
2.302 kelime · ~12 dk okuma
Böyle şey var değil mi? ASMR mi diyorlar? Bir şey diyorlar böyle fısıldayarak. Böyle bir bölüm mü yapsak dersiniz? Rahatsız edici değil mi böyle konuşmakta? Sanki böyle bir gizem.
Bir sır. Yok, hayır. Böyle devam etmeyeceğiz elbette. Neye baktık? Sessizlik ile ilgili ilk bölümümüzde bir hatırlamış olalım. Neyin sessizlik, neyin gürültü olduğunu. Gürültü olmadan sessizliğin olmayacağına, sessizliğin de gürültüyü anlamlı ya da anlamsız kıldığına, metabolizmamızın bunu nasıl algıladığına ve yorumladığına, bu kadar gürültü patırtının bedenimizde ne gibi biyolojik ve psikolojik etkiler yaptığına,
Neden sessizliğin peşinde koştuğumuza ve bu gürültünün aslında icabında bir işkence metodu olarak dahi kullanılabildiğine baktık? Yani bu sessizlik ve gürültüyle ilgili aşağı yukarı her şeyi zihnimize yerleştirdik. Peki, Bundan sonra neye bakacağız? Bundan sonra bütün bunların hayatımızdaki vesilelerine, neye sebep olduğuna, ne gibi girişimlere, ne gibi arayışlara, ne gibi mücadele yöntemlerine sebep olduğuna bakacağız. Çok çok enteresan konulardan bahsedeceğiz bu bölümde. Hadi başlayalım.
Doğa kaçınılmaz olarak parçası olduğumuz bir büyük kapsama kümesi ama ona ait olduğumuzu unutmak ve etrafımızı unutturmak için elimizden geleni yapıyoruz. Oysa o bize her şeyin en güzelini, en sağlıklısını, en insanesini sunmak için sürekli çabalıyor. Ses konusunda da böyle. Doğa sesleri, insan sağlığına en faydalı seslerin başında geliyor ki bu nice araştırmayla da sabit. Kişisel tecrübeleriniz de esasında bunu size göstermiştir. Örneğin ekoterapi diye bir şey var artık hayatımızda. Resmi uygulamalarından biri mesela benim kayıtlarımdaki ilk bulabildiğim örnek
2018 yılında İskoçya'da. Yani İskoçya'da 2018 yılından itibaren doktorlar hastalarına reçete olarak doğada yürüyüş, doğada oturma, uzanma, doğa sesleri dinleme reçetesi yazıyorlar. Düşünebiliyor musunuz yaşamın geldiği noktayı? Mesela doğa sesleri müthiş. İşte ne geliyor aklınıza doğa sesi deyince? Yaprak hışırtısı, su şırıltısı, cırcır böceği sesleri, kuş şakımaları.
Bütün bu işte doğanın kendi bizim dışımızdaki bileşenlerine ait o rutin sesler. Ama bir açıdan bakıldığında şöyle bir düşündüğünüzde onlar da bir gürültü aslında ama bize gürültü gibi gelmiyor. Örneğin cırcır böceği sesinden fena halde rahatsız olan arkadaşlarım var. Bana terapi gibi geliyor. Hani şöyle arka planda size de biraz dinletmiş olalım dedim.
Hani nasıl geliyor diye ama hani cırcır böceği belki de bize doğanın ortamını anlattığı için rahatlatıcı geliyor. Şimdi tabii bu cırcır böceklerine, su şırıltılarına, yaprak hışırtılarına her zaman ulaşmak öyle kolay değil. Özellikle hani Türkiye'nin büyük şehirlerinde yaşıyorsanız bu çok az insana sunulabilen bir ayrıcalık. Üstelik bunlara ulaşmak için bile bazen epey yol kat etmeniz, epey zaman ayırmanız gerekiyor.
Aslında bu Türkiye'ye has bir şey değil. Dünyanın genelinde de böyle büyük şehirler bambaşka dip seslerle her tarafımızı kuşatmış halde. Ne yapacağız? E tabii ki teknolojiden faydalanacağız. Madem ki bütün bunları başımıza saran teknoloji, ilacı da ondan. Yani o atasözündeki gibi ağaca balta vurmuş ağaç demiş ki sapın bendendir.
Öyle bir şey işte teknoloji. Teknolojiden mesela uygulamalardan birazcık bahsedeyim. Colm diye bir uygulama var. Colm yani sakinlik, sakin diye de çevirebiliriz. Sentetik olarak doğal, huzurlu sesler üretiyor. Şirketin değeri 2 milyar doları geçti. Yani bir şirket var, kuş cıvıltıları, yaprak hışırtıları üretiyor size ve 2 milyar dolar değere sahip oluyor. Bu işin matematiği de bir garip, tuhaf, felsefesi de tuhaf ama bugün çok ayrıntılarına girmeyeceğim. Akademisyenler ve ses teknisyenleriyle, ses mühendisleriyle çalışan geniş katılımlı bir danışma ve yürütme kurulu olan Spatial adlı bir girişim var. Çok enteresan.
Mekanlara özel ortam sesleri, yani ambiyans sesleri üretiyor. Ortam sesleri desek sanıyorum öyle çok da aykırı olmaz. Mesela bir kafede veya bir hastanede ne tip sesler olmalı? Bir hastanenin hasta koğuşunda ya da refakatçik koğuşunda ne gibi ortam sesi olabilir diye. Yüz milyonlarca dolar ciro yapan bir girişimden bahsediyoruz Spatial olarak. Ve yaptığı şey sentetik ses üretiyor. Neye yönelik? İhtiyaçlara yönelik. Bunu nasıl belirliyor? Bunu da işte kendi uzman kadrosu ile belirliyor. Yani bugün ses teknisyenliği dediğimiz şeyin içerisinde üretken araçlarla birlikte yepyeni de bir sektör ortaya çıkıyor.
Tabii bir de bunun bir adım ötesinde bireysel kullanım için geliştirilenler var. Mesela uyku için, huzurlu bir uyku için beyaz gürültü üreten birçok mobil uygulama var. Bunların bazılarını yani hoşuma giden, benim de kullandığım bazılarının bölüm notlarını ekliyorum sizler için. Milyarlarca dolarlık bir pazar yaratmış durumda. Ne yapıyor bunlar? Beyaz gürültü üretiyor. Beyaz gürültü ya da İngilizcesiyle white noise dediğimiz mevzu nedir?
İnsan kulağının duyabileceği ses skalasının en geniş halini süre giden şekilde dinleten uygulama var. Yani duyabileceğimiz seslerin en renkli, en bol halini sürekli dinlediğimiz bir uygulama. fon sesi, dip sesi olarak da düşünebilirsiniz. Mesela işte rüzgar sesi, dalga sesi ya da bazı durumlarda örneğin bazı bebekler sessizlikte uyuyamaz onlara özel listeler var YouTube'da, Spotify'da mutlaka denk gelmişsinizdir. Çamaşır makinesi sesi, saç kurutma makinesi sesi, tren sesi, sürekli olarak yüksek gürültü. Neden? Çünkü bebekler
Rahimdeki gürültüyü arıyorlar. Çünkü rahmin içi inanılmaz gürültülü. Bağırsak hareketleri, kan, bilmem ne, sıvılar, bir sürü gürültünün içinden büyük bir sessizliğe çıkınca bebekler de huzursuz oluyor. Bunlara da beyaz gürültü deniyor. İşte bu gürültüleri sentetik olarak üreten
uygulamalar ve şirketler dahi büyük bir pazar oluşturmuş durumda. Yani bu doğallığını bozduğumuz ses dalgalarının sentetik olarak yeniden üretimi bile başlı başına bir sektöre dönüşmüş durumda. Tabii işin bir de pazarlama kısmı var. Gelin ona bakalım.
Soundprint diye bir mobil uygulama var cep telefonlarınıza yükleyebileceğiniz. İki şey yapıyor. Birincisi bir ses ölçüm, decibel ölçüm uygulaması özelliği, işlevi var. Bulunduğunuz yerin koordinatlarını alıyor ve oradaki ses seviyesini ölçüyor ve bunu merkezi bir kayıt sisteminde tutuyor.
Bu sayede dünyada Soundprint kullanıcılarının tamamının bulunduğu lokasyonlardaki ortam seslerini, gürültü seviyelerini farklı tarihlerde, saatlerde bir arşivini tutuyor. Bu da bize neyi getiriyor? Bir gürültü haritası oluşturuyor. Peki Soundprint aslen bu bilgiyi nerede kullanıyor? Yine kullanıcılar sessiz bir ortam aradıklarında o şehrin en sesli ya da uzak kalmak istedikleri en gürültülü noktalarını
bulabiliyorlar. Yani ses konusunda bir Yelp gibi ya da Foursquare Swarm gibi bir uygulama olarak düşünebilirsiniz. Dolayısıyla bu gürültüden kaçma arzusu, sessiz mekanların peşinde giden çaba, böylesine girişimlerinde ilham kaynağı olabiliyor. Sessizlik Kendi başına bile çok ilginç bir pazarlama faktörü olabiliyor. Mesela John Cage'in 4 dakika 33 saniyelik bir eseri vardı. Hani şarkı diyemiyorum. iTunes'da satılan bir eserdi. Eminim şu anda birçoğunuz beni mesela Spotify tarzı abonelik ücreti ödeyip her şeyi dinleyebildiğiniz platformlardan dinliyorsunuz. Oysaki bunun bir adım öncesinde iTunes benzeri yerler vardı. Yani her şarkı için 1 dolar ya da 1 lira ödediğiniz yerler. İşte John Cage 4 dakika 33 saniyelik 1 dolarlık bir eser piyasaya sürmüştü. Eserin özelliği şuydu, sessizlik. 4 dakika 33 saniye boyunca çıt çıkmayan derin bir sessizlik satın almış oluyordunuz. Benzer şekilde Taylor Swift'in 8 saniyelik sessizlikten oluşan Track 3 diye bir parçası vardı ve yine çıktığı dönemde iTunes'da haftalarca birinci sırayı korudu, üstelik paralıydı. Yani para verip 8 saniyelik bir sessizlik alıyordunuz.
Bunu dinliyordunuz. Mesela bütün bunlar niye 8 saniye? Niye 4 dakika 33 saniye? O da enteresan değil mi? Mesela niye 34 değil? Niye 3 33 değil de 4 33? Onlar da işin ayrı bir boyutu. Gürültüyle bir de pasif mücadele var ama buna pasif mücadele mi demeli? Aktif mücadele mi tam bilmiyorum. Neden bahsedeceğim? Aktif ses önleyici kulaklıklar ya da sektördeki daha yaygın ismiyle bu noise cancelling dediğimiz kulaklıklar bende de her zaman bir örneği bulunur. Birkaç yıldır çok memnun olduğum seçeneklerden birine sahibim. Özellikle uçak yolculuklarında zihnimden epey bir yük alıyor. Etrafımdan epey bir gürültüyü filtre ediyor.
Şimdi buradaki bu ses önleyici, noise cancelling dediğimiz kulaklıklarda önemli bir ayrım var. Aktif ve pasif olma durumu. Şimdi pasif ses önleme dediğimiz şey, yol çalışmalarında, inşaat çalışmalarında, gürültülü iş ortamlarındaki kişilerin taktıkları o büyük kulaklıkları görmüşsünüzdür. Onlar pasif ses engelleyicidir.
çok iyi bir filtre mekanizması vardır. Sesi yutar, absorbe eder, kulağa ulaşmasını engeller. Bir de aktif var bu binlerce liralık kulaklıkların sebebi olan aktif ses önleyiciler. Şimdi mesela bakıldığında 14 milyar dolarlık bir yıllık cireye ulaşmış araştırmalar öyle gösteriyor ve 7 yıl içerisinde bu sektörün 3'e katlanması bekleniyor. Yani 7 yıl içerisinde biz 40 milyar doları kulaklıklar gürültüyü engellesin motivasyonuyla harcayacağız.
Bir düşünün lütfen. Bu aktif ses önleyici kulaklıklar ilk olarak pilotlar için üretiliyor. İlk ticari ürünü de 1989'da Bose firması çıkartıyor. Çok ilginç bir metodu var. Size bundan bahsetme sebebim o. Yani aktif gürültü önleyici kulaklıklar ne yapıyor? Örneğin bir uçağa bindiniz. Süre giden bir uçak motoru sesi var dipte ve bu bir yerden sonra çok rahatsız edici hale geliyor. Bu kulaklığı aktif hale getirdiğinizde bu sesi yok ediyor. Peki bu sesi nasıl yok ediyor?
Bu sesi yine sesle yok ediyor. Çok enteresan. Şimdi tabii podcast anlatmak kolay değil ama hani bilirsiniz böyle bir ses dalgası denen bir şey vardır. Böyle dikey çizgilerle yatay bir düzlemde ilerler. Hani böyle osiloskopun sinüs dalgaları gibi vesaire. Hani bu sesin çizgiye dönüşmüş halini bir gözünüzle canlandırın. Çok bağırdığınızda yukarılara çıkar. Sessiz olduğunuzda incelir.
İşte mesela bu bizim sesimizin diyelim ki parmak izi. Aktif ses önleyici kulaklıklar bu ses dalgasının birebir tam zıttını üretip kulağınıza veriyor. Dolayısıyla sesi tam eş değer bir zıttıyla birleştirip sıfırlıyor. Yani bunu nasıl anlatabiliriz? Diyelim ki ben size bir bardak su üstünüze dökmeye çalışıyorum. karşınızda size fırlatmaya çalışıyorum. Siz de bir bardak su fırlatıyorsunuz bana. İkimizin suları havada çarpışıyor ve ıslanmamızı engelliyor. Tam olarak yaptığı şey bu. Yani aktif gürültü önleyici kulaklık dediğimiz şeyin içerisindeki aktiflik sırrı tamamen gürültüyle gürültüyü bastırma. Yani dinsizin hakkından imansızın gelme muhabbeti gibi bir şey.
Şimdi dediğim gibi hani bu sessizlik, peşinden çok koştuğumuz, bir yandan da korktuğumuz, ne kadarını arzu ettiğimiz, ne kadarıyla tatmin olduğumuzu bilmediğimiz çok tuhaf durumlardan birisi. Yani haddini aşan yaşam rehberinde değindiğimiz hemen her konu gibi. Bir de mesela bu sessizliğin laneti var. Sürekli sessizliğin peşinde gidiyoruz ama ona ulaştığımızda da hiç ummadığımız şeylerle karşılaşabiliriz. Mesela bedenimizin ne kadar mucizevi bir şey olduğunu bir marazla karşılaşıncaya kadar fark etmediğimizin bir örneğini paylaşayım sizinle. Eskiden kendi sesimizi bir kayıt üzerinden dinlemek bu kadar sıradan bir şey değildi. Yani çok azımızın evlerinde, örneğin benim çocukluğumda ses kaydı yapabilen bir cihaz vardı ve annemiz babamız seslerimizi kaydedip bize dinlettiğinde bir hatıra olsun diye aldıkları kayıtta
Baya bir şoke olurduk çünkü insanın kendi sesini ilk defa duyması çok başka bir tecrübedir. Çünkü insan hiçbir zaman kendi iç filtresinden dolayı sesini diğerlerinin duyduğu gibi duymaz. Hani işte diyaframımız var, o bütün kulağımızı bedenimizdeki gürültülerden filtreleyen, izole eden, ayrıştıran mekanizmalar var bedenimizin içinde biyolojik olarak. Örneğin midemizin gürültüsünü, kalp atışımızı, bağırsaklarımızın hareketini, kas eklem hareketini hiçbirini duymuyoruz. Çünkü kulağımız bunları duymayacak şekilde geliştirilmiş durumda. Ortaokul yıllarında bir arkadaşımı yanlış hatırlamıyorsam arı sokmuştu ya da bir böcek sokmuştu ve boynundan, şah damarına yakın bir alandan sokmuştu ve orada ciddi bir şişkinlik oluşmuştu. Ve o şişkinlik sebebiyle şah damar dediğimiz o atar toplar damar kulağına yakın bir hale gelmişti. Ve arkadaşım o damar seslerini duymaya başlamıştı. Hani vıt vıt, vıt vıt, vıt vıt. diye sürekli 7.24 bu sesleri duymaya başlamıştı ve uyuyamaz hale gelmişti, delirmek üzereydi. Yani o enfeksiyon, o şişkinlik geçinceye kadar çektiğini sizlere tarif etmemin sınırı yok.
Yani sessizlik dediğimiz şey, duyduğumuz şeyler, duymadığımız şeyler bunların hepsinin çok ince ayarları var. Teknik olarak baktığımızda sessizliğin teknik sınırı eksi 23 desiber. Yani eksi 23 desiber ne biliyor musunuz? Havada gazların hareketinde çıkan sesten bahsediyoruz. Yani bunun daha altını düşünemiyoruz. Çünkü bunun daha altı artık uzaydaki sessizlik. Ne demiştik? 70 desiber insanın en optimal, en uygun, sağlıklı olarak yaşayabileceği
Gürültü seviyesi, eksi 23 en alt seviye gazların hareketi. Bunun daha altı uzayın o mutlak sessizliği, boşluğu, sonsuzluğunun içerisindeki sessizlik. Yani malumunuz uzayda ses diye bir şeyin olması mümkün değil. Çünkü yapısı böyle değil. Bir vakumdan bahsediyoruz.
Hani bu Battlestar Galaktica'da, Star Wars'da cıv cıv cıv diye nasıl oluyorsa lazer, ışık silahlarından ses dinlettiler bize ya. Come on ya. Gerçi yani İmparatorluğun kumandanı bile kuh kuh kuh buharlı ütü gibi Darth Vader'dı değil mi? Hani o her şeyin mübahtiye bakıyor. Neyse. Bunun da ötesinde, eksi 23 desibirin altı artık mutlak sessizlik dediğimiz şey. Şimdi Microsoft'un genel merkezinde, Arga Laboratuvarında Building 87 diye bir yapı var. 87 numaralı bina.
Bu binanın özelliği ben notlara ekliyorum fotoğraflarını görebilirsiniz videolarını ve fotoğraflarını akıl almaz bir yer dünyanın en sessiz odası dünyanın en sessiz odası yapının her tarafı dış sesleri yalıtan iç sesleri de emerek yok eden özel bir malzeme ile kaplıyor yani dışarıdaki sesleri içeri almadığı gibi İçeride oluşan sesleri de yutuyor ve eksi 20.3 desiber. Bakın ne demiştim, eksi 23 desiber teknik olarak ulaşabileceğimiz en sessiz ortam eksi 20.3 desibere kadar inmiş durumda. Fakat bu tahammül edilebilir bir sessizlik değil. Çünkü içeri girenlerin, ben bölüm notlarında da paylaşıyorum görüşlerini, paylaşımlarını, içeri girenlerin tecrübeleri şu, kendi kalp atış sesinizi duymaya başlıyorsunuz.
Hareket ederken kaslarınızın ve kemiklerinizin gıcırtılarını duyuyorsunuz. Normalde asla duymadığınız, kendi kas seslerinizi duyduğunuzu düşünün. Yani kas sesi nasıl bir şey tarif bile etmek için hayal gücüm yetersiz kalıyor. Ve bu sebepten dolayı içeri giren deneklerin birçoğu sadece birkaç saniye dayanabilmiş. En uzun süre durabilmeyi başaran kişi ise 30 dakika kalabilmiş. Yani mutlak sessizlik de öyle hiçbirimizin tahammül edebileceği tarzda bir şey değil.
Sonuca gelirsek, gürültü ve sessizlik ile ilişkimizin evrensel bir normali yok. Mesela işte bebeklerin hallerini bir düşünün. Bazıları sesten rahatsız olur, bazıları sessizlikten. Bazıları ışıktan rahatsız olur, bazıları karanlıkta uyuyamazlar.
En böyle ilgimi çeken şey açık hava konserlerinde falan böyle yaz aylarında getirilen çocuklar vardır bebek arabalarında horul horul mışıl mışıl uyurlar o patırtı kütürtünün içerisinde. Neden? Çünkü beyin o gürültüyü normalleştirir hatta huzurlu bir ninniye dönüştürür, bir ritme dönüştürür ve uykuyu kolaylaştırır. Ne yapabiliriz peki? Hani gürültüden hepimiz dert yanıyoruz, hiçbirimizin hani gürültüye öyle çok fazla tahammülü yok ama ne hikmetse kendi yaptığımız gürültü de hiç dikkatimizi çekmiyor. Dolayısıyla belki de en azından hani haddimizi aşarak bir tavsiye verme hakkım olacaksa kendimiz bu mevcut gürültüye bir katkı yapmak için ne yapabiliriz? Nasıl bir özen gösterebiliriz? Onu düşünelim.
Mesela bağırmadan konuşsak. Telefonda ya da sokakta ya da kafede. Veya telefonumuzu acaba kulaklık ile kullansak. Değil mi? O TikTok videosu, o Instagram Stories'i, Reel'i eminim çok güzeldir. Çok dinlenesidir, çok işte ilginçtir. O şarkıyı mutlaka böyle bağıra çağıra dinlemek istiyorsunuzdur da kulaklıkla da oluyor bu. Gürültü yapmadan mesela eğlenmek mümkün. Birçoğunuza inanılmaz gelebilir. Bir deneyin. Oluyor. Çok zor bir şey değil.
Ve en önemlisi, sessizliği sevelim ya, onu koruyalım. Zaten etrafımızda ona düşman epey bir faktör var. En azından iz katkı vermeyelim. Sizleri sessizliğinizle baş başa bırakıyorum. Önümüzdeki hafta yeni bir bölümde. Yeniden görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.