Podcast

S3E26: Sınav Mevsimi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz sınav mevsimi ardından sınav ve ona dair aklında kalanların canını okuyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.564 kelime · ~13 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo kayıp eşya bürosu buyurun. Bir saniye aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour kayıp eşya bürosuna hoş geldiniz. Bu ne sesiydi diye soracaklara hiçbir cevabım yok. Sadece yani kulağımda böyle bir serinlik yarattı diyebilirim belki maksimum. Görüşmeyeli neler yaptınız bakalım? Bürosunun gülleri o tatlı popişkonuz oturduğunuz yerlere iyicene yapıştı mı? Bazalardan, dolaplardan vantilatörler çıkarıldı mı? Veyahut da 2024'ün ilk klimasının altında uyuyakalındı mı? Beliniz, bıkınınız tutunulundu mu? Ekonomik durumlarınız nasıl bilmiyorum ama hepinize hitap etmek istediğim kesin.

Öncelikle bu ay yani haziran ayı itibariyle küçük bir sezon arası vereceğimi duyurmuş olayım. Daha önce de dediğimiz gibi ne miladi ne hicri yolumuz eğitim öğretim takvimi. Dünyamdan atamıyorum. Haziran itibariyle bütün şalterler kapanıyor.

Transkriptin tamamını oku

Eğitim öğretim takvimi demişken gelen mesajlardan anladığım kadarıyla bazı sınavlara girilmiş. He? Bazı gelecek kararları için ilk sınavlara girilmiş. Artık şu anki adları ne oldu onu ben takip edemedim. Zaten sınav sistemimizi takip etmeyi komple bırakalı da ben bayağı oldu. Günlerdir yazıp yazıp sildiğim, bir türlü sonunu getiremediğim podcast bölümleri defter kenarlarında yarım yamalak bekleye dursun. Bir bürosunun gülü sınav öncesi moral podcast'i istemiş. Ablam demiş. Kurban olayım cuma gününe kadar yeni bölümü sal, istersen market listeni oku, yeter ki arkada bir şeyler anlatan sesin olsun demiş. Öncelikle bu bürosunun gülünü tebrik etmek istiyorum çünkü sınava iki gün kala artık test çözmeyi bırakmış, koymuş götüne.

Demiş ki Özgem'in sesi olsun da ne olursa olsun zaten yeterince çalıştım demiş. Özgesi bunlara kurban olsun! Büyüdüler de üniversitelere giriyorlar ya! Özgem, ya anlattıkların Sabih Sübyan'a, geleceğimizin mimarlarına, yarınlarımızın teminatlarına fon sesi olmuş. Beyaz gürültü, dinleye dinleye sen baştan ayağa bir beyaz gürültü olmuşsunuz Özgem. Onur duyarım.

Tabii ki sınavınıza yetişmedi. Yetişmeyecek yani. Yetişmeyeceği de zaten belliydi ama. Hani bir sabah uyandığınızda her şeyin sonunda bittiğini idrak ettiğiniz ve duvara bomboş gözlerle baktığınız, kendime çay mı koyayım, su mu içeyim, önce yüzümü mü yıkayayım yani bunları bile sıralamakta zorlandığınız bir an olacak. Her şeyin bittiği ve her şeyin aynı zamanda yeni başladığı bilgisi çınlayacak göz bebeğinizde. Hah, işte tam o an basarsınız play'e bu bölümü dinlersiniz.

Yetişkinler zaten hayatın kendisine bir sınav olduğunu anlayacak kadar gün gördüğü için biz de valla artık giren çıkan yok. Nostalji bölümüdür der, bağrımıza basarız. Yeter ki siz okuyun. Siz yeter ki okuyun oğlum, kızım. Siz valla siz okuyun diye her şey. Benim lise sonu ile ilgili anılarım, yıllık yazılarım ve cap atma törenim de sonlanıyor.

Sınava nerede girdim? Kimle nasıl gittim? Üstümde ne vardı? İçeride kaç dakika kaldım? Çıkınca ne yaptım? Bunların hiçbirini hatırlamıyorum biliyor musunuz? Yani üniversiteye gitmek önemliydi ama neden önemsizmiş gibi yapıyordum? Neden hayal kuramıyordum? Kendime neden bir hedef koyamıyordum? Neden oturup harıl harıl çalışamıyordum? Annem babam üzerimde asla bir baskı kurmadığı halde, kendi geleceğim için neden kendi kendime aksiyon alamıyordum? Neden hırslı değildim? Neden rekabetten kaçıyordum? Neden korkuyordum? Ve aradan 18 sene geçmesine rağmen bu soruları neden şu anda da uyanır uyanmaz kendime soruyorum. Ta da! Sürpriz!

A. Gelecek Kaygısı B. Başarısızlık Şeması C. Sefa Pezevenkliği D. Hepsi

Bir ara ülkemizde sınav dönemi konulu yapımlar çok revaçtaydı, birosunun gülleri. 2006 yılında vizyona giren sınav filmini gidip sinemada izlediğim zamanı, bak onu çok net hatırlıyorum, o zamanlar 9 yaşında olan kardeşimle birlikte Pendik Güneş Sineması'nda bu filmi izlemiş ve baştan aşağı Salya Sümük içerisinde bütün sinislerimiz dolu bir şekilde eve, yürümüştük, düşünün çıkışında bir McDonald'sa bile oturamamışız yani. İzlememiş olanların açıp izlemesini şiddetle tavsiye ederim, bence tam zamanı. Bir grup lise öğrencisinin sınav sorularını çalma macerası olarak tek cümlede katmansızca özetleyeyim de filmde olan biten size sürpriz olsun. Aslında zaten bir sürpriz var, soruları çalanlar FETÖ'cü değil. Dikkatinizi çekecektir.

Beğenirsiz, beğenmezsiz önemli değil. Adı, kısaltması ne olursa olsun sınav sistemimizle ilgili değişmeyen tek bir şey olduğunu görmeniz açısından bence bu film önemli. Değişmeyecek olan o şey de gelecek kaygısı. Atasporumuz gelecek kaygısı, halk dansımız gelecek kaygısı, yöresel yemeğimiz yoğurtlu gelecek kaygısı. Kaygı varsa ve cool biriyseniz maalesef paniklemezsiniz, eliniz ayağınız titremez, uykusuzluk çekmezsiniz, saçınız başınız dökülmez. İnsanlar kaygılandığınızı anlamaz, siz de anlamazsınız.

Umursamadığınızı, önemsemediğinizi, sistemin dışında bir kul, bir asi olduğunuzu falan düşünürler. Ve siz de maalesef öyle düşünürsünüz, kendinizi öyle zannedersiniz. O kadarını biliyorsunuzdur. Yani o kadar hormonlarla dolu kafanız ancak o kadarını alabiliyor. Yapacak bir şey yok insan gelişimi.

Yani etrafta biri de çıkıp demez, güzel kızım, Özgem, bu umursamamak, ilgilenmemek değil, bu kaçınmak, bu dona kalmak, bu tevkisizleşmek gülüm benim, demez. Rakı, şiş kebap, lokum ve gelecek kaygısı. Ülkemizde Batı cenahtan gelen yabancılara sorun, onlar da aynısını söylüyor. Biz kendi ülkemizde huzurdan, refahtan, gayri safi milli hasladan bitap düştük ya. Yaprak kımıldamıyor. Vallahi bilekleri kesecek duruma geldik rahatlıktan. Burası çok heyecanlı. Olay bitmiyor. Her an yeni bir şey çıkıyor. I feel alive bitch diyorlar. I feel alive dediği de daha bir buçuk sene önce Taksim'in ortasında bomba patlaması falan ama mesela. Alive hissetmeye devam edebilirsin umarım kardeşim. Yani we all wanna feel alive in this fucking lovely country diyelim. Ve bu bilingual kısmı da kazasız belasız sonlandıralım.

Filmle ilgili şu bilgiyi vermem şart. Spoiler sayılmaz çünkü afişinde falan da göreceksiniz. Hiç beklenmedik bir yerde sınav filmine Van Damme giriyor. Jean-Claude Van Damme. Dövüş adam. Street Fighter. Ve ülkemizin de büyük hayranıdır aynı zamanda. Bilmeyenler için Jean-Claude Van Damme'ın şöyle söyleyeyim, kendisi halatlarla galiba ülkemizde kamyon çekmişliği falan vardı diye hatırlıyorum. Şimdi bak bunu teyit etmedim ama kesin bir yerlerden çıkar. Bilmeyenler için bu hayranlığı kanıtlayacak. Size üç haber başlığı vereceğim şimdi.

Altın Portakal Film Festivali için Türkiye'ye gelen oyuncu Jean-Claude Van Damme, festival sonrası Büyükçekmece Belediyesi'nde yapılacak bir organizasyon için İstanbul'a geldi. Düşünün, Büyükçekmece Belediyesi'ne... Büyükçekmece'ye bütün dinleyenlerime selam gönderiyorum. Dünya'da ünlü Jean-Claude Van Damme, Kocaeli'nin İzmit ilçesinde ortağı olduğu spor salonunun inşaatında incelemelerde bulundu. İzmit'e gidecek... İzmitli dinleyenlerime de selam gönderiyorum. Altın vuruşu yapıyorum, hazırsanız.

Bu kez rol yapmadı. Gazetecilere uçan tekme attı. Detayı hak eden bir haber başlıyor. Aksiyon yıldızı Jean-Claude Van Damme İstanbul gecelerini birbirine kattı. Alkolü fazla kaçıran oyuncu gazetecilere dayak attı. İki kadınla Reyna'da eğlenen Van Damme alkolü fazla kaçırınca olanlar oldu. Ayakta durmakta zorluk çeken yıldız elindeki içki bardağını yerlere atıp kırdı ve dizlerinin üstünde çöküp bağırmaya başladı.

Bu olay karşısında yanında bulunan yardımcısı mekandaki bütün misafirlerden tek tek özür diledi. Ardından da oyuncuya 10 dakika masaj yaparak Yıldız'ı sakinleştirmeye, sakinleştirmeye çalıştı. Yani Jean-Claude Van Damme tam da ne biçim ülke sevgisi diyecektim ama tam da gerçekten Türkiye'yi seven birinden beklenecek bir vatan sevgisi diyebilirim. Sevişme dövüş benle, kavgaya karış benle, iyi günde kötü günde İzmit'e kadar yarış benle demiş Jean-Claude Van Damme'miz. İşte öyle de bir adamdı. Sonra ne oldu? Işıt Reyna'yı taradı. Van Damme'ın da ayağı kesildi. Herhalde ülkemizden bilmiyorum. Ne zamandır uğramıyor. Hayırsız. Unuttu iyice bizi valla. Vefasız. Buralarda bir yerde bir reklam girecek. Biz de su yakmıyoruz ona göre. Dönünce toparlayacağım.

Şu an üniversiteye girmek için bir değil, iki değil, tam bir dizi... Tam sayısını da şey yapamadım. Bir dizi sınava girmek gerekiyormuş sanıyorum. AYT, TYT, YDT falan derken... ...neredeyse ortalama erişkin bir ülkenin ihtiyacı olan... ...yasa dışı sol örgüt sayısı kadar kısaltma var. Kusura bakmayın, şuradakini de buraya koymadan... ...duramadım valla yine.

Her geçen gün fonda çalan olacak o kadar şarkısının sesi yükseliyor bende. Ben yaşlanıyorum Büros'un gülleri. Bana artık birazcık müsamaha gösterecek. Bak cümle içinde müsamaha falan dedim. İyice gitti gerçekten. Levent Kılıca rahmet istedi diyelim. Ve vakti olan pausa bassın. Şu an üç kulhü bir elhamını okusun. Arka fond değil yalnız. Fonda çalan.

Aman diyeyim. Yan profil de değil profil. Geçen bölümlerden birinde ben proses süreci diye bir ağzımdan bir şey çıkmış. Türkçesinin gülü düzeltti. Ben günlerce ben önümü göremedim utançtan. Kendi zamanın eşit ağırlıkçısı olarak böyle bir hata yaptığım için kahroldum. Ben bir hani eşit ağırlık hala var mı bilmiyorum ama. Ki eşit de değildi bu arada ağırlıklar. Çocuklar biliyor musunuz? Valla. Ben de o yaşa kadar eşit sanıyordum. Hatta emindim ağırlıkların eşit olduğuna. Ben sadece Türkçe, matematik ve İngilizce bilerek, resim yaparak pasparlak bir geleceğin beni beklediğini sanıyordum. Sonra matematik bilmediğim ortaya çıktı. Çok çok çok acı bir şekilde matematik bilgimin bir noktada sonuna gelmişim. Hiç kimse de söylemiyor. Halbuki her şey çok güzel başlamıştı. LGS'yi atlatmış bir Anadolu Lisesi'ne girmiştim. Buradan da tüm köy hizmetleri Anadolu Lisesi'lilere selam ederim. Koca bir sene sadece İngilizce hazırlık okumuş, arada Türkçe dersi, resim dersi... Hayalimdeki müfredatın içindeydim. Matematiğin M'sini bile hatırlamıyordum ve işin kötüsü özlemiyordum da. Sonra en beklemediğim anda değişmiş ve gelişmiş bir şekilde karşıma çıktı orospu çocuğu, bu kahpe ders, bana fonksiyonlardan, polinomlardan, hiçbir şeyi bilinmeyen denklemlerden bahsediyorlardı ya. Yavaş be kardeşim be! Ben daha bir sene önce past, perfect, present tense'ların hepsini yemişim, yutmuşum, zaman kırılması yaratmışım başka bir dilde. Sen bana neden bu kadar soyut bir matematikle giriş yapıyorsun? Hayır, bir de teoride anlıyor gibiydim. Bayağı gözlerinin içine baka baka dinliyordum, notlar alıyordum. Hocamın yani...

Halbuki bilgiler kafamın içinde oturacak yer bulamayıp çıkıp gidiyorlarmış. Bunu ben lise hayatımın ilk matematik sınavından 10 aldığım gün anladım. 100 üzerinden. 10. Herhalde adımı soyadımı doğru yazmışım. Oradan mı vermiş? Hiç bilmiyorum. Sözelim kuvvetli çünkü. Böyle mi olacaktı? Böyle mi olacaktı? Tanrım suçumuz neydi? Kafamın içinde dönüp dolaşan bu şarkıyla ben günler, haftalar, aylar geçirdim. Daha lise 1'deyim. Şuncacım, bok kadarım ya.

E ben aptalmışım meğerse. Ben şok. Ben buraya kadarmış. Herkes şok. Anne baba şok. E bu kız nasıl oldu da Anadolu Lisesi'ne girdi o zaman diye onları anlamaya çalışıyor. Matematik öğretmeni şok. E derste anlıyor gibiydi anlamıyormuşum. Sadece aktif bir şekilde dinliyormuşum ben sizi hocam. Çok güzel anlatıyordunuz. Performansınızı izliyormuşum meğerse. Ki bu da yine aslında bir şey demektir de ne yani işte bilmediğimiz için o zaman. ki ben bunu hala bazen yaparım. İnsanlar onlarla, anlattıkları konularla ilgilendiğimi düşünür. Ben halbuki sadece elini kolunu, hevesini, duygusunu izlerim. O zamanlar olayın şokunu atlatıp bir bilene danışaydık, benim beynimde bir hasar mı var diye bir kontrol ettireydik, bir MR'a, bir şeye gireydik, duyacağımız şey şu olurdu. Evet.

Nasıl söylemeliyim bilmiyorum bir anne baba olarak bunu duymak her zaman zordur. Ama evet maalesef kızınızın beyninin soyut matematikle ilgilenmesi gereken bölümleri hormonları tarafından işgal edilmiş durumda. Evet evet maalesef aklı fikri erkeklerde öpüşmekte ilk öpüşmesinde maalesef evet bakın göstereyim hemen şurada röntgende göreceksiniz şu kısımda. Normalde permütasyon kombinasyon konusunu komple anlayabileceği kadar bir alan var. Fakat bakın şu an bu alan İlhan Mansız'ın Dünya Kupası'nda Senegal'e gol attıktan sonraki halinin posteri tarafından boydan boya ele geçirilmiş. Kuşa kağıda. Üstsüz posteri. Posterin orijinali üstsüz değil bu arada. Fakat Mansız formasını eliyle şöyle bir hafif ucundan kaldırdığı için ne yapmış? Ooo hormonlar onu çıkardı attı diye kendi kendine tamamlamış manipüle etmiş o görseli. Ve permütasyonun olduğu yere krallar gibi yerleşmiş.

Yine bu kısmın sağında olasılık hesabı için bir alan var. Orası da bence kesinlikle kullanılabilirdi. Bu alanda Athena Gokhan'a tahsis edilmiş durumda. Şarkısında sadece dudağından öpmek istedim dediği için... Evet. Aynen öyle. Kızınız artık sadece Athena Gokhan'la öpüşme olasılıklarında. Geçmiş olsun. Artık hiç yapacak bir şey yok. Ergenlik. Cinsellik. Siz hiç bastırmayın. Bir doktor olarak tavsiyem. Aman diyeyim valla hiç... Yani olan olmuş. Siz bu kızın cinselliğini bastırmayın. Sonra daha kötü oluyor yetişkinlikte.

Öyle o kendi kendine kafasının içinde onunla bununla öpüşsün dursun. Başka bir alana yönlendirin. Naçizane tavsiyem. Keşke böyle bir yetkili olsaydı. Evet, benim 2006 ÖSS'de bokum gibi matematik netlerimin müsebbibi Athena, Gökhan'dır, İlhan Mansız'ın Senegal'e attığı goldür diye. Bağlasam ya burayı. Hiç kaygı kuygu girmeden sıfır sorumluduk.

Ama bu arada geçmişe dair hiç keşkem yok, onun altını çizmek isterim. Yani yanında büyük büyük tikler atılmış deneme soruları hep içimde bir ukde olarak kalacak ama yani ne yapalım? Hayır, hayallerim doğrultusunda yapmaya gerek görmemiş olsaydım mesela bu soruları, bu kadar koymayacaktı bana. Hani yapacağımdan emin olduğum bir dönemde tokat geldiği için bir de üstüne acımadı ki ya falan gibi saçma salak haller hareketler ve 20 sene önce oldu bu düşünün orası işte koydu orası çok o hala da bak demek ki yaranın yeri var ki hala burada bak kaç sene olmuş hala anlatıyorum E peki neden söz elci olmadın Özgen? Tarif sevmiyordum ve daha sigaraya başlamamıştım. Yabancı dil okusaydın. Sınıf açmadılar. Başka okula geçseydin. Geçemedim. Aşık olmuştum. Allah belamı versin ki aşık olmuştum. Daha bıyıkları yeni terlemişim. Rezil. Kendim ergenim. Aşık olduğum ergen. Başka okula da geçemedim. Matematikten de geçemedim. Öpüştüm. Doya doya. Doya doya öpüştüm çocuklara. Ayıp değil, günah değil. Orada öpüştüm, burada öpüştüm, Kayalıklarda öpüştüm. Okul çıkışı her yerde öpüştüm. Hiç valla acımadım. Allah başka yaşanmamışlık vermesin. Bak şimdi söyledikçe de yine biraz içim soğudu. Okey gibiyim galiba ya. Valla ya Allah muhafaza ya eğlenememiş, festivallere gidememiş, Kayalıklarda sevgilisiyle öpüşememiş, yiyişememiş, anası babası kafayı namusla bozmuş bir kız olsaydım. Matematikten furt çeken abaza olsaydım ya. Bak o hiç çekilmez şu an.

Hani hala görürseniz kaçın matematikten ful çeken abaza. Mühendisler hepinizi selamlıyorum ama yani şey yapın cinselliğinin gülleri ve duygusal zekamdan da öpelim hep beraber bence. Valla kim bilir belki ben de kendime bir hoca tutup çekmecemde çözülmeyi bekleyen matematik tüm konular soru bankasını çözerim. Bir tane yks patlatırım lan bu yaştan sonra. Hı? Katsayı falan da kalkmış. Kelanacılar ulan yeğsinize. Valla umrumda olmaz biliyor musun? İyi puan alırsam da tercih yapar baştan okurum. Ona göre hiç gözünüzün yaşına bakmam. Şu anki kaygımdan kaçmak için eski bir kaygıya sığınmak yakışmaz mı bana ya?

Bir düşünün. Vallahi ne yapacağım? Şimdi ne yapacağım? Ya tekrar bir şey yazamazsam? Ya komik olmazsa? Ya ben komik olmak istemezsem? Ya atıyorum dram yapmak istersem ve yapamazsam? Ya bilet satamazsam, geçinemezsem, evden atılırsam, unutulursam, silinirsem, yok olursam? Bunları düşüneceğime özel hoca tutarım, matematik dersini alırım, anlatsın. Soru çözdürsün, ödevler versin, yaprak testleri aldırsın, soru bankaları bitirtsin. Ben tekrar sınava gireyim ve ne okuyayım? Ne meşgul tutar beni? Bu saatten sonra doktor olup dayak yiyecek halim yok.

Arkeoloji okuyup Londra'ya gidebilirim. Evet, müzedekilere bunlar bizimle deyip çorlayıp geri alabilirim. Mesela öyle bir şey olabilir. Hukuk okuyayım mesela. O çok iyi olur. 4 sene. O hukuk bitmez. Eniştenizle de konuşacak konumuz olur. Anayasa hukukundan girerim, efendime söyleyeyim işte fikri, mülkiyet, insan hakları, Roma hukuku, ceza hukuku, adli tıp, icra, iflas, ticaret, bilişim, milişim derken valla zaman su gibi akar, geçer. Kendi anlık gelecek kaygımı da unutturur bana.

Çok iyi değil mi? Ben mezun olana kadar da benim şu anki kaygılarım kendiliğinden zaten tası tarağı toplayıp gitmiş olurlar diye. Umuyorum. Bizden ilgilenmiyor, biz en iyisi gidelim derler. Olabilir, ne biliyoruz? Ay, ne biçim bir bölüm oldu be bu da. Güya moral verecektik gençlere, yine gün sonunda benim kendi moral rezervlerimin dibini sıyırdık. Keşke hakikaten market listemi mi okusaydım ya? Ha, ne diyorsunuz? Ya da hayalet sevgilimin sözleri, o konuda da çok iste kalıyorum.

sevmesen de beni özledim sesini git desem de yine gitmesen yıllardır çektiğim bu hasret mi iç ile mi haram mısın bana bir bilsem bebeğim benim hep beraber hayalet sevgilim bebeğim Hayalet sevgilim İrem de bu arada hukuk mezunudur. Buradan kendisine de selam gönderiyorum. Bütün selamlar yerlerine ulaşsın çok istiyorum. Market listem. 15'li organik yumurta, süzme yoğurt, salatalık, pembe domates, maydanoz, bitter çikolata, bol tuzlu çekirdek, altılı maden suyu, yumuşatıcı.

Sizi çok seviyorum. Muhteşem bir yaz ve kendinizi özgür hissettiğiniz, büyüdüğünüz, eğlendiğiniz bir üniversite yaşamı diliyorum her birinize. Herhalde haftaya görüşmek üzere. Ve belki de aynı zamanda iyi bayramlar. Bilmiyorum işte yani. Kayıp Eşya Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler. Bütün sene uğraştım kurtarmak için hayatımı.

Gece gündüz çalıştım, kazanabilmek için sınavım Etişim dinletmişti, geleceğim belirsizleşti Bir şey söyleyeceğim size, sokayım sınav sisteminize Özleyem ey götümü ye Ölse ye, mey götürme ye

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)