Podcast

Zihin Kontrol Makinesi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İnsanın makinelerle ilişkisi gerçekten çok ilginç... Kimileri fabrikalarda ve ulaşımda insanlığın hayatını kolaylaştırıyormuş gibi düşünüyor. Fakat kimilerine göre daha büyük bir aklın dizayn ettiği ve insanlığı önce kontrol altına alıp, en nihayetinde yok etmek için kullanılan araçlardan başka bir şey değil. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde 1700’lerin sonunda ortaya çıkmış çok acayip bir makine tasarımını inceliyoruz. Ve bu makine üzerinden ortaya çıkan bir paranoyanın, insan zihnini nasıl işgal ettiği üzerine konuşuyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.510 kelime · ~8 dk okuma

İnsanın makinelerle ilişkisi gerçekten çok ilginç. Sanayi devriminin ilk günlerinden itibaren bu ilişki acayip bir hal almaya başladı. Hatta adeta bir sevgi-nefret ilişkisine dönüştü. Anlayanlar veya anlamaya çalışanlar için bir aşk, anlayamayanlar veya anlamak istemeyenler içinse bir nefret unsuru oldu makineler.

Antik hikayelerde, mitlerde ya da destanlarda bahsedilen canavarların vücut bulmuş hali gibiydiler sanki. Makineler fabrikalarda veya ulaşımda insanlığın işini kolaylaştırıyormuş gibi görünüyordu. Fakat kimilerine göre aslında daha büyük bir aklın dizayn ettiği ve insanlığı önce kontrol altına alıp en nihayetinde yok etmek için kullanılan araçlardan başka bir şey değillerdi. Günümüzde bu yaklaşım depremleri tetiklediği iddia edilen harp projeleri üzerinden sıklıkla karşımıza çıkıyor aslında. Ya da yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi bilgisayarların, yani dijital verileri işleyen makinelerin özelinde de buna benzer düşünceler ortaya atılıyor. Ancak emin olun bunlar sadece günümüze dair birer paranoya değil.

Gelin size 1700'lerin sonunda ortaya çıkmış çok acayip bir makine tasarımını anlatayım. Ve bu makine üzerinden ortaya çıkan bir paranoyanın insan zihnini nasıl işgal edeceği üzerine bir konuşalım. Dokuma tezgahları vardır bilir misiniz? Hani halı ya da kilim filan dokurlar.

Transkriptin tamamını oku

Makinelerden önce el işiyle yapılan şeylerdi bunlar. Ondandır ki halılar için el emeği göz nuru denir hatta. Peki bu dokunma tezgahlarında dokunabilecek en absürt şey nedir sizce? Örtü? Kazak? Yorgan? Hava? Bir dakika bir dakika. Ne diyorsun sen bebar? Hava mı? diye şaşırdığınıza neredeyse eminim. Evet hava. Şaka değil bu söylediğim.

İşe yarayıp yaramamış olmasından bağımsız, gerçek bir makine tasarımından bahsediyorum size. Ama hava dokumak derken neden bahsediyor olabiliriz ki? Yani ne demek şimdi bu? Bir makine havayı nasıl dokuyabilir? Şöyle açıklayayım. Bahsedeceğim bu makine bir şekilde insanların zihnini kontrol edebiliyor. Evet yanlış duymadınız. İnsanların zihnini kontrol eden bir makine bu.

1700'lerin sonunda tasarlanmış ve büyük bir paranoyaya neden olmuş bir konseptten bahsediyoruz. Daha iyi anlaşılması için öncelikle dönemi zihninizde canlandırmanızı istiyorum. Sanayi devriminin başlangıcı. İngiltere buharın gücünü almış arkasına ve müthiş bir gelişim gösteriyor. Özellikle de Fransa uzaktan uzaktan bakıyor bu gelişmeye.

en büyük rakibi almış başına gidiyor. Bir şeyler yapmaları lazım. Aksi halde bu rekabette işleri çok zorlaşacak. Buharlı trenlerle uzaklaşan rakiplerine el sallamaları gerekecek yani. İşte bu hava dokunma makinesi tam da bu sürecin ortasında gün yüzüne çıkmıştı.

İlk defa da 1810'da yayımlanan Illustrations of Madness isimli bir kitapla haberimiz olmuştu bu makineden. Tasarımı tüm detaylarıyla anlatan bu kitabı ise dönemin saygın bir eczacısı olan John Haslam kaleme almıştı. Bir insanı veya insan grubunu hedef alarak, onların düşüncelerini değiştirebildiğini iddia ettiği ve bunun nasıl yaptığını anlattığı kitabı yayımladığında büyük bir olay olmuştu tabii. Zira en basit haliyle bir kitle imha silahıydı bu.

Yani elinizde böyle bir makine olduğunu düşünsenize. İstediğiniz insanın veya insan grubunun düşüncelerini değiştirebilmek. Çok acayip değil mi? Hatta korkunç. Tabi bu kitap sadece makinenin detaylarında anlatmıyordu. Kitaba göre bu makineler çok uzun süredir kullanılmaktaydı. Fransalı devrimciler tarafından Londra'nın çeşitli yerlerine yerleştirilmişti bile. Temelde de dönemin başbakanı William Pitt liderliğindeki İngiltere hükümetinin üyelerini hedef alıyordu.

Bu makineyi tasarlayan ve Londra sokaklarına yerleştiren köktenci devrimciler İngiltere'yi Fransa'yla büyük bir savaşa sokma çabası içindeydiler. Makinenin çalışma prensibi ise şöyleydi. Öncelikle hedef alınan kişilere bir şekilde manyetik parçacıkların bulunduğu bir hava solutuluyordu. Bu sayede zihni kontrol edilmek istenen hedef makinenin kapsama alanına giriyordu. Dediğim gibi Haslam kitabında bu makinenin çalışma prensibini o kadar detaylı anlatmıştı ki aktarmaya bir podcast bölümü yetmez. Ancak bu zihin kontrol makinesinin temelde üç şekilde etki ettiğini iddia ediyordu Haslam.

Birincisi hedefteki insanın zihnine yeni bir fikir sokuyordu makine. İkincisi zihindeki düşünceleri temizleyebiliyordu. Ve sonuncusu ki bu en korkuncu, hedefteki kişinin kan basıncında değişim yaratarak anında ölümüne neden olabiliyordu. Şimdi bu bahsettiklerimin ne kadar mümkün ve gerçek olup olmadığına girmeden önce kitabın yazarı Haslam'ın hikayesine bir bakalım isterseniz. Zira onun hikayesi de makinenin gerçekliğine dair size bir fikir verecektir.

Haslam, 18. yüzyılda Royal Bethlehem ya da Bedlam olarak bilinen bir psikiyatri hastanesinin eczacısıydı. Ve bu zihin kontrol makinesini de anlattığı, Türkçe'ye çılgınlığın resimli anlatımı olarak uyarlayabileceğimiz Illustrations of Madness kitabını bu sırada kaleme almıştı. Esin kaynağı ise hastanedeki en sıra dışı hastaların hikayeleriydi aslında.

Ve bu hastalardan bir tanesi Haslam'ın ana odağındaydı. James Tilley Matthews. İşin aslı bu zihin kontrol makinesinin tasarımı ve tüm detayları da Matthews'a aitti. 10 yılı aşkın bir süredir yattığı psikiyatri hastanesinde geçirdiği vaktin tamamını bu makinenin çizimlerini yapmak ve işleyişini anlatmak için harcamıştı kendisi.

Çizimleri ve kaleme aldığı hikayeler o kadar kapsamlı, o kadar tutarlıydı ki. Gerçekten de bu çizimlerini alıp söz konusu makineyi inşa edebilirdiniz. Ki inşa da edildi aslında. Bundan birazdan bahsedeceğim. Ancak öncelikle Matthews'un geçmişini anlatmam gerekiyor size. Zira kendisinin hastaneye yatmadan önceki yaşamı da bir hayli ilginç. Fakat ondan da önce kısa bir ara verelim. Geri geldiğimizde enteresan bir casusluk hikayesiyle devam edeceğiz.

Evet, dalalım bakalım Matthews'un geçmişine. Resmi kaynaklara göre Fransa ile barış anlaşmaları müzakerelerinde İngiltere hükümeti adına görev almış bir ajandı James Tilley Matthews ve bu esnada yakalanıp uzun bir dönem hapishanede yatmıştı. Bu süreçte İngiltere hükümeti de onu yalnız bırakmış, bir anlamda ölüme terk etmişti. Hapishanede kaldığı süreçte ise işkence görmüştü Matthews. Zamanla bu işkenceler akıl sağlığını yitirmesine sebep olmuştu.

Ülkesinin bu tutumuna bir türlü anlam veremeyen Matthews yavaş yavaş kendisini Fransızların bir şeylerin peşinde olduğuna inandırmaya başlamıştı. Bir şekilde İngiltere'nin barış görüşmelerinden vazgeçmelerini sağlayıp kendisini terk etmelerine neden olmuşlardı. Dahası İngiltere'yi bir şekilde savaşın içine çekmeye çalışıyorlardı. Bir şeyleri kontrol ediyorlardı sanki. İşte bu zihin kontrol makinesi fikri de o dönemde aklına girmişti Matthews'un.

Bu noktada zamanı biraz ileri sarar. Kendisine yöneltilen suçlamalar düşmüş ve esaretten kurtularak İngiltere'ye dönmeyi başarmıştı Matthews. Fakat aklında sadece bu makine vardı. Bunu hemen yetkililere anlatmalıyım diye düşünmüştü elbette. Vakit kaybetmeden dönemin İçişleri Bakanı Robert Jenkins'ından ya da diğer adıyla Lord Liverpool'dan randevu talep etti.

Fakat bakan kendisini asla görmek istememişti. Hatta bir anlamda kapıdan kovmuştu onu. Bunun üzerine iyice ikna olmuştu Matthews. İçişleri Bakanı'nın da zihni Fransızların kontrolü altında olmalıydı. Herkesi ele geçirmişlerdi. İçişleri Bakanı bile kontrol edilebiliyorsa vay İngiltere'nin haline diye düşünüyordu.

Tabi burada da durmamıştı Matthews. İngiltere'de parlamento görüşmelerini ziyaretçilerin izleyebildiği bir bölüm vardır. Buraya katılmış ve herkesin içinde Jenkinson'ı Fransızların kontrolünde bir vatan haini olmakla suçlamıştı. Evet de hikayenin devamı Matthews için pek de iyi seyretmedi.

İçişleri Bakanı Jenkins'ın Matthews'un tehlikeli bir deli olduğunu ve hemen bir hastaneye yatırılması gerektiğini söylemiş. Bakanın emri hemen yerine getirilmişti. Royal Bethlehem'e yatırılan Matthews ise akıl hastanesinde geçirdiği tüm zamanını bu makinenin detaylarını anlatmak için harcıyordu. Ve bahsettiğim gibi o kadar detaylıydı ki anlattıkları. Belki de kitabı kaleme alan Haslam'ı gerçekten de ikna edebilmişti. Bu arada bazı garip detaylar da vereceğim size.

Bu makine borularla çevresindeki varillere bağlı bir sistemdi. Ve asıl olay da bu varillerin içerisindeki karışımdı. Bu karışımda ne vardı peki? Sperm, kötü kokan insan nefesi, köpek dışkısı, at gazı filan. Esas sorun şu ki, modern psikiyatri Matthews'tan 50 yıl kadar sonra doğacaktı maalesef.

ve onun durumuna dair klinik teşhis de yaklaşık 100 yıl sonra konulacaktı. Bu noktada makinenin gerçek olmadığını ve bir hayal ürünü olduğunu söylememize gerek yok sanırım. Bunun kökenini anlamak için Matthews olayından 100 yıl kadar sonra yazılan bir çalışmaya bakabiliriz. Çalışmanın arkasındaki isim de Freud'un öğrencisi olan, psikanaliz ve nörobilimin öncü isimlerinden Viktor Tausk'tur. Kendisi 1919 yılında şizofrenide zihin kontrol makinelerinin kökeni üzerine adında bir makale yayınladı ve bu özellikle de paranoid şizofreni vakalarında sıkça karşılaşılıyor. Bir makine tarafından zihnin kontrol edildiğine dair inanç olarak bildiğimiz bir tıbbi durum üzerine yapılmış ilk çalışmaydı.

Özetle bu makaleden ve bugün şizofreniye dair bildiklerimizden yola çıkarak Matthews'un bir paranoid şizofreni hastası olduğunu anlayabiliyoruz. İnsan beyninin en garip, en sıradışı anomalilerinden birisi bu. Kimi zaman inanılmaz bir yaratıcılık şeklinde de gösterebiliyor kendisini. Tüm olumsuzluklarının yanında tarihin en iyi eserleri de doğabiliyor bu anomali sonucunda. Ki en bilinen örneklerinden biri de Pink Floyd'un kurucusu ve solisti Syd Barrett'tır bunun. Onun hikayesini de konuşuruz belki bir bölümde. Evet bu bahsettiğimiz bireysel bir vaka. Ancak bu korkuyu yani gizli güçler tarafından kontrol edilme endişesini kitlelerde de görebiliyoruz. Biliyorsunuz tarihte sayısız örneği var bunun. Yaygın bir paranoya durum.

Bu arada zihin kontrol makinesinin inşa edildiğinden de bahsetmiştim hatırlarsınız. Onu da anlatayım size. Sanatçı Rod Dickinson Haslam'ın kitabındaki tüm çizimlere sadık kalıp bir sanat projesi olarak inşa etti bu makineyi. Air Loom Machine adını verdiği bu eser şimdilerde İngiltere'deki Tyne and Wear Müzesi'nde sergileniyor. Bu arada Dickinson bu tarz ilginç projeleri seven bir sanatçı. Şu tarlalardaki gizemli halkaları biliyorsunuz değil mi? Bir ara epey gündem olmuştu. Dünyanın farklı yerlerinde tarlalarda bir anda ortaya çıkan. Çok muntazam ve garip şekiller.

Hani uzaylıların yaptığından şüpheleniliyordu. İşte o halkaların bir kısmının arkasındaki isimdi Rottiges. Dünyanın dört bir tarafında kimi zaman şirketlerin finansmanıyla kimi zamansa bir ekiple birlikte bu halkaları yapıyordu. Daha birçok ilginç çalışması da var kendisinin. Evet inşa ettiği bu zihin kontrolü makinesi de sadece sanat amaçlıydı. İçine sperm, dışkı filan doldurup denedi mi bilmiyoruz. Fakat bu karışımın zihin kontrolünden çok daha farklı sonuçlar doğuracağını tahmin etmiştir herhalde.

İşte böyle. Bugün beynimize çip takılmasından endişelenenler ya da 5G'den korkup kafasına alüminyum folyo saranlar. Asla yalnız değiller. İlk hiç değiller. Genelde pek bir zararları da olmuyor böyle insanların. Fakat bazen sağlıksız bir takıntı haline de dönüşebiliyor bu paranoyalar. Hem kendilerinin hem de başkalarının hayatını etkileyecek düzeyde de seyredebiliyor süreçleri.

Bu durumlarda psikoloji ve psikiyatrinin oldukça gelişmiş olduğunu, bu alanda çalışan insanların pamuklara sarılması gerektiğini daha iyi anlıyoruz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)