Podcast

Kusursuz İlişkiler Reçetesi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hayat ile ilgili bilmemiz gerekenlerin büyük bir kısmına ilişkilerdeki tecrübeler de dahil. Yaşamın bir reçetesi olmadığı gibi ilişkilerin de bir reçetesi yok. Haddini Aşan Yaşam Rehberi'niz bu bölümde yine her şeyin böylesine muğlak, soluk, belirsiz olduğu bir alana daha misafir oluyor. Bu bölümde konumuz ilişkilerde bilmemiz gerekenler...



Bölümde Bahsi Geçen Websitesi: Quora






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.727 kelime · ~14 dk okuma

Haddini aşan Yaşam Rehberi'nde bir önceki bölümde hayata dair gerçeklere başlamış ve hayatın bize sunduğu kavramlarla ilgili mücadelemizde dünyanın dört bir yanından katılan internet kullanıcılarının paylaşımları ekseninde genel yaşama ve başarı arayışına dair kriterlere bakmıştık. Hayatı nasıl kabullenmeliyiz? Hayatın değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz yönleri, yanları nedir? Bunlarla nasıl başa çıkabiliriz? Baktık. Eğer dinleme fırsatınız olmadıysa lütfen o bölümü de bir dinleyin derim. Yani haddini aşan yaşam rehberinin tam başlığına uygun bir derleme olduğunu düşünüyorum. Peki bu hafta bu bölümde ne işleyeceğiz? Yine aynı başlığın ilişkiler alt başlığına bakacağız.

İlişkiler konusundaki gerçekler nedir? Bilmemiz, kabullenmemiz, sürekli aklımızda tutmamız gereken şey nedir? Tabi ilişkiler dediğimizde sadece böyle sevgililik anlamındaki ilişkiler değil, sosyal yaşam içerisindeki iş ya da herhangi odaklı ilişkiler, ailemizle olan ilişkiler, bütün bunlara bakacağız karışık olarak. Başlayalım. Şimdi ilk tavsiyemiz. Kusursuz eş diye bir şey yok. Bu arayışı bir kenara bırakmakta fayda var. Üstelik siz de onlardan biri değilsiniz. Yani siz de o kusurlu grubun içindesiniz. Ne siz kusursuz bir eş olabileceksiniz ne de aradığınız o kusursuz eşi bulabileceksiniz.

En başta hayata dair kabullenmemiz gereken bu olacak. Hani hayattaki en ne bileyim büyük bir aksilik yoksa en iyi anne kimdir? Bizim annemizdir. En iyi baba bizim babamızdır. En iyi hala bizim halamızdır falan. Yani böyle sürüp gider. Öyle midir? Değildir ama bizim için öyledir işte. Kimse buna itiraz edebilir mi? Hayır. Aynen bu mantıkla kabullenmemiz gereken şey kusursuz bir eş değiliz. Öyle bir eş de bulamayacağız. Dolayısıyla karşımızdaki de bizi kusurlarımızla kabul etmek zorunda. Biz de onu hani tırnak içerisinde kusur diyorum hani kusur kabahat bellediğimiz şeyler insanın kendi doğasının gayet ne bileyim sıradan tabi uzantıları da olabilir. Ve bu sebepten dolayı yine ünlü düşünürümüz Şeyma Subaşı'nın da bahsettiği gibi pizza örneğiyle herkesin sizi sevmesi mümkün değil yani bu ara işi bir kenara bırakmakta fayda var. Senelerdir yani tam olarak söylemek gerekirse aşağı yukarı tam neredeyse birkaç ay sonra 30. yılımı dolduracağım ben medya sektöründe. 30 yıldır ben bir şeyler yazıyorum, anlatıyorum, konuşuyorum vesaire. Ve tabii ki insanlara, kitlelere yönelik böyle bir şeyler hazırlayınca birçok platformlarda sizinle ilgili bir şeyler yazılıyor, ediliyor. Örneğin bir televizyon programı yaptığınızda teorik olarak diyelim ki bir milyon kişi sizi seyreder. Sonrasında sosyal medyada, ekşi sözlükte, bir forumda, orada burada her neyse veya programın iletişim kanallarından birinde birkaç tane eleştiri gelir. Biri der ki işte ya bu da ne böyle falan gibi moral bozucu, haset dolu bir şey söyler. Ve siz, sizi bir milyon kişinin izleyip hiçbir şey söylemediğini anında unutuverip, ya bak böyle bir şey dediler, acaba bu gerçekten böyle mi diye ona kilitlenir kalırsınız. Çünkü yaşama yönelik filtrelerimiz genellikle bizi sevenler, bizi kabul edenler özelinde değil, bizi sevmeyenler, hatta bizden nefret edenlere doğru çekiyor kendini. Yani aslında büyük bir çoğunlukla ilgili hiçbir problem yaşamadığımızın, sadece küçük bir kitleyle problem yaşadığımızı unutabiliyoruz. Üstelik bazı o küçük kitlenin içerisindeki bireylerin meselesinin aslen biz olmadığını da unutuyoruz. Yani bazı insanlar vardır, negatiftir.

Transkriptin tamamını oku

Depresiftir, olumsuzdur, enerji emicidir. Ne olursa olsun her olayda karşısına kim çıkarsa ne olursa olsun o kişi olaya olumsuz yanından bakar. Hep olumsuz bir dürtüyle, itkiyle yaklaşır. Bütün süreci oraya doğru çeker. Yani oradaki özne siz değilsinizdir. Onun hayata bakışı odur. O an karşısına siz çıkmışsınızdır. Ve nasibini siz almışsınızdır. Bir başkası olsaydı başkası bundan nasiplenecektim. Ve aynı şekilde unutmamız gereken şey insanların bizim hakkımızda hatırlayacağı en önemli şey iyi davranış olacaktır. Yani hiç kimse kendisine iyi davranan bir kişiyi, bir insanı unutmaz. Bunun tam tersi de geçerlidir şüphesiz ama iyi davranış

bir insanda bırakabileceğimiz en kolay, en ucuz, en bedava, en sonsuz sermayelerden birisi ve neden bu kadar mahrum bırakıyoruz çevremizi bundan, onu da ayrıca bir düşünmekte fayda var. Ve yine bu başlıkta unutulmaması gereken ayrıntıların başında geliyor, ilişkilerimiz hobi değil, yatırım. Yani biz öylesine hani Yung'un o meşhur örneğindeydi yanlış hatırlamıyorsam tren yolculuğunda otobüs yolculuğunda yanınıza oturan iki dakika önce hiç görmediğiniz tanımadığınız birine bir anda pat diye en mahrem şeyleri anlatmaya başlarsınız. İşte benim görümce de bana hallendi de bilmem ne de falan filan. Böyle bir sürü bir şeyler anlatırsın ve sonra dersin ki ya bu hiç oldu mu şimdi? Niye bunu anlattım falan.

Niye bu böyledir? Çünkü o hani tırnak içerisinde hobi ilişkidir işte. Beş dakika önce yoktu, beş dakika sonra olmayacak ve sen o bir türlü kimseye anlatamadığın meseleyi birine anlatıyorsun. Bu arada deminden beri hani cümle içinde kurdum, kafamda dönüp duruyor şimdi arka planda, görümce neydi onu da unuttum. Demin anlattığım senaryo sanıyorum pek zaten olabilecek bir şey de değildi. Görümce, erkeğin görümcesi olmuyordu değil mi? Evet olmuyormuş, stüdyodan da hatırlattılar.

Dolayısıyla böyle fantastik bir örnekte de zihninizde yer etmiş olmaktan dolayı mutlu ve gururluyum. Devam edelim. İnsanların karşı kötü davranışımız mutlaka bir iz bırakıyor ve bu izi silmek imkansıza yakın. Yani evet bize iyi davrananları unutmuyoruz ama bize kötü davrananları hiç hiç hiç kesinlikle unutmuyoruz. O yüzden hani ağzımızdan çıkan sözlere, hallerimize, tavırlarımıza, bakışlarımıza, tepkilerimize, bazen sessizliklerimize çok dikkat etmemiz lazım. İnsanlar başkaları hakkındaki izlenimlerini çok kolay ediniyorlar, çok kolay kaybedebiliyorlar. Ama tabii ki bütün bunların özünde bu süreci bir beklenti uğruna sergilenen bir performansa da çevirmemek lazım. Yani yapay, kurgulanmış iyilik, kibarlık, nezaket diye bir şey vardır ya ne çirkindir o. Böyle sakil durur, üstünden dökülür, sana ait olmayan bir kıyafet gibi belinden düşüverir. Kurgulanmıştır çünkü ezberlenmiştir, bir ritüele dönüşmüştür. hiçbir samimiyeti yoktur, hiçbir insanlığı yoktur. Dolayısıyla bu iyi ve kötü davranışı bir beklenti uğruna sergilememekte fayda var. Yine kendi içimizdeki doğallığı korumamız gerekiyor bütün bu eksen uğruna. Ve yine önemli bir konu, kendimize dair yapabileceklere baktık. Bir de maruz kaldıklarımız var. Mesela bir başkasının kötülüğü. Denir ki başkasının kötülüğü senin iyi biri olmana engel olmasın. Yani dünyadaki kötülüklerle ilgili bir şey. Şöyle bir hatıra geldi aklıma blogumda da bir yazıda Enikonu yazmıştım. Bir gün çocuklarıma böyle bir sinirlendim bir konuda ve onlara sert bir şekilde bir yanıt verdim. Hatta bir sanıyorum ceza gibi bir şey vardı. Çok eski bir zamanda olduğu için tam aklımda kalmamış ve eşim dedi ki

Neden böyle davrandın? Sen böyle biri değilsin. Niye böyle davrandın? Dedim ki, çünkü hayat böyle bir şey. Hayat sert, acımasız. Bunu öğrenmeleri lazım. Hayatı tanımaları lazım. Hayat acımasız dedim. Bana dedi ki, bari sen öyle olma dedi. Ve öyle kala kaldım kapıda, elim tokmakta. Ne diyeceğimi şaşırdım gerçekten. Yani hayat çok acımasız, çok korkunç, çok zalim, çok kindar olabilir. Bizim de böyle olmamızı gerektiren bir şey midir? Bilmiyorum yani. Dolayısıyla başkalarının kötü olması bizim iyi olmamıza engel olmamalı gibi düşünüyorum.

Yine önemli bir konu, ilişkiler konusunda. Hiçbirimiz yeri doldurulamaz insanlar değiliz. Hani işler, meslekler, ilişkiler... Herkes, herkes yeri doldurulabilir, değiştirilebilir. Hani Frankçesiyle disposable, depozitolu ürünler gibi baktığımızda. O yüzden öyle kendimizi çok nimetten saymadan

hayatı müşterek bir şekilde paylaştığımız bir platform olarak ve ilişkileri bize yönelik bir lütuf değil, üstüne karşılıklı emek vermemiz gereken, arkadaşlık olsun, sevgililik olsun, aile ilişkileri olsun, ne olursa olsun emek vermemizin gerektiği bir süreç olduğunu da her zaman aklımızda tutmamız lazım. Ve en önemli ilişki ne? Ailemizle olan ilişki. Çünkü nihayetinde ne olursa olsun hayatımızdaki en sabit kavramlardan biri aile. Hani insanlar eşlerinden boşanıyor ama çok ekstrem durumlar dışında ailenizden boşanamıyorsunuz. Annenizden boşanma diye bir şey var mı babanızdan? Anneannenizden, babaannenizden, dedenizden yani bu insanlar hayatımızda hep var. Yani veya şöyle diyelim en uzun süre hayatımızda sabit olarak kalacaklar onlar. Dolayısıyla en önemli ilişkide en önemli etken, unsur, paydaş ve en çok ilgiyi, emeği, özeni ve toleransı hak eden kısım da onlar. Çünkü deniyor ki bu tip bütün kaynakların özünde sizi ailenizden daha fazla kimse sevmeyecek diyor.

Bütün bunları konuşurken nice belgesellerde işte böyle bazen YouTube'da programlar dinliyorum. Psikologlar, psikiyatristler programlar yapıyor, söyleşiler yapıyor. Korkunç hikayeler dinliyorum. İşte korkunç anneler babalarla büyümüş insanlar ve diyorum ki nasıl olur ya? Nasıl olur diyorum. Ben dinlerken gözümle bile canlandıramıyorum. Sonra diyorum ki acaba ben mi böyle çok sıra dışıyım? Yorumlara bakıyorum. Yorumlarda da

binlerce hayret, akıl almazlıkla ilgili etkileşimler görüyorum. Dolayısıyla evet yani her aile, her ilişki kendi içerisinde başka özelliklere sahip, başka boyutlarda yaşanıyor ama aynen çok büyük bir istisna yoksa bizi ailemizden daha fazla sevecek birisini bulmamız da epey zor olacak. İsterseniz şu aileden bahsetmişken bir kısa ara verelim. Çünkü bu aranın ardından bu aileyle ilgili en hassas tavsiyeye bakacağız az sonra.

Bilmiyorum beni dinleyenler olarak ya da hani bayağı bireysele inelim nihayetinde bu birebir bir yayın. Beni dinleyen sen şu an kaç yaşındasın, kaç yaşında sürüyorsun, kaç yaşında hissediyorsun bilmiyorum ama benim yaşlara gelince anneniz ve babanız yaşlanıyor. Hatta dahası anneniz ve babanızın hayatta olduğuna hala yaşıyor olduğuna şükrediyorsunuz. Çünkü etrafınızdaki arkadaşların anneleri ya da babaları, bazen her ikisi birden hayatlarından çıkıveriyorlar bütün içte kalan ukdelerle birlikte. İlişkiler konusundaki tavsiyelerin önemli bir kısmı işte bu geri sayım dönemine yönelik. Diyor ki, annen ve baban yaşlanıyorsa onlarla ilgilenmeyi ihmal etme. Ama önemli kısmı şu, bunun zorunluluğa dönüşeceği ana kadar da bekleme. İki taraf içinde bu çok zor olur yoksa.

Yani eğer anneniz ve babanızla ilgilenmek, onlara daha fazla vakit ayırmak için, onların elden ayaktan düşmesini bekliyorsanız, bu sizin için de zor olacak, onlar için de. Sizin için de anlamlı olmayacak, zul gelecek, onlar için de bir yüke, bir mahcubiyete dönüşecek. Bunu daha erken dönemlerde yürütmekte fayda var. Yalnızlıkla ilgili bölümde çok konunun ayrıntılarına değinmiştik ama ilişkiler deyince tabii ilişkilerin bir bölümü de yalnızlıkla eşdeğer, yalnızlığa muhatıf. Dolayısıyla bir yürek ferahlatıcı bilgiyi paylaşmakta fayda var bu ilişki bahsinde. 9 milyara doğru ilerleyen dünya nüfusunu düşündüğümüzde yalnız olmak çok tuhaf geliyor insana. Hani bu kadar insanın arasında ama bunun sadece kendimize has, bize has bir durum olmadığını bilmekte fayda var.

Kim olacağımızı belirleyen şey çevremizdeki arkadaşlarımız. Bu yüzden arkadaşlarımızı çok dikkatli seçmek zorundayız. Ve deniyor ki bu tavsiyeler konusunda hani ilişkilerin önemli bir bölümünü arkadaşlarımız oluşturuyor. Benzemek istediğin insanlarla arkadaşlık yap diyorlar.

Çok kıymetli bir tavsiye bence. Yani nihayetinde biz arkadaşlarımıza benziyoruz. Hatta şimdi kökeni neydi, kaynağı kimdi unuttum ama şey denir ya, etrafındaki beş arkadaşının ortalama zeka seviyesi kadardır falan gibisinden böyle bir indirgeyici, genelleyici yaklaşımlar var. Öyle bir şeydi yanlış hatırlamıyorsun. ama hani nihayetinde aşağı yukarı neye benzeyeceğimizi belirleyen de arkadaş çevrimiz. Dolayısıyla kime benzemek istiyorsak, kime imreniyorsak, kime özeniyorsak yani çeşitli özellikleriyle belki onlarla arkadaşlık yapmak daha iyi gelebilir bizlere.

Tabii arkadaş meselesi de öyle kolay üstünde bahsedecek bir kavram değil. Çünkü arkadaş kendi içerisinde kavramsal olarak çok karıştı. Yani arkadaş, dost eskiden böyle basit iki kavram vardı. İkisini de bilirdin. Arkadaş mesela mahallede karşılaştığın biri, senin arkadaşın sırlarını paylaştığın biri, dostun mesela. Böylesine basit bir şekilde özetleyebiliriz. Ama bugün iş arkadaşlarımız, sosyal medya arkadaşlarımız falanımız bir sürü arkadaş çevremiz var. Dost bildiğimiz insanlar var değil mi? Mesela Instagram'da storylerini yeşil halkalarla gördüğümüz insanlar arkadaşımız mıdır, dostumuz mudur falan bilemiyoruz. Ama unutmamız gereken bir şey iş arkadaşlarımızın ve sosyal medya arkadaşlarımızın gerçek arkadaşımız olmadığı.

Bu yüzden tanımlamaları doğru yapmamız gerekiyor ve beklentileri ona göre düzenlememiz gerekiyor. Yani bir iş arkadaşından, ne bileyim, sosyal hayatımızdaki bir yakın dostumuzcasına bir samimiyet, ilgi, alaka ya da emek beklemek haksızlık olabilir, bizi mutsuzluğa da itebilir. Ve unutmamamız gereken bir diğer ayrıntı, arkadaşların sandığımız kadar ya da umduğumuz kadar sadakatli olmadığı. Yani bugün varlar, yarın yoklar. Durumsal olarak varlar, bazen yoklar.

Ve insanlar değişiyor değil mi? Dünyanın kanunu gereği bunu kabullenmeye hazır olmamız lazım. Yani bizim çok sevdiğimiz, çok beğendiğimiz bir arkadaşımız, ilişkimizdeki sevgilimiz, eşimiz, dostumuz falanımız filanımız doğa gereği değişiyor. Başka insanlara dönüşüyor. Aynen biz gibi ve ya onları her haliyle kabulleneceğiz ki bunun kolay olmadığı ortada

onları kabullenemeyeceğimiz evrelere geldiğinde ilişkilerimizi de sonlandıracağız, belki tamamlayacağız. Bunu neyde yaşadık? Yaşı itibariyle Facebook'un ilk yaygınlaşmaya başladığı zamanı yaşayanlar sanıyorum bunu tecrübe etti. Mesela o dönemde ortaokul arkadaşlarımızla yeniden buluşuyoruz toplantıları vardı ve o toplantıların hiçbir zaman ikincisi yaşanmadı. Herkes sadece ve sadece bir kere buluştu ilkokul arkadaşlarıyla.

Çünkü bir araya gelir gelmez ilkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitede her neyse anlaştığın, görüştüğün, hoşlaştığın o güzelim arkadaşlarının içinden korkunç insanlar çıktı, hiçbir özdeşliğinin kalmadı, hiçbir ortak faydamızın kalmadığını gördük. Bu yüzden işte hatırlamamız gerekir, unutmamamız gerekir. İnsanoğlu değişir. Bunu kabullenmeye hazır olmakta fayda var.

Bir arkadaşlık, bir ilişki bittiyse genellikle bu hayırlı bir şey içindir. Yani bitmesi gerekiyordur. Sürdürmek yorucu gelir, faydasız sonuçlara iter bizi. Bir diğer konu ilişkilerle ilgili. İnsanın kendine dahi dürüst olması çok zor bir şey. Bu yüzden karşımızdaki insandan dürüstlük beklerken çok da ümitli olmamamız lazım.

Yani bu dürüstlük, insandan peklenebilecek belki de en üst düzey erdemlerden biri. Kendimize karşı bile dürüst değilken başkasına karşı nasıl dürüst olabiliriz? Bu da mümkün değil. Ve ilişkilerde değil mi? İlişkileri bozan en çok şey dürüst olunmaması, dürüst davranılmaması çok büyük bir etkendir.

Ve bir diğer konu hani bu dürüstlük konusunda erken ipucu yakalamak adına insanlar hakkındaki ilk izleniminiz genellikle doğrudur. Bütün tavsiyeler bunu gösteriyor. Pek çok başka yani sadece bu benim taradığım forumda paylaşılan şeyler de değil. Psikoloji kitaplarında da geçer, ilişkiler konusundaki pek çok kaynakta da geçer. Böyle bir insanı görürsünüz, bir his bırakır sizde haliyle, tavrıyla, bakışıyla, aurasıyla, elektriğiyle bir şey ile bir hisse kapılırsınız, bir değerlendirme yaparsınız. %90 bu doğrudur. İnsan bir şekilde içgüdüsel olarak birine kanı kaynar ya da sinir olur. Ve bunu değiştirmek çok zordur ve genellikle bunun bir aslı astarı da vardır. İlişkilerde tabii ne arıyoruz? Doğru düzgün insanlar arıyoruz. Arkadaş olarak, eş olarak, onun olarak, bunun olarak, hatta iş arkadaşları olarak bile. Ama hatırlamamız gereken konu akıllı insanların azınlıkta olduğu. Yani insanların içerisindeki akıllı insan sayısı, oranı son derece azdır. Bu yüzden beklentimizi düşürmemiz lazım alabildiğince.

Tabii ki ilişkilerle ilgili kaçınılmaz olarak karşımıza çıkan kavramlardan biri de zamanla ilişkilerdeki aşınma ve bu konuda çok enteresan bir şeyi sizlerle paylaşayım. Aile ve arkadaşlarımız, diyelim ki eskisi kadar bizimle ilgilenmiyor, eskisi kadar ilgi göstermiyor ama bu doğrudan bizimle ilgili bir şey olmayabilir. Genellikle bunu hep kendi üstümüze alınıyoruz ama Herkesin kendine ait sorunları, öncenikleri, planları, zamanları, programları olduğunu unutmamamız lazım. Dünya bizim çevremizde dönen bir ortam değil ve herkes bizi mutlu etmekte mükellef değil. Bunu da yine başka bir bölümde işlemiştik, çok ayrıntılarına girmiyorum.

Peki ne yapmamız lazım? Yapmamız gereken şeylerin başında yanında kendimizi iyi hissettiğimiz, bizi mutlu eden insanları kaybetmemek adına onlara sıkı sıkı sarılmak, onlara emek vermek, onlarla yakın durmak gerekiyor. Yani seni kim iyi hissettiriyor? ilgisiyle, bilgisiyle, komprimanıyla, hissiyle, tavrıyla, davranışıyla, duruşuyla ne olursa olsun bizi iyi hissettiren, bizi mutlu eden insanlarla bir arada olmak tabii ki en kolay bu konudaki ilişki rehberlerinden biri. Ama unutulmaması da gereken bir konu yine bununla birlikte hiç kimsenin seni mutlu memnun etmek zorunda olmadığı yani kendini mutlu etmenin yollarını bulmaya çalışmamız gerekiyor. Bu başkasının sorumluluğu haline dönüşemez. Genellikle böyle yapıyoruz oysa. Hani yanında iyi hissettiğimiz insanlarla bir arada olmak istiyoruz ama sürekli olarak bizi iyi hissettirsinler istiyoruz. Kimsenin böyle bir sorumluluğu yok. Herkesin kendine ait benzer, eş değer beklentileri var ve herkes kendi yolunu bir parça kendisi bulmak zorunda. Ve yine önemli bir ayrıntı insanlarla konuşmak kadar onları dinlemenin de önemli olduğu.

En çok ihmal edilen konu budur. Oysaki en çok özen göstermemiz gereken konu budur. Şimdi benim işim iletişim. Ben iletişimciyim. Ama bakın iletimci değilim. Şu an yapmakta olduğum gibi. Mesela şu an iletişimde değilim. Şu an iletimdeyim. İletişim ne? Karşılıklı iletim. Yani bir ben bir şey söyleyeceğim, bir karşımdaki bir şey söyleyecek.

Oysa karşılıklı sohbet eden insanlara bakın, çoğunlukla insanlar sohbet ederken karşısındakini dinlemez. Sadece ve sadece karşısındakinin sözünün bitmesini bekler ki o sözden alakasız, bağımsız olsa dahi kendi kafasındakini söyleyebilirsin. Dolayısıyla aslında iletişim dediğimiz şey hayatta çok nadir karşımıza çıkan bir meseledir. Ve son olarak, birazcık böyle pragmatist, birazcık madde özlü gelebilir, materyalistik gelebilir ama bence kıymetli. En azından en sona sakladım, önemli sitesinin en sonunda yer alsın diye. Genel kanıya göre diyorlar ki efendim, ilişkiler konusunda... nasıl göründüğümüz önemsiz değildir. Hatta bazıları için çok önemlidir. Dolayısıyla görünüşümüze özen göstermemiz lazım. Saçımız, başımız, kılığımız, kıyafetimiz, dişimiz, tırnağımız, kaşımız, neyse artık nasıl göründüğümüz çok önemli. Çünkü o ilk bıraktığımız izlenim hatta ve hatta aslında insanın hayata karşı özenini, titizliğini, çabasını da temsil ediyor. Kendine gösterdiği özen kaçınılmaz olarak.

en azından en temel konularda görünüşümüze önem gösterelim ki karşımızdaki insanlarla yürüteceğimiz ilişkilerde önümüzde en azından sahte engeller oluşturmasın. Hayatta her şeyin bir cevabı yok. Arayışlarımıza yönelik reçete benzeri bir çözümler de yok. Ve her şey bir şekilde geçip gidiyor işte bu programda da anlattığımız gibi. Belki de hepimiz yaktığını öğrenmek için ateşe dokunmak, bütün tavsiyeleri bir kenara bırakıp kendimiz tecrübe etmek zorundayız hayatı ama nihayetinde baktığımızda bu hayat dediğimiz

Aşağı yukarı aynı hikayenin farklı zamanlarda, farklı isimlerle, farklı kişiler tarafından yaşanan suretleri ve aynı hataları hepimiz tekrarlamak zorunda değiliz. Yaşanmışlıkların içerisindeki tavsiyeler de önem taşıyor, kıymetli ve zaman kazandırıcı hiç şüphesiz. Haddini aşan Yaşam Rehberi bu son iki bölümünde hayatın içerisinde kabullenmemiz, helalleşmemiz gereken gerçeklere baktı ve bu bölümde de ilişkilerle tamamladık. Hepinize bütün bu tavsiyeler ışığında bol şanslar.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)