Podcast

Yaş Almak: Uykumu Kaçıranlar #10

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök Uykumu Kaçıranlar serisinin bu bölümünde; yine psikolog şapkasını bir kenara bırakıyor ve yeni yaşının kendisine düşündürdüklerini, hissettirdiklerini tüm samimiyetiyle dinleyicileriyle paylaşıyor.




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.634 kelime · ~13 dk okuma

Merhaba sevgili dinleyici. Yeni bir uykumu kaçıranlar bölümüyle karşındayım. Bir süredir uykumu kaçıranlar kaybetmiyordum. Bugün yepyeni bir konuyla buradayım. Çünkü geçtiğimiz haftalarda 41 yaşına girdim.

41 yaşına girmek gerçekten beni böyle bir derinden sarstı gibi hissediyorum. Şöyle bir yerden. Sonuçta geçen sene 40 yaşına girmiştim. Yani 40'lı yaşlara girdiğimi kabul etmiştim artık. Ya da en azından öyle düşünüyordum. Meğer öyle değilmiş. Bu sene fark etmiş oldum bunu. Çünkü aslında benim kendi adıma hiç yaşımla ilgili bir sıkıntım olmadı. Yani çok seviyordum ben mesela otuzlarımda yaşalırken. Otuz altı, otuz sekiz, otuz dokuz. Hatta böyle kırkımı gururla karşıladım. Artık kırk yaşında kocaman bir kadınım diye. Ama bir şekilde bu sene ben kendimi hiç kırk bir yaşında hissetmiyorum duygusu gelip çarptı.

Ve bunun neden olduğunu hala anlamaya çalışıyorum bu arada. Belki bu podcast da bana yardımcı olur anlamam için. Birazcık da yani şeyi fark ediyorum. Mesela yirmili yaşlarımızda, kırk yaşında koca kadın dediğimiz insanları düşünüyorum ve ben şu anda hiç öyle kocaman bir kadın falan gibi hissetmiyorum kendimi. Ne bileyim yani insanlar kırk yaşlarında içerisindelerken hani böyle hayatları oturmuş, düzenleri oturmuş işte

Transkriptin tamamını oku

Kafalarındaki soru işaretlerini kaldırmışlar, ne olduklarını ve ne yapacaklarını bilir hale gelmiş olurlar falan gibi bir algım vardı benim. Eminim sizin de vardır. Ve ben hiç öyle hissetmiyorum. Hatta yani bana sorsanız, sen şu an kaç yaşında hissediyorsun falan gibi. Valla ben 32'mden falan gün almamış gibi hissediyorum.

Aslında zaten birazcık da şöyle bir tarafı da var sanki. Yaş almaya devam ettikçe... Yaşlanmak demediğimin dikkatini çekmek isterim. Yaş almaya devam ettikçe insanın hayatı çok daha hızlı geçmeye başlıyor. Yani günler çok daha hızlı geçmeye başlıyor.

...aylar, yıllar ve gerçekten şu anda ben... ...otuz ikimle kırk bir arasında yani o bu dokuz sene içerisinde... ...bütün yaşadıklarımız sanki bir yılda olmuş gibi olduğunu düşünüyorum. Hatta mesela... ...bir olayı hatırlamaya çalıştığımda... ...o olayın beş sene önce olduğunu fark ettiğimde şoka giriyorum. Ya nasıl yani? Daha geçen ay yaşamamış mıydık biz bunu gibi bir duyguya kapılıyorum.

Öyle olunca yani zamanın bu kadar hızlı geçiyor olmasının... ...birazcık daha farkına vardım ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Bu podcast bu arada bir aksilik olmazsa 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gününde yayınlanacağı için... ...sevgili gençlere de 41 yaşındaki ablalarından bir armağan olsun diye. Ben bu yaşıma nasıl geldim? Ben bu yaşımda ne yapıyorum? Ya da işte 21 yaşındasınız ve işte 20 sene sonrasında...

...çok daha böyle oturmuş bir noktaya geleceğinizi hayal ediyorsanız öyle olmayacak. Mesajı vermek için bu podcastı kaydediyorum. Yani ama şunu da söylemek istemiyorum. Yani ben gerçekten aslında yaş almayı çok seviyorum. Yani gerçekten hayatımda geçirdiğim her günü, her ayı, her yılı... ...onun içinde olduğumu hissederek geçiriyorum. Evet, zaman çok hızlı geçiyor ama ben... ...yapmak istediğim şeyleri yapabilmeye başladığımı hissediyorum. Yani imkanlarım dahilinde tabii ki. Daha çok aslında kastettiğim şey şu sanırım. Kendime daha fazla sormaya başladım. Ben ne yapmak istiyorum? Ben nereye gitmek istiyorum? Ben neyden hoşlanıyorum ya da neyden hoşlanmıyorumu daha çok söylemeye, sormaya başladım kendime. Veya daha fazla hayır diyebilmeye başladım. Ya da daha fazla sadece başkalarını mutlu etmek için bir şeyler yapmamaya başladım. Bunun da yaş almakla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Geçtiğimiz hafta Twitter'da şöyle bir tweet gündeme oldu. İnsan otuzlarını kırklarında yeniden başlayabilir mi? Tekrar işte her şeyi sıfırlayıp... ...hayata atılabilir misin? Diye bir tweet gündeme geldi. Ve onun üzerinden aslında birazcık da sanırım... ...bulunduğum yaşı da düşünmeye başladım. Çok yani böyle denk gelişiyle birlikte benim doğum günüme. Ve gerçekten aslında şeyi fark ediyorum. Yani biz... ...geçmişten baktığımızda... ...işte 20 sene sonraki halimizin çok daha böyle oturmuş ve çok daha... ...her şeyiyle belirlenmiş bir hayatı olacağını düşünsek de... ...aslında sanırım hayatımız hiçbir noktada öyle bir hale gelmeyecek artık. Yani biz belki de önceki jenerasyonların bu hayatlarına bakıyorduk. Yani düşünüyorum benim annemle babam 41 yaşına geldiklerinde... ...işte kendi mesleklerinde ilerledikleri, iki çocukların oldukları... ...bir çocukların işte üniversite sınavına girmek üzere olduğu... ...ekonomik olarak kendilerince bir orta noktaya ulaşabildikleri falan bir yerdelerdi. Ama ben hiç öyle değilim. Ya zaten içinde bulunduğumuz ülkenin koşulları ele alındığında... ...hiçbirimiz kendimizi o kadar stabil hissetmiyoruz, orası ayrı konu ama... Yani bunun ötesinde de yani ben mesela 5 sene sonra ne yapıyor olacağımı da çok bilemiyorum kendimce. Yani 5 sene sonra ben neyle uğraşıyor olurum ya da nerede yaşıyor olurum bunu bile %100 bilemiyorum. Hani sanki eskiden böyle hayatlar daha durandı yani. Atıyorum mesela İzmir'de yaşıyorsun, İzmir'de yaşamaya devam edersin 5 sene sonra başka bir yerde gitmezsin gibi bir bakış açısı.

Ama şu anda onu hiç bilemiyoruz. Yani ben mesela biriyle konuşuyorum. Bugün burada, ertesi konuştuğum seferinde... ...ben de Berlin'e yerleşeceğim diyor. Başka biri başka bir şey söylüyor. Başka birisi Urla'ya yerleşeceğim diyor. İlla yurt dışına gitmelerden bahsetmiyorum. Yani insanların hayatlarında çok daha mobili oldukları bir dönem içerisindeyiz. Bu arada bu çok doğal tabii ki. Sadece Türkiye'deki insanları özgü de değil kesinlikle.

Ama bir yandan da bu doğal olarak sanki böyle o hani toz duman bir türlü inmiyor gibi yani hayatının devamında olacakları görmüyor gibi de hissettiriyor insanı. Tabii iş anlamında da yani mesela belki önümüzde çok daha fazla seçeneğin olmasıyla da ilişkili. Yani ben mesela bugün girişimlerim var ama o girişimlerin hani nereye gideceklerini bilmiyorum. Ayrı konu iyi yerlere gitmelerini çok istiyorum ve bunun için uğraşıyorum ama Bir yandan da mesela belki de 5 sene sonra bambaşka bir girişimin içerisinde olacağım ya da 5 sene sonra her şeyi bırakıp tekrar akademiye dönmeye karar vereceğim. Yani bilmiyorum. Sanki böyle çok farklı yollardan ve kollardan aynı anda ilerleyebilme fırsatı da sunuyor şu anki hayat bize. Bir yandan mesela bu işlerle uğraşırken, bir yandan Amerika'daki doktora çevremle beraber makale yazabiliyorum. Yani orası da akıyor, orası da akıyor. Yani ben herhangi birinde tamam ben buradayım ve bundan sonra burada olacağım gibi bir şey söylemek zorunda da hissetmiyorum.

Ama bunu hissetmemin hali de apayrı bir sorunu yaratıyor sanki. Çünkü o şey gibi, mutlaka duymuşsunuzdur daha önce, bunun bilimsel bir gerçekliği de var. Aynı anda birden çok işle uğraştığımızda verimimiz düşüyor. Yani bu basitçe mesela işte hem e-mail'imizi okuyup hem müzik dinlediğimiz, işte mail'e cevap verirken bir yandan telefondaki mesaja döndüğümüz bir noktada hiçbir şey yeterince iyi yapamıyoruz. E o zaman ben hayatımda aynı anda beş işi yapıyorsam acaba verimim mi düşüyor? Yani bir tanesine odaklansam daha mı iyiydi? Ama ben kendimi hiç öyle hissetmiyorum. Çünkü hani böyle... ...sanki yaş aldıkça da... ...her yaş aldıkça dedikçe kendime gülmek istiyorum. Yaş aldıkça da... ...hani içimdeki çok farklı gizemleri... ...fark ediyorum. Yani ben... ...mesela sadece makale yazmak istemiyorum ya da ben sadece... ...podcast kaydetmek istemiyorum. Ben sadece... ...ders anlatmak istemiyorum. Ben bir sürü farklı şey yapmak istiyorum. Hepsini mutlu etmek istiyorum. O zaman niye birinde kalmak zorundayım?

Bu da sanki geriye dönüp baktığımda... ...kendi gençliğime şu mesajı da vermek istetiyor bana. Yani o yüzden belki genç dinleyicilere 41 yaşından bir tavsiye... ...tavsiye de istediğiniz için değil tabii ama... ...yani ne kadar çok farklı alanla kendimi geliştirirsem o kadar iyi gibi. Yani şimdi mesela 10 sene öncesinde dönebiliyor olsaydım... ...sanırım o dönemlerde mesela çok daha fazla tek bir şeye odaklanıyordum. Keşke daha farklı şeyleri hayatıma dahil etseymişim diye düşünüyorum şimdi. Çünkü ben kendime bu özgürlüğü, farklı şeyleri hayatıma alabilme özgürlüğünü 35-36 yaşımdan sonra verdim. Eğer bunu daha erken yapsaydım, o zaman muhtemelen şu anda daha da gelişmiş olurdum farklı kollarda. Böyle hissediyorum. Ve bunun belki bu podcast'ı dinleyen dinleyicilerin hakkında şöyle bir şey de oluşabilir diye düşünüyorum. Hani bunun ekonomik özgürlükle ya da işte hayatta bir noktaya gelmekle ilgisi var mı diye bir soru oluşursa diye söylüyorum. Hiç bununla alakası olmadı benim için. Yani ben hayatımda birçok şeyi aynı anda yapmak istiyorum noktasına karar verdiğimde hiç ekonomik olarak özgür bir noktada değildim.

Ama bunu yaparsam daha mutlu olacağını hissediyordum ve bunu yapmazsam içinde bulunduğum mutsuzluğun beni daha da saracağını fark ediyordum. O yüzden orada böyle bir karar vermek zorunda hissettim kendimce. Ama eğer geçmişten zaten kendime şunu söyleyebilseydim, Gizem aslında sen tek bir yolda ilerlemek zorunda değilsin. Birçok şeyi yapabilirsin. Hayat buna

...açık, tek bir yoldan gittiğin zaman bu seni mutsuz edecek aslında diyebilseydim... ...derdim ve şu an çok farklı olurdum. O yüzden ne olur kendinizi kısıtlamayın demek istiyorum. Yani farklı ilgi alanlarınızdan vazgeçmek zorunda değilsiniz demek istiyorum... ...beni dinleyen sevgili genç dinleyicilere. Aslında yani o kadar böyle ben hayatı çözdüm ve... ...konuşuyorum gibi bir yerden konuşmadığımı herhalde fark ediyorsunuzdur çünkü asla öyle bir noktada değilim. Ama yine de hani bu kadarcık bir kendi işte genç gizleme ne tavsiyede bulunurduğum sorusuna kendimce böyle bir cevabım var. Tam bu noktada bir duralım. Minik bir ara verelim. Ondan sonra beraber devam edelim.

Peki, şimdi uykumu kaçıranlar da biliyorsunuz. İşte psikolog şapkamı kenara bırakıyorum ve gizem olarak karşınıza geçiyorum. Ben bu sene doğum günüm için kendime hangi soruları sordum diye biraz burada olmak istedim. Çünkü o soruların cevaplarından memnun olduğum zaman aslında daha iyi ilerleyebildiğimi fark ediyorum ama...

O soruların cevaplarında eğer yeterince iyi hissetmiyorsam kendimi, o zaman birazcık daha... Hem ne bileyim, o geçirdiğim yaşı çok da verimli geçirmedim gibi hissediyorum. Ama bu arada verimli kelimesini de çok sevdiğimden değil. Yani verimliden kastım çok başarılı olarak falan değil. Ya da aman Tanrım kendime çok fazla şey kattım işte. 700 tane film izledim, 400 tane kitap okudum gibi bir yerden değil. Hatta çok dürüst olacağım. Geçen sene herhalde toplamda 30 tane kitap falan okuyabildim. Zamansızlıktan ve aslında artık enerjimin kalmıyor olmasından. Akşam eve döndüğümde ya da... İzlemek istediğim filmlerin herhalde, herhalde onda birini falan izleyebildim. Çoğu zaman yorgun beynimi yatıştırabilmek için çok iyi bildiğim, artık replik replik bildiğim dizileri tekrar izlemeyi tercih ettim. O yüzden hani verimlilikten kastım, aman tanrım kendime şunları kattım gibi bir şey değil. Ama böyle bazı sorular var kendimce sormaya çalıştığım ve biliyorsunuz mücadele kavramına çok önem veriyorum. Hem başkalarının hayatında hem kendi hayatımda. Sanırım en çok kendime şu soruyu sordum. Ben geçen sene neyin mücadelesini verdim? Kendimce geçen sene hangi mücadeleyi verdim?

Bundan ben neler öğrendim? Bundan galip çıktım mı demiyorum. Çünkü şuna inanıyorum yani birçok mücadele... ...haklının, haksızın ya da galibin veya işte mağlubun olduğu mücadeleler değil artık. Daha çok kendime buradan neyi katmış olabilirim?

...veya bu benden neyi götürdü mücadelesi daha çok. Ve bu soruyu sordum kendime. Yani geçtiğimiz seneki mücadelelerim benden neyi götürdü ve bana neyi getirdi? Kendimce geçen sene içerisinde, geçen yaşım içerisinde... ...bana zarar verdiğini düşündüğüm ve artık hayatımda tutmak istemediğim neler var? Buna insanlar da dahil, alışkanlıklar da dahil, yiyecekler de dahil, artık ne derseniz yani... Çünkü tek bir kavramda sınırlı değil bize zarar veren şeyler. Yani mesela sosyal medyanın bana zarar verdiğini de düşünüyor olabilirdim. Ya da, ne bileyim, Lehan Hanım'da bulamadım başka bir örnek. Şunu da düşünüyorum, yani geçmiş seneden herhangi bir pişmanlığın var mı? Yani yapmadığım için pişman olduğum ne var geçen sene?

Buna yine mesela az önce söylediğim keşke daha fazla kitap okusaydım da dahil edebilirim. Ya da mesela geçen sene bahar aylarında işte ben çeleri çok seviyorum, kiraz ağaçlarını çok seviyorum. Keşke daha fazla kiraz ağacı görseydim de. ...veya keşke daha fazla erik yeseydim de... ...bence bunların içerisine dahil edilebilir şeyler. Yani böyle... ...bu podcastta şeyi anlamanızı çok isterim. Yani böyle büyük hayat dersleri değil de... ...daha böyle küçük günlülük hayatın içerisinden... ...günlük akışımıza dair... ...neleri kaçırıyoruz ya da neleri elde ediyoruza... ...odaklandığımız zaman aslında hayatımızda... ...anda kalma olayını da daha fazla yapabiliyoruz. Yani mesela şöyle düşünün... ...şu an tam erik mevsimi... ...ve erik sizin sevdiğiniz bir meyveyse... ...gerçekten kendinize her gün...

Bu sevdiğiniz meyveyi yeme fırsatı verebiliyor musunuz? Ekonomik koşullar dahilinde tabii ki. Yani onu da unutmamakta fayda var. Ya da işte mesela bahar ayları sevdiğiniz aylarsa bu aylarda ne kadar dışarı çıkıp şu havanın güzel kokusunun ya da işte dışarıdaki o ılık havanın tadını çıkarmaya izin veriyorsunuz kendinize. Çünkü gerçekten bir daha Mayıs ayı olmayacak. Ama Mayıs ayı belki de yılın en güzel aylarından bir tanesi.

Yine mesela geçen sene hangi kararları verdim kendim için ve kararların hangileriyle gurur duyuyorum? Hangileri gerçekten iyi ki almışım dediğim kararlar? Ve hangi kararlar nelerden vazgeçmeme sebep oldu? Ve bu vazgeçtiğim şeylerden dolayı kendimi iyi hissediyor muyum?

Buna ister istemez mesela sınırları da dahil etmemiz lazım. Mesela geçen sene kendimce koyabildiğim sınırlar oldu mu? Başka insanlara olabilir, kendime olabilir, dünyaya olabilir, işe olabilir. Ve bu sınırlar beni yeterince korunaklı hissettirdi mi? Ya da beni fazla korunaklı hissettirirken acaba ilişkilerime nasıl etkileri oldu? Olumlu, olumsuz? Bunu da sormak lazım. Çok önemsediğim, artık çok önemsediğim, geçmişte önemsemeyi çok fazla ihmal ettiğim bir şey, kendime vakit ayırabildim mi? Ama burada kendimden kastım yapayalnız kendime değil, yani sadece Gizem'e değil, Gizem'in önemsediği insanlara ve Gizem'e vakit ayırabildim mi? Ben kendim için neler yaptım?

Yani burada boş boş kanepede oturup TikTok seyretmeyi de buna dahil ediyorum. Çünkü buna da ihtiyacımız var. Ya da işte tiyatro izlemek istiyorsan mesela bunu yaptın mı bunu da dahil ediyorum. Ve bu sorunun cevabının evet olmadığı bütün zamanlar için kendime kızıyorum. Yani kendime kızdığım en önemli şeylerden bir tanesi kendimi ihmal ettiğim zamanlar. Dediğim gibi buna seyrediklerim de dahil. Ve bunu mesela yeni yaşım için kendime bunu birazcık daha öncelik haline getirmeyi hatırlatıyorum. Sizinle de birlikte hatırlatmış olayım. Bir de çok önemli bir soru karşıma çıkıyor. Neler beni şu anda heyecanlandırıyor? Geçen sene beni neler heyecanlandırdı? Neler ilham verdi bana? Neler beni motive etti bir şeyler yapmaya? Ve bu sene neler var önümde? Yani bu sene beni harekete geçirecek. İşte birazcık daha üretmeye sevk edecek.

Neler var? Biraz böyle benim yaptıklarım ne işe yaradı? Yaptıklarımın sonuçları ne oldu? Ve bugün o sonuçlarla ben ne yapabilirim? Bunu sormak istiyorum. Hedeflerime beni ne ulaştırır gibi bir şeyden çıkıyorum. Çünkü bu hedef konusundan da biraz çıkmak istiyorum kendimce.

Bu böyle somutlaştırdığımız hedeflerden biraz daha çıkıp... ...neyin beni hayatta daha tatmin olmuş hissettirir hale getireceğini düşünmek istiyorum. Yani bu illa işte 60 kitap okumak değil. Yani bunun biraz daha kendimi yeni şeyler öğrenmiş hissetmek gibi bir yere evrildiğini fark ediyorum. Çünkü o sürekli somutlaştırdığımız kriterlerin bana iyi hissettirmediğini ben mesela artık yavaş yavaş fark etmeye başladım. Mesela işte x kiloda olmak değil de kendimi nerede rahat hissedebilirim ya da işte bilmem ne kadar kazanmak değil de ne yapmayı ben şu anda hayatımda karşılayamıyorum. onu nasıl karşılayabilirim gibi sorular sormanın bana daha iyi hissettirdiğini fark ettim. Yani o şeyler hedeflerden birazcık daha sapmak gerektiğini ve bir de hangi maceraları yaşamak istiyorum, hangi hayatımda neleri

Heyecanla yapmayı bekliyorum. Onları nasıl hayatıma entegre edebilirim? Yani mesela yeni bir yer görmek ya da işte daha önce tatmadığım bir şeyi tatmak. Bunlar mı benim yeni maceralarım? Ya da yeni bir şey üretmek mi? Yeni bir şeye başlamak mı? Hiç fark etmez ne oldu ama hangi maceraların beni heyecanlandırdığını... hissediyorum, sorusunu soruyorum kendime sık sık. Bu çok rutin bir aktiviteyi yeni bir insanla yapmak da olabilir. Mesela artık eskidi birazcık ama iki sene önce kızımla ilk defa sinemaya gitmek benim için çok büyük bir maceraydı ve çok heyecanla beklediğim bir maceraydı ve gerçekten kendisi benim en iyi sinema arkadaşım oldu. Tabii şimdilik sadece animasyonlar seyredebiliyoruz ama olsun. İleride daha farklı filmleri de birlikte izleyeceğimize eminim ama

Bu bile mesela ya da onunla oynamaya başlayabildiğim bir oyunu, mesela Monopoly oynamak onunla benim için küçük yeni bir heyecan ya da onunla çiçek dikebilmek benim için küçük yeni bir heyecan. Gördüğünüz gibi aslında son derece basit bir aktiviteyi yeni biriyle yapabilmek de bence hayatımızda yeni heyecanlar getirebiliyor. O yüzden böyle çok büyük, çok ulaşılmaz ...şeyler değil de daha hayatım içerisinde neyden daha fazla keyif alabilirim... ...ne beni heyecanlandırıyor sorusunu sormaya başladığımı fark ediyorum. İşte böyle sevgili dinleyiciler. Yani böyle bir gördüğünüz gibi iç dökme podcastı oldu yine. Tam bir uykumu kaçıranlar. Tek sorunu uykumu kaçtığı bir esnada kaydetmedim bu podcastı size. Gayet enerjik olduğum bir esnada kaydediyorum. Belki sesimden anlamışsınızdır zaten. Ama uykumu kaçıranlar konseptinde olduğu için oradan sizinle buluşacak. Umarım siz yeni yaşlarınıza çok keyif alarak girersiniz. Ve kendinize sorduğunuz soruları cevaplarken olmak istediğiniz yere yakın olduğunuzu hissedersiniz. Bence insan hiçbir zaman olmak istediği yerde yüzde yüz olamıyor zaten. Ama olmamız da gerekmiyor. Zaten oraya doğru hareket halinde olduğumuzu bilmek bence hayatta bizi diri tutan şey. Hepimizin doğru yere doğru harekette olduğu bir anda olmasını umut ediyorum. Herkese sevgilerimi gönderiyorum. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)