
3.738 kelime · ~19 dk okuma
İş toplantısında herkesten rol çalanlar, davetlerde yıldız gibi parlayanlar, her ortamda kendini belli edenler merhaba bu bölümde. Sizin gürültünüz, patırtınız yüzünden bir türlü duyamadığımız içe dönüklerin sesine kulak kabartacağız. Üstelik ilk konuklu programımızla, üstelik olabilecek en kötü konuk profiliyle bir içe dönük ile bunu konuşacağız. Affedersiniz, İçe Dönük kitabının yazarı Gözde Atilla, haddini aşan yaşam rehberinin ilk konuğu olma özelliğine de sahip. Büyük bir gururla kendisini ev sahipliği yapacağım bu bölümde ve kendisinin bu içe dönüklüğüyle yüzleşmesini, kitabının hikayesini ve kitabında anlatmak istediği meseleleri, yani bu genellikle yanlış anladığımız, yanlış tanımladığımız içe dönüklerin o içindeki döndüren dünyasına göz atacağız. Gözde Atilla, merhaba, hoş geldin. Hoş bulduk. Ne mutlu bana. Bana da öyle. Dinleyicilerimiz için küçük bir bilgilendirme yapalım. Biz 15 seneyi yakın zamandır birbirimizi internet üzerinden takip etmekle birlikte ilk defa bugün bu yayından bir saat olmadı bile değil mi o kadar? Tabii yarım saat. Bir içe dönükle söyleşi yapma konusunda bilmem gereken bir şey var mı programcı olarak? Yok.
Biraz döndürülmüş bir içe dönüm çünkü ben kitapta da anlattığım gibi. Evet, değil mi biraz? 15 yıl önce olsa olabilirdi ama şu an rahat olabiliriz. Biraz kozasını yırtmış bir içe dönük. İçinde epey içe dönüğün sesini taşıyan bir yarı içe dönük olarak. Pekala. O zaman dediğim gibi içe dönükler bildirgesine bakacağız. Nedir bu içe dönüklükten kasıt? Niye mesele ediyoruz? Dışa dönüklük mesele değilken içe dönüklük niye mesele? Bütün ayrıntılarına Gözde Atilla'yla birlikte bakacağız. Hadi başlayalım.
Şimdi öncelikle birazcık her bölümde olduğu gibi kavramlara gelelim. Görünürlüğün parayla satıldığı, görünür, duyulur olmanın başarıya denk sayıldığı bir dönemde içe dönüklük kolay mesele değil tabii. Sürekli öne atılmamız, yırtık olmamız, tuttuğumuzu koparmamız, kendimizi iyi ifade etmemiz isteniyor. Peki biz istemiyorsak ne oluyor? Üstelik bunu istememek acaba bir kusur ya da kabahat midir?
Dolayısıyla şimdi muhatabını bir sorayım istiyorum. Gözde Atilla hem psikoloji mezunu biri hem de içe dönük biri. Bu konuda epey bilgi sahibi olarak biri de demin de dediğim gibi Doğan Novus'tan çıkan, afedersiniz içe dönük kitabının yazarı. Dolayısıyla kendi kitabında da yer alan tanımlar ışığında ve tecrübeler ışığında sorayım. Şimdi içe dönük nedir? Dışa dönük nedir? Çekingen nedir? Bunun bir normali ya da anormali var mıdır?
En sevdiğim soru, içe dönük söylemek gereken en önemli şey çekingen demek değil, utangaç demek değil ya da sosyal anksiyetesi olan ya da illa bir sosyal fobisi olan biri demek değil. Hani bir problem değil. Onu söyleyerek başlamak lazım. İşe dönüklük bir mizaç özelliği. Dışa dönüklük de öyle. Yani birlikte doğduğumuz, ve biyolojik bir sebebi de olan bir mizaç özelliği. Biz içe dönük ya da dışa dönük olarak doğuyoruz. Bence bunu bilmek çok önemli çünkü çocukluktan başlıyor. Anne babalar çok soruyor mesela çocuğum içe dönük, dışa dönük yapabilir miyim onu gibi. Hayır ne yazık ki ama içe dönüklü de doğru anlamak lazım. İçe dönüklük bir problem değil. Doğuştan getirdiğimiz daha fazla sessizliğe ihtiyaç duyduğumuz, daha fazla kendi başımıza kalmaya ihtiyaç duyduğumuz bir özellik.
Peki, sanki genetik bir şeymiş gibi anlattın. Bu dış faktörlerle sonradan oluşabilecek bir ruhali bir karakter, mizaç olabilir mi? Değil. Gerçekten doğuştan geliyor. Dolayısıyla dış faktörlerden, işte çocuğu odasında çok yalnız bıraktık, içe dönük mü oldu? Ya da işte çok motive ettik, çok güzel şarkılar, şiirler okuyor okulda, dışa dönük mü oldu bizim sayemizde? Gibi bir durum yok. Hakikaten doğuştan geliyor. Ama tabii ki benim de hep kitapta da anlattığım ve böyle savunmayı kendime misyon edindiğim konu, bunun sınırlarını esnetmek mümkün. Kanatlarımızı esnetmek mümkün içe dönükler olarak. Şimdi bu tanımları yaptığımız ilk bölümde o zaman bir netleştirelim dinleyiciler adına da. Benim senin kitabından anladığım kadarıyla şöyle bir tanımım var, yanlışsan düzelt. Şimdi içe dönük, iç dünyasında yaşayan ve bundan mutlu olan, bunu tercih eden. Çekingen, iç dünyasında yaşayan hapsolan ve bundan mutsuz olan, bununla ilgili derdi olan. dışa dönükte iç dünyasından biraz kaçmak isteyen ya da içe dönüklerin içinde aradığını içinde bulamayıp dışarıda arayan ya da içinde aramayı tercih etmeyen diyebiliriz diyebilir miyiz?
Doğru. Şöyle anlatıyorum kitapta da, bence en kolay böyle anlaşılıyor. Pillerimizin şarj olmasıyla ilgili bütün konu. Dışa dönüklerin pilleri sosyalleştiğinde şarj oluyor. İçe dönüklerin pilleri kendi başlarına kaldıklarında, sessizlikte, yalnız kaldıklarında şarj oluyor. En büyük farkımız bu. Dolayısıyla hani içe dönükler mutlu oluyor, demin dediğiniz gibi. O kendi başına kaldıkları anlarda dışa dönükler biraz sıkılıp, ee şimdi ne yapıyoruz diye biraz dertlenmeye başlıyorlar.
Peki sanki böyle bir iki kutuptan bahsediyoruz gibi o zaman içe dönüklüğü mesele ettiğimiz kadar dışa dönüklüğü niye etmiyoruz ve hani bir bunun normal tarafı ya da anormal tarafı var mı? Yok tabii ki. Ne normal ne anormal ne de yanlış ve doğru tarafı yok. Ama elbette, özellikle de Amerikan kültüründen kopyalanan bütün kültürler, etkilenen bütün kültürler ve bizim kültürümüzde de öyle. Dışa dönüklük alkışlanan bir şey, tercih edilen bir şey. Yani yüksek sesle konuşan, kendini ortalara atan, çığırtkan, hakkını arayan, kendini harika sunan biri. Neden problem olsun? Yüksek bir dışa dönüklük toplumun, özellikle kolektif toplumların çok sevdiği ve alkışladığı bir durum.
Ama içe dönüklük yine özellikle bu tip toplumlarda çok sessiz, çok pısırık, bir şey de beceremeyecek galiba gibi görülen bir hal alıyor. Peki tam ortasında bir karar noktası var mı? Yani bir insan ne içe dönük, ne dışa dönük böyle bir ortada olabilir mi? Ambivert diye bir tanım var. Hani introvert, extrovert'ın ortası ambivert diye bir tanım var. Evet, ikisinin ortasında dengeli olan. Tabii burada şu çok önemli. Bu terimleri bulan kişi Jung ve Jung da diyor ki, bir insan tamamen içe dönük ya da tamamen dışa dönük olsa akıl hastanesinde olur zaten. Hani kimse böyle yüzde yüz içe dönük, yüzde yüz dışa dönük değil. Bu bir doğru gibi düşünmek lazım.
Üstünde gidip geldiğimiz. Tabii ki ortadakiler de var ama içe dönükler de dışa doğru esneyebiliyor. Dışa dönükler de içe doğru esneyebiliyor. Önemli olan bütün o esneme kabiliyetini keşfetmek.
Muhtemelen. O zaman şu ana kadar ki kısmın özetini anlatalım. İçe dönüklük bir problem değil, dışa dönüklük gibi. İkisi de insan zihninin halleri. Dışa dönüklüğü çok teşvik ederken içe dönüklüğü haksız yere lanetliyoruz. İçe dönükler arayışını kendi içinde, kendi dünyasında, kendi kurduğu ve kontrol edebildiği dünyasında arıyor. Dışa dönükler biraz daha sanıyorum böyle işi maceraya ve arayışa sevk edenler. Dışa dönükler, içe dönüklerin aksine pillerini neydi dışarıda şarj edebilenler mi? Kendi kendine şarj edemeyen gruplardan oluşuyor ve bu bir genetik bir durum. Yani bu bizim doğuşumuzdan gelen bir özelliğimiz. ve bu programımızın devamında kavramları oturttuğumuza göre biraz daha eşeleyeceğimiz sıradaki kısımda da bütün bu genetik özellikler değiştirilebilir mi, değiştirilmedi mi ve toplumun buna bakışı nasıl çekiliyor onlara göz atacağız kısa bir aradan sonra.
Peki, tanımları yaptık. Şimdi biliyoruz içe dönük ne, dışa dönük ne, çekingen ne, utangaç ne. Onu biraz daha kolay kestirebiliyoruz sanıyorum. Peki, teşhisi koymak için bulguları birazcık tanımlamak istiyorum. Bir içe dönüğün teşhisini nasıl koyuyoruz? Ya bunu ölçen testler var aslında ama onu bir kenara koyuyorum. Evet, yani böyle bir sosyal hayatta birinin içe dönük olduğunu nasıl anlarız? Kendimizin öncelikle içe dönük olup olmadığını anlamanın en kolay yolu gerçekten çok hayati bir sessizlik ve yalnız kalma ihtiyacını duymak, özellikle de sosyalleştikten sonra.
o pilleri tekrar şarj etmek için mutlaka bu sessiz sakin alana bir molaya ihtiyaç duyma hali. En büyük belirtisi olarak bunu söyleyebilirim. Çünkü bu hakikaten içe dönüklerde görülen, dışa dönüklerde yok, devam edelim şimdi nereye gidiyoruz şeklinde. gördüğümüz bir durum. Bence en kolay anlaması bu. Özellikle ben bu kitabı yazdıktan sonra iyi tepkiler aldım. İşte çevremdeki mesela annemi, arkadaşımı, sevgilimi çok antipatik biri zannediyordum. Hani bir anda programlardan gidiyor, bizle devam etmek istemiyor. Hatta bir arkadaşım dedi ki bana, üniversite arkadaşım, bu kitabı... Acaba bana mı tavır yapıyor değil mi? İnsan kendi üstüne dalınabiliyor. Bu kitabı dedi, keşke üniversitede yazsaydın. Seni antipatik biri zannetmezdik sürekli gittiğin için programlardan. Çünkü ben hep birinci programda giderdim. Onlar sekiz program arka arkaya devam ederdim. Kitapta bayağı da bir örneği var. Çeşitli teknikler de içeriyor. Ben en çok ceketi bırakma...
Ayrıntısına hasta olmuştum. Gittiğimde belli olmasın. Dönme ihtimali varmış yasına. Ceketi bırakarak kaçmam. Ceketi alıp gitme de enteresan bir metafor değil mi? Mola ihtiyacım. Demek ki en önemli belirtilerden biri çok güldük, başımıza bir şey gelecek, çok ağlayacağız modundaki gibi çok sosyalleştik. Birazcık kendi içimizde kalalım meselesi.
Peki, içe dönüklüğü mesele haline getiren şey ne? Yani niye dışa dönüklerle ilgili hiçbir problemimiz yokken içe dönüklük böyle üstüne konuşulası, kitaplar yazılası bir şey oluyor, ürpertiyor mu, korkutuyor mu bizi? Nedir? Aslında iyi bir sebeple bu konu popülerleşmeye başladı. Çok da mutlu edici. Çünkü baktığınız zaman mesela o dışa dönükler hep işte en başarılı. Şirketleri yönetenler, dünyayı yönetenler, en çok ortalıkta gözükenler dışa dönükler gibi anlaşılıyor ama aslında durum öyle değil.
Değil mi? Toplumdaki ağırlıkları da o kadar baskın değil. Değil, değil. Yani rakamlarda hani hep toplumun... ...üçte biri içe dönük gibi bir genel ölçüm vardı. Şimdi yarıya yakın çıkıyor artık yeni araştırmalarda. Dolayısıyla evet, yani yarı yarıya gibiyiz ve üstelik işte bu... ...kaşifler, mucitler, işte sanatçılar, yazarlar, bilim adamları... ...yani çoğu içe dönükler zaten. Çünkü bir konunun üstünde tek başına... ...kapanıp, konsantre olup çalışabilmek tam da bir içe dönük zevki ve işi.
Bu kadar bu konunun üstünde literatürün gelişmesinin sebebi de bu yanlış anlaşmayı düzeltme ihtiyacı aslında. Şirketlerden de çok çıkıyor bu, yani organizasyonel psikoloji alanından da çok yayıldı. Tahmin ettiğimiz gibi dışa dönükler başarsın, içe dönükler irlesin, dışa dönükler eğlensin, içe dönükler otursun gibi bir durum yok. Ya da gerçek hayatta çok örneğini gördüğümüz gibi içe dönükler işi kotarsın, dışa dönükler parsayı kapsın, değil mi? Şanı, şöhreti hep dışa dönükler kendi o parlayan yıldızlarıyla sahnelerde kendilerine toplamayı başarıyorlar. Evet, önemli. Özellikle iş dünyasında bu görünür olma, işlerini pazarlama, kendini pazarlama, cinalama, meseleleri bir bitme etme, bütün bunlar çok önemli olduğu vurgulanan kavramlar. Fakat hani şunu da söyleyebilir miyiz? İçe dönüklük genetik bir özellik olması hasebini, dışa dönüklüğün de öyle olduğunu söyleyebilir miyiz? Tabii, tabii. Yani o da doğuştan gelen bir özellik değil mi? Evet, evet. Sürekli öne atılan insanlar falan, evet. Çok aksi bir algıya sahibim ama büyük bir içe dönüm, hani mücadele yöntemi bu. Ne diyeyim? Kendimle aslında mücadele yöntemlerinden biri sosyalleşmeye çalışmak, sosyal ortamların içerisinde olmak, insanlara hitap etmek, insanlardan beslenmek, iç içi olmak. Şimdi şöyle de bir öğreti var. İnsan sosyal bir varlık, sosyalleşme ihtiyacı duyuyor vesaire. Peki bu sosyal canlı olma teorisindeki içe dönüklük nereye oturuyor?
Çok doğru bir soru aslında. Çünkü çok güzel bir yere oturuyor. Hep şöyle bir algı var. İçe dönükler insan sevmiyormuş gibi. İnsandan kaçmak ister. Hani gidip kendini işte böyle doğada bir yere kapatsın, insanlardan uzak olsun. Hiç öyle değil konu. Tam tersi, içe dönükler derin ilişki kurmayı seven, dinlemeyi çok seven, insanı da çok seven kişiler. Sadece oradaki mola vurgusu önemli. Yani insanı çok seviyoruz. Çok güzel sohbet etmek de, insanla olmak da. Mesela benim için de öyle. Bayılırım, çok çok severim. Ama sonra hadi bana müsaade.
Mesela bu podcast konukluğundan sonra ne kadarlık bir rehabilitasyona ihtiyaç duyarsın? Yol bana iyi gelecek. Mesela uzak bir yola gidiyor olmak güzel bir mola oluyor. Peki bu ifade edilmesi, açıklanması gereken bir durum mu? Mesela dedin ya, arkadaşlarımın çoğu beni yanlış anladığı soğuk, no-run, snop, kaba, mesafeli gibi bir sürü yaftaladılar. Peki bunun iletişimi kurulması gereken bir şey mi? Arkadaşlar ben biraz içe dönük biriyim. Mazur görün gibi şeyler mi söylemek ya da ima etmek durumunda? Yani mazur görün değil ama söylemek fayda sağlıyor. Kesinlikle öyle. Nasıl bunun iletişimi yapılabilir? Mesela biz tanıştık seninle. Ne diyorsun? Ya ben biraz içe döneyim gibi bir şey. Bilmediğimden sonra. Yok aslında içe döneyim diye anlatmanın çok bir faydası yok. Çünkü tanım çok bilinmiyor toplumda da. Yani yanlış anlaşılıyor. İçe dönük mesela siz şimdi diyorsunuz ya ben de içe döneyim diye. Yok canım Serdar Kuzuloğlu mu içe dönük? Evet. Çünkü o bir küfür ya hani estağfurullah canım koskoca Serdar Kuzuloğlu gibi. O yüzden biraz da hani ya ben biraz kendi kendime kalmaya ihtiyaç duyuyorum. Böyle kalabalık ortamlardan sonra gibi yani ihtiyacı ve durumu ifade etmek iyi bir çözüm. Çünkü onu söylemediğiniz zaman onun alt metni hep şey diye yanlış anlaşılıyor. Bizden sıkıldı. Bizim sohbetimiz onu açmadı herhalde. Ama ne kadar snob herhalde. Hani kendisi böyle havalı davranmaya çalışıyor ortamlardan erken gidip gibi. O yüzden o sessizlik ve kendi kendine kalma ihtiyacının iletişimini kurmak anlamlı oluyor. Kesinlikle. Tabii ifade etmesi zor ama sanki şöyle de bir algı var. İnsanlar böyle en keyifli şeyleri bir aradayken yapıyor ya da zihninde öyle kodluyor. Dolayısıyla insanların sanki tek başına yapacak o kadar besleyici, öğretici, anlatıcı, keyif verici bir şeyi olamaz gibi de geliyor.
Belki de bu içe dönüklerin dünyasındaki o gizem böyle sorgulanası hale geliyor. Dışa dönüklerin ne yaptığını zaten görüyoruz, biliyoruz ya. Onlar çok göz önünde, ortada. Ama içe dönük ne yapar? Evinde, dört duvar arasında ya da işte kendi ofisinde falan filan. Belki de o gizem insanların kafasını karıştırıyordur. Ne dersin?
Pandemi döneminde işte bu çok konu oldu. Çünkü sonunda bizim dönemimiz geldi diye içe dönükler çok içerik yaptı. Hakikaten ben de mesela bir 10 gün karantinada geçirmek durumunda kaldım. Hayatımın en güzel 10 günlerinden biriydi. Çünkü yazıyorum, film izliyorum. ...kitap okuyorum ve hakikaten hani bunu siz de muhtemelen hem fikir olursunuz. Bir içe dönük için yani müthiş bir keyif. Hani sıkıldım. Tabii ki insan özlemek başka bir şey ama hani sıkıldım diye bir durum yok. Kafamızın içi o kadar dolu ki. Bir de içe dönüklerin en önemli özelliği o. Sürekli düşünüyoruz, sürekli kuruyoruz. İyi ya da kötü artık neyi düşünüyorsak hayal ediyoruz. Dolayısıyla beynimiz hep dolu.
Yani sen anlatırken pandemi günlerini şöyle bir gözümde geçirdim. Hani tam gerçekten hani yıllar boyu özlenen şu öndeki aracı takip et diye yıllarca beklemiş taksi şoförünün heyecanıyla geçirdiğim bir dönemdi sanıyorum. Peki bu hani içe dönüklü bir kabulleniş ve onun sözcülüğünü yapma bir anlamda özelliğini ister istemez kazanmış biri olarak sormak istedim. İçe dönükler dışa dönüklere uyuz olur mu?
kendileri onlar gibi davranabildiğinceye kadar biraz kıskançlık oluyor bence. Ne yalan söyleyeyim? Ama hakikaten yani bu veri de böyle. Hani sadece ben böyle yaptım, bakın ben ne güzel şimdi bir dışadönük gibi de davranabiliyorum istediğimde. Ben çok güzel başardım hikayesi değil. Hakikaten hepimiz için böyle bir esneme payı var. Dolayısıyla kendimiz sınırlarımızı hani aşmaya çalıştığımızda bir dışadönük düğün yaptığı her şeyi yapabiliyoruz.
Bir eksiğimiz yok yani o çok önemli onu anlamak. Ben nasılsa içe dönüyorum o zaman ben de böyle kitaplarımla işte kedi, kitap, kahve hep içe dönük görselleri böyle yani böyle yaşayayım gibi bir durum yok. Onu anladıktan sonra dışa dönükleri gayet seviyoruz. Dışa dönüklerin de içe dönüklere yönelik bence böyle gizli bir bilinmezlikten beslenen tuhaf yaklaşımı, belki hasedi, kıskançlığı ya da böyle bir merakı eminim vardır. Peki, bir içe dönük olarak olmayanlara yönelik sana en şaşırtıcı gelen ne oluyor? Tabii ki sosyal ortamlara dayanma.
Süreleri, yani gerçekten hani o programlar var da işte mesela ofis, ofise gidiliyor, çıkılıyor. Bir yere gidiliyor oradan, yemeğe gidiliyor sonra. Devam etmez miyiz? Tabii ki ederiz. Her zaman hayran olmuşumdur. O bende hiçbir zaman olmadı. İşte orası gerçek bir içe dönük duvarı. Dışa dönüklere o konuda hayranım. Şimdi yaşadığımız çağın bir anlamda böyle lügatına girmiş çok popüler terimler var ve birçoğu içe dönmeyle, içsel yolculukla, bir şeyleri içimizde arayıp bulmayla özdeşleşiyor. Yani nihayetinde bütün o dışa dönükleri de kapsayan o geniş insanlık modern çağda içinde bir şeyleri arama derdinde. Demek ki dışarıda bulamadığımız ama içimizde var olan bir cevher var.
Bu yüzden hepimiz hemfikiriz ama bir yandan da işte hep konuştuğumuz gibi dünya dışa dönüklerin dünyası gibi. Bu dışarıda ve içeride aradığımız tam olarak nedir ve içeride bulduğumuzla dışarıda bulduğumuz arasındaki fark ne? Ya bir kere hepimiz anlam arıyoruz. Çok genel bir tanım yapmak gerekirse. Ama şöyle bir içe dönük dışa dönük farkı var orada. Mesela ben bir içe dönük olarak o kadar hani çocukken de öyleydim. Hep kendi dünyamda kendimi o kadar dinlemişim, kendimi o kadar gözlemlemişim ki artık böyle 30-35 yaşına geldiğimde bayağı... Çok iyi tanışıyorduk. Yani konu çok açıktı ve benim kitabı okuyan da birçok okuyucu da şeyi söyledi. Ya işte bu yaşta bu farkındalığa gelmeniz inanılmaz. Çünkü ben bir dışa döndüm. Hep gezdim, tozdum, sosyalleştim. Hep dışarıdaki insanlara odaklandım ve şimdi içime dönüyorum. Bakıyorum, sahiden ben kimim acaba? O yolculuk içe dönüklükle dışa dönüklükle biraz ters yaşanıyor. Bence o anlamda şanslıyız. Önceden çalışmış oluyoruz bu orta yaşta genellikle gelen içe dönme dersine. Biz daha hazırlıklı geliyoruz bence.
Peki dediğim gibi hani bir yandan sürekli pompalanan şey kendini gösterme, teşhir etme, işte büyüme, büyütme, cilalama, parlatma böyle bir dönemde de sanki en geri planda kalan içe dönükler gibi geliyor. Bu tedavi edilmesi gereken bir mesele mi? Yani bunu ne yapmalıyız? Yani nasıl yaklaşmalıyız? İletişimini kurmak yeterli midir? Bunun dozunu akorde etmek için yöntemler var mıdır? Nedir tavsiyenin?
Tedavi değil tabii ki. Sorun değil çünkü. Sorun olmadığı için tedavi değil. Ama iki şey çok önemli. Birincisi içe dönük olduğunu fark etmek. Yani bu farkındalık bile çok önemli. Böyle bir şey var içe dönüklük diye ve ben bir içe dönüyüm. Dolayısıyla benim bu sessizliklere, molalara, şarj olmaya ihtiyacım varı anlamak. Yani dışarıya söylemeden önce insanın kendi anlaması çok önemli. İkincisi de hayatını buna göre dizayn etmek.
En önemli ödev burada başlıyor. Çünkü kimse bunu size altın tepside vermiyor. Yani kimse, ah Gözde'cim podcast'tan mı çıktın? O zaman dur sana bir mola verelim. Ondan sonra sen çocuğunla ilgilen gibi bir durum yok. Bunun hepsi içe dönüğün kendi ajanda organizasyonunda bitiyor. Onu yaptıktan sonra zaten bütün yollar açılıyor. Ve kitapta da anlatıyorum. Mikro mola anları diye anlatıyorum kitapta. Hani eskiden hep ben de yapardım bu hatayı. İki gün boyunca toplantılara girdim. Mesela adaya giderdim ertesi sabah.
iki gün yok olurdum dünyadan böyle sessizlik hani hayat böyle bir bu kadar uzun bir şey değil yani uzun uzun yok olacak kadar o yüzden mikro yani şuradan çıkınca bir 5 dakika 10 dakika 15 dakika kendi kendine oturmak bir kahve içmek ya da sessiz bir yerde durmak bile mesela buraya girerken asansöre binmeden önce bir durdum şöyle bir 5 dakika. Tam içimden onu diyordum yani şimdi çok kişiselleştirmeyelim de o kadar yanlış bir stüdyoya gelmişsin ki bu fantezileri kurmak için yani İstanbul'un muhtemelen en kalabalık, en turistik sokağının, en turistik bölgesinin en heyheyli yerinde. Üstelik bir de durmadan konuşturuyorsun, bir de içe dönüyorsun. Ne diyelim böyle Çin işkencesine dönüşmüş olabilir bu program ama ben çok besleniyorum, eminim dinleyicilerimiz için de öyle oluyordur. Bir yandan da şimdi dinlerken düşünüyorum, kendi iç dünyamın, hayallerimin, hülyalarımın, düşüncelerimin keyfi, renkliliği vs. ihtimallerini düşününce hani dışarısı bana
giderek daha soluk, daha yavan, daha böyle çok emek sarf etmemi gerektirecek bir yermiş gibi görünüyor bir yandan. Yani bu iç dünyasını keşfedebilmesi de bence insanın önemli sanıyorum. Bu dışa dönük pompalamasının, rehabilitasyonunun belki de bizi mahrum bıraktığı konulardan biri kendi iç sesimizi, zenginliklerimizi, gerçekten kendi fikirlerimizi, düşüncelerimizi duymaktan bizi alıkoyması. Peki bu kadar diğer cephenin kutsandığı bir çağda içe dönükler hayatta nasıl kalacak? Ne tavsiye ederim onlara? Valla zamanında içe dönükler için hayatta kalma rehberi diye bir yazı yazmıştım. Şimdi çok daha ötesini yazdım kitapta. Çünkü hayatta kalmak da çok eksi birden sıfıra çıkmak. Aslında çok daha fazlasını da hak ediyoruz diyelim. Kendini tanımak dedik. Zaten kendi programını buna göre ayarlamak dedik. İçe dönüklükle ilgili şuna dikkat etmek gerekiyor. Hani nasıl sürdürülebilirlikle ilgili yeşil aklama var.
İçe dönüklükle ilgili de öyle yanlış bir durum da var şu an. İşte Instagram'da, TikTok'ta çok gördüğümüz... İçe dönüyorum, o yüzden son dakikada bütün planlarımı iptal ettim. Oh, giydim pijamamı, kapattım telefonu falan. O değil tabii ki. Ama ne yapmak istiyorsak, bunu enerjimizi doğru yönetmeyi öğrendiğimizde, aslında kendi öz denetimimizi, regulasyonumuzu doğru yapabildiğimizde her şeyi yapabileceğimizi bilmek çok önemli.
Bir yandan da kişisel bir düşüncemden yola çıkarak soruya çevirmek istiyorum. Böyle bir zaman diliminde, böyle bir tempoda, böyle bir yaşam düzeninde içe kapanmak çok doğal bir tepki değil mi? Bir önceki sessizlik bölümünü dinlerken ben de onu düşündüm. Tabii ki yani kitabı okuyan birçok kişi de şunu dedi. Yani ben bir içe dönük değilim ama bu ihtiyaçlar da çok iyi anlayabildiğim ihtiyaçlar diye. Öyle tabii ki hani dışa dönüklerde deli divane, sürekli dışarıdalar, hiç evlerine gidip dinlenmiyorlar gibi bir durum değil. Çok anlaşılır bir ihtiyaç ama bir içe dönük için bu zaman diliminde ya da böyle bir ortamda... ...mola anları yaratmak daha fazla özveri istiyor, daha fazla çaba istiyor açıkçası. Çünkü büyük şehirde özellikle zor. Affedersiniz, İçe Dönük kitabının 111. sayfasından... ...Gözde Atilla'nın satırlarını sizlere okuyayım. Diyor ki... ...bugüne kadar bir içe dönük olarak gözlemleyip durduğunuz dışa dönük kişiler... ...ve uzaktan izlemeyi seçtiğiniz dışa dönük hayat da... ...en az içe dönük hayat kadar bilinmezlerle dolu. Kimse göründüğü kadar kendinden emin değil... ...ve kimse ne yaptığını çok iyi bilmiyor.
Sadece dışa dönük kişilerin ve dünyanın doğası yaptıklarından ve kurduğu düzenden çok emin görünmeye yatkın bir dünya. Şanslı bir durum değil mi? Bu bakış açısı aslında şunu söylüyor. İçe dönükler ve dışa dönükler olarak tamamen eşitiz. Dışarıdaki dünyanın kurallarını koyan dışa dönüklüğe uyum sağlamaya çalışmak uzun vadede bir içe dönük olarak potansiyelinizi aşmak konusunda sizi bir yere götürmeyecektir. Eşit bir katılımcı olduğunuzu anlamanız gerekiyor. Sizden daha üstün bir dünyaya el koydurmaya çalışmıyorsunuz. Sahip olduğunuz ödülleri dünyayla paylaşmak için dışa dönüklerle eşit konumdasınız. Ve sonuç olarak dünya bir içe dönük için ne kadar bilinmez ise bir dışa dönük için de öyle demiş Gözde Attila.
111. sayfasından aynen okudum. Peki son olarak programı kapatırken merak ettiğim konu, bir içe dönüğün hayatta dışa dönüklerin bilmediği en büyük keyfi, neşesi, edinimi nedir? Okumak, sessizce oturmak, müzik dinlemek, tek başına yapılan her şey aslında çünkü sıkıcı geliyor bu dışa dönüklere.
Şu örneği anlatarak bitireyim, anlamlı olur. Kitapla ilgili gittiğim bir etkinlikte biri bana dedi ki bir okuyucu... ...dışarıda konuşabilir miyiz sizinle? Dedim dövecek mi? Ne oluyor? Yaşça benden bayağı büyük bir hanımefendiydi ve dedi ki... ...ben eşimden boşanma aşamasındaydım ve bu kitabı okuyunca vazgeçtim. O yüzden size teşekkür ediyorum. Dedim nasıl bir bağlantı? Gerçekten. Çünkü eşime artık dedim ki, yıllardır yok ben tek başıma yürüyüşe çıkacağım der, yok odasına kapanır, yok bilmem nesini tamir eder, yok kitabını okur. Yani senin bencil programların yetti derken bir anda anladım ki bambaşka bir zevk sizlerin yaşadığı. Biz onu anlayamayız, o içinizde kapandığınızda yaşadığınız zevki diye. Hakikaten bir kitap olmasa da, bir şarkı olmasa, hiçbir şey olmasa da... ...bence oturup düşünmek bile bir içe dönük için inanılmaz bir zevk. Hani guilty pleasure.
Tam olarak. Onu da ancak bir içe dönük onun ne kadar derin bir zevk olduğunu anlar. Katılıyorum. Sürekli bir arayış halindeyiz. Kimi içinde arıyor, kimi dışında. Bulunan şey meçhul ama bulunsa dahi kesmeyecek. Dışa aşırı anlam yük demek belki de içimizi önemsizleştiriyor. Ve böylesine tarih edici bir dünyada kendi kabuğumuza çekilmek sandığımızdan çok daha anlamlı ve keyifli de olabilir. Bağır yanık içe dönüklere merhaba.
Haddini Aşan Yaşam rehberinin konuklu ilk bölümünün misafiri Gözde Attila'ydı. Affedersiniz içe dönük kitabının içe dönük yazarı. Çok teşekkür ediyorum benimle birlikte bu zorlu konuyu aşmakta yardımcı olduğun için ve kıymetli dinleyiciler bir sonraki bölümde yeniden görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.