farklılığına bakar yani. Çok iyi icatlara ihtiyacınız yoktur. Sadece binlerce yıldır doğru kabul edilen bir olgunun doğru olmadığını söylemeniz bir toplumu ve gelecek nesilleri tamamen değiştirebilir. Kısacası Galileo'nun insanlığa en büyük katkısı ne yaparsanız yapın, deneye ve gözleme ihtiyacınız vardır yaklaşımını geliştirmesi olmuştu. Tamam hepimiz Galileo'yu biliyoruz.

Ancak ondan 20 yıl kadar önce doğan ve en az 10'un kadar hatta belki de daha fazla etkili olan bir ismi de anmamız gerekiyor mutlaka. ki aslında Galileo da bu deneyselci düşünce biçimini ona borçluydu. William Gilbert'ten bahsediyorum. Çok sevdiğim bir yazar olan John Gribbon, Gilbert ile ilgili şunları söylüyor. Galileo bilimde en çok bilinen isimlerden biri olsa da ve ilk bilim insanı olarak kabul edilse de aslında Gilbert o coğrafyanın ilk bilim insanı olarak görülmelidir.

1544'te doğan William Gilbert, Cambridge Üniversitesi'nde okumuştu. Bir hekim olarak bilinse de manyetizma alanındaki çalışmaları onu ilk bilim insanlarından biri yapıyor aslında. Kaleme aldığı Mıknatıslar, Manyetik Cisimler ve Dünyamızın Manyetizması isimli kitabı İngiltere'de fizik üzerine yapılan çalışmalar üzerindeki ilk kitaptı. İlk defa bu kitapla Batı coğrafyasına deneyler ve gözlemlerin öneminden bahsetmişti Gilbert.

Ve az önce bahsettiğim algı değişimi de bu kitapla başlamış. Galileo'yu da etkilemişti. Sonrasında olanları ise az çok biliyorsunuz. Ancak bu kitabın başka bir önemi daha vardı. Gilbert kitapta yaptığı deneyleri o kadar ayrıntılı bir şekilde anlatmıştı ki bugün daha önce hiçbir bilimsel deney yapmamış olanlarınız bile alıp okuduğunda bu deneyleri baştan sona kurgulayabilir. Son derece anlaşılır ve nettir Gilbert'ın yaklaşımı.

İşte bu çalışmasıyla birlikte Gilbert, dünyanın magnetik alanından bahseden ilk isim olmuştu. Ana tartışmamıza dönersek. Batı dünyası için Galileo, deneysel yaklaşımı ve gözlemlere dayanan teorileriyle bilinen ilk bilim insanı olarak kabul edilse de kendisi Gilbert'ın De Magnete kitabını defalarca okumuştu. Bu kitaptaki deneyleri tekrar tekrar gerçekleştirmiş ve o deneyselci yaklaşımını Gilbert'tan almıştı. Bu nedenle Batı dünyasının ilk bilim insanı olarak William Gilbert'ın ismini söyleyebiliriz rahatlıkla.

Fakat demin de bahsettiğim gibi tarihi kayıtlara göre bir bilim insanı tanımına uyan ilk isim El-Haysem'di. Elbette onun öncesinde Çin, Sümerler ya da Hindistan'daki çok önemli isimlerden bahseder sözlü tarih. Buna rağmen bölümün başlarında da söylediğim gibi bu tartışmada yazılı tarihi baz almak en sağlıklı sonuca erişmemizi sağlıyor. Diğer yandan bu tartışmanın çok da bir önemi yok aslında. Elbette geçmişi doğru okumak gerekir. Tarihi çarpıttığınız ve taraflı okuduğunuz zaman geleceği de taraflı ve çarpık inşa edersiniz sonuçta. Her dönem kendi şartları dahilinde, kendi dahilerini doğurmuştur. Fakat hiçbir dönem bir öncekinden ayrı düşünülemez. Arap dünyasının altın çağının başlamasını sağlayan Yunan literatürünün çevirileriydi mesela.

Batı dünyasının aydınlanmasını başlatan şey ise Arap dünyasının ateşiydi. Bugünü şekillendiren de tüm bunların bir birikimidir. İlk kimdi ya da en iyisi hangisiydi tartışmaları ne kadar hoşumuza gitse de bizim esas görevimiz bu dahilerin, bu müthiş isimlerin omuzlarında geleceğe doğru yükselmek olmalıdır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)