
5.168 kelime · ~26 dk okuma
Herkese merhaba. Bu kaydı 2 Nisan 2024'te alıyoruz. Yani 31 Mart 2024'ten 2 gün sonra. Ne geceydi ama. Hanginiz bekliyordunuz doğru söyleyin. Ben bekliyordum ya diyeni sahneye alalım. Açıp konuşalım. Hepimiz için sürpriz oldu. Yani CHP'nin büyük şehirleri kazanacağı tahmin ediliyordu da...
Bu kadarını bekleyen var mıydı Allah aşkına? Ankara'da 30 puan fark, İstanbul'da 12 puan fark. Hele ki Anadolu. Afyon, Adıyaman gibi AKP kaleleri CHP'ye geçti. Manisa ve Kastamonu MHP'den CHP'ye geçti. Gözgat ve Sivas. Ya da Şanlıurfa. Sağın kaleleri bunlar ya. AKP'nin elinden çıktı ve yeniden Refah ve BBP'ye geçti.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde 22 yıllık iktidar partisi darmadağın oldu. Zihnimizi zifiri karanlığa hapseden umutsuzluk hali yerini yeni bir umuda bıraktı. Bu umutta karanlığa bir mum yaktı. Bu nedenle 31 Mart kutlanması gereken bir güne dönüştü. E kutlu olsun hali.
Peki AKP mi kaybetti yoksa CHP mi kazandı? Bu sonuçlarda hangisi daha çok etkili oldu? Bu soruya bölüm boyunca cevap arayacağız ama sorudaki hatayı girişte izin verin düzeltelim. Aslında ne AKP kaybetti ne de CHP kazandı. Böyle bir soru seçimin asıl öznesini, seçimin asıl kahramanını nesneleştirmemize neden oluyor.
Seçimin galibi Ekmelettin İhsanoğlu'na bile oy veren, yıllardır seçim yenilgileriyle kahrolmasına rağmen direncini kaybetmeyen, 22 yıldır Erdoğan'a ve iktidarına zihnen direnen, 2023'teki hayal kırıklığına rağmen sandığa küsmeyen, kurumsal muhalefetteki onca tutarsızlığı görüp yine de sandığa giden toplumsal muhalefet oldu. Halk kesimleri umutsuzluğunu ve öfkesini yüreğine gömdü ve 31 Mart'ta mahallesindeki okulun yolunu tuttu. ayakta kalmakta direnen, mücadelesinden vazgeçmeyen, umutsuzluğa kapılsa dahi sorumluluklarını unutmayan toplumsal muhalefet, kurumsal muhalefeti de uçurumdan kurtardı. Bu nedenle bu sonuçlardan mutlu olan kesimler aslında toplumsal muhalefete şükran borçlu olmalı. Halk kesimleri CHP'yi uçurumdan kurtardı. Bu haliyle bence bu seçimin kim tarafından kazanıldığının cevabı belli.
Kurumsal muhalefetin başarısını küçümsemeyelim ama kurumsal muhalefeti kurtaran da toplumsal muhalefet oldu. Her ne olursa olsun sandığa gitme iradesi bu seçimleri iktidar için bir hezimete dönüştürdü. Bunu laf olsun diye demiyorum. Bu bölümde AKP'yi ve CHP'yi konuşacağız ama Bu konuşmanın sonunda karşımıza çıkan tablo, bize toplumsal muhalefetin gücünü gösterecek. Bu nedenle, kimi alkışlayalım sorusuna önce kendimizi alkışlayarak cevap vermeliyiz. Bu başarı, siyasetçilerden çok halkın başarısıdır. Kutlu olsun.
Fakat bu bölümde AKP mi kaybetti, CHP mi kazandı sorusuna yanıt ararken daha önemli bir soru üzerine de beyin jimnastiği yapacağız. Mart ayında gelen bu başarı 10 ay önce, Mayıs ayında neden yaşanmadı? Kimimizin bu soruya kestirme cevapları var? Trendtopik Podcast serisi tam da bu kestirme cevapları sorgulamak için var.
Sorumuz belli. Mart 2024'te her ne olduysa olan o şey, Mayıs 2023'te neden olmadı. Uzatmanın alemi yok. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
31 Mart seçim sonuçlarının bu şekilde sonuçlanacağını bekleyen var mıydı? Açıp konuşayım ben beklemiyordum. Kendi adıma İstanbul'da İmamoğlu'nun kazanabileceğini düşünüyordum ama Murat Kurum'un da kazanması mümkündü. CHP'nin 2019'da kazandığı 21 il belediyesinin azalacağını, Antalya'nın falan kaybedileceğini tahmin ediyordum.
İstanbul'da da İmamoğlu kazansa dahi belediye meclisine çoğunluk elde edeceğini falan beklemiyorduk. Bu beklentisizlik hali neden kaynaklanıyor? Muhtemelen Mayıs seçimlerinde ağzımız yandığı için 31 Mart yoğurdunu üfleyerek yiyorduk. Zihnimiz Mayıs seçimleri nedeniyle manipüle olmuştu. Muhalif halk kesimleri Mayıs'ta özgüvenini tümüyle yitirmişti. Siyaset bilimi Solözel'de BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada bu konuya değinmiş.
Büyük şehirlerde CHP'nin başarılı olacağını kamuoyu yoklamaları zaten söylüyordu. Fakat işte Mayıs ayında herkesin ağzı yandığı için de hiç kimse tamam garantidir alacağız falan da diyemiyordu. Büyük sürpriz... CHP'nin sadece kıyılardan içeriye doğru açılması değil, bütün Anadolus hattında varlık gösterebilmesiydi. 2019 yerel seçimlerinde CHP 21 il belediyesi kazanırken, bu sayı 2004 seçimlerinde 35'e yükseldi.
Hiç ama hiç tahmin edilmeyen, AKP'nin kalesidir denilen pek çok il AKP'den CHP'ye geçti. Uşak, Afyon, Denizli, Kütahya, Kırıkkale, Bursa, Balıkesir, Adıyaman, Kilis, Giresun ve Zonguldak AKP'den CHP'ye geçen iller arasında. Buna bir de MHP'den CHP'ye geçen Manisa ve Kastamonu gibi illeri de eklemek gerekir. Bazı iller CHP'ye geçti, bazı iller de CHP'ye geçmedi ama AKP'nin elinden çıktı. Sivas mesela, Büyük Birlik Partisi kazandı. Şanlıurfa veya Yozgat mesela, yeniden refaha geçti. Böylece AKP'nin belediyesini elinde tuttuğu ilk sayısı 39'dan 24'e düştü.
81 ilin sadece 24'ü AKP'de. Yüzdeye vurursak, kentlerin %30'unu elinde tutuyor iktidar partisi. Fakat, il sayısı bazında bakarsak AKP kentlerin %30'unu elinde tutuyor da, daha çarpıcı bir veri, bu kentler nüfusa göre bakarsak Türkiye ortalamasının altında nüfusa sahip olan daha düşük nüfus değiller. Şöyle söyleyeyim, an itibariyle yaşadığı ilin belediyesi AKP'li olan 19.573.000 vatandaşımız var. Geri kalan vatandaşlarımızın hepsinin yaşadığı şehirlerde AKP belediyesi yok. Yani tüm nüfusun yalnızca %23'ünün il belediyesi AKP'li. Halkımızın %77'sinin il belediyesi iktidar partisinde değil. Bu çok net yenilgi de Erdoğan tarafından kabullenildi.
Her siyasi parti kendi bünyesinde seçim sonuçlarını analiz edecektir. Biz de partimizin organlarında 31 Mart seçimlerinin neticelerini açık yüreklilikle değerlendireceğiz. Öz eleştirimizi cesaretle yapacağız. Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte sandık sonuçları bize ülkemiz genelinde mahalli idarelerde iltifa kaybı yaşadığımızı gösteriyor. Elbette yerel bazda yaşanan bu gerilemenin sebeplerini ayrıca masaya yatıracağız.
Erdoğan'ın konuşmasından çıkan manşet, irtifa kaybı ve öz eleştiri ifadeleri oldu. Seçim yenilgisini kabullenen Erdoğan'ın bu tavrında bence sonuçlardaki netlik etkiliydi. Sonuçlar flu olsaydı, fark bu kadar büyük ve net olmasaydı, bu kadar terbiyeli olurlar mıydı? Emin değilim. Fark az olduğunda seçimi tekrar atacak kadar ileri gidebilen bir yapı, bu seçimde efendi olmayı, terbiyeli olmayı tercih etti. Denebilir ki, halk iktidarı terbiye etti.
Merhabalar, merhabalar. Biliyorsunuz son günlerde şöyle bir soru var. İstanbul seçimleri neden yeniliniyor? Neden? Bunu bilemeyecek ne var? Çünkü çaldılar, yakalandılar. Şimdi hesaplaşma zamanı. Yıldırımlar çakacak. Ne zaman? 23 Haziran'da. Ankara'yı ele alın mesela. İstanbul'da Ekrem İmamoğlu, rakibi Murat Kurum'a 12 puan. Ankara'da Mansur Yavaş, AKP'li Turgut Altun Ağa 30 puan fark attı. Bu daha önce çokça seçim yenilgisi yaşamasına rağmen CHP'nin dahi başına gelmiş bir hezimet değildi. Yani bu kadar ağır yenilgiyi CHP bile tarihinde yaşamamıştı.
Bu verilerden yola çıkarak AKP kentlerden sürüldü, taşraya, kasabaya hapsedildi desek yeridir. Çok kültürlü metropollerde, 2014'ten bu yana gözlenen eğilim bu seçimde artık tümüyle aşikar oldu. AKP artık bir kasaba partisi haline geldi. Kentlerde geniş halk kesimlerinin AKP'ye dönük tepkisi artık son derece görünür halde.
Metropoller AKP'yi bir safra gibi kusarken devlet gücüne haiz bir parti ancak küçük kentlerde, taşrada, kasabalarda tutunabiliyor. Ya öyle de 10 ay önce Mayıs'ta olmayan şey 10 ay sonra Mart'ta nasıl oldu? Bakın ne güzel soru değil mi? Mayıs'ta olmayan şey Mart'ta nasıl oldu?
E çok basit Kılıçdaroğlu yanlış adaydı, başka bir ada çıkartılsaydı hiç bunları yaşamayacaktık ifadesi haklı olduğu kadar basit bir cevap olur. Bu önermenin haklılığını masaya koyalım ama önermeyi biraz derinleştirelim. Bir kere Mayıs'ta yaşanan seçimin bir genel seçim olduğu, bu seçimde de Erdoğan'ın oylandığı, Mart'takinin ise bir yerel seçim olduğu adlanmamalı. Bu meseleye de vurgu yapan Özciyen Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Evren Balta, BBC Türkçe'ye şöyle cevap vermiş. 2023 genel seçimlerinde hükümet özellikle milliyetçiliği ve ülkenin bekasını çok ciddi bir biçimde kullanmış bu konuyla ilgili pek çok kampanya yapmıştı. Dolayısıyla belki de ilk mesele bunun bir yerel seçim olması ile ilişkili.
İkincisi ekonomik krizin derinleşmesiyle ilgili ve aslında alt gelir grupları tarafından hissedilmeye başlamasıyla artık ilişkili. Büyük ihtimalle Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy verenler, daha önce oy vermiş olanlar, oy vermeyi düşünenler sandığa gitmeyerek dolaylı bir tepki gösterdiler. Gerçekten de AKP'li seçmenler sandığa gitmemiş mi? Verilere bakarak yorumlamaya çalışalım. Evren Balta'nın haklı uyarısı üzerine yerel seçimlerin kendi dinamikleri olduğunu unutmadan son iki seçimi değil, son iki yerel seçimi kıyaslayalım. 2019 ve 2024.
2019'da 57 milyon 93 bin seçmen varmış. 2024'e gelince seçmen sayısı 61 milyon 430 bine çıkmış. Yani son 5 yılda seçmen sayısı 4 milyondan fazla artış göstermiş. Peki seçmen sayısı 4 milyondan fazla artmış da oy kullanan sayısı ne olmuş? Efendim 2019'da 46 milyon 431 bin geçerli oy kullanılmış.
46 milyon 431 bin. Fakat 2024'te bu sayı bırakın artmayı 46 milyon 46 bine düşmüş. Yani seçmen sayısı 4 milyondan fazla artarken geçerli oy sayısı 400 bin kadar azalmış. Bu veriyi size tersinden sunayım. 2019'da 10.6 milyon seçmen sandığa gitmemiş veya geçerli oy kullanmamış.
2024'te bu tavırda olan seçmen sayısı 15.3 milyona çıkmış. Yani 2019'a kıyasla yaklaşık 5 milyon seçmen sandığa gitmemiş veya protesto uygulanmış. İşte bu veri gösteriyor ki AKP'nin başaramadığı bir şey var. Yani AKP kaybetti demek doğrudur. CHP kazandı demekten önce AKP kaybetti demek doğrudur.
AKP'li seçmenlerin önemli bir kısmı sandığa gitmemiş. Nitekim 2019'da 20.584.000 olan AKP'nin seçmen sayısı 2024'te 16.339.000'e düşmüş. AKP'nin aldığı oyda da 4 milyonluk bir azalma yaşanmış. Bu durumu AKP'li seçmenleri yakından gözleyebilen Erdoğan fanatikleri de fark etmiş olacak ki Twitter'daki sohbet odaları sandığa gitmeyen seçmenlere sövenlerle dolmuş.
Sandığa gitmeyen insanlar da var. Bunlar bizden insanlar yani. Sözde bunlar AK Parti'ye gönül vermiş insanlar. Onlar da ayrı bir namussuz. Onlar da ayrı bir namussuz, şerefsiz. Bu kadar bir insanı gücüstü bırakılmaz ki. Böyle bir şey olmaz yani. Yazık, günah. Buradan hareketle şunu diyebilir miyiz? Ha, demek ki AKP'li seçmenlerin bir kısmı sandığa gitmeyince, CHP'li seçmenler ise sandığa sahip çıkınca başarı gelmiş. Evet, bu etkili olmuş ama sadece bunu söylersek bazı verileri yorumlamakta zorlanırız. Eğer böyle olsaydı, CHP'nin oy sayısının aynı olması gerekirdi ama öyle değil.
Çünkü CHP'nin de oyuna bakmak gerekir. 2019 yerel seçimlerinde 13.983.000 seçmen CHP'li adaylar oy verirken bu sayı 2024'te 17.391.000'e yükselmiş. Yani tarihsel bir andır CHP AKP'den daha çok oy almış.
Ayrıca CHP oyunda da 3,5 milyona dayanan bir artış var. Yani sadece AKP'liler seçime gitmemiş değil, CHP oyları da artmış. Hem de İYİ Parti ve DEN Parti ayrı aday çıkartmasına rağmen yaşanıyor bu artış. O halde şunu da söylemek gerekir. 2019'da AKP'ye oy veren seçmenlerin azım sanmayacak bir kısmı, bu seçim sandığa gitmiş ama oyunu CHP'ye basmış. Kastamonu'nu ele alalım mesela. 2019'daki CHP oyu 11 bin, oy oranı %18.
2024'teki CHP oyu 32 bin, oy oranı %49. Sağ siyasetin kalelerinden biri olan Kastamonu'da her iki seçmenin birinin oyunun CHP'ye gitmesi her şeyden öte büyük bir başarıdır. Bu başarının altını çizmek gerekir. Yani evet doğrudur AKP'li seçmenlerin bir kısmı sandığa gitmemiştir de bir kısmı da gidip CHP'li olaylara oy vermiştir.
Bu haliyle CHP'nin başarısını da sümen alta etmemek gerekir. Fakat CHP'nin kurumsal başarısı kadar siyasette heyecan yaratan bir figür olarak Ekrem İmamoğlu'nun başarısı da unutulmamalı. Sadece İstanbul değil, İmamoğlu etkisinin memleket satında etkili olduğunu düşünüyorum ben. Bir kişinin vesayet dönemi bugün itibariyle bitmiştir. Bitmiştir! Cumhuriyet
Ve demokrasi bugün itibariyle tam yol ileri demiştir. Sorumuza geri dönelim. Neydi sorumuz? Mayıs'ta olmayan şey Mart'ta nasıl oldu? Bu soruya verilecek ilk cevap Mayıs'taki aday tercihinin yani Kılıçdaroğlu'nun yanlış tercih olduğuydu. Fakat sadece buna yoğunlaşmak hakikati ıskalıyor. Seçimlerden birinin genel, diğerinin yerel seçim olduğu da unutulmamalı. Bunu da söylemiştik.
Buradan hareketle, CHP'nin bir yerel iktidar partisi olduğu, CHP örgütlerinin yerel seçimlere, genel seçimlere kıyasla çok daha motive olduğu da onu atlanmamalı. Bu size garip gelebilir, bana da garip geliyor ama hakikat bu arkadaşlar. CHP örgütleri genel seçimlerde değil ama yerel seçimlerde 10 kaplan gücündedir. Çünkü CHP'nin iktidar namına gördüğü şey 47 yıldır belediyelerden ibarettir.
Belediye imkanlarının ne anlama geldiğini çok daha yakından gözler CHP'liler. Kaybetmek büyük cezadır, kazanmak büyük ödüldür. Bu nedenle yerel seçimlerde CHP örgütleri çok daha dinamiktir. Üzücü fakat maalesef öyle. Maalesef CHP örgütleri yerel seçimlerde çok daha dinamik çalışıyor. Genel Başkan Özgür Özel de teşekkür konuşmasına CHP örgütleriyle başladı. Hatta örgütlere teşekkürü duygulanarak yarıda kesmek zorunda kaldı.
Kampanya yapmak çok önemli ama bu örgütün isimsiz kahramanlarına, sabah erkenden kalkıp parti binasını açanlara, birazdan gelirler diye çayı koyanlara, dileklere bayrak asanlara, broşür de ötenlere, kapı çalanlara... Türkiye! Türkiye! Türkiye!
Hepsine bütün bütün parti emekçilerine baba evinin bekçilerine çorbasını kaynatanlara bacası tütsün diye odun çekip ocağa taşıyanlara Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne teşekkür ediyorum. Bu seçim Mayıs'takinden farklı olarak bir yerel seçimdi ve CHP daha motiveydi. Tersinden düşünelim. Erdoğan'cılar için de motive olacak şey çok daha azdı. Sonuçta oylanan kişi Erdoğan değildi. Yani seçimlerin genel ve yerel olması arasında böyle bir fark var. Peki başka ne var? Kılıçdaroğlu yanlış adaydı, tamam. Bu seçim yerel seçimdi, tamam. Gelin başka ne var sorusuna kısa bir aradan ardından konuşalım.
Aradan önce Mayıs ve Mart seçimleri arasındaki farkları inceliyorduk. Bence unutulmaması gereken bir diğer şey de ekonomik durumdur. 31 Mart 2024 itibariyle halkın ekonomiye dönük kavrayışı son derece kötümserdi. Ne yani Mayıs'ta çok mu yedik, ekonomi Mayıs'ta da kötüydü? Dediğinizi duyar gibiyim. İddialı bir yanıt vereyim. Halkın ekonomisi Mayıs'ta daha iyiydi arkadaşlar.
Bunu Tüketici Güven Endeksi üzerinden ölçmek mümkün. Bu endeks aslında 4 bin küsur haneye yapılan anketlerin puanlanarak endekse dönüşmesinden ibarettir. Yani TÜİK'in yaptığı bir anket sonucudur bu endeks. Halkın ekonomik algısını ölçer ve puanlar. Tüketici Güven Endeksi 200 üzerinden puanlanır.
Bizde endekslerin 90'ın altında olması durumun kötüye gittiğine, 90'ın üzerinde olması iyiye gittiğine işarettir. Yani iyi olmasa da halk nezdinde güvenilirdir, halk memnundur diyebiliriz. Nitekim AKP'nin girdiği referandumlar da dahil, 18 seçimin, bakın 18 seçimin sadece 3'ünde tüketici güven endeksi 90 puanın altındaydı. Yani AKP seçime girdiğinde bir biçimde seçim ekonomisi sayesinde belki de tüketici güveninin 90'ın üzerinde gerçekleşmesini sağlayabiliyordu. Tüketici güveninin 90'ın altında puanlandığı seçimlerden ilki, 3 seçim var demiştim ya, ilki 7 Haziran 2015 seçimleridir ki biliyorsunuz AKP tek başına hükümet kurma hakkını bu seçimde kaybetmişti.
Tüketici güveninin 90'ın altında olduğu ikinci seçim, 31 Mart 2019'dur. Burada da sonucu biliyorsunuz. AKP, İstanbul ve Ankara'yı kaybetmişti. AKP'nin bu zamana dek tüketici güveninin 90'ın altında olduğu iki seçim olmuş ama 80'in de altında indiği hiçbir seçim olmamıştı.
Ta ki 31 Mart 2024'e dek. Mart ayı Tüketici Güven Endeksi 79 puanla seçim dönemlerinin en düşük seviyesini gördü. Böyle bir atmosferde iktidar partisi seçimlerden ağır bir yenilgiyle çıktı. 22 yıldır daha önce hiçbir seçimde seçim ayında tüketici güveni 80'nin altına inmemişti. Mart 2024 hariç. Fatih'te yapılan bir sokak röportajı da bu hakikati açığa çıkarıyor. Millet
Ekonomiden dolayı. Yani bu maişet emekli takımı. Gariban takımı. Zaten senin desteklerin oydu. Şimdi düşün kiracının 20 bin olmuş, senin 10 bin de kalmış. Ve bu adam evine ekmek götüremiyor. Bir kısımda lüks hayatlar yaşıyorsan, bunun hesabı sorulur abi ya. Zor oyunu bozar. Unutmayalım bunu arkadaşlar. Zor oyunu bozar.
Can acırsa, can acıyan eşek, çok af buyur, atı geçermiş. Sana destekleyen, belleyen gariban kesim, sen ona bakacaktın, ona. Benim görüşümü alınsaydı, ben öyle derdim. Kiminizin aklına e peki Mayıs'ta kaçtı bu tüketici güveni sorusu geliyor olabilir. Hemen cevap vereyim. Mayıs'ta yani geçen sene 2023 Mayıs'ta tüketici güveni 91 puandaydı. Ya nasıl olur ya demeden önce, bana kızmadan önce bir dinleyin. Mayıs ayında halkımızın önemli bir kısmına göre ekonomi fena değildi. O an itibariyle kötü olsa dahi gelecekte düzelecekti. Yani ümit var bir durum söz konusuydu.
İnanması zor gelebilir ama inanın. Halkımızın ekonomi algısının son derece kısa dönemli oluştuğunu bilin. Aydan aya, haftanın haftaya değişkenlik gösterebilir. Bu algıyı belirleyen en önemli değişkenlerden biri de döviz kurularıdır. Bakın, 1 Ocak 2023'te dolar kuru 18,75 TL ile günü kapatmış.
Seçim günü olan 14 Mayıs'ta ne kadar olmuş biliyor musunuz? 19.54 TL. Yani bakın seçimden önceki 5 ayda dolar neredeyse sabit tutulmuş. 5 ayda dolar kuru yalnızca 70 kuruş yükselmiş. Üstelik depreme rağmen olmuş bu. Bu göstergede rezervlerden dövizi sabit tutmak için satılan 50 milyar doların etkili olduğunu söyleyelim. Bakın 50 milyar dolar dile kolay. Bu dönemde net rezervler 27 milyar dolar kadar erirken
Merkez Bankası da swaplarla 23 milyar kadar borç almış. Yani toplamda 50 milyar dolar kadar kaynak seçim için harcanmış. 50 milyar dolar ya, dile kolay. Gelin iki seçim arasında yapılan bir yayına. 26 Mayıs 2023'te Ekonomik Gazetesi'nin YouTube kanalına gidelim. Gazetenin manşetini dinleyelim.
Merkez Bankası'nın swaplar dahil net rezervleri 21 yılın ardından ilk kez eksiğe indi. Swap hariç net rezerv ise eksi 60,3 milyar dolara ulaştı. Döviz kurlarındaki artışı baskılamak amacıyla gerçekleştirilen müdahaleler Merkez Bankası'nın net uluslararası rezervlerini 1 Şubat 2002'den sonra ilk kez eksiğe düşürdü. Sürekli iniş seriyle 12 Mayıs haftasında 2,33 milyar dolar seviyesine kadar düşen net rezervler 18 Mayıs haftasında ise eksi 151,3 milyon dolara geriledi. Yılbaşından bu yana net rezervlerdeki toplam düşüş 27,7 milyar doları buldu. Sadece dolar kurunu sabit tutarak tüketici güvenini kazanmak mümkün değil ama doların sabit kalabilmesini sağlamak önemli. Bu sayede enflasyon beklentisi de şekillenecektir.
Seçimden sonra rezervlerden yapılan müdahalelerin terk edilmesinin ardından başımıza geleni gördük. Bakın 14 Mayıs'ta mazotun litresi kaç liraydı biliyor musunuz? 18,5 liraydı. Bugün mazot 40 liranın üzerinde, hatta 44 lira. Ekrem İmamoğlu da kendisine rabia işareti yapanlara mazot fiyatıyla takıldı seçim boyunca. Vallahi haklısın.
Haklısın, dolar da 40 lira oldu, mazot da 40 lira oldu. Onun için 44 işareti yapıyorsun, haklısın, anlıyorum seni. Teşekkür ederim, anlıyorum seni. Mazot da 40 lira oldu, dolar da. Ama olsun, sizi de mutlu edeceğiz. Hiç endişelen olmasın, hiç. Bunun yanında her 5 seçmenden birini oluşturan emekli de unutulmamıştı. Aralık 2022'de en düşük emekli maaşı 3500 liraydı. Ocak 2023'te bu tutar 5500'e çıkarılmıştı. Bu tutara Temmuz ayında düzeltme yapılacağı söylendi ama Mayıs'ta seçim vardı. Böylece Mayıs'tan önce görmediğimiz bir şey gördük. Daha önce de böyle bir şey görmemiştik. Ocak ayında maaşına zam gören emekliler Nisan ayında bir daha zam gördüler ve maaşları 7500 TL'ye çıktı. Düşünün lütfen, Aralık'ta 3500 TL alıyorsunuz. Seçim ayı olan Mayıs'ta maaşınız, yani 5 ay sonra maaşınız 7500 TL'ye çıkıyor. Ya bu 5 ayda ne kadar enflasyon olursa olsun, bu 5 ayda %120'lik bir enflasyon yok. Yani her şekilde emeklinin durumu, seçim günü Aralık ayından daha iyiydi. 5 ayda 2 adet zam ve toplamda %114 zam gördü emekli.
Döviz kurunu sabit tutmak için yakılan 50 milyar dolar. Emekliye 5 ayda yapılan 2 zamla emekli maaşlarında %114'lük artış. Sadece bunlar da değil. Yahu Mayıs'ta Batı Karadeniz'de doğalgaz bulduk diye seçim ayı olan Mayıs'ta bu halka doğalgaz faturası ödetilmedi. Bu ay doğalgaz bedava dendi. Ya bolluğa bakar mısınız? Şimdi de
Karadeniz gazının sevincini, mutluluğunu, coşkusunu 85 milyon doya doya yaşayabilelim diye ikinci müjdemizi açıklıyorum. Bir ay boyunca Türkiye'nin tamamındaki konutların doğal gaz tüketiminden ücret almayacağız. Bakın Ocak 2023'te Rusya'ya olan 20 milyar avroluk doğal gaz borcunuz bir yıl erteleniyor, dönüyorsunuz Batı Karadeniz'de gaz bulduk diye seçim ayında halka bedava gaz dağıtıyorsunuz. Yetmiyor bir de üzerine Sosyal Yardım Organizasyonu'nu Mayıs seçimleri için değiştiriyorsunuz. Ne demek o? İzin verin anlatayım. Bizde sosyal yardımlarda hak eden hak etmeyen ayrımı yapılır.
Hak etmeyenler listesinde, Haziran 2022'ye dek hanede sigortalı ya da emekli bir kişinin varlığı yeterliydi. Yani hanenizde biri çalışıyor veya emekli maaşı alıyorsa, o hane sosyal yardım transferlerinden dışlanırdı. Fakat Haziran 2022'de, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde oluşturulan aile destek programıyla, daha önce sosyal yardım kapsamı dışında olan 3 milyon haneye, 850 TL ile 1250 TL arasında aylık bağlandı. Sadece bu proje için 13 milyar TL kaynak ayrıldı. 3 milyon hanede daha önce sosyal yardım almayan 9,5 milyon insana para dağıtılmış oldu. Sadece bu da değil. Ağustos 2022'de, bakın çok ilginç bir program. Ulusal Hane Ziyareti Programı adı altında. 3.3 milyon haneye bakanlık yetkilileri ev ziyaretleri gerçekleştirdi ve bu ziyaretlerde Erdoğan'ın broşürleri ve sosyal yardımlar tanıtıldı. Düşünün, 3 milyon hane diyorum, 10 milyondan fazla insana seçimden önce gidilip, Erdoğan'ın selamını getirdik, var mı bir ihtiyacınız, gelin bir çay içelim denilmiş, böyle sorulmuş.
her biriyle yarım saat görüşülmüş. Bunları yapanlar da parti yetkilileri falan değil, hepimizin vergileriyle finanse edilen bakanlık personelleri. Peki, aile destek programı ve ulusal ev ziyareti programları ne zaman başlamış ve ne zaman bitmiş? Aile destek programı Haziran 2022'de başlıyor ve Mayıs 2023'te bitiyor. Ulusal ev ziyaretleri programı Ağustos 2022'de başlıyor ve Temmuz 2023'te bitiyor. Yani bir yıllık programlar. Ve ardından bitiriyorlar. Seçim bitiyor ve bu programlar rafa kalkıyor.
Bu iki program da hedefe dönük ve yoksul haneleri Erdoğan'la tutmayı hedefliyor. Erdoğan kazanıyor ve her iki programda rafa kaldırılıyor. Artık kemer sıkmak gerekiyor. İnşallah seçimlerden sonraki dönemde bunun benim vatandaşıma yansıması çok daha farklı, çok daha olumlu bir şekilde tecelli edecektir. Emekliye seçimden önce verilen iki zam, seçimden sonra emekliye zam yapılmamasına neden oldu. Çünkü devletin hesabı Mayıs seçimlerinde altüst edilmişti. Temmuz'da memura ve asgari ücretliye zam yapılırken emekli beklenti içine girdi. Aralıkta da 7500 TL olan en düşük emekli aylığı sadece %33 zamla 10.000 TL'ye çıkarıldı. Yetmedi bir de seçimden 3 ay önce, yani Mayıs seçimlerinden 3 ay önce EYT çıkarıldı. 3 milyondan fazla insan bir de emekli edildi.
EYT maaşları da Nisan'a ve Mayıs'a yetiştirildi. Böylece 3 milyon insan Mayıs'ta emekli maaşlarının yanı sıra bir de emekli ikramiyelerini aldı. Türk halkı için Mayıs ayında her şey yolundaydı, işler düzeliyordu. Reis'le 5 yıl daha devam dememek için ekonomik bir gerekçe yoktu. Buradan hareketle şunu diyebiliriz. Mayıs 2023'te bu halkın ekonomiye dönük algılarıyla oynanmış, pembe bir tablo çizilmiş, tüketici güveni bu şekilde arttırılmıştı. Fakat yerel seçimlerden önce böyle bir çaba içine AKP de girmedi. Zaten ekonomik tablo da buna uyumlu değildi. Ekonomi yönetiminin başında da rasyonel Mehmet'le liyakatli Hafize yerleştirilmişti. Erdoğan koltuğunu garanti altına aldıktan sonra ekonomi programı 180 derece değiştirildi.
Çünkü kelimenin gerçek anlamıyla tencerenin dibini Mayıs'tan önce sıyırmıştık. Fakat bu sıyırmadan halkın haberi yoktu. Daha sonradan anladı. Doğalgaz müjdesini 20 Nisan'da veren Erdoğan, ertesi gün faizlere ilişkin de şöyle konuşuyordu. Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselemez. Faiz devamlı düşecektir.
Amerika'da faiz yükselebilir. Avrupa'da yükselebilir. Ama Türkiye'de faiz düşecek ve göreceksiniz enflasyonda faizle beraber düşecek. Türkiye 100 yılı gibi tarihi bir vizyonu, 3-5 kara borsacının hırsının kurbanı etmeyeceğim. Türkiye 100 yılı vizyonunu 3-5 kara borsacıya yedirmem diyen Erdoğan seçimlere %8,5'luk politika faiziyle girdi. O günden bu yana geçen 10 ayın 9'unda sert faiz atışları yapılarak politika faizi %50'ye yükseltildi.
Şimdi Mayıs'ta olmayan Mart'ta nasıl oldu sorusuna eli yüzü düzgün birkaç cevap verebiliriz artık. Birinci cevap, Kılıçdaroğlu yanlış adaydı. İkinci cevap, Mayıs'ta genel seçim yapıldı, Mart'ta ise yerel seçim. Üçüncü cevap, Mayıs ayında ekonomiye dönük algı daha iyiydi.
Fakat bu üç cevap bizi hakikate yaklaştırsa da, hakikati tam olarak kavramımıza izin vermiyor. Çok açık ki Mayıs ayında seçime gidilen iktidar kurgusu, yani altılı masa vizyonu yanlıştı. Yani sadece aday değil, koalisyon kurgusunda sorun vardı. Bu konuda çok kısa bir değerlendirme yapmak isterim. Derdimi tek cümleyle özetleyeyim. 6'lı masanın kurgusu içinde 6 liderden biri adaylaşmak zorundaydı ve bu 6 liderin de bildiği, 6 liderin de onayladığı bir hakikatti. 6'lı masada 6 liderden bir başkası adaylaşamazdı. İzin verin izah edeyim.
Şubat 2022'de, 2023 demedim bakın, Şubat 2022'de 6 liderin ilk kez bir araya geldiğini gördük. Çankaya Belediyesi Ahlatlıbel Tesisleri'nde 11 Şubat 2022'de ilk kez bir arada poz veren 6 lider, 28 Şubat 2022'de yani yaklaşık 2 hafta sonra Bilkent Otel'de parlamenter sisteme geçişin yol haritası başlıklı belgeyi kamuoyuyla paylaştılar. Türkiye siyasi tarihine geçecek bu an çok değerli, bu fotoğraf çok değerli. Bu ilk ortak metnin ardından ben ve fikir danıştığım arkadaşlarımın aklında iki soru vardı. Bundan sonra aday mı belirlenecekti yoksa iktidar olduktan sonra neler yapılacağı tespit edilip aday seçim satına girince mi belirlenecekti? Bence merakımız yerindeydi. Altı lider bir araya gelmişti. Eee aday kim olacaktı?
Sorduk, soruşturduk ve öğrendik ki önce bir tür koalisyon metni hazırlanacaktı. Anayasa teklifi bile hazırlanacak, ortak mütabakat metni oluşturulacak, yani iktidar olduktan sonra nelerin yapılacağı önce bilinilecek, aday talih hale getirilecek, ondan sonra tespit edilecekti. Bunu öğrendikten sonra benim için adayın kim olacağı açıklığa kavuşmuştu. Sorunun cevabı artık çok netti.
aday kim olsun diye sormanın bir anlamı yoktu. Altılı Masa kurgusu Kılıçdaroğlu'nun adaylığını dayatıyordu. Altılı Masa bunca çalışmayı yaptıktan sonra kendi dışından birini aday gösteremezdi. Bu siyasetin olağan akışına aykırı olurdu. Altılı Masa'nın kurgusu Kılıçdaroğlu'nu aday yapmak üzere organize edilmişti. Aksi mümkün değildi. Mart 2022'den itibaren Kılıçdaroğlu aday olmasın demek, Altılı Masa dağılsın anlamına geliyordu.
O zamanlarda da tabii bu altılı masaya ciddi umut bağlanıyordu. İşte DEVA gelecek, AKP'den oy çalacak falan, muhafazakarlar da burada toplanacak falanlar filanlar. Yani en azından o dönemki hava buydu. Bunu da en iyi, iyi partililer biliyordu. Fakat bunu demeye de kimsenin yüreği yetmiyordu.
Yani altılı masa dağılsın da kimse diyemiyordu. Çünkü iktidarın yolunun partilerin işbirliğinden geçtiği görülüyordu. Bu tarih itibariyle hakikati gören gazeteciler ne yapmalıydı? Kılıçdaroğlu'nun riskli bir adaylığı olduğu ortadaydı. Ama kendi adıma söyleyeyim, zaten aday olacağı muhtemel bir kişiye aday olma demenin de anlamsız olacağını düşünüyordu. Bu gerçeği başta İyi Parti olmak üzere CHP'liler de görüyordu. Altılı Masa'nın kurgusu CHP'nin ve Kılıçdaroğlu'nun işine geliyordu ama İyi Parti bu kurguda Gelecek Partisi'yle, Deva'yla, Saadet'le veya Demokrat Parti'yle haklı olarak eşitlenmek istemiyordu. Fakat Akşener doğrudan masayı karşısına alsa bu sefer de seçmen beklentilerini boşa düşürecekti, oyunbozan olacaktı.
Masaya kattığı güçle İyi Parti'nin oyları %15'in üzerinde ölçülürken, Akşener masayı karşısına almak yerine daha basiretsiz bir yola girdi. Bir tür slogana dönüştürülen ifade, Oldu. Siyasi elitlerinin dışındaki çevreler, kazanacak aday ifadesine hak veriyor, hak verdikçe Akşener popülaritesini arttırıyordu. Fakat Altılı Masa'nın kurgusu bunca şeyi altı liderin belirledikten sonra dışarıdan bir adayın tespit edilmesini de mümkün kılmıyordu. Adayın Kılıçdaroğlu olacağı, Bunun da Altılı Masa'nın varoluşunun bir gereği olduğu taa Şubat 2022'de belliyken, yaklaşık 13-14 ay boyunca adayın kim olacağı suni bir tartışma olarak halkın önüne kondu. Kazanacak aday demek, Altılı Masa'nın tüm bu ıvır zıvır çalışmalarına son vermesi, bir aday belirlemesi, bu adayla kazanılması, iktidar olduktan sonra ne yapılacağına, iktidar olduktan sonra karar verilmesine dayanıyordu.
Şubat 2022'den bu yana belliydi ki aday Kılıçdaroğlu'ydu. Şubat 2022'den itibaren altılı masanın bir araya gelmesine onay vermek demek, Kılıçdaroğlu'nun adaylığına da 3 aşağı 5 yukarı onay vermek demekti. O tarihten itibaren Kılıçdaroğlu aday olmasın demekle altılı masa dağılsın demek aynı şeydi de bunu geniş halk kesimleri aynı şey olarak kavramıyordu. Halk istiyordu ki bu 6 partinin güç birliği olsun hem de 6 partinin liderinin dışında karizmatik bir aday olsun. Bu ikisinin aynı anda olmayacağı çıktı. Zira bu durumda 6'lı Masa'nın tüm mutabakat metinleri boşa düşerdi. Ne yapacaksınız? Biz bir yıldır bu kadar mutabakat metni hazırladık. Böyle bir çerçeve belirledik. Şimdi dışarıdan bir aday belirleyelim. O aday da bu çerçevenin içine girsin. Siyaset yapmasın demek o. Akşener de kazanacak aday derken aslında 6'lı Masa kurgusuna itiraz ediyordu.
altılı masa dağılsın demenin siyaset dilindeki tercümesi, kazanacak ada ifadesiydi. Böylece altılı masa kurgusunun politik vizyonu, İmamoğlu veya Yavaş'ın adaylığına daralıyor, adaylık tartışması politik vizyonun önüne geçiyor, böylece kurgu tümüyle sığlaşıyordu, derinliğini kaybediyordu. Hak verir ya da vermezsiniz. %15'lik tabanı bulunan İYİ Parti kendisini bu masa nedeniyle deva ve gelecek ile eşitlemek istemiyordu. Kazanacak aday çıkışları da aslında Kılıçdaroğlu'ndan ziyade masanın kurgusunu bozmak için söyleniyordu. Yoksa farklı bir kurguyla İYİ Parti Kılıçdaroğlu'na da pekala onay vermeye hazırdı? Bakın altını çiziyorum. Farklı bir kurguyla
Mesela örneğin sadece İYİ Parti ve CHP'nin bir araya geldiği bir ittifak kurgusuyla İYİ Parti Kılıçdaroğlu'nun adaylığına razıydı. Nitekim 3 Mart'ta işler öyle bir noktaya geldi ki Akşener masayı dağıtmaya dahi göze aldı. Hem de siyasi tarihimize damga vuracak bir açıklamayla. Ne bir kumar masasında ne de bir noter masasında olmayacağız. 85 milyonun geleceğini kişilerin kalkümüne teslim edip tehlikeye atmayacağız. Cumhuriyetimizin yeni asrını göz göre göre hiç etmeyeceğiz. Milletimizin kazanma ümidini yok etmeyeceğiz.
Ben o gün Akşener'in masadan kalkarken kendisinin aday olacağını, yani Akşener'in kendisinin aday olacağını İYİ Partili isimlerden bizzat kulağımla duydum. İYİ Partililere göre Akşener aday olursa ikinci tura Akşener kalacaktı. İYİ Partililerde öyle bir özgüven vardı. İmamoğlu ve Yavaş dururken Akşener'in fırlayıp ben de adayım demesi hoş karşılanmayacağı için Akşener, İmamoğlu ve Yavaş'a ateşten gömlek teklif etmişti.
Bu teklifin arka planında yatan akıl, İmamoğlu'nun ve Yavaş'ın elenmesi ve bunun üzerine Akşener'in adaylaşmasıydı. Akşener'in bu teklifinin kabul görmeyeceği, siyasetin doğasına aykırı bir teklif olduğu, yine siyaset elitleri tarafından biliniyordu da, Siyaset halka yapılıyordu. Şimdi hala diyenler var. Ya keşke Mansur Yavaş kabul etseydi o teklif falan diye. Ya öyle teklif mi edilir? Öyle teklif kabul edilir mi? Kürsüden ya İmamoğlu olsun ya Yavaş olsun. İkisi bir tane kabul ederse ne olacak? Yani onun kabul edilmeyecek bir teklif olduğu herkes tarafından biliniyordu da işte siyaset maalesef böyle yapılıyor.
Akşener, popülizmin batağına saplanmıştı. 3 Mart'ta Yavaş ve İmamoğlu'na olmayacak bir teklifle giderken, aslında aklındaki bu teklifin reddedilmesi üzerine kendisi aday olmaktı. Burada sizlerin aracılığıyla Sayın Mansur Yavaş'a ve Sayın Ekrem İmamoğlu'na bir çağrıda bulunmak istiyorum. Değerli başkanlarım, siz bu milletin iradesiyle seçildiniz. Üzerinize atılan tüm iftiralardan alnınızın akıyla çıktınız.
Fakat 3 Mart çıkışının ardından Akşener, İyi Parti tabanından gelen itirazlara boyun eğerek masaya geri oturdu. Bunca gürültünün ardından kendisi aday olmayı göze alamadı. Evet, Kılıçdaroğlu yanlış adaydı ancak Şubat 2022'den itibaren ilerlenen yolun dayattığı aday da Kılıçdaroğlu'ydu. Esaslı eleştiri, gerçek eleştiri ya da olması gereken eleştiri, Altılı Masa'nın kurgusuna dönük olmalıydı. Ancak bu eleştiri yapabilme potansiyeli hiçe sayıldı. Hiç kimse bu cesaretle, bu basirette olamadığı için seçime iki ay kala adaylık tartışmasına boğulundu. Masa değil, Masa'nın adayı tartışma konusu haline getirildi. Bunun da en büyük sorumluluğu bence Akşener'e aitti.
14 Mayıs seçimleriyle birlikte Kılıçdaroğlu siyasetten silindi gitti. Daha önce de söylemiştik, bu düzende bir genel başkanı sırtından atmak kolay iş değildir ve dolayısıyla genel başkanı ayırmak, genel başkanı kovmak, genel başkanı koltuğunda itmek o parti için başarıdır. Bu başarı sayesinde CHP 31 Mart seçimlerini kazanabildi. Yani AKP kaybetti evet ama CHP de genel başkanı değiştirebilme kudretiyle aslında bu başarının önünü açtı. Fakat bugün herkesin algısı 14 Mayıs'a Kılıçdaroğlu değil İmamoğlu'yla gidilseydi sonuçların farklı olacağı şeklindedir. Bu algı hakikate değiyor. Yani evet, İmamoğlu olsaydı belki de 14 Mayıs'ta seçim kazanılabilirdi. Bilemeyiz. Tam tersi de olabilir. Belki de bugün İmamoğlu gibi bir figür hayatımızdaysa 14 Mayıs'ta aday yapılmadığı içindir. Dediğim gibi bilemeyiz. Ama bildiğim bir şey var. Mayıs 2023 yenilgisinin en büyük sorumlusu adaylaşarak sorumluluk alan Kılıçdaroğlu'dur, kabul ama bu yenilgede Akşener'i de yabana atmamak gerekir.
Fakat Akşener üzerindeki sorumluluğu Mayıs 2023'ten sonra omuzlamak yerine tüm sorumluluğu CHP'ye ve Kılıçdaroğlu'na yıkmaya çalıştı. Taban da buna teşne oldu. Halbuki gören gözler için Mayıs 2023 seçimlerinin en büyük sorumlularından biri de Akşener'di. Özgür Özel son derece yerinde bir kararla seçim süreci boyunca Akşener'le didişmemeyi tercih etti. Bu sayede iyi partili seçmenlerin CHP'ye kıl olmamasını sağladı.
Sayın Akçebey'in açıklamalarını dikkatle takip ettim. Ona karşı vereceğim cevap çok sert ve iki kelime. Canı sağ olsun. Akşener ise tabandaki Kılıçdaroğlu öfkesini arkasına almak adına CHP'le didişmek istiyordu. İstiyordu ki CHP'le didişelim, CHP'le eşitlenelim, böylece 3. yol denilen hadiseyi anti-CHP, anti-Erdoğancılık hattında oluşturalım. CHP'nin burada bir avantajı Kılıçdaroğlu'nu değiştirebilmiş olmasıydı. Akşener bunu atladı.
Kılıçdaroğlu hala CHP'nin başında olsaydı Akşener'in planı belki tutabilirdi. Ama artık Kılıçdaroğlu yoktu. Özgür Özel vardı ve Özel de Akşener'e Meral abla deyip duruyordu. Bu durum Akşener'i iyice sinirlendiriyor, benle iyi geçinmeyin diye varyansın ediyordu. O artık CHP genel merkezinin ev kölesi olmuştur. Mansur Yavaş da tam olarak budur. Yeren seçime iki gün kala söylemini daha da sertleştirdi. Mansur Yavaş'ın yanı sıra hedefine kendisine sık sık abla diye hitap eden CHP lideri Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nu da aldı.
İşi düşen, işine gelen hemen abla edebiyatına başlıyor, ona sarılıyor. Demeyin kardeşim, bana ablam abla demeyin. İstemiyorum. Çünkü sizin bana vıcık vıcık bir riyakarlıkla abla demeniz gerçek kardeşlerime de yapılmış koca bir hakarettir. Bana abla demeyin. İşte bu sözle aslında siyasi hayatımıza bir vedaya hazırlanıyor Akşener.
Bu seçimler İYİ Parti'nin de en azından siyaset sahnesinden silindiğini tescil etti. Bu haliyle bu seçimin en büyük kaybedeni Erdoğan'sa, ikinci büyük kaybedeni bana kalırsa Akşener oldu. Erol Mütercimler de Sörcü TV'de en büyük kaybeden İYİ Parti demiş. Bence en büyük kaybeden İYİ Parti, en büyük kaybeden İYİ Parti ve düşünebiliyor musunuz genel başkanının istifası istendi bugün. Daha önce Aytun Çıray istifa ederken 6 Haziran 2023'tü Türk milletine diye geniş bir açıklama yapmıştı. Bakınız, eğer o zaman istifalar olmuş olsaydı bence anlamlı olurdu. Bugün kaybeden birisine karşı istifa anlamlı değil, onu kenara koydum. Mart'ta olan Mayıs'ta neden olmadı sorusunun birçok cevabı içinde. Belki de en önemli cevabı da Akşener'di.
Muhalefet bloğu, Akşener'in yükünü taşımadan girdi 31 Mart'a ve kazandı. Akşener'i sırtından attıktan sonra bu at daha hızlı koştu. Baya uzattık farkındayım, daha da uzatırdım siz de farkındasınızdır ama artık finale gelelim. 31 Mart'ın anlamı üzerine uzun uzun konuşuruz. Ama 31 Mart 2024 seçimlerini tek kelimeyle özetle deseniz, tek kelimeyle umut derim.
Ben 31 Mart gecesi eve döndükten sonra Star Wars'taki ölüm yıldızının planlarını ele geçiren direnişçilerin duygusunu yaşadım. Tek bir mesajı vardı 31 Mart'ta. Ekselansları. Aldığımız mesaj. Bize ne yollamışlar? Umut. Hepinize direnme gücü dilerim. Tren Topi, Polimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar umudunuz solmasın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.