
4.309 kelime · ~22 dk okuma
Herkese merhaba. Bu kaydı 8 Nisan'da alıyoruz. Siz bu kaydı dinlerken biz de Zeynep'le beraber bayram tatilinde çıkmış olacağız. Ben şimdiden hepinizin Ramazan bayramını kutlarım. 31 Mart'tan önceki haftalarda hem Gazeten Bir Günde hem de Navaber'de emeklilik sorununa bir pencere açmaya çalıştık. Bu süre içinde orada burada beni durdurup şu eleştirde bulunan çok kişi oldu. Ya Ozan bu emeklileri çok konuşuyorsun da bu yaşlara müstahak. Elleri kırılır yine gider oy verirler bunlara. Boşver abi bunları gençlere bak.
Şimdi emeklileri boşver, gençleri konuş. Emeklileri boşver, gençleri konuş. Son 2-3 aydır bunları duymaktan gına geldi. Samimiyetle söylüyorum. Bir yazığım ya da trend topikteki bir içerik konusunu düşünürken hele hele şu işi bir deşeyim de iktidarın oyları düşsün gibi kısa vadeli bir endişem yok. Bu anlamda politik olarak aktivist davranmıyorum. Bu 30.000 Mart seçimlerinde de emeklilerden böyle bir tavır açıkçası ben beklemiyordum. Yani diyordum ki yine büyük oranda sandığa giderler, ampule basarlar.
Ama varsın öyle olsun, emeklilik meselesi böyle olsa dahi sadece memleketteki 16 milyon insanı mı ilgilendirir yani bizi ilgilendirmeyen bir mesele midir? Genel olarak deşilmesinde kamu yararı olduğunu düşündüğüm konuları işlemeye çalışıyorum. Mümkün olduğunca farklı bir pencere yaratmanın da bu fikir kıtlığında hepimize iyi geleceğini düşünüyorum. Emeklilik meselesine de bu pencereden baktım.
Varsın emekliler gitsin yine AKP'ye oy versinler, önemli değil. Ama bu mesele üzerine sadece emeklilerin değil, hepimizin kafa yorması gereken bir aşamaya geldik. Mesele, 31 Mart seçimlerinde emeklilerin oylarını etkilemekten çok daha öteye geçti. Türkiye'nin ulusal güvenlik sorunu olarak kavranması gereken bir sosyal güvenlik sorunu var artık. Hem böyle bir ulusal güvenlik riskiyle karşı karşıyayız, hem de, e kardeşim bugünkü gençler de yarının emeklileri sonuçta. Dolayısıyla aslında hepimizi ilgilendiren bir sorunla karşı karşıyayız. Emeklilerin oy tercihinden çok daha derinlikli kavranması gereken bir mesele bu. Fakat bir de seçim oldu. Kesin değil ama varsayımımız şu. Emekliler 31 Mart'ta gerçekten duyun bizi diye çığlık atmışlar. Çok ciddi bir seçim tavrı göstermişler. Bakın tavırlarını değiştirmesi en zor kesimden bahsediyorum. Bizi dinleyen Zafer Partili gençler var mesela.
Siz 1-2 seçim bir zafere oy veriyorsunuz gençler ama bu amcalar teyzeler 22 yıldır AKP'ye basıyorlar. Kahvede Erdoğan'ı ölümle savunmuşlar ve belli ki bu dayıların, halaların bir kısmı tavrını değiştirmiş. Bence bu haftanın tren topik konusu bu yüzden emekliler oldu. Türkiye 1-8 Nisan arasında emeklileri konuştu. Hadi biz de konuşalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Çeviri Türkiye ekonomisini biraz daha yakından gözleyenlerin tartıştığı bir mesele var. Bilmiyorum, belki siz de vakıfsınızdır konuya. Şu tasarruf açığı meselesi. Konuya yabancılar için özet geçeyim. Bir kısım ana akım iktisatçı diyor ki, Türkiye'nin tasarruf oranı çok küçük. Gelirimizin neredeyse tamamını tüketiyoruz. Bu kadar küçük, bu kadar düşük tasarruf oranıyla yatırımlar finanse edilemiyor. Care açık veriyoruz. Ee, ne yapalım? Bir biçimde tasarrufları arttıracak ve Altyazı M.K.
tedbirler alalım. Nasıl olacak o iş? Gelirimiz artarken eşanlı şekilde tasarrufu teşvik edecek yeni yatırım araçları sürelim piyasaya. Yani hem geliri arttıralım hem de artan gelirin tümünün tüketilmesinin önüne geçecek yatırım araçları bulalım. Ne bileyim 10 yıllık tahviller mesela. Tasarruf sahiplerine uzun vadeli yeni yatırım araçları tanıtılmalı. Bu tasarrufları arttırma fikri 2000'li yıllardan itibaren de işte 5 yıllık kalkınma planları gibi orta vadeli programlar gibi kamu metinlerine de giriyor.
Bu 2001 krizinden sonraki güçlü ekonomi geçiş programının ana fikri bu yönde. Tasarrufları arttırmalıyız. Ne yapıp etmeli bireysel tasarruflar artmalı. Bu tasarruflar da sağlam temelleri olan bir finansal yapı tarafından işletilmeli ve yatırımları finansi etmeli. Aksi takdirde büyümek için çare açık vermeye devam edeceğiz. Biz de 2001 krizinden sonra ekonomik reformları gerçekleştiren Kemal Derviş'in de dediği buydu. Sonrasında AKP'nin uyguladığı IMF programının da dediği buydu.
İşte bu sayıkla, 2000'li yılların başında, AKP'nin ilk yıllarında bir furya başladı. Nedir o furya? Bireysel emeklilik. Nedir bu derseniz, iş şöyle. İşte nasıl sosyal güvenlik kurumu var, sen her ay oraya para yatırıyorsun, bunlar da özel şirket, diyorlar ki, bunlara paranı yatır, bir de bunlardan emekli ol. Ya ne gerek var böyle bir yeni sektöre? E işte bu sektör tasarrufların artmasını sağlayacak.
Yani yeni bir tasarruf aracı yaratacak, adına da bireysel emeklilik diyeceğiz. Biz kamusal, toplumsal emeklinin yanına bir de bireysel, kafana göre emekliliği ekliyoruz. Müthiş. Neyse. 2003 yılında bu sistemi çalıştırmaya başlıyorlar ve o yıl sadece 15.245 kişi bulabilmiş bireysel emeklilik şirketleri. 2003 yılındayız daha.
Sonra 2004'te enflasyon tek haneye düşüyor. Uzun vadeli krediler artmaya başlıyor. İşte uzun vadeli atıyorum 10 yıllık konut kredileri. Aynı şekilde ticari krediler. Enflasyonun tek haneye düşmesiyle yaygınlık kazanan krediler bunlar. Bir de bu kredilere eş değer uzun vadeli mevduatlar lazım. Şimdi siz 10 yıllık parayı birine bağlıyorsunuz. 10 yıllık da para toplamanız lazım. E ne yapacaksınız? İşte bireysel emeklilik sistemi bu açığı da kapatacak. Yani finansal olarak da son derece mantıklı. Hem uzun vadeli krediler dağıtacağız, hem de uzun vadeli mevduat toplayabileceğiz. Böylece bankalar da sistemi teşvik etmeye başladılar. 2003'te 15 bin katılımcıyla başlayan sistem sadece 3 yıl sonra, 2006 yılında 1 milyon katılımcıyı buldu.
Evet, ilk yıllar sistem kurulurken katılımcı sayısı hızla artıyordu. Bunu normal saymak gerekir. Yeni doğuyor, potansiyel müşteri ulaşırken hızlı büyümek normal. Böylece 2003'te 5.8 milyon TL'lik bireysel emeklilik fonu katkı payı toplanırken bu tutar ertesi sene 288 milyon TL'yi. 2006 yılında 2 milyar 592 milyon TL'yi buluyor.
O yılların döviz kuruna göre 1,5 milyar dolar ediyor. Küçümselecek paralar değil. Bugünden baktığınız zaman küçük gibi gelebilir ama 1,5 milyar dolarlık bir pastaya ulaşıyor ilk 3 yılda. Bu tutar 10 yıl sonra 2013 yılında 22 milyar TL'ye ulaşarak dolar bazında zirve noktasına ulaşıyor. O günkü kurla yaklaşık 12 milyar dolar. 4 milyon 155 bin kişiden toplanmış 12 milyar dolarlık bir tasarruf bu. Ya buna biraz arka çıkalım. Bu çok tatlı para yaratıyor. 12 milyar dolarlık pasta.
Ne yapalım mesela? Devlet katkısı verelim. 1 Ocak 2013'ten itibaren bireysel emeklilik sözleşmelerine %25'lik bir devlet katkısı da dahil oldu. Devletin kurduğu iletişimde ana motivasyon 12 milyar dolarlık fon bulduk değildi elbette. Tasarruf iyiydi diyordu devletimiz. Kamu spotunda şöyle tarif ediliyordu o yıllarda, taa 10 yıl önce.
bir beden büyük alırız. Market poşetlerini atmaz onlardan bir güzel çöp poşeti yaparız. Geldiğimizi haber vermek için uzun uzun konuşmayız. Sadece çaldırıp kapatırız. Boşuna yanan ışıklara hiç ama hiç dayanamayız. Çünkü biz yarını bugünden düşünür tasarrufun değerini iyi biliriz. Şimdi %25 devlet katkısıyla bireysel emeklilik sistemine katılan istisnasız herkesin yatırdığı her 100 lira 125 lira oluyor.
Ben de nereden hatırlıyorum o yılları? Ya ne zaman bankaya gitsem, bir işim düşse var mı bireysel emekliliğiniz diye soruluyor. Yok diyorum, e bir düşünmez misiniz ısrarları falan. Bireysel emeklilik. Kulağa da hoş geliyor. Bireysel emeklilik. Bir süre sonra bestemeye başlayacaktık.
Bireysel emeklilik sigortası mı, artık o S sistemi mi, sözleşmesi mi? Oralarda kafalar karışık. Ben kendimce size anlattım, bir de resmi ağızdan dinleyelim. Nedir kardeşim bu bes? Efendim şöyle tarif etmişler kamu bankaları kendi internet sitelerinde. Bireysel emeklilik sistemi, emeklilik dönemini rahat geçirmek için bireylerin çalışma yaşamları süresince birikim yapmasına imkan tanıyan, sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak emeklilik gelirine ek bir gelir sağlayan özel emeklilik sistemidir.
Enteresan bir ifade. Sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı denmiş. Tamamlayıcısı. Kamusal emeklilik sisteminin bir kusuru var da bu emeklilik sistemine bile tamamlayıcı lazım demek ki. E var tabii. Emekli maaşlar ne halde? Bu mesele 2013 yılında ve ilerleyen birkaç yılda bu boyutuyla konuşulmuyordu. Yani bireysel emeklilik içinde her ne kadar emeklilik adı geçse de emeklilikle ilgili bir meseleden çok bir tür uzun vadeli yatırım aracı gibi kavranıyordu.
Mesela sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel, kendi YouTube kanalında şöyle anlatmış Bessi. Aslında sistemin gerçek adı, bireysel yatırım danışmanlığı sistemidir. Yani paranızı bir yere yatıracağız, onlar da hangi fonlarda değerlendirdiğimize bize tavsiyelerde bulunacaklar ve paramız değerlenecek. Ama halka cazip gelsin diye arasına bir emeklilik kelimesi koydular.
Bireysel emeklilik ve yatırım danışmanlığı sistemidir. Kanun adı. Ama bireysel emekliliğin SGK sistemindeki gibi bir ömür boyu olacağını düşünmeyin. Bir kere ömür boyu demek, ne kadar yaşayacağınız belli olmadığı için bir şirketin üstlenmek istemeyeceği bir risk. Kamu değil bu, özel şirket. Yani kamu güvencesi veremiyorsunuz. O yüzden bizde paranı yatırırsın, o parayı bireysel danışmanına emanet edersin, o danışman parayı işletir, vade sonunda da o para ya sana peşin peşin ödenir ya da taksitlere bölünür.
Yani ortada bir sigorta faaliyetinden çok bir yatırım aracı var. Ortada anladığımız anlamda bir emeklilik yok. Finansal bir araç bu. Ama adından da yola çıkarak emeklilikte daha konforlu yaşama arzusu da yaratıyor. Ne deniyor? Bireysel emeklilik. Aslında buna tümüyle farklı bir isim de vermek mümkün. Uzun vadeli bireysel danışmanlık fonu deseniz aynı şeydir aslında.
Yani akılcı bir yatırım aracı gibidir, emeklilikle ilgisi adından ibarettir. Ekonomik finans yorumcusu Atilla Yeşilada kendi YouTube kanalında 5 yıl önce Bess'i şöyle tanıtmış. 20-30 yaşındaki gençler emekli olduğunda alacakları emekli maaşının bir somun ekmek, bir adet simit ya da bir bardak çay olarak satın alma gücü bugünkü emeklilerden çok daha kötü olacak. Çünkü o zaman çalışan sayısına oranla emekli sayısı da artacak. Dolayısıyla herkesin muhakkak bugünden muhtaç günlerinde ele düşmemek için tasarruf yapması lazım.
Şimdi bir dakika. Bölümün akışını değiştirelim. Burada bir duralım. Atilla Bey bireysel manada akılcı bir şey söylemiş 5 yıl önce. Burada BES'e yatırım yapan milyonlarca insanın kararını sorgulamıyorum. Elbette son derece mantıklı olabilir. Fakat işin toplumsal boyutu, yani hepimizin üzerine düşünmesi gereken bir boyutu da var. Ne deniyor? Çalışan sayısına oranla emekli sayısı da artacak.
Yani ulusal anlamda bir sorun yaşıyoruz ve ulusal anlamda yaşadığımız sorunun bize bireysel maliyetler olacak. Ulusal ölçekte emeklilik sistemimiz çökecek ve biz o aşamadayız ki bireysel kurtuluşlar arıyoruz. Kimsenin de umurunda değil böyle şeyler. Hmm emeklilik sistemimiz mi çöküyor? Tamam o halde başımızın çaresine bakalım. Ya bu böyle hemen çökecek bir şey mi? Kaldı ki çöküyorsa çökmesin diye de biraz uğraşmak gerekmez mi? Verilere baktım. 4A emeklisi düşünelim. Eski ifadeyle SSK emeklisi.
Bizde 22 milyon SGK'lı var bunların 18 milyonu 4A'lı. En geniş grup bu yani. En düşük aylık alan SSK emeklisi 2013'te asgari ücretin %15 fazlasını alıyormuş. Yani 10 yıl kadar önce asgari ücret gerçekten asgariymiş. Emekli maaşı asgari ücretten yüksekmiş.
Fakat 10 yıl önce asgari ücretin %15 fazlasını alan SSK emeklisi, yıllar içinde maaşının asgari ücret karşısında erimesini izledi. 2016'da işçi emeklisinin maaşı asgari ücrete eşitlendi. Yani 2016 yılı itibariyle asgari ücret işçi emeklisinin maaşına eşitlendi. Fakat erime burada da durmadı. İlk kez 2021'de asgari ücretin 15 puan kadar altına gelirdi işçi emeklisinin aylığı. Bu aşamada bir duyarlılık oluştu. Lan dedi biz eskiden asgari ücretten fazla para alırdık şimdi asgari ücretin de altına düştük. Birleşik Emekliler Sendikası Genel Başkanı Mahmut Şengül 21 yıllık süreci kıyaslamış ve ilginç bir hesap yapmış. Sadece emeklilere hiç zan verilmeyip alım gücü korunmuş olsaydı yani bundan 20-21 ile belki alım gücümüz korunmuş olsaydı
Bugün en düşük emekli maaşının olması gereken rakam 30 bin lira civarındaydı. Maalesef yıllar içerisinde emekliler bu anlamda çıkan düzenlemelerle beraber ve uygulamalarla beraber toplumun en fakiri ve en yoksul kitlesi haline geldi. Oysa ki biz bundan 21 yıl önce hemen hemen orta sınıf dediğimiz kitleye yakın bir yaşam standardına yakındık. Bugünse emekliler dilenci pozisyonuna düşmüş durumda.
21 yıl önce en düşük işçi emeklisi asgari ücretin %40 fazlasını alırken, bugün en düşük emekli aile olan 10 bin lira asgari ücretin sadece %59'u ediyor. Emekli maaşı asgari ücret karşısında gerçekten eridi gitti. Şimdi burada kısa bir ara verelim, aranın ardından bu gidişatın varacağı yeri konuşalım. Şimdi biz emekli maaşlarındaki erimeyi bugünden böyle değerlendiriyoruz. Yani 10 yıllık veriye baktığımız zaman çok ciddi bir erime olduğunu ortaya koyabiliyoruz. Gelin ama bir yıl önce, Mayıs seçimlerinden önce yani, zihnimizle nasıl oynandığına bakalım. Tarih, Aralık 2022.
Emekli ve asgari ücretle de zam beklentisi çok yüksek. 3 Aralık'ta açıklanan son enflasyon verisine göre yıllık enflasyon %84'ü bulmuş, 2 yıl önceden bahsediyorum. Gözlerde maaşların ne kadar olacağını da. En önemli gündem asgari ücret tabii ki. O esnada asgari ücret 4250 TL. Peki 2023 yılının asgari ücreti ne kadar olacak? 22 Aralık'ta Erdoğan açıklıyor.
Net asgari ücret 2023 yılında inşallah değerli arkadaşlar 8500 lira olarak aramızda mutabık kaldık. %100 zam, yürü be reis! Asgari ücret 8500 TL oldu. Peki ya en düşük emekli aylığı? Şimdi asgari ücret 4250 TL iken en düşük emekli aylığı 3500 TL idi. Yani milleti çok germiyordu bu kadar fark. Yani asgari ücreti %80'ini elde ediyordu emekli.
18 puan daha az maaş alıyordu. Yine bir sorundu, yine mırın kırın ediliyordu ama hemen hemen asgari ücret sayılırdı. Asgari ücretliye %100 zam yapıldı. Bu haliyle aynı zam emekliye de yapılırsa emeklinin 7000 lira alması gerekirdi. Peki 3500'lük emekli maaşı kaç oldu? Onu da dinleyelim. O tabii daha coşkulu olması gerekiyor. Biraz rüzgar lazım. Reis onu grup toplantısında açıklıyor alkışlarla.
Ayrıca en düşük emekli maaşı tutarını da 3500 liradan 5500 liraya çıkartıyoruz. Bunların yılın ilk altı ayına ait zamlar olduğunu, yılın ikinci yarısı için toplu sözleşme ve enflasyon farkı göz önünde bulundurularak yeni artışlar yapılacağını da tekrar hatırlatmak istiyorum. Eee 5500 mü? Tribünler alkışlıyor da. Asgari ücret 8500 oldu. Emekli maaşı 5500'de kaldı. Emeklinin hasabı bozulmaya başladı. Herkes de diyor ki emekli maaşı düşük kaldı. Önümüzde seçim. 8500 asgari, 5500 emekli dengesine hasabı bozuldu reisin.
Böyle bir adaletsizliğe kurban olduğum dayanamadı yüreği. Haziran ayını bekleyemedi, emekliye zam yapmak için gitti. Mart 2023'te alın lan dedi. Bu içimden geldi. 5500 TL'ydi, alın size 7500 TL. Emeklilerle ilgili çalışmamızı yaptık. Bunu 7500 lira olarak inşallah açıklamış oluyoruz. Böyle bir içimden geldi. Aslında bu yoktu. Bu yoktu. Anasını satayım, içimden geldi.
Seçimlelere Kadir. Gerçekten halkın karnavalı, halkın bayramı gibi bir şey oldu seçimler. Seçimler bitti ama. Asgari ücretli için yılın ikinci yarısındaki ücretin ne olacağı merak konusu olmaya başladı. Emekliye bir zam daha verirler miydi? Henüz Nisan'da yapılmıştı zam. Haziranda bir zam daha, hele ki seçimler bittikten sonra. Yani yapılmasa büyük olay olmaz. Nitekim yapılmadı.
Asgari ücret Haziran 2023'te 8500 liradan 11402 liraya çıkarıldı. Emekli maaşı da 7500 lirada kaldı. Mehmet Şimşek gelmiş ki hele hele benzine bir gecede 6 lira zam gelen günler. Akaryakıtta ÖTV'ye zam geldi. İstasyonlardaki fiyatlar 6 lira birden arttı. Aslında Mayıs seçimlerinden önce pamuklara sarılan, beklentiler içine sokulan emekli kesimi Mayıs seçimlerinden sonra kandırıldığını anladı.
Bakın ilginç bir yayın. 30 Mart 2023. Yani geçen yıl. Mayıs seçimlerinden önce. TGRT'de Cem Küçük'ten dinleyelim sayıları. 2002'de 174 liraydı asgari ücret. Emekli maaşı 228 liraydı. 2015'te asgari ücret 974 liraydı. Emekli maaşı 1065 liraydı değerli izleyiciler. 2023'te asgari ücret 8.506 lira ve en düşük emekli maaşı 7.500 lira. Belki onunla da eşitlenebilir rakamları görüyorsunuz. Beklentiye bakın, emekli maaşa da asgariyi eşitlenecek belki de diyor. Emekli alışmış zaten bu şeyde bir zam almaya. Hem zam alıyoruz hem dolar da artmıyor. Hem de indirimler falan başlamış. Allah'ım verdikçe veriyor.
Bu arada elektrikte tüm abone gruplarında hepsi işveren işçi dahil %15 indirim yapıldı. Sanayi doğal gazına Nisan ayına itibaren de %20 indirime gidildiğini söyleyelim. Diyorum ya seçimler halkın bayramıdır diye. Sizin yine de Ramazan bayramınız da kutlu olsun tabii ama asıl bayram geride kaldı. Bu doğal gaz indirimi yapıldı bakın. Sanayiye %20 indirimi doğal gaz dendi Mart ayında. Döndük. 21 Nisan'da yetmez dendi. Mayıs'ta komple bedava dağıtıyoruz doğal gazı. Vallahi bakın. Şimdi de biz şöyle söylüyoruz. Açın kombileri. Yaz ayı da olsa, havalar sıcak da olsa, sonuna kadar yakın kombileri. Artık gaz patronuyuz arkadaşlar.
Mais seçimleri öncesi ve sonrasını hep beraber gördük değil mi? Şimdi seçimsiz bir dört yılla karşı karşıyayız. Ben size ne olacağını söyleyeyim. Bizim zihnimizle bir yıl içinde gerçekleşen iki seçimde çok oynadılar. Bu seçimsiz dönemde biraz duruluruz, bazı şeylere de alışırız. Ne gibi?
Emekli maaşlarının artık asgari ücretin altında olması gibi. Buna isyan etmeyiz yani artık. Zaten baksanıza uçurum olmuş ikisi arasında. Buradan sonra telafi etmesi çok zor. An itibariyle emekliyi asgari ücret düzeyine çıkarıp 17 bin lira vermenin SGK'ya ilave gideri aylık 112 milyar TL'ye kadar. Yıllık ise 1 trilyon liradan fazla.
Şöyle düşünün, 2023 yılı SGK'nın toplam gideri 2.2 trilyon lira. Emekli maaşı asgari ücrete eşitlenirse bu gider yaklaşık 3.4 trilyon liraya çıkıyor. Yüzde 50 kadar artıyor. Yani ciddi bir maliyet. Erdoğan da açık açık söylüyor. Buna ayıracağımız kaynak yok diyor. 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri
Karşılamaya yetmiyor. Yapacak bir şey yok o zaman. Emekliler de sıksınlar dişlerini. Hem zaten toplum olarak yaşlanıyoruz. Emekliye o kadar veremeyiz. Diyerek geçiştirelim mi ya bu konuyu? Bu noktada finansçılıkla iktisatçılığı birbirine karıştırıyoruz. İktisatçılığı gelir gider tablosu analiz etmekten ibaret sayıyoruz.
TV ekranlarında iktisatçı kimliğiyle boy gösteren kimseler de genelde iktisat uzmanları değil, iktisat çok daha geniş bir kavram. Bunlar genelde finans uzmanları. Haliyle meseleye SGK'nın finansal çerçevesinden yaklaşıyorlar. Ellerinde çekiç olduğu için her sorunu çive olarak görüyorlar. Erdoğan da öyle yapıyor. Kaynak yok vs. vs. E kaynak yok da anayasa var. Şöyle diyor 60. madde. Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet bu güvenliğe sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatını kurar. Fakat öyle görünüyor ki, emeklilik sistemine finans gözlüğüyle bakarsak emekli maaşlarının tırpanlanması lazım. Çünkü SGK'nın aktüeryel dengesi sizlere ömür. Bir başka ifadeyle, bugünün çalışanları, yarın emekli olduklarında SGK bu gideri karşılayabilecek gelire sahip değil. Ortaya çıkan açıkta para basarak karşılanıyor, o zaman da enflasyon oluyor.
Sosyal güvenlik kurumu teknik olarak, aman kimse yanlış anlamasın, teknik olarak batıktır. Aktüel olarak batmak deriz biz buna. Yani şu andaki çalışanların emekliliklerini fiilen ödeyemeyecek durumda zaten devletten destek alır. Atilla Yeşilada yanlış konuşmuyor, haklı. Bakın 2003'te emekli sayısı 6.8 milyonmuş. 2023'te bu sayı 16 milyona yükseliyor. Yani 20 yılda %135 artmış emekli sayısı. Peki aynı dönemde aynı oranda çalışan sayısı da artmış mı? Artmamış, bakalım. Aynı dönemde istihdam edilen kişi sayısı 21 milyondan 33 milyona çıkmış. Yani %57 artmış.
Bakın, oran olarak emekli sayısı istihdam edilen kişi sayısından iki kat daha hızlı artmış son 20 yılda. Önümüzdeki 20 yılda bu makas çok daha açık olacak. Emekli sayısı istihdamdan çok daha hızlı artacak. Çünkü daha önce demografik fırsat penceresi kapanıyor mu başlıklı bölümde de konuşmuştuk, giderek yaşlanan bir nüfusa sahibiz. Bu da SGK sistemindeki aktif-pasif oranını bozuyor. Sağlıklı çalışan bir sistemle deniyor ki, 4 çalışana 1 emekli düşmesi gerekir.
Bizde bu oran 2'ye 1 idi 2022 yılına kadar. EYT'nin çıkmasıyla beraber oran 1.6'ya kadar düştü. Önümüzdeki yıllarda emekli sayısının çalışan sayısından daha hızlı artacağı varsayılırsa bu oranın daha da düşeceğini tahmin etmek zor değil. Akademik Link adlı YouTube kanal da Artık Emekli Olamayacaksınız başlıklı bir video hazırlamış. Eğer bir geçseniz artık sizler için bir şekilde emekli olma imkanı yok.
Eğer yaşlıysanız ve emekliyseniz ya da emekliye yaklaştıysanız da maaşınızın artma ihtimali yok. Şimdi bu videoda hocam neden böyle olduğunu sadece ekonomik gerçekler üzerinden size anlatmaya çalışacağım. Ve bu durumda sizin ne yapmanız gerektiği ilişkinde çözüm yollarını bireysel kurtuluş bazında anlatacağım. Çünkü toplu bir kurtuluşun artık imkanı yok. Şimdi buraya kadar anlattıklarımız bir hakikati kavrayabilmek içindi. Yani vaziyetin gelir gider tablosunu, vaziyetin geleceğini finans çerçevesinden işlemeye çalıştık.
Kimileri emekli sorununu yok sen ya enel zam olsun, yok maaşlar asgari ücrete endekslensin biçiminde, içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetine yakışmayacak şekilde ele alıyor. Böyle olunca sanki emeklilik sorunu sadece bugünün emeklilerinin sorunuymuş gibi kavranıyor. Haliyle gençler konuyla ilgilenmiyor, bana ne ya emekliler düşünsün diyor. Halbuki sosyal güvenlik sistemi çöküyor. Yaygara olsun diye söylemiyorum bunu, gerçekten çöküyor.
Geçmişte benzer riskler karşısında sorunu halı altına süpürmüş, emeklilik yaşını büyüterek ya da aylık bağlama oranı düşürerek bu işten kurtulmaya çalışmıştık. 2000'de ve 2008'de yaptığımız buydu. Fakat zaten 65 yaş olan emeklilik yaşını daha da büyütecek marjımız kalmadı. Ne yapacaksınız? 70 yaşında mı emeklilik diyeceksiniz? Hiç boş verin emekli olmasın insanlar. Yani bu sistemin sonuna geldik. E ne yapalım? Emeklilik sistemini tasfiye edelim. Yapacak bir şey yok artık. Ne yapalım canım?
Yorumlara bakıyorum, herkes rahat rahat bunu söyleyebiliyor. Ya böyle bir şey rahat söylenir mi ya? Finans çerçevesinden bakıldığında işler bu berraklıkta olabilir. Ama bir ulusal sistemin, bir toplumun emeklilik hakkını bu kadar rahat gasp etmeli miyiz? Mevcut durumda emeklinin konforunu arttırmanın tek yolu var, SGK açığını büyütmek. Finansçılar da açık görünce tetikleniyorlar. Olmaz diyorlar, SGK açık veremez. Emekli maaşlarını tırpanlamalıyız.
İyi de ekonomi finanstan ibaret midir? Ekonomik kararlar sadece gelir gider tabularına bakılarak alınacak kararlar mıdır? Eğer bu şekilde karar alırsak toplumsal düzenimiz ne şekilde değişecektir bunu hiç düşündünüz mü? Emekli misiniz siz de? Evet. Peki durumlar nasıl? Şu an hayatınız nasıl gidiyor? Çalışırsan iyi gider. Çalışmazsan her zaman için kötü gider. Çalışıyor musunuz?
Ne iş yapıyorsunuz şu an? Biraz turistik eşyalar, bir şeyler satıyorum. Kaç yaşındaydınız peki? 71. 71. An itibariyle ücretli ya da yevmiyeli biçimde çalışan 65 yaş üstü vatandaş sayısı 211 bin. 20 yıl önce böyle bir sayı TÜİK verilerine görülmüyordu. Yani 65 yaş üstü vatandaş sayısı ne kadar çalışıyor dediğimiz zaman TÜİK bize veri sunamıyordu. Çünkü yoktu neredeyse. 10 yıl önce bu sayı 87 bindi. Bakın bugün 211 bin.
Bu eğilim sürerse bu kaydı dinleyen genç kardeşlerim size sesleniyorum, sizler ölene dek çalışacaksınız. Ya da çalışırken öleceksiniz. Çünkü SGK'nın gelir gider tablosuna baktık, bu işin içinden çıkamıyoruz, ne yapalım artık, siz de ölene dek çalışıverin. Bu kadar basit olmamalı değil mi? Yani ben şaşırmıyorum bu noktada sadece. Tam bu noktada bireysel emeklilik sistemi bir alternatif olarak sunuluyor bizlere. 20 yıl önce tasarrufların artması için
Son derece iyi niyetli gibi görünen bireysel emeklilik sistemi, şu anda toplumsal emeklilik sistemimizin yerine ikame ediliyor. Bireysel emeklilik şirketleri de diyor ki, SGK batıyor, tek sığınacağınız gemi var, o da biziz, bireysel emeklilik. Sokak röportajlarında, sıkça her şeyi sattılar ifadesi geçiyor ya. Ben 67 yaşımdayım, böyle bir bağlılık görmedim yani. Ne bu ya, nerenin harbi yokuz?
Atatürk'ü hep sattı. Limanları satıyor şimdiden. Başka bir şey demiyor. İşte satacak tek şey fabrikalar vs. değil. Egemenlik haklarını satışa çıkarılabilir. Örneğin vergi toplama işi vergi dairelerinden alınır, taşeron şirketlere verilir. Veya bu bölüm boyunca konuştuğumuz şekilde sosyal güvenlik sistemi özelleştirilebilir. Bundan 30 yıl önce, 40 yıl önce hayal dahi edemezdiniz değil mi? Lan sosyal güvenlik sistemi nasıl özelleştirilir? 5 yıllık kalkınma planında da tamamlayıcı emeklilik adı altında sosyal güvenlik sisteminin özelleşeceğine dair ipuçları görebiliyoruz artık.
Yani yakın gelecekte bunları tartışacağız, sosyal güvenlik sistemi kamuya yüktür, bunları özelleştirelim diyecek liberaller çıkacak ortaya. Tüm özelleştirmelerde olduğu gibi, önce sistemin kamuya ne kadar büyük yük olduğu topluma anlatılacak, sonra da SGK'daki sorunlar karşısında toplum kesimleri bu özelleştirmeyi kendisi isteyecek hale gelecek. Yakın zamanda SGK'dan değil, A şirketinden, B şirketinden emekli olmaya başlayacağız. Tabii, AVB şirketi gibi 18 bireysel emeklilik şirketi de iştahla sistemin daha da batmasını istiyorlar. Zira SGK sistemindeki toplam pasta yıllık 80-90 milyar doları buluyor. İştah kabartıcı. İşte bu iştah kabartıcı büyük kaynağı kullanmak için can atan finans şirketleri, emeklilik sisteminin tasfiyesini canı gönülden istiyorlar. Ayakta tutmak için direnmeyin, sistem zaten batacak, tek çareniz var bireysel emeklilik diyorlar.
İyi de, kamusal olan tasfiye edildiğinde biz nasıl bir gelecekle karşılaşacağız? Bunu da ben, Fama adlı YouTube hesabında anlatmıştım. İnternette viral olmuş, ilk kez kendi kendimden alıntı yapma fırsatı yakaladım. Dinleyelim bakalım ne demişim. Çalışma hayatında 30'lu 40'lu yaşlarında olan insanlara siz şunu diyorsunuz.
güvenceli olmayacaksınız, 65 yaşından önce emekli olamayacaksınız, çalıştığınız süre boyunca tasarruf edemeyeceksiniz, tasarruf edemediğiniz için ev alamayacaksınız ve emekli maaşınız da çok düşük olacak. Bunu vadettiğiniz insanlara ne diyorsunuz? Kirada oturacaksın 70 yaşında, 75 yaşında ve İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da kiraların durumu belli. Öte yandan emekli maaşlarının da durumu belli. O halde kahin olmaya gerek yok bundan 20 sene sonra, 30 sene sonra. Bu çalışma rejiminde herhangi bir düzenleme yapılmaz, emeklilik sisteminde bir düzenleme yapılmazsa bizim göreceğimiz tablo şu olacak bir süre sonra. Evsiz emekliler göreceğiz. Sokakta yaşamak durumunda kalacak.
Bu talep çok yoğun bir talebe dönüşecek. Bir sosyal talebe dönüşecek. Huzur evleri açılacak. Çünkü bugünün 30'lu 40'lu yaşlarındaki gençleri yarın bir konaklayacak ev bulamayacaklar veya Amerika'da gördüğümüze benzer çalışma pratikleri gerçekleşecek. Mesela McDonald's'ta, Burger King'te artık gençler değil, 70'li yaşlarındaki insanlar kirasını, faturasını karşılamak için çalışmak zorunda kalacak. Bunun devamında sağlık sistemi piyasalaştı. Bu insanlar sağlık
harcamalarını finanse etmek için çalışmak zorunda kalacaklar. Bu tabii ciddi bir sosyal kriz. Böyle bir geleceğe SGK'nın gelir gider tablosundan çıkamadığımız için onay vermeye razı mısınız? Tekrar ediyorum, böyle bir geleceğe SGK'nın gelir gider tablosundan çıkamadığımız için onay vermeye razı mısınız?
Ekonomi dediğiniz şey gelir gider dengesinden ibaret midir? Ekonomi finanstan ibaret midir? Giderek yaşlanan bir nüfusumuz ve gelir gider dengesini koruyamadığımız bir sosyal güvenlik sistemimiz var diye bir tür ulusal güvenlik krizini kabullenelim mi? Devlet ile özel şirket arasındaki en tipik fark, devletin gider öncelikli olmasıdır. Yani ne demek bu? Yani şu, özelden farklı olarak devlet önce gidere katlanır, sonra o giderin gelirini tahsil eder.
Üstelik egemenlik gücüne haiz olan da devlettir. Dolayısıyla devlet, bazı aşamalarda param bitti, kaynağım yok diyemez. Misal, param bitti, iç güvenlik hizmetini tasfiye ediyorum, karakolları kapatıyorum diyemezsiniz. Param bitti, ya bu sınırları da korumaya verelim canım, paramız yok, buna da kaynak ayırmayalım diyemezsiniz. Varoluşunuz gereği, param bitti diyemezsiniz.
Birgün TV'den Sercan Meriç, sosyal politika profesörü Aziz Çelik'le tam da bu konuyu konuşmuş. Aziz Hoca, devlet var oluşu gereği kaynağım yok diyemez diyor. Kaynak yok tartışması tamamen neoliberal bir tartışmadır. Kaynak her zaman vardır, tercihleriniz vardır. Bu kaynakları nasıl kullanırız? Devlet, devlet zoruna dayanarak kaynak toplar, vergiyle ve benzeriyle toplar ve bunları dağıtır. Gelirginin ikincinin dağıtımı dediğimiz şey bu. Dolayısıyla toplarken kimden topluyorsunuz? Nasıl vergilendiriyorsunuz? Dağıtırken kime dağıtıyorsunuz? Bunlar tamamen toplumsal, sınırsal tercihler. Dolayısıyla kaynak yok meselesi değil.
Yani ana akımda da liberal iktisatçıların şey yaptığı iş budur. Devletin kaynağı da ihtiyacı yoktur. Devlet kendisi kuruluş itibariyle zaten özlora dayalı olarak kaynağı toplar ve kaynak yaratır yani. Kaynak yoktur diye bir şey olmaz. Param bitiyor, makam araçlarını azaltıyorum dersiniz. Param bitiyor, döviz cinsinden garantileri bitiriyorum dersiniz. Param bitiyor, yatırım araçlarını, yatırım harcamalarını azaltıyorum diyebilirsiniz.
Ama param bitti, sosyal güvenlik sistemini artık çalıştırmıyorum diyemezsiniz. Bu bir zorunluluktur. Finansçılar hesaplarını yapsınlar, tabloyu ortaya koysunlar ama bizleri emeklilik hakkımızdan vazgeçirmeye çalışmasınlar. Öyle ya da böyle. Emeklilik hakkımızı talep etmek durumundayız. Aksi takdirde dediğim gibi, çalışırken öleceğiz.
Artık bir kamu şirketi kurar, karını SGK'ya mı aktarırsınız? Sermaye dönük vergilerimi arttırırsınız? Gereksiz kamu harcamalarını mı kısarsınız? Bilemem. O sizin tercihiniz. Ama illaki bir şey yapmak durumundayız. Sosyal güvenlik sistemimiz çözülüyor, canım yapacak bir şey yok, artık bireysel emeklilikle idare edeceğiz diyemezsiniz. Aksi takdirde sevgili dostlar, bunlar emeklilik haklarımızı elimizden alacaklar, buna da bizi ikna edecekler önce. Tehlikeye dikkat.
Bugünün emeklileri yine iyi. İstatistiklere göre bugünün emeklilerinin %81'i ev sahibi. Bugünün gençleri ise emekli olana dek ev sahibi de olamayacak. Eğer bu iş böyle giderse sokaklarda kalacağız. Büyük bir sosyal krize sürükleniyoruz. Sonra uyarmadı demeyin. Ben durumun ehemmiyetini anlatmak için böyle bir bölüme ihtiyaç duydum. Umarım siz de emeklilik meselesine bu ciddiyetle yaklaşırsınız. Umarım siyasetçiler de bu toplumun gelecek kaygısına ortak olur ve sosyal güvenlik krizine çözüm önerileri geliştirirler. Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Tüm emeklilerin bayramını kutlarım. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.