Podcast

S3E25: Annelikten İstifa Edebilir Miyim?

Bibliyoterapi

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde de Tuna Podbee'nin Galata'daki stüdyolarından, Aslı Cambridge'nin soğuk sokaklarından bağlanarak; evlilik ve çocukları dolayısıyla kariyerine ara vermiş ve şimdi çalışma hayatına dönmek isteyen bir kadının feveranına kulak veriyor, derdine derman arıyor.

Kitaplar:
Meridian - Alice Walker
Kuş Kadın Harpy - Megan Hunter
Sırça Fanus - Sylvia Plath
Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

-
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.191 kelime · ~26 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tuna Kiremitçi. Manimi okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Evet sevgili biblioterapi severler, evet sevgili podb'yi severler, sevgili podcast'e gönül vermişler. Yeni bir bölümle bugün karşınızdayız. Aslı Perker yine Cambridge'den katılıyor bize. Şöyle gördüğünüz gibi işe adanmışlığımız bu vaziyette. Karşılıklı Zoom'dan oturup buna şeyde stüdyoda, ben Cambridge'de karşılıklı bu programı yine de yapıyoruz. Bırakmak istemiyoruz, ara vermek istemiyoruz. Hasret gideriyoruz bir taraftan da.

Evet şimdi sorumuzu hemen geçelim mi? Hemen geç hemen geç. Tamam benim çok ilgi alanım. Feminizmin doruklarında dolaşacağız adeta. Bayağı öyle yapacağız evet. Biraz zaten oralarda bence artık çok çok daha fazla dolanmamız lazım. Senin her zaman dediğin gibi her türlü devrim yapıldı. Bir tek kadın devrimi yapılmadı. Aslında bunun bence bütün dünya genelinde zaten şeyi geliyor yani.

Transkriptin tamamını oku

Böyle bir devrim yaklaşıyor gibi hissediyorum. Biz de artık elimizden geleni yapacağız. Ben o zaman sorumuza geçiyorum. Ortaçağ'da bir günde bitmedi, kapitalizmde bir asırda gelişmedi sonuçta. Yani deneme yanılmalarla bunlar oluyor. Evet sorumuza geçelim. Evet. Buyurun hocam. Sevgili Aslı ve Tuna, sizlere Birleşik Arap Emirlikleri Abu Dhabi'den yazıyorum. Öncelikle sizleri tanıyabildiğim podcastinize rastladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu şansı bana verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Araya reklam aldım gene. Rica ederiz, ne demek. Sizin de podcastinizde dediğiniz gibi sizlere kendi dertlendiğim mevzumu aktarmak istiyorum müsaadenizle. Şöyle ki ben 37 yaşında 40'lar elili aslında geçmişte içe kapanık ama üniversite hayatında galiba ortamını bulduğu için gayet mutlu, umutlu ama şu an ise hem yorgunluktan hem de çocuklarından gergin bir kadınım. Bizim oradan veya 40'lar elili.

Yurt dışında olma sebebimiz eşimin Dışişleri Bakanlığı personeli olması hasebiyle 11 yıllık evliliğimizde 3 ülke parantez Avustralya, Rusya, şimdi de burası 3 ülkede bulunduk, bulunuyoruz. Bu sürede Allah bağışlasın 4 yavrumuz oldu. Bilge 10 yaşında, Mete 8, Ece 4.5, Aybike de 2 yaşındalar. Şimdi benim dertlendiğim şey ben aktif çalışmayı çok seviyorum ve de düğün günümüze kadar üniversite laboratuvarında çalıştım.

Kendim biyokimyada master'lı biyoloğum ama 11 yıldır da hiç çalışmadım. Bu yaz Ankara'ya dönüyoruz ve ben çok ateşli çalışmak istiyorum. Tabii ki görüştüğüm hiçbir yerden olumlu. Hatta bazen hiç cevap olmadı. Hem eşim ve de biraz da ben kaygılıyız. En küçük kızım hala küçük ama benim de yaşım 40'a dayandı. Yani iç çekişmeli günler yaşamaktayım. Siz olsanız ne yapardınız? Önerdiğiniz her cümle benim için çok kıymetli. Şimdiden çok teşekkür ediyorum." diyor. Şimdi bu uzun uzadıya okumamın sebebi bence her cümlesi. Bu şeyin, e-mailin çok önemli. Yani aslında kendi başına analiz edilebilecek bir metin. Parça parça edilebilecek bir metin.

Schopenhauer'ın bir sözünü okudum, alıntılayabilir miyim 40 yaş hakkında? Tabii. İnsanın hayatı 40 yaşına kadar bir roman, ondan sonrası da o romanın eleştirisidir demiş. Ha evet evet evet çok doğru. Şimdi böyle tabii ki Schopenhauer yine bir erkek gözünden baktığı için böyle söylemiş. Hayda. Bir kadın şimdi bir kadının hayatı çok çok daha aslında katmanlı. Yani biz sadece kırkımıza kadar ayıramıyoruz. Kırkımızdan sonra ayıramıyoruz. Bir kere çocuk aslında bir kadının gerçeklerle yüzleşmesi

Ne yalan söyleyeyim kendi deneyimimden de yola çıkarak söylüyorum. Gerçeklerle yüzleşmesi kaç yaşında anne olduğu ile alakalı. Anne olduğu anda kadın hayatta ne kadar geriye düştüğünü, düşebileceğini, oraya itildiğini, ne kadar daha üstüne basıldığını ve yani dolayısıyla erkek egemen dünyanın gerçeklerini öğrenmeye başlıyor. O zaman arkada. Hocam Aslı hocam bir araya girdim bu sırada. Senin bu konuda bir kitap yazacak kadar dolu olduğunu hatta belki de yazman gerektiğini düşünüyorum ben. Çünkü senin bakış açından yazılmış bu annelik çocuk ilişkisi ve bu annenin aynı zamanda kendi hayatı falan konusunda belki de kaynak yeterince yok. Bugünkü programda ben mümkün olduğu kadar az konuşacağım çünkü senin çok dolu olduğunu biliyorum. Zaman zaman araya girerim. Evet hocam söz sende.

Yok estağfurullah tam tersi gir hatta böyle şey de yap karşı görüş de bildir ki. Babalıyım mı ara sıra yani? Biraz kavga ederiz çünkü biliyorsun o da bizi dinamik tutuyor. O kadar cesaretin var diyorsun yani? Bence vardır. Feminizm konulu bir podcast'ta Aslı Perker'in sözünü kesme cesareti bende var mı? Hodri meydan. Şimdi dediğim gibi yani bu e-mail'in her satırı çok çok önemli. Ben de ileride bu konuda muhakkak bir şey yazarım diye düşünüyorum ayrıca. Biraz önce senin dediğin gibi hani yazmalısın dedin. Çünkü ben hani… Senin bakış açın çok farklı çünkü bu Evet konuda. benim görüşlerim biraz şey hatta sivri yani şöyle söyleyeyim Buket Uzuner'in bile bana ya şu instagramda paylaştıklarını söyleme çocukla annelikle ilgili çok iyi bir şeydir annelik demişliği var. Tabi ki annelik çok iyi bir şey bu arada ama insan çocuğunu tabi ki seviyor o ayrı bir mesele ama annelik müessesesi çok yorucu çok sıkıntılı bir müessese çünkü tamamen kadının üzerine yıkılmış bir iş ve

Her kadın anne olduktan sonra gerçekten büyük bir hayatın tokadını yiyor. Niye canım babalarda biberon temiz diyorlar. Hocam o zaman şey diyeceğim istersen internetini yeni açan dinleyicilerimiz için eskiden öyle denirdi ya televizyonunu yeni açan dinleyicilerimiz için sorumuzu kısaca bir özetle ondan sonra da kitaplara geçelim mi ne dersin? Yok tamam yani sorumuz bence şöyle kaldığımız yerden devam edelim çünkü tam olarak aslında bu annelik konusundan gireceğiz. İlk kitabımız Meridian Alice Walker. Yani eşinin yurt harcayıcı kariyerinden dolayı kendi bilim insanlığı kariyerine uzun süre ara vermiş ve çalışma hayatında şimdi ben nasıl geri döneceğim diyen bir hanımefendinin feveranı.

Evet hatta çok güzel bir noktaya da şu an sen parmaklarsın benim atladığım bir noktaya. Evet bu hanımefendinin sorunu sadece 4 tane çocuk sahibi olması bir de eşinin eşit olayısıyla yurt dışına çeşitli yerlere gitmek zorunda kalmış olması. Şimdi bir kere neden erkeğin kariyeri değil mi? Hep öyle olur. Çocukları adar kadın kendi kariyerini şey yapıp noktalayıp erkek kariyerine devam eder. Kadın da çocuklara bakarak çalışma hayatından uzaklaşır. Evet yani demek ki şöyle bir konuşma oldu muhtemelen. Eşlere hayatım ben dışişleri bakanlığında önemli tabii bir görevdeyim. Bu çok önemli. Ben bunu bir daha elde edemem. Hadi biz senden bunu isteyeceğim. Benimle gelir misin? Tabii gelirim gittiniz.

Onun kariyeri muazzam olacaktı. Belki onun kariyeriyle dünyanın çeşitli üniversitelerine gideceklerdi mesela. Şimdi bu da çok kıymetli değil miydi? Ama bu neden olmadı? Çünkü erkek orada doğurup çocuğuna bakamayacaktı değil mi? Kartlar böyle dağıtılmış hocam. Kartlar böyle dağıtılmış yani. Ama bunu artık biraz değiştirmek gerekiyor. Neteki Meridian Alice Walker yani Meridian karakterin adı Meridian Hill. Neredeydi dinleyicimiz bu arada? Abu Dhabi. O zaman Orta Doğu'da kartlar yeniden dağıtılsın hocam.

Evet yakında Ankara'ya dönüyorlar. Tamam meridyenle başlıyoruz buyurun. Evet meridyenle başlıyoruz. Alice Walker'ın kitabı şimdi tamamen biraz önce konuştuğumuz konular üzerine odaklanıyor. Kadının annelikle mücadelesi var. Aynı şekilde kadının toplum içerisindeki gücü var. Bir kere siyahi bir yazar onu belirtelim ve kendisi şey afro amerikalıların hak savaşında

ön saflarda yer almış bir yazar değil mi? Evet ve zaten roman da bununla ilgili. Şimdi işin tuhafı roman aslında bir kadın mücadelesini anlatmıyor. Roman siyahilerin beyazlara karşı mücadelesini anlatırken geçiyor fakat romanın içerisindeki baş kahramanımız bir kadın olduğu için meridianın hil olduğu için O kadının kendi hayatındaki zorluklar çok ön plana çıkıyor. Bu da yine neye geliyor? Kadın mücadelesine geliyor, tosluyor. Siyahi bir kadının mücadelesi. Evet şöyle yani mesela eleştirmenler şöyle bir şey söylüyorlar. Walker'ın diyorlar çalışması devrimin hiçbir zaman kadınların çektiği acıları ele almadığı

Yani Walker Alice Walker bundan bahsediyor. Yani devrimler oluyor dünyada. Hani işte ne bileyim siyah ırkın beyaz ırka karşı eşit haklar için devrim yapması çok kıymetli ama bu devrimler arasında yani filler tepişirken aslında yine ezilen bir yandan hala kadın oluyor. Çünkü sen bak bizim mesela şehirde de öyledir yani solcu harekette de öyledir. Devrimci bacılar vardır değil mi orada da? Evet ve kadınlar erkeklerle bir tutulur ve hep beraber savaşılır, direnilir ama sonra kadınların haklarından hala konuşulmaz. Vahut hadi gidelim İran devrimine. Aynı şekilde kadınlar bizzat birebir o devrim için, İran devrimi için mücadele etmişlerdir. Devrim gerçekleşir, gerçekleşmez. Hümeyni başa gelir gelmezde ilk yapılan şey kadınların ellerindeki

Haklarının alınması olmuştur. Onlara tapınmıyoruz diyor kitapta. Yaptıkları şeylere tapınmıyoruz. Onlara güvenmiyoruz. Söylediklerine inanmıyoruz. Bayılmıyoruz etkinlik dedikleri şeye ve nükleer santrallere. Bayılmıyoruz fabrikalarına ve hava kirliliğine. Bayılmıyoruz televizyon programlarına ve radyoaktif sızıntılara. sıkıcı buluyoruz gazetelerini. Beyazların mı? Beyazların ve beyaz erkeklerin. Evet. Şimdi Walker yani Alice Walker Meridian'ı böyle feminist bir feminist tavırlara sahip bir karakter olarak konumlandırmıyor. Walker'ı aman pardon Meridian'ı

kadıncı tavırlar sergileyen bir karakter olarak konumluyor. Ne demek? Yani şu kadınla ilgili konulardan meridyen konuşurken hep böyle sadece şey şey anlatmıyor yani şöyle olmalı böyle olmalı değil kendi dertleri var. Kadından dair kendi dertleri var. Bunları da yaşıyor. Bu arada mesela doğuruyor fakat çocuğunu bırakmayı tercih ediyor çünkü çocukla beraber

kendi hayata dair hissettiği sorumlulukları devam ettiremeyeceğini devrimde yer alamayacağını düşünüyor ve bu mesela çok tartışılmış bir şey hani sen dedin ya sen bu konuda bir şey yazarsan çok sivri düşüncelerin var mesela bundan daha sert bir şey hani olamaz çocuğunu bırakan bir anne bu zaten çok böyle şey hassas bir konu ya Benim de mesela çok hassas olduğum bir konu. Asla içime sindiremiyorum böyle bir hikayeyi ama aslında bazen yer yer olması gereken şey bu olabilir. İlla çocuğumuzu tamam alıp o zaman başkasına vermeyelim öyle bırakmayalım ama bu işte o çocuğu evde bırakmak da olabilir. Bunu neden söylüyorum? Dinleyicimiz şey demiş ya en küçük çocuğum hala çok küçük ama tamam artık en küçük çocuğum hala çok küçük ama ama artık senin biraz kendini kurtarma vakti.

Kutsal annelik bir yere kadar mı diyorsun? Kutsal annelik bir yere kadar. Yani gerçekten hani bu zaten üstümüze benim biliyorsun oktamam diye şey anne pot diye kitabım var. Yani hani zaten üstümüze her şey yüklenmiş durumda. Yapabileceğimiz sadece yapabileceklerimiz bir yere kadar bir yerden sonra gerçekten bazı şeylerden karşılıklı çocuk da bizim bir parçamız olarak fedakarlık edecek gibi görünüyor. En azından kız çocuğu yetiştirirken zaten iyice öyle olmamız gerekiyor. Yani ona bazı değerleri hani hep şey deriz ya çocuğa sigara içme deme. Sen sigara içme çocuğun da sigara içmesin. Yani o figüre alışmasın. O resme alışmasın. Bu öyle bir şey. Sen kız çocuğuna öyle bir örnek olmalısın ki kız çocuğun da senin gibi olsun ileride. Bu Martin Luther King'le bile çalışmış Alice Walker bu Afro-Amerikalıların mücadelesi esnasında. Ayrıca mesela 90'larda çok meşhur olan Hoopi Goldberg'in başrolde oynadığı Mor Yıllar filmi de onun Renklerden Mor adlı romanından uyarlanmış. Yani kendisi de 9 Şubat 44'te Georgia'da hem de yoksul bir dadinin sekizinci çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Hem beyazların

WASP'ların ırkçılığıyla hem de kadınlara dönük ayrımcılıkla aynı anda mücadele etmiş, baya bu konularda yani içinde yaşamış birisi. Hikayede bir taraftan bu devrimci mücadelenin içerisinde yer alırken, Bir taraftan da bu kutsal annelik meselesiyle boğuşan. Karakterler var. Bir tek karakter de yok. Aslında birkaç karakter var. Meridya'nın arkadaşları da var. Ve bu kızların hepsi ergenlik çağındaki hamilelikleri nedeniyle felç olan hayallere sahipler. Belli bir çizgide devam etmeyen bir yapısı var romanın. Okuyucuları da bir miktar çaba talep eden bir roman. Okuyucularından da Alice Walker'ın yaşantısından otobiyografik ögeleri.

Tam birebir olmasa da dolayımlı olarak içeriyor. Örneğin romandaki kahramanlardan Afro-Amerikalı Truman'la Yahudi ve Beyaz Lane arasındaki evlilik. Alice Walker'ın da kocası Yahudi bir avukatmış. Bay Leventhal arasındaki evlilik ve bu birlikteliğin o dönemde karşılaştığı ülkçü tepkiler. Bir de gitmiş bir de bir Yahudi beyefendiyle evlenmiş. Bir dönem öğrencisi oldu ve kabul edilen koşulu olarak bunların jinekolojik muayeneden tutulmasını bile şart koşan

Spelman diye böyle aşırı sert bir okulda okumuş ki romanda Kahraman'ın büyüdüğü okulda buna çok benzer. Yani yarı otobiyografik bir romanla karşı karşıyayız. Yani zaten hani bu kadar feminist şeyli eğilimli bir romandan tabii ki otobiyografik olmamasını bekleyemezsin. Elbet kendi deneyimin bunun içine sızacak. Nasıl bir şifa bekliyoruz bundan peki bibliyotereficiler olarak? Yok bunu hiç sorma biraz önce söyledim. Yani hani mükemmel anneliğin bu şey edilen hayali kurulan o bizim üzerimize empoze edilen anneliğin öyle olmak zorunda olmayacağını görebilirsin bu romanda. Yani hani biraz önce zaten söylemiş oldum. Tamam ikinci kitaba geçelim mi buradan? Evet çünkü aynı cümleyi tekrarlayamayacağım hatırlamıyorum. İkinci romana geçelim. Ne olsun dersin? Sırça fanus. Sırça fanus olsun tabii canım Sylvia Plath.

Evet. Sylvia Plath bizim canımızdır. Evet şimdi benim için çok hassas bir nokta Sylvia Plath. Çok hassas bir konu. Ben Ted Hughes'dan nefret ediyorum. Yani Sylvia Plath'a olan sevgimden dolayı. Ted Hughes kim bu arada İngiliz Edebiyatı'nın 20. yüzyıldaki en büyük isimlerinden biri saray şairi. Hatta olarak onurlandırılmış Sir Ted Hughes'tan bahsediyoruz. Sylvia Plath'ın da eşi değil mi? Evet. Evet niye nefret onu dinleyelim.

Niye nefret ediyoruz? Çünkü yani koskoca Sivriye Plat'ı bile o şeyi yıkarak, üzerine sadece sen kadınsın ve annesin yükünü yıkarak kadının zaten çok stabilde olmayan ruh halini paramparça eden bir adamdan bahsediyor. Şimdi çok başka önemli bir detaydan bahsedeceğim. Her şeyden önce Sylvia Plath'ın eşi Ted Hughes, Sylvia Plath Amerikalı, iyi bir aileden geliyor, Smith College'da kadınlara yani kadınlara eğitim veren çok önemli bir üniversitede eğitim görüyor ve çok başarılı, çok parlak bir öğrenci, iyi bir yazar olacağı belli ama daha o yıllardan itibaren şeyleri var, depresyonları var, o girip çıkmaları var, tedaviler zaten görüyor. Daha sonra işte bir toplantıda Ted Hughes'la karşılaşıyor, tanışıyor vesaire. Şimdi Sırça Faunus, Sylvia Plath'in tek romanı. Nilgün Marmara'yı hatırlatır bana hep Sylvia Plath zaten. Evet, tek romanı. Şimdi şöyle oluyor. Bir kere önce Plath'in kendi adıyla yayınlanmıyor bu roman. Başka bir isimle yayınlanıyor. Şimdi hatırlayamıyorum. Ondan sonra 1967'de ilk kez Sylvia Plath adı ile yayınlanıyor.

O sırada hayatta mı kendisi? Evet. Fakat 1971 yılına kadar Amerika Birleşik Devletleri'nde bu roman yayınlanmıyor bile. Peki neden? Çünkü Platt'in kocası Ted Hughes… Ted Hughes.

Ve Platt'in annesi yayınlanmasını istemiyor. Yani kadın bu arada ölmüş gitmiş Ted Hughes hala domine ediyor. Hala kadının bak kariyerinin üzerindeki şeyi görebiliyor musun? Yani elini görebiliyor musun? Muhtemelen peki neden yayınlanmasını istemiyor? Çünkü tabii ki otobiyografik ve tabii ki yani Ted Hughes olduğunu anladığımız şey var orada. Hani Sylvia Plath'ı depresyona sokan bir erkek var. Yani dolayısıyla ben bunu asla hanzmedemiyorum. Yani bir kere zaten şu soru hep soruluyor. Diyorlar ki Ted Hughes acaba Sırça Fanus'u yayınlanmadan önce bir kelimesini bile okumamış mıydı? Tabii ki okumamıştı.

O zaman ben bir kelimesini okuyayım burada alıntı olarak. Hep aynı şey oluyordu. Uzaklarda kusursuz bir erkek görüyor ama o erkeğin yakına gelir gelmez hiç de uygun biri olmadığını anlıyordum. Hiç evlenmek istemeyişimin nedenlerinden biri de buydu. Hayatta en son istediğim şey sonsuz güvenceye kavuşmak ve okların atıldığı yay olmaktı. Ben değişiklik ve heyecan istiyordum. 4 Temmuz bayramındaki havai fişeklerden fışkıran zengarenk kıvılcımlar gibi

Her yöne atılmak istiyordum. Zaten şimdi şöyle, en başta öyle mesela Ted Hughes'la tanışmaları da birbirlerine şiirler yazan romantik bir çiftlerken evlenmeye karar veriyorlar. Sonra ilk çocukları doğuyor ve Sylvia Plath zaten hani şey böyle onunla bir cebelleşiyor. Sonra bir düşük yapıyor. Bundan dolayı hatta yine bir psikolojik tedavi görüyor.

Sonra bir tane daha çocuk doğuyor ve bu arada da Ted Hughes ikinci çocuk doğduktan sonra bunlar taşınıyorlar. Şimdi hatırlamıyorum başka biriyle taşınıyorlar. O arada da Ted Hughes ama aslında başkasıyla ilişki yaşadığını itiraf ediyor. Ayrılıyorlar ve Sylvia Plath büyük bir bunalıma giriyor. Şimdi Ted Hughes'un şeylerini bu konuyla ilgili söylediklerini okumak çok gerçekten insanı delirtebilir. Doğum günü mektupları diye bir kitap yazdı Sylvia Plath'a ithafen ancak 2000'li yıllarda. Bir şiir kitabıydı bu. Evet. 2000'lerde, 2000'lerde. Ya 90'ların sonu ya 2000'lerin başı olması lazım. Şöyle Ted Hughes mesela şöyle diyor, Sylvia diyor bu diyor romanı diyor çok hızlı yazdı Sırşaf Anonsu. Çok hızlı yazdı neredeyse hiç revizyon bile görmedi bu roman diyor. Çünkü diyor artık diyor tamamen diyor ben gitmiştim hayatından çıkmıştım ve

tamamen işte yeni bir yere taşımıştı şeyde konsantre olabilmişti o yüzden çok hızlı yazdı yani bunun komedisi iki çocuk üç yaş altı iki çocukla bu kadın gerçekten neye ne kadar konsantre olabilmiş ve o kadar kendine zaman ayırabilmiş ve yazabilmiş olabilir ki sen neden bahsediyorsun yani hani böyle gerçekten ingilizce he has no clue yani böyle bir kadının yaşantısıyla ilgili o kadar fikir sahibi değil ki Mesnetsiz iddialar bunlar yani Türkçesi. Evet karısının o romanı o kadar hızlı yazmasının sebebinin şey olduğunu ve hiç revizyon yapmamasının sebebinin çok müthiş konsantre olmuş olması ve çok hızlı yazmış olması olduğunu söylüyor. Bu arada ne roman hızlı yazılmış ne de hiç revizyon görmemiş falan öyle de değil. Editörünün söyledikleri bunun tam tersi. Bir de zaten Rockefeller bursuyla yazıyor Sylvia Plath kitabı. Şimdi hatırladım otobiyografisini okumuştum çünkü.

Yani bölüm bölüm zaten editörüne gönderip hepsi üzerinde ayrıca çalışması zaten burs anlaşmasının içinde var. Evet. Yani bir burs alıyor kadıncağız o parayla yazabiliyor romanı zaten. Evet zaten bu arada yani Sylvia Plath'ın bu romanı bu kadar böyle yazmak istemesinin sebeplerinden biri de bu benim ve benim gibi bazı şeylerin görüşü, Sylvia Plath severlerin görüşü yani tek başıma değilim hani platformlarda bu konuşuluyor. Artık kendi maddi imkanlarına sahip olması ve Ted Hughes'dan gerçekten kopabilmesi.

Çünkü biliyorsun bu şey de vardır yani bu çok yüksek egolu tehyus gibi erkekler karısını aldatır iki çocukla bırakır ama onu hala domine etmek ister. Yani ister ki o orada dursun cepte dursun çocuklarının anası ona sonsuz aşkla bağlı olsun ister zaten bu böyledir. O yüzden de yani o bağı hemen kendi de kopartmaz zaten o erkek süründürür sürünceme de bırakır. Yani burada dinleyicimizi Raki'nin deyimiyle there is no easy way out diyoruz yani. Evet bir de şöyle biraz aslına kalkmaya, uyanmaya, silkinmeye ve biraz savaşmaya davet ediyoruz. Çünkü şöyle şunu diyecek olabilir ama yok yok benim eşim çok iyi bakın o da benim kadar çalışmamı istiyor hatta o da tedirgin. Eğer yani buna tabii inansın çok güzel. Belki de öyledir evet. Hayır çok da inanmasın. Çünkü o eş onu çok istiyor olsaydı bunun planlaması çok önceden beraberce oturulup yapılabilirdi. O zaman bir ara mani ben burada okuyayım istersen. Oku. Öyle bir oku dedin ki dışarıda görüşürüz. Tonlaması vardı burada sanki. Estağfurullah. Hadi oku. Biraz şey okuyacağım. Korkulu okuyacağım. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar,

için biblio terapi ne yapıyor? Devam ediyor. Evet ikinci yarısındayız şu anda biblio terapinin tam Silviye Pilat'tan bahsediyorduk ve asperger aşırı yükselmişti ki ben aramane girerek kendisinin gözlerini patlatarak bana bakmasına sebep oldum. Şimdi istersen üçüncü kitaplı sen gene Kaldığın yerden devam et. Yok bence çok iyi yaptın. Çünkü gerçekten sinir kat sayımı çok artmıştı. Bir tatsızlık çıkmasın diye ben şey yaptım yani.

Evet, şimdi de zaten durulabilecek değilim çünkü aslında Sırça Fanus kadar, Meridyen kadar çarpıcı bir roman. Az, çok az biliniyor Türkiye'de henüz. Çok üzüyor bu beni. Sürekli şeylere bunu öneriyorum, özellikle kadınlara ve annelere bu kitap okumalarını öneriyorum. Kuş Kadın Harpi. Kuş Kadın Harpi, evet Harpi bu arada mitolojik bir şey değil mi? Yani Harpiyalar eski Yunan mitolojisinde

Thaumas da Elektra'nın üç kızını topluca belirten isimdi. Sirenlere benzeyen bu kanatlı figürler, fırtınaların, ölümün ve intikamın sembolü sayılırlardı. Yani adını mitolojiden alıyor adeta. Evet romanla ne alakası var dersek romanın baş kahramanı Lucy'nin içerisindeki o harpi o mitolojik hayvan uyanmaya başlıyor. Neredeyse şöyle söyleyebilirim göğüs kafesini böyle yararak kırarak oradan çıkıyor ve onun benliğini ele geçiriyor. Anneme kuş kadının ne olduğunu sormuştum diyor.

O da erkekleri yaptıkları yanlışlar için cezalandıran yaratıklar olduklarını söylemişti. Evet. Şimdi Lucy ve Jake böyle işte güzel genç bir çift çocukları var. İki taneydi yanlış hatırlamıyorsam. Bu arada romanı ben çevirdim Türkçe'ye. Şunun için söylüyorum. Bu romanı çevirmeden önce miydi şeyi yazmıştım. Ayrılığın ilk gününü yazmıştım galiba. Zaten kendi deneyimlerim bir de hayata ve anneliğe dair deneyimlerim vardı. Üstüne bu kitabı çevirdim ve çevirirken şoktan şoka koştum. Çünkü tam olarak benim yazmak istediğim romandı. Tam olarak benim söylemek istediğim şeylerdi. Bir genç kadın iki çocuğuna bakıyor işte hani orada güzel bir evliliği devam ediyor falan filan. O da kariyerinden vazgeçmiş. Evet o da kariyerinden vazgeçmiş ve kendi çocukluğunda annesinden görmediği şeyleri çocuklarına gösterebilmek için mükemmel anneliğin peşinde böyle de bir şey var. Ve bütün bunlar olurken yine kocasında onu yani Sylvia Plattaki gibi yine derken o

kocasının onu aldattığını öğreniyor. Bir gün bir telefon çalıyor ve telefondaki kişi ona kocasının onu aldattığını söylüyor. Arayan da zaten diğer kadının kocası. Evet, tam olarak öyle. Kadın o andan itibaren yavaş yavaş aklını.. Kuşlaşıyor kadın, kuş kadına dönüşüyor. Evet yavaş yavaş aklını kaçırmaya başlıyor. Çünkü neler feda ettiğini yine düşünüyor. Yine bu evlilik için, yine eşi için ve işte güzel iki çocuk yetiştirebilmek için. Bu bir kadının bu maalesef bir iç çatışmasıdır dilemmasıdır ve bu konuşulmaz konuşulmaz hala bile çok az konuşuluyor. Bir şey söylediğin zaman ya aman sus Allah'ın gücüne gider Allah korusun hiç böyle denir miye giriyor konu halbuki bunların konuşulması lazım. Yoksa biz daha çok yıllar kariyerimizden de oluruz, eğitimimizden de oluruz, paramızdan da oluruz, sağlığımız, ruh sağlığımızdan da oluruz. Okulda öğretmenlerim neden hep o kadını çizdiğimi soruyorlardı diyor. Kanatlı, uzun saçlı, karnı şişkin kadını. Bu bir cadı mı?

Başımı iki yana sallıyor ve herhangi bir şey anlatmayı reddediyordum. Onu hiçbir zaman arkadaşlarımla paylaşmadım. İsmini oyunlarımızda kullanmadım. Onu içimde, gözlerimin kenarında sürekli görebildiğim bir yerde tuttum. Ta ki ne zamana kadar? Senin dediğin gün gelene kadar. Yani aldatıldığını öğrenip içindeki, içinde tuttuğum her zaman o kuş kadın ne doğurana kadar yani ona dönüşene kadar daha doğrusu. Şimdi şey senin hani hep sorduğun peki biz bundan ne şifa arıyoruz? Onu şöyle mesela söylemek isterim. Ben bugünün kitabını hep buralarda seçtim ki yani bir lütfen yani bir uyanış hepimiz yaşayalım. Yani hani bu dinleyicimiz de yaşasın. Bu bölüm bir manifesto bölümü olsun. Bir manifesto bölümü yani şeyin uyanışını bir yaşasın yani üzerine onun empoze edilmiş görevi bir yaşasın bir farketsin bir uyansın ve bundan sonrasında ona göre hareket etsin. O şey çünkü beni çok etkiledi dedim yani bu e-mailin her bir cümlesi çok önemli. Yani en küçük kızım daha çok küçük ama. Yani hani bak hala orada bir başka bir o annelik görev bilinci kırk yaşına gelmiş ama aslında çalışmak istiyor. Müthiş bir eğitim var. Halbuki bu çocuklar bu dört çocuk sonra uçup gidecekler. Ya bu kaç jenerasyondan ve binlerce yıldan gelen bir kodu yani öyle kolay kolay insanın bunu çözüp atması içinden kolay değil tabii. Evet ama işte o yüzden bunları okumayı ben öneriyorum ki başkalarının yaşadığını görün, başkalarının ne hissettiğini duyun. Belki annelikle ilgili söyleyemediğiniz şeyler var. Bunların söylenebildiğini, bunun çok tuhaf bir şey olmadığını bunları görün, güç alın. Yani diğer hikayelerden başka kadınların hikayelerinden güç alın. Bir uyanış öneririz. Mesela ben şimdi seni dinlerken ve bu kitapları okurken kendi annemi hatırladım.

Sana da bahsetmişimdir yani ciddi mental ve zihinsel sorunları olan bir insandı annem. Niye oraya geldiğine dair bir fikrim daha güçlü bir şekilde oldu. Kitaptan bir alıntı söyleyeyim. Bazen böyle bir şeyi yaşamayan insanların nasıl bir his olduğunu anlayıp anlamadığını merak ediyorum diyor. Evlilik ve annelik bir bakıma ölüm gibi. Kimse değişmeden dönemiyor oradan. Evet. Bunu yazdığımı yani bunu çevirdiğimi hatırlıyorum.

Güzel çevirmişsin hocam. Evet. Bugün düşündüm daha iyi çevrilebilirdi aslında ama neyse artık ne yapalım. Ah siz yazarlar hep hep daha iyisini şey yaparsınız kendinizden. Evet. Geçelim dördüncü kitaba mı? Evet dördüncü kitabın adı ne? Damızlık Kızın Öyküsü. Aaa dizi tutunca kitabını da mı çıkarmışlar? Çok tatlısın. Aşkım memnun ya onu diyen iki kız varmış ya öyle bir şehir efsanesi vardır.

kitapçının vitrininde Aşk-ı Memnu'yu görmüşler ya da yaprak dökümü de olabilir. Aa bak dizi tutunca hemen kitabını çıkarmışlar. Evet. Şey ama çoğu insan biliyorsun hakikaten de diziye kadar böyle bir romanın varlığından haberdar değildi. Ben değildim mesela. Benim romanla yine kişisel bir tabii ki ilişkim var bunu biliyorsun. Benim tezim. Evet. Amerikan Edebiyatı okurkenki tezin.

Benim üniversite bitirme tezim evet ve o zaman da zaten Türkiye'de bu romandan hiç bahsedildiğini hatırlamıyorum. Hatta Türkçesi belki var mıydı yoksa baskısı yok muydu onu da hatırlamıyorum. Çünkü ben zaten İngilizcesini bir şekilde bir öğretmenim Amerika'dan bir hocam yeni dönmüştü. Amerika'dan gelirken yani burada şeylik yapmış, asistanlık burada diyorum pardon Amerika'da asistanlık yapmış, yanında gelirken getirmişti. Romanı benim beğenebileceğimi düşündüğünü söyledi. Benim çünkü başkaydı, tez konum Harry Miller'dı aslında. Sonra romanı okurken okurken o kadar etkilendim ki dedim ki ben ki Harry Miller bayağı bir yapmıştım, bitirmiştim neredeyse dedim ki ben değiştirmek istiyorum, ben bu romanın tezini yazmak istiyorum, bu romanın üzerine analiz yapmak istiyorum.

Tamam böyle yaptık. Sonra yıllar sonra dizi olduğunda da ben çeşitli konferanslar verdim. Roman ve dizinin ne kadar uyumlu olup olmadığı. Diziyi beğendin mi peki? Çok beğendim, çok çok güzeldi. Sembolizmi, dizinin de sembolizmi çok çok güzeldi. Zaten o başrolde oynayan kadına bayılırım ben. Ben de çok severim. Yani dizi dikkatli seyredildiğinde arkada kullanılan mekanlardaki tablolar, renkler, oradaki çiçekler, her şey bile bir mana ifade eder. Şimdi damızlık kızına öyküsü... Bilmeyenler için bir konuyu özetleyeyim mi? Özetle. Şimdi Amerika'da iç savaşlar, anarşist terörü falan çok yükselmiş ve meydana gelen ani bir darbeyle şimdiki rejim yıkılmış.

Gileyat rejimi diye bir rejim yönetimi ele geçirmiş. Kendilerine Yakup'un oğulları diyorlar. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Bu değişikliğin en büyük etkileri kuşkusuz kadınlar üzerinde. Yani bir devrim oluyor, gene kadınlara patlıyor kısaca. Artık çalışmalarına, mülk ve servet edinmelerine ve daha bunun gibi bir sürü şey kadınların hakkı yok. Uzun süren iç ve dış savaşlar, kullanılan kimyasal silahlar, radyasyon ve doğum kontrol

Yöntemleri sonucu bir de nüfusta bir şey var. Nüfus çoğalamıyor yani aslında. Bunu bahane ederek Gilead rejimi bu sorunu çözmek için akıl almaz önlemlere başvuruyor ve bu önlemlerden en çok etkilenecek olan da tabii ki gene kim? Kadınlar. Evet kadınlar, damızlık kızlar var. Onlar bazı ailelerin damızlık kızları oluyorlar ve o aileler için görevleri çocuk doğurmak. Bu arada evin hanımı da dahil hiçbir kadının kitap okumasına izin verilmiyor. Farklı şeyler var, farklı bir hiyerarşile oluşmuş kadınlar arasında da. Mesela komutanların kadınları var, teyzeler var, artık çocuk doğurma yaşını geçmiş ama

Doğacak yaştakilere şey yapan, yol gösterilen, bir takım temizlik işleriyle falan uğraşan, çocuk doğurma imkanı olmayan kadınlar var. Erkekler ise yönetici kastları kendi aralarında paylaşmışlar. Bizimki de damazlı kızların arasında hatta kendi adı bile yok karakterin yani. Hiçbirinin yok zaten. Bu şey distopik kurgu olarak düşünülmüş olan bir romanın bu romanın aslına bakıldığında hiç distopik olmadığını tam olarak günümüzde yaşandığını görüyoruz.

Allegorik olduğunu hatta değil mi? Evet. Yani şimdi işte biraz önce okuduğumuz e-mailden başlayarak şimdi diyecek ki hanımefendide ya benim durumum bu kadar karanlık ve karamsar değil niye böyle resmediyorsunuz? Yanlış anlaşılmasın efendim ben her zaman kendi durumumu da aynı şekilde karanlık olarak resmediyorum. Yani benim hayatım çok güzel bir kadın olarak seninki değil asla demiyorum. Aynı uyanışlara hepimizin ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bunun peşini bırakmamamız gerektiğini düşünüyorum. Ve o yüzden mesela bu romanı asla ben olsam distopik bir roman olarak okumam. Bu tam olarak yaşadığımız şey. Ya istiklal ya ölüm diyorsun kadınlar için yani. Aslında hakikaten biraz öyle diyorum. Gerçekten öyle diyorum ama ölüm tarafında şeyden bahsediyor olabilirim yani biz ölmesek de olur. Yani ya istiklal ya ölüm yani. Ölmeseniz daha iyi olur. Zaten kendi aranızda üreme işini de çözdüğünüz zaman bu iş kurtulacak bence.

Yani ona da bilmiyorum gerek var mı hani. Ne olacak canım kavanoz kapaklarını kadınların açabileceği şekilde yapabilirler yani. Biz kavanoz kapaklarını inanmazsanız açabiliyoruz zaten. Sadece size kendinizi iyi hissettirin diye veriyoruz. Bravo. Yani bir de işiniz gücünüz yok bizim ego sorunu yaşayıp da çekilmez yaratıkları dönüşmememiz için bizim egomuzu yemlemek zorunda kalıyorsunuz değil mi? Sürekli, sürekli bunu yapmak zorunda kalıyoruz. Sürekli kendimizi böyle bir olgun davranarak geri çekmek zorunda kalıyoruz. Ya tabii hayatım yok hayatım sen en iyisini bilirsin. Sen en iyisini bilmezsin. Sen senin yapabileceğin ve benim yapamayacağım.

Hiçbir iş yok. Benim yapabileceğim, senin asla yapamayacağın çok önemli işler var. Bunun başında doğurmak geliyor. Ama işte sürekli... Canım biz de öldürmeyi biliyoruz. Neden öyle diyorsun? Ya gerektiğini de biz de biliyoruz. Savaşıyoruz, askere gidiyoruz. Biz bilmediğimiz için yapmıyoruz. İstemediğimiz için yapmıyoruz. Evet. Bu da kavanoz kapağı teorisi diyelim istersen.

Yani şunu demek istiyoruz o zaman, öyle mi? Yani biraz savaşacağız sayın hanımefendi, savaşacağız. Eşinizi karşınıza alacaksınız, ya çok net konuşacaksınız, isteklerinizi söyleyeceksiniz. Dışişleri de harciye de çalışmış, biraz para biriktirmişsinizdir. Çocuğunuza güzel bir bakıcı tutarsınız, bir şey yaparsınız ama siz işinize sizi şey yapmıyor olabilirler, CV'lerinize bile bakmıyor olabilirler, kayla almıyor olabilirler. Etrafınızı kullanacaksınız, çevrenizi kullanacaksınız. Bunu bas bas söyleyeceksiniz. Eşinize diyeceksiniz ki bana bak ben yıllarımı sana verdim 11 yılımı. Şimdi eşine dostuna söylüyorsun ben iş bulmak istiyorum. Böyledir ya bu işler biraz da. Hasta la siempre. Evet. Şimdi mesela o eş buna yardımcı olacak mı? Ben bunu çok görmüşümdür. Benim arkamda durulacağı yerde önümde durulmuşluğu çok olmuştur. Ve benim bunu fark etmeme rağmen fark etmiyor gibi yapmam ya da fark etmemem. Hanımefendi fark edin. Eşinizden istekleriniz olsun. Deyin ki eşine, dostuna söyle. Tanıdıkları vardır. Yahut herkese. Kendinize bir iş bulacaksınız. Ama en ufaktan yine başlayacaksınız ama başlayacaksınız çünkü hayat çok uzun.

bitmiyor. Elli de hiç bitmiyor. Daha altmışı, yetmişi, sekseni var. Hiç yılmayın. Gidin doktoranızla yapın. Üstüne çabalayın. Ondan sonra da seksen yaşına kadar çalışırsınız. Önemli değil. Hayat kırkında başlar sözü. Vallahi çok yalan bir söz değil. Benim hayatım kırkında başladı diyebilirim açıkçası. Bu arada müsaadenle ve çok kızmazsan diyebilirim ki dinleyicimizin eşine de hadi cevap hakkı da olmuş olsun. Beyefendi bu bölümü dinleyip de ya olur mu öyle şey falan dediği bir şeyler varsa

Onun da sorusunu cevaplamaktan mutlu oluruz bazı kitaplar eşliğinde. Tabii ve ben hanımefendiye şunu da önerebilirim. Eşini bu kitapları okutabilir. Yani kendi zaten belki bunları biliyor. Kendi okur, bir daha hatırlar. Belki bilmiyor, belki uyandı. Fakat eşine de okutsun. Çünkü biz salak değiliz. Sadece çok fazla bunları söylemiyoruz, söyleyemiyoruz. Ama artık öyle değil. Bunları erkekler de okuyacak, görecekler. Mesela ben bilmem, beyim bilir diye bir söz var ya. Onun aslında açılımı şu.

Aslında ben de biliyorum da şu adını erkek denen yaratığa sorarsanız kendini daha iyi hisseder benim de başımı ağrıtmaz. Kesinlikle doğru. Bravo Tuna sen de geldin bir yerlere böyle böyle. Ben eğitilmeye açığım hocam. Evet. En çok sevdiğim şeyler ikna almak ve eğitilmektir hayatta. Çok güzel harika. Benim de en sevdiğim şeylerden biri de seni ikna etmek. O yüzden haydi o zaman. Gül gibi geçinip gidiyoruz. Evet. Ben künyeyi okuyayım mı? Haydi künyeler.

Meridian Alice Walker Doğan Kitap Çeviren Yeşim Seher 288 Sayfa Kuş Kadın Harpi Megan Hunter Kafka Kitap Çeviren Aslı Perker 184 Sayfa Bu arada şunu söylemek isterim ki ben bu çeviriden ekstra yani basıldıkça telif falan almayacağım. Yani onun için tanıtıyor değilim. Bunun gerçekten not olarak... Niye almıyorsun ya? Alman lazım. Ben bunu bir kere çeviri masrafına aldım. Bir daha almayacağım diye hatırlıyorum. Sözleşmemiz öyle diye hatırlıyorum. Yani şikayet olarak bunu söylemiyorum. Ama insanlar hep böyle kuşkuyla yaklaşırlar ya bu konulara. Ya bu kadın niye bunu söyledi? Şimdi tabii kendi bundan para kazanacak. Öyle değil. Hayır öyle olsun. Ne olacak yani? Tamam. Gerçekten sevdiğim için öneriyorum.

Hayır, ayrıca para kazanacağınız için arada kendi kitaplarınızı öneriyoruz, var mı? Heh, o da doğru. Evet. Sylvia Plath, Kırmızı Kedi Yayını ve çeviren Handan Saraç, 252 sayfa.

Damızlık Kızı'nın Öyküsü, Margaret Atwood, Doğan Kitap, Çeviren Özcan Kabakçıoğlu ve Sevinç Altın Çekiç 384 sayfa. Lütfen bizi e-mailsiz bırakmayın. Aman dertsiz bırakmayın. Biz çok seviyoruz sizinle dertlenmeyi, oturmayı, düşünmeyi, konuşmayı. Ben böyle çok seviyorum bas bas bağırmayı. Bugün ama hakikaten şeydin. Bugün bir başkaydın hocam. Sinirlerim bozulduysa.

Evet bugün klasikleşecek bir bölüme imza attık gibi bir his var içimde. Hadi inşallah. Bir manifesto olarak bütün dinleyenler yaysınlar bu bölümü. Evet. Ne kadar erkek varsa dinlemeye zorlasınlar. Ne kadar kadın arkadaşları varsa da birbirlerini coşturmak için paylaşsınlar. Evet lütfen. Ve buradan bütün erkek dinleyicilerimize sesleniyorum. Sizler de bunu bilin. Sizden bir cacık olmaz falan diye bitiriyoruz.

Biz aptal değiliz. Biz her şeyin farkındayız. Her şeyi biliyoruz. Fazlasıyla mış gibi yapmak zorunda kalıyoruz. Fakat tepemizin tasını attırmayın. İşler çok kötüye gidebilir sizin için. Dikkat edin. Evet o zaman ben de manemizi okuyayım. Bitsin bu tatsızlık. Manemizi oku bitsin bu tatsızlık. Evet dost ve kardeş Kenberiç halkını da buradan selamlarımızı iletiyoruz. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar,

kitapların şifasına inananlar için bugünlük bibliyoterapi ne yapıyor? Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)