Podcast

Orta Yaş ve Bunalımları

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Okul dediler okuduk, kurs dediler gittik, sınav dediler geçtik, sertifika dediler aldık. Merhaba orta yaş! Sana yönelik ne hayallerimiz vardı. Sahi, sadece biz mi hayalkırıklığı yaşadık? Fırtınaların ergenlikte kalması gerekmiyor muydu? Yoksa bize yalan mı söylediler? Haddini Aşan Yaşam Rehberi’nde orta yaş ve onun bunalımlarına bakıyoruz.



Bölümde bahsi geçen Japonya’nın 60’lık ponponları.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.268 kelime · ~11 dk okuma

Gençliğim sapı attığı için bir türlü akort tutmayan, manyetinden ses vermeyen, kalitesiz gitarları çalmaya çalışarak geçtim. Parmaklarımı perdelerde gezdirirken hep ileride sahip olacağım muhteşem gitarı hayal edip durdum. Sonra hayat başladı. Bir gün hayalimdeki her gitarı alabilecek kadar gelirim olduğunu fark ettim. Şu an bu kaydı yaptığım stüdyonun birkaç adım ötesindeki meşhur sokakta solo aldım. Seneler boyu vitrininden seyrettiğim modeller şimdi raflarda keyfimi bekliyordum. Gençliğimde hayali bile uçuk gelenlerden birini alıp eve koştum. O gitar elbette ki neredeyse hiç çalınmadı. Çünkü gitar çalmak gençliğimin sevdasıydı. İşin tılsımı, O sapı atık, manyetiği bozuk gitarlarla birlikte solup gitmiştim. Artık hayatımda bambaşka heyecanlar ve beklentiler vardı. Şimdi vakit, yaşlılık dönemi için arzular ve pişmanlıklar biriktirme çağıydı. Haddini aşan Yaşam Rehberi'nin bu bölümünde ergenliğe taş çıkartan bu huranlarla bezeli orta yaş meselesine bakıyoruz.

Orta yaş meselesine girmeden önce, her bölüm öncesinde yaptığımız üzere, beni artık tarz olarak tanımışsınızdır, bir kavramları yerine oturtmak istiyorum. Orta yaş dediğimizde nelerden bahsediyoruz? Buhra'nın bunalımı ile ne kastediyoruz? Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamasına baktığımızda orta yaşı 45 ile 64 yaş arası tanımlıyor. Yani 45 ile 64 yaş arasında artık kendimizi orta yaş olarak adlandırabiliriz. Dolayısıyla hani o meşhur Cahit Sıtkı Tarancı'nın yaş 35 yolun yarısı edere bir 10 yıl daha eklemiş durumdayız.

Merak edenleriniz olursa, hani orta yaş budur, peki yaşlılık nedir diye merak ediyorsanız, 65 ile 74 yaş arasını da Dünya Sağlık Örgütü yaşlılık olarak kabul ediyor. Peki sonrasında ne oluyor 74 sonrası? 75 ile 89 arası ihtiyarlık dönemiymiş. Yani yaşlılıkla ihtiyarlık aynı şeyler değil, aklımızda olsun. Peki sonrasında ne oluyor? 90 yaş ve üstü ileri ihtiyarlık olarak tanımlanıyor.

Transkriptin tamamını oku

Peki şu anda anladık neymiş yaş aralığı. Peki sözcük olarak ne ifade ediyor? Yaş şimdi öz Türkçe bir kelime gibi düşünebiliriz ama yaş enteresan. Yani geçen yılları ömrümüzdeki yaş ile tanımlıyor olmamız. Mesela yaş yani bildiğimiz

gibi o ıslaklıkla tabir edilen yaştan geliyor. Birazcık böyle tazeliği mi belirliyor onu tam bilemedim ama hani daha anlaşılır şekilde tanımlayacak olursak Türkçe'de gençliği yani geçtiğimiz bölümde defterini dürdüğümüz gençlik mevzunun ergenlik ile tanımlandığını düşünebiliriz ki çok ilginç pek de anlayamadığım bir sebepten dolayı böyle ergenlik bir hakaret olarak algılanıyor bu günlerde. Oysaki çok güzel bir sözcük tanımlama adına ergen olma halini gösteriyor. Ergenlik de yine öz Türkçeden baktığımızda aslında erkeklere öz bir tanım. Bekar erkek demek yani henüz daha hayatının baharında gibi düşünebiliriz. Sonrasında orta yaş ile birlikte erginlik yani artık ergenlikten sonra erginlik yani olgunlaşmış olma halinden bahsediyoruz. Başka bir deyişle yetişkinlikten söz ediyoruz.

Demek ki orta yaş dediğimiz mevzu, yani bu erginlik dönemi, Dünya Sağlık Örgütü'ne göre 45 ile 64 yaş arasındaki zaman dilimi bu işin tabii mekanik kısmı. Biz bu işin biraz daha düşünsel boyutlarına bakacağız. Nedir, neyi tanımlar, neyi ifade eder orta yaş? En başta hayata yönelik gerçek başarıların kayda geçtiği dönemdir. Yani çocukluk ya da gençlik boyunca ekilen hasadın biçilme vakti. Bu kadar kendimize yatırım yaptık. Kendi nisbimizce, aklımızca, fikrimizce, kabiliyetlerimiz ölçüsünde bunların karşılığında ne toplayacağız? İşte o toplama evresi erginliğe denk geliyor.

Ve biraz da bu yüzden çalışma meselesiyle çok ilişkili. Yani orta yaşa dair olmuşluk ya da olmamışlığı zihnimizde en azından tanımlayan, aslında bir başka kolektif açıdan da baktığımızda toplumun bize yönelik olmuş ya da olmamış algısı genellikle çalışma hayatındaki tırnak içerisinde başarımızla ilişkili bir şey. Ne kadar başarılı olduk? Ne yaptık? Bütün bunların sonucunda nereye ulaştık? İşte bunun bir anlamda karnesi orta yaşta belirleniyor.

Şimdi Türkiye'ye baktığımızda çalışma hayatı tabii birazcık bulanık. Yani nihayetinde 45 yaşında emekli olanlar var. Hatta daha önceki dönemlerde, beni dinleyenlerin büyük bir kısmının henüz doğmadığı dönemlerde daha da erken emekli olanlar oldu. Dünya ortalamasında emeklilik ortalama değişiyor ama 65 yaş civarında diyebilirim kabataslak. Tabii ülkelere, kültürlere göre değişiyor. Ortalama, yaşama göre değişiyor.

Ömür dediğimiz şeyin artık 100 yıl normaline dayandığı Japonya gibi uzakdoğu toplumlarında, bilmiyorum hiç denk geldiniz mi, bu basketbol maçlarında pompon kızlar var. Pompon kadınlar desek daha doğru olur, belki de, bilemiyorum ama ortalama yaşları 60. Yani 60 yaşında hanımefendilerin, teyzelerin demeye dilim varmıyor ama amigoluk yaptığını görüyorsunuz. Yani ilginç bir görüntü. Siz YouTube'dan bakarsınız belki bölüm notlarına da bir örneğini ekleriz. Peki, orta yaşı anladık, ne olduğunu anladık. Bir de gelelim şu orta yaşta böyle derdemez neredeyse zihnimizin hemen ardından doldurduğu bunalım meselesi var.

Orta yaş krizi, orta yaş bunalımı, mesela gençlik bunalımı daha çok bunalımlar, depresyonlar, o inişli çıkışlı hallerin gençliğe, çocukluğa has olduğu düşünülür ama aslında daha çok bu orta yaşta zihnimize yerleşmiş kavramlardan biridir o bunalım meselesi, depresyon meselesi. Orta yaş bunalımı çok böyle tarihi bir kökene sahip değil. İsminin konulması 1960 yılına denk geliyor. Bir psikanalist olan Elliot Jacques bunun adını koyuyor. Orta yaş bunalımı, orta yaş krizi, orta yaş depresyonu ki aslında hani en başta söyleyelim orta yaş bunalımı depresyon gibi bir şey değil. Depresyon ile çok farklı bir şeyden bahsediyoruz. Yani bazı semptomları, bazı tezahürleri birbirine benziyor fakat bir depresyondan söz etmiyoruz. Nedir peki bu orta yaş bunalımı dediğimiz şey? Birkaç maddesini, ortak paydasını sizlerle paylaşayım. Eminim hani bu yaş diliminde şu an beni dinleyen varsa her birine tek tek bir evet işareti koyacaktır. Şimdi en başta ortaya çıkan şey derin hüzün ve pişmanlık. Ardından yorgunluk geliyor. Sürekli yorgun olma hali, uykudan keyif almama, yorgun kalkma, isteksizlik vs. Üçüncü olarak tahammülsüzlük geliyor. Ama burada da ilginç bir ayrıntı var. Bu bazı konularda tahammülsüzlük, bazı konularda da müsamahakar olmayı getiriyor. Yani bazı konularda toleransımız, işte direncimiz daha da azalıyor. bazılarında da artıyor. Eskiden bize çok böyle dayanılmaz, katlanılmaz gelen şeyler normalleşiyor. Eskiden çok normal olarak algıladığımız pek çok şeyde artık katlanamaz hale geliyoruz. Yani aslında erginlik de aynen ergenlik gibi kişinin ruhen, zihnen bambaşka bir şekle büründüğü bir zaman dilimi.

Değişen konulardan bir tanesi de dürtüsel tüketim ki bu özellikle reklam ve pazarlama sektörünün altın anahtarlarından, kutsal kaselerinden biridir. Çünkü artık orta yaşla birlikte kişi kendini iyi kötü bulmuştur. İyi kötü gençlikle özellikle kıyaslandığında büyük bir aksilik olmadıysa maddi durumu daha yerleşmiştir. Ve işte benim girişte bahsettiğim gibi çocukluğu, gençliği boyunca uğraştıklarından daha iyilerine layık olduğunu, daha iyilerini tecrübe etme vakti geldiğini düşünür ve dürtüsel tüketimlere girer. Bu kimi zaman ürünlerde kendini gösterir, kimi zaman yemeklerde, mesela orta yaşta bir anda kendini yemeğe vuran insanlar buluruz. İlişkilerde kendini gösterir. Böyle ani evlilikler, ani boşanmalar, işte birden fazla ilişki yaşamalar, hiçbir ilişkide dikiş tutturamamalar, bunların çoğu orta yaşta kendini gösteren kavramlardır.

Hazır ilişkilerden bahsetmişken, orta yaşın değişim alanlarından biri de cinsellik. Cinsel arzuda bir değişim olur. Tabii bu değişim kişiye göre artı ya da eksi kutba göre gidebilir. Yani bazılarında cinsel arzular, libido zirve yapar, kimilerinde dibi bulur, tamamen soğur. Ama en belirgin, en ortak özellik ise kaçınılmaz olarak nostalji hissidir. geçmişe yönelik özlem başlar çünkü bu hafızamızın seçiciliği, algımız gibi geçmişi, hatıralarımızı hep seçici olarak en güzel halleriyle hatırlama halimiz bizde nostalji duygusunu tetikler ve bu anında tabii ki ticari bir metaya da dönüşür. Yani bu nostaljik ürünler, eski şarkıların sürekli işte

coverlanarak ya da yeniden yorumlanarak albümlere girmesi, işte 80'ler 90'lar partileri ki geçen gün 2000'ler partisi gördüm yapmayın arkadaşlar yani 2000'ler daha nedir araba modeli gibi bir şey ya 2000 model benim arabam daha 2000 küsur model. Olmasın bunlar. Neyse bu nostalji olayı da işte bu orta yaşın krizinin doyurulma çabalarından biridir. Tabii orta yaş krizi, bunalımı dediğimiz şey 1960'larda adı konulmuş bir mesele ama 1960'lardan bu 2000'li yıllara geldiğimizde çok değişen şeyler de var. Bunun başında tabii ki hepinizin malum olduğu, benim de şu an sesimi sizlere ulaştıran dijital araçlar, hizmetler, ürünler var.

Modern çağın orta yaş krizi 1960'ların, 70'lerin, 80'lerin hatta 90'ların orta yaş krizinden çok daha farklı unsurlar, çok daha farklı belirleyiciler içeriyor. Tabii bir de düşünmemiz gereken konulardan biri hani dedik ya ömür uzuyor artık öyle 50-60 yıllık ömürlerden değil de 80-90-100 yıllık hayatlardan söz ediyoruz. Bu artan yaşam süresi orta yaşa mı yazılıyor yoksa yaşlılığa mı? Mesela ben bunun içinden çıkamadım program için düşünürken. Yani uzun bir yaşamda daha uzun bir orta yaşımız mı oluyor yoksa daha uzun yaşlılıklar mı yaşıyoruz? ki ilerideki bölümlerde mutlaka işlemek istediğim bu yaşlanmaya, yaşanmaya karşı mücadelemiz, işte anti-aging diye de geçen zamanı durdurma, yaşlanmayı durdurma, mümkünse ölümü geciktirme hatta yaşlılığı bir hastalık olarak tanımlayan unsurlar, İşte hep bu orta yaş krizinin sonucu çünkü gençlikle birlikte en güzel çağına gelen bedenimiz orta yaşla birlikte artık yavaş yavaş kendisini bırakmaya başlıyor. Biyolojik olarak bunu da kabullenmek kolay bir şey değil. Dolayısıyla kavramları oturtmuş olduk. Gelin şimdi şu orta yaş krizinin sebeplerine, sonuçlarına, yansımalarına bakalım.

En önemli konulardan birisi ergenlik döneminin bizi erginlik dönemine hazırlamıyor oluşu. Her şeyin acemisi olarak hayata atılıyoruz. Yani eğitimimiz nispeten yani büyük bir nispeten ile söyleyeyim bunu iş hayatına hazırlıyor. Yani iş hayatına başladığımızda iyi kötü o meslekle ilgili en azından bir temel tecrübeye Biz bu işten iyi kötü anlıyoruz diyebilecek kadar bilgiye sahip oluyoruz ama yaşamın kendisine yönelik hiçbir şey bizi hazırlamıyor. Yani bir anda orta yaş denen şeyin içine geliyoruz. Dolayısıyla bu büyük bir bocalama evresini de beraberinde getiriyor.

Hani şöyle düşünebilirsiniz çocuk sahibi olanlar özellikle birden fazla çocuk sahibi olanlar ki sayıları giderek azalıyor bu tür ailelerin malum ama birden fazla çocuk sahibi olanlar bir düşünsün ilk çocuğun acemiliği yani hiçbir şey bilmeden daha kendin hakkında bile yeterince bilgi sahibi olmadan dünyaya bir boş sayfa her şeyiyle sana muhtaç bir varlık getiriyorsun ve onun da sorumluluğunu yükleniyorsun bu da aslında orta yaş bunalımının sebeplerinden biri birazdan geleceğim. Ama bu orta yaş bunalımının mesela cinsiyetçi bir tarafı da var. Böyle yeterince anlatamayacağım diye korkuyorum ama notlarımı hazırlarken düşündüm. Orta yaşta erkekten beklenen ve kadından beklenen toplumsal, psikolojik faktörlerde ilginç bir ayrım sezdim. Bunu ben zehir olarak aklınıza yerleştireyim. Siz içinizden düşünün. Mesela erkeğe

yapması üzerine, kadına yapmaması üzerine telkinler veriliyor. Hep bunu düşündünüz mü? Hiç bilmiyorum. Dolayısıyla hani bu orta yaşın erkeği ile kadını arasında da her konuda olduğu gibi cinsiyetçi bir farklılık, bir ayrım var. Bunu da düşünmekte fayda var.

Gelelim ayrıntılara. Şimdi nedir orta yaş? Örneğin birçok şey olmamızın gerektiği bir dönemden söz ediyoruz. Yani bir çırpıda düşündüğümüzde iyi bir birey olmalıyız. İşimizde başarılı bir çalışan olmak zorundayız. Elimiz ekmek tutmalı, bir maharet, bir yetenek sahibi olmalıyız. Toplumda bir saygı görmeliyiz. Saygı göremesek bile kendimize bir yer edinmeliyiz. İşte bir ilişkimiz varsa, evliysek, sevgilimiz varsa iyi bir eş olmak zorundayız.

bir aile kurduysak, çocuk sahibi olduysak iyi bir ebeveyn olmak zorundayız. Bir yandan da bütün çocukluğumuz boyunca kendimiz adına kurduğumuz hayaller var. O hayalleri gerçekleştirmek zorundayız ve bütün bunları hani yine bu Dünya Sağlık Örgütü'nün şemasından yola çıkarsak 20 yıl içerisinde yapmamız bekleniyor. Düşünebiliyor musunuz? 20 yıla sıkışacak bunca başarı dolayısıyla kaçınılmaz olarak bir olmamışlık psikolojisini tetikleyebiliyor ve

Yaşın ilerlediği zamanlarda yine biyolojik faktörlerin etkisiyle bir zaman dilimi geliyor ki hani en çok kendinizi gerçekleştirmek istediğiniz, arzuladığınız dönemde hem anne babanızın, kendi anne babanızın hem de varsa kendi çocuklarınızın anne babası oluyorsunuz. Yani artık anne babalar yaşlanıyor, her yaşlı gibi birazcık çocuklaşıyor ve artık geri sayıma girdiklerine yönelik kaçınılmaz o gerçeklikle yüzleştiklerinden sizinle daha fazla vakit geçirmek istiyorlar, onlara daha fazla ilgi göstermenizi istiyorlar. Aynı şeyi sizden bekleyen çocuklarınız var, eşleriniz var ve bir de kendi hayatınız var. İşte bir cendere daha size orta yaşa yönelik...

Öte yandan dönüp geçmişe baktığımızda ilk dönem yani bu hayatın muhasebesinin yapıldığı ilk dönem bunlar ne çocuklukta yapılır ne gençlikte yapılır genellikle. Mesela burada ne karşımıza çıkar? Kendini gerçekleştirme ile özgüven arasındaki çatışma. Yani sürekli olarak kendimize şunu sorarız. Oldu mu acaba? Becerebildin mi? Halledebildin mi? Yapabildin mi? Başarabildin mi?

Bir sürü soru. Üstelik cevabı da yok. Kendi kendimize verdiğimiz cevaplar olumlu da olsa, olumsuz da olsa pek de tatmin edici olmaz. Bir yandan bahaneler de anlamsızlaşır. Artık tamamen kendi başımıza olduğumuz bir dönem. Hiçbir şeye bahane bulma durumumuz yok. İşte çocukken, gençken anne babamız yapmamıza izin vermedi. O öyleydi, bu böyleydi. E tamam, hadi bakalım. İşte hayatla baş başasın. Bıraktık kendi başına. Kendi ayaklarının üstünde duruyorsun. hiç kimsenin hiçbir şeyini karışmıyor. Yani göreceli olarak da olsa özellikle geçmişe kıyasla. Hadi bakalım işte hayat karşında serili duruyor. Ne yapacaksın? Göster bakalım dönemi. İşte bu da büyük bir ürperti. Çünkü başta söylediğim gibi ergenlik dönemi bizi erginliğe hazırlamıyor. Yürürken öğreniyoruz pek çok şeyi. Elimizde doğru dürüst bir harita, bir kılavuz yok. Öte yandan yine biyolojik faktörler sebebiyle yalnızlaştığımız bir dönem.

Yani aile ve akrabalarımız seyrekleşiyor. Çünkü hayatlarını kaybediyorlar. Örneğin bugün bu stüdyoya gelmeden önce telefonumda bir bildirim çıktı. Bir doğum günü uyarısıydı. Ama doğum günü uyarısını verdiği arkadaşımı iki sene önce kaybetmiştik. Yani erginlik bir anlamda artık arkadaşlarınızın, aile fertlerinizin, hatta ve hatta en ağırı anne babanızın hayatınızdan eksilmeye başladığı bir döneme geliyor.

Öte yandan arkadaşlıklar işlevselleşiyor. Yani arkadaşlıklarınız eskisi gibi işte futbol arkadaşlığı, yok efendim işte bilmem gezip tozma arkadaşlığı o gibi bir şey değil. İşe odaklı arkadaşlıklara dönüşüyor. Her merhaba, telefonunuzda beliren her isim artık neredeyse bir iş, bir mesele, bir mevzuyla ilişkili olarak karşınıza çıkıyor ve hayatımızı işgal eden harici etkenler oluşuyor.

Evet, bir anlamda kendi ayaklarınızın üstünde duruyorsunuz ama artık hiç olmadığı kadar sorumluluğunuz da var. İşiniz var, aileniz var, sorumluluklar vs. Bunları tahmin edebilirsiniz. Öte yandan son olarak baktığımızda bu yaşlılığın korkutucu algısından önce çok depresif bir geri sayıştan bahsediyoruz. Hani saçlarda beyazlar beliriyor, işte ciddi kırışmalar, güneş tekeleri, onlar bunlar, beliniz daha fazla ağrımaya başlıyor. Eskiden böyle üstünden hoplayıp sıplayıp geçeceğiniz şeylerin etrafından dönmeye başlıyorsunuz istemsiz olarak, buna bir sürü bahaneler de bularak. Dolayısıyla yavaş yavaş kendinizi

Zihnen ve bedenen yaşlılığa da hazırlıyorsunuz. Dolayısıyla bütün bunların ışığında düşündüğümüzde orta yaş bunalımının gayet haklı, meşru gerekçeleri var. Kaçınılmaz bir süreç, mesele bunlarla baş edebilmek. Orta yaş meselesine baktığımız bu bölümde sizin içinizi yeterince kararttığımı düşünüyorum. Bütün bu paylaşımlardan, aktarımlardan yola çıkarak düşündüğünüzde orta yaşın kaçınılmaz bir depresyon dönemi olduğunu düşünebilirsiniz ama değil. bir yandan da hayatın esasında en güzel, en ümitli bölümü. Ama bütün o ümitlere geçmeden önce bunları kafanızda yerleştirip biraz sindirmeniz adına bu bölümü burada tamamlıyoruz ve iki gün sonra devam edecek bölümümüzde orta yaşın ümitlerine ve sorularına bakıyoruz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)