
1.887 kelime · ~9 dk okuma
Bu oyaları ne kadar çok sevdiğimiz insan yurt dışına gidiyor değil mi? Belki siz bu podcast'ı zaten yurt dışından dinliyorsunuz. Bu podcast'ları yurt dışından dinleyen gerçekten çok fazla insan var. Ve yurt dışına gitmenin aslında hep ne kadar keyifli olduğunu, hatta yer yer bir kurtuluş olduğunu düşünen çok fazla insan da var.
Yurt dışına gitmek gerçekten bir kurtuluş mu? Gerçekten çok daha iyi mi? Türkiye'den uzaklaşmak bize çok iyi geliyor mu? Bence bunlar çok önemli sorular. Ve geçtiğimiz günlerde soru-cevap kısmını açtığımda göç etmekle ilgili de çok fazla soru geldi. Bugün uykumu kaçıranların bu bölümünde biraz uzakta olmak veya geri dönmek üzerine konuşmak istedim.
Ben göç ettiğimde, bundan 15 sene önceydi, ben 25 yaşındaydım. O zaman için çok bilinçli bir karardı benim adıma. Kendim özellikle çok istiyor değildim ama eğitim hayatım için çok daha iyi olacağını düşünüyordum. O zamanki Türkiye biraz daha farklıydı. O zaman bu kadar çok insan yurt dışına gitmiyordu bir kere, en üstünden. Ve aslında yaşam koşulları çok rahat olan bir yere gitmiştim ben, kendi adıma.
Ve hep öyle de oldu. Yani Amerika'da kaldığım süre içerisinde gerçekten rahat koşulların büyük ölçüde sağlanabildiği yerlerde yaşadım. Böyle olması yine de yabancı bir ülkede yaşadığımız zorlukları yok etmedi. Şöyle bir yerden söylüyorum. Yabancı bir ülkedeyken Türkiye'de sahip olduğumuz ve aslında konforuna hiç dikkat etmediğimiz şeylerin rahatsızlığını yaşamaya başlıyoruz. Mesela gidiyorsun ve hayatında ilk defa bir yerde yaşamaya başlıyorsun. Elektrikleri açtırman gerekiyor.
Ama sana dair ülkede hiçbir kayıt yok. Ya da bir sosyal güvenlik numarası alman gerekiyor. Çünkü oradaki varlığın daha önce hiç olmamış. Ya da mesela en ufacık bürokratik işlem Türkiye'de sürdüğünden inanır mısınız bilmiyorum ama daha fazla sürebiliyor. Bir banka hesabı açtırmak bile o kadar büyük bir iş ki. Bunları şöyle bir yerden söylemiyorum. Ya Allah'ım bunlar çok zor şeyler. O yüzden kimse gitmesin. Herkes Türkiye'de kalsın gibi bir yerden söylemiyorum. Sadece hep şunu düşünürdüm oradayken, ben yurt dışındayım diye... ...Türkiye'de olan arkadaşlarımın bana, ya sen oradasın zaten, senin keyfin yerinde... ...bir derdin yok gibi bir yaklaşımı olurdu. Ve bu o kadar gerçeği yansıtmazdı ki. Sadece oradaki sıkıntılarımı Türkiye'deki arkadaşlarıma anlatabilir olmazdım. Çünkü gerçekten orada olmanın zorluklarını ancak orada olan biri anlayabiliyordu. Bunu ülkeden bağımsız söylüyorum.
Oradaki henüz çok da fazla yerin olmaması, sürekli mesela oturum izniyle ilgili sıkıntı yaşıyor olmak... ...her daim bir şekilde birilerinin senin oradaki varlığını kabul etmesi ve... ...varlığını sürdürmek için senin için bir dokümentasyon sağlamak zorunda oluyor olması... ...inanılmaz derecede seni böyle parmak uçlarının üzerinde tutuyor aslında. Yani hep çok dikkatli olmak zorundasın, hiç hata yapmamak zorundasın.
Bu iş yeri de olsa, okulda da olsa, Türkiye'de... Türkiye'de değil miyim aslında? Kendi doğduğun, büyüdüğün yerde. Çünkü mesele Türkiye değil. Kendi doğduğun, büyüdüğün yerde sahip olduğun, rahatlığa sahip değilsin. Ana dilini konuşamamak apayrı bir problem. Çünkü ne kadar iyi yabancı dili konuşursan konuş, ikinci dili konuşmak her zaman daha fazla bir listelefor gerektiren bir durum.
Her zaman otomatik olarak en azından ilk gittiğimiz zamanlar Türkçe'ye dönüyor aklımız. Türkçe hissediyoruz, Türkçe düşünüyoruz. O yüzden de yabancı bir dilinde bazen farklı bir karaktere bile sahip olabiliyoruz. Ben mesela çok daha az şaka yaptığımı fark etmiştim İngilizce konuşurken. Çünkü o kadar hızlı olamıyorsun, ne kadar iyi bilirsen bil dili, o kadar hızlı şaka yapamıyorsun.
Öyle olduğu zaman mesela sosyal ortamlarda biraz daha sessiz olmak zorunda kalıyorsun. Arkadaşlık kurmak mesela bambaşka bir konu. Arkadaşlık kurarken ortak bir geçmişten gelmediğin için çoğu zaman insanlar seninle aynı çizgi filmleri izlememiş oluyorlar, aynı toplumsal olayları bilmiyorlar. Aynı müziği bile dinlememişler. Mesela televizyonda yaşanan hepimizi etkilemiş bir olay onların zihninde yok. Aynı şekilde onların zihninde olan onları çok etkilemiş olaylar da senin zihninde yok. Aynı mesela onlar için çok lokal olan bir müzik senin kulağına hiç gelmemiş olabiliyor.
O yüzden de konuşmalar en azın ilk zamanlarda istediğin kadar derinliğe inemiyor. İlişkilere bakış açın farklı olabiliyor. Aileye bakış açın farklı olabiliyor. Çocuk yetiştirirken farklı şekilde hissedebiliyorsun. Çocuğunun aileye karşı duymasını istediği duygular aynı olmayabiliyor. Öyle olduğu zaman bütün bu farklılıklar gerçekten yabancı gibi hissettirebiliyor insanı.
Bunu geçen sene depremden sonra yurt dışında yaşayan birçok insanın hissettiğini biliyorum. Tanıdıkları hiç kimse zarar görmediyse bile sadece bu ülkede böyle bir şeyin yaşanmasının trajedisi bu ülkede bir kere olsun yaşamış bir insanı etkilerken bir kere hal hatırlarının sorulmaması birçok insanı çok yalnız hissettirmişti. Bu aslında bir taraftan çok anlaşılır bir duygu. Çünkü kök salmak bu demek. Birilerinin senin nasıl hissettiğinle ilgileniyor olmasını bekliyorsun. Birilerinin senin geldiğin yerle ilgilenmesini bekliyorsun. Birilerinin senin kim olduğunla, gerçekten kim olduğunla ilgilenmesini umut ediyorsun.
Bir yandan da yurt dışında yaşamanın bence şöyle bir tarafı var. Türkiye'de ya da işte neyse doğduğun büyüdüğün yerde senin üzerine atanan bütün o tanımlar sıfatlar kalıplar okuduğun okullar çalıştığın yerler bunların hiçbirinin yurt dışında bir anlamı yok bir karşılığı yok. Sen burada en iyi işleri yapmış ol bunları aktaramayabiliyorsun. Bazen sıfırdan başlıyorsun. Bu sıfırdan başlama hali bence insana mütevazilik katan bir durum. Yani her ne olursa olsun sen her seferinde kendi içsel kaynaklarınla tekrar tekrar yeniden başlamak zorundasın. Ve kendini baştan orada kurmak, inşa etmek zorundasın. Bunu yapabilmek inanılmaz büyük bir mücadele örneği bence ve öz saygımızı çok geliştiren bir eylem.
Benim için şimdi Türkiye'yi özellikle söylüyorum. Türkiye ile yurtdışını ayıran en önemli farklılıklardan bir tanesi burada insanların dış kaynaklardan çok daha fazla besleniyor olduğunu farketmekti. Burada maalesef nasıl giyindiğimiz, nasıl gözüktüğümüz çok daha fazla önem taşıyor. Hangi telefonu kullandığımız, hangi arabaya bindiğimiz. Bu bizi bireysel olarak güçsüzleştiren bir şey bence. Ben birey olarak öne çıkmak istiyorum. Nasıl gözüktüğümle veya nelere sahip olduğumla değil. Yurt dışında, benim yaşadığım yerlerde de ve duyduğum başka deneyimlerde de insanların bu tip faktörlere daha az önem verdiğini duyuyorum. Bence bu çok güzel bir şey. Biraz daha keşke bizim de öğrenebildiğimiz ve toplumsal olarak uygulayabildiğimiz bir şeye dönüşse. Mesela dışarı çıkarken gerçekten iki kere düşünmesek ne giydiğimizi. Ya da hangi telefonu kullandığımızı. Gerçekten telefonumuz eskiyince telefonumuzu değiştirmek zorunda olsak. Ve bu şekilde yaşamayı hepimiz birbirimize daha fazla aktarabilsek. Daha mütevazi, daha basit, daha birey olarak önemsendiğimiz bir yaşam sürebilsek.
Yurt dışındayken benim de yaşadığım ve birçok yurt dışındaki insanın yaşadığını düşündüğüm bir başka durum da sınırlar konusuydu. Türkiye'de sınırlar çok fazla ihlal ediliyor. Bu fiziksel sınırlar olsun, duygusal sınırlar olsun, düşüncesel sınırlar olsun. Sınırlarımızın içinde sürekli başka insanlar var. Birileri gelip size ne zaman çocuk yapıyorsunuz diye sorabiliyor mesela.
Bu kadar özel bir soruyu, bu kadar rahat sorabilmek başka kaç kültürde vardır bilmiyorum. Ya da nasıl hissetmem ya da nasıl düşünmem gerektiği bana empoze edilmeye çalışılabiliyor. Bu anlamda sınır koymakta birbirimize çok zorluk çekiyoruz. Sokakta yürürken bile insanların dibinize girmemesi, sıra beklerken gerçekten hemen ensenizde başka bir insanın soluğunu hissetmemeniz çok zor.
Ama yurt dışında biraz daha bu fiziksel mesafelere veya insanların duygularına ve düşüncelerine daha fazla alanın açıldığını fark etmiştim. Bu ilk başta zorlayan bir durum oluyor bence. Çünkü biz sanki yakınlığı o sınır ihlalinden de alıyoruz. Sanki yakınlık o sınır ihlaliyle kuruluyor gibi. Halbuki sınırlarını koruyarak da yakın olmak mümkün ama bunu anlamak, kendi sınırlarını koruyabilmeye başlamak ve başkasının koruyabildiği sınırlarına saygı göstermek zaman içerisinde gelişiyor, oluşuyor. Bütün bunlardan sonra Türkiye'ye döndüğünde o zaman işte o sınır ihlalleri çok fazla dikkatini çekmeye başlıyor ve çok zorlanıyorsun. Sanırım geri dönmekle ilgili beni en çok zorlayan konulardan bir tanesi bu oldu.
O sınır hilalinin mesela Türkiye'de çocuk sahibi olduğunda, çocuğunun giydiğinden yediğine, nasıl konuştuğundan, senin çocuğunun nasıl davrandığına kadar her konuda birilerinin söz hakkına sahip olması mesela inanılmaz büyük bir sınır hilali. O yüzden aslında bence yurt dışına çıktığın zaman ve bir süre orada yaşadığın zaman bakış açın değişmeye başlıyor. Bütün zorluklarına rağmen diyeyim, yurt dışında yaşamak bence çok öğretici bir deneyim. Yani az önce söylediğim zaten insanı mütevazileştiren bir deneyim bir tarafıyla. Her ne kadar bunu pek öyle göremesek de sosyal medyada yurt dışında olan insanların bazen daha farklı şekilde davrandıklarını görsek de bence gerçekten bu deneyimi içselleştiren bir insanın daha kendisiyle hesaplaşmış, daha farkındalığı yüksek bir hale geleceğine inanıyorum ben.
Bununla birlikte aynı zamanda oradaki zorlukların, orada kendi tırnaklarınla bir şeyleri kazıyarak bir yere gelmenin yaşattığı haz bence insanda ömür boyu kalıyor. Yani buradaki networklerinin, tanıdıklarının, isminin, ailenin, okulunun, sağladığı imkanların hiçbiri olmadan gerçekten sadece sen olarak var olabilmek bence insana iyi geliyor. Bir de tabii ki yurtdışına gitme eylemini biriyle birlikte yapanlar hakkında da çok hızlıca konuşmak istiyorum. Ben yurtdışına eşimle gittim ve kaldığım süre boyunca peşimleydim. O yüzden benim için yurtdışı deneyimi biraz daha farklıydı.
Ve bu deneyim iki kişilik bir deneyim olduğu için bizim eyleğimiz adına devamlı birlikte mücadele verdiğimiz bir şey dönüştü. Ve bu bizim ilişkimizi çok daha iyi hale getirdi. Bağımızı çok daha kuvvetlendirdi. Bence yurt dışına birlikte gitme deneyimi çiftler için çok güzel bir sınav. Bu sınavı geçebiliyor muyuz? Yoksa bu sınavdan çakıyor muyuz? Yani bu sınavı eğer beraber geçiyorsak aslında bütün dünyaya karşı birlikte olabildiğimiz
ve birbirimizi besleyerek, büyüterek, elinden tutarak daha iyi hale geldiğimiz bir ilişkin içinde olduğumuzdan emin oluyoruz. Diğer taraftan, eğer bu deneyim bize iyi gelmiyorsa, bütün o yaşadığımız zorluklarda birbirimizin yanında olmuyorsak, birbirimizi daha ileri taşımıyorsak, aslında ilişki adına da çok şey söylüyor bu. O yüzden beraber yurt dışına gitme deneyimini yaşayanların da yaşadıkları tecrübeleri çok iyi anladığımı ve gerçekten o zorlukları da hissettiğimi buradan söylemek istiyorum. Ama bence yurt dışında yalnız olmanın da başka bir zorluğu var. Çünkü yurt dışında yalnız olduğunda
Çok iyi arkadaşlıklar kurmak doğal olarak zaman aldığı için ya da bir romantik partner edinmek doğal olarak zaman aldığı için, köklenmek zaman aldığı için, eve gelip de derdini anlatabileceğin, seni anlayacak, sana güç verecek, seninle beraber ağlayacak, bir insanı bulamamak bazen insana gerçekten kimsesiz hissettirebiliyor. Tek başınayken hasta olmak, tek başınayken bir zorlukla boğuşmak gerçekten normalde olduğundan daha zor hale gelebiliyor. Eğer bunları yaşıyorsanız, böyle zamanlarda hatırlayın ki her şey, bütün bu size iyi gelecek ilişkilerin kurulması zaman alacak. Ama eninde sonunda olacak. Eninde sonunda orada kendinize bir sosyal çevre edineceksiniz. Ve çok daha iyi hissedeceksiniz. Bu aslında yurt dışına çıkmış olma tecrübesinin bir parçası. Tekrar siz olarak bir yaşam kurmanın doğal bir parçası. O yüzden böyle zamanlarda memleketinizde bıraktığınız insanlarla tekrar temas içerisine girmek, onlardan güç almak, burada hala bir aileniz olduğunu, arkadaşlarınız olduğunu hissetmek size iyi gelebilir. Böyle deneyimlerden faydalanabilirsiniz. Bence hepimizin buna ihtiyacı var zaten.
Bugün birazcık bu Uykumu Kaçıranlar serisinde göç etmek, nasıl oluyor, nasıl hissettiriyor, hangi duygular normal, hangi duygular ortak, bunlardan bahsedeyim istedim. Umarım orada yaşayan herkese hem tanıdık gelmiştir, hem iyi gelmiştir. İnanın tecrübelerinize yalnız değilsiniz. Geri dönmek de bu arada bir tercih. Ben şeyi çok hissettim. Geri dönmenin böyle sanki hayat bir lineer giden, dümdüz giden bir yolsa sanki geri dönmek gerçekten geri dönmek gibi, sanki ilerlerken geri dönüyorsun gibi algılandığını hissettiğim zamanlar oldu. Ve bu benim geri dönme kararımı vermek de beni çok etkiledi. Ama geri dönmek istemenin de çok doğal olabileceğini, burada hala sizi çok seven veya sizin kendinize ait hissettiğiniz insanlar olabileceğini, mekanlar olabileceğini, buranın tanıdıklığının ve konforunun size iyi gelmesinin de doğal olduğunu hatırlamanızı isterim. Bu karar kadar orada kalmayı istemek de olan. Çünkü insanız ve ihtiyaçlarımız değişiyor, motivasyonlarımız değişiyor. Hayatımızın farklı dönemlerinde farklı ihtiyaçlarımız gelişebiliyor. Benim için mesela çocuk sahibi olmak çok büyük bir değişiklikti ve hayatta ilgili kararlarımı farklılaştırdı. Başka biri için başka bir hayattaki deneyim bu kararları değiştirebilir. O yüzden hep şunu hatırlamak, yani hiçbirimiz her zaman aynı şekilde hissetmek zorunda değiliz. Her zaman aynı şekilde kalmak zorunda değiliz. Esnek olmak, değişikliklere adapte olmak, değişiklikler sonucu bizde gelişebilecek durumları iyi değerlendirmek hepimiz için en önemlisi. O yüzden umarım kendinizi iyi dinlediğiniz ve kendinizi eziyet etmediğiniz bir süreçten geçersiniz. Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum. Başka bir uykumu kaçıranlar bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.