Podcast

378: Trend Spor: Süper Lig’de Kritik Hafta! Fenerbahçe Neden Puan Kaybetti?

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Süper Lig’de sezonun en kritik haftası yaşanıyor. Fenerbahçe, Sivasspor deplasmanında puan kaybetti ve Galatasaray farkı 4 puana çıkardı. Cuma ve Cumartesi günü de iki takımın maçları olacak ve belki de şampiyonluk düğümü bu hafta çözülecek. Süper Lig’de son durumu Sinan Yılmaz, Trend Spor’da yorumladı.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.392 kelime · ~17 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Süper Lig'de 33. hafta oynandı ve Galatasaray kendi sahasında Pendik Sporu yenerken Fenerbahçe-Sivas Spor Deplasmanı'nda 2-2 beraberlik aldı ve iki takım arasındaki puan farkı 4'e çıktı. Süper Lig için şampiyonluğun kaderini en çok belirleyen haftalardan biri oldu bu hafta. Başlayalım.

Galatasaray'la başlayalım. Liderle başlıyorduk hep. Fenerbahçe lider olduğunda Fenerbahçe'yle ve bir süredir de sezonun ikinci yarısında ağırlıklı olarak da Galatasaray lider. Ve o liderliğini bırakmamak adına Pendik'le oynadılar. Ligin son sıralarındaki Pendik Spor'u 4-1 yendiler. Aslında maça iyi bir başlangıç yapamadı Galatasaray. Bir önceki hafta Alanya Spor'u da 4-0 yenmişlerdi ve Alanya Spor maçındaki ikinci yarıdaki kadro bu maçta da direkt olarak ilk 11 olarak çıktı. Zaten bunu bekliyorduk. Son geri kalan 6 haftada Alanya maçının 2. yarısındaki ilk 11'le çıkmasını bekliyorduk Okan Hoca'nın. Geçtiğimiz hafta böyle konuşmuştuk ve böyle de oldu. Ama iyi bir başlangıç yapamadı Galatasaray, istediklerini yapamadı. 35. dakikada attığı gole kadar Galatasaray'ın neredeyse pozisyonu yok.

Mauro Icardi orta sahaya kadar gelip madem siz pozisyon üretemiyorsunuz bari ben geleyim oyun kurulumuna yardım edeyim deyip orada topu ileri aktarması Mertens ve Deric Könle yaptıkları bağlantı sonrasında ilk ceza sahası dışı golünü atıyor Mauro Icardi. Benzer bir durum ilk Sparta Prague maçında da olmuştu. Galatasaray oyun kurmakta, hücum etmekte zorlanıyordu. Mauro Icardi orta sahaya kadar gelip sırtı dönük top alıp Oyun kurulumuna katılmıştı ve iki pozisyon bulmuştu Galatasaray bu şekilde. İlkini Barış Alper ile kaçırmıştı, ikincisini Kerem Demirbay ile gol yapmıştı. Mauro Icardi'yi de yeri geldiğinde kilit açamadığında bu şekilde kullanabiliyor Galatasaray. Ama öte yandan kilit açıcısı Dries Mertens de son derece formda.

Transkriptin tamamını oku

ve bir diğer kilit açma formülü olan duran topları da yine çok etkili kullandılar. İkinci golü de duran toptan buldu Galatasaray. Ligde açık farkla en çok duran top gole atan takım Galatasaray Avrupa kupalarında da aynı şekilde özellikle sezonun ikinci yarısında Neredeyse bütün maçlarda Durantop silahını kullanan bir Galatasaray var. Abdülkerim Bardakçı bu sezon tüm kuluvarlarda toplam 7 tane Durantop golü atmış oldu. Bu çok büyük bir başarı, güzel bir emek onun açısından. Böyle çok da uzun olmayan bir stoper olmasına rağmen tam 7 golü var. Ve Galatasaray attığı bu golde de yine bir Durantop çalışması sergiledi. Bence iki takım arasında Galatasaray ve Fenerbahçe arasında en bariz fark da Durantop kullanım becerisiyle alakalı. Mesela

Olimpiyakos maçında da Fenerbahçe bir duran top savunmasında kolay bir vuruş yaptırmıştı ve Liwakovic'in ayağıyla çeldiği top direkten dönmüştü uzatma dakikalarındaydı. Bu maçta da Sivas Spor maçında da Reyman Ay ilk yarının ortalarında bir duran top golü attı ve boş bırakıldı. Böyle bir adımlı offside'dı. Offside'dan dolayı gol sayılmadı, doğru bir karardı. Ama yani yine iyi bir duran top savunmasının yapamadığını görüyoruz Fenerbahçe'nin. Hem Olimpiyakos maçında hem bu maçta duran top hücumlarının da iyi kullanamadığını yine gördük. İki takım arasında böyle bir fark bence çok net. Başka farklar da var tabii ki. Stresi yönetebilme konusundaki farklar, sakin kalabilme gibi farklar. Ama Galatasaray bir kez daha kilit açmak için Durantop silahını da kullandı. Icardi ve Mertens'in ürettiği golle öne geçtikten sonra Durantop'la Abdülkerim'le ikinci golü buldu. Ve daha sonra daha kolay oldu Galatasaray için işler. Tabi Galatasaray'da Dries Mertens'e değinmek lazım bu haftalarda.

Ben Icardi'nin açıkçası damga vurmasını, dümene geçmesini bekliyordum. Son 10 hafta. Bundan 5 hafta önce bir yorumum vardı. Icardi eğer sakatlık belasından kurtulduysa sezonun uzun bir dönemini sakatlık sıkıntılarıyla geçirmişti. Eğer o sıkıntıdan kurtulduysa ligin son 10 haftasında 10-12 civarı golünü atar ve takımını şampiyonluk yolunda yine zirveye taşır diye bir yorumda bulunmuştum. Beklediğim gibi gidiyor. İlk 5 hafta geçmiş oldu. 5 hafta kaldı ve ilk 5 haftada 6 tane gol attı. Mauro Icardi ivmesini arttırdı ama esas beklentimin üzerine çıkan isim bu son 10 haftada yani 10 final maçta Dries Mertens oldu. Mertens geride kalan 5 haftada Rize Spor'la başlıyor ve bu Pendik Spor maçıyla bitiyor. Bu 5 haftada

Toplam 23 tane şut pası vermiş takım arkadaşlarına ve bu 23 şut pasından da takım arkadaşları 5 gol çıkarmış. Merten son 5 haftada 5 asist yaparak ligde asist krallığında da 2. sıraya kadar yükseldi. Bu Galatasaray'da geçen sezonda benzer olmuştu. Hatırlarsınız geçen sezon Kerem Aktürkoğlu Ocak ayına kadar asist yapamamıştı. 0 asistle oynuyordu. Fakat Ocak-Şubat aylarından itibaren öyle bir asistçiliğe başlamıştı ki son 2-3 ayda yaptığı 12 asistle

Assist kralı olmuştu. Kerem Akdürkoğlu. Dries Mertens de açıkçası benzer şekilde gidiyordu. Bir ay öncesine kadar. Hem assist krallığında hem de öyle kilit pas, şut pası istatistiklerinde zirveye yakın bile değildi. Ama son 5 haftada 23 tane şut pası 5 tane de assist yapınca hem yaratıcılık istatistiklerinde ilk 5'e çıktı hem assist krallığında 2. sıraya yükseldi. Tadic'le birlikte ikinciliği paylaşıyorlar. Birden

Önemli bir yükseliş. Mesela Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki bir diğer fark da, Şimanski ile Mertens arasındaki performans farkı olarak gösterilebilir. Şimanski sezonun ilk yarısında çok formdaydı, çok etkiliydi. Mertens'ten çok daha etkiliydi. Zaten Mertens oynamıyordu biliyorsunuz. Zolda, Zaha, on numara pozisyonda Kerem oynuyordu. Sezonun ikinci yarısında ise Mertens son haftalarda çok formda. Simanski ise hem Olympiacos maçı hem Son Sivas maçında, Karagümrük maçında çok etkisiz kaldı. Gol yollarında ikinci forvet olma konusunda sezonun ilk yarısını mumla aratıyor Simanski'de. Ocak-Şubat aylarından beri Simanski'nin golü yok Fenerbahçe için. Bu da tabi ki Fenerbahçe hücumlarını oldukça kısırlaştırdı. Galatasaray'a tekrar dönecek olursak Barış Alper yine oldukça etkili güçlü bir oyun oynadı.

Barış Alper belki böyle her attığı topta isabet sağlayamadığı, şutları çok isabetli değildi, çok net bir gol kaçırdı, çok tehlikeli olabilecek bir kontra atakta basit bir pas hatası yaptı, pozisyon olgunlaşmadı vs. Hani bitiricilik ve top kullanma konularında en iyi maçlarından biri oynamadı ama son dönemde her zaman olduğu gibi bu maçta da çok üst düzey bir fizik gücüyle oynadı. Bütün istatistikler de zirvede olduğunu görüyoruz. Açık farkla en çok topla buluşan oyuncu, en çok hava topu kazanan oyuncu, Nelson'la birlikte işte kilit basta, Mertens'den sonra en çok şut pası veren oyuncu, Icardi ile birlikte en çok şut atan oyuncu, savunma istatistikleri de var işte en çok faal yapılan oyuncu, en çok faal yapan oyuncu, en çok isabetli orta, en çok isabetli uzun top. Bütün istatistiklerde o var çünkü çok nicelik, çok yüksek. Sanki iki kişilikmiş gibi oynuyor işte. Yani o ciğer ve dayanıklılık farkı. Serkan Hasan belki bu sezon en iyi maçlarından birini oynamasına rağmen sabekteki rakibi, Pendik Spor'un sabeki. Barış Alper yine de çok net bir dominasyon kurdu ve İbrahim Zülmez de maç sonunda tecrübeli teknik direktörde Barış Alper'i şu sözlerle anlattı.

Tabi karşımızda da ofansif anlamda yetenekli oyuncular var, çabuk oyuncular var, bireysel anlamdaki teknik becerisi yüksek oyuncular var, dripting yapabilecek oyuncular var ki bunların içerisinde Barış Alper çok fazla ön plana çıktı. Tabi böyle oyuncular çok çok faydalı, topta taşıyan bir oyuncu. Şimdi Mertens, Icardi bunlar pas işini çok iyi kullanan isimler. Ziye aynı şekilde, Kerem Demirbay öyle.

Ama Galatasaray'da bir dribbling, top taşıma eksiği de var. Onu da sol taraftan yaptı yani. Hem Deric Körn zaman zaman iyi getirdi, hem ağırlıklı olarak da Barış Alper topu taşıdı. O sayede top taşıma eksiğini de bir şekilde Barış Alper'le gideriyor Galatasaray. O da çok önemli bir ihtiyaç tabii ki top taşımak. Sadece pasla top taşıdığınızda rakip sağlam kapandığında, pas açılarını kapattığında boşluk bulamayabilirsiniz bazen. Rakibe karşı dribblingle de top taşımak gerekiyor. Mesela sağ back'te Kaan bunu yapabilecek bir oyuncu değil. Sol back'te biraz kön yapabiliyor. Orta sahada bazen zaman zaman dar alandan Torayra çıkarıyor. Ama uzun metrajlı top taşıma işinde Barış Alper ve biraz deri kön sayesinde çok fazla oyuncusu yok Galatasaray'ın. Belki bu gelecek sezon 8 numara transferinde de bu düşünülmeli tabii. Dribbling'de yapabilen, topta taşıyabilen bir 800 numara belki Galatasaray'ın mevcut oyununa zenginlik katabilecek bir isim olabilir diye düşünülüyor. Bunlar dışında öyle maçla ilgili çok fazla söylenecek bir şey yok açıkçası. Hakim Ziyef Alanya maçında çok iyiydi. Buna karşın ilk 11'de başladığı maçlarda çok etkili olamıyor diye eleştiriliyordu. Yine çok etkili olamadı.

Ama maç ritminin de eksik olduğu biliniyor. Okan Hoca da maç sonu açıklamalarında, basın toplantısında güzel bir soruya cevap verdi. Soru şöyleydi. Galatasaray ön alan baskısını çok etkili kullanan bir takım. Fakat son dönemde ön alan baskısından üretilen pozisyon veya gol sayısı azaldı. Bunu neye bağlıyorsunuz gibi bir soru vardı. Çok güzel bir soruydu.

Okan Hoca da bunu biraz sakatlık durumlarına ve ligin son haftalarının olmasına da bağladı. Savunma hattındaki oyuncu tercihlerine de bağladı. İkardi işte biliyorsunuz hafif sakatlığıyla oynuyor dedi. Ziyehin son 3-4 haftada hep yarım yarım oynadığından bahsetti. İşte Kasımpaşa maçında 30 dakika, Alanya maçında 45 dakika, Hatay maçında 60 dakika. İşte onu yavaş yavaş hazırlıyoruz dedi. Arkasındaki Mertens zaten 37 yaşında ama özellikle savunma hattının da orta sahaya ve ön hatta biraz uzak kaldığından bahsetti. Burada Victor Nelson'un tercihiyle de ilgili bir durum var. Nelson kendi bölgesinde kesilen ortalara yine son derece zamanlamalı hamleler yaptı. O pozisyonları engelledi.

Ama takımı öne çıkarmada, baskıyı öne taşımada biraz engel olabiliyor bu savunma anlayışı. Fakat ligin son haftalarında da Galatasaray'ın daha temkinli bir oyunu tercih etmesi de anlaşılır geliyor bana açıkçası. Ki den sonra Alanya maçı performansı da çok yüksekti. Abdülkerim belki sezonun ilk yarısındaki kadar performans sergilemiyor ama Abdülkerim'in de sol ayaklı olması ve duran toplarda bu kadar dominant olması yine gol atmasından dolayı Abdülkerim'i kesmek de bence çok sağlıklı değil. Yani Davinson Sanchez'in en son ikilisi yapsanız o zaman da oyun kurulumuyla ilgili başka problemler ortaya çıkabiliyor bence. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.

Şimdi geçelim buradan Fenerbahçe'ye. Galatasaray'la ilgili konuşmuş olduk. Fenerbahçe bir Olympiakos maçı oynadı. Çok talihsiz geçen bir maçtı. Fenerbahçe bir önceki turda Olympiakos'dan bence çok daha iyi bir takım olan Sen Juloas'ı geçmişken bu turda Olympiakos karşısında bu şekilde bir elenme yaşaması hem takımı hem taraftarı hem teknik heyeti hem yönetimi tabii ki olumsuz etkiledi. Ama burada Olympiakos maçında elenmek

Ben İsmail Hoca'nın da kararlarının da büyük bir soru işareti taşıdığını düşünüyorum. Özellikle müthiş formda bir oyun oynayan İrfan Can Kahveci'yi oyundan çıkardı. Belki bu Sivas maçını kazandırsın diye İrfan'ı oyundan çıkardı. Ama hem bu Sivas maçında galibiyet gelmedi hem Olympiacos maçında belki İrfan Can Kals'a alacağı galibiyet gelmemiş oldu ve belki dimyata perince giderken eldeki bulgurdan dolu her iki kulvardan birden saf dışı kalmış olabilir bu hafta içerisinde gerçekten yara aldı Fenerbahçe özellikle İrfan Can Kahveci bence Fenerbahçe'nin son haftalarının en iyi oyuncusu Sivas maçının da bence en iyisiydi Olympiacos maçlarının her ikisinin de bence en iyisiydi Karagümrük deplasmanında da Ceko ve Liwako çok iyiydi ama İrfan da çok çok iyiydi yani son Aylar'ın mesela Mertens'ten bahsettik Galatasaray'da çok ciddi vites yükseltti. Belki Ay'ın oyuncusu falan olabilecek bir performans sergiliyor ama İrfan'da çok net orayı zorlar. Yani İrfan Can Kahveci de belki teknik heyetin doğru hamleleriyle Ay'ın oyuncusu olması gerekirken kazanılamayan puanlardan vesaireden dolayı olamaz yani Mertens olur. Ama İrfan'da müthiş formda

Onun etkisi vardı. Ve şimdi bu maç biraz şöyle okumak lazım. Sivas Spor'un 5-4-1 oynadığını görüyoruz. Bülent Uygun göreve geldiğinden beri Sivas Spor'da bu taktik bu şekilde işledi. Sivas Spor Galatasaray'dan da kendi sahasında bir beraberlik almıştı. Bir puan koparmıştı. Bülent Uygun'un geldiği daha ilk maçlardı ve o maçta da Bülent Uygun 5-4-1'i tercih etmişti. Ve 5-4-1'de o maçın da hatta son 5-10 dakikasında Sivas Spor kazandığı bir penaltıyı gole çevirerek beraberliği koparmıştı.

Şimdi benzer oldu bu açıdan 5-4-1 vs. Şimdi Sivas kendi sahasında kapandığında ilk yarıdaki Fenerbahçe olsa yani sezonun ilk devresindeki Fenerbahçe olsa bu kadar derinde kapalan ve önde baskıya çıkmayan takımlara karşı sabırlı bir pas oyunuyla, tecrübeli oyuncularının kilit açma becerileriyle bu maçları Fenerbahçe çok kolay kazanıyordu. Örneğin Sivas Spor'a çok benzer bir takım olan Konya Spor'a Fenerbahçe kendi sahasında 7 tane atmıştı. Ne bileyim Ankara gücüne çok daha rahat bir galibiyet almıştı kendisi aslında da. Skor olarak fark atmamıştı ama çok net bir üstünlük kurmuştu. Çok önde baskıya gitmeyen takımlara karşı, kendi yaralığında kapanarak savunma yapmaya çalışan takımlara karşı Fenerbahçe Tadic'in oyun zekasıyla, Ceko'nun oyun zekasıyla, deneyimiyle

Şimanski'nin o dönemdeki ikinci forvetliği, hareketliliğiyle çok bir sorun yaşamadan kilitleri açıyordu. Fred'in yine oyun zekası, deneyimi, tecrübesi fark yaratıyordu. Ferdi'nin bindirmeleri ciddi fark yaratıyordu. Sol tarafı zaten çok etkili kullanıyordu Fenerbahçe. Fred, Ferdi, Tadic ile birlikte o bölgeyi çok iyi kullanıyordu Fenerbahçe sezonun ilk yarısında fakat

Son dönemde orada bir artık tıkanıklık olmaya başladı. Yani bu 5-4-1 ile oynayan, kapanan bir takıma karşı Fenerbahçe'de Tadic'in çok yorgun olması, 120 dakikalık bir Olimpiya kostüründen çıkmış olması ve bu maçta etkili olamaması, Dzeko'nun yine sağa sola iyi deplası olmasına rağmen bence mesela Dzeko etkisiz bulunacaktır, kötü bulunacaktır. Gol vuruşlarını yapamadığı kalecinin üzerine vurdu ama 2-3 tane gol pozisyonu varsa işte Sonunda Fenerbahçe 2-2'yi bulduktan sonra doldur boşaltlarla gol pozisyonlarına girdi. Aynı Sivas-Galatasaray maçı da öyle olmuştu. Sivas penaltıdan golü bulduktan sonra son dakikalarda Galatasaray Canavli ile degajlar megajlar dikip birkaç tane böyle karambol bulmuştu işte. Genç Baran kaçırmıştı, Halil Dervişoğlu kaçırmıştı falan çok benzer. Ama normal mantıkla oynanan, işte o maçın ilk 60-70-80 dakikalık neyse ki bölümünde Fenerbahçe'nin organize ataklarının tamamında Ceko'nun koşusu var. Doğru yere deplese olmuş ama vuruş yapamamış, kaçırmış, uzanamamış falan. Zaten onda da ciddi bir yorgunluk var. Bu yorgunluklar da işte Tadic'i 120 dakika oynatmak, Ceko'yu devamlı bu kadar oynatmak da aslında teknik heyetin planlayamadığı bir üç kuluvar mücadelesi. Üç kuluvar da değil aslında. Fenerbahçe Türkiye Kupası'ndan erken elendi. İki kuluvar da devam ediyor. Ve bence Galatasaray'a göre de daha zengin bir kadrosu var. Fakat buna rağmen Fenerbahçe bu sakatlık işini ve yorgunluk işini çok fazla düzenleyemedi. Onunla birlikte Ceko'da çıktıktan sonra da organize ataklar sadece İrfan Can Kahveci'nin bireysel zorlamalarına kaldı.

Sivasspor verdiği pozisyonların neredeyse tamamını kendisi savunmadan çıkarken yaptığı bireysel hatalar yüzünden verdi. İşte Ali Şaşal vural degaj dikmeye çalışırken ayağa kaydı düştü Tadic'in önüne topu vurdu. İbrahim Agda oyun kurmaya çalışırken hatalı bir pas attı bir pozisyon oldu. Son 15-20 dakikada Ponguras bir topu kontrol edemedi. Fenerbahçeli hücumcuların ayağına gitti top, oradan bir pozisyon oldu. Ve bunların tamamında Sivas savunması dengesiz de kaldığı için, kendi yarı alanında kaptırılan top da oralarda bir pozisyon oldu. Fenerbahçe sezonun ilk yarısının aksine organize atak üretmede çok çok eksik kaldı. Bu arada bence Sivas Spor için daha iyi olmasını beklediğim bir konu da, Manay golünü attı falan ama daha da etkili bir performans bekliyordum ben açıkçası. Koyta etkili oldu. Koyta ama zaten ligin kalbur üstü oyuncularından bir tanesi ve Koyta'nın attığı ilk golde hem Fred'in yine yorgun kaldığını görüyoruz. Fred mükemmel bir gol attı bugün. Belki o da Olympiacos maçına çıkmasaydı, kalsaydı Olympiacos turu geçilirdi en azından diyorum. Burada golünü çok güzel attı ama ikinci yarıda Koyta'nın sürüklediği pozisyonda mesela Fred ayakta kalamadı orada. Sezonun ilk yarısındaki Fred bence o topta devam eder, topu alırdı. Veya Koita'nın bu kadar kolay gitmesine izin vermezdi. Yine Ferdi orada hamleyi yapmakta geç kaldı. Ferdi de çünkü her maçta oynamak zorunda. Bir de o Stervold'e de sakatlanınca alternatifsiz de kaldı Ferdi. Ve onda da bir yorgunluk var. O ilk golde Jiko' da bence çok kolay yerini kaybediyor. Alanını tamamen boşaltmış oluyor Koita oradan çıkınca. 3 oyuncu birden oyundan düştü. Fred, Ferdi ve Jiko. BKO da belki kademeye biraz geç kaldı. Ve Koita gol vuruşunu yaptı. Gol vuruşu da pek iyi değildi açıkçası. Biraz şanslıydı. Livakovic'in bacaklarının arasından gitti. Ama şu açıdan Manay'ı aslında penaltı pozisyonuna kadar iyi durdurduğunu düşünüyorum Fenerbahçeli savunmacıların. Ama burada da Manay bence kendisini BKO ile eşleştirmektense, GQ ile eşleştirse çok daha verim alırdı. BKO birebir eşleşmelerde ligin en fizikli bence, fiziği en kuvvetli iki stoperinden bir tanesi. Davinson Sanchez ve Bekao hem uzunlar, hava toplarında çok hakimler, hem de hantal değiller. Yani atletler, öyle vurup da gidebildiğiniz oyuncular da değil. Bir şekilde topu kurtarsanız bile dönmeye çalıştığınızda kayarak falan hemen müdahalelerle kapatıyorlar. Bunu bence Manay geç fark etti ve penaltı pozisyonda Bekao'nun tarafını bırakıp Cico'nun tarafına geçtiğinde de çok kolay bir şekilde topu önüne aldı, indirdi. Ve orada Livakovic'in müdahalesine penaltı kararı gösteriliyor, var görüntülerinden. Buna late tackle diyorlar, geç tackle. Ben bir süredir işte ligimizde de 5-6 senedir falan gördüğümüz bir konu. Yanlış hatırlamıyorsam Galatasaray'ın sahasındaki Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde bir Muslera pozisyonu sonrasında verilmiş bir karardı. Muslera bir Fenerbahçeli oyuncuya böyle girmişti, orta kesildikten sonra sıfıra inmişti. Ve oradan 2-2 bitmişti o maçta. Hatta maç sonu kavgalar çıkmıştı. Birçok oyuncu cezalı duruma düşmüştü. O maçtaki penaltı pozisyonunda Muslera geç bir şekilde girip penaltı kararı çıkmıştı. Ben daha o zamanlardan beri bu late tackle olayını çok şey yapmıyorum. Futbolun ruhuyla pek bağdaşlaştırmıyorum. Şunu anlarım mesela Olympiacos maçında da oldu bu benzeri. Hatırlarsınız Redsos'un yaptığı hareket. İrfan Can Kvc yapmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Orada artık savunmacı çok tamamen, çok bireysel ve çok bariz bir hata yapıyor. Burada şeye bakıyorlar, top oyundan çıktı mı çıkmadı mı bu pozisyonda. Zannediyorum Liwakovic'in ayağının tabanı, Manay'in ayağının bilek kısmına temas ettiğinde top oyunda diye o karar çıkıyor anladığım kadarıyla. Valla verilmesi çok zor bir karar. Bence bu kararın ilginç tarafı da şu, var hakemleri yabancı olmasa yerli hakemler son 15-20 haftadaki performanslarına baktığımda yerli var hakemleri bu kararı kesinlikle veremezdi. Yani verecekleri varsa da veremezlerdi, cesaret edemezlerdi. Ama yabancı var hakemleri daha bu konuda rahat olduğu için belki de. Burada daha bu şekilde bu kararı verdiler ve yabancı var hakemlerini isteyen de Fenerbahçe yönetimi ve Ali Koç oldu ağırlıklı olarak. Ben bu dönemde şu son bir ay içerisinde Fenerbahçe yönetiminin verdiği kararların Fenerbahçe takımına çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum. Bu ama geçtiğimiz sezonlarda da böyle oldu.

Ali Koç yönetimi döneminde işte daha önce hatırlarsınız Trabzon spor maçlarından sonra bir megafon olayı vardı. O da bence çok ilginçti. Kulübün içindeki tansiyonu çok yükselten işler yapıyor yönetim. Bu hemen hemen her sene böyle oluyor. Bir ara mesela Erol Bulut dönemindeki Fenerbahçe'de bir denizli spor maçı hatırlıyorum. Altay'ın müthiş kurtarışlar yaptığı ve Fenerbahçe'nin depresmanında galibiyet aldığı bir maçtan sonra oyuncular yayıncı kuruluşa çıkıp açıklama yapmamıştı. Her sezon böyle dövüşülecek bir şeyler oluyor. Mesela bu sene biraz var hakemleri, Türk hakemler, yabancı hakemler konusu oldu. O sezon biraz daha böyle yayıncı kuruluş ve işte hatta VAR'da çizgiyi çeken hakemlerle ilgili bir problemler vardı. İşte daha evvel başka bir sorun vardı, bilmiyorum. Bu tansiyonu sürekli yükseltme durumu bence Fenerbahçe'nin oynadığı futbolu çok ciddi oranda negatif etkiledi.

Fenerbahçe sezonun ilk yarısında sahanın içini düşündüğünde çok daha iyi bir takımdı ve sahanın içini düşündüğünde böyle 5-4'lü, full savunma yapan, kendi yaralanda bekleyen takımlara karşı dar alanda çok daha yaratıcı bir takımdı. Fakat Stres en yorucu şeydir. Ben hep örneğini veririm. Döviz sporlarında sporcuların çok yorulmasını, işte 5. 6. roundlarda artık ayakta duramayacak hale gelmelerini sağlayan şey çok koşmaları değil. Mesela basketbolcular daha çok koşabilir döviz sporlarında. Futbolcular daha çok koşabilir 60-70 dakika. Ama dövüş sporcularının 4. 5. rantlarda bile böyle artık adım atamaz hale geldiğini görürüz. Bu stresle ilgili bir şey. Sürekli darbe atacağım mı yiyeceğim mi stresiyle 5 rant geçirdikçe artık vücudunuz hareket edememeye ve kilitlenmeye başlar. O yüzden stresi iyi yönetmek bu tip final haftalarda çok önemlidir. Fakat Fenerbahçe'de hep bir stres arttırıcı etki ediyor yönetim anlayışı. Ve burada ben Fenerbahçeli oyuncuların işte mental olarak sahada kalamadığını, bu yüzden de çok negatif etkilendiklerini düşünüyorum açıkçası. Tabi bu durumlarda teknik heyetlerin rolü ve gücü de, mental gücü de çok çok önemli. Geçen sezonla bir kıyaslama yapmak istiyorum burada. Geçen sene Fenerbahçeli'nin teknik direktörü olan Jorge Jesus'un elindeki kadro, Bu sene İsmail Kartal'ın elindeki kadrodan çok daha yetersiz bir kadroydu. Fakat Jorge Jesus özellikle böyle çok sıkıntılı maçlardan sonra mesela Beşiktaş'a kendi sahasında 10 kişi olduğu halde rakibi 4-2 kaybettiği maçtan sonra gidiyordu. Bir sonraki 3 gün sonraki maçı böyle sürkülese ederek kazanıyordu. Galatasaray kendi sahasında 3-0 kaybediyordu. 3 gün sonraki maçı yine sürkülese ederek kazanıyordu. Çok zorlu dönemlerden sonra bile takımı ayağa kaldırmayı ve mücadele ettirmeyi çok iyi başaran bir teknik direktördü Jorge Sus. Ve İsmail Kartal'ın bunu yapıp yapamayacağını da merak ediyordum. Ölçecektik, görecektik. Ve Olympiacos maçından sonra Fenerbahçe'nin mental olarak da yorulduğunu, yıprandığını gördük. Mesela Edinçök oyundan çıktıktan sonra doğrudan soyunma odasına gitti. Evet fiziksel olarak yorgun belki ama mental olarak da bir yorgunluk yaşıyor bana göre. Fenerbahçe maçıyla ilgili de yorumlarımızı böyle yapmış olalım. Likte artık 5 maç kaldı. Sondan bir önceki hafta Galatasaray kendi sahasında Fenerbahçe'yi ağırlıyor. Galatasaray Fenerbahçe maçını kaybetse bile geri kalan 4 maçı kazandığı takdirde şampiyon oluyor. Fenerbahçenin yapması gerekense Galatasaray'ın hem kendileriyle oynayacağı maç dışındaki 4 maçtan birinde en az puan kaybetmesini beklemek ve derbide

Tabii ki koşulsuz bir şekilde kazanmak olacak şampiyonluk için. İsmail Kartal'da böyle bir açıklama yapmış. Puan farkını düşünmüyoruz. 5'te 5 yapıp şampiyon olmak istiyoruz. Ama 5'te 5 yapmaları dahi şampiyon olmaya yetmeyebilir. Süper Lig'de durumlar böyle. Hafta sonunda tekrar Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi de var. O maç da çok belirleyici olacak. Cuma günü de Galatasaray-Adana Demir spor deplasmanında olacak. Belki bu hafta

İş bitmiş bile olabilir açıkçası Super League'de. Çok çalkantılı bir hafta, çok hareketli bir hafta bekliyor bizleri. Super League'de gündem böyleydi. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)