
3.564 kelime · ~18 dk okuma
Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde narsizmi ben nereden bileyim 1 diyoruz. Çünkü narsizm o kadar uzun bir konu ki size bunu bir bölümde anlatmak benim içime hiç sinmedi. O yüzden bu bölümde narsist insanları nasıl tanırız, hangi özellikleri karşımıza çıkar, o özellikler bize nasıl yansır biraz bunlarla başlayacağız. Ve sonunda birazcık da narsizm nasıl oluşur bundan çok hızlıca bahsetmek istiyorum. İkinci bölümümüzde narsist insanlarla nasıl ilişki kurarız? İlişkilerde hangi davranışlarını görürüz? Narsist bir ebeveynle neler yaşayabiliriz? Ve bu insanlarla ilişkilenirken kendimizi nasıl koruyabiliriz? Bunları hakkında konuşmak istiyorum. O yüzden hazırsanız hadi başlayalım.
Öncelikle sizin için narsizm'i biraz konumlandırmak isterim. Narsizm, olumsuz bir kişilik özelliği. Bazı olumsuz kişilik özelliklerimiz var ki... ...bunlar yakınlık kurma, empati yapma... ...ya da başka insanlara duygusal olarak destek verme gibi... ...aslında iyi ilişkiler kurmamızı sağlayan... ...olumlu davranışlara engel olan özellikler. Ve bu özellikler arasında da hani üç tanesi var ki... ...sıklıklı karşımıza çıkan ve... belirgin olan. Bunlara karanlık üçlü isim veriliyor. Narsizm, psikopati ve makyabelizm bu karanlık üçlüyü oluşturuyor. Bugün çok detaylarına girmeyi hiç istemiyorum ama hani hazır bahsetmişken çok kısaca geçeyim diye psikopati genel olarak yetersiz duygusal tepkiler gösterme, derin bir empati yoksunluğu, davranış kontrolünün zayıf olması olarak tanımlanırken makyabelizm de ismine uygun olarak amaca hizmet eden her yol mübahtır. ...ilkesini benimseyen kişilik özelliğini tanımlıyor. Yani ben kafama koyduğumu elde etmek için... ...karşımdaki insanların nasıl hissettiğini, nasıl etkilendiğini düşünmeden... ...kendi kafamdakini uygulamaya çalışıyorum. Ama bugün bu iki özelliğe, dediğim gibi, daha fazla girmek istemiyorum. Çünkü bugünkü ana konumuz narsizm. Ama narsizm dediğim zaman karanlık üçü dememem ve bu diğer iki özellikten bahsetmemem mümkün değildi. Gelelim narsizme. Narsist insanları nasıl tanıyabiliriz ya da tam olarak aslında nasıl anlarız? Birincisi ve en önemlisi narsist insanlar kendilerini diğer insanlardan daha üstün görüyorlar ve zaman zaman aşırıya kaçacak ölçüde ben merkezci oluyorlar.
Zaten aslında kendilerine dair algıları o kadar şişkin ki, yani en doğru tabir bu aslında, kendilerinin olduklarından daha zeki ve daha başarılı görüyorlar. Ve o yüzden de hep en iyisini kendilerinin hak ettiğini düşünüyorlar. Hadi gelin bunları biraz daha açalım. Yani ne demek istiyorum ben aslında? Narses insanlar aslında bir defans mekanizması olarak diyelim. Başka insanların kendilerini hep övmelerini, kendilerini hep hayranlık duymalarını ve kendilerinin ne kadar mükemmel olduğunu görmelerini istiyorlar. Gerçekten de aslında o mükemmellik duygusu onların içinde o kadar yoğun ki hep başkalarından daha iyi olduklarına da inanıyorlar.
Hep diğer insanlardan daha üstün, diğer insanlardan daha iyi, diğer insanlardan daha zeki olduklarına da inanıyorlar. Bütün bunları üst üste koyunca kendilerini de hep özel hissetmek istiyorlar. Başka insanlara uygulanan muameleden daha farklı bir muamele görmek istiyorlar. Mesela atıyorum sıra beklemek istemiyorlar ya da bir restorana gittiklerinde en iyi masaya oturmak istiyorlar ya da onlara en iyi şekilde servis sunulsun istiyorlar.
Bir romantik ilişkide de aslında en iyi partnere sahip olmak istiyorlar ki diğer insanlar ona hayranlıkla baksın. Narses'in temelinde derin bir utanç duygusu yaptığına inanıyoruz. Buna biraz sonra tekrar geleceğim. Ama bu utanç duygusunu kapatmak amacıyla hep dediğim gibi başkalarından övgü ve hayranlık bekleme hali söz konusu.
Öyle olunca da en ufacık bir eleştiriye ya da hatta bırakın eleştiriyi yani bir geri bildirime bile kapalı olduklarını çoğu zaman çok böyle agresif tepki gösterdiklerini görüyoruz. Yani ya şu cümleyi böyle değil de şöyle yazsan dediğimiz zaman bir anda gerçekten çok anormal bir tepki gösterebiliyorlar. Çünkü onlar o cümleyi yazdıysa o cümle zaten yazılabilecek en iyi halinde. Zihinlerine baktığımız zaman narsist insanların neredeyse bir fantezi dünyasında yaşadıklarını söylemek mümkün. Çünkü o fantezi dünyasında her şeyi zaten mükemmel yapıyorlar. Gerçek hayatta bu böyle olmasa bile. Narses insanların fantezi dünyasındaki hayallerinin gerçek hayata yansıması genellikle kibir şeklinde oluyor. Bu hayaller gerçek hayatta herhangi bir başarısızlığa denk gelirse işte azıl problem de orada başlıyor. Tam da bu hayaller ve kibir dolayısıyla zaten eleştiriye karşı aşırı hassas ve tepkili oluyorlar.
Narsit insanlar başkalarının duygularını yönetmek istiyorlar. Bu onlara güç veriyor. İyi hissettiriyor hatta. O yüzden sıklıkla sizinle uğraştığını, mesela duygusal bir zayıflığınızı yakaladıkları anda oradan üstünüze geldiklerini fark edebilirsiniz. Genel olarak zaten kontrolde olma hali narsit insanlar için çok önemli. Yani hiç kontrolü bırakmak istemiyorlar. Etraflarında olan biten, her şeye hakim olmak.
ve mümkünse her şeyi kendi isteklerine, kendi ihtiyaçlarına uyumlu hale getirmek istiyorlar. Şu ana kadar anlattıklarıma bir de başka insanlara karşı duyulan haseti eklemek istiyorum. O kadar kendilerinin her şeyi hak ettiğine ve o kadar kendilerinin başka insanlardan daha özel olduğuna inanıyorlar ki başka insanların elde ettikleri şeyleri henüz onların elde etmemiş olması onların iç dünyasındaki fanteziye çok aykırı. O yüzden de başka insanların başarılarını ya da yaptıklarını derin bir şekilde küçümsüyorlar, hor görüyorlar. Yani şöyle örnekler vermek mümkün. Mesela diyelim ki onların henüz almayı başaramadığı bir arabayı aldı bir arkadaşları. Ay o da gitti onu aldı. Yani bu paraya o araba mı alınır gerçekten? Yani o arabanın hiçbir özelliği yok zaten gibi bir cümle narsist bir insanın ağzından çok hızlı çıkar. Mesela onların çok gitmek istedikleri bir yere
Gitti diyelim ki bir arkadaşları. Ay gide gide oraya mı gittiler gerçekten? O ülkenin o tarafına da hiç kimse gitmez yani. Bunlar ancak oraya giderler. Zaten onlardan da başka hiçbir şey beklenmez. Bu da yine narsit insanların kurabilecekleri bir cümle. Burada dikkatinizi çektiyse takdir etmek hiç yok. Ya bravo onlara, ne kadar iyi yapmışlar. Öyle bir yere tatile gitmişler değil. Hep böyle hor görme hali. Ki bu takdir etmeme edememe zaten yakın ilişkilerindeki büyük problemlerin de temelinde yer alıyor. Çünkü şöyle düşünün, narsis bir partner de bir türlü takdir edemiyor ilişkide partnerini ya da narsis bir ebeveyn de çocuğunu takdir edemiyor. Yani öyle bir ailede büyüyor ki narsis ebeveynlerle büyüyen çocuklar
Ne yaparlarsa yapsınlar, ebeveynlerin takdirini kazanamıyorlar. Bütün bu anlattıklarımla, aslında eminim hakkınıza şu uyanmıştır ve doğrudur, narsist insanlar herkeste daimi bir rekabet halindeler. Bunu az önce anlattıklarımla birleştirirsek, her zaman hem savunmada hem de saldırıda olduklarını söylemek mümkün. Savunmadalar çünkü onlar hiçbir zaman hiçbir şeyi hatalı bir şekilde yapmıyorlar. Zaten özür dilemek narsist insanların yaptıkları bir şey değildir.
Ağızlarının özürlerim ya da ben şurada hatalıyım gibi cümleleri duymak çok zordur. O yüzden hep savunma halindediler. Onlar bir şey yaptılarsa hep bir sebepleri vardır. En doğrusunu düşünmüşlerdir. Bizim göremediğimiz bir şeyi onlar mutlaka görüyordur. Saldırdılar aynı zamanda. Çünkü başkalarının başarısı onlar için iyi değil, kötü bir şey. O yüzden hep ben yaparım, ben kazanırım. En iyisini zaten ben hallederim. Bir şey halledilecekse onu en iyi zaten ben yaparım. Bana bakın. Ben en iyisini yaptım. Baksanıza bana. Ya bakın ne kadar güzel yaptım. Çok çok çok iyi yaptım. Şeklinde olduklarını görüyoruz. Ve zaten bunu gerçekleştiremediklerine yani bir şeyi... kendi hayal dünyalarındaki kadar iyi yapamadıklarında ya da yaptıkları şey başkaları tarafından takdir edilmediğinde işte o zaman çok yoğun bir öfkeyle karşılaşıyoruz narsist insanlarda. Bu podcast'ı hazırlarken araştırdığım kaynaklardan birinde şöyle bir benzetme gördüm ve çok hoşuma gitti. Sizinle de paylaşmak istiyorum. Narsist insanların bu dışarıdan onay alma isteğini sürekli benzin kaçıran
...bir arabaya benzetmiş yazar. Yani aslında arabanın gitmesi için benzine çok ihtiyaç var. O yüzden başkalarına çok ihtiyaç var. Yani başkalarına onay almaya çok ihtiyaç var. Ama bir yandan da o onayı veren insanları zaten küçümsüyorlar devamlı. Ve o onay gelmediğinde de ya da o onay akıp gittiğinde de araba bir türlü ilerlemiyor. Yani aslında narsist insanların iç dünyası da çok çatışmalı. Başka insanlara karşı hem küçümseme duygusu içerisindeler, hem de başkalarının çok ihtiyaçları var. O yüzden başka insanlarla, yani diğerleriyle diyelim, iyi bir ilişki kurmak durumundalar ama o iyi ilişkiyi sürdüremiyorlar. Narsist insanların uzun süreli ilişki sürdürmesi gerçekten zor. Baktığımızda narsist insanların çok yüzeysel ilişkiler kurduğunu görüyoruz. Ve o yüzeysel ilişkiler de zaten genellikle kısa ömürlü oluyor. Mesela romantik ilişkilerine baktığımızda elle etme duygusu çok yoğun. Ve böyle elle etmeye çalıştıkları insanlar da genellikle böyle onların gerçekten takdir ettiği, yani elle dene kadar takdir ettiği insanlar.
Mesela şöyle bir yanılgı vardır, narsist insanlar böyle daha zayıf, daha kolay elde edebilecekleri insanlara giderler diye, kolay kandırabilecekleri insanlara giderler diye, ki bu doğru değil aslında. Çünkü narsist insanlar tam tersi, onları zorlayabilecek ama elde ettikleri zaman başka herkesin hayranlığını kazandırabilecek kişileri tercih ederler ve onları elde etmeye çalışırlar ve o elde etme sürecinden de inanılmaz keyif alırlar. Buradan ister istemez romantik ilişkilere bağlanacağım tabi. Sonra inanarsın insanların özelliklerinden devam ederiz. Çünkü bu La Bonving aşaması tam burada geliyor. La Bonving kavramını daha önce anlatmıştım. Modern Aşk'ı Ben Nereden Bileyim bölümlerine bakabilirsiniz. Açıklamaya da koyarız linkini mutlaka. La Bonving, karşımızdaki insanı aşk bombardımına tutmak demek. Aslında tam Türkçe'ye çevirip.
Yani böyle övgüler, güzel sözler, işte hediyeler, sürprizlerle karşımızdaki insanın gözünü boyayıp onu bu hayattaki herkesten ve her şeyden daha özel ve daha önemli bulduğumuzu anlattığımız davranışı gösteriyor. Ama Labombing'in normal bir böyle Aşkın ilk tutulma ve birbirini çok sevme halinden ne farkı var derseniz, La Bon Ming birincisi karşımızdaki insanı abondona etmeyi içeriyor. Yani biz karşımızdaki insanı o kadar çok sevgiye yağdırıyoruz ki ne olduğunu şaşırıyor. Henüz hazır değilken bile bu gösterdiğimiz aşk gösterisinden ilişkinin içinde buluyor kendisini. Bir ikincisi de La Bon Ming yapıldığı zaman genellikle karşımızdaki insanı başka insanlardan da izole ediyor ve ilişkinin içerisine
Mecbur bırakıyoruz. Bize mecbur bırakıyoruz. Bunların hepsi aslında biliyorsunuz toksik ilişkilerle ilişkili. Ama narsist insanların çok sık yaptığı bir şeydir lawbombing. Lawbombing'i diğer sağlıklı aşk gösterilerinden ayırt eden şey de... ...bunun aslında bir noktada bitmesidir. Ve bu öyle keskin bir şekilde biter ki... ...insanlar ne olduklarını şaşırırlar. Şimdi narsizminle ilgili belki bir söyleyeyim kulağa tuhaf gelecek ilk başta.
Ama eğer daha önce hayatınızda hiç lahbom mini uğradıysanız ne demek istediğimi çok iyi anlayacağınızı tahmin ediyorum. Birini elde etmeye çalışan bir narsist gerçekten çok cazibelidir ve çekicidir. Yani o kadar güzel şeyler söyler, o kadar güzel şeyler yapar ki bu davranışların etkisine kapılmamak gerçekten çok zordur. Hatta yani narsist olmayan bir insanın o aşkının ilk aşamalarında narsist bir insanın lawbombing'in etkisini bulamazsınız. Şimdi bu söylediğim, aa o zaman hepimiz lawbombing'e tutulalım demek değil tabii ki. Bu söylediğim şu, o kadar güçlü bir etki bırakıyor ki lawbombing üzerimizde, narsist insanlarla ilişkiye devam etmemizin bir sebebi de bu oluyor. Ne demek istiyorsun Gizem diyorsanız şunu demek istiyorum.
O love bombing esnasında hissettiğimiz duygular, o böyle inanılmaz çok sevilmiş olma halimiz, dönüp dönüp aradığımız, ya ben bunu hissetmiştim, bu insan bana bunu vermişti, o yüzden bana bir kere bu duyguları yaşatan insan yine yaşatır dediğimiz ve devamlı peşinden koştuğumuz bir şey haline geliyor. O yüzden de narsist insanla ilişki esnasında kendimizi iyi hissetmesek bile ya da ya Allah'ım artık dayanamıyorum ben buna desek bile kalmaya devam ediyoruz sırf o ağzımıza ilk çalınan balın tadını tekrar tekrar yakalayabilmek için. Maalesef narsist insanları tekrar kazanabilmek bu anlamda mümkün değil. Yani o ilk dönem bittikten sonra bir daha hiçbir zaman böyle hissedemeyeceğinizi ben size üzülerek söyleyebilirim.
La Bohemian'den bahsettikten sonra romantik ilişkilerden biraz çıkıp tekrar geri geleceğim, merak etmeyin. Narsist insanların özelliklerine geri dönmek istiyorum. Bir şey söylüyordum, tam hatırlarsınız. Narsist insanların ilişkileri geçici oluyor. Böyle uzun süreli ilişkiler sürdüremiyorlar. Bunu arkadaşlıkları özelinde ya da sadece arkadaşlıklarıyla aslında narsist insanların hayatlarına giren herkes özelinde şöyle söyleyebiliriz. Eğer narsist insanın ihtiyacına hizmet ediyorsanız, onun hayatında yer almaya devam edebilirsiniz. İhtiyaç anlarında sizi bulacaktır. Ama eğer ihtiyacı yoksa size, o zaman onun zihninde yer almıyorsunuz.
Duyulduğumda, ben bunu ilk okuduğumda diyeyim, çok böyle beni çok sarstı. Yani bir insan ancak onun işine yarayacaksam, beni düşünüyorsa, bana karşı duyguları bir şekilde tekrar harekete geçiyorsa, yani zihnindeki mental imgem diyeyim, ancak bana ihtiyacı varken uyanıyorsa, bu aslında hiç sağlıklı bir ilişki değil. Doğru duyuyoruz. Ve bunu belki bir arkadaşlık özelinde düşünmek o kadar can yakıcı olmayabilir. Çünkü bazılarımızın arkadaşlar bakış açısının biraz böyle ihtiyaç giderme olduğunu da biliyorum. Ama bunun aynısını mesela bir ebeveynin çocuğuyla kurduğu ilişki için ya da bir romantik partnerin partneriyle kurduğu ilişki için düşünürseniz işte o zaman gerçekten canınız yanmaya başlıyor.
Eğer ebeveynlerimiz, narsist ebeveynlerimiz yetişkin halimizde özellikle çocukken de bizi ancak onları mutlu etmek, onlara hizmet etmek, onların ihtiyaçlarını gidermek için belli bir noktaya konumlandırıyorlarsa bu zaten çok sağlıksız bir ilişki oluyor. Ve hep söylediğimiz şey şu, romantik ilişkilerde iki taraf dengede olmalı, iki taraf birbirine aynı miktarda hizmet etmeli. Hizmet derken yani aynı miktarda ihtiyaç gidermeli demek istiyorum. İki taraf birbiriyle denk olmalı dediğimiz noktada, farkındaysanız bu denge inanılmaz sarsılmış oluyor. Sizin varlığınız narsist partileriniz için sadece onun iyiliğini sağlamak için var.
Aynı şekilde bir ebeveyn çocuk ilişkisinde de çocuğun varlığı ebeveyninden bakım almak üzere kurulmuştur. Yani ebeveyn çocuk ilişkisi dengesizdir ama çocuğun ihtiyaçlarını gidermek üzerine dengesizlik sağlanmıştır. Maalesef narsist ebeveynler söz konusu olduğunda çocuğun varlığı da ebeveynin ihtiyaçlarına hizmet etmek yönünde şekil değiştiriyor. İsterseniz sevgili dinleyiciler şimdi bir dakika bir mola verelim sonra devam edelim beraber.
İşte geri döndüm. Hazırsanız buradan devam edelim. Narsist insanların özelliklerinden bahsediyorduk. Ve en son onların, gözündeki varlığımızın onların ihtiyaçlarına hizmet etmekten geçtiğini söylüyorduk. Burayı hemen şuna da birleştirmek istiyorum. Mesela narsist insanların zihninde karşılarındaki insanlar ya çok iyilerdir ya da çok kötü. Yani o aradaki gri alan pek yok. Çok iyiler. Onlar için çok iyi olduğumuz zamanlar, yani bizi idealize ettikleri zamanlar, onların işine yaradığımız zamanlar. Ya da bizim peşimizden koştukları zamanlar. O zamanlar biz çok iyiyiz, çok güzeliz, çok aman tanrım yani tam da onlar için yaratılmışız. Yani bunu sadece sevgililik anlamına düşünmenizi istemiyorum.
Ama eğer bizimle işleri kalmadıysa ya da biz artık onların o kendilerini iyi hissetme haline yeteri kadar hizmet edemiyorsak o zaman işe yaramazız ve orada olmamalıyız. Hatta kötüyüz bile. O yüzden de romantik ilişkilerde özellikle partnerler şu duyguyu çok yaşıyorlar. Beni bir çok seviyormuş gibi ama yani kavga ettiğimizde de çok kötü ve çok böyle neredeyse benden nefret ediyormuş gibi konuşuyor.
Yani bu aslında şu an anlattığım şeyleri dinlediğinizde belki daha az garip gelecek size. Çünkü onu eleştirdiğinizde, onun için orada olmadığınızı düşündüğünde, onun size göstermeye çalıştığı yüzüne inanmadığınızı düşündüğü zaman narsist insan çok öfkeleniyor ve sizi kendi sevgisini, o özel ve üstün sevgisini layık görmüyor. Öyle olduğu zaman da siz onun aslında o esnada bir nefret objesi haline geliyorsunuz maalesef. O yüzden o esnada ondan sevgi alabilmeniz ya da iyi herhangi bir duygu alabilmeniz çok zor hale geliyor. Onun gözünde değerli olmamızın bir başka getirisi de şu. Mesela diyelim ki fiziksel olarak birlikte değiliz ve ilişkimizi sürdürmeye çalışıyoruz hala. Yani oradaki o duygusal bağlantıyı narsist insanların daha zor kurduklarını da görüyoruz.
Yani işte temasta olma, mesajlaşma. Orada zorlandıklarını da fark ediyoruz. Çünkü onlar için onların yanındaysanız, onlarla devamlı iletişim halindeyseniz ve onlara ilginizi aktarabiliyorsanız daha kıymetlisiniz. Arkadaşlar, şu ana kadar anlattığım şeylerden şunu çıkarmanızı hem istiyorum hem istemiyorum. Elimden geldiği kadar narsizm spektrumunda en yüksekte olan insanların özelliklerini anlatmaya çalışıyorum. O yüzden dikkatinizi çektiyse, bilmiyorum şu ana kadar fark ettiniz mi ama normalde kullandığımdan daha sık, hep, hiç, daima gibi kelimeleri kullandım. Ama narsizm bir spektrum. O yüzden şu an anlattığım şeylerin çok daha hafif versiyonları ya da çok daha seyrek versiyonları da sizin karşınızda olabilir. O yüzden de bu bilinçli yaptığım bir tavır. Onu bir söylemek istedim şu noktada. Çünkü resmettiğim tablonun biraz ürkütücü gözüktüğünün farkındayım. Dediğim gibi bilinçli yaptığım bir şey. O yüzden bilmenizi istiyorum. Söylemek istedim.
Narsist insanların bir başka önemli özellikleri de empati yeteneğinden yoksun olmalıdır. Şimdi bu söylediğimi empatiden %100 yoksunluk olarak anlamanızı hiç istemem. Şöyle bir yere bağlamak istiyorum. Narsist insanlar işlerine geldiği sürece empati yapabilirler. Ama bu empati yüzeysel ve geçici bir empatidir. Yani mesela diyelim ki narsist bir arkadaşınız var. Babam hasta bu aralar kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Aa ne oldu geçmiş olsun. Ya işte şöyle şöyle bir şey oldu. Ay tamam tamam iyi olur işte geçer. Geçmiş olsun. Yani neredeyse lafı ağzınıza tıkamak olarak tanımlayabileceğim. Kendi ilgisini çekmiyorsa sürdürmenize izin vermediği konuşmalar yapabilir sizinle. Ben yine ekstrem bir örnek anlattım ama ya da şu da olabilir. Sizinle bu konuşmayı uzun uzun yapar ama konuşmayı yaparken sıkıldığını hissedersiniz. Orada olmadığını hissedersiniz. Yani o anda kalmadığını hissedersiniz. Aslında sizinle ilgilenmediğini hissedersiniz. Bir yandan da zaten anlattıklarınızı takip etmez. Yani diyelim ki siz babanızın hasta olduğunu söylediniz. Aradan bir hafta geçti. O bir hafta boyunca size mesaj atmaz, baban nasıl oldu diye sormaz, daha iyi misin diye sormaz. Bir daha karşılaştığınızda babanızla ilgili hiçbir soru sormayabilir.
Bunu tabii ki hepimiz zaman zaman, maalesef yapıyoruz kafamız çok dolu olduğunda veya günlerimiz çok yoğun olduğunda. Narsist insanlarda bu sık gözüken bir davranıştır, onu söylemek istiyorum. Narsist insanların ilgiyi hep üzerlerine çekme isteğinden dolayı sıklıkla konuşmaları böldüğünü, biri bir şey anlatırken araya girip kendi duygularını, düşüncelerini, kendi deneyimlerini paylaştığını ve konuyu daima kendi yaptıklarına getirdiklerini görürüz. Burada mesela, ''Ben kimlerle tanışıyorum biliyor musun?'' ''Ben nasıl bir işte çalışıyorum biliyor musun?'' ''Ben hangi markaları giyiniyorum biliyor musun?''na varan, İngilizce name dropping diye geçen, yani böyle alakasız yerlerde karşılarındaki insanların hayranlığını uyandırabileceklerini düşündükleri isimler, markalar, kelimeler bırakabilirler konuşmanın içerisine. Bu da aslında kendilerinin ne kadar özel, ne kadar üstün olduğunu göstermek için yaptıkları bir davranıştır. Şimdi Name Dropping'den bahsettikten hemen sonra aklıma bile şu geldi. Kendilerini özel hissettiklerinden ve özel muameleyi hak ettiklerini düşündüklerinden bahsetmiştim ya. Orada şunu söylemeye atladığımı fark ediyorum. Narsist insanlar pek kural da tanımayı sevmiyorlar. Yani onlara bir şeyi şöyle yap derseniz, öyle yapmayı tercih etmiyorlar ve kendi bildiklerini yapmak konusunda diretebiliyorlar. O yüzden onlara direktif vermek de oldukça zor. Bir de tabii ki aslında narsist insanları belirleyen en önemli özelliklerden bir tanesi sıklıkla gen-sliding yapıyor oluşları.
Gaslighting konusuna narsistlerle kurduğumuz ilişki içerisine daha detaylı girmek istiyorum. Ama şunu söyleyerek hızlıca değinmiş olayım. Narsist insanlar kendi gerçekliklerini hep kabul ettikleri ve kendi gerçeklikleri içinde yaşadıkları için bizim onlara getirdiğimiz gerçekliği kabul etmeyip bizim gerçekliğimizi çarpıtmak konusunda çok başarılılar. O yüzden de onlarla ilişkiyi kurarken kendi düşüncelerimizin arkasına durmak çok zor hale gelebiliyor. Ama dediğim gibi bunu ikinci bölümde daha detaylı dinleyebilirsiniz.
Peki, bu kadar narsist insanlardan bahsettik. Narsist insanların bir de tabi belirgin korkuları var. Ne olabilir bunlar? Mesela asıl zayıflıklarının ortaya çıkması, yani başkaları tarafından gerçekten görülmek, yani aslında o kadar mükemmel olmadıklarının fark edilmesi. Bu çok korktukları bir konu.
Kontrolü kaybetmek ve onların o özel muameleyi almadıkları, kontrol edemedikleri, başka insanların algılarını kontrol edemedikleri bir konumda kalmak da yine narsist insanların hiç hoşlanmadıkları bir durum. Başka insanlar tarafından hor görülmek, aşağılanmak ya da o özel hallerinin ellerinden alınması, böyle sıradan insan muamelesi görmek yine narsist insanların korkulu rüyalarından bir tanesi. Bir de tabii şunu söylemeden geçmek istemiyorum, reddedilmek. Yani herhangi bir cins reddedilme narsist insanlara aslında o kadar özel olmadıklarını, o kadar başarılı olmadıklarını hissettirdiği için bu işte olsun, romantik yaşamlarında olsun, sosyal ilişkilerinde olsun, gerçekten onları başka insanları etkilediğinden bile daha çok etkileyen bir durum.
Bu sebeple reddedilme korkusu kaynaklı, reddedilme durumlarına aşırı tepki verdiklerini görebiliyoruz narsist insanların. Sevgili dinleyiciler, şu ana kadar narsist insanların tanımlayabildiğim bütün özelliklerini tanımlamaya çalıştım size. Tabii ki sadece bunlarla kısıtlı olmadığı gibi bunun bir spektrum olduğunu size bir kere daha hatırlatayım. Belki sıkıldınız benden bunu duymaktan ama sosyal medyada özellikle narsizm konusu o kadar kirletildi ki doğru bilgiye sahip olmanızı biliyorsunuz ben çok istiyorum. O yüzden de bunu tekrar vurgulamadan geçmek istemedim. Şimdi son olarak narsizm nasıl oluşur sorusuna da çok hızlı bir cevap vereceğim. O da şöyle. Narsizmin oluşmasında aslında iki yol var diyoruz. Bir tanesi çocukluğunda duygusal ihmale uğrayan, çocukluğunda bağlanma ihtiyaçları görülmemiş, ebeveynleri tarafından yok sayılmış ya da fazlaca utanca maruz bırakılmış çocukların
Diğer insanlar tarafından görülme isteklerinin belirgin bir şekilde artabileceğinden bahseden kaynaklar var. Şimdi şunu söyleyebilirsiniz, ya ben de çok duygusal ihmale uğradım, benim ebeveynlerim de benim ihtiyaçlarımı hiç görmedi ama ben çok Kaygılı bir insan oldum yani. Narsizmle yakından uzaktan alakam yok. Hatta tam tersi diye olabilirsiniz. Yalnız değilsiniz. Birçoğunuz bu tip bir çocukluk deneyimini içimizde yaşayarak, yani okları ve kendimizi eleştirme halimizi içimizde kendimize kendimize döndürerek, yani aslında literatürde internalizing dediğimiz şeyi yaparak yaşıyoruz.
O yüzden de çok yoğun kaygı altında hep yeterince sevilmediğimiz, yeterince beğenilmediğimiz, zaten sevgiyi hak etmediğimiz duygularına sahip olarak hayatımızı tutuyoruz. Ama bazılarımız bu deneyimleri dışarıya vuruyor ve dışarıdaki insanlardan sürekli onay bekleyerek ve zaten bu onayı çok hak ettiğini düşünerek içindeki utanç duygusunu duvarların arkasına gizleyerek narsist bir egoya sahip olmayı tercih ediyor. Tabii ki tercih ediyor. Doğru kelime olmadı burada. Çünkü bu bir tercih değil. Sadece o taraftan şekil alıyor demek daha doğru. Bir de bence burası gerçekten özellikle ebeveynler için çok çok önemli. Şu anda modern ebeveynlikte biz çocuklarımıza bazen istemeden de olsa aşırı ihtimam gösteriyoruz.
Ve onları belki kendi eksiklerimizden, belki okuduklarımızı tam olarak doğru anlayamamaktan çocuklarımıza aşırı derecede özel hissettirmeye çalışıyoruz. Onların hiç hayal kırıklığı yaşamasına izin vermiyoruz, başarısız olmalarına izin vermiyoruz. Bütün isteklerini yapmaya ve onlara sadece kendilerinin özel olduğunu değil, kendilerinin diğer bütün çocuklardan özel olduğunu aşılamaya çalışıyoruz. Ama bu hiç iyi bir şey değil aslında. Çünkü tabii ki çocuklarımız çok özel. Tabii ki hepsi bizim için çok özeller. Ama çocuklarımız diğer çocuklardan daha özel değiller. Biz çocuklarımıza empati kurmalarını, başka insanların yaşadıklarını da anlamayı, sıra beklemeyi, sınırlar içerisinde kalmayı öğretmediğimiz zaman ve hatta onlar için hayatı aşırı kolay hale getirdiğimizde ya da mesela sıra beklemek mi, hayır canım ne alakası var deyip sıranın önüne geçtiğimizde
Çocuklar bu deneyimleri alıyorlar, resmen bir sünger gibi çekiyorlar ve ileride kendilerini de zaten bunu sürdürüyorlar. Kendilerinin herkesten ve her şeyden daha özel olduğuna inanan bu çocukların ileride daha narsist bir yapı geliştirmemeleri mümkün değil. Üstelik de sosyal medyanın varlığı ve maalesef hayatımızdaki istilası dolayısıyla Hepimiz dışarıdan takdire muhtaç hissediyoruz kendimizi. Aldığımız beğeni sayısı, aldığımız olumlu yorumlar, gerçekten sürekli bunu arama hali çok mevcut ve çocuklarımız da böyle bir dünyaya geliyorlar zaten. O yüzden bizim onların sağlıklı bir benlik geliştirmelerine yardımcı olmamız lazım. Bu da onlara tabii ki yoğun bir sevgi, anlayış ve şefkat göstermekten geçiyor. Ama aynı zamanda çocuklara kendi sınırlarının başkalarının sınırlarına zarar verdiği noktada bittiğini anlatmaktan da geçiyor. Sınırları doğru kurmaktan da geçiyor. Bunu da söylemeden geçmek istemedim. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. İkinci bölümümüzde narsist insanlarla kurduğumuz ilişkilerden bahsediyor olacağım. Herkese çok sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.