Podcast

Temas Bağımlılığıma #dokunma

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Samet ve Fethi bu bölümde Brad Pitt'in sahip olduğunu iddia ettiği rahatsızlıklara o kadar da ihtimal vermiyor. "En sevdiğiniz sanatçı kim?" sorusuna verilen alelade yanıtları bir kenara bırakıp "iflah olmaz" yanıtlara odaklanan ikili, medya figürlerinin 'temas' bahsindeki fikir beyanlarını akıl süzgecinden geçirip, yine en doğru fikrin kendi fikirleri olduğu konusunda mutabık oluyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.592 kelime · ~13 dk okuma

Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

Sen orda böyle aynen patlatmalı var bende distorsiyon vurucam Aynen Son 2 3 4 You take a mortal man And put him in control Fethi hoş geldin. Hoş buldum Samet ya. Vallahi şöyle Symphony of Destruction'la şahane bir giriş yaptık. Telife takılır diye ağzımızla yaptık. İnşallah böyle de telife takılır da. Haydi bakalım.

Valla görüşemiyoruz Fethi. Samet bir türlü fırsat olmadı ki. Arıyorum açmıyorsun. Ne alakası var abi? Geri dönüyorum yoksun. Samet geri döndüğüne göre ben bir eylem koymuşum ortaya ki bak sen söylüyorsun geri dönüyorum diye. Haklısın. Haklıyım. Bazen. Çoğunlukla ben haklıyım. Sık sık diyelim kapatalım el sıkışalım. Bazen değil sık sık haklıyım. Küçüğü ne yaptın yazıldı mı okula? Sen ne yaptın ya bensiz?

Transkriptin tamamını oku

Daha derin bir soru. Ne yaptın? Karpuzu kestin mi karpuzu? Kimsenin bilmediği metaforlarla aynen öyle kardeşim. Devam ediyor. Hepiniz hoş geldiniz. Bu arada hakikaten şey gibi açtık ya. Böyle insanlar birbirlerine halatır sorarlar ya haftalık buluşmalar olur. Neydi onun adı ya? Her hafta bir yerde denk gelirler böyle altı... Abi podcast olabilir mi?

Sadece soruyorum. Olabilir. Ama benim kastettiğim de un kurabiyesi de var. Kısır da var. Kısır var. Börek var. Gün. Gün olabilir. Günde de sorarlar ya böyle ne yaptın, ne ettin, yoksun, özleştik falan diye sorarlar. 50 bin kez. Cevaplanan sorular tekrar sorulur. Hatta bu 50 bin kez el değiştirir. Sende buluşuruz. 50 bin kez sende olur. Sonra bende buluşuruz. 50 bin kez bende olur. 50 binler toplanır. 100 bin olur. 100 bin olur ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin 100 bininci galaktik çağı hepimize hayırlı olsun.

Ağabey günler dendi mi? Aklına neler geliyor? Çocukluğunda böyle evde gün olur muydu? Gün merakı anneannemin vardır. Ben o günlerde eve pek uğramazdım. Günden arda kalanlar, günden kalanları ben yerdim. Bu bir Kazuo Ishiguro romanı olsa severdiniz. Ama Samet Karadeniz anısı. Samet, ben eskiden evde gün için yapılan Alman pastasının üzerindeki pudra şekerini yalardım.

Yalardım yani. Bu bende çok severek yaptığım bir hatıra olarak duruyor. Üstünü yalardım. Gün pastasının üstünü yalardın. Evet. Gözlerimi kapardım, vazifemi yapardım. O eylemden zevk alma mı yoksa bir şeyi bozmanın verdiği haz mı? Ben hala daha yalıyorum ama... Neyi diye sormayacağım Fetih.

Ben artık bu programdan ayrılmak istiyorum. Kör kütük, sarhoş oldum, elimde değil. Ya şey hoşuma giderdi Samet, her çocuk için böyledir bence pudra şekeri. Pudra şekeri hakikaten özel bir şeydi. Tatlı bir şeydi. Bir de ben zannediyordum ki hani dökülen her pudra şekeri benim dilim için dökülüyor diye düşünürdüm. Meğerse misafirleri olurmuş yani. Ben sonra ikaz yedim.

Bana söylendi bu. Yani lütfen artık şu Alman pastasının üzerindeki pudra şekerini yalama. Bütün misafirler senin salyanı yemek zorunda mı? Meğerse DNA günüymüş.

Herkese benim DNA'm ikram ediliyormuş. Öyle bir günmüş. Bu arada sana çok çılgın bir gün anısı anlatayım mı? Bu yaşanmış bir şey. Olay Amasya'da geçiyor. Amasya'da bir gün ortamı. Ben şu an Amasya'yı haritada gösterebileceğimden emin değilim. Şehzadeler şehri diye geçer. Hala emin değilim. Bir sürü yatır var. Orası da Osmanlı'yı çok zor aşabilmiş bir yer yani. Hani hala da tarihi bir dokusu var ve çok sevilir. Aynı zamanda sancak beylerinin, ki birkaç kişidir sancak beyleri, ilk görev yerleridir. Abi Yeniçeri Ocağı'nın kalktığından haberleri var mı? Benim için bu önemli. Ağabey muhtemelen bahsedilmiştir. Çünkü son gittiğimde bayağı hummalı çalışmalar vardı diyormuşum. Neyse ağabey işte ama aslında bir gün ortamında yaş ortalaması 40-45 diyelim. Hanımefendiler bir araya geliyorlar. Börektir, çaydır, sohbettir derken zaman akıyor. İçlerinden biri şey sormuş. Siz neler dinliyorsunuz? Evet böyle bir soru sorulmuş. Sonra herkes sırasıyla işte anlatmaya başlamış. Oradaki insanlardan biri şey demiş. Ben demiş Muazzez Abacı. Dinlerim. Şimdi baktığında kontekst de uyuşuyor değil mi? Evet, Muazzez Abacı. Gün ortamı Muazzez Abacı. Biri demiş ki ben Muazzez Ersoy nostalji albümlerini dinliyorum. 1, 2, 3, 4. Ferhat Göçer yakışır. Yakışır, olur. Olur. Mustafa Ceceli. O da oturur. Ama gel gör ki içlerinden biri direkt olarak şu cümleyi kuruyor. Ben iflah olmaz bir Elton John hayranıyım.

Gerçekten cümle bu. Çok net yani. Ben diyor, kendim hakkında bir şey söyleyeyim. Ben iflah olmaz be Elton John hayranıyım diyor. Şimdi çıta yükseliyor mu, değişiyor mu bir şey oluyor orada. Peki bu bir grup terapisine dönmüş olabilir mi? Yani aslında bırakmak istiyor, bırakamıyor gibi bir durum var gibi. Çünkü iflah olmaz. Denemiş bırakmayı. Bir süre dinlememiş, çok özlemiş, geri dönmüş. Sanki böyle hikayeler saklı gibi.

kaç kere yemin etmiş, kaç gönüle girmiş ama Elton John'suz yapamamış bak yine geri gelmiş. Yüz bin kere tövbe etmiş gene Elton John dinlemiş. Ve pervasızca gibi bir anlamı var kelimenin ya iflah olmaz bir Elton John'a hayranıyım. Hani Elton John gelip kapıyı çalsa dese ki beni dinleme O der ki... -"Sana rağmen dinleme." falan yani böyle sert konuşur. -"Elton John'a rağmen Elton John için." -"İçin." Evet, iflah olmaz bir Elton John hayranlığım cümlesi. Bununla ne yaparsan yap şimdi. Ben birilerine hayranlığımı düşünüyorum mesela. Hayran olduğum sanatçılar var.

Ama bir noktada iflah olurum gibi geliyor. Öyle mi diyorsun? Bir noktada derim ki tamam ben iflah olurum. Yeterli, iflah oldum. Dinlemesem de olur diyeceğim bir noktaya gelirim gibi hepsinde. Yani bu kadar iflah olmaması gerçekten beni de şaşırttı. Peki böyle iflah olmaz bir şekilde sevdiğin biri çıkarsa karşına elini ayağına dolanır mı? Hani istemeden mesela doğru bir şey söyleyeceğine sırf heyecandan dolayı yanlış bir şey söyler misin? Kesin söylerim.

Yanlış olduğunu bile bile devam da ettiririm. O kadar da güvenilmez bir insanım. Bilmiyorum seninle sonumuz ne olacak Samet? Her hafta 20 dakika bir şeyler kaydeden birileri yalan söylüyordur. Kesin. Buradaki anlatılanlarda yalan çok. Arkadaşlar siz dürüst insanları 2024 Türkiye Sanat Camii aslında göremezsiniz. Göremezsiniz. 60'larda 70'lerde o güzel podcastlere binip

Gittiler insanın, affedersin, lehimine kaldı. Abi medyada çok fazla entelektüel var. Bu YouTube'da da böyle, televizyonda da böyle çok fazla yaşlı, çok fazla akademisyen var ve hepsi çok fazla konuda çok fazla fikir üretiyor. Bunlara çok fazla rağbet de var ve her konuda fikirleri var. Uzmanlığı kuş yemi de olsa mülteciler hakkında bir görüşü var mesela. Bu da merak ediliyor. Ben bunu anlayamadım ya. Bunun sebebini çözemedim senelerdir. Mesela sen diyelim bilim adamısın. Lütfen şu an rica etsen bilim adamı olur musun? Tamam ben şu an bir bilim adamıyım. Bilim adamısın. Sen 30 senedir kanser hücreleri üzerine çalışıyorsun. Kanser hücrelerine ara verdiğinde de zurnadürüm yiyorsun. Zurnadürüm, kanser hücreleri. Evet. Başka hayatında hiçbir şey yok. Tamam. Çok uzmansın, çok başarılısın. Sırf bu başarın yüzünden sana şöyle soru geliyor mesela. Akşam seni arıyoruz. Fethi Bey müsait misiniz? Bir soru soracağız. Bu Afganlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Abi şimdi ben bilimsel faaliyetlerde bulunuyorsam onun haricinde de zurna dürüm yiyorsam bundan ibaret bir hayatım varsa muhtemelen zurna dürüm yerken Ümit Özdağ'ı izlemişimdir. Ümit Özdağ'ı izlemişsem de Afgan meselesi hakkında bir fikrim vardır. Evet. Ve bence bu konu üzerine çok yapıcı, kapsayıcı bir teklifle cevap vermem yani. O zurnadürüm hayatıma bir yerden fobik bir durum sokmuştur benim. Çünkü zurnadürüm bir oltadır medyaya atılan ve ne kadar sıkıntılı ifade varsa o zurnadürüm yenirken izlenir, beyin de bunlarla dolar. Muhtemelen oradaki bilim adamı Fethi şey diyecektir, istemiyorum hepsi gitsin.

Hepsi gitsin savaşsınlar ya. Niye savaşmıyorlarsa. -"Biz öyle mi yaptık 1920'lerde?" falan der. O da öyle cevap verir. Bu da Zurnadürüm'ün suçudur ama yani. Onu da söyleyeyim. Ben sadece Acun Medya takip etmek istiyorum. Ben de yani bir süre, en azından bir 4 aylığına sadece Danso Kuduro dinleyip, parmak arası terliklerle ya da terlik arası parmaklarla hiç fark etmez, kırmızı ve mavi şeklinde ikiye ayrılmış takımların olduğu içerikler izlemek istiyorum.

Televizyonun, medyanın bize vereceği maksimum şey bu. Yani her konudan anlayan insanlar oluyor saat akşam sekizden sonra. Televizyonu açıyorsun, her konudan anlayanlar var sıra sıra farklı dörtlü kombinasyonlar halinde. Ağabey, İlber Ortaylı başarılı bir akademisyenken niye şu an stüdyolarda uyuyacak hale geldi? Bir program bitiyor, diğeri başlıyor. Ben artık yani İlber Ortaylı kadar içerik üreten kim var ya? İlber Ortaylı kadar içerik üreten bir tek Mesut Süre var bu hayatta.

Gerçekten yarışabileceği tek isim o. İkisi yani. Ben hakikaten İlber Ortaylı'ya buradan sormak istiyorum. İlber Evin Barkın yok mu diye. Hayda. Tüm bu anlattıklarım da bu şakayı yapabilmek içindi. Ya bence bu belaları başımıza Carl Sagan açtı.

Bilim diye bir şey vardı. Hadi normal insanlara bu bilimi anlatalım gibi bir hipsterlık öğrenmesinler bilimi. Öğrenmesinler. Bu normal insana bilgi verince bunlar şımarıyor biliyor musun? Sana çok net konuşayım mı? Çoğu insanın bir şey bilmesine gerek yok. Kimse o kadar da özel hayatlar yaşamıyor. Dolayısıyla yeter bu kadar yani. Bir de normal insana bilgi verince onlar onu ekmek zannedip yiyor. Evet gerçekten. Meğerse o bir sakızmış. Boğuluyorlar.

Şarkıcı Gökhan Özen'den hayranlarını korkutan açıklama. Temas kurmam yasak. Konserlerimden sonra sevenlerimle saatlerce foto çektirmeyi severek ve zevkle yapıyorum. Ama konser sonrası terim soğumadan gerçekleşen bu kulis seanslarında en az saatlerce yüzlerce kişiyle temas halinde olmanın beni ikinci kez yataklara düşürdüğü günlerde doktorlarımdan kesin talimat var. Bu temasları üzülerek sonlandırıyoruz.

Bu temasları üzülerek sonlandırıyoruz cümlesini. Etmesini istediğim o kadar çok siyasetçi var ki. Mustafa Sarıgül mesela. Bu temas bağımlılığından keşke kurtulsalar. Abi keşke herkesin temas kurması yasaklansaydı. Hastalık gibi sebeplerden de değil. Yani dümdüz, sebepsiz yasaklasak da temas işini komple kessek. Ben bu konuya biraz eleştirer bakıyorum Samet. Temas var, temas var. Şimdi mesela bunu söylemek rahat. Sen şu an dedin ya temas tamamen yasaklansa. Hem bizim için hem de diğerleri için düşünüyorum. Temas zannettiğimiz noktada biten bir şey değil. Yani tamam bu zorunlu selamlaşmalar, hayranların işte şey yapması falan biz de yaşıyoruz bunları biliyorsun Samet. Yani şimdi konserden sonra yalan mı söyleyeyim yani? İnsanlar ellerinde su şişeleriyle geliyorlar. İşte efendimizin nereni istersen ıslatabilirsin. Yaşamadık mı? Yeter, bıktık. Bıktık artık. Vallahi o sütyen atmalar, bir şey yapmalar gerçekten kadar geldi. Biz bu piyasaya sazımızı, sözümüzü dinletmek için geldik Samet. Biz insanların orasına, burasına uzattıkları su şişelerinden su dökmek için gelmedik. Yok burama imza at, atmıyorum. Yok sütyen attık, niye muhabbetini yap? İstemiyorum. Ben gerçekten söylüyorum. Bu sektörde cinsel yakınlaşma için yokum.

Ben bu sektörde sazımı, sözümü, singer'lığımı, songwriter'lığımı göstermek için varım. Dolayısıyla Gökhan Özen'e de hak veriyorum. Gökhan Özen'den bizi ayıran şu, doktorlarımdan kesin talimat var. Samet, senin doktorlarından talimat var mı? Benim doktorlarım diye bir şey olmayacak hayat boyu. Aile hekimin var mı? Aile hekimin vardır bir tane. Aynen. Gökhan Özen'in temas kurması zorunlu kılınsaydı, hayranlarını daha fazla korkutmaz mıydı bu?

Yani sürekli temas kurmanız lazım Gökhan Bey deselerdi. Ya bence Gökhan Özen biraz işin şovunda. Burada okuduğumuz cümle Gökhan Özen'in bir sitemi olmayabilirdi. Atıyorum müzisyenlerin sendikasından bayağı sendikal bir talep olarak da çıkabilirdi. Arkadaşlar bakın biz yoruluyoruz, o kadar sahne veriyoruz. Sahne bittikten sonra kulisteki bu selamlaşma, imza dağıtma, sarılma ritüeli bizi zorluyor. Denebilirdi. Ama şimdi şu cümlelerle de karşıma çıkınca ben ciddiye alamıyorum Samet. Yani bugünlerde doktorlarımdan kesin talimat var. Bu temasları üzülerek sonlandırırsın. Sen müşteri hizmetleri misin? Üzülerek sonlandırmıyorsun Gökhan Özen. Bunu sen rica ediyorsun zaten. bana daha az dokunulacak bir dünya yaratmak istiyorum önümde. Bunu söylemek istiyorum. Üzülerek demezsin. Şey mi demek istiyorsun? Ben bana kalsa hepinizi yalarım. Fakat bu talimattan dolayı yapamıyoruz. Şimdi kendine mutsuz. Üzülerek kelimesini herkes her yere çok koyuyor. Ünlü olsam böyle bir hastalık uydururdum bu arada. Bir ara Brad Pitt'in bir hastalığı vardı. İnsanın yüzünü tanımakta güçlük çekme hastalığı gibi bir şey vardı. Bir dakika şimdi Brad Pitt insan yüzünü tanırken güçlük mü çekiyor?

Öyleymiş, yüz körlüğü varmış kendisinde. Yüz körüyüm, Angelina Jolie ile evliyim. Oldu. Zannetmiyorum Samet ya. Şey gibi bir şey bu yani, ben tad alma duyumu kaybettim ama portakallı ördek yiyorum. Allah Allah, o zaman sorarlar yani. Komagene yeseydin o zaman. Evet, madem tat körlüğün var. Bir de bu gerçek bir hastalık olsa bunun kara mizahı da yapılırdı.

kesin yapılırdı bu mizahtan da sıkılırdık yani yüz körlüğü olan insana sürekli ben kimim ben kimim diye şakalar olurdu tanıdın mı ben babanım falan diye şakalar olurdu bu şakalardan gına gelirdi var mı böyle bir şaka yok yani o zaman böyle bir hastalık da yok Bir de şakaların hakikaten kendi içinde bir süreci var. Olmayan şaka ölür. Sence bu ben kimim şakası ergonomik mi mesela? Değil. Elendi işte. Bir de mesela ben kimim diye her soruşunda artık bir kendini sorgulama evresine dönüşüyorsa o artık şaka olmaktan çıkar, o felsefeye girer. Sıkıcıdır. Aynen. Onun için yan masaya. Biz şakayla ilgili özel idareyiz. Burası şaka masası. Aynen. Bize çıkıp derlerse ki sizin olayınız şaka değil, siz şununla şununla ilgili konuşuyorsunuz. Ben o noktada gerçekten çok fevrileşirim Samet. Çünkü aynen öyle kardeşimle ilgili geri dönüşler alıyorum. Diyorlar ki işte yer yer filoloji, yer yer paleografya, çoğu zaman birçok bilime atıf. Hadi be! Hadi oradan. Yok öyle bir şey. Biz şakalaşıyoruz. Biz mizah yapıyoruz. Bunun ötesinde de hiçbir iddiamız yok. Bende zaten izim körlüğü var. Ben izimleri hep karıştırırım. Onu ondan böyle ayırt edemem. O yüzden de bana bu konularla gelmeyin lütfen. Aynen. Bende de durum şöyle. Politik görüş. İki nokta üst üste görüşmeyeceğim. Bu bir Facebook bildirimi. Evet. Bu durumdayım yani. Hiç şaka kaldırmayayım. Sana ne landa çalışıyor.

T.C. Samet Karadeniz bir anayasa paylaştı. Samet ben sana bir soru sorayım. Mesela Brad Pitt'ten bahsettik ya. Peki senin bir zengin hastalığın var mı? Yani bu hastalık bende var, bu da beni çok rahatsız ediyor dediğin sike sürülmeyecek bir olay var mı sende? Ben de çok isterdim böyle bir hastalığım olsun. Ne bileyim işte bir kahve türüne alerjim olsun. Böyle siyah çay içince bayılayım. Bazı marka suları tükettiğimde acılar içinde can vereyim. Ben de çok isterdim ama ne yazık ki yok. Valla ben de düşünüyorum da bende düşme var.

Nasıl bir düşme? Düşmek bir hastalık değil, bir durumdur. Durumdur. Bende şöyle bir sıkıntı var. Mesela bedenim bir şey yapmak istemediğinde beynimi çok zorluyor. Mesela telefondayım konuşuyorum. Aylardır aramam gereken biri. Nihayet aramışım. Aramışım artık konuşacağım yani. Tamam, yeter diye böyle. İçimde de böyle bir ses var. Bu konuşma olsun görevimi yerine getirmiş olayım. Çünkü karşı taraf telefon bekliyor. Düşüyorum.

Gerçekten vücudum o konuşmaya devam ettirmemek için düşüyor, kendi çapraz bağlarını yırtıyor, mideyi sıkıştırıyor. Vücudum diyor ki, ''Bak, biz bunu yapmak istemiyoruz aslında.'' Ben bu söylediğine inandım çünkü bu podcast kaydına gelmeden önce de birkaç kere düştüm ben yolda, gözlemledim seni. Ağabey aksıyorum, evet. Ben neyi yapmak, neyi yapmamak istediğini çok iyi biliyorum. Ağabey ben topal değilim, isteksizim. İsteksiz oyun havasıyla.

Yayınımıza ara veriyoruz. Edremit istek sizi derler. Böyle birkaç ana motiften oluşur. Şimdi Gökhan Özen'den bahsettik ya. Evet. Gökhan Özen orada şey dedi ya, üzülerek söylüyorum. Doktorlarımın tavsiyesi bilmem nesi üzerine temaslar bitmişti. Evet, doğru. Ben de diyorum ki temas bağımlısıyım. Ben bir temas bağımlısıyım. Bunu da çok güzel bir şiirle açıklamak istiyorum. Hatta temas bağımlısıyız.

Demek istiyorum ben. Böyle bir şiirle o zaman taşlandıralım bu bölümü. Hem de gücendirdiğimiz bir insan varsa da onlardan özür niyetinde tam tersini söylemiş oluruz. Aynen öyle. İsteyen özür olarak alsın, isteyen tenkit olarak alsın umurumda değil. Değil. Bak ben buraya çok dolu geldim. Bunları bir an önce söylemem gerekiyor. Fethi ağlamadan şiire geçiyoruz. Evet, temas bağımlısıyız.

Siz temasfobikseniz, akrep burcuysanız siz, biz temas bağımlısıyız. Temasperveriz. Temas geriyorsa sizi, yılışık geliyorsa, yapış yapışsa temas, kaçıyorsa modunuz, çişiniz geliyorsa, ya da bir bahaneyse sizin için, eski sevgiliniz, lavaboya gitmek mesela, gidersiniz çünkü, kaçıyorsanız temastan, topuklaya topuklaya. Soğuk bir aşkın mantık evliliğine mesela, yeni evli gençlere faizsiz kredi imkanı için, sırf maaşlar birleşsin diye temastan vazgeçmek, niçin? Temas soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa temas, dating app'lerinizde alkanlarımızı içmekse, kişisel alanınızın kutsiyeti ise temas... Bu arada arada kutsi dediğiniz dikkatli kulaklardan kaçmamıştır.

O zaman buraya bir 3-4 saniyelik bir kutsi şarkısı koyabiliriz gibi geldi. Güzel. Biz temas bağımlısıyız. Yazın 3 sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla Aynen öyle kardeşim temas bağımlılığına devam ediyor hala Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)