
1.637 kelime · ~8 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye, 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo Kayıp Eşya Bürosü buyurun. Bir saniye aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz! Bu sefer böyle bir giriş oldum.
Hava güzel ya, biraz götüm başım ayrı oynuyor. Kusura bakmayın. Nisan ayı geldi, çattı. Bu da ne demek? Yılın dörtte birini yedik demek. Virüsünün gülleri. Yani zamanın biraz hızlı geçtiği konusunda sanıyorum hemfikiriz. Ben şahsen şikayetçi de değilim. Ama böyle tam tarif edemediğim içimde incecik, mini minnacık bir huzursuzluk var. Niye bilmiyorum. Hani sanki ev dağınıkken apar topar dışarı çıkmak zorunda kalmışım da kafam hep toplayamadığım köşelerde. Ve asla içmesinmeyen kombinimde gibi bir his. Ne evi toparlayabiliyorum, ne dışarıya odaklanabiliyorum. Böyle arada derede bir şey. Kendin içindeyken kafan dışındaysa... Çaresi yok kardeşim Her akşam böyle içip Kederle mi mutsuz olacaksın? Hayır yok mutsuz olmak. Mutsuz olunca hiçbir şey yok. Şu an mutsuz olunca hiçbir şey yok. Bir haftadır çok iyi gidiyoruz. Vallahi tahtaya vuralım. Değil mi? İyiyiz yani. Belki de son birkaç senedir ziyaretlerini asla aksatmayan bahar alerjisinin ya da yerli yersiz tansiyonumun düşüvermesinin ve beni bulup cezamı keseceğini söyleyen manyak için çıkartmaya çalıştığımız uzaklaştırma kararının küçük bir sonucudur bu ince huzursuzluk.
Olabilir, olabilir. Her şey mümkün. Hayatta her şey insanlar için. İçimdeki huzursuzluğu bastırmak için başvurduğum birkaç yöntem var. Sizlerle paylaşmış olayım bürosunun bir taneleri, bürosunun kokulu gülleri. En çok tercih edilenden en az tercih edilene doğru sıraladım sizler için. Özgems'le huzura yolculuk listesi. İlk olarak hepimizin aşina olduğu bir yöntemle başlamak isterim. Paketli aburucu burucuya var gücümle abanmak. Cips, gofret, cips, çikolata, tuzlu çekirdek, topkek, çokgenin de bulunan tüm köşelere teker teker uğramak. Bakın biliyorsunuz böyle zamanlarda duygusal yeme dedikleri şey çok çok iyi çalışır. Tuzla'nın yeni belediye başkanı Eren Ali Bey gibi ellerimizi tutar, gözlerimizin ta içlerine bakar ve hayır ya CHP'ye vermeyeceğim, yeter falan derken bir anda kendinizi ikna olmuş ve kabinde çatır çutur evet damgasını basarken bulmuşsunuz. Buradan da kendisini tebrik etmiş olalım.
İkinci yöntem, Netflix'te True Crime başlığı altında ne var ne yok, Andrew Smecter bürosunun gülleri. Kendi içimizdeki huzursuzluk edinemiyorsak ne yapacağız? Tabii ki onu çok daha büyük bir huzursuzlukla boğacağız. Üstünü kapatacağız onun, bastıracağız iyice. İyice ne? Böyle değil mi? Ki geleneksel Türk aile yapısının da çok kullandığı kadim bir yöntemdir. Huzursuzluk çıkaracak kiminiz kimseniz yoksa veya atıyorum siz insaflı bir insansanız, etrafınızdaki insanların hayatını cehenneme çevirmeyi sevmiyorsanız, Olabilir yani her ailede böyle insanlar olur. O zaman seri katil belgesellerine gideceksiniz Netflix'te ki ekip arkadaşlarım rejiden şu an uyarıyorlar. Özgem diyorlar, biz üvey evlat mıyız, biz piç miyiz? Bizim yaptığımız true crime podcast'ini neden anmıyorsun diyorlar. Haklılar ki dikkatli dinlerseniz aralarda benim de küçük metot oyunculuklarımı yakalayabilirsiniz bürosunun gülleri. Neydi kız bizim podcast'in adı? Karanlık Dosyalar! Sizi denedim. Tabii ki biliyorum.
Neyse, söylemek istediğim şey açık ve net. Bünyenizde bu belgesellerin, podcastlerin yarattığı güvensizlik, tekinsizlik, aman başıma bir şey gelecek korkusu, duygusu kendi sıkıntınızı ensesinden fırlatır duvarlara çalar. Ne derler bilirsiniz, deli deliyi görünce sopasını saklarmış. Aynı şey endişeler ve huzursuzluklar için de geçerli.
Üçüncü yöntem biraz daha duygusal olgunluk gerektiren bir yöntem. Oturup içinizdeki huzursuzlukla ilgili yazı yazmak. İşte neden? Nasıl? Nereden geliyor bu his? Ve nereye gitmekte? Bana ne demeye çalışıyor? Her şey olabilir. Her şey olabilir yani sebebi. Belki ben bir plan yaptım ve takvime yazmayı unuttum ve üstümde eşofmanım hafif yağlanmış saçlarımla kendime bir Nescafe koyarken buluşmaya 10 dakika kala hatırladım planı. Ki... Bu bölümün kaydı da aynen bu şekilde oldu. Ya da belki sadece yemeği fazla kaçırdım. Bir soda açacağım, geçecek. Bilmiyorum. Bilemiyoruz. Ne yapalım işte bu huzursuzlukta bir duygumuzdur diye. Kovamıyoruz. Mecbur kendiliğinden geçmesini bekliyoruz. YİNE! Ve sonuncu yöntem, ki bence en eğlenceli ise, yerel haberlere bakmak.
Bürosünün gülleri, evet yanlış duymadınız. Açacaksınız Google'ı, Bursa Yerel Haberler yazacaksınız. Adana Yerel Haberler, Edirne Yerel Haberler. Serbest vuruş yazmaktan bana kalan bir alışkanlıktır bu. Absürtlük illa Fransız'ın, İngiliz'in komedesinde olacak değil. Bizim kendi absürt rezervlerimiz herkese, hepimize, yedi cihana yeter. Onu da çok rahatlıkla söyleyebilirim. Herkese de tavsiye ederim. Mesela Bursa. Yeşil Bursamız. Ah, Yeşil Bursamız.
Bursa'mız nice varoluş sancısıyla doldurabilir misiniz? Hatırlar mısınız bilmiyorum. Bir zamanlar bir vatandaşımız kaybolmuştu Bursa'da ve kayıp vatandaşımız arama kurtarma ekibiyle birlikte kendini ararken bulunmuştu. Ya şu metaforu size kim yazabilir? Hangi filmde görebilirsiniz böyle bir metaforu?
Yine Bursa'mızda bir şehir içi otobüs şoförü yolcularıyla beraber kendi güzergahında durak durak ilerlerken birden aracı kenara çekmiş ve kimseye tek kelime etmeden otobüsten inip yürüyerek kayıplara karışmıştı. Baya adam gitti gitmişti yani. Yolcular da bir müddet beklemiş çıkmış otobüsün etrafında sigara falan içmişler. Bırakamamışlar da otobüsü bir şey de yapamamışlar. Vallahi gerçekten muhteşem. Kestane şekerine ne katıyorlarsanızsa Bursalılar, İskender ettikleri büyükbaşları nerelerde otlatıyorsanızsanızsa helali hoş olsun. Ben yanındayım. Sonuna kadar arkandayım.
Yöntemler böyle. Ben de bu içimdeki huzursuzluğu hiç abura kubura, hırsıza uğursuza, duygulara ve kök inanışa bulaşmadan en bildiğim, en garanti yoldan devam ettim. Zaten yerel seçimin de hani yankıları sürüyor ya hani bir gecede hepimiz iller, ilçeler ve beldeler hakkında aşırı fikir sahibi olduk. Doğru muyum? Doğruyum. Kayyumlar geldi, kayyumlar gitti falan filan derken neyse en çok aklımda kalan ilimize yöneldim bu sefer. Iğdır'a.
Neden? Vallahi inanın ben de bilmiyorum. Herhalde dört ilçesinin de dört başka belediyeye gitmesinin yarattığı çeşitlilik aklıma kazındı kaldı. CHP, DEM, MHP, AKP hepsi yan yana renk renk dizilmişler. Vallahi etkilenmemek mümkün değil ya. Demokrasi be kardeşim, demokrasi şenliği ıdırımızdan. Bu görsel karşısında da parmaklarım klavyenin üzerinde adeta benden bağımsız dans etmeye başladı ve ilmek ilmek şu aramayı yaptı. Idır tam olarak nerede? Yerel haberler.
Yazdım vurdum enter'ın dibine ne olacaksa olsun be dedim artık. Ve karşıma bir web sitesi çıktı. Yeşilığdır.com. Bakar mısınız? Öncelikle ıdır gerçekten yeşilmiş. Böyle bir soru işareti vardı kafanızda biliyorum. Arattım görsellerde. Yemyeşil bir ıdır! Hani neredeyse yeşil bursamla yaraşacak bir yeşil ıdır. Sonra da ne var ne yok bakmaya başladım tabii ki Yeşilığdır.com'da ıdırımızın nabzını tutmak istedim. İşte sizler için seçtim bazı haber başlıkları.
Münazara, kompozisyon, öykü ve resim yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödülleri Iğdır varisi tarafından verildi. Münazaralar yapılıyor, kompozisyonlar yazılıyor, resimler. Allah, Allah, Allah. Iğdır Gençlik Spor İl Müdürlüğü ve Iğdır Satranç İl Temsilciliği tarafından Iğdır birincisini arıyor. Sloganıyla başlatılan satranç turnuvası sona erdi. Iğdır çok iyi gidiyor.
Bir tane de Faslı Muhabbet Atışma Dörtlükleri diye başlık var Yeşil Iğdır.com'da Allah aşkına sıkıldıkça girin bakın. Iğdır Biriz Edebiyat Derneği'nin düzenlediği ve ülkemizin dört bir yanından dörtlüklerin toplandığı, atışmaların birbiriyle yarıştığı harika bir seri. Onun da birkaç tanesini hemen paylaşmak istiyorum çünkü bu belli ki artık Iğdır Özel bölümdür.
İstanbul'dan Asım Bey yazmış. Etten kemik... Çok da seviyorum ya şiir okumayı. Nasıl yapacağız? Üf! Dalga geçtik, geçtik. İbrahim Sadri olduk durumumuzda. Ha! Başlıyorum. Etten kemikten değil, duygularla insanız. Ömrü sular gibi yaşıyoruz akarak. Sevgiliyiz, seveniz, sevgi taşıyan canız. Güzeli ve çirkini tanıyoruz bakarak.
Hatay'dan Dağlar'ın Efes'e aşık vehbi cevap vermiş İstanbul'dan Asım Bey'e. Bir hayal kuruyorum, imkansız mı imkansız, gönül deryasına bir su gibi akarak, düşün ey insanoğlu acaba nedir bu hız, varamazsın bir yere gönülleri yıkarak. Allah Allah Allah ne oluyor ya? Arkadaşlar ne oluyor? Iğdır'ın kültür, sanat, spor, gençlik konusunda nerede durduğuna bir bakın ya. Ben şu an kendimi ne kadar çiğ ve sığ hissettim İstanbul'un göbeğinde ya. Of resmen Iğdır'ımız bir cevher ve çok da uzakta bir cevher. Sevindim mi, üzüldüm mü yine arada kaldım. Iğdır'da Şubat ayında 76 adet konut satış gerçekleşmiş biliyor musunuz? Sadece Şubat ayında 76 ev satılmış Iğdır'da. Satılır tabii. 76 nerenin plakası biliyor musunuz?
Evet, Iğdır'ın plakası. Iğdırception. Valla 77.yi de ben alsam mı diye düşünmedim diye şu an, bürosunun günleri. Yok mu ya şöyle hep beraber? 10-12 hanelik bir köyümüz yok mu Iğdır'da? Köy seyirliği gibi meydanda kaydederiz bölümlerimizi, şöyle çember oluruz.
Çiçek valla ya! Güzel bir hayal. Özgem, daha neler Özgem? Daha neler? Ne işimiz var Iğdır'da? Diyorsunuz belki. Ve haklısınız. Biraz abarttım. Ama yeşiligdir.com tam kapanacakken benim önüme şu haberi çıkardı. Bakalım buna ne diyeceksiniz. Prust Anketi. Tüm Iğdırlıları bu anketi doldurmaya bekliyorum. Prust Anketi. Prust Anketi. Yeşiligdir.com. Prust Anketi. Kayıp Eşya Bürosu. Bu yani şimdi mesela bu tesadüf mü?
Bu büronun varoş sebebi kim? Proust, Marcel Proust. Rastgele yatıştırıcı bir ilaç veya işte bir şey bir şey biliyorsunuz onu kaydettik. Yani bu şimdi bu bir mesajdır bana. Hey gidi koca Proust hey! Sen git 13 yaşındayken bir hatıra defteri al, içindeki soruları yanıtla arkadaşına hediye et. Sonra anket soruları Proust anketi olarak yayılsın, bilinsin. oyunculara, yazarlara, yönetmenlere, karakter oluşturmak için bir liste olsun. Vanity Fair alsın, Meryl Streep'ler, Ricky Gervais'ler, ülkemizde buket uzunerler Ahmet Ümitler tarafından yanıtlansın bu sorular ve dönsün dolaşsın yeşilıdır.com'da okuyucularına yani bana, bize ulaşsın.
Ben bu anket sorularını hiç yanıtlamadım. Daha üşendim mi, unuttum mu bilmiyorum ama hiç yanıtlamadım gerçekten. Gelin hep beraber bu 27 soruluk anketin en azından bir kısmını, yani ne bileyim en beğendiğiniz soruları seçin mesela içinden. Hep beraber yanıtlayalım. Sonra da Proust'un ruhuna üç kulhü bir elham, yapabilen lokmasını döktürsün, helvasını kavursun. Marcel Proust'umuza da büromuza verdiği ilhamdan ötürü bir teşekkür etmiş olalım. Ne dersiniz?
Ya siz şimdi üşenirsiniz müşenirsiniz oturur da yazmazsınız o cevapları bilmiyoruz sanki keranacılar. Cımbızla laf alıyoruz ağzınızdan ya. Her seferinde aynı şey. Hadi neyse yine canınız sağolsun. 15-25 yaş arası güllerimden ümitliyim. Çünkü benim de paşam gibi tüm ümidim gençliktedir. Cevaplamak isteyenler için Proust anketinin linkini açıklamalara yazıyorum. Yapabilen yapsın. Okuyacağım, göreceğim, puanlayacağım hepsini. Hem
Siz bir şey yazmasanız bile en azından ben bir sonraki bölüme ne yazacağımı bilerek çıkmış olacağım. Bugün bu büronun kapısından. Bir şey söyleyeyim mi? Vallahi bak gözlerim doldu çok kötü oldum. İlk defa böyle bir şey oluyor kaç bölümdür. Ay ben şu an haftaya ne yazacağımı bilerek gideceğim. Şimdiden hepinize iyi bayramlar diliyorum. Bir sonraki bölüme kadar da hepinizi öpüyorum. Havalar ısındı diye hemen incecik çıkmayın hasta olmayın tamam. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.