Podcast

107 - Dahmer - 2. Bölüm: Ateşle Oynamak

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dahmer, gerçek doğasını bastırmaya çalıştığı dokuz yıllık aranın ardından içinde cayır cayır yanan vahşeti artık durduramayacağını biliyordu. İstediği şey, daha fazla kurbandı. Yeni avlarını tuzağa düşürmek için bir yönteme ihtiyaç duyan Dahmer, fotoğraf makinesini kullanmaya karar verdi, ve sıradanlığını…

*Bu bölümdeki bazı unsurlar rahatsız edici olabilir*

Sunan: Sezgi Aksu
Yazan: Gülşah Dim
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Cast Direktörü: Hazal Beril Çam
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Dahmer: İlker Sami Kılıç
Lionel: Metin Bozkurt







Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.439 kelime · ~7 dk okuma

Biz aslında bir bakıma büyücü sayılırız Jeff. Evet. Eğer ne yaptığını biliyorsan kimya, sihir yapmaya benzer. Ustalaşırsan, elementleri kontrol edebilirsin. Mesela ateşi.

Her madde farklı şekilde yanar. Kimi birden alev alır, kimi yavaşça tutuşur. Kiminin saçtığı kıvılcımlardan gözlerini koruman gerekir. Ama hepsi artık sonsuza kadar değişmiş olur. Yanan bir şeyi eski haline döndüremezsin Jeff. Ateş bu yüzden eşsizdir. Ve tehlikeli. Ateşle oynamak istiyorsan, oyunun kurallarını bilmen gerekir. Yoksa her şey güle dönüşür.

Jeffrey Dahmer, babasının kimyager olarak çalıştığı laboratuvarı ilk kez ziyaret ettiğinde henüz küçük bir çocuktu. Gözüne dev gibi gelen mikroskopları, parlak deney tüplerini ve etiketlerinden anladığı kadarıyla uzak durması gereken kimyasal şişelerini merakla incelemişti. Burası babasının evden uzaklaşmak için sığındığı bir mağaraydı adeta. Başkalarının meraklı bakışları ya da sohbete çağıran sözleri olmadan sessizlik içinde kalabildiği tek yerdi.

Transkriptin tamamını oku

Çoğunlukla formülleri insanlara tercih ediyordu. Damr ateşten bahsettikleri sırada bir an için alevlerden çıkan kıvılcımlara benzer bir parıltının babasının gözlerinden geçtiğine emindi. O an için bunun üzerinde çok durmadı. Ama Lionel'ın sözleri yıllar geçse de aklından hiç çıkmayacaktı. Damr ateşle oynadığının farkındaydı.

Ne var ki, Ambassador Otel'de uyandığı o sabahtan beri, bu hiç umurunda değildi. Stephen Toomey'nin morluklarla dolu cansız bedeni, kendisi hakkında bilmesi gereken her şeyi söylemişti ona. İçinde cayır cayır yanan bir vahşet varken, alevlerden kaçması anlamsızdı. Artık ne yaptığını biliyordu. Ne istediğini de. İstediği şey, yeni kurbanlardı.

Steven'ın cesedini bir valizin içerisinde babaannesinin evine götüren Dahmer bedeni bodrum katında parçalarına ayırdı. Kemiklerini çıkardı ve balyoz kullanarak hepsini un ufak etti. Tüm bunlar iki saatini almıştı. Sadece iki saat içerisinde Steven'dan gereği hiçbir şey kalmadı. Sanki hiç var olmamış gibi dünya üzerinden silinmişti. Ailesi onu yıllarca arasa bile tek parçasına dahi ulaşamayacaklardı.

Steven'ı ortadan kaldıran Dahmer, kendini ise yeniden buluyordu. Avını tuzağa düşürmek için bir yönteme ihtiyacı vardı. Tıpkı doğada olduğu gibi. Bazı canlılar gücünü, bazıları çevikliğini, bazıları ise rengini ya da zehrini kullanırdı. Damr fotoğraf makinesini kullanacaktı ve sıradanlığını. Bu sıradanlık kendini kamufle etmesini sağlıyordu. Gündüzleri alışveriş merkezleri ve otobüs duraklarını, geceleri ise eğlence kulüplerini mesken tutmuştu. Kurbanlarını buralarda gözüne kestirirdi.

Boynundaki fotoğraf makinesiyle dikkatlice yanlarına yaklaşır, çıplak fotoğraflarını çekmek karşılığında 50 dolar vermeyi teklif ederdi. İstediği zaman oldukça ikna edici olabiliyordu. Bunu, karşıdaki insanların kararını hiç umursamıyormuş gibi yaparak başarırdı. Israrcı olmadan onların güvenini kazanır, babaannesiyle birlikte yaşadığı West Ellis'teki eve gelmeye ikna ederdi. Dahmer, otelde işlediği cinayetten sadece iki ay sonra, otobüs durağında James Dockstater adında bir gençle tanıştı. James 14 yaşındaydı. ve babasının istismarı yüzünden evden kaçmıştı. Babası tarafından evden kovulduğunu anlatarak, onunla sahte bir bağ kuran Dahmer'a güvenen ve paraya ihtiyacı olan James, fotoğraf çektirmek için eve gitmeyi kabul etti. Onu bir daha gören olmayacaktı. Dahmer, babaannesinin bodrumunda James'i uyuşturduktan sonra boğarak öldürdü.

Ama onu hemen parçalamamaya karar verdi. Planlayarak işlediği ilk cinayetin tadını çıkarmak istiyordu. James biraz daha onunla kalabilirdi. Her zaman hayalini kurduğu gibi. Babaannesinin kilerinde sakladığı cesede bir hafta boyunca her gün tecavüz eden Dahmer, ancak çürümeden dolayı etrafa çok kötü bir koku yayıldıktan sonra onu da parçalayıp ortadan kaldırdı.

Birkaç ay sonra 22 yaşındaki Richard Guerrero'yu da aynı yöntemle öldürdü. Bodrum katı onun deney alanıydı artık. Kendi mağarasını bulmuştu. Ne var ki oradan gelen pis koku ve eve getirdiği erkekler babaannesini çok rahatsız ediyordu. Dahmer, suçlu kilerdeki hayvan leşlerini atmıştı. En yakın zamanda ilaçlama yapacağını söylüyordu.

Ama babaannesi torunundaki garipliği fark ettiği için huzursuzdu. Bir gece yarısı, Dahmer eve Ronald Flowers adında bir adam getirdi. Onu salona götürdükten sonra içine uyku ilacı attığı bir içki uzattı. Kurbanının her hareketini izliyor, sabırla gözlerini son kez kapatacağı anı bekliyordu.

Babaannesi uyanmıştı. Aşağı geliyordu. Evet, benim. Sorun yok. Arkadaşımlayım babaanne. Arkadaşın kim? Tanımazsın. O da gidecekti şimdi zaten. Yat sen. Dahmer, babaannesinin sürekli olarak onu gözetlemesinden, başında bitmesinden nefret ediyordu. Yanında baygın halde olan Ronald'a artık elini süremezdi. Sinirle onu yakınlardaki bir hastanenin aciline bıraktı ve yeni bir eve çıkmak için kendine söz verdi. Ne var ki, fazla beklemesine gerek kalmayacaktı. Çünkü babaannesi de ondan bıkmıştı.

İçmesine, sebep olduğu kokulara ve şüpheli ilişkilerine daha fazla dayanamıyordu. Dahmer bir ay içerisinde tek odalı bir daireye çıktı. Ama fazla uzağa gitmemişti. Yalnızca birkaç blok ötedeydi. Bu daireyi dilediği kadar bedeni istifleyebileceği bir depo olarak görse de hayali gerçeğe dönüşmedi.

Sadece iki gün sonra Samsek Sintasonfon adlı Laoslu bir çocuğu fotoğraflarını çekmek bahanesiyle evine çekip uyuşturan Dahmer ona tecavüz etti. Samsek sadece 13 yaşındaydı. Ağır uyuşturucu etkisi altındayken yine de kaçmayı başarmış, evine, ailesinin yanına gitmişti. Çocuklarına zarar verildiğini anlayan aile hemen polise suç duyurusunda bulundu.

Dahmer daha kendi başına yaşamaya başladığı ilk hafta tutuklanmıştı. İlk defa başı ciddi şekilde dertteydi. Babası Lionel, oğlunun tutuklandığını ilk öğrendiğinde konunun yine alkolle ilgili olduğunu düşündü. Dahmer'in cinsel yönelimi onu olayın iç yüzünden daha çok şaşırtmıştı. Hemen bir avukat tuttu ve oğlunun mahkemeden önce psikolojik olarak değerlendirmeye tabi tutulmasını talep etti. Birinin ya da birilerinin onu etkilediğini düşünüyordu. Dahmer'in girdiği psikolojik testler cinsel yönelimine bir açıklama getirmedi. Ama ne kadar tehlikeli olabileceğini gözler önüne serdi.

Şimdi ufak bir ara veriyoruz. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Dahmer, adli psikoloğun sıkılıp gideceğini umarak görüşmeye yarım saat geç gelmişti. Ama bu planı tutmadığı için sinirliydi. Psikoloğu buz gibi delici gözlerle izliyor, sorulara kısa ve agresif yanıtlar veriyordu. Kullandığı kelimeler ve beden dili psikoloğun gerekli çıkarımları yapması için yeterliydi.

Mahkeme için hazırladığı raporda Dahmer'da baskın bir öfkenin mevcut olduğunu belirten adli psikolog, yaptığı değerlendirmenin insanları nesne olarak gören ve onlarla empati kuramayan bir kişilik yapısına işaret ettiğini söylemişti. Dahmer'in toplum içine karışması büyük bir tehlike arz ediyordu. Ciddi bir hapis cezasına çarptırılmalıydı. Adli psikolog çok keskin bir dille konuşmuştu. Ne var ki, kürsiye en son Dahmer çıktı.

Çok ama çok yanlış bir şey yaptım. Bunu biliyorum. Ve sonsuza kadar bu pişmanlıkta yaşayacağım. Çok üzgünüm. Ona yaşını sormak aklıma gelmedi. Daha büyük görünüyordu. Reşit olduğunu sandım. Eğer bilseydim, asla böyle bir şey yapmazdım. Ben canavar değilim. Sadece çok yalnızdım.

Benimle konuşunca aramızda bir şeyler olabilir sandım. Sadece yanımda birisi olsun istedim. Amacım ona zarar vermek değildi. Gerçekten, sözü temin ederim, bir daha böyle bir şey asla yaşanmayacak. Ben bu değildim.

Dahmer'ı dinleyen yargıç, onun konuşmasından etkilenmiş, üzgün ve pişman olduğuna inanmıştı. Mağdur çocuk, dar gelirli ve etnik anlamda azınlık bir gruba mensupken, Dahmer'ın eğitimli, beyaz bir aileden geliyor olması ve ana dilinde kendini çok daha düzgün ifade etmesi işini kolaylaştırdı. Onu kürsüde izleyenler, psikoloğun karşılaştığı delici bakışları değil, yolunu kaybetmiş bir gencin masum gözlerini gördüler. Bunun sonucunda mahkeme Dahmer'ı bir yıllık hapis cezasına çarptırdı. Bu ceza, formatı gereği hapiste sadece akşamları kalmaya olanak tanıyor, mahkum sabahları işe gidebiliyordu. Yani Dahmer, rahatlıkla çikolata fabrikasındaki işine devam edebilecekti. Dahmer, içinde en ufak bir pişmanlık ya da durma arzusu barındırmadan dışarı çıktı. Cezasının başlamasına dört ay vardı.

Lionel bu süreçte oğlunu kontrol altında tutmak istediği için onu derhal çıktığı tek odalı daireden geri çağırdı ve tekrar babaannesinin evine yerleştirdi. Artık kendisi de buraya daha sık uğruyordu. Tanrı'ya yaklaşmasını umduğu oğlunun, inancının kesin olarak lanetlediği bir yola sapmış olmasını hazmedememişti. Dahmer ise onun olmadığı zamanlarda karanlıkta kor gibi yanan sarı lensleriyle en sevdiği yer olan gece kulüplerinde takılıyordu. Gündüzleri ne kadar sıradansa, geceleri o kadar aykırıydı. Cezasının başlamasına iki ay kala sürekli gittiği mekanda ilk defa gördüğü biri dikkatini çekti.

Keskin yüz hatları ve kendine güvenli duruşuyla başını döndüren bu kişi, model olma hayalleri kuran 24 yaşındaki Anthony Sears'tı. Dahmer usulca onun yanına yaklaştı ve kendisini bir fotoğrafçı olarak tanıttı. Karşılaşmaları bir işaret olmalıydı. Jeff! Jeff!

Baba. Ne oldu? Bu ne? Ne var bunun içinde? Hiçbir şey. Neden kilitli? Bilmiyorum, önemli bir şey yok. Dergi mi saklıyorsun bunun içinde ha? Yoksa o homoseksüel pornolarından falan mı var? Doğruyu söyle bana. Hayır. Baba nereden çıkartıyorsun? E aç o zaman. Baba. Tamam sen açmazsan ben kırıp açacağım bunu. Baba dur.

Babaannemin o kutu. Yarına kadar anahtarı bulup açacağım. Tamam mı? Yarın bunu açacaksın!

Ertesi gün Dahmer dediğini yaptı. Ve kilidi babasına getirdi. Ama kutunun içi bomboştu. Lionel'ın öfkesi geçmemişti. İçinde eşcinsel dergileri bulacağına emindi çünkü. Fakat eğer kutuyu gerçekten açmış olsaydı, gördüğü şey karşısında aklını yitirebilirdi.

Sadece saatler öncesinde ellerinde tuttuğu kutunun içinde Anthony Sears'ın vücudundan ayrılmış başı ve cinsel organları vardı. Dahmer, Anthony'nin görünümünden o kadar etkilenmişti ki, ondan tamamen kurtulmanın büyük bir ziyan olacağını düşünmüştü. Düşünmüştü ki eğer kafasını kesip saklarsa Anthony'nin güzelliği ve anıları onunla kalabilirdi. Başkalarını kandırmak için kullandığı fotoğraf makinesini ilk defa Anthony için kullanmıştı. Cansız bedenini bir manken gibi farklı pozlara sokmuş, parçalama sürecinin tamamını belgelercesine aşama aşama fotoğraflamıştı.

Resimlere her baktığında aynı vahşi heyecan içinde yeniden kıvılcımlanıyordu. Lionel'ın kutuyu açması halinde karşılaşacağı şey gerçekti. Oğlunun dönüştüğü ya da belki de hep olduğu canavarı sonunda görecekti. Görmedi. Dahmer ise bu olay sonrası babaannesinin evinden bir daha geri dönmemek üzere ayrılmayı kafasına koymuştu.

Evet, Damar serimizin ikinci bölümünü burada noktalıyoruz. Bir sonraki buluşmamızda bu karanlık hikayeyi sonlandıracağız. O zamana kadar kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)