Podcast

İnsanlık Buzul Çağı'ndan Nasıl Sağ Çıktı?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir zamanlar çok soğudu hava. Öyle birkaç günlüğüne de değil üstelik... Yüzlerce, hatta binlerce yıl süren soğuklardan sağ çıktık bir şekilde. Elbette bu ortama dayanamayan sayısız akrabamız yok oldu gitti maalesef. Fakat biz dayandık. Çok hem de çok dayanıklıydık. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde Homo Sapiens’in o soğuktan nasıl sağ çıktığını, kendine hangi avantajları yarattığını inceliyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.852 kelime · ~9 dk okuma

Soğuk. O kadar soğuk ki. Aslında hep soğuk oldu. Doğduğunuzdan beri kar ve buz dışında bir şey görmediniz. Ama sanki her geçen gün daha da soğuyor. Sağdan soldan topladığınız çalı çırpıyla da mağaranız ısınmıyor artık. Ne yaparsanız yapın, ısıtamıyorsunuz bir türlü. Üstelik tek sorununuz da bu değil. En son ne zaman bir şey yediğinizi de hatırlamıyorsunuz.

Mağaranın bir köşesinde zula yaptığınız yiyecekler biteli zaten çok oldu. Artık bir şeyler yapmanız gerekiyor. Kendiniz için olmasa bile çocuklarınız, onların anneleri ya da size güvenenler için. Ateşin başından ayrılıp o soğukla savaşmanız ve onlar için yemek bulmanız gerekiyor. Fakat dedim ya soğuk. Dışarı adım attığınız an tehlike altındasınız. Sizi oyalayacak en ufak bir hata yaşamınıza mal olabilir.

Dolayısıyla dışarıda bir saniye bile kaybedemezsiniz. Buna rağmen bir cesaretle kalkıp mağaranın girişine doğru yürüyorsunuz. Siz yürüdükçe kar fırtınasının sesi de yükseliyor. Dün de böyleydi. Ondan önceki günde. Sahi en son ne zaman böyle değildi ki? Hatırlamıyorsunuz.

Transkriptin tamamını oku

O yüzden beklemenin hiçbir anlamı yok. Bir ağacı yontarak yaptığınız mızrağınızı kapıp, bir ayı ile savaşınızdan kalan ganimeti, ayı postunu geçiriyorsunuz üstünüze. Ve atıyorsunuz kendinizi fırtınanın ortasına. Göz gözü görmüyor bu esnada. Nereye gittiğinizi bile bilmiyorsunuz aslında. Derken, ufukta bir hareket görüyorsunuz. Evet, bir geyik bu. Belki de ailenizin son şansı. Kara kışı atlatma umudunuz. Hatta türünüzün devamı buna bağlı. Odaklanıyorsunuz. Küçük adımlarla yaklaşıyorsunuz. O kadar odaklanıyorsunuz ki soğuğu hissetmez, fırtınanın sesini duymaz oluyorsunuz. Sadece derin derin aldığınız nefesin sesi ve soğuktan ağzınızdan çıkan buharın görüntüsü var artık.

Bir adım. Bir adım daha derken… Aileniz için, çocuklarınız için, kendiniz için, tüm insanlık için atlıyorsunuz geyiğin üstüne. Kalan son gücünüzle alt ediyorsunuz geyiği ve sırtlayıp getiriyorsunuz mağaranıza. İşte bu sayede biz hayattayız. Sizin sayenizde insan, yani Homo sapiens bir kışı daha atlatıyor. Aslında kış da değil bu.

Siz farkında değilsiniz ama bir buz çağının üstesinden geliyorsunuz. Esasında her şeye rağmen hayatta kalmayı becenen atalarımızdan birinin hikayesi bu. Yazılı kayıtlarda bulamayız belki bu hikayeleri. Neticede hayatta kalmaya çalışırken kalemi kağıdı alıp günlük tutmalarını bekleyemeyiz insanların değil mi? Ama bu türden binlerce hatta on binlercesinin yaşandığına emin olabiliriz. Nasıl mı? Gelin size anlatayım.

Bir şekilde sağ çıktık o soğuktan. Zaman korkunç bir hızla aktı gitti. Yıl oldu 2024. Fakat takvimler bizi baya yanıltabiliyor. Dinleyenler hatırlayacaktır. 2023'ü kapatırken tarihte yaşanabilecek en iyi zaman adında yılbaşına özel bir bölüm yayınlamıştık. Orada da söylediğim gibi. Zaman algımız çok sıkıntılı.

1990'lar bile antik bir tarih gibi geliyor artık bazılarımıza. Ama biz 100 değil, 500 değil, 2023 değil neredeyse 300 bin yıldır buralardayız. 300 bin yıldır dolanıyoruz bu soluk mavi nokta üzerinde. Kendi ömrünüzde yaşadıklarınızı bir düşünsenize. Son 10 yılda yaşananları. Geçen 100 yılda. Bilimsel devrimlerin sonrasında olanları. Son 400 yıla. Son 1000 yıla dair okuduklarınızı. Şimdi bunu 300.000 yıla yayın. Neler neler yaşadık. Neler gördük.

Ne yıkımlar, ne felaketler, ne kıtlıklar, ne soğuklar atlattık insanlık olarak. Ve evet, bir zamanlar çok soğudu hava. Öyle birkaç günlüğüne de değil üstelik. Yüzlerce, hatta binlerce yıl süren soğuklardan sağ çıktık bir şekilde. Evete bu ortama dayanamayan sayısız akrabamız yok oldu gitti maalesef. Fakat biz dayandık. Çok. Hem de çok dayanıklıydık.

Bugün işte o soğuklardan bahsedeceğiz. Yediğimiz ayazlardan. Başta anlattığım hikayedeki adamın ve daha da genel olarak homo sapiensin bu ayazlardan nasıl çıktığından bahsedeceğiz. İnsan birçok şeye dayanma gücüne sahip. Öyle şartlara uyum sağlayabiliyoruz ki. Gerçekten inanılmaz. Özellikle de 115 bin yıl kadar önce başlayan ve iniş çıkışlarla neredeyse 100 bin yıl kadar süren buz devri. Bizi bayağı zorlamıştı.

Öyle ki Homo Erectus gibi aynı anda dünyayı paylaştığımız türlerin bu çağda veya hemen öncesinde nesli tükenmişti. Ama detaylara girmeden önce isterseniz önce buz devri nedir onu bir tanımlayalım. Öncelikle buz devrinden bahsetmek için dünyamızın çok uzun süre soğuk olması gerekiyor. Çok uzun süre derken milyonlarca yıldan bahsediyoruz.

Bu süreç içerisinde de elbette yavaş yavaş gezegenimizin kabuğunun buzla kaplandığına not düşmeliyim. Bildiğimiz kadarıyla da dünya 4.6 milyar yıllık tarihinde 5 büyük buz devri atlatmış. İlki 2 milyar yıl kadar önce yaşanmış ve 300 milyon yıl kadar sürmüş. Sonuncusu ise 2.6 milyon yıl kadar önce başladı. Ve size garip bir şey söyleyeyim mi? Biz hala teknik olarak bu buz çağının içerisindeyiz. Evet. Bir buz devri yaşıyoruz aslında.

Madem öyle peki niye her yer buz değil? Zira şu anda yaşadığımız dönem buz devirlerinde yaşanan ve interglacial yani buzullar arası olarak bilinen bir dönem. Buz devirleri içerisinde yaşanan dalgalanmalardan bahsediyoruz burada. Ve bu da sıcaklıkların kısmen arttığı bir süreçtir. Buzullar arası dönemde sıcaklıklar artar. Buzullar kısmen erir. Ve bu sıcaklık düşüşünün zirve yaptığı dönemlerde ise tekrar buzullanma başlar.

Şimdilerde 11.000 yıl kadar önce başlayan ısınma döneminin içerisindeyiz aslında. Ve bizim aklımıza gelen anlamıyla buz devri dediğimiz şey de 115.000 yıl kadar önceden başlayarak yine dalgalanmalarla 11.000 yıl kadar önce sona eren zirve dönemiydi. Şimdi gelin 11.000 yıl öncesine odaklanalım sizinle. Ama bunu kısa bir aradan sonra yapalım. Zira bundan sonra tarihin seyri biraz hızlı akacak.

Evet. Hazırsanız 11.000 yıl öncesine, ısınmanın başladığı o döneme odaklanalım birlikte. Tesadüflere inanmıyorduk değil mi? Hiçbir şey tesadüf değildi. Zira 11.000 yıl önce ısınmanın başlaması neye denk geliyor biliyor musunuz? İlk yerleşimlere. Yani medeniyetin doğuşuna.

Isınma desek de bu dönemlerde yine de Amerika ve Avrasya'nın çoğu buzullarla kaplıydı. İklim çok daha kuruydu ve deniz suyu buzullarda hapsolduğu için de deniz seviyeleri çok daha düşüktü. Bitki örtüsü olarak stepler vardı. Bazı yerlerde yeşil düzlükler ve çoğu yerde çöller yaygındı. Yani çok da öyle bir bahar havası yoktu anlayacağınız.

O süreçte yaşayan hayvanlar da çok yabancı değil bize. Boz ayılar vardı mesela ya da kurtlar. Ama bugün görmediğimiz nesli tükenmiş hayvanlar da vardı. Mamutlar, kılıç dişli kedigiller, dev tembel hayvanlar… Bu hayvanların yok oluşunda insanların avlanmasının etkisinin çok büyük olduğu düşünülüyordu.

Yani evet bu da çok anormal bir şey değil tabii ki. Bildiğiniz gibi 300 bin yıldır buralarda olduğumuz için bu türlerle baya temasımız olmuştu. Ve elbette Afrika'dan dünyaya yayılmaya başladıktan sonra maruz kaldığımız iklimler de oldukça çeşitlendi. Ortama baktığımızda bu dönemlerde dünyanın yüzde 30'undan fazlası buzla kaplıydı. Sıcaklık ortalaması ise 7 santigrat derece civarındaydı. Antarktika zaten buzla kaplı iken Kuzey Amerika'nın tamamı ve Avrasya'nın kuzeyi ki ülkemiz de buraya dahil buzulların altındaydı. Yağmur yağışı bugünkü ortalamaların neredeyse yarısı düzeyindeydi. Ve bahsettiğim gibi Denisovanlar, Homo erectuslar ve Neandertaller de belirli dönemlerde bizimle birlikte yaşadı bu süreçte.

Ama bizim, yani homo sapienslerin bir avantajı vardı. Denisovanlar ve Homo erectuslar Asya'da, Neandertal'ler Batı ve Orta Avrasya'dayken biz Afrika'daydık. İşte biz nasıl hayatta kaldık sorusunun cevaplarından biri de buydu. Konum çok önemliydi. Diğer türler buz çağının yaklaşmasıyla yaşanan ani hava değişimlerine maruz kalmış, yiyeceğe ve barınmaya ulaşımı çok zor hale gelmişti.

Özellikle de neandertaller için. Öyle ki bazı araştırmacılar bu türün nesnenin dolarak tükendiğini dahi söylüyor. Bu iddialar tam olarak kanıtlanmış olmasa da yaşam şartlarının çok zorlaştığını söyleyebiliriz. Kaldı ki Afrika'dan dünyaya yayılmaya başladıktan sonra neandertaller ile bir süre birlikte yaşamıştık.

Ve yine bazı araştırmacılara göre kısıtlı yiyecek imkanları karşısında onların sonunu getirenin biz olmamız da büyük bir ihtimaldi. Fakat bu zor şartlarda hayatta kalmamızı sağlayan en önemli etken bunlardan hiçbirisi değildi. Hayatta kalmamızı sağlayan şey hikayelerdi. Evet. Hikayeler. Birçok kaynağa göre bu dönemlerde Homo sapiens diğer akrabalarından çok daha kompleks bir dil geliştirmişti. Dahası bu dili akıcı bir şekilde konuşabiliyordu.

Diğer türlerden bizi temel olarak ayıran şey de tam olarak buydu. Dil üzerinde daha güçlü bir hakimiyet kurmak. Konuşabilmemizi, gözlemlerimizi çevremizdekilere ve sonraki nesillere aktarabilmemizi sağlamıştı. İşte her şeyi değiştiren de buydu aslında. Soyut düşünebiliyor, geleceği planlayabiliyor, ürettiğimiz teknolojileri aktarabiliyorduk. Bizim gibi konuşabilen diğer topluluklarla bir işbirliği kurmamıza, birlikte hareket etmemize olanak sağlıyordu bu.

Bunu destekleyen en önemli kanıtlar da paleolitik mağara sanatlarıdır aslında. Bundan 30 bin yıl öncesine dayanan Arjantin ve Fransa'daki mağara duvarlarında gördüğümüz hayvan çizimleri, insan el izleri ve benzeri semboller bize bir şey söylüyor. Onlar da doğayı anlıyorlardı ve mevsimlerle, bitkilerle, hava durumuyla veya hayvanlarla ilgili bilgileri aktarmanın bir yolunu bulmuşlardı. Hatta bazı evrimsel biyologlara göre bugün kullandığımız birçok kelimenin ya da ben, ateş, kül, kim, biz gibi ifadelerin kökeni de bu döneme aitti. Evet. Neandertenler fiziksel olarak soğuğa ve daha sert şartlara uygun bir fizyolojiye sahipti. Fakat bir dil geliştirme yetenekleri olmadığı ve işbirliği kuramadıkları için yok olmaktan kurtulamadılar.

Bizi kurtaran şey yine birlik olmaktı anlayacağınız. Fakat sadece konuşmakla olmazdı tabii. Birlik olan insanlık zor koşullardan çıkabilmek için yeni şeyler de geliştirmeliydi elbette. Bir sonraki avantaj da bunlarla bağlantılı olarak avcılık yeteneklerimiz ve teknolojik icatlarımızdı tabii. Bu arada diğer tüm homininlerin yani insansı türlerin de alet ve silah kullandığını biliyoruz. Fakat bizim avantajımız yine entelektüel birikimimizdi.

50 bin yıl kadar önce neandertaller de dahil olmak üzere birkaç insansı tür sivri uçlu silahlar geliştirmişti. Ama yine neandertaller fiziksel güç avantajını kullanıp yakından avlanmayı tercih ederken homo sapiens mızraklarla daha uzak mesafeden birlikte koordine olarak avlanmayı tercih ediyordu. Ve bu bizim için bir koruma sağlıyordu. Bu arada not düşmeliyim. O üstten baktığımız neandertaller alet-edevat inşa edip kullanabilen bir türdü aslında.

Yani birine neandertal misin diye hakaret etmeden önce tekrar düşünün. Evet neandertaller gelişmiş ve güçlü bir türdü. Ancak bizim biraz cılız, biraz da korkak olmamız aslında işe yaramıştı. Öyle ki avlanırken belirli bir stratejiye dahi sahiptik. Hayvanların kaçış rotalarında ateş yakarak gönüllerini değiştiriyor ve konuşarak bu planları birbirimizle paylaşıyorduk. Yani asıl avantajı alet kullanabilmek ya da güçlü olmakla değil yine iletişim becerimizle sağlıyorduk.

Ve zaten hali hazırda kısıtlı olan kaynaklara erişim konusunda diğer türlerden bir adım daha öne çıkabiliyordu. Onlara da pek bir şey kalmıyordu haliyle. Dolayısıyla da o türlerin neslinin tükenmesindeki en önemli etkenlerden biri de buydu. Yani bizdik. İnsanlık. Evet buzul çağından kurtulmamızı sağlayan başka meziyetlerimiz de vardı. Bunlardan birisi de giyinmekti elbette. Birçok bilim insanına göre insanlık tarihinin en önemli icadı yani iğne ile başarmıştık

Evet. Bundan 50 bin yıl öncesine ait iğneler bulundu arkeolojik çalışmalarda. İşte o iğneler sayesinde atalarımız kendilerine göre kıyafetler tasarlıyor ve dikiyorlardı. Bu arada neandertaller de giyiniyorlardı. Onlar biraz… Nasıl söylesem… Savaştı. Üzerlerine ne buluyorlarsa geçiriyorlardı. Homo sapiensler ise iç, dış ve üst olmak üzere farklı derilerden farklı katmanlar dikebiliyorlardı.

Fakat bu da yeterli değildi koca bir buzul çağından kurtulmak için. Karnınızı doyursanız da, üzerinize koruyucu kıyafetler de giyseniz bir yere kadar dayanabilirdiniz o soğuğa. İşte hayatta kalabilmemizi sağlayan en büyük marifetimiz de burada ortaya çıkıyordu. Barınma. Homo sapiens nehir yataklarında veya tepelerdeki derin kaya oyuklarında barınarak çok soğuk havalara ve rüzgârlara karşı korunuyordu.

Hatta çevredeki bitkileri kullanarak bir nevi çatı ve mağara girişlerine kapı dahi yapıyorlardı. Zaten ateşe hükmedebildikleri için oldukça sıcak yuvalara sahiplerdi. Hatta bir tür iskeleti olan derme çatma evler de bu dönemlerde ortaya çıkacaktı. Mahmut kemiklerini belirli bir şekilde dizerek, üzerini derilerle kaplayarak kendilerini ev yapmaya başlamışlardı. Mahmutlar da ayrı bir konu bu arada.

Bu türleri özellikle de bu buz devrinde sık sık avlayarak bir nevi soylarının tükenmesini hızlandırdı Homo sapiens ve bir noktadan sonra avlanacak hayvan bulamayınca diyetini değiştirmek ve tarıma yönelmek zorunda kaldı. Ama bu da başka bir konu. Yani özetle o veya bu sebeple hayatta kalabilmiştik. İnsanlık bugün bizlerin aklının alamayacağı zorluklara, doğa şartlarına karşı koyabilmişti. Bugün başımıza gelse kıyamet diye paniklere kapılacağımız onlarca felaketten sağ salim çıkmayı başarabilmişti atalarımız. Üstelik bu anlattığım türümüzün üstesinden geldiği ne ilk ne de son felaketti. Tüm bu avantajlar arasında bizi güçlü kılan en önemli şeyi fark etmişsinizdir. İletişim, konuşma, yardımlaşma, birlik olma…

Bu gücünü kullanmayı bildiğinde insanlığın yani bizim önümüzde hiçbir şey duramıyor. Güçleniyor, çoğalıyor, gelişiyor ve geleceğe çok daha umutlu bakabiliyoruz. Ve aslında bunu yapabilmek düşündüğümüzden çok daha basit.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)