Podcast

394: Trend Ekonomi: Türkiye Ekonomisinin Can Damarı: Kobiler

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ekonomik bunalımı, sadece tüketici ve tüketim üzerinden gözleyen tek bir perspektife hapsolmuş durumdayız. Peki tek sorun tüketimde mi? Bu bölümde üretime odaklanacak, fabrikalara, organize sanayi bölgelerine gidecek ve KOBİ'leri masaya yatıracağız.
Bölümde geçen KOSGEB açıklaması için tıklayın.
--
Bu podcast, Vodafone hakkında reklam içerir.
Vodafone hakkında daha detaylı bilgi için tıklayın.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.237 kelime · ~16 dk okuma

Herkese merhaba, Trend Ekonomi serisinin bir yenisiyle karşınızdayız. Bu serinin bölümleri her hafta yayınlanmıyor ama ancak bir destekçi çıktığında hazırlıyoruz. Fakat açıkçası benim çok hoşuma gidiyor. Nedeni şudur. Türkiye'nin uzun yıllardır en önemli gündemi ekonomi. Özellikle 2018 Ralph Brunson krizi, ardından 2020'de başlayan pandemi,

Pandemi sonrasında da dünyada durdurulan ama Türkiye'de patlayan enflasyon, ekonomiyi gündelik hayatın üzerine en çok konuşulan konusu haline getiriyor. Bayramı ele alalım. Kendi gözlerime dayanarak söylüyorum, katılır mısınız bilmem. Bayram ziyaretlerinde hısım akraba ile havadan sudan konuşulur ya, artık o havadan sudan kısmı etten ve süttene dönüşmeye başladı. Et fiyatları 700 liraya dayanmış durumda. Dolar bazında 20 doların üzerinde. Yahu Avrupa'da dahi bunun yarısı. Nasıl konuşulmasın?

Şöyle diyaloglara birkaç kez şahit oldum. Ya vallahi enişteciğim et yemek artık lüks oldu. Sadece et mi? Eti geçtim peynir fiyatları da uçtu. Hadi biz yine yiyoruz da yani gariban ne yapsın? Allah ya!

Transkriptin tamamını oku

Gündelik hayatın orta yerinde konuşulan konu ekonomi. Fakat ekonomik bunalımı sadece tüketici ve tüketim üzerinden gözleyen tek bir perspektife hapsolmuş durumdayız. Bunalımın halkın gündemindeki semptomu tüketimde daha rahat gözleniyor da tek sorun tüketimde mi? Trend ekonomi bölümlerini bu yüzden seviyorum. Madem en temel gündemimiz ekonomi, o halde ekonomi okuryazarlığımızı geliştirmek zorundayız. Ekonomiye sadece tüketim üzerinden yaklaşmamalı, ekonominin üretim ve bölüşüm sorunlarına da odaklanmalıyız. Tüketim, üretim ve bölüşüm aynı çerçevenin içinden değerlendirildiğinde doğru sonuçları ele alıyoruz. Önceki trend ekonomi bölümünün konusu tüketim ve tasarruf ilişkisiydi. Bu bölümde ise üretime odaklanacağız. Çarşı pazardan çıkacağız, fabrikalara, organize sanayi bölgelerine gideceğiz.

Odak mekanımız da kendi ülkemiz Türkiye olacak. Türkiye'de üretim altyapısını oluşturan kobileri masaya yatıracağız. Üretimin büyük çoğunluğu onların sırtında ama türlü zorluklarda yaşıyorlar. Onların yaşadığı zorluklara verdiği cevaplar, farkında olmasak da hepimizi etki ediyor. Türkiye'nin az bilinen ama pek önemli bir konusuna kapı aralayalım istedik.

Bölümün destekçisi Vodafone Business'a teşekkür edelim. Onların da COBİ'leri ekonomik anlamda destekleyen çalışmaları var. Bölüm içeriğinde bu çalışmalarla ilgili de bilgi edineceksiniz. O halde uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Ekonomi deyince uzun bir süredir politika faizine odaklanıyoruz. Halbuki ekonomi ne para politikalarında ne de finanstan ibaret. Türkiye'nin tüketime ve finansa endeksli bir ekonomi okuryazarlığı var. Fakat üretime neredeyse odaklanmıyoruz. Üretimin nasıl yapıldığından haberimiz yok. Halbuki üretim denince bu üretimi üstlenen kobilere ayrı bir parantez açmak zorundayız.

hele ki bu işletmelerin önemi giderek artıyorsa. TÜİK'in verilerini sunayım. Türkiye'deki COBİ'lerin hemen hepsi yeni girişim olmak zorunda değil fakat hem Türkiye ekonomisinin hem de dünya ekonomisinin değişim sürecinde türlü nedenlerle genç COBİ'lerin sayısı artıyor. 2011-2016 arasındaki 5 yılda Türkiye'deki COBİ sayısı 244.103 adet artmış. 2017'den 2022'ye kadar geçen 5 yılda ise artış adedi 684.000'i bulmuş.

Son 5 yılda, önceki 5 yıla kıyasla yeni girişimlerde 3 katlık bir artış var. Bu da Türkiye ekonomisini kobilere giderek daha duyarlı hale getiriyor. Kurulan ve kapanan şirket istatistikleri ise giderek artıyor. Değerli izleyenler, Türkiye'de kurulan şirket sayısı da, kapanan şirket sayısı da artış gösterdi. Dikkat çeken veriyi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği paylaştı.

Ağustos'ta kurulan şirket sayısı bir önceki aya göre %46 arttı. Kapanan şirket sayısındaki yükseliş ise %8 oldu. Şimdi biz böyle Kobe aşağı, Kobe yukarı konuşuyoruz da biraz yavaşlayalım isterseniz. Sizlere bir derdimden bahsedeyim. Ekonomi gazeteciliği ile ekonomistlik arasında devasa olmasa da bir fark var. Henüz halkımız bu farkın ayırdığına varamadı. Ben uzun süredir kendimi ekonomi gazetecisi diye tanıtıyorum.

Hatta bir adet ekonomik gazetecileri derneğimizde var. Ekonomist dendiği zaman da itiraz ediyorum. Ekonomist olan kişi bu alandaki bilimsel üretimin içindedir fakat ekonomik gazetecisi, bu üretimi halka izah etmekle sorumlu olan kişidir. biri tartışmaları yaratır, diğeri tartışılanı halka izah etmekle görevlidir. O halde bir ekonomist bilimsel makale üretimiyle uğraşırken, ekonomi gazetecisi en geniş halk kesimlerine bu üretimi anlatmaya uğraşır. Bu da halkın ekonomi okuryazarlığı zayıfsa son derece zor bir iştir.

Bundan 4 yıl kadar önce pandemide kobiler ciddi zorluklar yaşayınca bir sorun benim için daha da görünür hale geldi. Biz rahat rahat kobi diyoruz da halkımız kobinin ne olduğunu biliyor mu? Kobi o kadar işletme dünyasına ait bir kavram ki geniş halk kesimlerinin bu kavramı neden bildiği üzerine uzun konuşulur. Peki bizim literatürümüze, gündelik dilimize ne zaman giriyor efendim kobiler? Filmi 50 yıl kadar geriye sarsak sağda solda kobi desek ne diyor bu derler? Yani aslında yeni bir kavramdan bahsediyoruz COVID erken. Fakat demek ki o kadar hızlı yayılmış ki, herkeste bir kulak dolgunluğu var bu kelimeye karşı. Aslında 80'lerde ihracatın yaygınlaşmasıyla gündelik dilimize yavaş yavaş girmeye başlıyor bu ifade. Ama mali mevzuatımıza girmesi, 2005'te çıkarılan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin tanımı, nitelikleri ve sınıflandırılması hakkında yönetmelik de gerçekleşiyor. Yani bizim mevzuatımız için 19 yıllık bir kelimedir COBI. Halkımızın önemli bir kısmı daha 6 sıfırı TL'den atamadığı, COBI denince anlaşılamamak normaldir. Ben bir buçuk milyar, bir buçuk milyar kredi kartı çektim. Peki, sen 3 milyar 750 milyon, sen milyar, sen para çekmişsin.

Dolayısıyla Kobe dediğimizde geniş halk kesimlerinin zihninde kocaman bir boşluk oluşuyor olabilir. Ama o kadar çok kullanılıyor ki bu Kobe ifadesi, insan bir süre sonra etrafına sormaya utanır. Ya bu nedir bu Kobe diye. O halde bu bölüme Kobe'yi tarif ederek başlayalım. Gerçekten nedir efendim bu Kobe? YouTube'da yayın yapan Sanayi TV adlı kanal Kobe'yi şöyle tanımlamış.

Açılımı, küçük ve orta büyüklükteki işletme olan COBİ, ekonomik faaliyetlerde bulunan işletmeleri tanımlayan bir terimdir. COBİ'ler, iş dünyasının belirli bir boyut sınırlaması içinde yer alan işletmelerdir. Bu sınırlamalar ülkelere ve bölgelere göre farklılık gösterebilir. Ancak genellikle çalışan sayısı, girosu veya varlık büyüklüğü gibi kriterlere dayanır.

COBI yani küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin baş harfleriyle türetilmiş bir kelime. Fakat bu kelime Türkçe diye bu ifadenin sadece bize özgü olduğu düşünülmesin. İngilizce ifadesi daha evrensel çapta kullanılıyor. Yani Small and Medium Size Enterprise. İngilizcede de Türkçedeki gibi baş harflerinden türetiliyor bu ifade.

Ve dünyanın geri kalanı bizim COBI dediğimiz şeye böylece SMİ diyor. Peki buradan ne çıkar? Şu çıkar. Demek ki üretimi ele alırken tüm şirketler içinde küçük ve orta boy olanlar ayrı biçimde isimlendiriliyorsa demek ki üretim ölçeği son derece önemli. Ve serbest piyasada büyük olmak çoğu zaman çok daha avantajlı. Ne tip bir avantajı vardır büyük işletme olmanın? En tipik avantajı üretim maliyetlerine ilişkindir.

İktisat literatüründe buna ölçek ekonomisi deniyor. YouTube'da yayın yapan Berkay Ekinci adlı YouTube kanalı ölçek ekonomisinin tanımını şöyle yapmış. Firmanın sahip olabileceği en temel rekabet avantajlarından bir tanesi ölçek ekonomisi. Her firmanın belirli sabit maliyetleri ve değişken maliyetleri vardır. İdeal bir iş modeli firmanın büyümesiyle beraber değişken maliyetlerin azalmasıyla firmanın bürüt marjinin artmasına yardımcı olur. Zor ve teknik bir tanımdı sanırım. O halde meseleyi biraz daha kolay hale getirelim. Bunun için üretim maliyetlerine biraz göz atalım.

Üretim sürecinde hem sabit maliyetleriniz var, hem de değişken maliyetleriniz var. Burada enflasyonu kafanızdan çıkarın lütfen. Enflasyon varsa her maliyet değişkendir. Burada değişken maliyetten kasıt biraz daha farklı. Burada kastedilen başlangıçtaki yatırım maliyetleriyle üretime başladıktan sonra katlandığınız kira, enerji, personel gibi giderlerdir.

Birbirine eş değer iki otomobil fabrikası düşünün mesela. Fabrikayı kurmak için 500 milyon dolar gereksin. Bu, otomobil üretiminin sabit maliyetidir. Fakat bu fabrikalardan birinde 50 bin, diğerinde 100 bin otomobil üretilsin. Bu durumda 100 bin otomobil üretmek için daha fazla maliyete katlanacaksınız değil mi? İşte o, üretim ölçeği arttıkça değişen maliyetlere de değişken maliyetler deniyor. O halde hiç sabit maliyetlere katlanmasak olmaz mı?

Bu konuda çok enteresan bir örnek vereyim size. YouTube'da How To Make Everything adında çok popüler bir kanal var. Kanalın yaratıcısı Andy George, bir videosunda tek bir tavuklu sandviçin içindeki her şeyi kendisi üretiyor ve Andy'nin altı ayını alıyor bu sandviç. Andy hiçbir başlangıç maliyetine katlanmıyor. Hiç yatırım yapmıyor. Ne bir makine alıyor, ne bir dükkan açıyor. Sandviçi daha ucuza üretmenin yollarını aramıyor. Saksı alıyor, marula ekiyor, onu yetiştiriyor, sonra tavuk yemi alıyor, tavuğu büyütüyor, ekmeği kendisi yapıyor, peyniri kendisi yapıyor ve sonuç? 6 ay uğraşıyor ve bir sandviçi 1500 dolara mal ediyor. Bakın, bir sandviç 1500 dolara mal oluyor.

Bugünün parasıyla tek sandviçin fiyatı bölümü yayına aldığımız Haziran 2024 itibariyle yaklaşık 50.000 TL. Yani en dinin sandviçi 50.000 TL. Halbuki ne yapmalıydı? Evvela bir üretim tesisi kurmalı, bu tesise çalışanlar almalı, üretim sürecini kolaylaştırmalı, diğer firmalarla iş bölümü yapmalı, mesela saksıda marul yetiştirmek yerine marulu bir başka firmadan satın almalı ve sonuç? 1500 dolarlık aynı sandviç artık 5 dolar.

Fakat bu sefer de çok daha fazla sabit maliyete katlandınız değil mi? Üretim tesisi kurdunuz, personel aldınız, makine tesisatları aldınız vs. Biri hiç yatırım yapmadı ve tek bir sandviçi 1500 dolara mal etti, diğeri başlangıçta büyük maliyetlere katlanarak bir tesis kurdu ve sandviçi 5 dolara mal etti. Hangisi daha akılcı? Eğer çok sayıda müşteri bulabilirseniz, ikincisi daha akılcıdır. Tek bir müşteriniz varsa ve ona bir sandviç yapmak zorundaysanız, e bu da akılcı mıdır, orası size kalmış. Andy'nin 6 ayda bir, 1500 dolara mal edilen tek bir sandviçi üretme yöntemi mi, yoksa başlangıçta çok daha fazla bir yatırım maliyetine katlanarak günde yüzlerce 500 dolarlık sandviç üretmek mi?

Eğer Andy'nin yöntemi daha akılcıymış diyorsanız, kimse sizi tutmasın, kolları sıvayın ve sandviçinizi yapmaya başlayın. Ama yok, bu saçmadır diyorsanız, işte siz ölçek ekonomisinden faydalanmak isteyen, kurnaz bir girişimci gibi düşünmeye başlamışsınız bile. Şimdi ölçek ekonomisini tanımlayabiliriz sanırım. Ölçek ekonomisi, bir ürünün ya da hizmetin üretiminde üretim maliyetlerinin düşürülmesi için üretim miktarının arttırılmasına dayalı bir ekonomik kavramdır. Bu kavram, üretim miktarının arttırılması sayesinde üretim maliyetlerinin düşürülmesini ve böylece ürünün ya da hizmetin daha uygun fiyatlar satılmasını sağlar.

Biraz önce büyük ölçekli üretimler genelde daha avantajlıdır demiştik. Bu avantajın temelinde ölçek büyüdükçe birim maliyetlerin azalması yatar. İki şirketten biri daha fazla üretim yapıyorsa muhtemelen birim maliyeti daha düşüktür. Şimdi, ölçe ekonomisini biraz anlayabildik diye umuyorum. Bu durum bir iktisadi kural değildir ama yani muhtemelen büyük ölçekliler daha ucuza mal edebilirler. Muhtemelen diyorum, kesin hüküm kurmuyorum. Çünkü bazı endüstrilerde ölçeğin lüzumundan fazla büyümesi birim maliyetleri arttırabilir. O halde...

Küçük ve orta boy işletmelerin rekabet avantajı büyük boy işletmelere göre daha düşüktür desek doğru olur. Kobiler eğer büyük bir işletmeyle aynı ürünü üretiyorsa muhtemelen bir kobi bu ürünü daha pahalıya üretecektir. Dolayısıyla büyük boy işletmelerin ürünleri daha ucuz olduğu için kobilerin ürettikleri piyasada talep görmeyecektir. Ozan bir sorum var. Tabii dinliyorum.

İyi de bu kobiler için hiç iyi bir haber değil. Büyükler küçükleri her zaman yutar bu durumda. Küçükler sadece büyükler izin verince mi büyüyecek? Yok öyle değil. Büyük ölçekli işletmelerin aynı sektördeki küçük ölçekli işletmelere göre birim maliyetler konusunda daha avantajlı oldukları doğrudur evet.

Fakat bu, kobilerin büyük işletmelere karşı hiç avantajı olmadığı anlamına gelmez. YouTube'da eğitmen yazar Aysan Doğaner, Cevap TV'ye kobilerin avantajlarını anlatmış. Kobiler küçük işletmeler, yeni kurulan işletmeler ve bunlar girişimci özellikleri, yaratıcı ve yenilikçi özellikleri yüksek olan işletmeler. Bu da onların daha yeni ürün ve hizmetleri ortaya koyabilmelerini ve rekabetle öne çıkmalarını sağlıyor.

Demek ki kobilerin ilk avantajı, yeni ürün üretme kabiliyeti ve inovasyonda aranmalı. Büyük bu işletmeler, çok sayıda çalışanı olan, operasyonel yönetimi daha kurumsal bir yapı gerektiren, bu nedenle de daha hantal işletmelerdir. Bu hantallıkları, değişime adapte olma hızlarını yavaşlatır. Dolayısıyla değişime adapte olabilmek, büyük işletmeler için çok daha maliyetlidir.

COBİ'ler ise yeniye, inovatif olana hem daha çabuk uyum sağlayabilir hem de yeni olanı daha kolay keşfedebilir. Bunun ötesinde COBİ'ler değişikliklere, kriz ortamlarına daha hızlı adapte olabiliyorlar ve büyüme süreçlerinde de her an toplumsal ya da piyasa değişkenliklerine daha hızlı uyum sağlıyorlar ve bu da onların daha başarılı ürünler, hizmetler ortaya koymalarını sağlıyor ve büyük firmalar karşısında da avantajlı duruma getiriyor. Kobilerin değişime adapte olabilme hızları özellikle ekonomik dönüşüm süreçlerinde kobilerin önüne büyük fırsatlar çıkarabilir. Şu anda da bir ekonomik dönüşüm sürecindeyiz desek yalan olmaz sanırım. Yeşil ekonomiden tutun, yapay zeka teknolojilerine kadar her şey yeni bir şafağın arefesinde olduğumuzu gösteriyor. Bu da geleceği gözleyen fütüristlerin gözlerini kobilere çevirmesine neden oluyor.

Şimdi, bunlar mikroölçekte bir COBİ ile büyük ölçekli işletme arasındaki avantaj ve dezavantajlara ilişkin özet bilgilerdi. Ama COBİ'lerin asıl önemi makroölçekte incelendiği zaman daha net ortaya çıkıyor. Yani ülke ekonomisi baz alındığında COBİ'ler daha büyük bir anlam kazanıyor. Zira bir piyasadaki tüm mal ve hizmetlerin büyük ölçekli işletmeler tarafından üretilmesi mümkün değil. Düşünün, milyonlarca çeşit mal ve hizmetin alınıp satıldığı bir piyasadan bahsediyoruz. O halde milyonlarca büyük ölçekli işletme kurmamız lazımdı. Yani ekonominin kobilere ihtiyacı var.

Teknolojiyle kafası karışık bir kobiyim diyorsan, Vodafone Biznes teknolojileri birçok konuda yanında. Hadi beraber yapabileceklerinize bir bakalım. Örneğin işletmenin enerji maliyetleri bütçeni epey zorluyor. Bir yerde kayıp kaçak mı var, yoksa fazla tüketim yapan bir makine mi? Sana bu konuda yardımcı olabilecek RED Enerji'nin teknolojisi sayesinde fazla tüketim sağlayan cihazları tespit edebilir, maliyetlerini %30'a kadar düşürebilir, karbon emisyonunu azaltarak sürdürülebilirlik hedeflerine de daha rahat ulaşabilirsin. Vodafone Bizos'un sunduğu Bulut Bilişim Altyapısı sayesinde büyük altyapı yatırımları gerektiren, veri merkezi kurmak, onları işletmek gibi büyük maliyet kalemlerinden kurtulabilirsin. Üstelik kullandığın kadar öde modeliyle de tasarrufunu yapabilirsin.

Gelelim programlamaya. Fabrikanın vardiya ve cihaz çalışma saatlerini izlemek, üretim adetlerini kontrol etmek ve verimliliğini arttıracak birçok konuda çözümler bulmak için akıllı fabrikayı kullanabilirsin. İşletme maliyetlerini kontrol altına alan teknolojiler sayesinde kolayca işini büyütebilirsin Kobi. Çok kolay gelsin.

Şimdi aradan önce kobilerin makro ölçekteki anlamından bahsetmiştik. Öyleyse gelin mikro ölçekten çıkalım ve makro ölçeğe yükselelim. Türkiye ekonomisi için kobilerin anlamına bir bakalım. Öncelikle Türkiye'de kobiyi nasıl tanımlıyoruz onu öğrenelim. Nedir kobi? Küçük ve orta büyüklükteki işletme. İyi de ölçeğin küçük veya orta boy olduğunu nasıl anlayacağız? Cosgap'in en güncel kobi tanımı şöyle.

250 kişiden az çalışanı istihdam eden, yıllık net satış hasılatı veya mali bir ançosunun herhangi biri 500 milyon lirayı aşmayan işletmeler COBI olarak tanımlanır. Biraz önce COSCEP'li demiştim, hemen açılımını da söyleyelim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri, Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı. Cosgap, mikro ve küçük bu işletmeleri de tanımlamış. Merak edenler için Cosgap linkini açıklamalara bırakıyorum. Şimdi, Cosgap'in tanımına göre çalışan sayısı 250'den az olacak. Yıllık net satış hasılatı da bugün için, yani haziran 2024 için 500 milyon lirayı aşmayacak. Fakat enflasyonist bir ekonomide yaşadığımız için bu söz konusu 500 milyon lira giderek güncelleniyor.

Fakat bu kritere göre tahmin edersiniz ki yeni kurulan girişimlerin hepsi COBİ'dir. Mesela Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK, Aralık 2023'te küçük ve orta büyüklükteki girişim istatistiklerini yayınlamış. Verilere göre 2022 yılında Türkiye'deki her bin yeni girişimin 997'si COBİ ölçeğinde gerçekleşmiş. Binde 997. Başka bir ifadeyle her bin yeni girişimin sadece üçü büyük ölçekli.

O halde, baştan bu yana sorguladığımız, büyük ölçekli işletmelerle Kobe'ler nasıl rekabet edecek sorusuna bir ilave yapmak gerekir. Yahu zaten girişimlerin binde 997'si Kobe ise, Kobe'lerin büyüklerle rekabeti değil, Kobe'lerin kendi arasında rekabeti daha çetin geçiyor demek. Türkiye'de COBI ölçeğinde faaliyet yürüten kaç şirket vardır desem cevabınız ne olurdu? Toplam şirket sayısı. 100 bin, 500 bin, 1 milyon. Cemil olabilir mi? Cemil. Suat. Yusuf. Orhan? Hepsi yanlış, sıkı durun. 2022 itibariyle Türkiye'de kobi ölçeğinde üretim yapan işletme adedi tam olarak 3.773.000 adet. Yani mikro, küçük, orta ve büyük boy işletmelerden oluşan tüm bu habitatı bir ormana benzetsek, mikro işletmeler

sayı itibariyle tabana yayılmış çimlere benziyor denebilir. Çok küçükler ama çok fazlalar. Bu ekosistem içinde mikroölçekli işletmelerin temel fonksiyonu nedir peki derseniz, mal ve hizmetlerin toptan veya perakende ticaretidir derim. Yani mal ve hizmetleri piyasanın en uç noktalarına taşıyan işletmeler mikroölçekli. Sayı verelim, 3.773.000 COBI'nin 3.428.000'i mikroölçekli işletme.

Bu kadar işletmenin her biri her gün yeniden kuruluyor ve her gün yeniden batıyor. Türkiye'nin COBİ sayısı giderek artıyor. Fakat bu artan COBİ'lerin önemli bir kısmı hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor. Burada hayal kırıklığının en tipik nedeni finansmal zorluklarıdır. Bu nedenle sadece Türkiye'de değil, dünyanın hemen her yerinde bankacılık sistemi ve ekonomi yönetimleri COBİ'lere özel bir ihtimam gösterirler.

Birazdan dinleyeceğiniz an olsun benzerlerini son beş yılda onlarca kez duyduk. Bugün, lansmanını yaptığımız kredi paketiyle birlikte başta imalatçı ve ihracatçılarımız olmak üzere. Her birinin bir araya gelerek oluşturduğu büyüklük, ulusal ekonomiler için oldukça büyük. Bu durum, kobilerin finansal güçlükler yaşaması halinde ulusal ekonomiyi de zora sokuyor.

Eğer kobiler zayıfsa, ülke ekonomisi kobilere sürekli arka çıkmak zorunda kalıyor. Fakat bazı kobiler var ki, ülke ekonomisi için tek başına bile anlam kazanabiliyor. Mesela bilmem duydunuz mu, mutlaka duymuşsunuzdur da hatırlar mısınız onu bilmem, Peak adlı oyun şirketi, o da bir kobi olarak 2010'da kurulmuştu. Çalışan sayısı baz alındığında orta boy bir işletmeydi. 10 yıl sonra, 2020'de Peak Games adlı şirket,

Türk oyun şirketi PİG, dünyanın en büyük oyun platformlarından biri olan Zynga tarafından 1.8 milyar dolara satın alındı. gurur veren bu gelişme, Türk oyun sektörünün de önünü açmış oldu. 100 kişinin çalıştığı bir kobi diyebiliriz Peak Games için. 2020'de 1.8 milyar dolarlık bir satış değerine ulaşabilmeyi başarmıştı. Yani kobi deyince ölçeyi küçültün ama vizyonunuzu lütfen büyütün. 2010'da genç bir girişimci Sidar Şahin'in başarı hikayesi, kobilerin de vizyonunu genişletiyor. Konunun ilgilisine de unicorn denilen kavramı öğretiyor.

Zira Peak Games, Türkiye'nin ilk Unicorn ünvanına sahip firması. Ne demek peki bu Unicorn? Faraday adlı teknoloji şirketinin kurucu ortaklarından Burak Sefer, Unicorn işletmeyi şöyle tanıtmış dört evvelle Türkçe'ye. Unicorn, aslında startup camiasında 1 milyar dolar değerlemeyi geçen startuplar adınıyor. Tüm dünyada 600'ün üzerinde Unicorn mevcut.

Türkiye'de ise bu yıl ikinci unicornumuzu çıkardık. Türkiye'nin ilk unicornu Peak Games, bu habitatın vizyonunu nasıl ileri taşıdıysa, ikinci Türk unicorn Getir'de aynı şekilde popüler oldu fakat son haberler Getir'in Avrupa'da hüsranla sonuçlandığını gösteriyor. Gazeteci Barış Soy'dan kendi YouTube kanalında Getir'in de hikayesini anlatmış. Avrupa'yı terk eden bundan sonra sadece Türkiye'ye devam edecek olan getirin değeri de bütün bunlar sonrasında 11.8 milyar dolardan 2.5 milyar dolara düşmüştü. 2.5 milyarcık. O hala bir unicorn. Fakat her kobi bir unicorn olmak üzere yola çıkmıyor elbette. Bu ifadeler daha ziyade teknoloji şirketlerinin literatüründe daha popüler. Dünya'da da öyle tabii. Dünyanın en hızlı büyüyen şirketleri teknoloji alanında faaliyet yürütüyor.

Fakat teknoloji denince, sadece teknoloji şirketlerini düşünmeyin. İmalat sanayinde de artık teknoloji yoğun üretimler yapılıyor. Fabrikalar giderek daha teknolojik hale getiriliyor. Fakat TÜİK verilerine göre, Türkiye'deki COBİ'lerin sadece %0.7'si ya da %1000'de 7'si diyelim, yüksek teknoloji sınıfında üretim yapıyor.

Aynı verilere göre %11.4'ü orta-yüksek teknoloji sınıfında, %31.5'u orta-düşük teknoloji sınıfında ve %56.4'ü ise düşük teknoloji sınıfında üretim yapıyor. Konu teknoloji olunca durum pek parlak değil gibi. Unicornluğu teknoloji şirketlerinin literatüründe bırakalım ve Türkiye'ye gelelim öyleyse. Bizde buna benzer bir literatür var mı? Evet, var. Hiç duydunuz mu? Ceylan yatırım. Coscap, Ceylan yatırımı şöyle tanımlamış.

3 yıllık bir süre içinde yıllık ortalama %10'dan fazla büyüme gösteren 5 yaşına kadar olan işletmelere Ceylan yatırım denilmektedir. TÜİK'in verilerine göre 2022 yılı itibariyle Türkiye'de Ceylan yatırım statüsünde 5851 COBI var. Şimdi diyebilirsiniz ki, ya bu kadar eften püften kategoriye ne gerek var? Sevgili dostlar, bu kadar kategorizasyonu boşuna yapmıyorlar. İşletmeciler bu kategorilere ayrı ayrı yoğunlaşarak bazı analizler yapıyorlar.

Mesela Ceylan yatırım satüsündeki işletmelere özel danışmanlık verilmeli deniyor, finansal desteklerde özel öneme sahip hale getirilmeli deniyor, altyapı ve teknoloji desteği sağlanmalı falan. Yani makroekonomik manada anlam ifade ediyorlar. Faizlerin yükselmesi ise finansmana erişimi zorlaşan Kobe habitatı için iyi haber değil. 24 Mayıs tarihli Dünya Gazetesi haberi şu şekilde.

Kapanan şirket sayısında artış. Son aylarda kısmen yaşanan ekonomik durgunluk, şirket kuruluşu ve kapanışına dair verilere yansıdı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Nisan ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre Nisan'da kurulan şirket sayısı Mart ayına kıyasla %27 azalışla 8.783'den 6.405'e geriledi.

Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da %10 artarak 1849'a çıktı. Mart ayında 1678 şirket kapanmıştı. Nisan'da kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre %30,2 azalırken, kapanan şirket sayısı %29,9 artış gösterdi. Kobiler için değişim süreçleri ne kadar fırsatlarla doluysa, özellikle finansal zorluklara en duyarlı ölçeğe sahip işletmeler de yine kobiler.

Büyük işletmelerin belli bir ölçüye ulaştıktan sonra batmaları çok ama çok zor. Bu nedenle büyük işletmeler çok daha kolay ve ucuz finansmana ulaşabiliyorlar. Fakat COBİ'ler için finansal zorluklar oldukça hayati. COBİ'ler de ülke ekonomisi için hayati. İşte tüm bunlar COBİ ifadesini gündelik dilimizde kullanılan bir kelime haline getiriyor. Bölümün başında bu ifadenin teknik bir işletme kavramı olduğunu ama yine de gündelik dilimizde yer ettiğinden bahsetmiştik.

Sanırım bu işletme teriminin ne açıdan önemli olduğunu şimdi daha iyi kavradık. Bölümün destekçisi Vodafone Business'a teşekkürler. Trend ekonomiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar ekonominin üretim kısmıyla da ilgilenmenizi dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)