Podcast

Tarafını Seç: Mao Zedung vs. Winx Kızları

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Samet ve Fethi bu bölümde Keanu Reeves'in ekstrem naifliğini toplumsal yakışıklılık ölçütleriyle açıklarken, dinleyicilerini Yalın'ın toplu taşıma travmaları ve anaakım medyanın yaz dönemi yayın akışları konusunda bilgilendirmeyi de ihmal etmiyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.064 kelime · ~10 dk okuma

Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

Abi geçen gün internette dolaşırken rastladığım bir cümle bana senin hayata olan bakışını anımsattı. Aynen aktarıyorum. Keanu Reeves 2.3 süsle. Hayatta tartışmaların dışında kaldığım bir aşamadayım. 1 artı 1 eşittir 5 deseniz de haklısınız. İyi eğlenceler.

İnsanı en temel aritmatik varsayımlara bile duyarsız bırakabilecek bir umursamazlık örneği var önümüzde. Bana kalırsa bunda yakışıklılığında payı var. Çünkü Keanu Reeves çarpım tablosunu bilmese bile kendini hem sosyal hem de biyolojik anlamda yeniden üretebilecek kudrete sahip. Ne diyorsun Samet? Birisi sana bir bir daha beş yapar dese mesela? Aynı duyarsızlığı sergileyebilir misin? Önce işleme bakarım, işlenme diye. Sonra bireye bakarım, birey mi diye. İkisinin de sağlamasını yaparım ama kendimi yormayacağım bir günümdeysem insanların yüzüne ve Katolik Kilisesi'ne evet evet beş yapıyor, aynen falan derim. Sonra kapıdan çıkarken de bokumu beş yapıyor gibi mırıldanırım gibi geliyor yani. Dilimi bağlarım, içimden kendi içimi yerim. Ben de bu şekil bir insanım. Hiçbir tartışmaya taraf olmak istemeyecek kadar naif biri Keanu Reeves. Bunu birkaç örnekten daha biliyoruz. Hala toplu taşıma kullanıyor mesela. Bu insana dair birçok şeyi açıklayabilecek bir durum. Bunun yanı sıra milkshake ve sigara ikilisini kamusal alanda tüketiyor. Yani... pek Süleyman Soylu gibi değil. Olanca cazibesine rağmen bizi hala tahammül edebiliyor. Yani yakışıklı ama bizden biri Keanu Reeves. Ağabey o konuda diyeceğim bir şey var. Dünyanın en geniş metro hatlarında yakışıklı yakışıklı halkın nabzını tutmak bana biraz kolay geliyor. Yani Keanu Reeves'i bir de Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme arasında tercihen 17.30 civarında görmek istiyorum. Bence Londra metrosunda ben de yakışıklı olurum.

Transkriptin tamamını oku

Bana öyle geliyor, ben de halktan olurum bilmiyorum. Ben geçen gün metrobüste nefes aldım, vermeye yer bulamadım. Öyle bir yer metrobüs. Şartlar eşit değil gibi. Ya abi Keanu Reeves'i dramatik kılan neden tam olarak bu bana kalırsa? Hani bunca ayrıcalığa ve kalifikasyona rağmen az evvel kurduğun cümleye, ben de abi ya, yani inan ben de yaparım, gına geldi yemin ediyorum diyebilecek biri gibi geliyor bana. Fakat cümlesini temellendirmek adına seçtiği cümle enteresan geldi. Çünkü kimse durduk yere bir artı bir beş eder demez. Yani öyle bir dönemde yaşamıyoruz. Böyle bir tartışma yok. Ne bileyim yani antik Yunan değil tecrübe ettiğimiz şey. Aynı kayıtsızlığı mesela ben Zeki Müren sevmiyorum abi. Tavırları bana çok itici geliyor diyen birine karşı da gösterebilecek mi? Hani benim için mesele bu biraz. Er Meydanı biraz bu Sametciğim. Yani el mi yamanmış, bey mi yamanmış bu şekilde anlayabiliriz bana kalırsa.

Aynen kanka beş ediyor iyi eğlenceler der geçer bence. Alkış! Bravo. Bence öyle yapar yani. Bir tartışmanın vereceği galibiyete ihtiyacı yok ki. İhtiyacı yok yani. Öyle bir yakışıklılıkta adam. Varsın sizin olsun haklılıklar. Ben gideyim de biraz daha yaşlanmayayım diye olabilir yani kendi içinden. Son sözlerin bana Mustafa Sarıgül'ü düşündürdü abi. Sizin olsun güncel tartışmalar, yepyeni genel başkanlar, taşra teşkilatlanmaları. Ben gideyim de biraz daha TikTok çekeyim.

İşte masa tokatlayayım, insan azarlayayım, Starbucks yereyim, yerli malı öveyim der gibi bir hali var kendisinde zira. Başkanım Keanu Reeves metroya biniyormuş. Oğlum Allah senin belanı vermesin. Bu adam hepimizi gömer gömer gömer gömer.

Fethi bu arada metrobüs demişken bir haber gördüm. Kişisel gelişim uzmanı, bu işin uzmanları da varmış bu arada. Aynı anda bunu da öğreniyoruz haberden. Gül Beyga şöyle bir şey demiş. Metro, metrobüs ve otobüste boşalan koltuğa hemen oturmayın. Sizden önce kalkanın negatifliği, öfkesi, sıkıntıları olabilir. Onun duygularına oturmuş olursunuz. Bunun yerine orayı silkeleyip ve vaktiniz varsa o negatif enerjinin çıktığını hayal edip öyle oturun.

Bu bugüne kadar dikkat etmediğimiz bir şey. Kaldı ki genelde biri kalkınca hemen oturulur. Genel racon budur. Herkesin travmasını anal yolla edinmişiz bilmeden istemeden. Ben bunu öğrendim bu haberden. Senelerdir içimde bir sıkıntı meğersem bir temellendirmesi varmış. Ben gazım var sanıyorum, başkalarının travmalarına kefil oluyormuşum. Gülbeyga ismini daha önce duymadım. Kendisini tanımıyorum. Hani kendisi hakkında da daha önce herhangi bir şey işitmedim. Fakat kendisinin kırılgan biri olduğunu düşünüyorum. Yani en az Heraklitos kadar kırılgan biri bence. Bugün yaşadığım şaşkınlığı en son aynı nehirde iki kez yıkanamayacağımızı öğrendiğim günü yaşamıştım. Ki bana kalırsa iki ifadede en az bir, bir daha beş eder ifadesi oranında problemli, sıkıntılı.

Çünkü metro, metrobüs ve otobüslerde boşalan koltuklar ifadesi artık o kadar da geçerli bir ifade değil. Çünkü boşalmıyorlar Sametciğim. Ya bahsi geçen koltuklar tam boşalıyor gibi oluyor ki birileri onları dolduruyor zaten. Hangi koltuk diyerek 100 alabiliriz tam şu aşamada?

Benim Gülbeyga'nın bahsettiği tecrübeyi yaşayabilmem için öncelikli olarak o koltuğa oturabilmem gerekiyor Samet. Yani bu birinci şart. Kimse kusura bakmasın Gülbeyga'da Keanu Reeves ve Mustafa Sarıgül personalarına rastlıyorum. Halbuki bilmiyorlar ki bahsettikleri tecrübe pratiklerini deneyemeyenler de var. Bilmiyorlar ki bazı çirkinlerin belli argümanlara katılması gerekiyor.

Bilmiyorlar ki toplumda var olabilmenin bir koşulu da hayır efendim 1 artı 1, 2 demek. Ya Keanu Reeves reddetmiş, kabul etmiş, etmemiş. O Keanu Reeves yani. Aksine daha çok konuşuruz.

kişisel gelişemedik belki ama toplumsal kinlendik, bana iyi geldi. Bizim bu bölümde bahsettiğimiz gerçeklikleri tecrübe edebilmemiz için öncelikli olarak bir bir daha beş eder diyen birine, efendim boşalan bir koltuğa, bunun gibi şeylere tanıklık edebilmemiz gerekiyor. Fakat hayat bu öznelerin bahsettiğinden daha zor bir yer Samet. Ama Fethiciğim yani yine de romantik bir şey değil mi yani? Bülent Ortaçgil şarkısı gibi yani. Belki benim duygu dünyam bir şekilde döne dolaşa senin gödüne girmiştir.

Olamaz mı? Olabilir. Değil mi? Belki bir merkez bankası sarf ettiğimiz emek karşılığında bizlere özel baskı kağıtlar armağan etmiştir. Benden bakkala, bakkaldan sana, senden de vergi dairesine gitmiştir bu kağıtlar. Modern ulus devletler için romantik bir akış bu.

anlam yüklenesi. Yine de her anlamı yüklemeden önce düşünmek gerek Samet. Zira o anlamların eski sahipleri, feci sıkıntılı, toksik, etle beslenen insanlar olabilirler ki Gülbeyga da bizi bu konuda az önce ikaz etmiş gibiydi sanki. Mesela bu bölüm, bu şekilde sıfır araştırmayla, bomboş konuşarak... Dolamaz mı? Dolabilir. Yepyeni bir konu

Çok da yepyeni bir konu değil yani, bağlıyorum. Abi konumuz yalın. Hah, ben de diyordum ki nerede yalın? Ne zaman çınlatacak kulağımızı? Nedir abi yalınla ilgili olan yeni aksiyon? Keanu Reeves metrodan inmezken, halkın dibinde kendine yer bulmuşken, bir başka naif insan olan yalın ise izole yaşamayı tercih ediyor. Bir röportajda şöyle bir soru cevap var, aktarıyorum.

Bu kadar izole yaşamayı nasıl başarıyorsun?" diye soruyorlar. Diyor ki, biraz bilinçli, biraz da psikolojik bir tercih. Ben şu zamana kadar yalının bu demecini işitene kadar yani biraz bilinçli, biraz da psikolojik olan bir gerekçe işitmediğimi fark ettim.

Yalın'ın bahsettiği izole yaşamı deneyimlemek gerekiyor üzerine konuşabilmek için. Sen en son ne zaman izole yaşadın Samet? Ve yaşadıysan eğer, bunu ne zaman biraz psikolojik, biraz da bilinçli bir tercih olarak ifade ettin sana uzatılan mikrofonlara? Yani bilinç ve psikoloji bilimi senin için ne zamandır iki farklı fakülte? Bunu lütfen biraz açar mısın radyolarını yeni açanlar için?

Sayın bezmenler, lütfen açar mısınız efendim? Benim izole yaşadığım bir dönem var. Kendimi buzdolabı bungalova kapatıp konfüçyus okuyup Gülbeyga gibilerine 2000 ruble vermiştim. Ama abi herkesin vardır yani öyle bir dönemi. Abi benim için bungalov kelimesi olsa olsa bir Sovyetler Birliği bürokratı ya da ne bileyim Stalin tarafından faaliyetleri durdurulmuş bir tiyatrocu olabilir.

sistemi eleştirdiği için sürgün ediliyor falan adı da bungalov. Ya ben hayatımda buz dolu, içine kapanılabilecek, kafamızı toplayacak, öz disiplini yerine getirecek bir nesne deneyimlemedim hiç. Sana ne soracağım Samet? Yalın'ın röportajında daha başka neler var?

İnsan yaşamadığı şeyi işitince çok mutlu oluyor, biliyor musun? Var mı birkaç tane daha üst, orta sınıf melankolik vokalist ızdırabı? İnsan neşeleniyor, kendi derdini unutuyor. Eve gideceğim, su var mı bilmiyorum ama yalı ne hissediyor çok merak ediyorum. Lütfen anlat.

İstersen zamanında TRTeks'ten okuduğum erotik öyküleri anlatayım, istersen de yalının haberine geri döneyim yani. İzolasyonunun sebebini anlatayım. Hangisini tercih edersin? Ağabey benim şöyle bir tespitim var. Usulca diye bir kelime var ya, şunu usulca yaptım falan. Bu kelimeyi literatürden çıkardığımız zaman ne wetbette roman yazabiliyoruz, ne de erotik herhangi bir metin yazabiliyoruz.

Çünkü bir şeyler usulca yapılmadıkça ya da bu şekilde dile getirilmedikçe tam anlamıyla erotik olmuyor. Kişilerin bir şeyleri usulca yapması gerekiyor. Kurgularını wetbede dökebilmek için. Bence yanının röportajından devam edelim abi. Tatlar kaçmasın. Ellerine sağlık Fethi. Güzel bir tespit oldu. Doyduk. Sözlerine şöyle devam ediyor Yalın. Ben kalabalık arasında duramıyorum zaten. Asansöre, metroya falan binemem. Hadi ya! Ufakken biniyordum. Bir kere Londra'da bir konser izlemeye gittiğimde metroda mahsur kalmıştım. O günden beri metroya da binemiyorum. Hayda! Halbuki çok severdim. Kalabalıkların içinde çok duramadığım için biraz daha kendine has, kendine özgü küçük bir dünyada yaşamaya çalışıyorum. Ay ya! Of ya! Yalın! Yalın ya!

Eee abi şimdi biraz bir nefes alalım, arkamıza yaslanalım ve yalına şunu hatırlatalım. Abicim senin ismin Hüseyin. Hüseyin. Şimdi röportajda yalın yerine Hüseyin koyalım. Baştan okuyalım. Size bu haber inandırıcı geliyor mu?

Hüseyin metroya binemiyorum dedi. Bu cümle inandırıcı mı? Ayrıca şunun da altını çizelim. Ya keşke bizim de böyle travmalarımız olsa Fethi. Bizim neden Londra metrosunda travmamız yok? Biz neden travmalarımızdan bile kaçmak için toplu taşıma kullanıyoruz abi? Yani bize reva görülen hayata bak bir de Hüseyin'e bak.

Bize reva görülen hayatlara bizden daha önce binen, yerleşen, orada uyuyakalmış başka insanlar olmuş olacak ki Samet, böyle bir imkan ve imkansızlık avuzunda debelenmek düşmüş bize. Ben Yalın'ın başına gelenlerin de, bizim başımıza gelenlerin de Salt Yalın'la ya da bizimle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Gül Hanım'ın önermesini de destekleyecek şekilde Heraklitus'a kadar dönüp bakacak olursak, anladığım kadarıyla biz hiçbir zaman Yalın'la aynı Londra metrosunda, aynı mahsurluğu yaşamayacağız. Bu noktada asıl soruyu magazin habercilerinin yanıtlaması gerekiyor. Bize ne ya? Bize ne? Londra metrosundan Türkçe sözlü pop müziğinin aşırı ortalama isimlerinden birinin yaşadığı s**ik travmadan bize ne?

Ya Samet, peynir kaç para ya peynir? Açık zeytin kaç para ya? Bak benim içimdeki Ersan Şen, saklıyorum onu zor tutuyorum evde. Konuştukça binemiyorum metroya, yürüyemiyorum, gezemiyorum. Yeter artık! İnsan neyiyle yaşar? Teşekkür ederim. Evlat, Allah senin belanı vermesin. Bu peynirin kilosu kaç para? Efendim? Anlamadım? Can Erzincan'ımızın gerçekten tulum peyniri son derece değerli.

Ercan Saatçı'nın eğlence programı Çok Akustik Kanal D'de ekrana dönüyor. Abi daha önce bahsi geçen programı izleme şansım olmadı ama ismiyle gözümü korkuttu biraz. Bir şey ne zaman çok akustik oluyor? Yani tam akustik mi daha akustiktir yoksa çok akustik mi fazlaca akustiktir? Bunu tam olarak ne belirliyor? Teşekkür ederim. Abi benim bildiğim kadarıyla akustik

Koray Avcı ve Zeynep Bastık'ın yaptığı müzik tarzı, bir janra, bir tür. Anladım. Abi ben akustiği Yalı'nın yer aldığı dondurma reklamları ve Yılmaz Erdoğan imzalı senaryolara verilen isim diye biliyordum. Mesela akustiğin karşısı ne burada? Elektrikli mi, dijital mi? Ya da sinyalizasyon farkı mı bunu belirliyor? Ya da mesela akustik yeterli değil mi? Çok akustik nedir? Unplugged değil, very very unplugged. Buraya elektrik giremez gibi permakültürümsü bir çalışma mı bu?

İstersen gel seninle biz isim isim eleyerek gidelim Samet. Direkt olarak bir tanım yapmaktansa kimin akustik olup olmadığını anlarsak konu bence netlik kazanacak. Mesela İsmail YK sence akustik biri mi? Bence değil. İsmail YK bir tek evinde akustiktir bence.

Sokağa çıktığı anda kitlelere hitap eden suni sesler eşlik etmek durumunda İsmail YK'ya. Akustik İsmail YK, vegan Adana gibi bir şey benim kafamda. Güzel, anlaşılır. Peki Hababam sınıfındaki Ahmet, o akustik biri miydi? O otistik biriydi. Çok otistik. O çok otistik biriydi. Bazı takıntıları vardı hayata karşı.

İlerleyemiyoruz abi dinleyiciyi açıklayamıyoruz akustiğin ne olduğunu tam olarak netlik kazanmıyor. Ya biri gelip sorsa arkadaşlar akustik nedir, akustik olmayan nedir diye verecek cevabımız yok resmen. Bence en akustik olanı ve hiç akustik olmayanı anlarsak işimiz kolaylaşacak. Bence Winx kızları hiç akustik değil mesela sıfır akustik.

Çünkü çok dijital, uçar-kaçar bir güzellikleri var Winx kızlarının. Ben de kendilerini sadece yorgan üstlerinde gördüm. Hiç izleyemedim asıl sanat eserini. Ama Mao Zedong mesela feci akustik, çok akustik bir Mao Zedong. Bu isimleri iki uca yerleştirebilir miyiz? Mesela akustik skalamız netlik kazanır mı? En solda Mao Zedong, en sağda Winx kızları. Akustik skalası şeklinde. Mao Zedong'la akıl almaz derecede akustik,

Sadece ve sadece Kanal D'de! Biraz bütün bu sorular Ercan Saatçı ile Çok Akustik'te yanıt bulacak abi. Çok Akustik sadece ismiyle bile çok şey vaat ediyor çünkü. Eminim bunun hakkında da verecek bir yanıtları, bir klanet taksimleri vardır yani. Bunun hakkında da bir yorumları olsa gerek. O gibi kanallarda o gibi sıkıntılı konulara pek girmiyorlarmış diye duydum ben. İşte komik anı, boş şaka, taklit mizahı, Petty Bird eşliğinde sohbet konsept bu. Buradan genç müzisyen arkadaşlara da duyurmuş olalım demek ki neymiş? Komik anı, boş şaka, taklit mizahı ve Petty Bird arttıkça yaptığınız işin akustik değeri de yükseliyormuş. Siz siz olun akustiği MTV'den Nirvana'dan değil Kanal D'den öğrenin. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim.

Aynen öyle kardeşim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)