Podcast

S3E24: Ederlezi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz yılın en en en sevdiği zamanını kutluyor. It’s HIDRELLEZ BİÇEEEEZ!



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.662 kelime · ~8 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz.

Tüm Kenan Hacıları, tüm bürosunun güllerini en içten, en kalbi duygularımla selamlarım. Valla bugün Neşem yerinde. Yılın en en en sevdiğim zamanı geldi, çattı dostlarım. Valla ben bu kaydı alırken yetişir diye düşündüm. Yetişmedi ama gelen istihbaratlar da gösteriyor ki ben kaydı hangi gün alırsam alayım. Siz mutlaka hafta içi dinlediğiniz için çok da bir kaybımız olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca kaçıranlar ve podcastlerinin başına yeni geçenler için müjdemi de isterim. Bu sene bin yılda bir gerçekleşen hıdrellez bütünlemesine denk gelmişiz. Evet 8'i 9'una bağlayan gece aklınızda bulunsun. Bir şeyler, bir tekrarlar, bir şeyler oluyormuş. Tamam şey yapamadım ama astrolojik herhalde bir şeyler. Neyse, viromuzun kepenklerini el birliğiyle açalım. Haydi bakalım buyurun.

Transkriptin tamamını oku

Bu bayramın içimde yarattığı coşkuyu tam olarak net bir zemine oturtamıyorum. Hayırlara vesile olsun. Çok özel böyle ruhunuza dokunacak canlı bir anısı mı var? Yok açıkçası. Dileklerim kabul oldu mu? Bir şeyler gerçekleşti mi? Onun takibini de yapamadım. Sadece geçen sene hep beraber bu zamanlar çizdiğimiz eciş bücüş pirolar değil mi? Göt altına gitti. Neyse hayırlısıymış diyelim. Yine de Hidrello'nun çok çok geniş bir coğrafyada aşağı yukarı benzer geleneklerle kutlanması bana insanlık olarak çok geniş bir gökyüzünün altında buluşuyormuşuz gibi hissettiriyor. Senede bir güncük de olsa böyle bir his yaşamak böyle ne bileyim bir içim ısınıyor bir şeyler oluyor.

Anadolu, Orta Asya, Orta Doğu, Balkanlar, Doğu Akdeniz falan derken düşünün kaç milyon milyar kişi ateşlerin üzerinden atlıyor. Yazdığı, çizdiği dilekleri gömmek için çarpık kentleşme içerisinde yana yakıla gül ağacı arıyor. Geçen gün gördüm Maçka Parkı'nın önünde kuyruk olmuş bir tane gül fidanın altında. Bir de işte ne bileyim baharın gelişi, doğanın uyanışı, kendiliğinden çiçekli bir gün yani.

Gerçi Kuzeybatı tarafı götürme avuçluyor. Ne yapıyor onu bilemiyorum. Bu konuda bir araştırma yapamadım ama sesi düşünüyorum. Neticede Doğan'ın uyanışı anlamına gelen bu özel günde Doğan'ın uyanmadığı kısımlarda nasıl kutlansın. Değil mi? Hani mantıken. Şimdi yarım yamanak bir iki pdf dosyası okudum diye ben burada size Hıdrellez'in tarihçesini anlatacak zaten değilim. Hıdır kimmiş, İlyas neyi açıklayacak Firdevsan'ın ben buralara giremem bir tanelerim. Ben haddimi bilirim.

Aa hayır! Gir Özgem! Madem akşam kağıtlara kalpler paralar çizeceğiz, sebebini de söyle Özgem! Ver iki gram bilgi neşemizi bulalım! Diye ısrar kıyamet bilgi aşerenleriniz varsa, bölüm bittikten sonra son zamanlarda sıkı takipçisi olduğum Ceren Sungur'un Tarih Obası isimli YouTube kanalına yönlendirebilirim. Orada güzelce tane tane anlatıyor, dinleyin. Naçizane, tavsiyemdir. Aynı zamanda Ceren Sungur'un ses tonu, anlatımı, mimikleri bana böyle yani tuhaf bir güven veriyor. Lisede zevzeklik yapma deyip kanaat notunu yüz veren hocaların verdiği türden bir güven aşılıyor bana. Böyle mesafeli, işinde gücünde ama içten içe öğrencilerini sevdiği belli hocalardan aldığım vibe alıyorum ben kendisinden. Bilmiyorum bu bir iltifat sayılır mı? Kendisine de selam göndermiş olalım.

Binlerce yıl sonra bir gün Hızır Ellez'in kutlanmadığı bir zaman gelir mi? Yani pek sanmıyorum ama insanlık bu yani olur olur. İnsanlıktan her türlü puştuluğu bekleyeceksin. Kıtlık kuraklık olur. Kutlanacak bahar kalmaz. Bir sabah uyanırsın gül ağaçlarının yerlerinde yerler esiyor veya seller esiyor. Sel almış mesela dünyayı. Olabilir. Ama yine de bir ateş yakılır gibi. Sanki ne diyorsunuz? Bir ateş yakılır. Yakılmışken üstünden de atlanır. Saçma mı?

Gelecek kaygım ılıklı kaydı yaparken bile bak tüylerim diken diken oldu. Vallahi mahalle yanarken saçlarımı tararken buldum kendimi yine once again. Ya iklim miklim neyse bunlar bir şekilde hallolur da yeter ki geleneklerimizde bir şey olmasın gibi. Allah'ım ben kimim ya? Kime dönüşüyorum? Rabbim sen aklıma mukayyet ol. Her bölüm daha da kökleniyorum bir yerlere öf. Neyse. Neyse ki bunu bir tek ben dert edinmiyorum. UNESCO da benimle aynı fikirde olacak ki insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine koymuş Hıdrello'yu. Ya işte ne denir? Great minds think alike. Büyük zihinler benzer düşünür.

Bu arada bu listede hıdrellez kutlamalarının dışında Türkiye'mizden başka neler var? Çok hızlı bir geçmek isterim. Yerel hikaye anlatısı, meddahlık var mesela. Bu bende var bu arada. Semah, Alevi Bektaşi törenleri zaten. Yazsı ekmek yapım ve paylaşım kültürü. Lavaş yani. Ekmek, ben biliyorsunuz. Bunu da öğrendim yapmayı bu arada tavada da. Lavaşın neresi somut olmayan kültürel miras onu da anlamadım. Gayet somut, elle tutulur. Hatta elle yuğrulur. Sıcak sıcak yenen ne kadar lezzetli bir kültürel mirastır. Neyse sonuç olarak kültürel mirastan bize de üç beş bir şeyler düşmüş. Allah bereket versin. Birleşmiş Milletler çarşım pazar olsun. Sağ ol.

Yeryüzünde darda kalanların yardımcısı Hızır ile denizlerin hakimi İlyas'ın yeryüzünde bir gül ağacının dibinde buluştukları gün. Hızrellez özelinde İlyas'ın Hızır'ın gölgesinde kaldığını söylemem gerekiyor açıkçası. Hani ikisi de darda kalanlara yardım ediyor. Biri karada, birisi suda. Ama İlyas çok da anılmıyor fark ettiyseniz. Athena Hakan gibi biraz İlyas. Değil mi? Biraz öyle. Hızır, Hıdır'da deniyor. Arapça'da yeşil adam anlamına geliyormuş. Neden? Çünkü inanışa göre Hızır'ımız kuru bir yere oturursa o yer hemen yeşilleniverirmiş.

Ölümsüzlük suyunu içtiği için de ölüp yeniden dirilebilirmiş, havada dolaşırmış, su üstünde yürürmüş, kılıktan kılığa girermiş. İşte efendime söyleyeyim doğadaki varlıklara söz geçirebilirmiş. İnsanlara göründüğünde kendini tanıtmadığı müddetçe kimse onun gerçek kimliğini bilmezmiş gibi gibi gibi. Yani on parmağında on mistiklik. Tam dişime göre bir mistik figür.

Bir de bizim ayrıca başka bir hukukumuz var kendisiyle. Küçüklüğümden beridir senelerce tüm aile büyüklerim beni bir yere uğurlarken yanıma gözcü bıraktılar kendisini. Bakın ben otuz altı yaşındayım. Hızır yoldaşın olsun kızım. Duymadığım günüm yok. Hoşça kal. Güle güle. Bay bay zaten yok da. Bunlar çok sonradan geldi bana.

Hepsini toplasam hayatım boyunca duyduğum Hızır yoldaşın olsun sayısına ulaşamıyorum ben. Mezopotamya'sının gülleri. May Hızır be with you'yum ben. Ben 7-24 Hızır'layım bu arada. Yani ataların, nenelerin temennisi bu yönde. Bak az önce anneannem aradı, yine telefonu bunu diyerek kapattı. Sal bu adamı, bu adam artık, bu ulvi bir varlık. Bunu artık sen en yoğun dönemi şu an biliyorsun. Sabaha kadar mesaide, intitex indiriminde kapıların açılmasını bekleyen mağaza çalışanı gibidir şu an Hızır. Yok. Hızır yoldaşım olacak. Oluyor da vallahi.

Biliyor musunuz? Valla yoksa ben çoktan telef olmuş gitmiştim. Ben bugünlere çok iyi geldim. Valla maşallah. Bu adamın benim üzerimde bu kadar mesaisi var. Senenin bir günü de yeryüzüne inmiş. Ben de kendisini en iyi şekilde ağırlayayım. Bir zahmet değil mi? Diyorum ve evdeki malzemelerle herkesin yapabileceği ritüellere geçiyorum. Ama zannediyorum buralarda bir küçük beklem arası gelebilir.

Evet, hazırsanız başlıyoruz. Bir. Öncelikle evinizi, barkınızı temizliyorsunuz. Kendinizi temizliyorsunuz. En basiti bu zaten. Bunu yaparsınız eşek değilseniz. Bir süpürgenizi açın, bir tozunuzu, topağınızı silin. Pencere pervazlarını falan aman sakın unutmayın. Nekir çıkıyor. Nekir çıkıyor oradan lanet şehir hayatı. Ben neyse bela okumadan devam edeceğim. İki. Evi temizlemeye başlamışken nazardır, hasettir. Bir ada çayı bir şey yakıyorsunuz çok hızlıca. Birazını da yakmayın, demleyin, gargara yapın, tükürün. Neden? Self nazardan arınmanız için. Ben bunu şu an uydurdum ama kültürel mirasta küçük bir tuzum olsun diye. Bakalım nesilden nesile artık şey yapar mı? Üç, Hızır bütün gece full mesai, bolluk bereket dağıtacağı için el vereceği şeyleri açık bir şekilde işte balkondur, pencere kenarıdır bırakıyorsunuz. Şimdi sağda solda cüzdanınızı, çantanızı açık bırakın, dışarı koyun yazanları görüyorum.

Yani oralar biraz şimdi biraz bir genişletelim vizyonumuzu. Biraz bir sembolizm, biraz bir metafor, bolluk bereket doğrudan cüzdanla da şey yapmayın kurban olayım Hızır'dan yüz lira borç ister gibi cüzdanı siz niye açtınız? Koy nohut koy, pirinç bir hububat koy, bir şey koy artık ona el versin bir şey yapsın. Bak annemler evin yüksek bir yerine dolapların üstüne falan bir tabak un koyarlardı. Mesela Hızır akşam eve gelirse el hızı bıraksın diye.

Annemlerin, annemlerin Hızır'ı darlama seviyesi çok başka boyutta ya. Parmak izi alacak kadar. Geldiysen lütfen el bas gibisine. Neyse ben onların adına kusura bakma diyorum Hızır için. Ne diyeyim valla. Benim yüzümü yere eğdiniz ya Hızır'a karşı. Dört. Bu sıradaki benim ilk kez bu sene deneyeceğim bir madde. Bütün sene gezmek, dolaşmak isteyenler yine balkonuna, pencere kenarına bavulunu açık bir şekilde bırakırmış ki... Çok affedersiniz, götü yer görmesin. Tabii artık vize krizi için Hızır'ı nereye yönlendirebiliriz? Onu bilmiyorum. Konsolos, Büyükelçi yakını olan dinleyicilerimizden buradan rica edelim. Onlar da konsolosunu bu gecelik balkona bırakıversin. Herkes kendi konsolosunu şey yapsa, değil mi? Bir şekilde bunu da aşarız gibi geliyor.

Beş, evet uygulaması en zor maddelerden birine geldik. Ateş yakıp üzerinden üç defa atlamak. Şimdi dostlar, bakın bu, bu ateşi yakamıyoruz. Yakamıyoruz kardeşim, durumumuz yok. Hani şehir içerisinde, yani polisin giremediği bir mahallede değilsek, toplumsal bir protesto içinde değilsek, sokak ortasında ateşe denk gelmemiz çok zor. Maalesef şu an içinde bulunduğumuz dönemde, valla mümkün değil. Kötü ruhlar dadanacaksa da ne yapalım, hak ediyorsam eyvallah be.

Altı, son madde. Hıdrello'nun her sene en çok tartışılan maddesi. Bu dilek dileme konusunda çok fazla alternatif var. Herkes başka bir şey söylüyor. Yok yeşil kalemle yaz, kırmızı kalemle çiz, gül ağacının dibine göm, dalına as, denize at, lavaboya götüne sok. Yeter. Artık yeter. İşleri daha da zorlaştırmayın. Yemin ediyorum şu yaptığımız paniği görse hiç açıklama yapamayız Hızıra'ya. ÖSS'ye geç kalan kız gibi düşe kalka toz toprak içerisinde, kalemlerle halka açık parklarda toprak eşiği hiç olacak şey değil.

Tamam, tamam, tamam. Tamam, zaman var. Yetiştiniz. Tamam. Bayan yetişti. Kendinizi rezil etmeden dileklerinizi güzelce çizin. Kağıdı katlayın ve ne yapın biliyor musunuz? Hazır mısınız bu çakallığa? Yine kültürel mirası Özge'mizden küçük bir katkıdır. Yani çakallık da gibi ama değil de gibi büromuzun küçük bir ayrıcalığı diyelim. Cızdığınız dilekleri kendi dibinize bırakın. Nasıl? E ne de olsa siz de bu büronun gülü değil misiniz ha?

Kim size bir şey diyebilir? Ben bir gül fidanıyım. Hadi bakalım beyanım bu yönde. Ben elimden geleni yaptım. Bundan sonrası artık yani birazcık da yoruma kalmış bir şekilde. Yalnız kurban olayım tuz yiyip kuru üzüm gibi kalkmayın rüyamda evleneceğim kişiyi göreceğim diye bak telafi olmuşsunuz. Erken göreceğin de ne olacak? E zaten evleneceksin işte.

Hadi bakalım. Herkes kağıtlara, kalemlere kuvvet. Bunu artık Hıdrelez'de mi yaparsınız? 8-9 Mayıs'ta mı yaparsınız? Doğum gününüzde mi? Bilmiyorum. Bundan sonrası sizde. Kayıp Eşya Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler.

Tamam.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)