Podcast

Engelliyim Ama Her Şeyi Yapabilirim I Yamaç Yüksel ile Mücadele Sohbetleri #6

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Mücadele Sohbetlerinin bu bölümüne Fenerbahçe tekerlikli sandalye basketbol takımı oyuncusu ve kaptanı İran asıllı sporcu Yamaç Yüksel konuk oluyor.

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök soruyor, Yamaç Yüksel spora başlama hikayesi, engelini kabul etme süreci, genç yaşta geldiği farklı bir ülkede var olma çabası dahil pek çok mücadelesini tüm samimiyetiyle anlatıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.388 kelime · ~27 dk okuma

Herkese merhaba. Mücadele Sohbetlerinin bugünkü bölümünde karşımda Yamaç Yüksel var. Yamaç, 1991 yılında doğmuş. Uzun yıllardır basketbol oynuyor. Kendisi şu anda Fenerbahçe tekerlekli sandalye basketbol takımında. Ben kendisinin hikayesini dinlemek için çok sabırsızlanıyorum. İran asıllı, sonradan Türk vatandaşı olmuş, böyle bütün o spora başlama hikayesi, Türkiye'ye gelme hikayesi, Türk vatandaşı olma hikayesi, bunların hepsi benim de çok merak ettiğim, kendisine soracağım sorular arasında. Yamaç, çok teşekkürler, hoş geldin.

Merhabalar, hoş bulduk. Ben davetimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim öncelikle. Teşekkür ederim, sağ olun. Ben bugünkü, yani bu podcastın ana konusu mücadele olduğu için... ...sana da podcast başlamadan önce biraz bahsettiğim gibi... ...aslında istiyorum ki insanlar seni dinlerlerken senin seçtiğin mücadeleyi bilmesinler.

Evet, ben İran aslı doğumluyum. İsmim Morteza, soyadım İbrahim Hediye. 2018 senesinde Türk vatandaşı oldum milli takımla oynamam için. Türkiye'yi seçtim. 1991 doğumluyum. İran, Zencan şehrinde doğup büyümüşüm. Birazcık Azerice konuşurduk. İran'da. O yüzden 2013 senesinde İran Milli Takımı'yla Dünya Şampiyonası'nı Adana şehrinde yaptık. Ben orada ilk beşe seçildim. En iyi oyunculara. Dünya Şampiyonası'nda genç milli takımla. 23 yaşında oluyordu. Olistar'a seçildim ben orada. Ondan sonra teklifler geldi bana. Yaklaşık 21 senedir de spor yapıyorum. Tekerlik, sandalye, basketbol oyuncusuyum. Engellimden dolayı 4,5 puanım. Tekerlik, sandalye, basketbol şöyle bir parantez açıyorum burada.

Transkriptin tamamını oku

Tekerlekli sandalye basketbolunla engellilerin hepsi basketbol yani oynamak için tekerlekli sandalye basketbol oynasın diye engel puanı veriyor. Evet puanı var ve bir takım 14 puanı geçmeyecek bir şekilde sahaya çıkması gerekiyor. Bu puanlar da birden başlıyor 4 buçukta bitiyor. Ben 4 buçuk puanım. Bu puanlamalar veya 14 puanla sahaya çıkmasının sebebi de bütün engelliler bu sporu yapsın diye

Çok güzelmiş. Şey yapmışlar yani bu puan şeyini nasıl söyleyeyim? Puanlama sistemini getirmişler. Evet puanlama sistemini getirmişler. Ben dört buçuk puandım.

Burada bir dinleyicimiz için de açalım. Dört buçuk puan olmak ne anlama geliyor? Yani bir ile dört buçuk ya o aradaki ne anlama geliyor bu? Bir puan en ağır engelimiz bir puan sayılıyor. Dört buçuk da en hafif engelimiz oluyor. Mesela beş tane sporcu dört buçuk puan aynı anda sahaya çıkamaz. Çıkamaz.

İlla ki bir tane bir puanlı olacak yani veya iki puanlı olacak yani iki tane dört buçuk koyuyorsun iki tane mesela bir koymak zorundasın bir tane üç koymak zorundasın ki on dört puana ulaşsın bu. Takımların adil olmasını da sağlıyor bu değil mi? Tabii, tabii. 14,5 puanla çıktığı halinde tekniği alıyor takım. Yani ceza alıyor. Çünkü 14,5 puanla çıkamaz. Basketbol böyle. Tekerlekli sandalye basketbol. 11 senedir İstanbul'dayım, Türkiye'deyim. 2013'den beri yani... ...ilk teklifim İspanya takımından geldi. Getafe takımından geldi. Ondan sonra Bayern Münih'ten geldi. Almanya takımından. Biz Azeri bir kültür olduğumuz için ailede babam dedi ki Türkiye'den başla. Isınırsın kurbete. Ondan sonra yavaş yavaş ilerlersin Avrupa'ya da. İşte ben 2014 senesinde yani 2014 senesinin ilk aylarında Türkiye'ye geldim. Engelli Yıldızlar Spor Kulübü'ne geldim.

Engelli Yıldızlar Spor Kulübü'nün sponsoru Gönenç Gürkaynak. Gönenç Bey'di. Elik Avukatlık burası. Gönenç Gürkaynak'a da ben ilk geldiğim günden beri söylüyordular yani zaten. Kemal Yüksel, Ogün Karataş Bey, menajerimiz. Söylüyordular Fenerbahçe olacağız. 2019'da Fenerbahçe olduk. 11 senedir bu takımdayım. Takım kaptanıyım aynı zamanda.

Yamaç bu arada karşımda Fenerbahçe sweatshirtüyle de oturuyor. Yani böyle üzerinde bile onu görebiliyorum ben şu anda. Fenerbahçe bizim her şeyimiz, öyle diyelim. Yavaş, benim sana sormak istediğim bir sürü soru var. Şimdi bunları anlattın. Aslında muhtemelen ilk sormam gereken soru spora nasıl başladın olacak ama onu sormayacağım. Önce şunu soracağım. Takım kaptanı olmak nasıl bir duygu? Takım kaptanı olmak... Ben altı senedir takım kaptanıyım. Fenerbahçe olmadan önce de ben bu takımın kaptanıydım. Çok zor bir şey aslında. Neden? Yani baktığınız zaman. Herkesle diyalogun, yani bütün sporcularla diyalogun iyi olması gerekiyor. Herkesle ilgilenmen gerekiyor. Herkesle aynı şekilde adaletli davranman gerekiyor. Konuşmamla, motive etmede takımı.

Zor değil aslında da biz zordu, ben zor diyorum. Yapıyorum sağ olsun arkadaşlarımla beni çok iyi anlıyorlar. Mesela İbrahim Yavuz arkadaşım, Murat Yazcı arkadaşım hep benim yanımda oldular yani bu on bir senenin içinde. Dokuz senedir beraberiz zaten bu getirdiğim iki arkadaşın ismiyle. Dokuz senedir beraber oynuyoruz. Çok yardımcı oluyorlar. Güzel bir duygu. Kaldırdığımız kopalar, mücadele ettiğimiz bütün zorluklar. Böyle işte. Takım kaptanı olmak biraz da sanki böyle bir nevi abilik gibi de değil mi? Herkesin nasıl hissettiğiyle, motiv olup olmadığıyla da ilgilenmen gerekiyordur diye tahmin ediyorum. Evet ama ben şöyle bir burada söylemek istiyorum ki... ...tekerlikli sandalye basketbolunla yaş 42, 43, 45'lere kadar oynayan sporcularımız var. Ne güzel. Yani kendilerine bakmalarından dolayı oynayabiliyorlar mesela. 50 yaşında sporcumuz da var. Hala oynuyor. 46 yaşında Patrick Anderson. Dünya çapında Kanadalı bir sporcu. Dünya çapında bir yıldız yani. İnanılmaz bir yeteneğe sahip olan bir oyuncu. Oynayabiliyorlar yani. Bizim takımda da ben abisi ayırlıyorum ama benim abilerim de var takımda. Hepsi destek veriyor. Yani bir başarıya giden bir yolda... ...on iki tane sporcu, on ikisi de kaptanlık yapacak bir şeye geliyor. Yani duruma geliyor. Bunda çok sıkıntı çekmiyorum. Yani abilerim de destek veriyor bana. Kardeşlerim, arkadaşlarım, hepsi destekçi oluyor. Anlaşıyoruz yani. Ne kadar güzel. Peki o zaman az önce soracağım soruya gidip... ...spora nasıl başladın diye soruyorum. Yani nasıl bir karar, neden spora başlamak istedin?

Ben 11 yaşındaydım. Böyle sokakta abimle top oynuyorduk. Arabayla birisi durdu sokağın başında. Engelli misin bana dedi. Önce dedim yok engelli. Çünkü engelli kelimesinden psikoloji olarak nefret ederdim yani. Yok dedim ben engelli değilim. Yok dedi sende de biraz dedi bacağında galiba sıkıntı var. Yok dedim ben sapasağlamım dedim. Çok ters geldi bana mesela o zaman. On bir yaşındaydım zaten. Ondan sonra babamla konuştu. Abimle konuştu o abimiz ki arabayla beni sokakta görmüştü. Böyle dedi spor var dedi. Gelsin kendisi gülleciydi. Cirit ve gülleciydi yani. Asya şampiyonasında bayağı kariyerisi olan bir abimiz idi. İranlı. Dedi ki spora gidelim. Cirit veya gülle herhangi birisini tercih edersen o sporu dedi yapabilirsin. Ben önce gülleden başladım. Tabii. Abimle, babamla konuştuktan sonra beni bir ay ikna etmeye çalıştılar. Çünkü asla kabul etmiyordum benim engelli olduğumu. Engelli değilim. Ben hayatta gitmem oraya. Zaten bir aydan sonra ben yaklaşık 2-3 seans antrenman yaptım. O görüntünü herkes engelli, tekerlekli sandalye bağımlısı olan mesela engelliler geliyordu.

Benim için hoş değildi yani. İlk defa mesela hayatımda böyle ortamda bulunuyordum. Küstüm. Babamla da küstüm, abimle de küstüm. Hiç iki hafta konuşmadım hiçbiriyle. Kendimi odaya kapattım. Çok iyi hatırlıyorum yani bunları. Ablamla annem çok yardımcı oldular bu konuda bana. Yok sen tabii ki engelle değilsin falan filan. Önce böyle başladılar. Sonra tabii ki kabullendim yani sonradan.

Engelli olduğumu ve engelli olduğumuzda da fiziksel engelli olabilirim. Ama başka bir engelim yok yani. Sonra spora başladım. Gülleci oldum. Asya Şampiyonası'na katıldım. Üçüncü oldum Asya Şampiyonası'nda genç milli takımla. On iki yaşımı hatırlıyorum. Gülle'de mi peki? Tabii Gülle'de.

Genç milli takımdan. Yetenekliydim. Çok yetenekliydim. Evet, yetenekliydim. Taktiğim de yoktu. Bir hocam vardı sadece. O bir taktik verirdi bana. Onu öyle çalışırdım. Ondan sonra işte bir gün çimenlerde ben şey yapıyordum açık alanına. Antrenman yapıyordum. Salona gittim. Yaz, yazınıdır hatırlıyorum. Salona gittim, baktım basketbol oynuyorlar. Ama sandalyeyle. Çok ilginç geldi bana.

Kapının orada durdum, bir yarım saat falan izledim. Ama kimse de beni tanımıyor yani. O zamanlar bizim şehrimizden altı tane sporcu milli takımla oynuyordu. Üç tane de şey vardı, yurt dışında oynayan arkadaşlarımız, abilerimiz vardı. Böyle işte ben çok sevdim tekerlekli sandalye, basketbolunu. İlgimi çekti. Ondan sonra, bir iki ay sonra dedim ki, yavaş yavaş dedim ben basketbolda oynayayım dedim bu gülle sporunun yanına. Basketbol, bir sandalye buldular bana.

Sanki nelik hayatında çünkü sandalye kullanmıyorsun. Tabii, tabii yok. Sandalye kullanmıyorum ben. Dört buçuk, bu anım. Az önce bahsettiğim gibi hafif engelim var. Topuğumla, sağ bacağımla. Topuğumla engelim var. Bir sandalye buldular bana. Yavaş yavaş basketbola başladım orada. Hiçbir şey bilmiyorum tabii. Gülle modeli, topu da şut atar gibi yani gülle modeli atıyorum.

Bizim bir hocamız vardı çok sevdi beni. Sen dedi çok yeteneklisin dedi. Gülle'nin yanına dedi her gün dedi bir saat dedi tekerlekli sandalye basketbolunu dedi oyuna. Hem güçlenirsin dedi bu sporda Gülle için dedi çünkü tekerleri itme için bir efor sarf ediyorsun yani bir enerji sarf ediyorsun dedi. Kondisyon olarak dedi bunu dedi yapabilirsin dedi. Böyle işte bir ay başladım, iki ay. Bir daha bırakmadım. Bir baktım, milli takım kampına çağrılmışım. Genç milli takım kampına çağrılmışım. Güllen'i bıraktım. Basketbolu bayağı sevdim yani, çok sevdim. Şimdi uzaktan bakan bana der ki, sen boks yapıyorsun veya güreşçisin... ...ama hiç mesela basketbola bir surat, şeyim yok yani, bir... ...face'im yok yani, böyle ben size söyleyeyim. İşte basketbolu başladım. Milli takıma çağrıldım. Kamplarda elendim ilk. İlk sene kamplarda elendim. On üçüncü olarak elendim. Yani kadroya giremedim. Ama ikinci sene çok çalıştım. Sabahlarda antrenman yaptım. Tek başıma salonla. Akşamla antrenmana gittim takımla beraber. Geliştirdim kendimi. Bayağı video seyrettim. Abilerimin maçını seyrettim. Yurt dışında oynanan bütün turnuvalarda, dünya şampiyonesinde, paralimpiklerde oynanan bütün maçları izledim.

Öyle geliştirdim kendimi. Tabii ki hocaların da yardımı oldu buraya gelmemle. Ama o zaman çok video izledim yani. Çok maçlar izledim. Böyle geliştirdim ben kendimi. Peki, şey nasıl bir his? Yani günlülük hayatında sen tekerlekli sandalye kullanmıyorsun, maçta kullanıyorsun. Orada bir şey hissediyor musun yani? Adapte olabiliyor musun tekerlekli sandalyeyi kullanmaya? Ya da şu anda oluyorsundur tabii. Çok uzun yıllardır bunu yapıyorsun ama ilk başta zorlandın mı? İlk başta çok zorlandım. Ellerimizle her şeyimizi yapıyoruz zaten. Müthiş bir güç gerektiriyor. Bir de ben normal hayatımda tekerlik sandalye bağımlısı değilim. Ellerim yara oluyordu en başlarda. Sürekli çünkü çemberine, tekerine temasım var. Cantla temasım var. Tekeri itiyorsun, şut atıyorsun aynı kollarla. Her şeyimizi kollarla yapıyoruz. Çok şey olmadı yani benim için. İlk başlarda biraz zorlanmıştım ama sonradan alışıyor insan işte.

Peki, Türkiye'ye gelmeden önceki süreçte seni en çok zorlayan şey neydi buna alışırken sence? Tekerlik sandalye, basketbol ama alışırken. Evet, genel olarak spor alışırken. Bizim mesela...

Açık konuşacağım bu mevzunu. Mesela az önce bahsettiğim şey ben engelli değilim dedim ilk başta. Çünkü bu eğitimle bir alakalı yani. Ben İstanbul'a geldiğimiz zaman şurada bir parantez açıyorum. İstanbul'a geldiğimiz zaman biz her sene bir okula giderdik. Bir koleje giderdik. İlk okul öğrencilerine orada basketbol tekerlekli sandalye basketbolun nasıl oynandığını veya engelliler nasıl spor yaptığını gösterirdik.

İlk gittiğimiz sene, çok iyi hatırlıyorum, ilk okul öğrencileri engelli yerine bize sakat diyordular. Sakatlar geldiler falan. Üç dört sene sonra biz gittiğimizde her sene tekrar ettik bunu. O ilkokul öğrencileri mesela bir üst büyüdüler yavaş yavaş öğrenmeye çalıştılar. Artık sakat kelimesini kullanmıyordular. Engelli diyordular. Engelliler geldi, engelliler geldi. Böyle söylüyordular. Çok hoşuma gitti mesela. Eğitim çok önemli. Bizim orada ben bu eğitimi görmedim mesela okulda. Hiç görmedim yani. Mesela benim arkadaşlarım, hatırlıyorum, beşinci sınıftayım ilkokulda. Ameliyat yaptım, tekerlik sandalyeyle iki ay okula gitmek zorunda kaldım. Çok yardımcı oluyordular mesela. Hala yazanlar oluyor mesela Instagram'da. Hatırlıyorsun beni değil mi? Ben senin sandalyenle yapıştım, böyle kaldırdım, şu kaldırımdan kaldırdım, okula getirdim falan. Ama ben hatırlamıyorum tabii ki orada. Çünkü çok adam bana yardım etti.

O şeyde abim götürürdü beni tekerlik sandalyenin okulun kapısına bırakırdı. Ondan sonra kendim giderdim. Silah eğitimimiz yoktu o zaman. Hı hı. Engellilerin elçi eğitimimiz olsaydı bakış açımız çok değişirdi. Her insanın başına gelecek bir şey yani Allah korusun da kimsenin başına gelmesine engelli olmak ama ama engelli olmak bence fiziksel engelli olmak çok kötü bir şey değil yani aşabiliyorsun yani engellilerimiz var şu an evlerde yatıyorlar haberini duyuyorum mesela ben iki tane üç tane böyle sporcu kazandırmışız Türkiye'de. Engelli basketboluna, Türkiye basketboluna. Hücayet Günaydın. Hücayet Günaydın, asansör kazasında bir bacağını kaybediyor. Tek başına bir odada kalıyor. Annesiyle konuşmuyor, ablasıyla konuşmuyor. Bir gün beni götürdüler, dediler ki sen konuş bundan. Ben gittim konuştum, baktım psikolojisi çok bozuk. Aynı benim gibiydi yani.

Hı hı. Sen dedim engellesin. Yok dedi, kabul etmem dedi. Ben engelli değilim. Bak dedim, benden geleyim dedim kardeşim. Bana da baksana dedim. Benimle engelim var dedim. Hiç kabul etmedi. Kapını suratıma kapattı. Şu an ameliyat takımına paralimpiklerde oynayan bir sporcudur yani. Hı hı. Kasıray takımının oynuyor. Eskiden beraber oynuyorduk ama iki üç senedir ayrıldık. Kasıray kulübüne geçti o. Orada sporculuk hayatını devam ettiriyor, sürdürüyor. Öyle işte yani, eğitim olacaktı. Eğitim, maalesef ben o eğitimi ilk başta görmedim. İlkokulda. Sonradan öğrenmeye çalıştım. Açtım yani bu mevzunu. Cemal, sen o araba durduğunda, abinle top oynarken dışarıda dedin ya... ...ben engelli değilim ya, o esnada onu kabul etmek istemedin. O zamana kadar bunun üzerine hiç düşünmüş müydün?

Hiç düşünmemiştim. Hayatımda hiç düşünmemiştim yani bir gün tekerlikli sandalye basketbolunu veya engelli herhangi bir branşında spor yapacağımı. Çünkü ben güreş, abim güreşçiydi. Güreşirdi yani salonlara giderdi. Sonradan antrenör oldu. Ben de onunla hep çalışırdım böyle. Bir ara boksa gittim. Boks çalıştım. Ondan sonra bir ara dediğimiz yani bir beş altı ay yaz döneminde. Okullar tatilken bir boksa gittim. Onu da yapamadım. Yapamadım demeyeyim de yani yapardım tabii de biraz. İsrar etseydim bu sporda yani bu branşta. Ama kısmetim tekerlekli sandalyeyle basketbolumdu.

Peki ailede o zamana kadar, yani 11 yaşına kadar geçen sürede... ...ailede senin engelin hiç konuşulan ya da seninle konuşulan yani... ...sana bununla ilgili anlatılan bir şey var mıydı? Hiçbir şey. Hiçbir şey konuşulmadı yani. Hiçbir sefer bana bile... ...mesela sen engellisin, sen şunu yapamazsın. Babam diğer evlatlarının daha çok beni överdi. Sen yaparsın derdi oğlum. Sen şöylesin, senin o güç var. Sen her şeyin üstesinden gelirsin derdi bana.

Hiçbir zaman mesela sen engellisin, yapamazsın, gidemezsin, edemezsin demezdi bana. Hiçbir zaman ailemden bana böyle bir şey söylenmedi yani. Bu tabii çok güzel bir şey yani. O ailede o gücü zaten hissedebiliyor. Tabii. Peki senin engelin doğuştan mı geliyor? Evet benim engelim doğuştan geliyor. Polyosekeli diyorlar. Polyosekeli. Evet. Doğma büyüme, doğma büyüme demeyeyim de doğuştan böyleyim.

Alışkınım zaten. Sonradan olan engellilere bayağı zor oluyor. Bayağı zor oluyor. Yani bir, iki, üç sene. Psikoloji anlamına da. Adapte olmaları. Tabii, adapte olmaları. Var mesela böyle arkadaşlarımız var. Sağdan soldan duyuyorum ben yani. Söylüyorlar ki, ailelere izin vermiyor.

Ya engellisin, tekerlik sandalye bağımlısın. Herhangi bir branş, engellilere herhangi bir branş var yani. Boçyası var, yüzmesi var, tekerlik sandalye basketbolu var, gülleci var, ciritçi var. Yani bütün branşlar var yani. Herhangi bir... Nasıl engelli olursan ol, önemli değil. O engele göre bir spor var yani. Benim tavsiyem ailelere evde tutmasınlar. Çocuklarını veya yakınlarını. Çıkarsınlar bir dünyanı görsünler, bir spor yapsınlar. Onların yapmadıkları hiçbir şey yok yani. Biz engellerin yapmadığımız hiçbir şey yok yani. Yamaç, benim aslında az önce anlattığın hikayede şu da çok dikkatimi çekti. İlkokula gittiğinizde ilk başta çocukların sakat demesi ama sonra yıllar içerisinde... ...engelli kelimesini öğrenmeleri, benimsemeleri aslında bunun... ...çok büyük bir karşılığı var bence. Yani ne kadar çok insan dışarıda sosyalleşebilirse, spor yapabilirse... ...ne kadar çok aslında bu engelin engel olmadığını gösterebilirse... ...o kadar toplum da bunu daha fazla benimsemeye ve o... ...ön yargılardan ve maalesef yani o kaba tabirlerden, ön yargılardan uzaklaşmaya başlıyor. O da eğitimle alakalı yani. Ben nasıl söylüyorsam mesela ben ilk başta... Bilmiyordum yani engelli olduğumu. Çünkü hiç aileden de bana söylememişler ki engelli olduğumu. Biliyordum kendimi ama psikoloji olarak yani... ...beyinsiz olduğunu kabul edemiyordum yani. Ben engelli değilim. Benim ne farkım var? Ben yürüyorum, koşamıyorum mesela diyordum. Ama yürüyorum yani. Bir türlü işimi hallediyorum kendim yani.

Ama bu yine de tekrar söylüyorum, Dünya Engelliler Günü'nde sadece bir sefer oluyor Türkiye'de. Mesela ne bileyim, Dünya Engelliler Günü değil, ayda bir seminar olsa, bir konuşma olsa, bütün kolejlerde şu an imkanlar var. Tabii ki. Çağırsalar, bir gün Galatasaray takımından çağırsalar, bir gün Beşiktaş çağırsalar, bir gün Fenerbahçe'ni çağırsalar. Hani her ay birisi böyle gidip konuşursa, hani millet biraz bu konuda eğitim görür. Nasıl ben şu an burada açık konuşuyorsam, engelli değildim, kabul edemiyordum diyorsam, şu an kabul ediyorum ve gururla bir engelliyim diyorum yani, gururla. Peki Türkiye'ye geldiğin zaman Türkiye'deki ortamdan mı farklıydı? İran'da bıraktığından. Spor anlamında söylüyorum.

Spor anlamında tabii ki profesyonel idi. Hı hı. Burası ben ilk geldiğimde Engelli Yıldızlar spor kulübüydü bu takım. Birinci ligin on birincisiydiler. On iki takımdan. Bir tane galibiyetleri vardı. İyi hatırlıyorum. O da Şanakkale'ye karşı galibiyet almışlar. Onların iki tane sporcularından hasta olmuştu maça yetişememiştiler. Öyle kazanmıştılar. Hatta benim arkadaşlarım bana söyledi ki sen dünya yıldızı oldun. Sen büyük kulüplerden başlayabilirsin. Daha iyi paralar kazanabilirsin. Yok dedim ben buranı tercih ediyorum dedim. Hiç tanımıyordum, etmiyordum yani. Hayatımda ilk defa kurbata çıkıyordum yani. Geldim havaalanına sağ olsunlar. Hiç unutmam yani. Karşıladılar beni. Cemal Başkan, Ogün abi ikisi.

Birisi takımın başkanıydı Kemal Başkan, Ogün abi de takım menajeriydi. Tabii ki Fenerbahçe olduktan sonra Kemal Başkan bizi yalnız bıraktı. Ogün abi ama hala devam ediyor. Emekleri çok benim üzerimde. Aldılar kendi evlatları gibi baktılar bana. Maçlara çıktık. Çok farklıydı maçlar. İlk maçımız lider takımla oynuyorduk. Ankara'da. Yeni Mahalle Belediyesi'ydi evet. Yeni Mahalle Belediyesi. Üç tane çok güzel sporcuları vardı. İlk maçı yendik. İlk maçı yendik. Lideri bir de yendik.

Ondan sonra zaten ayar herkesin eline geldi. Zaten bildiler engelli yıldızlar da. Bir Mortize İbrahimi diye bir sporcu gelmiş. Yavaş yavaş sesimi duyurmaya çalıştım. Takımı yükselttim. 11. sıradayken ligin sonunla devre rast transferi olmuştum ben. Ligin sonunla 5. sıraya geldik. 1. ligde kalmanı garantiledik. 2. senesi ise şampiyon olduk. Süper Lig'e çıktık.

Çok büyük bir fark yaratmışsın sen zaten. İlk başından belliymiş ama. Ben yalnız değildim yani. Arkadaşlarımla çok yardımcı oluyordular. Çok iyi adapte oldum ben ilk geldiğimde. Arkadaşlarıma. İkinci sene Süper Ligi'ye çıktık. Şampiyon olduk birincilikte. Süper Ligi'ye çıktığımız sene dördüncü olduk Süper Ligi'de. Galatasaray 5-2 taştan sonra. Karabüyük, evet Karabüyük üçüncü oldu. Biz dördüncü olduk.

İki sene dördüncü olduk. Ondan sonra üç, üç sonra da şampiyon. Üç senede peş peşe şampiyon olduk. Bir sene pandemi girdi. Oyunun arasına yani pandemi döneminde. Biz 20'de 20 yapmıştık. 20 maçta 20 galibiyet. Yenilgisiz büyük bir ihtimalle. Yani %99 yenilgisiz şampiyon olacaktık ki. Ligimiz tescil edildi. Kapandı. Pandemiden dolayı öyle kaldı.

Hay Allah ya, ne kadar da güzel gidiyormuşsunuz. Evet, çok kötü oldu. Çok hazırdık o zamanlar. Ondan sonra işte tekrar başladı pandemiden sonraki sene. Üçüncü olduk maalesef. Çünkü hiç antrenman yapamadık. Salonlar müsaade olmadı. Korku vardı psikoloji olarak. Ben kapar mıyım bu virüsü diye. Tabii ki. Biliyorsunuz çok şaşkındık yani o zamanlar. Tabii, tabii. Hepimiz öyleydik. Üçüncü olduk o zaman. Ondan sonra ama şampiyonluk kimseye bırakmamışız.

Peki, ben hep bir sporcuya şunu sormayı hayal etmiştim. Sana da sormak istiyorum. Şampiyonluk maçlarının hissi nasıl bir şey? Böyle artık karar maçlarının, o maçın sonucunun bir sürü şeyi belirleyeceği, o maçlara çıkarken böyle farklı bir şey hissediyor musun?

Yani sporcu kendisine güveniyorsa, takımına güveniyorsa hiçbir sıkıntı olmaz. Yani aslında tabii ki stres oluyor. Ne bileyim, heyecan oluyor. Mesela geriye düşüyorsun, öne geçiyorsun, nasıl kontrol game yapacaksın. Bir de tekerlekli sandalye basketbolu, koşan basketboluyla çok farklı. Az önce söylediğim gibi. Her şeyi elimizle yapıyoruz yani. Kollar yoruluyor. Tekerlik sandalyeni itiyorsun, frene basıyorsun, ne bileyim fundamentalını kullanıyorsun. Ondan sonra rebound alıyorsun, pas veriyorsun, şut atıyorsun. Hepsini kollarımızla yaptığımız için belli bir süre sonra kollar yoruluyor tabi. Çok yoruluyordur tabi ki. Şu kondisyon yüksek olmalı ki, kondisyonumuz çok iyi olmalı ki böyle maçları son periyodda mesela alıp koparabilme şansın olsun.

Tekerlik, sandalye, basketbol tamamıyla bir efor spor yani. Efor harc etme spor yani. Bir de çok heyecanlı. Yani bir sefer bile maçımıza gelseniz asla kaçırmazsınız yani. Asla bir daha mesela herhangi bir işiniz olsa bile kaçırmazsınız bizim maçı, izlemeni yani. Çok zevkli geçiyor.

Ben senden dinlerken şimdi gerçekten izlemeyi çok istedim. Yani televizyona denk geliyorum ama hiç orada bulunarak izlemedim. Bu podcastten sonra seni kına etmeye çalışacağım. İnşallah. Sözünüz olsun. Gerçekten çok istedim. İnşallah. Çünkü o yani hani hakikaten insanüstü bir çaba. Bence yani senden dinlerken ben heyecanlanarak dinliyorum öyle söyleyeyim. Peki başka bir duygu durumuna götüreyim seni. Bütün bu süreçte hiç hayal kırıklığı yaşadın mı? Ben hayır. Hiçbir hayalim yok. Tabii ki oluyor. Bekliyorsun şampiyon olacaksın. Bir an çıkıyorsun hasta oluyorsun. Takım arkadaşın hasta oluyor. Sakatlanıyorlar. Yapamıyorsun o istediğini. Kaybediyorsun, ikinci oluyorsun. Benim hayatımda bir sefer kiyincilik var.

Ben ya finale çıkarım, kazanırım, şampiyon olurum, ya finale çıkmam. Hem de bende de öyle bir oy var. Yani bizim takımda da ikinciliğimiz yok. Ya şampiyon olmuşuz, ya bir sefer üçüncülüğümüz var. Geri kalana dördüncülük yani. Ama finale çıktık mı, orası bambaşka bir meydan oluyor yani bizim için. Peki şimdi önümüzdeki süreçte seni en çok heyecanlandıran şey, neyi bekliyorsun heyecanla? Neyi bekliyorum? Dört tane takım arkadaşım, geçen sene beraber oynadığım arkadaşlar... ...bu sene Galatasaray takımına transfer oldular. Çok sabırsızla, sabırsızlıkla bekliyorum yani o maçı. O maçı. Tabii onlarla karşı karşıya, bilmiyorum hangi takımı tuttuğumuzu bu arada.

İnşallah, umarım ki Fenerbahçelisiniz. Ben takım tutamıyorum artık. Şöyle söyleyeyim, yıllar önce Galatasaraylıydım. Ama benim bütün ailem Fenerbahçeli. Ne güzel. Eşim, kızım, erkek kardeşim, annem Fenerbahçeli. Öyle olunca Fenerbahçe'yi daha böyle artık sempatik bulmaya başladım. Yapacak bir şey yok.

Yaman, şimdi bunların hepsini belki hani ortak bir soruya yönlendireyim. Bir şey sorayım. Sence yani bugün sen artık otuz üç yaşında bir insan olarak... ...en büyük mücadelen neydi sence? En büyük mücadelem hayat mücadelesi. Engellimi aşma. Engelliyim ama her şeyi yapabilirim. Gücümle olma. Buydu yani. Başka da bir şey yoktu. Peki bu mücadele içerisinde bir kahramanın var mıydı?

Benim kahramanım annem. Çünkü ben 9 sene önce kalp krizinden babamı kaybettim. Çok ani oldu yani. 54 yaşındayken babamı kaybettim. Genç bir yaşta babam vefat etti. Ondan sonra annem hem babalık yaptı bize hem annelik yaptı bize. Benim kahramanım hayatımda da annem. Ellerinden öpüyorum burada. Annen Türkiye'de mi?

Hayır, annem İran'la yaşıyor, Zencan'la yaşıyor. Biz Azeri'yiz. Az önce de arabadayken, buraya gelirken aramıştı. Araba kullanıyorum dedim anne, sonra ararım. Tamam dedi, sonra ararım. Baktım, voice göndermeye çalıştı bana. İki, üç tane voice gönderdi. Çok özlemişim, ne zaman geleceksin? Maçlarınız nerede? Öyle dedim, ben dedim bir programa katılacağım. Ondan sonra dedim, seni ararım dedim anne. Şimdi bu program bitince annemi arayacağım. Annemin heyecanı bekliyor. Evet. Ne sıklıkla görüşüyorsunuz annenle?

Ben her gün bir saat konuşmak zorundayım yani annemle. Her gün. Çünkü okulda İstanbul'da oluyorum. Üç ay İran'a gidiyorum. Yazın İran'a gidiyorum.

O 3 ayda da bir bahçem var. Bahçede takılıyorum. Sabah 6'da gidiyorum bahçeme. Akşam 8-9 gibi dönüyorum eve. Ne bileyim salatalık, biber böyle şeyler ekiyorum. Evet organik besleniyoruz orada şu 3 ay. Çok fazla göremiyorum annemi. Bir de maçlar oluyor böyle. Geliyorsun İstanbul'a veya dönemiyorsun İran'a. Özlüyorum yani annemi. Peki annenin en büyük mücadelesi ne oldu sence bu süreçte? Annemin en büyük mücadelesi biz altı kardeşiz. Altı kardeş. Evet, dört erkek, iki ablam var. Üç abim, iki ablam var. Sen en küçüksün. Ben en küçüğüm. Beni onlardan fazla demeyeyim de yani ama bir ayrıcalığı oldu benim için. Beni hep sevdi. Hiçbir zaman engelimden dolayı mesela sen şunu yapamazsın. Hatta mesela Türkiye'ye geldiğim zaman hiç sevmiyordu. Burada olmanı. Ben Türkiye'ye geleyim, evet.

Mesela yurt dışına çıkayım, sporculuk hayatımı mesela yurt dışında devam ettireyim. Hep yanımda ol derdi. Ama bir gün beraber oturduk. Anne dedim gitmem gerekiyor dedim. Ne zamana kadar dedim benim sırtımı dedim sıvazlayacaksın. Sen benim oğlum, son sen benim. Bırak dedim kendi ayaklarımın üstünde durayım. Orada bayağı zorlaştı hayat. Yani annem çok üzülmüştü orada. Bayağı ağladı yani yaklaşık bir ay kırk gün belki de fazla ağladı sen ayrılacaksın ama ben anında biletimi kestirdim. Anne dedim ben gidiyorum dedim inşallah başarılı bir şekilde dedim tekrar yanına döneceğim dedim ama dört beş ay yokum dedim haberin olsun çok zor geldi ilk defa hayatımızda ben annemden dört ay uzak kalacaktım yani.

İlk defa herhalde o kadar uzun süre. O zaman şimdi belki biraz şey konuşalım Yamaç. Sonuçta çok genç bir yaşta Türkiye'ye geliyorsun. İlk defa ayrılıyorsun ailenden. Nasıl hissediyordun?

Duygusal anlamda çok kötüydü ama geleceğim için çok mutluydum. Parlardı, görüyordum geleceğimi. Heyecanlıydım başka bir ülkede, başka bir kültürde yaşayacağım. Böyle sporumu yapacağım. Ve orada, burada elde ettiğim başarıları yaşayacağım. Çok mutluydum, heyecanlıydım yani. Peki o ayrılık sürecini veya ayrışma süreci diyeyim hatta. Çünkü aileden de yavaş yavaş ayrışma sürecine de denk geliyor. O zamana kadar hep onların yanındaymışsın ya.

Evet, az önce söylediğim gibi işte baya duygusal anlar yaşadık. Annem 45 gün falan her gün ağladı. Ama yapacak bir şey yoktu yani. Bir gün ayrılacaktım yani ben sporumu yapmak için. Başka ülkelerde, Türkiye değil, Almanya'da da olabilir de, daha uzakta da olabilir de. Tabii.

Ben Türkiye'den başladım. Yavaş yavaş dedim, ilerlerim dedim. Avrupa'ya giderim dedim. Almanya'ya giderim. İspanya'da oynarım dedim. Ama bir türlüsü olmadı yani. İstanbul'da geldiğim günden beri aynı kulüpte kaldım. Tekliflerim oldu Türkiye'de başka kulüplerden. Galatasaray'dan, Beşiktaş'tan. Kabul etmedim. Nerede başladıysam dedim. Orada da bitirmek güzel olur dedim bence. Peki sen 2016'da galiba prolimpik oyunlarına da katılmışsın değil mi? Evet. O nasıl bir his?

Paralimpik oyunları her sporcunun hayal ettiği bir torunu var. Dünyadaki bütün sporcular o 15-20 günün içerisinde yarışıyorlar birbirleriyle. En tepedesin. Sporun en tepesi paralimpik, engelliler için, sağlamlar için de olimpiyatlar. Orada olmak bambaşka bir duygu, bambaşka bir atmosfer var. Zaten o seremonide açılış seremonisinde de bambaşka bir dünyada hissediyorsun kendini.

Hayal ettiğin bütün hayaller gerçekleşiyor orada. Çok güzel bir duygu yani. Yani her sporcunun büyük bir hayali olimpiyatlar veya paralimpikler görmesi. Orada kendi içinde hissettiğin duyguların yanı sıra etrafında gözlemlediğin duygu neydi? Yani etrafında o kadar insan var. Neler hissediyor insan?

Ben şöyle bir özet geçeceğim bu Paralimpik oyunlarına. Bilmiyordum son Paralimpik oyunlarım olacak benim İran milli takımıyla. Çünkü hiç düşünmemiştim yani son kez İran milli takımıyla, o formayla Paralimpik oyunlarına çıkıyorum. İlk maçta hatırlıyorum Almanya ile oynadık. Çok güzel bir performans gösterdim kendi adıma, şahsım olarak takımla. 33 sayı atmıştım o maçta. Yüzde... Seksen yedilerle falan oynamıştım yani o maçta. İlk maçımızda, olimpiyatlarda. Maalesef hayal kırıklığı yaşadım. Ondan sonraki maçlarda Brezilya'ydı. Yani Brezilya'yla oynadığımız zaman onlar bizden çok güçsüzdüler. Takım olarak yani taktiksel olarak veya tekniksel olarak da çok bizden aşağılardaydılar. Ama maalesef biz kaybettik. O atmosfer salonu, bir anla bir salona girdik. Yüz bin kişi, insan var. İnanılmaz bir şey. Tabii inanılmaz bir atmosferdi. Biz yenemedik yani o atmosferi. Galip gelemedik yani o maçtan. O maçı alsaydık belki biz ilk dörde, yani yarı finale kadar yükselirdik. Maalesef o maçı kaybettik. Gruptan avarajla çıkamadık bir üst tura. Son şeyimiz oldu yani. Olimpiyatlar oyunumuz oldu yani. Ama her sporcunun söylediğim gibi yaşadığı o duygunu... o atmosferi en tepedesin yani bir her şeyden ziyade en tepedesin yani bir sporcunun hayal ettiği erdesin yani.

Kendini gerçekleştirmek dediğimiz şeyin en tepe noktası aslında değil mi? İnanılmaz. Sokakta top oynarken bir anda... ...Olimpiyatlara yükseliyorsun yani. Tabii, inanılmaz. İran milli takımıyla çıktığın son oyun mu oldu? 2018 senesinde de İran milli takımını oynadım. Sevdiğim bir hoca vardı. O milli takım başağın turnörü oldu. İlk seçildiği, yani ilk saatlerde... Beni aradı dedi ki ben seçildim dedi. Kimsenin haberi yok dedi. Ne gazeteye dedi söylendi ne bir şey yayınladılar sistemimizde. Ben dedi milli takım başantrenör oldum. Seni milli takımla bir sene dedi beraber çalışmanı dedi istiyorum.

2018'de Asya Şampiyonası vardı. Dünya Şampiyonası Hamburg'da yapılıyordu. Dünya Şampiyonası'na katıldık önce. Yarı finale kadar gittik. Yarı finalde yenildik. Üçüncülük, dördüncülük maçına çıktık. Maalesef orada da dört sayıla Avustralya takımına kaybettik. Tecrübesizliğimizden diyelim. Çok ucun ucun olmuş. Evet. Dünya üçüncülüğünü orada...

Elimizden çıkardık. Ondan sonra Asya Şampiyonası'na gittik. Asya Şampiyonası'nda Japon takımı çok iyi. Olimpiyat ikincisi olan bir takım. Bir sayıla kazandık o maçı finalde. Gerçekten mi? Evet Japon yanı. Bir sayıla yendik. Asya şampiyonu olduk. O sene ilk defa İran tarihi, tekerlik sandalye basketbol tarihinde ilk defa İran şampiyonu oldu Asya'da. Japonya'nı yani. Olimpiyat ikincisini yendik. Şampiyon olduk. Çok gurur verici bir şeydi. Sporculuk hayatımda da unutulmaz anlardan adı. Yani yaşadım ben.

Ondan sonra bir daha gitmedim. 2018'de Türk vatandaşı oldum. Yamaç Yüksel oldum. Türk vatandaşı olduktan sonra Türk milli takımınla oynamak istedim. Bunu beyan ettim federasyona sağ olsun. O zaman federasyon bedensel engeller spor federasyonu Harif Umit Öztürk'üdü. Çok sıcak karşıladı bunu. Can Hoca, milli takım Başkan Turneri Can Aksu'ydu. Şu an bizim takımın Başkan Turneri kendisi. O kendisi de çok sıcak karşıladı. İki sene normalde oynamamam gerekiyordu milli takıma İran'da. İki sene oynamadım ama İran Milli Takımı'na, federasyonuna imza veya izin vermesi gerekiyordu ki ben Türk Milli Takımı'na oynayayım. Maalesef onlar izin vermediler bana. Normal süreci bitirmek zorunda kaldım. Normal süreçte dört buçuk sene. Dört buçuk senedir şu an hiç milli takımlarda oynamamışım. Ama artık bitti. Bitti, evet. Yaklaşık üç, üç buçuk ayda o süreç doldu. Neredeyse beşinci seneye geçiyorum yani. Oynamadığım için. Bundan sonraki turnuvalarda inşallah Türk milli takımını ve Türk formasını terletip, Türk bayrağını dalgalandıracağız inşallah.

Ben de artık heyecanla takip ediyor olacağım. Peki şu soruyla bitirmek istiyorum. Basketbol ne demek senin için? Yani bir özgürlük alanı mı? Bir nefes alma alanı mı? Ne demek?

Aşk diyemem. Nefes de diyemem. Basketbol benim için tekerlikli sandalye. Basketbol benim için bütün ömrüm. Bütün emeğim. Annemin emeği. Çektiğim bütün çileler. O yapayalnız kaldığım geceler. Kimsem olmadı. Hasta oldum. Tek başıma kaldım. Basketbol benim her şeyim demek. Her şeyim. Basketbol benim her şeyim. Ben basketbol olmazsa her an ölebilirim diye düşünüyorum.

Değer miydi bütün mücadele peki? Ben iki buçuk senedir evliyim. Haşi olduğum bir kadından evlenmişim. İyi ki benim hayatımda kendisi. Bazen bana söylüyor ki, beni mi seviyorsun, basketbol mu seviyorsun diye.

Öyle tabii ki seni seviyorum diyorum aşkım yani insanın hayatında her şeyin yeri farklıdır yani ama basketbol biliyorsun ne kadar kırmızı çizgi olduğumu basketbol benim kırmızı çizgim her şeyim gece saat iki buçuk iki Bir buçuk böyle maçlar oluyor. Şu an bir buçuk aydan sonra biz final maçına çıkacağız. Lig'de. Biliyorum ki finale yükseleceğimizi. Galatasaray takımıyla oynayacağız. Ben her gece yarım saat, kırk beş dakika onların maçlarını analiz ediyorum yani. Hangi sporcu hangi dakika nasıl oynuyor? Dördüncü periyodda nasıl çıkıyorlar? İlk periyodda nasıl çıktılar? Taktikleri ne? Önden alacağımız mesela şeyler ne? Tekniksel anlamda.

Böyle işte kelime bana diyor ki, gece olmuş saat iki buçuk. Ne izliyorsun ya sen şurada televizyonun karşısında veya bilgisayarın karşısında oturuyorsun? İşimi yapmaya çalışıyorum diyorum. Basketbol benim işim ve her şeyim. İyi ki o araba orada durmuş. İyi ki sen buraya gelmişsin. Bence çok da büyük ilham kaynağı olmuşsundur bu kadar insan için. Olacaksın da bundan sonra. Birileri için ilham kaynağı olmak. Bak mesela bu podcast boyunca ikna ettiğin insanları da anlattın.

Hani gelin ve oynayın dediğin insanlara da anlattın. Bazen bile için ilham kaynağı olmak yorucu da olabiliyor. Yani o hep o gücü kendinde bulmak. Kolay mı senin için? Yoksa zorlandığın zamanlar oluyor mu? Baskı altında hissediyor musun kendini?

Hiç baskı altında hissetmiyorum kendimi bu açıdan. Çünkü alışıyor insan her şeye yani. Şimdi bizim bir arkadaş vardı. Bir kardeşi vardı engelliydi. Evden dışarıya çıkmıyor. Çıkmak da istiyorsa annem diyor yaşlanmış çıkaramıyor. Bakıcı diyor tuttuk baksın diye bizim engelli kardeşimize. Bakıcı gelmiş bununla konuşmuş, etmiş, çıkarmış, gezdirmiş, dolaştırmış.

Sonra bir gazetede tekerlekli sandalye basketbol Fenerbahçe şampiyon olmuş diye görüyor. Onu geçen senelerde bana anlattı. Kendisi o şahıs engeli olan şahıs anlattı. Türk kahvenin önünde oturmuşuz, çay içiyoruz bakıcıyla. Gazete var diyor masanın üstünde. Ben o gazetene baktım. Fenerbahçe, tekerlekli sandalye, basketbol. Avrupa şampiyonu dokuz günde dokuz maç yapmış, şampiyon olmuş ligde. Bir ayda yirmi üç maç yaptık biz. Şampiyon olduk yani Avrupa'da, Türkiye Ligi'de. Dokuz tane Türkiye Ligi'nde maç yaptık dokuz günde.

On dört tane de Avrupa'da maç yaptık. Nasıl bir performans gerçekten. Her gün iki maç yaptık, şampiyon olduk. Bunu görünce ben neden yapmayayım bu sporu diye düşündüm. Niye evde kalayım, bilgisayarın başında oyun oynayayım. Biraz sosyalleşeyim yani, bir dışarıya aktarayım kendimi. Geldi kendisi sağ olsun başlıyor, yavaş yavaş ilerliyor basketboldan. İnanın ki binlerce böyle aileler var. Tabii ki. Utanıyorlar. Utanacak bir şey yok.

Benim şu an bu engelim herhangi bir insanın başına inşallah gelmez ama kaza yapar ne bileyim bir şey olur kapıda sıkışır bacağı asansör mesela Mücahid arkadaşımızın bacağı top oynarken top kaçıyor asansöre asansör kapısı kapanmadan yükseliyor inmeye çalışıyor bacağını kaybediyor yani safa sağlam çocuk yani orada Öyle engelli oluyor. Kimisi kaza yapıyor engelli oluyor. Kimisi benim gibi doğuştan beri engelli oluyor. Utanmasınlar. Ailelerden rica ediyorum. Hiçbir engelli arkadaşımızı evde tutmasınlar. Bütün şu an her yerde engelli branşları var. Bütün belediye. Sosyal tesislerinde. Yani sorsunlar, araştırsınlar. İlla Fenerbahçe veya Beşiktaş Kasır'a diye bir söz konusu değil yani. Bunun ne bileyim belediyeleri var, Fatih Belediyesi var, Kadıköy Belediyesi var. Yani araştırsınlar, yönlendirirler orada spor bilim insanları. Evde tutmasınlar engelli evlatlarını veya yakınlarını, arkadaşlarını.

Ama çok teşekkür ederim. Gerçekten çok etkilendim anlattığın şeylerden. İyi ki katıldın, iyi ki kabul ettin. Sağ olun. Ve bu arada, arada söyleme şansım oldu sana ama podcast'ta da söyleyeyim, o kadar güzel ifade ediyorsun ki kendini.

Benim Türkçem çok iyi değil. Gerçekten hiç yani çok güzel anlatıyorsun. Benim ikinci, üçüncü veya üçüncü dilim diye sayılıyor. İran'la önce ana dilim Azeri. Annemlerle, ailemle Azerice konuşmuşuz. Sonra da okulda Farsça öğrenmişim. Şu an Türk dili üçüncü dilim sayılıyor.

Çok iyi olmayabilir yani dilim, konuşmam. Bunu da affedersiniz yani. Hiç, tam tersi. O kadar güzel anlattık iken ben yani hiç tek bir kelime yok. Anlaşılmayan. Çok teşekkürler. Bunu şunun için söylüyorum. Bir insanın üçüncü dilinde bir podcast kaydetmesi. Ben hani kendi dilimde bazen zorlanıyorum. Ana dilimde. İnanılmaz bence. Sağ olun. Ağzını sağlık. Çok teşekkürler. Ben teşekkür ederim, sağ olun. İyi ki geldin. Sağ olun, teşekkür ederim. İyi ki ben buradayım, şu an böyle konuştum. Sizlere de çok teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız. Çok teşekkürler, sağ ol Yamaç. Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum. İyi ki dinlediniz. Sorularınız olursa her zaman yazabilirsiniz. Sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)