
2.502 kelime · ~13 dk okuma
Gezegenimizdeki insan nüfusu 1800'e dek 1 milyarı bile bulmadı. Şu an 8 milyar kişiyle birlikte yaşıyoruz. Kültür, sanat, medya ve internet bizi birbirimizden haberdar etmek, birbirimize tanıtmak ve birbirimize bağlamak için elinden geleni yapıyor. Araştırmalara göre bir insanın sağlıklı bir iletişim yürütebileceği kişi sayısı 150. Sosyal ağlarda çoğumuz bundan çok daha kalabalık ortamlardayız. Herkesten, her şeyden haberdarız.
Her şey hakkında sözümüz var ve asla içimizde tutamıyoruz. Peki üstümüze kara basan gibi çöken bu yalnızlık hissi ne? Bu kalabalıkların yalnızlığımızı gidermesi gerekmez miydim? Yalnızlık tek başına kalmak değil miydim? Haddini aşan Yaşam Rehberi'nin bu bölümünde gürültü patırtı arasındaki ıssızlığa, kalabalıklar içindeki yalnızlığa bakıyoruz.
Evet efendim 20. bölümümüzden merhaba. En başta biliyorsunuz kavramları açıklıyoruz. Bir şeyden bahsederken ne ifade etmeye çalışıyoruz, ne kastediyoruz? O konuda bir eş zamanlama, bir senkronizasyon gerekiyor. En başta en yaygın atayla başlayalım bu meseleyle ilgili. Yalnız değil sevgili dostlar, yalnız. Yani Y-A-L-N-I
Z. Yalnız. Neden yalnız? Çünkü yalından geliyor kökü. Yani yalın ne? Yalın mesela sade anlamı da var. Ona çavan bir kullanımı da var. Ama özünde eski Türkçe'de çıplak anlamına geliyor. Yani bu şey var ya, düşünüyorum, yalın ayak mesela. Değil mi? Yalın kılıç. Böyle şeyler var. Bu çıplaklıkla ilgili bir başına olmayla ilgili. Dolayısıyla yalnız da sözcük olarak bir başınalığı, tek olmayı ifade ediyor. Fakat... Yalnızlık dediğimizde kavramsal olarak yani bunu soyut bir kavrama çevirdiğimizde o kadar net değil. Çünkü yalnızlık tek başına olmakla özdeş bir şey değil sadece. Şüphesiz tek başımızayken aynı zamanda yalnızız ama tek başına olduğumuz her an yalnızız diyemeyiz. Kalabalıklar içinde yalnız değiliz de diyemeyiz.
biraz daha anlaşılabilir bir şekle getirirsek tanımını şöyle yapabiliriz. Yalnızlık, olması gerekenden daha az insanla ilişkide olma hissi. Yani bu bir his, bir durum değil. Kalabalıkların içinde de olabilir. Nereden aklıma geldiğine gelirsek tabii bir de o var. Bu son birkaç bölümü dinleyenler için hani bahsettiğimiz konular, bu ıssızlıklar, boşanmışlıklar, ilişkiler vs. derken bu yalnızlık kavramının da bir üstünde durmak istedim. Gözde Atilla ile yaptığımız bölümde yungun kulaklarını çınlatmıştık, psikanaliz konusuyla ilgili olanların gayet aşina olduğu isimlerden biri.
Yung'un yalnızlık tarifini size vereyim. O çok güzel bir özet olarak aklımızda kalabilir. Diyor ki, yalnızlık insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu görüşlere sahip olduğu zaman kendini yalnız hisseder.
Çok güzel bir tanım. Yani çevremizdeki insan yokluğu değil yalnızlık. Çevremizde bir sürü insan olabilir ama çevremizde nasıl insanlar olmasını arzularız? Bizim önemsediğimiz şeyleri anlayan, paylaşmak zorunda değil, hem fikir olmak zorunda değil ama anlayan, algılayan, dinleyen, ilgi gösteren, Ya da başkalarının artık olanaksız bulduğu görüşlere sahip olduğu zaman yani öyle bir ruh hali, bir düşünce yapısı içindeyiz ki artık içinde bulunduğumuz toplum, kalabalıklar ya da erişebildiğimiz o dış çeperimizdeki insanların bizim için işlevsizleşme hali, yokluk haline yalnızlık diyoruz.
Yalnızlığın tabii bir de bu modern çağda çok özdeş bir hali var. Yani bu içinde yaşadığımız çağda zaten yalnızlıkla tanışmamak, haşır neşir olmamak, yalnızlığın yabancısı olmak çok zor. Neden? Çünkü bu çağ kendimize odaklandığımız bir çağ. Tamamen kendimize odaklıyız. İşte her şey konusundaki çare bizde. Her şeyin, her derdin kökeni biziz. çözümünü de biz bulacağız. Biz iyileşirsek dünya iyileşecek vs. gibi bütün bu kişisel gelişim konteksti, bağlamı içerisinde şüphesiz olarak kendimize odaklanıyoruz. Kendimize odaklandıkça da bir noktanın ardından artık yalnızlıkta karşı karşıya kalıyoruz. Bunu tabi bu güncel zamana yaklaştırdıkça teknolojiyle çok odaklayabiliriz ama hani şu anki teknolojilerimizde kısıtlı bir durum değil bu. Tarih boyunca her aşağı yukarı yeni özellikle kitle iletişim aracında kendini göstermiş. İlk teknolojik yalnızlıktan mesela televizyonların icadıyla
bahsedilmeye başlanmış. Çünkü televizyonlar insanları evlerine kapattıkça, televizyonlar, ekranlar insanları kendi etrafında topladıkça doğal olarak o aile dışı, dış çeperdeki ilişkilerin zayıflaması ile birlikte sosyallikte ortadan kalkmış. Tabi bunun zirvesine tahmin edeceğiniz gibi cep telefonları şüphesiz, cep telefonları ne zaman ki cep telefonu ünvanını bırakarak akıllı cihaz, akıllı kişisel cihaz falan gibi isimlere kavuştu Artık onlar telefonların olduğu gibi iletişim için kullandığımız şeylerin ötesinde bir yere gitti ve bütün bunlar hani programlarımızda çeşitli vesilelerle hep değindiğimiz bu dikkat ekonomisi meselesinden beslenerek bizi bizlerden kopardı ve yalnızlığın o tekinsiz soğuk kollarına fırlatıp bıraktım. Peki. Sayısal verilere birazcık da bakalım. Türkiye'den başlayalım sonra dünyadan birkaç sayı paylaşayım sizinle. Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre Türkiye'de son 10 yılda tek yaşayanların sayısında %77.2 artış olmuş ve Türkiye'de yalnız yaşayanların sayısı 5 milyon 200 bin kişiye ulaşmış.
Düşünebiliyor musunuz? 5.200.000 ve yine tahmin edeceğiniz ve sanıyorum hala hafızanızda tazelini koruduğu üzere iyi hatırlayacağınız gibi bu konudaki en dramatik artış, en sıra dışı hareketlenme geride bıraktığımız pandemi sürecinde koronavirüs etkileriyle yaşandı hem Türkiye'de hem dünyada. Dünyada durum ne diye baktığımızda dünyada durum aslında gelişmişlikle paralel olarak daha da dramatikleşiyor. Mesela çok meşhur bir araştırma var, öyle bir araştırma ki bu devamında siyasi sistemde yeni bir arayışa yol açtı. Bu araştırma İngiltere'de demek istiyorum ama bir yandan da doğrusu Birleşik Krallık hangisindeyim bilmiyorum ama
İngiltere diyoruz, hadi İngiltere diyelim. İngiltere'de 2018 yılında gerçekleştirilen bir araştırmada son bir aydır hiç kimseyle konuşmadığını söyleyen kişi sayısı 200 bin olarak çıkmıştı ve bu acil durumun ardından dünyada ilk defa 2018 yılında İngiltere'de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. Yani burada uzun uzun yapılanmasından söz etmek isterdim. Yani Yalnızlık Bakanlığı ne yapar aşağı yukarı tahmin etmek zor değil sanıyorum. Fakat öyle az buzda bir mesele değil. Çünkü işin sosyal boyutu var, ekonomik boyutu var, eğitim boyutu var. Bir sürü bir sürü çaba çalışma. Ben burada süreyi fazla uzatmamak için ayrıntılarına girmiyorum ama sizler bir araştırın lütfen. İngiltere'deki yalnızlık bakanlığını öyle çok boşuna açılmış hiçbir işe yaramayan bir şey de değil kesinlikle. Peki teknoloji malum birçok şeye sebep oluyor ama birçok şeye çözüm de sunuyor. Tabii ki yalnızlık da bir istisna diyelim. Size birkaçından bahsedeyim böyle notlarımdan derlediğim. L2 adlı bir girişim var. L2 diye de çevirebiliriz. Bu bir eşlik robotu. Yani bir ne diyelim, bir eşlikçi. Yani sevgili demeyelim ama bir dost, bir yakın arkadaş vesaire. Yıllık 600 dolar bedeli var. Bu bedeli ödüyorsunuz, bir miktarda kurulum ücreti ödüyorsunuz ve evinizde bir yere yerleştiriyorsunuz. Bu öyle gözünüzde canlandırdığınız gibi eli ayağı olan bir robot değil de bir köşede duran hani şu akıllı hoparlörlerin biraz daha gösterişli hali gibi ama sürekli kulağı sizde. Konuşmak istediğiniz zaman konuşuyor, susmak istediğiniz zaman susuyor, sadece onu dinlemek istediğiniz zaman durmaksızın konuşuyor.
sizi giderek daha fazla tanıyor tahmin edeceğiniz gibi ve bir sosyal ilişki yaratıyor. Çünkü yalnızlık en fazla belki de konuşarak biriyle konuşarak dertleşerek dağılıyor. Bunun tabi zirve yaptığı toplumların içerisinde Asya ülkeleri de başı çekiyor. Asya ülkeleri deyince sanıyorum tahmin etmekte zorlanmıyorsunuzdur. Yalnızlıkla özdeş ülkeler, Asya'nın teknolojiyle de anılan ülkeleri. Tabii ki en başta Japonya, Güney Kore ve Çin geliyor. Japonya'da Miku adlı sentetik sevgililer satılıyor. Bu da böyle aynı ELEC gibi bir kenara koyuyorsunuz. Hologramı da andırıyor birazcık. 2800 dolar ücreti var veya mesela kiralık kız kardeş hizmeti var Japonya'da çok enteresan. Bu arada erkek kardeş yok o daha da enteresan yani kızlar da kız kardeş alıyor erkekler de kız kardeş alıyor ama onun seans bedeli var üstelik 250 dolar. Düşünebiliyor musunuz? Yani az buz bir bedelden de söz etmiyoruz. Çin'de mesela bir benzeri var. O da kiralık erkek arkadaş. Onda da kız yok, kadın yok. Sadece erkek arkadaş var. Ne diyelim kültürel farklılıklar mı diyelim bilemedim ama böyle. Size daha enteresan bir şey anlatayım. Bu konuyla da doğrudan ilişkili.
1992 yılında epey bir uzun süre Japonya'da bulundum, kaldım. Tokyo ve Akişima. Tokyo'nun Akişima mahallesinde kaldım. Kyoto'da da bir dönem yaşadım. Neyse orada çok dehşet verici, 1992 yılı için daha da dehşet verici bir tecrübem olmuştu. Örneğin çok uzakta yaşayan ya da çok uzakta olmasına da gerek yok, sıkça ziyaret edemediğiniz, ihmal ettiğinizi düşündüğünüz bir akrabanız var.
veya işte anneniz babanız her neyse kiralık evlat servisleri var. Bunları parasını ödüyorsunuz geliyorlar işte diyorsunuz ki işte ben Serdar Kuzuloğlu annemin adı şu babamın adı şu biz şurada büyüdük şöyle bir küçükken hatıram var işte erik toplarken ağaçtan düştük de dizim burkunmuştu da annem de ekmek çiğneyip koymuştu da falan artık neyse o çocukluk anısı onu anlatıyorsunuz. Sonra adam bu tüm bunları not alıyor. Sonra gidiyor annenizin kapısını çalıyor. İşte anneciğim merhaba ben geldim ben Serdar. İşte nasılsın? Ya hatırlıyor musun ben küçükken erik ağacından düşmüştüm de ekmek çiğnemiştim de dizime koymuştum diye dertleşiyor onun yalnızlığını almak için. Ve bu ücretli bir hizmet ve kimsenin garipsediği bir hizmet değildi. Yani annemizi babamızı öyle ıssız bırakmak mı garip? Yoksa hani böyle bir hizmetten faydalanmak mı garip? Yoksa bütün bunların yokluğu mu en garibi? Bilemiyorum. Mesela Tranquility Chair diye bir enteresan ürün var. Hadi son olarak da ondan bahsedeyim ara vermeden önce. 435 dolar alıyorsunuz. Ne yapıyor biliyor musunuz? Size sarılıyor.
Kendinizi yalnız hissettiğiniz zamanda size sarılıyor ve bunun için 435 dolar veriyorsunuz. Ne enteresan değil mi yaşadığımız dönem? Öyle. Ama üstünde işte durup düşünüp sorular soruncaya kadar da hiç öyle görünmüyor. Maddini aşan yaşam rehberi niye var? İşte bu yaşadığımız çağda arada bir durup sorular sormaya, büyüteç tutmaya ve düşünmeye itmek için var. Kısa bir aranın ardından bütün bu faaliyetlerimiz devam edecek.
Sesli bir yayında zihinlerde bir şeyler canlandırmak öyle kolay değil ama yalnızlık deyince gözümde ne canlanıyor diye düşündüm ve ünlü Amerikalı sanatçı, ressam Edward Hopper'ın Nighthawks adlı tablosu aklıma geldi. Bölümün notlarına bağlantısını, o tablonun anlattıklarını içeren, aktaran çok güzel bir YouTube videosunu ve onun Wikipedia bağlantısını ekliyorum. Lütfen bakın. Hatta keşke o dosyayı açıp ona bakarken programın devamını dinleseniz çok çok... çok ikoniktir, çok dönemseldir. Hem Amerika'nın o dönemki halini çok iyi anlatır, hem o dönemin sanat anlayışını çok iyi yansıtır. Birazcık haşır neşir olanlar için Edward Hopper'la ilgili çok ipucu barındırır ama aynı zamanda bu programımızın başlığı olan yalnızlık meselesini de yani o şehrin, o kalabalığın içerisindeki yalnızlığı da çok iyi anlatır. Bu tablo bir akşam vakti Amerika'da New York şehrinin Manhattan semtinde diner olarak geçen, bizde tam bir karşılığı yok ama 24 saat açık restoranlar olarak düşünebiliriz. Bütün şehrin uykuya daldığı, belki evlerine çekildiği, yavaş yavaş karanlığın artık bütün şehri teslim alıp sokak lambalarının aydınlığına bıraktığı o zaman diliminde
Bir restoranda oturan dört kişiyi gösterir. Bir restoranda bulunan dört kişiyi. Bunlardan ikisi restorandaki çifttir. İşte neyse bakarsınız çok da böyle tasvir etmeye gerek yok ama dışarıdan bakarsınız tabloda o restorana. Sanki sokaktan geçerken bakan ya da onları merakla izleyen bir böyle röntgenci gibi bir açıyla bir oval bombeli camın ardından seyredersiniz ve
Dışarının karanlığıyla büyük bir tezat oluşturacak şekilde içerisi aydınlık, pırıl pırıl. Üstelik renkli ve cana yakındır, canlıdır. Ama içerideki herkes birbirinden kopuktur. Restoranın müşterisi olan çift bile. Henüz cep telefonu icat edilmemiştir ama yan yana oturan çiftler birbirinden uzaktır. Dışarıdan da kopuktur, birbirlerinden de kopukturlar. Restorandaki görevliler de öyle yani bir aradalığı ve yalnızlığı sanıyorum hani düşündüğümde benim kendi yarım yamalak sanat bilgimle aklıma gelen tablo bu oldu. Bütün o tabloya bakarak düşünerek bu aktaracaklarımı da kafamda demledim. Yalnızlık peki hani bahsediyoruz ya yalnızlık şudur budur yalnızlığı gidermek için şunlar yapılır tamam da
Derdimiz ne bu yalnızlıkla? Niye bunu mesele ediyoruz? Belki birazcık bundan bahsetmekte fayda var. Yalnızlık, sevgili dostlar, tam bir sorunlar, problemler, dertler kokteyli. Aklınıza ne geliyorsa onu tetikliyor. Depresyon, ansiyete... öz saygı kaybı, stres, kalp damar hastalıkları hatta bağışıklığın zayıflaması, uyku bozukluğu, erken ölüm, madde bağımlılığı, yeme sorunları, demans, alzheimer ne aklınıza geliyorsa bütün bunlar algı bozukluğu da dahil olmak üzere yalnızlık dediğimiz meseleyle birlikte zirve yapıyor. Yani bu öyle sadece ruh haliyle, duygu durumumuzla tanımlanabilen ve sadece ruh halimizi etkileyen bir şey değil. Baya fizyolojik karşılıkları olan da bir şeyden söz ediyoruz.
Bu konudaki en meşhur araştırma ki en fazla atı falan da araştırma aynı zamanda, Brigham Young Üniversitesi'nden Julian Holt-Lunstad'ın bir araştırması. 2017 yılında yayınlıyor bu makaleyi. Hatta Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen Psikoloji Birliği'nin yıllık kongresinde paylaşıyor, 125. kongrede. 300.000 kişiyi kapsayan 148 alt başlıklı bir araştırma
Araştırmanın tabi haberleri de konu olmuştu belki bu kısmıyla hatırlarsınız. En dehşet verici ayrıntısı yalnızlığın, gerçek anlamda derin yalnızlığın günde 15 sigara içmeye denk sağlığa zarar verdiği üzerineydi. günde 15 sigara yani neredeyse bir pakete yakın sigara içmekle eşdeğer yalnızlık. Peki neye sebep oluyor bakıldığında? Örneğin aile veya toplulukla kurulan sosyal bağlar herhangi bir sebepten dolayı koptuğunda bu kişinin ölüm riskini %50 arttırıyor ya da azaltıyor. Yani bu bağların varlığı ölüm riskini yarı yarıya azaltıyor yokluğu yarı yarıya arttırıyor. Çok düşündürücü.
Erken ölüm konusunda çok önemli bir belirleyici. Mesela aynı araştırmadan yine böyle birkaç kafanızı karıştırmadan sayıp paylaşayım. Örneğin sosyal ayrımcılık mağduru olan birisinin erken ölüm riski %29 artarken tek başına yaşayanlarda %32'ye ulaşıyor bu erken ölüm riski. Yani erken ölüm değil ama bunun tehlikesi, bunun ihtimali artıyor.
Aynı araştırmada mesela çok enteresan bir şey var. Çok sık, kendilerini çok sık yalnız hissettiklerini aktaran katılımcıların %60'ının aslında bir eşle birlikte yaşadığı yani ya sevgilisinin olduğu ya da karısının, kocasının olduğu birlikte yaşadıkları hatta birçoğunun çocuğu olduğuna dikkat çekilmişti. %60'ının yani bir insanın ailesi olması, evli olması, çoluğu çocuğu olması yalnızlık için bir engel teşkil etmiyor. Yani yalnızlık bir kere daha tekrarlayalım, bir başına kalmak ile doğrudan bağlantılı bir mesele değil. Dahası, daha da enteresan aynı araştırmayla ilgili son veriyi paylaşayım sizinle. Birey olmanın önemli olduğu, vurgulandığı toplumlarda, böyle kutsandığı toplumlarda, yani bireyci, fertçi toplumlarda yalnızlık daha az zarar veriyor. Çünkü psikolojik olarak zaten diyoruz ki, zaten olması gereken bu. Ben koskoca insan oldum, bu kadar eğitim aldım, bu kadar kariyer yaptım, bir sosyal edinime sahibim. Dolayısıyla zaten benim birbaşım olmam lazım. Bu şart değil diyor ama aile bağlarının güçlü olduğu,
cemiyetçilik, cemaatçilik, grupçuluğun olduğu örneğin Türkiye gibi kültürlerde yalnızlık çok daha ağır, yıkıcı şekilde kendini gösteriyor. Peki bir de kapatırken bu kadar derde tasaya sebep olan meseleyle ilgili enteresan çözümlerden birini yine Japonya'dan tabii ki bütün enteresanlıkların var olduğu ve bütün enteresanlıkların bir parça kabul edilebilir, mübah sayıldığı Japonya'dan vereyim örneğin. Osaka Üniversitesi fizik bölümü mezunu 37 yaşındaki Soji Morimoto'dan bahsedeyim size. Kendisinin bir hizmeti var. Hizmetini 10 bin yen karşılığında sunuyor. Yani siz çevirin şimdi bizim kurlar çok oynak olduğundan burada kayıtlara bir Türk lirası karşılığı koymayayım ama 10 bin yen karşılığında hizmet veriyor. Ne yapıyor biliyor musunuz? Hiçbir şeye vaat etmeden
Kendini kiralıyor ama nasıl kiralıyor? Hani o aklımıza gelen bedenen kiralama anlamında değil. Böyle mesela çağırıyorsunuz, öğlen sizinle yemek yiyor veya siz yemek yerken size eşlik ediyor. Parkta otururken yanınızdaki bankta geliyor oturuyor, sizi dinliyor. İsterseniz konuşuyor, istemezseniz susuyor. İsterseniz size bir konuda yardımcı oluyor. Üstelik günde 3-4 müşterisi oluyor. Ve en yoğun müşterileri biraz önce de bahsettiğim gibi genellikle yalnız yemek istemeyen ve sohbetlere bir eşlikçi arayan yalnızlar. Yani sevgili dostlar tabii ki bu modern çağ yalnızlığı da bir sektöre dönüştürecekti. Boş bırakmayacaktım.
Ne kadar ne kadar çok anlatmak istediğim şey var yalnızlık konusunda. Oysa ne kadar da basit bir konu değil mi düşünüldüğünde yalnızlık? Ama işte bu benim bir şey kafamda demlenmeye başlanınca köpürüyor da köpürüyor, köpürüyor da köpürüyor programımızın süresi içerisine sığmıyor bu bölümde. Aynen yine böyle oldu. Yalnızlığın en azından ne olduğuna baktık, yansımalarına baktık, başımıza neler açtığına baktık.
Gelin isterseniz burada bu bölüme noktayı koyalım. İki gün sonra yayına alacağımız bunun devamındaki bölümümüzde yani yine bu hafta konu ile ilgili ikinci bölümümüzde yalnızlığın gerekçelerine ve hani bu kadar aslında böyle kötü dediğimiz uzaklaşmaya çalıştığımız yalnızlığın Talep edildiği durumlara bir de bakalım değil mi? Herkes öyle bir arada olmak istemiyor. Bazen de yalnız kalmak istiyoruz. O zaman ne oluyor? Onun ayrıntılarına bakalım. Haddini aşan Yaşam Rehberi iki gün sonra aynı konuyla yeniden huzurlarınızda olacak.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.