
2.942 kelime · ~15 dk okuma
Sadece Spotify'da 100 milyon şarkı, 5 milyon podcast var. Bu kadar seçeneğin kaçınılmaz sonucu olarak şarkıların ortalama dinleme süresi 10 saniyeyi bulmuyor. Hatta sırf bu yüzden şarkıların giriş kısımları neredeyse yok olurken süreleri 3 dakikanın altına inmiş durumda. Artık ne şarkılara sabrımız var ne de uzun uza diye cümlelerim.
Böyle bir çağda hayatı tek bir kişiyle geçirme fikri pek akla yatkın gelmiyor. Belki de bu yüzden aynen şarkılar gibi ilişkiler de kısalıyor. Evlilik bir kurum olarak devam etse de boşanmalar sürekli artıyor, evlilikler kısalıyor. Evlilik de kendine has, enteresan bir kavram. Evlenmek normal ama boşanmalar hep mesele. Dul kadın var ama
Dul erkek yok. Çocuk mecburen kadının, nafaka mecburen erkeğin derdi. Haddini aşan Yaşam Rehberi'nde henüz evliliğe değinmeden boşanma denen kavrama bakıyoruz. Üstelik bu konuda son derece profesyonel tecrübeli ve mikrofonlara gayet aşina bir konukla Perihan Çıragöz, konuğum, Rota Yeniden Oluşturuldu adlı podcastinde yapımcısı ve sunucusu olarak bizlerle. Merhaba, hoş geldin. Merhaba, hoş bulduk Serdar.
Hoş bulduk, evet karşılıklı. Şöyle söyleyeyim, seninle tanışıyoruz. Dolayısıyla senle benle konuşsak dinleyicilerimiz sanıyorum anlayış gösterir. Neden göstermesinler? Hani olur ya, hassas dinleyicilerimiz. Böyle ikircikli konularda herkesin hassasiyetleri parlar. Biz 2016'dan beri tanışıyoruz. Sen benim bütün bu boşanma hikayemi de sosyal medyada paylaşırken de şahitsin biliyorsun. Evet. Esasında onunla ilgili bir şey soracaktım madem sen pası attın oradan devam edeyim. Ben senin evli olduğunu bilmiyordum açıkçası ama boşandığını öğrendim yine senin sayende. Evlilik nedense pek duyurulmuyor da boşanma biraz davul zurnalı oluyor bazı durumlarda. O bir tepki mi acaba? Tam tersi bence. Genel anlamda tabii ki. Genel anlamda boşanma sessiz sedasız sanki yokmuş gibi. Ben buna karşı çıkmak için boşanmayı böyle
Yedi Cihan'a sosyal medyadan YouTube kanalı açıp duyuran bir insanım. O yüzden zaten bu kadar konuştuğum için podcastimde de sürekli bu konuyu ele aldığım için. Bununla ben böyle şey olduk bu konuyla. Hemhal. Evet. Bence iyi de oldu. Yani bazen sahiden insanlar böyle kendini bir adım öne atıp, hani çok alakasız bir şeyden bahsediyoruz ama kavramsal olarak söyleyeyim. Hani bende hareketi vardı ya, me too hareketi. Birisinin çıkıp ilk taşı atmasını bekliyor. Sonrasında o çağlayan gürlemeye başlıyor, o birikmişlikler vesaire.
Bizim bu bölümümüzün adı da boşanmışlıklar, birazcık bu çağın dejenerasyonuna uygun olsun diye. Hani bu yaşanmışlık diye bir kelime var ya, bir türlü tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyorum. Madem yaşanmışlıklar var, o yaşanmışlıkların içerisinde boşanmışlıklar da var. Üstelik senin de dediğin gibi artık eskisi kadar üstü örtülmüyor, gizlenmiyor. İnsanlar bununla biraz daha kavramsal olarak, duygusal, psikolojik olarak barışıyor. Bunun bir anomali olmadığını anlıyoruz, ilişkiler kadar normal olduğunu. Seninle de uzun uzun bunu konuşacağız ama kendimle ilgili kısa bir not paylaşayım.
Böyle arada sunumlarda kullanmak üzere kendi adımı Google'da arıyorum. Otomatik tamamlamada ne diye tamamlıyor diye. Eşi. Eşi, boşandı. Mesela Serdar Kuzuloğlu eşi, Serdar Kuzuloğlu boşandı, Serdar Kuzuloğlu evlemi gibi şeyler çıkıyor. Demek ki insanların büyük meraklarından birisi. Şimdi biz bu programın formatını ilk başta genel olarak bir kavramlara bakıyoruz. Ben böyle tek başıma hadsizce haddimi aşarak konulardan bahsederken nedir ne değildir onlardan bahsediyorum ama sen madem ki buradasın bu konuda epey uzmansın hem hekim hem çekensin o kısımlara hiç girmeyeceğim ama birazcık hani bu
Evlilik ve boşanma olayı yani biz hiç evlilikten bahsetmedik şimdiye kadar ama boşanmanın sözcük kökeni çok ilginç. Sadece onun altını bir çizip hatırlatmak isterim. Böyle boşanma evlilik süreci dışında hiçbir şey için kullanmadığımız ilginç bir fiil, ilginç bir sözcük ve kökü de bir garip yani boşan. Çok ilginç boşal değil, boşla değil falan boşanmak hani evlenmek yine başka anlamlarda kullanılıyor ama Öte yandan hani düşündüm bu Tolstoy'un meşhur sözü alıntısı bu bütün mutluluklar birbirine benzer oysa mutsuzluk kendine özgüdür diye. Sanıyorum bütün evliliklerin başlangıcı da aşağı yukarı birbirine benziyor ama bütün boşanmalar kendi içerisinde apayrı bir hikaye, apayrı bir öykü. Bir avukat arkadaşım var, bütün arkadaşlarımı o boşadı. Evli iki arkadaşım kaldı, hepsi boşandı. Dolayısıyla en azından o konuda tecrübeliyim gözlem konusunda. Dedi ki, evlilik boşanmanın ilk adımıdır dedi. Hani avukatlar gözünde en azından yaklaşım buymuş. Aynı şekilde şirkette ortak olmak, ortaklığın bozulmasının ilk adımıdır diyor. Ben boşanmaların sebebinin de niye bu kadar çok boşanma var? Çünkü evlilik diyorum. Değil mi? Bu kadar evlenilince bu kadar da boşanma oluyor. Peki, ilk sorumuna başlayayım. Şimdi biz genellikle bu boşanma konusunu, bütün bunun travmalarını, sorunlarını kadınlarla konuşuyoruz ve kadınları dinliyoruz. O yüzden mesela son dönemde, şu şimdiki konumuz değil, aklını bir kenarında tut ama, nafaka konusu ile ilgili erkeklerin de sesini çok duymaya başladık. Kadına has bir mesele mi bu? Yani kadının üstüne daha fazla sorumluluk yükleyen bir mesele mi?
Evlilik kurumu kadının üstüne daha fazla... Boşanma. ...yüklediği için boşanma da aslında onun devamı olarak. Şimdi çocuklu boşanmadan bahsediyoruz biz burada. Yoksa çocuk olmadan boşanma senaryosu çok farklı. Hikayeler çok farklı. Çok farklı değil mi? Ama çocuklu boşanma olduğunda evet adımı atan genellikle kadınlar oluyor. Ve bu meseleleri, ilişkiyi, duygusal dünyayı kafaya takan kadınlar oluyor. Dolayısıyla evet daha fazla kadınlar konuşuyor.
Aynı dertten erkekler muzdarip değil mi? Kesinlikle muzdaripler. Tabii ki boşanmanın zor kısmı, acılı kısmı her iki tarafta yaşıyor. Çocuk varsa ortada hele. Ama erkekler bunu kendi aralarında bile konuşmuyorlar. Doğru söylüyorsun. Evet. Biz kadınlar konuşuyoruz. Evet, peki iyi bir şey mi bunun konuşulması? Kesinlikle iyi bir şey. Bir kere başına gelmeyince bilmiyorsun ya, başına gelen birileri varsa etrafında onlardan destek almak, onların nasıl yol izlediğini görmek, o yalnızlık hissini azaltıyor. Kendi yolunu ararken ne yapabilirsin, seçenekler neler onu konuşabiliyorsun. Varsa etrafında boşanmış başka kadınlar. Aynı şey erkekler. Erkekler için de geçerli ama bunu konuşabilmek için duyguları konuşmak gerekiyor. Duyguları erkeklerin pek konuşmadığını, tercih etmediğini biliyoruz. O yüzden de onlar daha kendi içlerinde kapalı ve bence çok daha zor geçiriyorlar. Daha zor kabulleniyorlar.
Çok doğru. Şüphesiz tabii hani sosyal normların kadını ve erkeğe yüklediği farklı farklı böyle baskı unsurları var ama hani erkeklerin bunu paylaşamadan kendi içinde buhranlarıyla çözme durumunda kalması da aslında pek konuşulmayan meselelerden biri. Hem başta boşanmadan önceki adımla bir başlamak istiyorum. Olayların sebebi olan evlilik kurumuna. Evlenmesek boşanmayacağız nihayetinde. Peki niye evleniyoruz diye baktığımızda hayat birazcık insanı normatif olarak, süreç olarak bu evliliğe doğru iten, zorlayan bir şey gibi değil mi?
Yani işte ne zaman evleneceksin, evlendikten sonra ne zaman çocuk yapacaksın falan. Bütün toplum senden bunu bekliyor. Hatta hani düşünüldüğünde mekanlar çiftlere göre, tatiller çiftlere göre, promosyonlar, indirimler, kampanyalar çiftlere göre, bayramlar, seyranlar. Biz bunun bir mecburiyet olmasından, bir dürtü olmasından dolayı mı evleniyoruz yoksa sahiden o masallardaki gibi severek güzel prens ve prensesleri mi birleştiriyoruz?
Bir kere o masallarla büyüyoruz Serdar ve hepimiz o masallara inanmak istiyoruz. Öyle bir mutluluk, öyle bir pembe panjurlu ev, öyle güzel bir son olmasını hayal ediyoruz. Öte yandan şimdi artık şu anda çok o masallarla değil de bir ekonomik... Karar olarak da bunun alındığını, evliliğin tercih edildiğini düşünüyorum. Ama ben şimdi 45 yaşındayım. Benim zamanımda kesinlikle öyle bir ekonomik karar falan değil. Yapılması gereken üniversite okudun, çalışmaya başladın. E artık yani bir ilişkinde varsa ne yapacaksın? Yani evlenmeden birlikte yaşayamazsın. Tabii böyle bir de benim ailem muhafazakar değil. Ama muhafazakar bu açıdan da. Dolayısıyla evlenmen gerekti. Öte yandan düşününce başka bir programda satır arasında değinmiştim. Burada yine biraz daha açmış olayım. Çoğu insan için kendine ait bir mekan, kendine ait bir ev, kendine ait bir yatak, mutfak, tuvalet, perde, masa örtüsü olması için evlenmesi gerekiyor. ve ekonomik olarak da biraz önce senin bahsettiğin gibi artık baya pragmatist bakalım. Ekonomik şartlar tek başına bir ev, bir hayatı mümkün kılmıyor. Dolayısıyla evlilik sanki böyle birazcık içine itildiğimiz bir şey gibi. Üstelik çok enteresan hayattaki pek çok konu hakkında iyi kötü bir şeyler öğreniyoruz. Sıfır tecrübe ve birikimle evliliğe başlıyoruz değil mi? Ve üstelik en azından onu fark ediyorum. Evlilik hayatlarının dışarıya yansıyan kısmı çok yanıltıcı. Dolayısıyla biz hep parlayan, pırıldayan yüzlerini görüyoruz. Ve belki yanlış hayallere de kapılıyoruz. Bekar olmanın ayrıca bir sosyal izolasyonu var vesaire. Bu, çok pardon, kendi odası olmaması, eşyası olmaması kısmı var, evet. Ama genç kadınlar için özellikle Türkiye'de, özellikle benim yetiştiğim zaman da hala olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğünün olmaması da var.
Biraz daha özgür bir hayat, daha rahat yaşayabileceği, seçebileceği bir hayat olması için de genç kadınlar evliliği sanki bir çıkış yolu olması, onun dışında bir seçenek yok gibi görebiliyorlar. Nadiren televizyon izliyorum, çok seviyorum. Böyle o korkunç programlar, reality şovlar falan çok besleyici oluyor. Bir tanesinde yeni sanıyorum evlenmiş kadınlar birbirlerinin evine gidip birbirlerini aşağılıyorlar, itip kalkıyorlar. İşte bu ne biçim çeyiz, bu ne böyle kınam olur falan. O sırada şeyi fark ettim bu evlilik öyle bir enstitüleşmiş ki o kadar kurumsallaşmış ki hani kına gecesi kına gecesi gibi değil bir bekarlığa veda bir şeyleri var fotoğraf ritüelleri var falan filan ve sanki birçok kişinin hayatında o yaşına kadar ki bütün hayallerinin gerçekleşme anı gibi nirvanası gibi konumlanıyor. Bu da büyük bir hayal kırıklığının aslında yollarını döşemiyor mu? Kesinlikle. Şimdi ben biraz aslında kendimden bahsetmek istiyorum, Serdar. Belki çünkü... En iyi bildiğimiz kişi olarak kendimiz. Tanımayanlar vardır, sen uzman dedin ama boşanmanın uzmanlığı yok tabii ki. Sadece ben 2019 yılında boşandıktan sonra bu konuyu çok konuşmaya başladığım için... ...bu konuyla bilinir hale geldim. Sosyal medyada, YouTube kanalımda, podcastimde boşanma üzerine sohbetler, içerikler hazırlıyorum.
Böyle bir alt bilgiyi vermek istedim. Bir yandan da farklı uzmanlarla, işte avukat arkadaşlarım, psikolog arkadaşlarım... ...bu yoldan geçmekte olanlara iyi gelecek, yol gösterebilecek programlar, atölyeler sunuyorum. Çünkü ben boşandığım sırada, 23 senelik birliktelik, 15 yıllık evlilikte biterken... ...18 yaşından beri birlikteydik ve beraber büyüdük gibi diyebilirim eski eşimle. Yani hayatımın çoğunu onunla geçirmiştim. Ve hiç çevremde ve ailemde boşanmış insan yoktu. Dolayısıyla benim için büyük bir tabu, büyük bir böyle ne olacağı belirsiz, karanlık bir şeye adım atmaktı. Orada hem çok yalnız hissettim, hem suçluluk duygusu, hem yalnızlık hissi. Yanlış bir şey yapıyorum çocuklar olduğu için böyle düşünceler.
Ve birdenbire insan o kararı vermiyor. Bunu hep söylüyorum. O bir süreç. Hani sanki böyle pat diye boşanılıyormuş gibi geliyor insanlar. Hayır. Üç, dört sene bu düşüncenin içinde dönüyorsun. Ne yaparım diye bakıyorsun. Bazen çok daha uzun sürüyor değil mi? Bazıları için çok daha uzun. Birlikte sonra oturup bakıyorsun nasıl yapacağız diye. Dolayısıyla orada çok el yordamıyla ilerledim. Ve yanlış bir şey yapmadığımı... ...biraz kendime de anlatmak için sanıyorum bu konuyu sesli konuşmaya başladım. Ve gördüm ki ne kadar çoğuz aslında.
Birisi konuştukça normalleşiyor. Birisi konuşmaya başladıkça diğerleri de konuşmaya başlıyorlar. Birazcık o yalnızlık hissinin bu içeriklerle giderilmesini, gitmesini umuyorum ben de. Madem konuyu kişiselleştirdin, ben de senin hikayenle birazcık şey yapayım. Paylaşımlarında değindiğin bir konu var, hani sevgililik alabilmek, sevgililiğin bitmesi. Mümkün mü böyle bir şey? Bir insan 20-25 sene, 30 sene biriyle sevgililik alabilir mi? Veya nedir yani sevgililikten kastın nedir? Sevgililikten kastım, herkesin aslında sevgililik anlayışına göre değişir. Benim sevgililikten kastım, onu bir kardeş gibi, bir akraba gibi görmemekti yani. Yani peki bu mümkün bir şey mi ya? Neden mümkün olmasın? Yani onu besleyebilen, canlı tutabilen insanlar da var. Olabilir, evet nadir. Ama sanırım ben o inanca tutunuyorum hala. Yani imkansız olmasından değil de insanın bu kadar seçeneklerle bezeli bir dünyadaki doğası, fıtratı, içindeki şeytanı,
Bir de şöyle biz genellikle böyle bunun bir beklenti olduğunu da unutuyoruz. Yani sevgili olmalıyız derken karşı tarafa bir sürü sorumluluk da yökülüyoruz. Acaba onun beklentisi ne? Onun da benzer bir beklentisi var mı? Biz sevgili olma konusunda karşılıklı sorumlulukları paylaşıyor muyuz değil mi? Bir de mesela sürekli isteyenler var. Sen bana şunu yapmadın, sen bana bunu yapmadın falan filan gibi. Karşıdaki de bir noktadan sonra şunu diyebilir ya da içinden geçirebilir. Telaffuz edemese de. E peki sen ne yaptın gibi.
Hani bu sevgililik karşılıklı çok emek gerektiren bir şey. O kadar seneler boyu bu emek sürdürülebilir diyorsun. Öyle mi? Evet. Yani ilişki aslında karşılıklı emek gerektirilen bir şey. Birlikte inşa edilen bir bahçe ve bir sürekli bakım gerekiyor. Birisi bakım verip diğeri vermezse tabii ki o bahçesi olmaya.
Sönmeye başlıyor ve birisi yoruluyor ona bakmaktan sadece, tek başına bakmaktan. Dolayısıyla başka bahçe yaratabileceği insan olabilir mi diye bakmaya başlıyor. Bütün çiçekler biraz daha su ister diyorsun yani. Peki o zaman bu hani demin de bahsettin ya çok uzun sürüyor bazen 3-5 sene. Ne ile başlıyor ve son noktayı koyan şey ne oluyor? Genelde hani bu kadar fazla kişiyle temas ettin bu eksende. İşte bu aslında farkında olmadan o ilişkinin elden yavaş yavaş kayıp gitmesiyle başlıyor. Biz ikimiz de böyle ilişkiye dair çok farkında olan, 18 yaşında çok genç bir yaşta birlikte olmaya başladığımız için... ...ne istiyoruz, ne istemiyoruz onu bilen insanlar değildik. O boşanma sonrası terapi ve kendine bakmayla birlikte bazı şeyleri ikimiz de, ikimizin süreçlerinde de anlamaya, görmeye başladık. Farkında olmadan uzaklaşmışız. Uzaklaşmanın kötü bir şey olduğunu da bilmiyorduk. Yakınlaşmak için çaba, ikimizin de çaba harcaması gerektiğini de bilmiyorduk. Ve bir noktada mutsuz bir evlilik içinde olmaya başladık. Ben şey diyorum buna, sürdürülebilir mutsuzluğun konfor alanı.
Vay anasını, anladım ama epey afilliymiş. Peki yani bunu karşılıklı mı hissettiniz? Sende böyle bir hissi kalben vuku gibi bir şey mi oldu? İşte burada kadınların daha duygularıyla ve sezgileriyle temas halinin... Bir de vesveseleriyle oluyor biliyor musun? Hani hiç olmadık bir şeyi böyle bir anda böyle yaptı demek ki böyle falan. Vesvese değildir de bir şey varsa bir şey vardır Serdar. Yokmuş gibi halının altına süpürdükçe o şey orada büyür, ayağına takılır. Dolayısıyla hani orada bir şey varsa aslında oturup konuşmak lazım. Ama biz de mesela oturup konuşmayı bilmiyorduk ve beceremedik. Bir dakika, bilmiyor muydunuz, tercih mi etmiyordunuz? Muhtemelen oturup konuşabilirdiniz. Bilmiyorduk da. Öyle mi? Ben daha pasif agresif bir insandım o zamanlar. Öfkesini çok fark etmeyen, öfkesini göstermeyen ama böyle ben baktığımda anlasın. Karanlıkta göz kırpan niye anlamıyor.
diye sinirlenen ve sonra işte kendi içinde küsen. O da ne oluyor yani? Bir şey yaptım ama ne olduğunu anlamıyorum. Neden böyle? Ne kadar klasik bir hikayedir bizi dinleyenler için. Her ilişkide yaşanmıştır. Evli olsun olmasın değil mi? Bunları konuşmayınca ister istemez uzaklaşmaya başlıyorsunuz.
Ve bir noktada işte o terapi yolculuğunda kendini ne istediğini, ne istemediğini anlayıp... ...bir dakika bu değişebilir mi? Buna çaba harcamak istiyor muyum? Dediğin bir nokta oluyor. Fakat o çabayı da aslında ahenk içinde yapmazsanız... ...yani o da kendi içinde çabaladı, ben de kendi içinde çabaladım belki ama... ...bir noktadan sonra biz artık geri dönülemeyen bir yere gelmiştik. O tutku, o sevgililik, o işte birbiriyle birlikte hayal kurma. Bir gelecek hayali kurma yoktu artık bizde. Onu kabul etmek 3-4 seneyi aldı. Artık dediğin toplamda kaç seneye denk geliyor? Birbirinizin hayatında işgal ettiğiniz süreç, işgal tabi biraz kötü bir fiil olmuş olabilir ama. 23 sene birlikteydik. 15 senelik evlilikte. İki tane de kızınız var. Allah bağışlasın da 23 sene sonra bir şey fark mı ediliyor? 23 sene sonra insan değişiyor. Mesela ben değişiyorum. Her geçen gün biraz daha farklı bir insana dönüşüyorum. Hormonlarım değişiyor. İlgi alanım değişiyor. Mesela etrafımdaki kadınlara bakışım değişiyor. Şimdi mesela sohbet edilebilecek olan insanlar arıyorum etrafımda. Mesela eskiden cazibe çok önemliydi falan. İlişkilerde de mi böyledir acaba? Bir dönem heyecan ararsın, bir dönem cinsellik ararsın, bir dönem şefkat ararsın. Böyle bir dönemsellikten mi kaynaklandı? 23 sene boyunca fark etmediğiniz bir şey mi? Buzdağının erimesinin ortaya çıkması.
Tabii ki ikimiz de ayrı ayrı değiştik o yirmi üç sene boyunca. Ama o değişimi işte sürekli birbirine dönme bilgisi olsaydı... ...ilişki için, ilişkiyi de dönüştürecek bir şey olurdu. Onun farkında olmayınca farklı yollara doğru dönüşen insanlar oluyorsunuz. O değişmiş, ben onu görmüyorum. Ben değişmişim, o beni görmüyor. İki yabancı olmaya başlıyorsunuz. Bir yandan da şunu da söylemek isterim. Eski eşim, çok sevgili dostum. Çok da iyi anlaşırız. Hatta podcast'imin ilk konuğu oydu. Sana da söylemiştim. Dost olarak, arkadaş olarak o konuşmaları yaptıktan sonra aslında... ...hani aramızdaki ilişkinin başka bir şeye evrilmesini sağladık yine. Ama sevgili olarak değil. Artık orası bizim için bitmişti.
Birbirini bayağı iyi tanıyan iki arkadaş olmuşsunuz. Bu da çok kıymetli bir şey. Çok değerli bir hediye. Çocuklarınız var bir kere bütün evliliklerde aslında. Belki birbirini en iyi tanıyan arkadaşlarsınız ama bu boşanılırken unutuluyor. Aynen öyle. Çok da gözlemlediğim konulardan biri. Son olarak bu bahsettiğim konunun parantezini kapatmadan önce şeyi sormak istiyorum. Hani açılışta da bahsettiğin ya böyle boşanma çok bildiğim, gördüğüm, tanık olduğum bir şey değildi yakın çevremde. Benim de aklıma çok uzun süre sonra geldi. Bu boşanmanın getirdiği bir utanç ve suçluluk duygusu var. Niye bu acaba? Yani evlilik mesela çok görkemli, çok şaşalı, çok duyurulası, gurur duyulası bir şey. Bir şeyin başlangıcı ile bitişi arasında bu kadar fark olması tezahürat değil mi? Bir şeyin olmamasının yarattığı suçluluk tam neden yani yaşadıklarından, gördüklerinden
Bir kere evlilik bir başarı kriteri olarak gözüküyor toplumsal olarak. Yani ailede de böyle öğreniyorsunuz. Bir evlen de artık düzenini kur. O düzen sadece evlilikle kurulabilir. Hayat sadece evlilikle bir tamamlanma durumunda olabilir gibi. Dolayısıyla onu bozmuş olmak orada bir başarısızlık hissi. Ben yapamadım, herkes yapıyor. Yetersizlik hissi belki de. Doğru. O yüzden bir utanç ve bir suçluluk geliyor. Bir de içinde çocuklar olunca ve bu konuda daha önce... ...benim boşandığım zamanlarda bu kadar konuşulmadığı için... ...hani çocukları düşünmüyor musun? Ya çocuklar ne olacak? Bu çocuklar işte perişan olacaklar falan. Kimse bilmiyorsa bu konuda bir bilgiye sahip değilse... ...sahip olunan tek bilgi Türk filmlerindeki... Boşanmalar ve kötü kadınlar senaryolar, üvey anneler falan. Ve iblisvari üvey anneler değil mi? Evet, evet. Pamuk Prenses hikayelerindeki gibi. Yani dolayısıyla ben yanlış mı bir şey yapıyorum acaba? Hissi oluyor suçluluk ve utançla birlikte. Yaşadık, geçtik oralardan Serdar. Evet.
Sevgili Perihan, bu konu tabii senin hayatında 23 seneye yayılmış da insanlık tarihiyle denk bir mesele olduğundan öyle bir programın içerisinde eritebileceğimiz gibi değil. İstersen bu bölüme burada nokta koyalım. Yine bu hafta yayınlanacak ikinci bölümde senin de zamanın müsaitse bu en büyük değişken olan, senin de cümle içinde çok kullandığın bu çocuk meselesine bakalım. Boşanmayı da değiştiriyor, evliliği değiştirdiği gibi. Sonrasını da değiştiriyor. Bu çocuklu boşanma ve çocuksuz boşanma meselesine. Sonra da birazcık da madalyonun diğer yüzüne bakalım. Uygunsa senin için de. Hem de çok uygun, süper. Harika. Sevgili haddini aşanlar, bu bölümde boşanmaya baktık. Önümüzdeki bölümde yine bu boşanma meselesine Perihan Çıragöz'ün tecrübeleri ve benim aradaki hadsiz sorularımla devam edeceğiz. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.