Podcast

Entropi Teras I Bölüm 7

Misafir Odası

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Siz kafanızı toplamak ama üstü başınızı dağıtmak istediğinizde ne yaparsınız, hayali kitlem? Ben Beyoğlu'nda yürürüm ve bir bilim insanı gibi düşünürüm. Bordo rujum ve kırmızı eteğimle, İstiklal'in insan seline karışıyorum. Entropi.



Ortak Yapımcı: Yağmur Dolkun I Dolkun Production

Ses Tasarım ve Miksaj: Metin Bozkurt

Müzik: Okan Kaya

Proje Süpervizörleri: Tülin Özen, Tansu Biçer

Proje Koordinasyon: Şevval Balkan

Ses Tasarım Editörleri: Tolgacan Bozca, Cemre Dalyan, Batuhan Kösegil

Reji Asitanları: İpek Turgay, Sıla Kenar

Afiş: Onur Sipahi

Bölüm Konuk Oyuncusu: Meriç Rakalar (Kemal)

Bölüm Sonu Şarkısı: Nova Norda - Beni Biraz







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.991 kelime · ~10 dk okuma

Misafir odasında geçen hafta. Ben anlamam öyle aşk meşk şeylerinden. E nasıl oldu peki? Ne bileyim, dalgınlıkla. Ya dalgınlıkla mı sevgili oldunuz Ali abiyle? Görüşüyoruz biz Zeynep, sevgililik değil. Tamam tamam utanma. İşte o cuma sabah erken kalkmıştım. Öyle evde dolanırken banyoda ayağım kaydı. Az kalsın düşüyordum. Sonra düşündüm Zeynep. Ölebilirdim burada dedim. Sen de tek başıma olmaz mı dedin? Ölümlü dünya dedim işte. Öyle bir anda çıkıverdim evden. Ben eyleme gidiyorum akşam. Ne eylemi? Taksim'de eylem varmış ona gideceğim. Anne saçmalama ne işin var senin eylemle? Zeynep! Korkma Zeynep! Korkma! Dışar abla dikkat et! Boyunuz devrilsin! Biz kazanacağız! Ya teyze siz kimsiniz Allah aşkına? Bilmem! Zeynep ya! Biz hangisiydik çocuğum? Hangisiyiz biz?

Siz kafanızı toplamak ama kendinizi dağıtmak istediğinizde ne yaparsınız hayali ikitlem? Ben B yolunda yürürüm ve bir bilim insanı gibi düşünürüm. İşte bordo rujum ve kırmızı eteğimle istiklerin insansı eline karışıyor. Pardon. Gerçekimini düşünüyorum mesela. Dünya sizi kendine çeker ama siz de dünyayı. Güzel. Tatlıcılar,

nargileciler ve diskoteklerin önünden geçiyorum. İstemeyiz. Termodinamiğin ilk yasasını düşünüyorum. Evrenin toplam enerjisi sabittir. Demek ki Beyoğlu'nun görüntüsü değişse de ruhu hep aynı kalacak. Güzel. Buyurun hoş geldiniz. Sağ olun. Tam büyük Londra oteline geliyorum. Al işte annem arıyor. Eylemdeyim diyor.

Transkriptin tamamını oku

Çünkü termodinamiğin ikinci yasası entropidir. Evrenin düzensizliği durmadan artar. Taksim'de eylem varmış, ona gideceğim. Anne saçmalama, ne işin var senin eylemde? Kemal Bey'in odası... Umay, neredesin sen? Ne odası? Anne ben kapatıyorum, tamam mı şu an? Hayır,

dağılmıyorum. Ama işte entropi var hayaliye kitlen. Tüm çabamız bir düzenimiz olsun. Her şey tutarlı gitsin falan. Ama nafile. Gitmiyor işte. Mesela evinizdeki buzdolabı bile sıcaklığı sabit tutmak isterken dışarıyı ısıtıyor. O azıcık ısı her şeyi etkiliyor ve evrenin entropisini artırıyor. Siz domates bozulmasın, eti aylarca muhafaza edelim diyorsunuz. Hop, evren daha kaotik oluyor. Sonra daha çok buzdolabı, daha çok entropi.

Ben Umay. Buzdolabım boş, zihnim dolu ve Büyük Londra Oteli 203 Noğlu odanın önündeyim. Ya gidip ailemle uğraşacağım ya da bir süre bütün evren bir düzene girmişçesine keyfime bakacağım. Hoş geldin. Soyun. Dur ya bir soluklan Umay. Soyun Kemal hadi. Ben hemen nasıl moda gireyim şimdi? Ya boşver moda falan hadi. Soyun. Dur dur soyunma. Bir drink alsak bari ya. Sonra içeriz hadi. Sen süt yiyen yemedin mi? Çıkar şu eşofmanı hadi. Ben de seni çok özledim. Hayır, bu öyle romantik bir kavuşma falan değil Hayal İlkitlen. Beni az durdursun ama ha. Bunu Kemal'le dört yıldır yapıyoruz. Aynı şirketteyiz. O Londra'dan her geldiğinde büyük Londra Oteli'nin loş bir odasında. Çok güzel kokuyor.

Eğer okuduğunuz bir iki tane yaşam koçluğundan bozma romanla gaza geldiyseniz ya da Instagram'da psikoloji alıntıları filan paylaşıyorsanız bana bu tip bir takılmayla kendimi cezalandırdığımı söyleyip romantik bir ilişki tavsiye edeceksiniz. Ben de size diyeceğim ki... Yatağa geçelim. Entropi. Ne? Hı? Yok bir şey. Entropi dedin. Parfümüm diyorum. Çok güzel kokuyor.

Entropi diyeceğim. Sürekli artıyor. İşte tam da bu yüzden lokal düzenler genel düzensizlik tarafından yenilmeye mahkum oluyor. Azgın iş arkadaşım benim. Otur adamı nasıl aldın öyle? Dur dur dur saçım saçım saçım dur. Ne? Pardon ya. Ne oldu? Acıdı.

Bir dur Kemal, bir duralım mı? Bir dağıldı her şey. Aa, ben sana iyi gelirim. Sinirli mimarım. Tamam, tamam. Hadi ama bak, nasıl sertleştirdin girer girmez ha? Öyle mi? Hadi işin önüne çıkar artık. Hemen yavrum dur. Pardon, bir saniye. Kemal'i bekliyorum.

Ağzına sıçayım. Dur, istersen yardım edeyim. Dur, dur, dur. Dur. Hayır, hayır, ben... Allah'ım yarabbim ya. Yarı çıplak, yarı erekte bir otel odasında Eşofman ipiyle mücadele ediyoruz. Al sana entropi. Dur, dur, karışma. Sen ben halledeceğim. Ama bak, daha fena... Dur, dur, bak, sen... Yeni parmağımı sıktın be! Niye yırttın Eşofman'ı? Özledim seni.

Ne? Pardon. Pardon. Özledim dedin diye mi? Hayır, gerçekten sinirlerim bozuldu. Dedim sana moda girelim diye. Yok yok, senlik değil. Dursak olur mu biraz?

Tavanı izliyoruz. Eşofman yüzünden mi? Ne? Aslında kimono vardı üstümde de... ...ben böyle son anda değiştirdim. Ha, yok yok ya ondan değil. Yani bu kadar coştuğunu haber versen ben çıplak beklerdim seni. Kemal amma uzattın ya. Gerçekten onunla alakalı değil yani. Sen kimono mu getirdin hakikaten buraya? Giysene bir ya. Yok ya şey... Hadi ya.

Boşver ya sonra giyerim ben. Ya merak ettim. Şeyde giyerim ya işte Londra'da giyerim. Nasıl yani? Londra'ya geliyorsun yakında. Ya bir dur canım daha ortada folyo, yumurta yok. Yani son ikiye kaldım. Biliyorum. Biraz benim de katkım oldu tabii. Ne? Saçmalama. Ben şimdi seni kaytarmadım, kayırmadım desem yalan olur. Kemal bunu konuşmuştuk ama ya. İşi karıştırmayacaktık.

Bir şey yapmadım çok. Sadece bir kaza olmasın diye ben araya girdim. Peki. Tamam. Teşekkür ederim. Ben de bugün bunu konuşacaktım zaten. Neyi? Londra'daki işleri mi? Hayır hayır. Siktir et işi. Bizi. Sen Londra'ya gelince biz ne olacağız ulan? Sen biraz romantikleştin mi bugün ya? Ne oldu? Ya bir şey sordun. Bilmiyorum. Londra'da böyle eski bir otel yok mu? Ama ismi Büyük İstanbul olmalı bu sefer.

Şaka yapmazsan olmaz. Tamam be, kızma. Senin için her şey biraz şaka zaten değil mi May? Bu yaşadığımız da bir şaka. Yani açıkçası hiç düşünmedim bunu Kemal. Öyle mi gerçekten? Hiç düşünmedin mi? Londra'ya geleceksin ve dört yıldır seviştiğin adam orada. Aynı ofiste. Ne olacağını düşünmedin mi? Kemal şu an gereksiz uzatıyorsun gibi geliyor. Gereksiz mi? Ben senin için diyorum. Ne? Benim için mi? Hı.

Başka bir erkek olsa keyfini çıkarırım. Hem Londra'da da takılalım, hem de bu kadın beni darlamasın. Mis gibi hayat. Ben bundan vazgeçmeye hazırım. Gerçek bir ilişkimiz olabilir. Bilmiyorum, yani İngiltere'de her şeye sıfırdan başlarım, kafam rahat olur diye düşünmüştüm ama. Oh be, oh ne güzel dünya be. Yani böyle otel fantezileriyle öylesine bir şeyler yaşayarak mı geçecek hayatın? Bilmem.

Ya bu biraz saçma ve garip yani bence. Garip mi? Değil mi? Şu çiçek gerçek mi sence? Ne? Değiştirme konuyu. Değiştirmiyorum Kemal. Bak vazos çok güzelmiş ha bir baksana.

Ya sen şey, az önce eşofman ipiyle uğraşıyordun ya, orada gözünü... Al işte, al. Yine eşofman. Ulan giymez olaydım ben bu eşofmanı ya. Ya ona bir şey demiyorum. O gerçek çiçekse kim suluyor acaba? Ne kadar sağlıklı gözüküyor. Geldi aklıma. Of, of Umay ya. Ben ne diyorum, sen ne diyorsun? Orada gözünün önünde beni başka kadınlarla görünce sen kıskanmayacak mısın? Yani hiç düşünmemiştim açıkçası. Sen kıskanır mısın ki beni? Gidip İngiliz bebelerle mi yatacaksın? Yani... Düşünsene bir Umay.

Tek bir kişiyi seviyorsun. Sabit bir işin var. Güzel bir ülkede geleceğe güvenle bakıyorsun. Mutlu hayat bu değil mi yani? Seni hiç böyle ciddi görmemiştim ha. Umay, yani ben de sana bunu diyeceğimi düşünmezdim ama... ...büyü artık bir zahmet.

Daha da mı büyümem lazım? Belki de sigarayı bıraktığım gibi size de veda etmem gerekiyor hayali ikitlem. Daha normal ilişkilere, arkadaşlara ve daha büyük bir buzdolabına ve hatta klimaya doğru yolanmalıyım. Evet. Termodinamik yasaları yokmuşçasına Instagram psikologlarına kulak verdiğim düzenli bir hayat belki de yatağın diğer tarafında ve Londra uçağında beni bekliyor olabilir. Umay? Hı? Efendim?

Bir şey demedin. Pardon ya. Birazcık annemle, kardeşimle fazla vakit geçirdim bu arada. Deliriyordum az kaldı. Ya Kemal haklısın galiba. Hangi konuda? Ben de herkes gibi mutlu olmayı hak ediyorum yani. Benim de Merve gibi hedeflerim olmalı. Ben bunun için okudum, bunun için çalışıyorum. Nedir yani? Ha şöyle. Gel bakayım sen buraya.

Kemal, bir duralım mı? Gerçekten otel köşelerinde fantezi yapmayalım artık. Olur, sana gidelim. Yok, dur. Uyusak mı böyle? Hadi öyle olsun madem. Önce bir terasta sigara yapalım hiç olmazsa. Bıraktım ben. Vay, yeni bir düzen, yeni başlangıçlar. Öyle oldu biraz.

Kusura bakmayın hayali ikitlem. Entropiyi, başarısız aile deneyimlerini, kaotik bir ülkeyi yenmeye çalıştığımız o noktadayım. Kemal, Londra'yı düşün, basamakları tırman diyor. Ben de uykuya dalıyorum.

Hayır, uyuyamıyorum. Kemal zafer kazanmış bir komutan edasıyla horluyor. Güneş doğmak üzere. Gözüm sigara paketine ilişiyor.

Alıp terasa çıkıyorum. Elimde sigara, Ülgen gibi totem yapıyorum. 10'a kadar sayacağım. Eğer bir işaret gelmezse son bir kez yakacağım valla. 1 2 3 4 5 6 Telefon çalıyor. Toteme bak, sabahın köründe annem arıyor. Anne?

Umay, kızım beni şimdi polis tutukladı. Ne? Diyeyim ama. Neredesin? Geleyim mi? Yok yok. Ya anne of ya. Gitme dedik sana eyleme. Ayakkabımın teki yok ama çok mutluyum. Ayakkabımı getireyim. Neredesin bir söylesen. Bana bir şey oldu Umay. Ne oldu? Yaralandın mı?

Hayır, bir şey hopladı içimde. Tutamıyorum kendimi. Ay ne zahmet delirtmek istiyorsun ya sabah sabah gerçekten. Ay tutturdun bir delilik. Madem ölümlü dünya, izin vermek lazım kızım her şeye. Sen bunu ne söylemek için mi aradın ben sabah sabah? Estaş abla hadi. Hadi kapatıyorum şimdi. Fayruz var burada. Onun da bir telefon etmesi gerek. Fayruz kim? Mülteciymiş. Arkadaş oldum. Ay çok komik Türkçesi.

Ne arkadaşı Allah aşkına bir söyle. Dur, avukat lazım mı? Bir şey lazım mı? Yok, Zeynep örgütün avukatını aradı. Gelecekler. Ne örgütü anne? Ay yine unuttum adını. Fairuz, neydi bizim örgütün adı? Bizim mi? Kapattı.

Büyük Londra otelinin terasındayım. Haliç önümde. Güneş doğmak üzere. Bir sandalye de ben atayım şuraya be.

Hıh. Bir sen eksiktin. Oldu mu istediğin? Düzgün, başarılı bir hayata yayarken açıyorum. Ben manzarayı seyretmeye geldim. Hı, tabii tabii. Ay bak, annemi çekiştirmeye geldiysen ne olursun git, Ülgen de çekiştir. Yok ya, asıl Galatasaray ne topçu aldı diyecektim ya. Makine ya, makine. Hıh, çok komik. Hı, hep sen mi sarkastik konuşacaksın? Sana mı çekmişim acaba? Öyle gözüküyor.

Ne diye geldin ki ya? Açmasaydın kutuyu. Biliyor musun? Anneni kıskanmıyorum. Sen mi? Gerçekten. Bırak ya. İçimden gelmiyor. Hatta Ali Bey'i tanımak isterdim ya. Benle aynı kadını seven insanı. Sen annemi sevmedin ki. Ya sevdim. O yüzden gidip otel köşelerinde... Neyse ya.

İnsan aynı anda birden fazla kişiyi sevemez mi Umay? Sevemez baba. Peki. Öyle olsun. Ben evlendiğimde 20 yaşındaydım Umay. Baba olduğumda da 21. Biz ne zor şartlarda evlat büyüttük falan diye başlayacaksan hiç başlama. Hayır Umay. Ben ne yaşayıp yaşamadığımı bilmiyorum ki. Valla buradan hiç öyle gözükmüyor ama. Ha işte. Bu da benim rolümdür.

Adam ol. Çocukların için en iyisini iste. İşten çık, hafta sonu maç izle, rahatla. Evden çık, başka bir kadınla gizli gizli birlikte ol. Ne güzel ya. Kurmuşsun düzenini işte. Düzen mi? Umay, kendimi oyaladığım bir hayattı bu. Sen şimdi doğsan, yine aynılarını yapardın baba. Nereden biliyorsun? Belki futbolu sevmezdim de voleybol severdim.

Belki evlenmezdim. Ne bileyim açık ilişki yaşardım. Çok eşli olurdum. Ya gerçekten neyi seviyorum bilmiyorum ki. Dünyayı dolaşırdım belki ya da küçük bir şehirde dükkan açardım. Fantezilerim olurdu. Belki ekstrem spor istiyordum. Belki grup seks seviyordum ya. Baba ne diyorsun ya? İyice abarttın. Yok gerçek bu kızım. Ben kendi hayatımın misafiri gibi oldum. İşte babanın düzeni.

Ama sonunda her şey daha karışık oluyor. Olsun, karmaşıklaştıkça ihtimaller artar. Daha mı iyi yani? Entropi diyorum kızım. Ay sen de mi ya? Ben de. Entropi diyorum, hayatı daha iyi yapmaz. Onu mümkün kılar. Yani gitmem gerektiğini mi düşünüyorsun? Kontrol etme. Bırak dağınık kalsın. İzin ver diyorum sadece.

Yok ya. Yine annemle birlik oldunuz bana karşı. Öyle mi? Dedim sana aşığım diye. Yine de bok gibi babaydın. Evet. Sen de bok gibi ablaydın. Doğru. Terapistlerin tutuklama hakkı olsa müebbet yeriz değil mi? Hele böyle tavsiyeler verdiğini duysalar var ya. Eee? İnstagramda görsen like'lardın. Yani baba demin grup seks yaparken seni hayal etmek zorunda kaldım ve hiç mutlu değilim. Ne olacak be? Dövme de yaptırırdım şöyle.

Acaba bambul mu açsak sana ya baba? Hı? Tam senlik. Açarız. Açardık. Yani. Yaşasaydım. Baba? Ben öldüm Umay. Ben gerçek değilim. Bu yaşadığımız an, bu da gerçek değil. Duvara karşı filminden hatırladığım bir sahne sadece. İşte oradayız hayali kitlem.

Hayal ve gerçeğin birbirinden ayrıldığı o noktadayız. Ben artık yarım kalan bir parfüm şişesiyim sadece kızım. Hiç bitiremeyeceğim bir parfüm şişesi. Bu kadar. Baba sana hem kızgınım hem özlüyorum. Biliyorum. Kusmadın bu sefer. İlaçtan değilmiş demek. Değilmiş. Gidiyorsun.

Evet. Keşke böyle vedalaşabilseydik. Hangi şarkı çalıyor? Beni Biraz Gerilere Götürüverip Gideverdin Nova. Hiç bilmiyorum ama güzelmiş. Bir tane. Kalanlara selam olsun o zaman.

Misafir Odası bir Podbeam hediye yapımıdır. Ortak yapımcı Yağmur Dolkun, yazan Volkan Çıkıntıoğlu. Yöneten Tunç Şahin. Ses tasarım ve mikser Metin Bozkurt. Müzik Okan Kaya. Proje süpervizörleri Tülün Özen Tansu Biçer. Proje koordinasyon Şevval Balkan. Ses tasarım editörleri Tolga Can Bozca, Cemre Dalyan, Batuhan Kösegil. Reji asistanları İpek Turgay, Sıla Kenar. Afiş, Onur Sipahi. Oyuncular. Umay, Aslı İnandık. İştar. Derya Alabora. Rıza, Serkan Keskin. Kemal, Meriç Rakalar.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)