Podcast

108 - Dahmer - 3. Bölüm: Resimdeki İpuçları

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

1991 yazında Lionel Dahmer’a bir telefon geldi. Hattın öbür ucunda “Jeffrey” ve “cinayet” kelimelerini duyduğunda aklına ilk gelen şey, oğlunun öldürüldüğü olmuştu. Çekingen, sessiz, her dediğini kabul eden oğlu ona göre ancak silahın doğrultulduğu kişi olabilirdi; tetiği çeken değil. Oysa o gün, dünyanın geri kalanıyla birlikte, oğlunda içten içe hissettiği ama yüz çevirdiği karanlıkla tanışacaktı.

*Bu bölümdeki bazı unsurlar rahatsız edici olabilir*

Sunan: Sezgi Aksu
Yazan: Gülşah Dim
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Cast Direktörü: Hazal Beril Çam
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Dahmer: İlker Sami Kılıç
Lionel: Metin Bozkurt
Papaz: Tolga Yolcu
Komşu: Kadir Can Değer
Polis: Umut Güloğlu




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.054 kelime · ~10 dk okuma

Evet. Dostum naber? Birkaç daire toplandık kart oynuyoruz da gelsene sen de. Şu an pek modunda değilim. İyi geceler. Aa bak Emi de bizde. Alt komşun. Senden de biraz hoşlanıyormuş. Gelip bir tanışsanıza. Anladım. İlgilenmiyorum. Teşekkürler.

14 Mayıs 1990 günü Dahmer 25. Caddede bulunan Oxford apartmanlarına taşınmıştı. Burası suç oranının yüksek olduğu, tekin olmayan bir konumdaydı. Ama iş yerine yakındı. Ve en önemlisi, sadece ona aitti. Artık kimse ondan hesap soramazdı. Ne eve kimleri getirdiğini bilebilirlerdi, ne de onlara ne yaptığını. Dahmer, onu bir türlü rahat bırakmayan komşularının da olmamasını tercih ederdi. Ama bunun için elinden bir şey gelmiyordu.

Ona gereksiz şekilde arkadaşça davranan karşı komşusunu def ettikten sonra kapıyı kapatıp sakince arkasını döndü. Birkaç adım attı. Mutfakla salonu ayıran büyük siyah masanın yanına gitti. Ve masanın üstünde cansız şekilde yatan 32 yaşındaki Raymond Smith'in bedenini parçalamaya kaldığı yerden devam etti.

Transkriptin tamamını oku

Bu anların fotoğraflarını zevkle, hiç acele etmeden çekiyordu. Bu onun zaman geçirmekten keyif aldığı tek kişiyle, yani kendisiyle yaptığı yeni ev partisiydi. İnsanlardan öylesine uzaklaşmıştı ki, komşusunun daveti ona gülünç, hatta iğreti geliyordu. Bu apartman hayatının zorluklarından biriydi. Bir diğer zorluk, burada cesetlerden kurtulabilmek için balyoz kullanamıyor oluşuydu. Ses yalıtımı olmayan ince duvarlar, onu farklı bir yöntem geliştirmeye zorlamıştı.

Raymond'ın kafasını muhafaza etmek için ayırdıktan sonra diğer parçaları tek tek asidin içerisinde eritti. Ta ki ondan geriye sadece çamur rengini almış bir sıvı kalana kadar. Bu kovayı tuvalete taşıyan Dahmer büyük bir soğukkanlılık içerisinde sıvıyı klozetin içine döktü ve şehrin kanalizasyonuna gönderdi. Yeraltının kralı ve ölüm tanrısı Hades gibi görüyordu kendini. Tıpkı onun gibi öllere hükmettiğine inanıyordu. Kurbanların kafa taslarını saklamasının bir sebebi vardı. Bu yolla onları hem sonsuza kadar yanında tutabilecek, hem de evinde inşa etmek istediği tapınağın dekoru olarak kullanabilecekti.

Cılız bir mum ışığının aydınlattığı karanlık odasında oturmak, ölümle baş başa kalmak istiyordu. Bu arzu son zamanlarda onda başka bir saplantıya daha neden olmuştu. Yaşayan ölüler yaratmak. Artık insanları yanında tutabilmek için öldürmekten, onlardan sessizce kurtulmanın yollarını bulmaktan çok sıkılmıştı. Kurbanları ölmeden de ona tam anlamıyla itaat edebilmelilerdi. Bu isteği, acımasız bir deneyin başlangıç noktası oldu.

1991 yılında Dahmer, sokak ortasında tanıştığı 19 yaşındaki Errol Lindsay'yi evine gelmeye ikna etti. Nazik, çekingen ve insanlara hayır diyemeyen biri olan Errol, daveti geri çevirememişti. Her zaman olduğu gibi onu da ilaç yardımıyla bayıltan Dahmer, bu sefer ritüeline yeni bir adım ekledi. Matkap yardımıyla Errol'un kafasını deldikten sonra açtığı küçük deliğin içine asit döktü. Amacı bu prosedürün lobotomiye benzer bir etki yaratarak Errol'u canlı ama iradesi olmayan bir zombiye dönüştürmesiydi.

Ne var ki, işlem sırasında uyanan Errol, ona saatin kaç olduğunu sormuş ve başının ağrıdığını söylemişti. Errol'un bu beklenmedik tepkisinden irkilen Dahmer, onu tekrar uyuşturduktan sonra boğarak öldürdü. Deney başarısız olmuş, ritüel aynı kalmıştı. Errol'un da sonu diğer kurbanlar gibi oldu. Ama Dahmer kolay vazgeçmeyecekti.

Aynı deneyi kısa süre sonra bir süredir arkadaşlık kurduğu sağır ve dilsiz bir adam olan Tony Hughes üzerinde de denedi. Ne var ki Tony, asit enjekte edildiği anda hayatını kaybetmişti. Dahmer, istediğini alamamanın çöküntüsüyle cesedi üç gün boyunca yerde bıraktığını bile unuttu. Dışarıda kendine yeni bir denek, içini boşaltabileceği yeni bir kılıf arıyordu. Alışveriş merkezinde tanıştığı Konerak ismindeki genci yine fotoğrafları karşılığında para verme vaadiyle kandırarak evine çekti. Konerak eve girdiği anda ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Yan odada bir ceset olduğundan habersiz, isteksizce Dahmer'in ona verdiği içkiden birkaç yudum aldıktan sonra çok geçmeden bilincini kaybetti.

Kendine geldiğinde başı çatlıyor, kulakları sağır edici şekilde çınlıyordu. Etrafına baktı. Damrı evde yoktu. Zorlukla kendini kaldırdı, kapıya ulaştı ve arkasına bakmadan kaçtı. Ne yaptığını ya da nereye gittiğini bilmiyordu. Sesler boğuk, görüntüler bulanıktı. Oxford apartmanlarında oturan Glenda Cleveland adındaki bir kadın onu görünce polisi aradı. Ama Conor Ack ne polislerin sorularını anlıyor ne de onlara cevap verebiliyordu. Adın ne? Burada ne yapıyorsun? Sana yardım edebilmen için konuşman lazım.

Sorularına karşılık alamayan polisler, bir süre sonra sarışın, mavi gözlü bir adamın sessizce onlara yaklaştığını fark etti. Memur bey. Evet, ne vardı? Ben, sevgilimi almaya geldim. Sevgilin mi? Evet. Biraz tartıştık da. İçkiyi fazla kaçırdı. Kusura bakmayın. Kaç yaşındasınız? Ben 31 yaşındayım. Sevgilim 19.

Konerak 14 yaşındaydı. Polisler çevredeki siyahi vatandaşların itirazlarını aldırmadan çocuğu Dahmer'e teslim etmişlerdi. Suç oranı bu derece yüksek olan bir mahallede onun görünümünde birine rastlamayı beklemiyorlardı. Bu yüzden sözlerine hemen güvendiler. Onlara eve kadar eşlik ettikten sonra Dahmer'den sevgilisine göz kulak olmasını isteyip ayrıldılar.

Eğer içeriği kontrol etmeye tenezzül etmiş olsalardı, Tony'nin yerde yatan bedeniyle karşılaşacak ve bu Dahmer için sonun başlangıcı olacaktı. Dahmer birkaç saat sonra Connerock'ı vahşice katletti. Kafasını kesip dondurucuya koyduğu bu çocuğun üç yıl önce taciz etmekten yargılandığı Samsak'ın kardeşi olduğunu bilmiyordu. Kendini her zaman için ayrıksı ve izole hissetmişti. Her zaman diğer insanlara karşı anlamlandıramadığı bir kayıtsızlık, soğukluk hüküm sürmüştü içinde. Ama artık eski hayatı, köpeği Frisky ile oynadığı çocukluğu, Revere Lisesi'ndeki günleri sanki bir başkasının yaşamaymış gibi uzak geliyordu ona. Gerçeklik ve zaman algısını yitirmişti. Geçmiş, şimdi ya da gelecek yoktu.

Öldürmek, su içmek kadar sıradandı. Ama susuzluğu hiç dinmiyordu. Evi insan uzuvlarının, organlarının ve kan lekelerinin sergilendiği bir müzeye dönüşmüştü. Dahmer kısa bir süre sonra gelmediği günler yüzünden işinden kovuldu.

Artık tamamen mağarasının gün ışığı görmeyen derinliklerine çekilmişti. Gündüzleri durmaksızın korku filmleri izliyor, geceleri yeni kurbanlarını arıyordu. Dairesinden gelen mide bulandırıcı kokular komşularını bıktırmıştı. Gün içinde kapısı defalarca kez çalınmasına rağmen o hiçbirine bakmıyordu. Mutlak kontrol arayışında kontrolünü tamamen yitirmişti. Kimi zaman haftada üç cinayet işliyor, bedenlerini parçalayıp saklamak artık yeterli gelmiyordu.

Onlardan kalan parçaları yanında tutmak yerine kendi vücudunda saklamak, onlarla bütünleşmek, varlıklarının son damlasına kadar tüketmek istedi. Öldürdüğü kişilerin kalplerini yemeye ve kanlarını içmeye başlamıştı. Yeni öldürdüğü kişilerin cesetleri hala yerdeyken ve küvette biriktirdiği kanlı vücut parçaları zemini kırmızıya boyarken o kendini daha da fazlasına hazırlıyordu. Bir zamanlar onu ele geçiren canavar, artık tamamen kendisiydi. Yalnız kendisi kalmıştı. Milwaukee canavarı. Şimdi ufak bir ara veriyoruz. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

23 Haziran 1991'de Lionel Dahmer'a bir telefon geldi. Hattın öbür ucunda Jeffrey ve cinayet kelimelerini duyduğunda aklına gelen ilk şey oğlunun öldürüldüğü olmuştu. Çekingen, sessiz, her dediğini kabul eden oğlu ona göre ancak silahın doğrultulduğu kişi olabilirdi, tetiği çeken değil. Onu her zaman bir kurban olarak görmüştü. Kimi zaman hayatın, kimi zamansa kendi seçimlerinin kurbanı. Ve itiraf etmeye çekinse de ona her baktığında kendisiyle göz göze geliyordu. Kendisinin de hiçbir zaman güçlü biri olduğunu düşünmemişti. Bazen bazı kişilerin canını acıtmak ister ama cesaret edemezdi. Hiç edememişti.

Oğlu da edemezdi. Oysa o gün dünyanın geri kalanıyla birlikte oğlunda içten içe hissettiği ama yüz çevirdiği karanlıkla tanışacaktı. Bir gün önce Dahmer alışveriş merkezinde tanışıp sohbeti ilerlettiği Tracy Edwards'a evde beraber film izleme teklifinde bulunmuştu. Tracy bu iyi görünümlü adamın nazik tavrından etkilenmiş, onu tanımak istemişti.

Ne var ki, eve adım attıktan sonra Dahmer'ın mizacı tümüyle değişti. Evde ağır bir koku vardı ve Dahmer seçtiği korku filmini yatak odasında izlemek istiyordu. Tracy isteksizce kabul etti. Yatağa oturdular. Dahmer filmi başlattı.

Ve Tracy'nin tek kolunu yatağın başlığına kelepçeledi. Elini onun vücudunda gezdirdikten sonra başını göğsüne koydu. Kalp atışlarını dinlemeye başladı. Tracy ani hareketlerde bulunmamaya ve deli gibi korktuğu bu adamı kızdırmamaya çalışıyordu.

karşısında çok tehlikeli birisi olduğunu anlamıştı. Sanki insan değil bir yaratıktı. Tüm benliğiyle kaçmayı istese de doğru anı beklemesi gerekiyordu. Tam 4 saat boyunca bekledi. Ve Dahmer'ın dediği her şeyden zevk alıyormuş gibi davrandı. Bu sayede tuvalete gitmek için izin istediğinde çoktan filme dalmış olan Dahmer böyle bir şeyi ilk defa kabul etti ve kelepçesini çözdü.

Tracy için bu tek şanstı. Damra sert bir yumruk atıp kapıya doğru var gücüyle koştu ve sekizli kilidi ilk seferde açarak dışarı çıkmayı başardı. Hala tek kolundan sarkan kelepçeyle caddede devriye gezen bir polisin arabasını durduran Tracy onlara nefes nefese yaşadıklarını anlattı. Oxford apartmanlarını ve içerde saklanan vahşeti.

Tracy'nin ısrarları sonucunda polisler ilk defa Dahmer'ın yarattığı korkunç cehennemi dış dünyadan ayıran o eşikten içeri adım attı. Ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Dahmer'ın dairesine giren polisler önce yatak odasında vahşeti belgeleyen polaroid fotoğraflarla, sonra dondurucudaki kesik başlar ve kutularda saklanan iç organlarla karşılaştılar. Hayatlarında böyle bir şeyi ilk defa görmüşlerdi. Evin her köşesi başka bir dehşete açılıyordu. Ortada bir cinayet teşebbüsü değil, 13 yıldır devam eden kanlı bir kabus vardı. Tracy eğer kaçmayı başaramasa, Dahmer'ın 18. kurbanı olacaktı. O gün, polis, gazeteci veya adli tıpçı fark etmeksizin, 213 numaralı kapıdan içeri giren herkes dışarı farklı birisi olarak çıktı.

Benimle ilgili her şeyi duydunuz. Her şeyi biliyorsunuz. Siz beni bağışlar mıydınız? Ben... ...gece ne kadar karanlık olursa olsun... ...sonunda güneşin doğacağına hep inanırım Bay Dahmer. İçimizdeki ışık da böyledir. Peki ya benim içimde ışık değil de bir ateş varsa? Yakıcı, değdiği her şeye zarar veren bir ateş. Bana vaftiz edilmek istediğinizi söylemiştiniz.

Eminim ki kutsal su sizi arındırırken bahsettiğiniz o ateşi de söndürecektir. Yani beni vafsiz etmeyi kabul ediyorsunuz. Öyle mi? İnsanlar size lanet okuyacak. Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.

Dahmer, polise hiç zorluk çıkarmamıştı. İşlediği tüm cinayetleri detaylarıyla birlikte anlattı. Kurbanların teşhis edilmesini sağlayacak bilgiler verdi. Mahkemede onu, yıllar önceki taciz davasında babasının tuttuğu avukat savunuyordu.

Dahmer ve savunma ekibi işlenen bütün suçları kabul etmiş ama bunu akıl sağlığının yerinde olmamasına bağlamak istemişlerdi. Uzun dava sürecinin sonunda Dahmer'in tüm eylemlerini bilinçli ve sonuçlarının farkında olarak gerçekleştirdiği kararı çıktı. Cezası müebbetti. Hafiste kendini yeniden doğmuş bir Hristiyan olarak tanımlayan Dahmer, yıllar önce sırtını döndüğü dini metinleri tekrardan okumaya başladı.

Çünkü sen, ey Tanrı! Şöyle dedi. Yıkanın ve temiz olun. Kötülüğü ruhunuzdan atın. Kendini bu suda göster, ey Tanrı! Ve içinde vaftiz edilecek olana aldatıcı tutkulardan dolayı çürümüş eski insanı çıkarıp, yaratanın suretinde yenilenmiş insanı giyerek değişebilmeyi bahşet.

Çünkü sana aittir yücelik, kudret ve tapınma. Şimdi, her zaman ve sonsuza kadar. Dahmer, vaftiz olduktan 6 ay sonra, 28 Kasım 1994'te, hapishanede başka bir mahkum tarafından öldürüldü. Christopher Scarver isimli mahkum, birlikte hapishanenin spor salonunu temizledikleri sırada, Dahmer'in başına ağırlıkla vurmuştu.

Dahmer'ın ölümünün işlediği ilk cinayete benzemesi bir rastlantı mıydı yoksa arınmaya çalıştığı günahlarının gerçek karşılığı mıydı bilinmez. Hristiyan adetlerine göre yakıldıktan sonra ondan geriye kalan küller babası Lionel ve annesi Joyce arasında ikiye bölündü. Peki Dahmer neyin eseriydi? Onu dünyaya getiren ebeveynlerinin mi? Yoldan çıkmaya mahkum bir genetik dizilimin mi? Lionel bu soruyu kendine defalarca kez sormuştu. Zihnindeki resimlerden ipuçları aramaya çalışıyordu artık.

Çocukken çalılıkların ardında saklanarak onu bekleyen Jeffrey. Evin ıssız bir köşesinde günlerini kimseyle konuşmadan, kendi hayal dünyasında geçiren Jeffrey. Onun her dediğini kabul eden, asla baş kaldırmayan Jeffrey. Tüm bu resimler, yaşanırken önemsiz gelen tüm anılar, şimdi geleceğin bilgisiyle sonsuza dek kirlenmişti.

Artık Lionel için bunların hiçbirini, oğlunun bir katil olduğu gerçeğiyle yüzleşmeden hatırlama ihtimali yoktu. Peki ya kendisi bu resimlerin neresindeydi? Oğlu artık ona bir cevap veremezdi. Ama Lionel, ölmeden önce yaptıkları bir konuşmayı hatırlıyordu. Jeffrey, bir şey soracağım. Sor. Benim yüzümden mi oldu? Ben mi sebep oldum?

Yok. Hayır. Seni yalnız bırakmamam mı gerekiyordu acaba? O yüzden mi oldu hepsi? Seninle ilgisi yok. Olması gerekiyordu. Oldu. Yani birbirimize benzediğimizi hep düşündüm ama... Baba. Seninle ilgisi yok. Ben yaptım. Tek başıma. Neden?

Hani çocukken bana ateşi nasıl kontrol edeceğimi anlatmıştın ya. Sanırım ben de kendi oyunumu buldum. Lionel'ın ateşe olan merakı ergenliğinde ortaya çıkmıştı. Hatta bu merak zaman içerisinde bir kundaklama eğilimine dönüşmüş ama kendi babasının sert müdahalesiyle derinleşme şansı bulamamıştı. Lionel bu ilgisini kimya alanına eğilerek tatmin etti. Ne var ki, Dahmer için böyle bir şey mümkün olmadı. Onun anatomiye olan takıntısı, bastırılmış cinselliğiyle birleşip bir patoloji halini almıştı.

Lionel, oğlundaki patolojinin, kendinde de olan zarar verme eğiliminin bir devamı, çok daha hastalıklı bir uzantısı olup olmadığını çok sorguladı. Ateşle oynayan Jeffrey miydi, yoksa kendisi mi? Hepimizin karanlıkla mücadele etmek için seçtiği yöntem farklıdır. Özellikle de o karanlığı çevremizde değil de içimizde fark ettiğimizde. Bazılarımız kaçmayı tercih eder, bazılarımız cesaretle içine yürümeyi. Kimimiz en yakındaki ışık kaynağını arar, kimimiz bilinmeyenin gizemine tapınır.

Her seçim bizi dönüşü olmayan bir yola sokar. Damr'dan sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne kendisi, ne ailesi, ne kurbanları, ne de onların yakınları. Eskisi gibi olamazdı. Alevler gerçekten de her şeyi küle çevirmişti. Ne Damr, ne de bu felaketin içine çektiği herhangi biri için gerçekten de yeniden doğmak mümkün müydü?

Lionel, oğluyla ilişkisi hakkında bir kitap yazıp geçmişiyle yüzleşerek mücadele etti karanlıkla. Milwaukee halkı ise Dahmer'ın yaşadığı son yer olan Oxford apartmanlarını yıkarak. Babaannesi kendini evine kapattı. Lisede Dahmer fan kulübünün lideri olan arkadaşı onun hakkında bir çizgi roman çıkarttı. Joyce gözlerden uzak yaşadı. Dahmer'ın kardeşi David ise adını ve soyadını değiştirerek izini kaybettirdi. Geriye acı, yas ve insanın gerçek doğasıyla ilgili yüzlerce soru kaldı.

Evet, Dahmer serimizin sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)