Podcast

S3E29: Kariyer Mi Yaşamak Mı?

Bibliyoterapi

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapinin bu bölümünde Aslı ve Tuna, "kariyerimiz hayatımızın merkezi mi?" sorusundan yola çıkarak iş hayatımızı hayatımızın neresine koyduğumuzu tartışıyor.

Kitaplar:
Çember - Dave Eggers
Kişilik Tipinize Göre Mesleğinizi Seçin - Paul D. Tieger, Barbara Barron Tieger
İşsiz - Lisa Owens
Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.636 kelime · ~28 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tuna Kiremitçi. Manimi okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Efendim merhabalar Bir Biblioterapi'ye de hoş geldiniz. Hoş geldiniz. Hemen sorumuza geçiyorum. Bütün e-mail'i okuyacağım. Önce biraz reklam olacak tabii. Öncelikle merhaba. İngiltere'de yaşayan ve iş örgüt psikolojisi alanında çalışan bir akademisyenim. Podcast'inizi keyifle dinliyor. Yeni bölümleri heyecana bekliyorum. Emeğiniz ve kitap önerileriniz için çok teşekkürler.

Uzmanlık alanım nedeniyle bana sıkça sorulan bir soruyu ben de size soruyor. Sizin ve listenize girebilecek kitapların bakış açısından gelecek cevapları dinlemeyi diliyorum. Kariyerimizin ve mesleğimizin hayatımızdaki yeri nedir? Ne olmalıdır? Umarım soruma yer ayırabilirsiniz. Sevgiler Gamze Arman. Vaktiyle Çetin Altan demiş ki, işini yaparken aldığın zevk, o işten kazandığın parayı harcarken alacağın zevkten daha fazlaysa, sen doğru işi bulmuşsun demektir. Tekrarlayayım. Eğer işini yaparken aldığın zevk, o işten kazandığın parayı harcarken aldığın zevkten fazlaysa, doğru işi yapıyorsun ve mutlusun demektir. Çok çok doğru, çok katılıyorum Çetin Altan'a. Bak ne diyeyim yani Steve Jobs'dan 40 yıl önce falan bu lafı etti herhalde. Çünkü rahmeti Çetin Altan'ın tevellütü bayağı eskiye gider. Steve Jobs da şey diyor ya, iyi bir iş çıkartmanın tek yolu yaptığın işi sevmendir. Yani çok da şey, çok da özgün bir söz değil tabii Çetin Altan'ınkiyle karşılaştırıldığında. Ve Çetin Altan şunu demiş, eğer istemediğin işlere hayır diyebilme lüksün varsa sen zenginsin demektir.

Transkriptin tamamını oku

Bak buna o kadar o kadar katılıyorum ki gerçekten bu değerleri işte birbirinden ayırmak. Direkt konuya aslında böylece girmiş oluyoruz. Hani neydi bizim sorumuz? Bir daha bakıyorum. Kariyerimizin ve mesleğimizin hayatımızdaki yeri nedir? Bu aslında gerçekten çok bireysel, kişiye bağlı. Fakat bir yandan da toplumsal bir sorun. Çünkü bize öğretilen bir şey var. Bizler doğduğumuz andan itibaren neredeyse kariyerimize yönelik büyütülüyoruz.

Dikkat edelim. Çiftçinin oğlu ileride o bağ bahçeyi yönetebilmesi için büyütülüyor. Bir ev kızı ileride iyi bir ev hanımı olması için büyütülüyor. Ben net olarak kaç yaşımdan itibaren annem tarafından yönlendirildiğimi mesela hatırlıyorum. Benim bir müzisyen arkadaşım var. Derdi ki hayatta tek kariyer planım oldu. Sabah erken kalkmamak.

Ben de çok bunu aslında çocuk doğurana kadar bunu uygulayabiliyordum. Kariyer planı sabah erken kalkmamak. Gerçek bir müzisyen kariyer planı yani. Müzisyenler nefret ederler sabah erken kalkmaktan çünkü. Tabii çünkü akşamın gece işi yaptıkları için genellikle. Bir de sadece gece dışarıda çalışmanın dışında hani beste falan da yapıyorsan muhtemelen gecenin sessizliğinde herkes elini ayağını çekmişken daha rahat oluyor düşünebiliyorsun. Ben de mesela çok istiyorum geceleri rahat rahat çalışabilmek hani yazabilmek ama sabah erken kalkacağım için tabii kızımdan dolayı yapamıyorum. Gene Çetin Altan'ın rahmetli Aral'ım demiş ki kendisi mutluluğun formülü şu sevdiğin işte doya doya çalış sevdiğin insanla doya doya seviş.

Bu da çok güzel. Bunu da hemen not ediyorum. Hocam buraya... Tamam, herkesin özetiyse... Herkesin özetiyse devam edelim. Devam edelim, evet. Şunu diyorum, yani aslında hepimiz zaten çok kariyer... ...udaklı büyütüldüğümüzün bence farkında bile değiliz. Bunun ne kadar içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Sanki öyleymiş, öyle olmuş gibi oluyor ama... Yani ben şeyi hatırlıyorum, annem bana şunu söylemişti. Şeyde, ilkokuldayım, o zaman işte Anadolu Lisesi yeni başlamıştı. Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanacaksın.

Neden? E kazanman lazım. Neden? İleride iyi bir üniversitede okuyabilmen için. Neden? İşte sonra güzel bir yerde çalışabilmen için. İyi bir işte çalışabilmen için. Mesela bu bizim çok küçük yaşta... Ne desin kadın ne desin? Yani yazar ol da aç mı kalacaksın, tok mu kalacaksın belli olmasın. Bileme, sürekli bir yarın endişesiyle yaşa emi evladım mı diyecek bir anne yani. Demesin ama zaten ben burada annemi suçlamıyorum. Bu hepimizin bak ne diyorum çiftçi de çocuğunu zaten yarın öbür gün bağına bahçesine sahip çıksın diyerekten büyütüyor. Yani bu hepimize böyle işleniyor zaten. Bunu kırabilen insan çok az, tam tersi. Yani bunun içinden bir şekilde çıkıp, hayır hayır bir dakika ben bunu kabul etmiyorum, böyle olmayacak, ben istediğim şeyi yapacağım diyen insan çok çok nadir. Geçen haftaki kendini gerçekleştirme konusuna geldi. Zaten bu e-mail ondan sonra geliyor bize. Yani biraz ikisi bağlantılı.

Fakat mesela şey de var, yaratıcı işlerde mesela çalışma hayatıyla normal hayat iç içe geçmiş durumda. Birini diğerinden ayıramazsın. Mesela yaratıcı işlerde bizimki gibi kepenk kapatamıyorsun hiçbir zaman. Dükkan uyurken rüyanda bile açık. Boş boş dururken bile çalışıyorsun. Araba sürerken de çalışıyorsun. Çocuğunla oynarken de çalışıyorsun. Yani kapatamadığın bir dükkan var sürekli kafanda. Bu da bir kariyer ve bu da senin tamamen hayat tarzın haline gelmiş durumda. İlla bunun için finans danışmanı olmaya gerek yok. Aynen öyle ve hatta şöyle bir şey var. Ben geçtiğimiz zamanlarda bir yayıncımla hafif böyle bir şey yaşadım. Ufak böyle bir kriz yaşadım. O krizde mesela bana şey dedi hani samimi arkadaşın olarak ben sana bunu bunu söyledim. Sonra ben düşündüm ve şöyle onu söyledim. Dedim ki maalesef benim iş kolumda artık ikisi birbirine girmiş durumda. Yani benim karakterimle kariyerim çok içici.

Yani ben sadece artık bir Aslı değilim. Senin samimi arkadaşın Aslı değilim. Ben yazar karakterimle Aslı'yım. Anlatabildim mi? Ama arkadaşla iş yapılma sözünü de bir kez daha doğrulamış olmuşsunuz. Ha o baş... Yok ama o değildi.

O başka bir şeydi. Yani konu iş değildi. Evet. Ben yani artık konuştuğum zaman genellikle insanlarla da normal Aslı olarak konuşmuyorum. Anlaşmazlık iş konusunda çıkmadı yani. Değildi. Değildi. Normal konuştuğum zaman da artık yazar Aslı olarak konuşuyorum. Yani o kadar işin içine girdi ki yani dediğin gibi işte uyurken de dükkanı kapatamamak gibi bu. Ona profesyonel deformasyon, le deformation professionnel denir. Denir yani. Artık meslek özelliklerinin insanın karakterini şekillendirmesi ve dünyayı o şekilde

Evet, evet. Tam olarak bu. Yani hayatın bu haline geliyor. O zaman da hayatımızdaki yeri, kariyerimizin ne olmuş oluyor? Mesela benim durumumda artık çok merkezi olmuş oluyor. Bu iyi mi, kötü mü? Bundan emin bile olamıyorum. Bu yaratıcı sanat, yaratıcı işlerin hepsinde böyle. Sonuçta film yönetmeni de ya da senaristi araba sürerken de senaryo yazıyor. Besteci yürüyüş yaparken de beste yapıyor.

Şimdi bizim işlerden çıkarsan, işte biraz önce dediğimiz gibi kurumsal işlere de gelecek olursak, onda da şöyle bir şey var, oradaki sen de kurumsalda çalıştın bir müddet değil mi? Çalıştım. Ben de çalıştım aynı şekilde gazetede, yani son derece hatta kurumsal bir ortamın içerisindeydim. Orada o dünya senin dünyanın haline geliyor. Gerçekten. Orada yaptığın her şey dünyanın en önemli işiymiş gibi gelmeye başlıyorsun. Evet. Hem öyle hem de oradaki arkadaş artık oradaki arkadaşlarını belki ailenden daha çok görmeye başlıyorsun. Onlarla daha çok vakit geçiyorsun. Mikrokosma soluşuyor orada yani. Evet. Kendi diliniz oluyor. Kendi şakalarınız var. Tamamen sizin anlayabileceğiniz bazı konular var mesela. Allah'tan şimdi hibrit çalışma tarzı ortaya çıktı da. Evet. Bütün hayatlarını ofiste geçirmek zorunda kalmıyor çocuklar. Evet, doğru. Biraz herkes bizim modelimize döndü. Ben de doğrusu onlar için çok seviniyorum. Çünkü ben mesela okurumsal hayatta zaten çok uzun zamanlar çalışmadım. Çalışamazmışım, yapamazmışım. Zaten kaçtığımı hatırlıyorum. Yani ben bunu yapamayacağım. Hep bu insanlarla yaşayamayacağım dediğimi, burası acayip bir dünya dediğimi, orada evlilikler oluyor, orada flörtler oluyor, orada evlilik dışı ilişkiler oluyor. Her şey orada oluyor. Nereden bulacaklar başka bir tür hayatları orada geçiyorsa? Hani bu bizim bir zamanlar yalan zannettiğimiz, güldüğümüz şey... ...doktorun hemşireyle evlenmesi, doktorun doktorla evlenmesi, pilotun hosteste evlenmesi falan. Bunlar doğruymuş. Hayatın bu oluyor. Birbirlerinin dilinden de anlıyordur. Ortak konuları da çok konuştukları zaman. Ben mesela Medine Turgul DDB'de çalışıyordum. Yavuz Turgul da sağ olsun yazarlardan nefret eder. Kitap okuyan insan sevmez Yavuz Turgul. Genel olarak. Prensip olarak kitap ve kitap okuyan insan hiç sevmez. O yüzden de ben mesela her gün bir saat erken giderdim oraya ki romanımı bilgisayarda temize çekebileyim diye. Roman yazmıştım daktiloyla, bilgisayarım yoktu evde. Bir saat erken gidiyordum, temize çekiyordum orada kitabımı. Ondan sonra saat tam 9'da ofiste olduğu zaman da ilk ben gelmişim gibi oluyor.

Böyle numaralar bulmak lazım tabii ofiste çalışırken ama şimdi gençler zaten full time ofis hayatı istemiyorlar. İstemiyorlar, bir de çok daha net kendilerini anlatıyorlar diyeceğim ama şimdi ilk o zaman başlayacağımız kitap mesela bu bakımdan çok enteresan. Hepimizin hayalini kurduğu iş ortamı, çember ama orası da insanı nasıl zehirler, nasıl o kariyer gelir, gene senin hayatının merkezi olur, onu anlatan bir roman. Dışarıdan müthiş sana gösteren bir şey, neyin içine böyle girdap gibi çekiliyorsun ve aman dikkat et yani bak sen de böyle bir şeyin içine çekiliyorsun. Biraz dışına çıkmaya çalış dedirtecek bir roman. Bir sosyal medya ortamındaki olaylar geçiyor. Evet, Silikon Vadisi'nde geçiyor. Google gibi bir yer değil mi? Böyle sanki Luna Park gibi bir iş ortamı var. Evet, evet. Dur, şeyin adını unuttum. Platformun adını unuttum. TrueYou. TrueYou, evet. Gerçeksel. Evet. Ondan sonra şimdi şöyle bir kız var. Adı bir dakika neydi şuraya? Fadime diyelim. Yok, May. May. Evet. Ma-e diye yazıyor, May. May şeye alınıyor. Burada bir işi, Annie diye çok yakın arkadaşı var üniversiteden. Annie, bu True Union'un ilk kurucu kadrosundanmış. Oraya zaten yıllar önce girmiş. May de yıllardır böyle hiç sevmediği kurumsal bir işte çalışıyor. Böyle bir işte küpün içerisinde çalışıyor. Ondan sonra eski bir bilgisayarı var. Her şey son derece eski model, demode. Orada çalışırken... Şey, Matrix 8, Neo'nun çalıştığı ofis.

Bravo, evet. Annie'den bir iş teklifi geliyor. Aslında bak böyle düşününce Matrix'e çok benziyor gerçekten. Annie'den iş teklifi geliyor. Diyor ki sen gel işte True You'da çalış. True You'ya giriyor çalışmaya. Hatta böyle başında bir Annie buna böyle bir şey de yapıyor. Kandırmaca da yapıyor. Bu bir gidiyor bakıyor. Gene öyle bir cubicle var. Böyle bir küçücük kutu gibi bir oda. Gene o eski bir bilgisayar var. Çok morali bozuluyor. Ya Silikon Vadisi'ne geldik. Burada bile mi böyle? Ben ne hayal ettim, ne çekti diye. işte en iyi ona şaka yapıyormuş. Ha ha ha, hiç öyle bir yer değil. İşte tam böyle filmlerde falan görmeye alıştığımız herkesin ellerinde tabletleriyle dolaştığı, böyle çok trendy, çok cool herkes, ellerinde süper sağlıklı içecekleri, bir yerde işte böyle atıyorum işte sushi büfesi, bilmem ne, hani var ya öyle görüyoruz, dinlenme odaları, yoga şeyleri falan öyle bir yerde işe girmiş oluyor miyim? Ama kendi bireysel hayatında devam ettiriyor. Emeklisli babası var. Ara ara onların annesinin babasının yanına gidiyor. İşte onlara biraz bakmaya çalışıyor. Onlarla vakit geçirmeye çalışıyor. Eski bir sevgilisi var. Ara ara onunla gene karşılaşıyor falan filan. Fakat şirkettekiler bundan şikayet etmeye başlıyorlar. Şikayet ettikleri konuda şu diyorlar ki yani senin şeyin iş performansın çok iyi ama sosyal performansın çok düşük. Diyorlar ki mesela sen ne yapıyorsun boş vaktinde? Diyor ki işte şey yapıyorum diyor kürek çekiyorum diyor. Ne? Kürek mi çekiyorsun diyorlar? Evet diyor. Ama bunu hiçbir yerde post etmemişsin diyorlar. Nasıl diyor?

Yani hiçbir yerde bundan bahsetmemişsin. Post etmediysen yok öyle bir şey. Yok evet. Hiçbir yerde bundan bahsetmemişsin. Ne bileyim hiç aklıma gelmedi. Çünkü oraya telefonumla gitmiyorum diyor. Ama olur mu diyor. Neden peki bunu post edecek diye düşünüyorsun sen. Çünkü diyor bir sürü insan senin deneyimlerinden faydalanabilir. Mesela bu roman bana şeyi düşündürttü. Haa, bunlar böyle bakıyorlar. Hani bu sosyal medya, silikon vadisinde çalışanlar falan sosyal medyayı böyle görüyorlar. Onlar şey diye görmüyorlar, hava atmak için koy demiyorlar. Deneyimini paylaş, senin deneyiminden maksimum da insan faydalansın. Black Mirror havası da var biraz sanki değil mi? Black Mirror ben hatırlamıyorum. Neydi Black Mirror? Dizi. Televizyon dizisi. Yok seyretmedim ben onu hiç. Sosyal medyanın ve teknolojinin gelişerek ileride hayatımızı yapacakları üzerine. Bu tür hikayelerle her bölümü bir tam maceraydı ve bu tür hikayeler olurdu.

Bu romanı sen not aldın mı? Kaç yılı yayınlanma tarihini ben hatırlamıyorum. Bir alıntı yapayım. Liderlerinizin ilgisever görülmesine kanmayın sakın. Belli başlı internet kanallarını kontrol edenlerin gayet düzgün insanların olduğu mutlu mesut dönemler yaşadık geçmişte. En azından yırtıcı, intikamcı değillerdi. Ama ben hep endişe ederdim. Ya bir gün biri bu gücü kendisine meydan okuyanları cezalandırmak için kullanmak isterse diye.

Bunun galiba şeyi de yapılmış. Filmi var galiba değil mi? Tamam ben onu bilmiyordum. Yanlış hatırlamıyorsam kitabın yayınlanması 2017 falan öyle bir şey gibi hatırlıyorum. Eski, şu yüzden bunu söylüyorum. Çünkü çok bugünü gören bir roman. Yani ve şimdi şöyle en başta böyle okuyorsun, okuyorsun, okuyorsun, okuyorsun şöyle diyorsun. Ya tamam ne böyle her küçücük detayı bile anlatıyorsunuz. Onu öyle koydum. Bunun şu 68 kalp geldi. 100 kişi gördü bilmem ne falan. Niye böyle her küçük detayı anlatıyorsun deyip biraz böyle tam sıkılacak gibi olduğum anlarda 8. bölüme geldim. Sevgili dinleyenler 8. bölüme kadar sabredin. Çünkü 8. bölümde çok acayip bir görüşme sahnesi var. M ile 2 kişi şirketten 2 kişi görüşme yapıyor.

Ve o sahnede şeyi görüyorsun. Bunlar senin hayatını istiyorlar. Senin sadece orada çalışmanı istemiyorlar. Senin hayatını da zaten almak istiyorlar. İstiyorlar ki iş, senin işin bütün hayatın olsun. Diyor ki burada diyor işte binlerce kişi çalışıyor diyor. Sen neden burada görmüyorsun ki işini diyor. Mesela markete işte bilmem ne ice diye aldım diyor. Atıyorum şimdi unuttum. Nereden aldın diyor. Diyor ki markete gittim al.

Çok diyor yani üzüldük diyor. Bizim marketimizde bunun olmadığını neden düşündün diyor. Bizim marketimizde de var bu diyor. Yani kendi bir kampüsleri var çünkü. Oraya kampüs diyorlar oraya. Bizim de diyor var diyor. O marketimiz bize niye gitmedi? Her şey orada görüşüyor ve ben böyle birdenbire şey hatırladım. Gerçekten Radikal'de çalışırken ben böyle şimşekler çaktı kafamda. Birden oraya gitti. Evet, biz bunu analog olarak yaşadık aslında. Evet, biz bunu yaşadık hakikaten. Yani ben mesela dikkatli çalışırken çok şaşırmıştım. Ben eve gitmek istiyorum, tamam mı? Yani işimi bitiriyorum çünkü ben, ayıptır söylemesi, çok çalışkan bir muhabirdim. Gerçekten gazete içinde de vızır vızır çalışırdım. Çünkü bir hedefim var benim. Saat altı olduğumuz servise binip eve gitmek istiyordum. Benim editörüm, çok da severim yani eski editörüm, yıllardır görmedim ama, diyordu ki, ya Avto niye acele ediyorsun?

Dur biraz daha şey yaparız. Tamam ben baksana çok güzel yemek ısmarlayacağım. Çok güzel restoranı vardı o. Çünkü şey milliyet, radikal hepsi bir arada, posta. Çok güzel yemek ısmarlayacağım. Ben diyordum ki ben evde yiyeceğim yemeğimi. Sonra da diyordu bak tamam tamam bugün seni bara götüreceğim bak. İstiyorlar ki sen de onlarla orada yaşa. O öyle yaşıyor çünkü kendisi. Herkes öyle yaşıyor, dediğim gibi herkesin ilişkisi de orada zaten. Orada her şey kendi içinde oluyor, bitiyor. Ben ondan çok ürkmüştüm mesela. Evet, uzay gemisi gibi bir şey yani, dışına çıkılamıyor. Evet, evet, evet. Bu roman, bunun farkındalığını yaşamanız için mükemmel bir roman.

Yani Apple, Facebook, Google falan gibi şirketleri de göndermelerde bulunarak... ...aslında internetin bir sonraki evresini resmediyor yazarımız. Evet, evet, evet. Yani şu anki halini aslında resmediyor ve... ...hani biz dışarıdan baktığımız zaman süper eğlenceli görüyoruz ya. Bunlar da yeni nesil işler bunlar, ne kadar enteresan. Çok şık yerlerde falan çalışıyorlar. Hep beraber kampa gidiyorlar, hep beraber. Niye hep beraber gidiyorsunuz mesela hep? Dışarıda aileniz yok mu sizin? Seviyorlar birbirlerini. Böyle şey diyorlar işte ama bak romanda bunu görüyorsun. Zorla sevdirtildiğini görüyorsun. Yani zorla da sevdirtiliyorsun. Kız zaten sonra çığırından çıkıyor. Yani kız artık bir yerden sonra pek gidiyor. Yani performans olarak çünkü bunu değerlendiriyorlar. Çünkü öyle oluyor mesela onu işte hatırladım. Gazetede de öyle oluyordu. Yani o performans senin performansına orada yaşadığın sosyal hayatla dahil. Tabii tabii. Ofis ortamında da öyledir zaten. Yani ofis içi ilişkilerde ne kadar başarılı olduğunda performansını bir şekilde etkiler. Eğlenceli bir insan değil sen mesela. Yaptığın işi çok iyi yapsan da o kadar sevilmez. Yani değil mi? Senin ilk eşin, ofisinde tanıştığın biri değil mi mesela? Böyle işte yani çok tuhaf bir şekilde içine çekiliyorsun. Bu roman müthiş farkındalık yaratıyor. Ben bunun için öneriyorum.

Evet, bu farkındalığı yaşayalım, yaşatalım. Evet, yaşayalım, yaşatalım diyorum. İkinciye geçelim mi? Tabii. İşsiz. Bu romanı bir kere her şeyden önce eğlenmek için okuyun. Aşırı eğlenceli bir roman. Müthiş bir dil. Özellikle 20-30 yaş arasına kesinlikle öneriyorum romanı. O yaş grubuna öneriyorum. O yaş genç kadınına daha çok hatta öneriyorum. Erkek de ama özellikle kadınına öneriyorum.

Bu da kızımızın adı Claire. Claire de işini bırakıyor. Çok böyle işte beyin cerrahı bir sevgilisi var Luke diye. Onunla evlendi, evlenecekler yani. Evlenecekler de Claire evliliğe karşı falan filan. Ona bir anlaşma yapıyorlar ve diyorlar ki işte diyor ki Claire şey yapayım, ben diyor işi bırakayım, kendimi arayayım diyor.

Ve Luke da tamam diyor. Bir müddet koyuyorlar. Bir müddet işi bırak, kendini ara. Çünkü ben bu işi yapmak istediğime emin değilim diyor. O da çok sıkıcı bir ofis işinde çalışıyor. Herkese e-mail'lerin gönderildiği bir ofis işinde çalışıyor. Ben bunu bırakayım, kendimi sorgulayayım. Ben ne olmak istiyorum gerçekten? Ben hayatım boyunca hiç üretken olmayan bir iş mi yapmak istiyorum yoksa insanlığa katkım olan bir iş mi yapmak istiyorum? Ki bence bu da çok kendine sorulması gereken hakikaten bir soru. Belli bir yaşta sorulması en azından faydalı. O yüzden işte o 20-30 yaş bence çok önemli. Bunlar da zaten anladığım kadarıyla böyle 20'lerinde çünkü romanda başka birinin 23 yaşından bahsediliyor. Claire'den biraz genç deniliyor. Demek ki bunlar da 26-27 oralarda bir yerlerdeler. Bir de bütün arkadaşlar yine işte nişanlanıyorlar falan filan. Demek ki öyle bir yaşlardalar. Aslında erken bir yaş bu soruları sormak için. Genellikle 40'a doğru bu sorular sorulur çünkü. He, değil mi? Ben ne yapıyorum?

Evet ben ne yapıyorum acaba yaşam koçu mu olsam falan gibi sorular. Fırınsal hayatın dışına çıkıp küçük bir kafe mi açsak, yaşam koçu mu olsam, daha fiziğime güveniyorsam acaba yoga öğretmenliğine mi soyulsam gibi şeyler genelde 30'ların sonlarına doğru. Yani biraz o metal yorgunluğu baş gösterdikten sonra ortaya çıkan şeylerdir. Aslında hani demek ki baştan bakmak daha mı mantıklı? Ya da ben şeye başvurmuştum... Yani 26 yaşında ne çalıştın ki hayatta sen ondan yorulup da bir de kendini keşfedeceksin zaten. O da doğru. Evet. İlk yüksek lisansa ben şeyde başvurmuştum, New York'ta City College'de başvurmuştum. O zaman 35 yaşındaydım. Bana demişlerdi ki, tam olarak istediğimiz yaştasın. Çünkü demişlerdi aslında bu yaşa gelene kadar insanlar... ...zaten ne istediklerini gerçekten bilmiyorlar. Bu yaştan sonra esas bir uzmanlık alanı belirlenip... ...hayata devam edilmeli. Evet. Ben hiç öyle düşünmemiştim mesela o zamana kadar. Tabii de Türkiye'de şey vardı hani... ...hop hemen üniversite oku, bitir, çalışmaya başla, paranı kazanmaya başla. Bizim dönemimiz böyleydi. Böyle bir helikopter ailelik yoktu ki. Çocuğum ben sana bakarım otuzuna kadar. Bizimle de oturursun. Helikopter yoktu o zaman.

Efendim Darülveda'yı diyorsun gene. Darülveda'yı da biz o zaman zeplinlerle uçardık. Zeplin aileler vardı o zaman. Zeplin... Böyle kocaman iniyorlar, sülaleyi alıp gidiyorlar. Tabii, zeplin sülale derdik. Şey, yani bize öyle denmediği için biz tabii... Hakikaten bize kimse git yüksek lisans yap, evde ben sana bakmaya devam ederim çocuğum demiyordu. Bize direkt çok telefonla konuşuyorsun, bu telefon fotoğrafı çok yüksek geliyor diyorlardı. Sen de güceniyordun bundan. Ama bizde de böyle otuz beş yaşına kadar okuyan insanlar vardı. Öğrencilik hayatını bir türlü bitirmek istemiyor. Gerçekten var mıydı? BM tarafında hiç yoktu. Gelmiş artık otuz dört yaşına mesela tez yazıyorum falan diyor. Ne yazıyorsun sen artık ablacığım yani?

Bir sal kendini. Ama belki o akademisyen olarak para kazanıyordu zaten. Erkekler genelde askerliği geciktirmek için yapıyorlardı. Kadınlar daha samimiydiler. Evet. Ya şey hani ben bir de memur çocuğuyum. Etrafımdakiler de memur çocuklarıydı. Bizde yoktu öyle bir şey. Yani bizde gerçekten hadi bakalım. Yani ailenin parasıyla yaşayamayacağın için hadi evladım işine gücüne bak. Yani böyle deniliyordu ve ben böyle büyüdüm mesela. Helikopter icat oldu, mertlik bozuldu. Bozuldu. Evet. Ama aslında evet doğruymuş. Yani bu da şu bakımdan önemli. Bence bu romanda da o var. Yani kız böyle dönüyor, dolaşıyor, arıyor ama gerçekten ne aradığını da bilmiyor. Bir şey de bulamıyor zaten. Part time olarak eski işine dönüyor. Bu arada birdenbire ev kadını olarak kendini buluyor.

E tamam bunlar arayış yaşları zaten işte. Çünkü şimdi bak bunu mesela benim... ...seni de tanıdığım Amerikalı bir arkadaşım yaşadı iki yıl önce. Burada Türkiye'de yaşıyordu. Şimdi bu örneğin varmam lazım yeri gelmişken. O da kırk... Ben kırk dokuzsam, o da kırk beşse bunu kırk üç yaşında falan yaşadı. Kırk üç yaşında yaşadı. Hayatı boyunca öğretmenlik yapmış biri. Burada da Robert Kolej'de öğretmendi. Amerikalı. Amerikalı, Amerika'da da öğretmendi. Yani ben onu ilk tanıdığımda zaten yeni üniversiteden mezun olmuştu. Yeni yeni orada şeyde lisede öğretmenlik yapmaya başlamıştım. Baltimorluydu galiba. Baltimor, yani Baltimore, New York karışık onun ailesi. Balmore. Balmore. 42 yaşında falandı dedi ki ben dedi gap year alacağım. Gap year ne? İşte ücretsiz izin. Ama bir yıl sonra da okula geri dönebiliyor. Ne yapacaksın bu gap year da? Dedi ki ben dedi kendimi arayacağım. Gap year ne demek? Aynen öyle dedi. İşte ücretsiz izin. Ücretsiz izin, ha dondurmak yani. Ha donduruyor yani. Bir yıl sonra işe geri döneceğini de konuşuyor ama en başta hani. Ama sen gidersen biz seni almayı izlemiyorlar. Tabii ücretsiz izin, evet. Şeylerde bunu yapıyorlar. Düzgün yerlerde bunu yapıyorlar ki git kendini geliştir, gel diyorlar. Bu gelip kendini herkes gibi yoga ile geliştirmeye karar verdi. Ondan sonra bana göre yanlış bir karardı. Çünkü artık dünyanın bence bir tane daha yoga öğretmenine gerçekten ihtiyacı yok.

Çünkü hani yoga yapıp da kendini şey yapmak değil, kendini bir zen ruhuna taşımak falan değil. Herkes yoga öğrenip sonra yoga öğretmek istiyor çünkü. Evet, yoga öğretmeni sayısı öğrenmek isteyenlerden fazla. Şu an artık fazla oluyor. Kişi başına iki yoga öğretmeni düşüyor neredeyse. Evet, yani lütfen bizim de kusurumuza bakmayın. Hani bu mesleği icra edenler çok da ciddi alanlar olduğunu da biliyorum ve çok iyi yapanlar olduğunu da biliyorum ama yani biraz iş çığırından çıktı gibi görünüyor. Kendini böyle aramaya karar verdi. Ben en başından buna karşı çıktım. Bunu da söyleyeyim. Yani dürüstçe suratına da söyledim. Bence buna gerek yok diye. Bak sonra işinden gücünden olursun yavrum dedim. Bu yoga alemlerine girmek kolay çıkmak zordur deseydim. Ondan sonra bu arada da evlenmişti. Yoga mafyası var mıdır acaba? Böyle şey yoga öğretmeni olmak istiyorum diyenlere böyle haraç alan falan.

Öyle bir şey olsa çok güzel olmaz mı? Neredeyse öyle. Şimdi diyorlar ki işte bir de şu eğitimi al, bir de bu eğitimi al, bir de bu eğitimi al, bir de Hindistan'a git, gel. Ondan sonra falan gibi bir şey var artık. Hani nasıl ki şimdi iki master, üç master gerekiyor bir işe girmek için. Yogada da şimdi çok fazla eğitim var. Yani artık onun da limiti, standartı çok yükseldi.

Evet neyse geçelim ciddiyete. Evet bu arkadaşım tam da işte böyle evlenmişti falan filan şu halde buldu. Tam olarak bu romandaki Claire gibi kendini buldu. Onun için bunu söylemek istiyorum. Anlatmak istedim. Bir anda kendini ev işi yapan insan olarak buldu. Şimdi işi bıraktı ya. Kocası da çalışıyor bankacı. Kocası şey demeye başladı. Ya hayatım sen ne de olsa çalışmıyorsun. Çamaşırları da sen atıver. Zaten zor alışmıştı. Bir Türk erkeğine çamaşır yıkamaya, astırmaya zaten alıştırmakta çok zorlanmıştı. Tam bunu başarmışken işi bırakarak kendine gol attı ve adam şey demeye başladı. Hayatım sen yaparsın. Hayatım sen yapıver. Onu da sen yapıver. Ama o yaşta olur. Yani 43 yaşında böyle bir çalkalanma yaşanabilir. Sonuçta bu hayatın kırılma anlarından biri de 26 yaşında sen zaten hayatın oluşmamış ki niye alt üst ediyorsun? Hayır şimdi ben hikayeyi anlatayım. Arkadaşım kendini ev işi yaparken daha ziyade yoga öğrenirken falan buldu. Sonra bir yıl sonra işe döndüğünde artık o işi aslında onu istemiyordu. Öyle oldu. Yani hani nedense demek ki bir şeyler oldu o arada. Biraz daha çalışıp yani hemen tabii kovamadılar anlaşmış oldukları için. Biraz daha çalıştı ayrıldı. Bu arada eşine çok gıcık olduğu için o bir yıl boyunca hiçbir işe katkıda bulunmadı adam. Burada da Luke çünkü şey diyor hayatım diyor işte benim gömleğimi diyor yıkadın mı diyor falan hani böyle Claire birdenbire kendini

Ev hanımı olarak tanınmamaya başlıyor ortamlarda. Utanmaya başlıyor birdenbire. Ne iş yapıyorsun dediklerine. Ya şu an yani işte falan filan böyle hani. Luc'un da aslında kötü bir niyeti yok ama görüyorsun işte. Boşandı da kocasına gıcık olduğu için. Sonuç itibariyle o bir yılın sonunda işsiz ve eşsiz bir şekilde Amerika'ya geri döndü. Kendisini işte buldu bulmadı. İstediği yeni başlangıcı yapmış. Yaptı aslında. Yani şimdi böyle daha söyleyince tabii aman arkadaşlar durun yapmayın diyor gibi oluyor ama. Belki de olması gereken buydu. Belki de olması gereken evet buydu. Belki o yeni başlangıç onlara yeni bir şey getirecekti. Ya ben hep şundan yanayım mesela. Geçenlerde de yine dün pardon bir arkadaşımla bunu konuştum çocukluk arkadaşımla. Tamam, şu an belki o işi yapmak istemiyor olabilirsin. Tamam, onu yapma. Ama onu başka bir şeye dönüştürebiliyor musun? Esas buna bakmak lazım. Yani hani kendini bulma çabasında... ...belki zaten var olan şeyin deneyimini ekleyebileceğin bir şeyle beraber birleştirip... ...yeni bir şeyi belki dönüştürebilirsin. Eğer illaki kariyerimiz hayatımız haline gelecekse... ...çünkü mesleğimiz bu kadar önemliyse, anlıyoruz ki önemli... O zaman onu bir şeye dönüştürebilmek lazım diye düşünüyorum. Bu romanı da bunu anlamak için yani o işsizlik halinin insanın nasıl hissettirdiğini anlamak. O kadar güzel ruh hallerini yazmış ki çünkü o kadar nokta atışları yapmış ki diyorum ya yani. Arkadaşım yazmış olsaydı inanırdım bu romana. Derdim ki aa o yazmış. Mutlu sonuna bitiyor sonu. Güzel bitiyor.

Bence bu romanda şey yapabilir. Yani sizde bir... Bir dakika böyle bir planım var. Bunu yapayım mı, yapmayayım mı? Ne gibi aşamalardan geçeceğimi çok net gösterebilir. O zaman dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için bibliyoterapi ne yapıyor? Devam ediyoruz.

Evet, şimdi ikinci kitaptan hemen üçe bağlanabiliyoruz böylelikle. Kişilik tipinize göre mesleğinizi seçin. Evet, bir araştırma kitabı değil mi? Ne oluyorsan onu yap.

Evet, do what you are. İngilizcesi çok güzel aslında bence. Ne isen onu yap diyor. Evet, tutkulu olduğunuz bir karar yolu bulmak zor olabilir. Ancak bu böyle olmak zorunda değil. Bu çok satan kılavuz kitapta kişiliğinize uygun, tatmin edici bir kaderi nasıl bulacağınızı öğrenebiliyormuşsunuz. Bir milyondan fazla insanın gerçekten tatmin edici bir iş bulmasına yardımcı olan en çok satan klasiklerden bir tanesi. Bunun tabii eski baskısında biraz daha demode işler var. Yeni baskıları var. Güncelleniyor o işler sürekli. Bir tane espri vardı. Bizi diyor, işte geleceğin, ben yaşlarda birisi yapmış espriyi. Bize geleceğin mesleği olarak işte nükleer fizikçilik, uzay mühendisliği, işte genetik araştırmacılık falan gibi şeyler söylendi. Meğerse dedi, geleceğin mesleği Youtuber'lukmuş. Hiçbirisi böyle düşünmemiş. Televizyonculuk. İnstagram fenomenliğiymiş geleceğin mesleği mesela. Onlar para kazanıyorlar diyor. Biz diyor, boşu boşuna çalışıyoruz. Hiç doğru. Gerçekten de öyle. Geleceğin mesleği diye tanısılan bazı şeyler var ya, nereden biliyorsun? Gelecekte belki şu anda hayal etmediğin bir meslek çıkacak. Evet, doğru. Doğru. Ya şöyle ben bu arada bu kişilik tipinize görmesinizi seçin. Kitabında önce bir test yapıyorsun. Kişilik testi yapıyorsun. Kişilik tipini görmen için bir test yapıyorsun. Ben bu testi yaptım. Sorular çok böyle şey, cevaplarken sorulara böyle şey oluyorsun, tedirgin oluyorsun. Çünkü sanki birbiriyle çok çatışan cevaplar veriyormuşsun gibi oluyor. Bir de aynı soruyu bir değiştiriyor, bir daha soruyor falan. Diyorsun ne yapmaya çalışıyorsun beni? Kandırmaya mı çalışıyorsun? Ama cevabın aslında bir öncekiyle tutarlı. Ama mesela bir önceki soruda söylediğin sanki cevapla bir sonra verdiğin cevap iki o kadar farklı kişilikten çıkıyor gibi ki. Diyorsun ki ya ben herhalde şizofren falan çıkacağım diyorsun yani böyle hani.

Ne olduğun belli değil. Kişiliksizim ben galiba. Galiba falan diye yapıyorsun testi. Gerçekten ve tabii eğer dürüst davranırsan testte çok böyle şey sorular da var. Mesela ne kadar empati sahibisin değilsin bunlara yönelik sorular da var ama

...inanılmaz derecede doğru çıktı... ...şeyin sonucu... ...yani testin sonucu... ...okuduğumda... ...aa... ...aa... ...hani... ...aa beni anlatıyor gerçekten... ...yani... ...kaç soru cevapladım şimdi... ...tam hatırlamıyorum ama... ...kaç soru vardı... ...tam olarak... ...benden bahsediyor sonuç... ...şimdi buna göre de seni... ...bir şeye yönlendiriyor... ...o zaman diyor... ...senin kişiliğin buysa... ...senin kişilik tipin buysa... ...bulman gereken... ...yapman gereken işler de... ...şöyle işler...

Şimdi bence bu çok mantıklı. Yani bunu o yüzden yine hakikaten yolun başındaki insanlara tavsiye edebilirim. Hiç böyle düşünmemiştim çünkü. Yani en başta mesela ben bunu 20'li yaşlarımda bilseydim böyle bir test olduğunu ve böyle bir kitap olduğunu ve yapardım görürdüm. Şu anda belki de veterinerdin.

Muhtemelen cumhurbaşkanıydım. Çünkü diyor, lider diyor falan diyor yani. Ve diyor, başkalarının kendi hayatını dönüştürür, başkalarının hayatını da dönüştürüyor diyor. Tek kötü özelliğiniz mükemmeliyetçiliğiniz değil mi? Onu da demiyor. Test sonucunda öyle çok şey çıkmıyor. Kötü özellik çıkmıyor. Şimdi doğrusunu söyleyeyim, içinizi rahatlatayım. Yani ne isteniz o çıkıyor ama yani genelde pozitiften gidiyor. Berbat bir insansınız gidin çöpçü olun demiyor. 18. yüzyılda Rus çarıydınız diyor mu peki? Demiyor.

Yani bir önceki kitaba hani bunu orada bağlıyorum ve de işte ben neyim kendini aramak aslında... ...gerçekten de kişilik tipimizle çok alakalı ya. Ya ben neyim? Ben nelerden hoşlanıyorum? Neler, ne yapmayı seviyorum? Ama sadece o değil. Ben müzik çok seviyorum. O zaman gideyim müzisyen olayım değil. Gerçekten de senin şeyin de var. Yani mizacın da var. Müzik sevmek başka. Müzisyen olmak için yaşanması gereken hayat başka tabii. Çünkü sadece yetenek de değil ki oradaki şey. Yani sesin çok güzel olabilir. Mesela kulağın çok iyi olabilir. Çok iyi enstrüman çalacak olabilirsin. Yani ben bunu çok düşünmüşümdür. Ben böyle taklidi yapmayı bilmem ne falan filan çok severim. Bana da hep böyle derler. Ya sen hiç düşünmedin mi işte tipinde müsait. Ben hayatta sahnede olamam ki. Ben mümkün değilim.

Doğal olamazdım. Şey olamazdım. Kendini bilmek diyoruz buna işte. Yani ayrıca konuşamazdım bile. Muhtemelen kekelerdim. Fobim var. Bu kadar. Basit. Ki hani tabii şöyle değişiyor mu bazı şeyler. Ben ilk şeyden, aktüelden sonra beni Alev'e şeye gönderdim. Açık Radyo'nun şeyi kimdi? Ömer Madra. Ömer Madra'ya gönderdi. Dedi ki, Ömer Madra seni bekliyor. Git onunla bir konuş dedi. Ömer Madra'ya gittim. Beni şey diye çağırmışlar. Radyoda onlarla çalışayım diye. Alever beni tavsiye etmiş. İşte dediler şöyle böyle falan. Ya ben 23 yaşında mıyım neyim ya o kadar gencim ki. Ben dedim yapamam. Ben dedim radyoda bir de öyle zannediyorum bak salak radyoda konuşacağım zannediyorum. Arka şeyi var canı var bunun değil mi? Araştırmaya boyu olabilirsin malzeme hazırlıyor. Bilmiyorum ki hiçbir şey. Ben dedim

Direkt şova çıkacaksın. Ben zannediyorum hemen çıkacağım, konuşacağım. Ben yapamam dedim. Ben çok utangacım şöyle böyle ve ben gerçekten o yüzden açık radyoda onlar beni çağırmasına rağmen ben teşekkür ederim beni çağırdınız benimle görüştüğünüz için ama ben yapamam dedim çıktım. Ama oradaki diğer şey editör demiş ki bu kızdan aslında ben bunu kime yöneldireceğimi biliyorum. Ben Radikale'ye öyle girdim mesela. Beni Radikale gönderdi. Neyse orayı beğenmişsin bari. Hayır ama bak yani şey değil bu beğenmemek değil, yapamayacağımı düşündüm, hissettim. Çünkü illa hani bir şeyin güzel olması seni yapabileceğin anlamına da gelmiyor. Bugün olsa başka. Bak bugün oturuyorum böyle vıdır vıdır konuşuyorum böyle kendine güven ama elli yaşına gelince bunu yapabilirsin tabii herhalde. Zaten yapabileceğini düşün, sen o zaman yapmıştın. Evet yapmıştın yani. O yüzden sadece hani ya yazarlık da çok güzel, işte hani ben yazmak istiyorum, o iş de öyle değil. Çok dayak yemeyi mesela seviyor olman lazım yazar olmak için. Yani diyorsun ki bu kitap bize bu konuda yardımcı oluyor. Hangi mesleği yapmak istediğimizi değil, hangi mesleği yaparsak iyi olur bizim için. Uygun olsun, evet. Bizim için uygun olur. Bizi o meslek mutlu eder. Bunu bulmak için ipuçları bize veriyor. Kendimizi tanımamıza yardımcı oluyor. Kendimizi bilmemize yardımcı oluyor. Senin anlattığın hikayeler de hep zaten kendinle ilgili. Kendini bilme hikayeleri. Herkes her mesleği yapmak isteyebilir yoksa. Evet, doğru. Geçelim dördüncü kitaba.

Geçtik. Hadi anlat. Ya bence bu arada bu roman, dördüncü romanımız. Zaten benim çok sevdiğim bir roman. Bu konuya bu kadar nasıl uyuyormuş. Gerçekten ona da hayret ettim. Saatleri ayarlama enstitüsü. Enstitüsü evet. Yani aklıma gelen ilk Türk romanıydı konuyla ilgili. Böyle hemen yani bir burada ampul yandı.

Haylit Ayerci'yi nasıl bağlayacaksın bu konuya merak ettim ben de. Bütün romanın şeyi, konusu yani bir karakterin oluşumu hayri... İrdal. Hayri İrdal'ın kişiliğinin oluşumu zaten işi. Bak bence bu kadar yeterli. Ben bunu söylesem bence yeterli. Yani Hayri İrdal eşittir. Yaptığı iş, adam zaten daha romanın en başında diyor ki, efendim ben bu işten önce hiç kimseydim. Okumayı sevmem, hiçbir şey okumamışımdır, cahilimdir, yüzeyselimdir. Yani böyle, kısaca böyle diyor özet olarak. Hiçbir şeyden de anlamam, anlamazdım da. Ta ki bu işe başlayana kadar. Bizim enstitümüz kurulana kadar. Enstitümüz kuruldu. Ben de insan oldum diyor adam. Daha ne desin? Yani bir insan işiyle bu kadar kendini özdeşleştiremez zaten. Bu, bu the roman. Hakikaten. Bu o kitap, o roman. Bunu okumamak diye bir şey bu konuyla ilgili. Sayın Gamze Hanım'dı, Gamze Arman. Bu, bu romanı okumamak diye bir şey olamaz.

bu konuyla ilgili. İşim eşittir benim ve nasıl deliririm böyle olduğunda da nasıl bir kişilik bozukluğu yaşarım, nasıl halüsinatif bir hayat yaşarım, nasıl gerçek dışı bir hayat yaşarım. Kendilerini işleriyle tanımlayan insanlar günümüz toplumunda da az değil tabii. Herkes. Biraz önce dedik ya ben de mesela. Bir hastalık da olabilir yani bilmiyorum. Hani memnunum. Yaptığım işten memnunum, seviyorum ama bu benim de sağlıklı olduğum anlamına demek ki gelmiyor. O zaman şu soruyu sormak lazım aslında kendimize. O iş olmasaydı biz aslında kimdik? Çok güzel soru. Yani kendimizi o işten, mesleğimiz işimizden soyduğumuz zaman geriye kalan şey hala var mı? Varsa ne?

Bravo, çok harika bir soru. Düşünüyorum ben şu an. Bunu düşünelim sevgili biblioterapiciler. Evet, bunu hakikaten düşünelim. Geriye kalan ne? Mesleğimizden kendimizi soyduğumuz zaman. Evet. Evet, nedir yani? Bir şey olması lazım çünkü. Bak işte saatleri ayarlama enstitüsü tam olarak... ...bunun yine çok, çok güzel örneği. Adam diyor zaten yani. O meslek olmadığı anda diyor ki ben yokum.

Yani her tür meziyetinden adam soyun şey yapıyor. Ne diyeyim? Kurtuluyor demeyeceğim. O çünkü iyi bir şey olur. Bir şey mahrum kalıyor. Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmini hatırlarsın ya. Fabrikada vida sıkan adam.

Sabahtan akşama kadar o vidaları sıkar ve o vidaları sıkmak dışında bir hayatı yoktur adamın yani neredeyse. Ta ki işte bir gün kendisini keşfetmeye karar verene kadar. Bu soruyu da gayet güzel cevaplayacak bir roman. Ama bu soru üzerine çok düşünülmesi gereken harika bir soru. Teşekkürler hakkınız için sevgili Tuna. Ara sıra oluyor. Çok güzel, şu anda tiyatro stüdyosu Serkan Keskin tarafından canlandırılıyor. Doğru, doğru ve de eminim mükemmeldir yani. Güzelmiş, öyle diyorlar seyredenler yani. Çok çok iyi bir oyuncu çünkü. Türk tiyatrosu altın çağını yaşarken Ahmet Amca Tampınar'da ne mutlu ki unutulmamış.

Evet, o zaman ben Künye'yi okuyayım. Okuyalım bakalım. Çember, Dave Wagers, Siren Yayınları, Çeviren Handan Balkar'a, 494 sayfa. Kişilik tipinize göre mesleğinizi seçin. Paul D. Tiger, Barbara Barron Tiger, Pegasus Yayınları. İşsiz, Lisa Owens, Yabancı Yayınları, Çeviren Selen Ak, 256 sayfa. Saatleri Ayarlama İstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yapı Kredi Yayınları.

Bize yazmak isteyenler? biblioterapi.media.com adresine e-mail gönderebilirler. Lütfen yayını paylaşmayı, önermeyi arkadaşlarınıza unutmayın. Sağa sola tavsiye etmeyi. Sadece tavsiye etmek değil bence. Silah zoruyla dinletebilirler. Zorla dinletsinler. Olabilir. Ki yani dinlenmelerimiz çok şükür. Gayet güzel şu aralar. Biraz daha yükseltelim. Hadi ha gayret. Maşallah. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapy şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)