
5.117 kelime · ~26 dk okuma
Haddini aşan yaşam rehberinden hepinize merhaba. Bu bölümde insanlığın temel ham maddesi olan enerji meselesine bakacağız. Enerji yaşamımızın kaynağı. Üstelik tarihsel süreçte de baktığımızda aslında tarihin insanlıkla tanımlanan bütün evrelerindeki ana belirleyici durumunda. En basitinden sanayi devrimini bile ele alsak ki bunu ateşin keşfiyle birlikte uygarlığın, medeniyetin, insanlığın insan olması, beslenmesinden güvenliğine, geceyi gündüze çevirmesinden, yaşam konforuna kadar pek çok alanda etkili olan enerjiyi sanayi devrimine bile aktarsak, bugün sanayi devrimi dediğimiz mesele kömürün varlığıyla, kömürün sanayi devriminin başladığı yerdeki varlığıyla, ulaşılabilirliğiyle tanımlanmış
Öyle ki kömür madenini çıkarmak için çocuk işçilerin daha verimli olduğunun algılanması, farkına varılması çocuk işçi kavramını meydana getirmiş. Ardından çocuk işçilere yönelik yasaların düzenlenmesi, yaş sınırlanmalarının gerçekleştirmesi. E bugün bilgi çağı dediğimiz şeyin içerisinde enerjinin payından bahsetmeye gerek yok ki bugün artık işte elektrikte güçlenen otomotiv sektörünün bile içerisinde işte yeni enerji kaynaklı, enerjiyi var eden yeni kaynakların belirlediği jeopolitik bazı dönüşümler var ki nityum bunun içerisindeki en büyük paya sahip olan konulardan biri. Dolayısıyla bu enerji meselesine bakacağız insanın ilişkisine bu konuda kiminle konuşabiliriz diye düşündüğümde hani ismiyle de müsebba olarak EnerjiSan'ın CEO'su Sayın Murat Pınar'ı davet ettim. O da sağ olsun Kırmızı'da misafirim oldu ve hem genel anlamda
insanlığın enerjiyle olan ilişkisi hem de Türkiye'nin bu çerçevedeki yerine, rolüne, durumuna vaat ettiklerine sektörün ve ulaşmaya çalıştığı hedeflere bakacağız. Öncelikli olarak tabii ki bir merhaba diyeyim. Merhabalar Murat Bey, hoş geldin. Merhabalar, hoş bulduk, sağ olun. Çok teşekkür ediyorum bizle birlikte olduğunuz için bu bölümde. Şimdi enerjiyi şimdiye kadar hep böyle kendi temel vaatleriyle ele alıyorduk ama bu son dönemde kaçınılmaz olarak iklim meseleleriyle de bağdaşık
Sürdürülebilirlik meselesini konuşuyoruz. Böyle bir şey konuşmama ihtimalimiz yok çünkü nihayetinde baktığımızda bir alternatif olmayan bir mesele bu. Sürdürülemezliği konuşamayacağımıza göre sürdürülebilirliği konuşuyoruz ve sürdürülebilirlikte kendi içerisinde her şeye rağmen sürdürülmesi gerekenlere yönelik bir çabayı ifade ediyor. Malum çok iddialı.
bir anlamda soyut bir kavram. Neden bahsettiğini de anlamıyoruz. Sizin için, hem şahsen sizin için, hem kurumsal olarak sizin için, hem de sektörer olarak bu sürdürme gayreti neyi kapsıyor? Neyi sürdürmeye çalışıyoruz? Neyi engellemeye çalışıyoruz? Bir kere konu çok güzel iklimle de başladınız. Çünkü asıl temel mesele iklimle ilgili kısım. Ki bunun altında en büyük etkileyen de karbon ayak hızı. Karbon ayak hızının %80'inin sebebi enerji sektörü. Ne demek karbon ayak hızı?
Önce şu, yaptığımız her aktivitede, bu isterseniz nefes almak dahil edin buna, dışarıya bıraktığımız karbon. O hani içerideki kimyasal olaydan çıkan şey. Ama enerjide bunun karbon fosil yakıtları olduğu için birinci kaynak. Sebep olarak anlattığımız zaman Sürdür'le birlikte karbon ayak izini düşürmeyi, aslında böyle bir şey var. Karbon bu arada yaşamında yapı taşı. Yani onun yokluğu da olmuyor. Hani o istenen istem dışı ortaya çıkan karbon azaltılması. Ama tanımına geldiğimizde sürdürülebilirliğin bir sürü tanımı var bu arada. Ki çevreyi kapsıyor, doğayı kapsıyor, sosyal dünyayı kapsıyor, iş hayatını kapsıyor. Ama bu toprakların çok güzel bir tanımı var bununla ilgili.
Aşa kurda kuşa. Yani Anadolu'da dört bin yıllık tarihine baktığımızda tarımın bu topraklarda aşa kurda kuşa denmesi aslında sürdürülebilinin temel tanımı. Tabii bilmeyenler de çoktur. Onu açalım o tabiri isterseniz. Neyi anlatıyor? Şunu yapıyor aslında. Tohum ekerken Anadolu'da tarımın ilk bulunduğu günde itibaren birini kendi aşı için, ikisini doğa için. Asıl döngü bu. Bu formülü kullandığınızda yaptığınız bütün işlerde aslında bu bahsettiğimiz sürdürülebilinin tamamını çözmüş oluyorsunuz.
O yüzden hani sürdürülebilmek derken, evet enerjilik tanımına baktığınızda, işte yapılan enerji kaynakları, üretilen enerji, toplam kurulu gücünüz, bunların hepsini değerlendirebilirsiniz ama temel anlamı, hani onu çünkü kişide ya da işte ya da işte sadece bir güruhun konuştuğu bir konudan doğal olarak bütün insanlığa, çocuklara kadar herkese indirebilmemiz lazım. Bu anlamda sürdürdüğümüz şey doğa ve dünya. Dünyayı devam ettirmenin başka yolu yok. Bir de dünyayı sürdürmek dışında bir seçeneğimiz yok. Bazen böyle bunu göz ardı ediyoruz da. Bu tabii aşa kurda kuşa meselesi. Mesela Amerika yerlilerinde yarı yarı yadır yani yarısını kendimize yarısını dolayı biz üçte ikiye şey yapmışız ama işte bu da unuttuğumuz değerlerden, kötülerimizden biri ne yazık Özellikle ki. böyle toprakla, bitkiyle, yetiştirmeyle, çiftçilikle uğraşanlar, amatör olarak da bilirler ki öyle bugünkü anlamıyla hani organik anlamda, kendi haline bıraktığımız anlamda doğa çok isteyen bir düzel. Yani doğada yaşayan bütün canlıların bütün her şeyden bir payı var, hakkı var ve mahsulün önemli bir kısmını onlara veriyoruz. Ama hani bu şimdi kaydı yaptığımız sıralarda güncel gelişmelerden biri. Danimarka örneğin ki bu işte yeşil enerji sürdürülebilirlik konusundaki çok iddialı ülkelerden biri. Birçok kendini az
çarptan ötürü elbette ama ineklerden ve domuzlardan dahi değişken oranda karbon vergisi almaya karar verdi. İşte onların da çıkardığı gazlardan ötürü, metan gazlarından ötürü domuzlar daha masum olduğu için daha düşük. Yanlış hatırlamıyorum 6 dolar civarı, ineklerin de her birinden 10 dolar civarı. Ama şimdi bakıyoruz işte insanın karbon ayak izi. Bugün mesela benim mobil bankacılık uygulamalarım benim harcamalarımdan yola çıkarak benim karbon ayak izimi falan çıkarıyor da bana bunlar çok naif, çok böyle masumane çabalar gibi geliyor. Asıl sanıyorum enerji sektörü bu konuda kendi üstüne düşen sorumluluğunu alması lazım. Çok önemli bir karbon ayak izi üreticisi. Sizin bu konudaki çabalarınız nasıl? Şimdi şöyle söylüyorum. Bizde aslında demin söylediğiniz şey çok doğru. Sanayi devriminden beri enerji ihtiyacı var. Bunun sebebi olduğu bir karbon ayak izi var. Bunun sektörün kendi sorunu olduğu için kendi çözüm bulmak zorunda zaten. Devamında da. Şimdi Türkiye'ye baktığımızda belki oradan giderek Enersil'de ne var ona bakalım. Türkiye'ye baktığımızda kötü bir durumda değiliz. Şu açıdan söylüyorum bunu. Toplam kurulu gücümüzün yüzde elli yedisi bizim yenilebilir kaynaklarda.
Bu da bizi Dünya'da 12. hatta geçen hafta geldiğinden raporda 11. Avrupa'da 5. yapıyor. Yani şöyle konuya çok aşina olmayanlar için netleştirmiş olalım. Bu yenilenebilir kaynak ya da yeşil enerji dediğimizde rüzgar, güneş, jeotermal. Hidro, bunların hepsi yenileni bir enerji. Ve Türkiye'nin yüzde elli yedisi. Yüzde elli yedisi. Yani şu an yüz on bin megawattlık bir şeye baktığınızda aslında altmış bin megawatt yakını aslında yenileni bir enerji. Peki Türkiye'nin ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda potansiyeli nedir? Şöyle söyleyelim. Şimdi kurulu güç demek hepsini aynı anda kullanıyorsunuz anlamına gelmiyor. Ama bu toplamda yüzde kırk ikisini yenileni bir enerjiden kullanıyoruz. Ama bizim enerji dünyasındaki hikayemize baktığımızda biz hala fosil yakıta yüzde
45'ler civarında buradayız. Ama asıl hikaye bağımsız enerji politikaları. Neyi söylüyoruz burada? O 110 bin megabatın içerisinde kömürler, gazlar aslında bizim dışarıya bağlı olduğumuz. Bu da yaklaşık olarak bize 5 yıllık faturası 258 milyar dolar enerji faturamız var bizim ithalat olarak baktığımızda. Şimdi böyle bakınca aslında çok daha önemli hale geliyor. Bizim işte 2035 strateji dökümanlarına baktığınızda 85 bin megalotluk daha yenili bir enerji kaynağı yapmayı planlıyoruz önümüzdeki 10-15 yılda. Bu da yaklaşık 85 milyar dolarlık bir finansman ihtiyacı demektir. Ki bu halde bile yüzde 60'lara çıkabiliyoruz. Peki tamamen teorik olarak soruyorum ve merakımdan soruyorum. Türkiye'nin bu yeşil enerji kaynakları, yenilenebilir enerji kaynakları, enerji ihtiyacının tamamını karşılayabilir potansiyelde mi? Kesinlikle öyle. Demek ki bu sadece yatırım meselesi.
Bir yatırım meselesi, bir de tabii birinci il kaynağı dönüştürme önemi. Şimdi teknolojiye baktığınızda güneş ne yapıyorsunuz? Güneş varken. Gece yok. Şimdi rüzgarda da rüzgar olduğunda tamam sorun yok, 24 saate yayabiliyorsunuz ama durduğu zamanlar da var. Ama yeni teknolojiler, pil teknolojileri aslında onları ikinci il kaynaktan birinci il kaynak haline getiriyor. Depolayıp. Depolayıp. Depoladığınızda aslında bundan önceki en büyük sorun oydu. Depolama sorunu vardı. Ama artık bu çözümlerde olduğu için Türkiye'nin potansiyeli bu anlamda koyduğu hedefler itibariyle de 2050'ye kadar sıfır karbon nötr olmak aslında Türkiye'nin yapabileceği. Ki burada Almanya örneği çok kritiktir. 1600 saat güneşleri var, güneşlenme süresi. Türkiye'nin 2700 saat. Yani aynı miktarda kurduğunuzda bile siz yüzde otuz, yüzde kırk daha fazla üretebiliyorsunuz. Ki yanlış hatırlamıyorsam Almanya'daki güneş enerji üretim miktarı Türkiye'den fazlaydı değil mi? Kesinlikle. Bir yandan da tabi bu bütün teknolojilerin giderek daha verimli hale geldiği, daha ucuzladığını da hatırlatmakta fayda var. Dolayısıyla bu anlamda gelecek parlak gibi. Peki bunun mesele olarak konuştuğumuza göre gözden kaçırdığımız bir şey de var. O da ne? Petrolün de çok yaygın, bol ve ucuz olması mı? Niye onu hala bu kadar yaygın... Böyle tabii çok ilginç bir bilgi var. Mesela elektrikli araçlardan bahsettiniz biraz önce. Elektrikli araçlar dün de vardı. Tabii. 1900'de de vardı. Hatta ilk üretilen... Hatta ilk üretilen elektrikli araçtı. Aynen. Şimdi böyle baktınız. Hatta Ford'un elektrikli araç departmanı var. Thomas Alvedison genel müdürü. Ama 1905'teki, 4'teki T modeli bir anda öyle verimli hale geldi ki, ki o zaman bugünkü sürdürülebilirlik algısı da yok.
Bir de şöyle, aslında tarihçiye baktığımızda lafı kesmiş gibi olmuyor mu? Zaten aynı şekilde depolama teknolojisi ve elektrik aktarım teknolojisinin sıkıntılarından dolayı taşınabilirliği ve yaygınlığı, bolluğu, ucuzluğu sebebiyle akaryakıt ...geçiyorlar. Çok ilginç kaderin döngüleri. Peki bugünkü durum ne? Bugün de mi aynı sorunlarla yüzleşeceğiz? Bugün nispeten hayır. Bugün elektrikli araçlara baktığımızda ki bu da bir dönüşüm. Bu sürdürülebilmek içerisinde çok önemli bir kalem. E-mobilite. Böyle baktığımızda dünyada artık batarya teknolojisiyle ilgili bir sorun yok. Ama iki tane önemli konu var. Bu Euroelektrik'in Avrupa raporunda da var. Bir, henüz daha müşteri ya da kullanıcılar mental olarak hazır değil. Yolda kalma kaygısı var.
O korku var. İkincisi de, hani aldım, nereye kadar kuruldu? A yeterli mi? Şarj A. Bir de kendi içinde bir sürü standartları vesaire. Şimdi o konuya geleceğim birazdan. Benim de çok merak ettiğim bir başlık ama genel anlamda böyle kavramları da oturtma adına, işte demin de bahsettiğim ateşin bir enerji kaynağı olarak hayatımıza girmesinden itibaren insanlığın her evresini bu enerji dediğimiz mevhum tanımlıyor, belirliyor.
Bugünkü hayatımızdaki yerini bir tanımlar mısınız? Bugünün enerji dediğimizini ne anlıyoruz ve hayatımızdaki sayısal karşılıklarını? Şöyle söyleyelim, dünyada ana trendlere baktığımızda enerjiyle ilgili olanlardan bahsediyoruz. Demin söylediğimiz bir tanesi dekarbonizasyon, bir tanesi de regulasyon. Yani daha az regulasyon ama daha güçlü. Yani daha az kanuni düzenleme. Kanuni düzenlemeler, piyasanın açılması, şeffaflaşması. Üçüncü konu desentralizasyon. Aslında mühendisliğin, elektrik mühendisliğin de birinci konusu o. Tükettiğiniz yerde üretim. Bizim yapılarımıza baktığınızda aslında ne yapıyoruz? Birkaç tane büyük barajımız var. Onları iletim hatlarıyla getiriyoruz, dağıtım hatlarına veriyoruz ve kullanıcıya sunuyoruz. Ama yeni trend bu değil artık.
Adı halinde küçük küçük adalar böyle beslemeler ki yeni bir enerji buna çok uygun model olarak. Bir trend de bu. Diğeri dijitalizasyon. En önemli konulardan bir tanesi bu. Çünkü hepsini birleştiren şey o. Belki bugünün A.I. teknolojileri işte dijital teknolojiler aslında bunların beraber çalışmasını sağlıyor ve sonucu da demokratizasyon.
Burada bahseden isteyen kişinin piyasaya girebilmesi demek. Bugün lisansız başvurularından tutunan lisansız başvurular herkes kendi tükettiği enerjiyi kendisi üretebiliyor artık. Bunu ev kullanıcısına ayrı tutarak söylüyorum. Ama dünyadaki trendler bunlar. Dünyada trendler bunlar olunca Türkiye'nin bundan etkilenmeme ihtimali yok. Bizdeki hikayeye baktığınızda deregülasyon aslında 2000'li yıllarda başlamışız biz. Öyle baktığınızda bir özelleştirme hikayesi var. Diğer taraftan baktığınızda yenilebilir kaynakların kullanımı o trende de uyuyoruz. Dijitalizasyon o da var zaten. Piyasa katılımcıları arttı. Yani bu trendlerle yaşıyoruz. Ama birinci dikeyde de şu var. Elektrifikasyon. Nedir elektrifikasyon? Aslında bütün enerji kaynaklarının tek bir tipe indirebilmesi. Çünkü biz aynı anda birden fazla yatırım yapıyoruz. Nedir bu? Gaz şebekesi için ayrı yatırım yapıyoruz. Elektrik şebekesi için ayrı yatırım yapıyoruz. Veya mevcut enerji kaynaklarını nasıl kullandığımızla da alakalı. Almanya mesela Hit Pump'ı çıkardı, ısı pompası. Şu an dünyada büyük rağbet görüyor ve çok iyi. Şimdi bunlar yavaş yavaş ülkemize de girmeye başladılar. Ama elektrifikasyondan dönüş yok. Doğru. Yani o her zaman olacak ki bugün bahsettiğimiz her teknolojinin, bugün kripto toknenisinden tutun, AI'den tutun. Önümüzdeki 2050'ye kadar yüzde 25 ilave talep yaratacak bunlar.
O yüzden de edifikasyon tek başına çok önemli. Ama dünyadaki kendi ülke dinamiklerine göre de ayrışıyor ana trendlerden. Çünkü Almanya'da mesela nüfus artışı olmadığı için yeni abone yok. Türkiye'de her yıl yedi yüz sekiz yüz bin yeni abone var.
Yeni abone. Yani her yıl bir şehir yapıyor Türkiye aslında toplamına baktığınızda. Bu Avusturya'da son on yılda on bin. Çok ilginç. O yüzden bazen dinamikler evet, ülke dinamikleri farklılaştırıyor sizin trendleriniz. Ama görünen şu, faturamız iki yüz elli sekiz milyar dolar. Bunu ne kadar düşürebilirsek pozitif ayrışmış olacağız. Cari açığımız da o kadar bu arada. Yanlış hatırlamıyorsam İpsos'un bir araştırmasındaydı. Türkiye'de hanelerin ortalama giderlerinin kırılımına yer veriyordu ve yine yanlış hatırlamıyorsam en büyük dilim açık arayla enerji, ısınma maliyetlerini oluşturuyordu. Biz bu programı kaydettiğimiz günlerde de Türkiye'de çok taze bir elektrik zammı oldu. Ben programlarımızı mümkün olduğunca zamandan bağımsız hale getirmeye çalışıyorum. 5-10 sene sonra da dinlendiğimde bir referans oluşturması adına ama bakıldığında tabii bu enerjinin bütün bu
Bu yatırım maliyetleri vs. bütün fizibilite, matematiğine karşılık olarak kullanıcı tarafında genel anlamda ucuzlayan bir maliyetten mi söz ediyoruz? Yoksa giderek daha pahalı, daha kısıtlı, daha lüks bir kaynağa mı dönüşecek bu? Şöyle söyleyelim ama son 3 yıla bir bakarak değerlendirmekte fayda var Türkiye'deki elektrik fiyatını. Çünkü enerji krizi başladığı andan itibaren ana girdiler, fiyatları anormal seviyelere çıktı. 3 kat, 5 kat doğalgazda biliyorsunuz.
Özellikle pandemiden sonraki o lojistik krizinden sonra. Şimdi ondan sonra tabii bütün ülkelerin hemen hemen ilk üç ajanda konusundan bir tanesiydi enerji. Bugünlerde yavaş yavaş çıkmaya başlıyor. Ki Avrupa'daki o krizi bizzat yaşayanlar, hani oteldeki klimanın derecesini bile değiştiremiyordunuz. Tabii ki. Hatta nükleer reaktörler yeniden devreye çıktı. Evet tekrar devreye girdiler. Ama gelinen nokta şu, enerjinin bir maliyeti var. Bu maliyeti ortaya konduğunda tabii ki devletlerin bu tip kriz durumlarında müdahale ettikleri de oldu. Ki ettiler de o dönemde. Biz de o dönemde yaptık. Hatta ilk yapanlardan biriydik müdahaleyi. Bu da aslında son kullanıcıya o günün şartlarından etkilememekti. Ama tabii sübvansiyonların da bir süresi olmalı. Olmadığında bu bahsettiğimiz yatırımlar kesinlikle etkileyecektir. Ama görünen şu, demin söylediğiniz kıstaslardan birisi doğrudur. Enerjinin asgari ücret içerisindeki payı, enerji tüketimini.
Bu da kabaca baktığınızda, 2000'den beri bugüne baktığınızda 5 ile 6 arasında. Bugün ise hala, son kullanıcı derken endüstriyi bahsetmiyorum ama ev kullanıcısı için hala %300'ler civarında. O yüzden bugün pahalı demek doğru olmaz enerjiye. En azından ev kullanıcısı için. Peki hala. Yorumunu dinleyenlere bırakalım o zaman. Tabii ki.
Ama hani nihayetinde her şey genel değişkenlerden nasibini alıyor. Öyle de adlandırmakta fayda var. Ama hayatımızdaki en temel belirleyiciden bahsediyoruz. Yani enerji dediğimizde, cihazlarımızı şarj etmekten, konfora yönelik şeylere, iletişime kadar aklımıza gelen her konunun aslında bir anlamda ortak paydası. Ama sizin söylemlerinizden anladığım kadarıyla epey telaffuzu zor. konuları da içeriyor yani işte yenilenebilir enerji deregülasyon, elektrifikasyon sonra neydi başka desentralizasyon gibi böyle epey bir terimin içerisinde ama anladığım şey şu enerjinin geleceği yenilenebilir yani doğada sürekli olarak işte yer altından ya da gökyüzünden, yer üstünden faydalandığımız bütün doğa olaylarından elde edebileceğimiz enerjiler ile giderek düşen maliyetler giderek daha küçük ölçekli bölgesel üretimler
daha az dağıtım hatları ve kayıp oranları ve daha herkesi kapsayan, kapsayıcı bir enerji üretimi ve tüketiminden bahsediyoruz. Ve belki de bütün bu dijitalleşme süreçleriyle birlikte bunların optimizasyon olarak adlandırdığımız iyileştirilmesi, rafine edilmesi, ihtiyaç olan anlara göre düzenlenmesi, depolanan enerjinin daha akılcıl dağıtımıyla belki de daha bambaşka yeni bir düzen olacak. Fakat bir yandan da hani yine bu güncel konuya girmek istememekle birlikte yakın zamanda bu hafta Financial Times gazetesinde bir dosya vardı yanlış hatırlamıyorsam ve bu yeşil hedefler konusunda iklim krizine yönelik hedefler konusunda çok uluslu şirketlerin gerek perakendi sektöründe gerek enerji sektöründe hedeflerini biraz daha ötenemeye başladığını yani biz çok iyimser bakmışız bu olaya bunlar kolay şeyler değil çok büyük yatırım gerektiriyor. biz bu yatırım baskısıyla yüzleşemiyoruz diye. Şimdi siz de nihayetinde halka açık bir şirketsiniz ve yatırımcılarınızın, hissederlerinizin, paydaşlarınızın sizden kar beklentisi var. Bir yandan da işte siz bütün bunları daha ulaşılabilir, daha yaygın hale getirmeye çalışıyorsunuz.
Bütün bu matematikte yakın geleceği nasıl görüyorsunuz? Deminki krizle ilişkilendirerek soracağım. Tabi ki hedeflerin bir kısmını etkiledi o pandemideki oluşan kriz, enerji krizi. Tabi hedefler ötelense bile hedeflerden vazgeçilmeli. Şimdi birinci şeyi böyle tespit etmek. Ama enerjinin her oyuncusunda farklı roller de biçiyor burada. Şimdi Türkiye'ye baktığımızda enerji oyuncularının kredi bulabilmeleri. Şimdi artık yeşil hedefler koymadan, bu bahsettiğimiz karbon hedeflerini koymadan, onla ilişkin önlemlerinizi, ajanda ayrıntılarınızı değiştirmezseniz... Aslında bu krediyi almanızı sanıyorsunuz. Ya da daha pahalıya alıyorsunuz. Yani şu hedefleri tutturursanız diyor, 0.25 daha ucuza alırsın. Şimdi bu da az bir market değil aslında baktığımızda. Türkiye'de de bankalar başladı buna. Ama uluslararası bir finans kuruluşundan artık kredi almak istiyorsanız, bu sürüleri bir hedeflerinizin olması lazım. O yüzden ana hedeflerden vazgeçme yok. Evet dediğiniz gibi bazılarında ertelenmeler söz konusu. Nükleer kararı böyle bir karardı. Doğal gaz santrallerinin yeşil sayılması böyle bir karardı. Ama sonundaki o varılacak hedeften en ufak bir sapma yok.
Sadece gecikmeler var. Madem konuyu açtınız, ben de bir sormuş olayım. Benim de çok kafamda böyle gelgit yaratan konulardan biri. Doğal gazı hadi bir kenara bırakalım da, nükleer enerjinin yeşil enerji kapsamına girmesi bu dönemde siz nasıl yorumluyorsunuz? Şimdi tabii yüksek bir teknolojiden bahsediyoruz. Yüksek teknoloji dediğimizde ne çıkardığına yani output ne orada? Neyi çıkarıyoruz bu enerjiden elde ederken? Su çıkıyor. Temiz denen kısım bu aslında. Evet, ama bir yandan da bu radyoaktif atık da olur. Riski dediğiniz zaman dünya yaşadı bunları ve çok önemli önlemler alındı. Bir yandan da ama radyoaktif atık da üretiyor bu, hani oranyumun belli bir kullanıcısı var. Şöyle söyleyelim onu, evet yani oradaki füzyon teknolojisinde bahsettiğimiz radyoaktif etkiyi azaltan ve sıfırlayan teknolojilerin de elinizde olması lazım. Tek başına bırakabileceğimiz bir şey değil. Ama bu zaten uçtan uca bir, yani santralin başlamasından kapanmasına kadarlık bir kontrol düzeyi bu. En sonundaki atağa kadar onu bile koruyor olmanız lazım. O yüzden teknolojisi doğru olduğu sürece, teknik anlamda da baktığınızda cidden temiz enerji.
O konuda zaten benim gel git yaşamama sebep alandı o. Hani bakıldığında üretimi ve çıktısı adına tertemiz. Yine tarihçesine baktığımızda aslında diğer santrallerle kıyaslandığında öyle sıra dışı bir problemi de yok. Ama aynen uçak kazalarında olduğu gibi en ufak bir şeyin çok daha insanı böyle ürperttiği, çok daha toleransı az olanlardan biri.
Biraz önce de değindik. Şimdi bu enerji sektörüne yönelik iştahı en artan alanların başında çok anılmamakla birlikte bu son dönemin en yaygın teknolojisi, en popüler teknolojisi yapay zeka geliyor. Bugün her yapay zeka sorgulaması inanılmaz muazzam enerji tüketimine muhtaç. Bunu pek konuşmuyoruz ama şöyle söyleyeyim ben kafanıza canlanması adına.
Örneğin bu alandaki en popüler uygulamalardan tüketici tarafında OpenAI'in ChatGPTC'indeki her 15 soru yaklaşık 1,5-2 litre su tüketiyor. Ne için? Veri merkezlerindeki soğutma için, işlemcilerin soğutulması için. Bu veri merkezlerinin işlemcilerinin bir de hiç konuşulmayan, daha doğrusu çok az konuşulan muazzam enerji tüketimi var.
Ama tabii bütün bu tüketimin bir çıktısı da olacaktır elbette. Yapay zeka sizin sektörünüze nasıl yansıyor? Şimdi aslında biz 2014'ten itibaren benzer teknoloji, RPA teknolojisi, robot teknolojisini de beraberinde kullanmaya başladık. O da yeni bir teknoloji değil ama son geldiği nokta özellikle 1,5-2 yılda, Open AI'dan sonra, Chat GP'den sonra bambaşka bir noktaya evrildi. Dediğiniz gibi ilave talep gereksinimi enerjide sadece AI'yı kullanabilmek için 125-130. O da bence iyimser. İyimser. Ki aynı şey kriptolar içinde söylenmişti biliyorsunuz. Şimdi ama burada getirdiği faydalar nelerdi diye baktığımızda ikiye ayırmak lazım. Bir generatif veya yeni o da gündemde başka bir yere götürüyor artık. Ama diğer tarafta karar mekanizmaları içerisinde ne kadar yer alacak?
Optimizasyonda evet. Mesela bugün 6-7 tane sürecimizde bizim EI'yı kullanıyoruz. Özellikle perakende sektörü, bankacılık ve müşteri yönetimi kısımlarında çok başarılı. Şu an mevcut uygulamalardaki dünyada hangi şirkete soruyorsanız %79'u EI ile çalışmak istiyor. Ama süreçlerine dahil etmiş olanlar %9'u sadece şirketlerin. Herkes çalışmak istiyor ama nasıl çalışacağını bulmak başka bir şey. Doğru, kesinlikle. Şimdi biz de araştırmaları yaparken bütün enerjileri nasıl kullanabilir? Bir kere talip tamiri çok önemli.
Talebi doğru tahmin edebilirsiniz ki girdilerin içerisinde iklim, daha doğrusu sıcaklık var. Hava sıcaklığı bile sizin yarın ne kadar kullanacağınıza öngörü sebebi. Şimdi böyle baktığınızda fiyatın tahminini kolaylaştırıyor. Hatta üretimi. Hatta üretimi. Yani uçtan uca bir talep tahmini yapmanız mümkün. Doğru. Doğru datalarda. Şimdi ama diğer taraftan tabii ilk çalışmalar ne zaman başladı derseniz o GDPR, Avrupa'nın dediği bizdeki KVKK karşılığı olan, tabii data kullanıyorken insan datası kullanıyorsunuz ve bu da bir pazarlama stratejisi çıkarıyor. Şimdi buralara kadar girdiği için de artık imza olmadan kullanamıyorsunuz dataları. O yüzden elinizde datanız olacak. Anlamlı hali nasıl çevrilecek? Kararlarda nasıl etkili olacak? E aslında kullanacağımız yer burası bizim. Hatta şöyle, yapay zekanın hata yapmamasını nasıl sağlayacağız? Çünkü bir öğrenme hikayesi o.
Makineye bir şey öğretiyorsunuz. Sürekli bir kedi gösteriyorsunuz. Bir kedi de diyorsunuz. Köpek gelince büyük kedi diyor. Şimdi bunu çözecek şeyler de var artık. Şimdi böyle baktığımız zaman hayatımız artık yerleşti. Bireysel kullanım açısından baktığınızda bilgiye erişim. Burada en önemli konu da şu. Doğru bilgiye erişebiliyor musunuz? Yani o dediğim gibi belki yarın etiğini konuşacağız eğer bu kadar bilmeli mi? Ne kadar müdahale edecek hayatımıza karar alırken? Çünkü karar aldırıyorsunuz bir süre sonra. Şu ana kadarkilerin hepsi karar destek fonksiyonuydu. Bundan sonra karar almayı bırakacak mıyız? Yani eğer de bizi bekleyen biraz da bu. Doğru doğru. Tabii enerji tarafındaki yansıma senaryoları da epey yaratıcı. İlginç böyle Black Mirror senaryosu tarzı şeyler aklıma geldi sizi dinlerken. Peki bir yandan da tabii müthiş gerçekten büyük bir verinin avuzundan beslenen bir makine öğreniminden söz ediyoruz. Örneğin siz kaç noktaya enerji dağıtıyorsunuz? Kaç müşteriye? 11,5 milyon müşteriye dağıtıyoruz. Ama aynı anda kullanımda olan yani isterseniz araçlarla yollardan geçin 50 milyona yakın bu. Bizzat hizmetlerden etkilenen, faydalanan. Doğru. Ki hani demek ki her iki kişiden biriye... Yani şöyle düşünün. İstanbul'dan geçtiğinizi düşünün. Yani oradan nereye giderseniz gidin buradaki hizmetten faydalanıyorsunuz. Doğru. Etkileniyorsunuz.
Peki madem şu güzergahlardan, yolculuklardan bahsettik, biraz önce andığımız elektrikli araçlardan söz edelim. Şimdi bu elektrifikasyonu, elektriklenmenin, altyapının ve enerji ihtiyacının ve üretiminin şüphesiz ve bağlı birçok başka teknolojinin ana kaynaklarından birisi bu araçların elektriklenmesi. Doğru. Yeniden elektriklenmesi diyelim hatta baştaki muhabbetten yola çıkarsak. Şimdi Türkiye'nin de çok yoğun ilgi duyduğu bir alan. Yeni düzenlemelerle o da başka bir boyuta girmekle birlikte. Altyapı ile ilgili endişeler sizin de bahsettiğiniz gibi çok yaygın. Siz nasıl yorumlarsınız? Haklı endişeler mi bunlar? Şöyle söyleyelim. Menzil endişesi. Mesela oradan basit bakalım ama 2000 ile 2010 arasındaki araçlarımıza baktığınızda kullanımda olan araçlar 400-500 km arasında menzilleri vardı. Ne kadar?
Fosil yakıtlardan bahsediyorum. Fosil yakıtlardan bahsediyorum. Bu zaten giriş aşamasında elektrikte de var. Ama bugün yaşadığımız konfor bin kilometrenin üzerinde fosil yakıtlı araçlar. Şimdi birini kerelen koyalım. Ama teknoloji olarak zaten bin kilometre artık konuşulmaya başlandı. Bence menzil sorununa bir tık atabiliriz. Değil mi? Orada bir sorun kalmayacak. Geri kalanı altyapı. Şimdi altyapıya baktığımızda aslında birbirini destekleyen bir mekanizma o. Şarj yapıldıkça araç satılıyor, araç satılıcı da şarj yapılıyor. Böyle bakmak lazım. Şarj istasyonu. Şarj istasyonu anlamında söylüyorum. Şimdi biz şöyle bir Avrupa'ya baktığımızda ne kadar yani istasyon başına ne kadar araçtan bahsediyoruz? İstasyon başına yirmi dört araç yapılmış. Hollanda en iyilerinden bir tanesi. Türkiye'ye baktığımızda bu yirmi iki araç. Daha iyi durumdayız. Evet. Ve özellikle Togun gelişinden sonra yerli milli arabanın hikayede biraz daha hızlı ivme kazandı. Şarj yatırımları ki bugün on dokuz bin sokete çıktı ve daha çok hızlı şarja yöneldi Türkiye. Böyle olunca aslında bayramda da gördük bunun etkilerini. Maksimum hareket olmasına rağmen şarjlanma maksimum oldu. Yüzde 21 normal günlerden daha fazla. Yani şu an mevcuttaki hız, o piyasa hızı satın araç kurulan istasyon şu an birbirini dengede götürüyor. Avrupa'ya da kıyasladığımızda daha iyi durumda. Türkiye'de o yüzden kıyaslarken böyle bakmakta da fayda var. Tabii bir yandan da bu kullanıcı alışkanlıkları, tiamüller de çok rol oynuyor. Ekosistem tabii çok büyük. Türkiye'deki otomotiv, yansanay, işte bilmem neler bir sürü dev bir ekosistem var. Bir yandan da bu özellikle şarj meselesi kullanıcı alışkanlığı içerisinde olmayan bir şey ya otomobil kullanıcılığında. Orada da şimdi çok ümit veren bazı gelişmeler var. İşte dakikalar bazında çok hızlı şarjlar, çok uygun şarjlar, çok uzun menziller, normal şehir şebekesiyle şarj olabilen araçların yaygınlaşması vs. O da parlak bir alan gibi görünüyor. Peki, uzun vadede işin tamamen elektrikliğe döneceğini mi düşünüyorsunuz?
Şöyle bir projeksiyon yapılabiliyor aslında. 2030'a kadar Türkiye için, bakarsanız bugün 24-25 milyon araç olduğunu varsayarsak, 1.5 milyona yakın aracın elektrikli olacağını varsayıyoruz 2030'da. Bu 2035'te satılan her iki araçtan birinin elektrikli olacağını öngörüyorduk. Bunu 5 yıl önceye çektik. Yani artık daha hızlı geliyor beklediğimizden.
Peki bu Türkiye'de bahsettiğiniz 5 yıl içerisinde yapılması gereken 258 milyar dolarlık yatırım. Yanlış mı hatırlıyorum? 85 milyar dolar. 85 milyar pardon. Bu projeksiyonu kapsıyor mu? Şimdi birisi zaten toplam üretileni kapsadığı için zaten bu kapasitenin içinde olacak.
Zaten öyle bir hesap yaptığımızda kabaca 2030'da satılan araçların yarısının elektrikli olması durumunda şebekeye ilave etkisi %10'lar civarında olur. Bu da zaten o hesaplamalar içerisinde var. Çünkü Türkiye'nin 2035'teki toplam kurul gücünde 190 bin megawatt ki bugünün %90 fazlası demek o. Kendi artışları içerisinde bağlantı talepleri, ilave olarak şarj yatırımları da dahil aslında o kapasitenin içerisinde var demek mümkün.
Bizi dinleyenler arasında girişimcilerin de olduğunu varsayıyorum, düşünüyorum. Ben bir girişimci olsaydım bu programı dinlerdim yani. Ne oluyor, ne bitiyor enerji sağ tarafında diye. Peki Türkiye'deki bu ekosistemi nasıl görüyorsunuz? Yeterince iyi değerlendirebiliyor mu? Bu enerji sektöründeki açıkları, yeterince iyi fikirlere denk geliyor musunuz? Ya da hani sizin tecrübenizle siz şimdi bu şirketin başında olmasanız da bir girişimci olsaydınız hangi alanlara yönelirdiniz? Şöyle söylüyorum o zaman.
Bir, bir kere enerji olarak bugün şirketlerin sürülebildiği için de bu tip kanalların kendi şirketlerinin içerisinde olması lazım. Biz o yüzden hem çalışanlarımızın fikirlerine yatırım yapabilmek, hem de dışarıdan fikri olup enerji sektörüyle birlikte çalışmak isteyenler için dışarıdan ilme programını başlattık. Enerjisada. Ve bugüne kadar iki tane spin-off yaptık kendi işimizden.
Kendi çalışma arkadaşlarımız kendi fikirlerini getirdi enerji alanında. Ama ayrıca dışarıdan fikirlere de, start-up kuran genç arkadaşlarla, ilk kaynağını bulamayanlara da hem ofis desteği, hem network desteği, hem de ilk başlarda o mentorluk edebilecek ekiplerimiz de var. Bunlara da devam ediyoruz. Ama bireysel olarak tabii ki bir yatırım tavsiyesi vermek mümkün değil. Ama şunu söylemek mümkün değil. İlişim tavsiyesi verilebilir. Yatırım tavsiyesi değil. Zaten bizzat kendime Melek Yatırımcı lisansım var benim de. Hani küçük küçük şirketlere tabii ki yatırım yaptım. Ama bunlar hani bir şey yapılacaksa da bu düzeyde yüzde bir, yüzde ikileri geçecek şeyler değil. Ama şunu görmemiz lazım. Bugün EY üzerinden giden her şey çok değerli.
Yani bir alan vermeye gerek yok. Oysa diğer taraftan bakıyorsunuz Japonya'da sağlık sektörü hatta yaşlı bakımı bir numaraya çıkıyor. O yüzden ülke dinamiklerine göre de bakmak lazım. Türkiye enerji her zaman var olacak ve büyüyen bir yer. Ama dediğim gibi bireysel bir yatırımcı şudur şirket demek değil ama alanları bulmak öyle çok da zor değil. Hani bu programlardan da çıkıyor zaten nereden nereye. Öyle biliyorsunuz.
Bir enerji fuarını ziyaret etmiştim. Tuzla da yapılıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bir konuşma için davet etmişlerdi. Standları dolaşırken çok ilginç bir şeye denk gelmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam Mardinli bir girişimcinin güneş enerji panellerini temizleyen robot. üretmişti. Çünkü o paneller ne kadar temiz olursa güneşten o kadar besleniyor. Toz topraktan arındıkça verimi de artıyor. Sonra şey demişti ya bizim asıl problemimiz bu değil. Yani bu dünyanın ortak problemi de özellikle çöllerdeki bu kum fırtınalarına maruz kalan paneller. Bizim esas derdimiz kurşun dedi. Çünkü Türkiye'de sürekli hani böyle bir ara tabelalara dadanmıştı. Her tabele gören çat çat çat bir şarjör boşaltıyordu. Şimdi güneş panelleri o hedeflere dönüşmüş. Kaç tanesini vurabiliriz diye
bayağı bir güneş panelinin aslında veriminin düşme sebebi kurşunlanması yoldan geçen arabalar tarafından. Şimdi bu dünyanın belki coğrafyasının büyük bir bölümünde hiç olmayan bir şey. Aynen. Demek ki bizim belki kurşun geçirmez panellere falan ihtiyacımız var. Dolayısıyla hani hem bölgesel hem küresel çok ilginç açıklar var. Peki girişimcilere, size gelen girişimlerde dikkatinizi çeken ne oluyor? Mesela sektörü yeterince gözlemlemiş oluyor mu girişimciler?
Şöyle... Veya hangi yolu izlesinler? İki tane önemli şey var. Belki sadece gelenlerle ilgili değil o. Çünkü yurt dışındaki o plug and play, kuluşkan merkezlerini de biz ziyaretlerde bulunduk. Bir kere birinci, bana göre içimden de gelen bu. Birinci kural, projesine aşık olmamak. Yani projeye aşık olduğunda...
Bırakamıyorsun onu. Çünkü gelişmek zorunda o fikir. Birinci durum bu. İki, ticari olarak bakmadan sadece fikri gerçekleştirmeye çalışmak yatırımcıyla arasındaki dengeyi bozuyor. Yatırımcının olabilmesi için bir fizibilitenin olması lazım bu projede. Hayata geçirmek istiyorsak. Hayal kurmak başka bir şey, hayata geçirmek başka bir şey. Ama bu ikisi varsa ben başarılı olmayacaklarını düşünmüyorum.
Ya çok soru geliyor aklıma böyle girişimcilik mevzuları açılınca ama neyse burada toparlayalım. Son olarak sizi yakalamışken sorayım. Şimdi enerjisi kendi alanında hani hem dünya ölçeğinde hem Türkiye ölçeğinde çok büyük bir kurum enerji üretiyor, dağıtıyor falan. Yani burada sürpriz bir şey yok. Sıra dışı bir şey yok ama enerji sayısı sıra dışı yapan bir şeyler mutlaka vardır diye düşünüyorum. Onları merak ediyorum. Yani bu enerji üretip satmanın dışındaki sorumluluklarınızı ve farklarınızı bıraktığınız izi nasıl tanımlarsınız? Şöyle söyleyelim o zaman. Ben demin hani bunları söylerken olabildiğince Enersal'ın yaptıklarından bahsetmemek istiyordum. Fark ettim. Çok teşekkür ederim. Bizim de niyetimiz o değildi zaten. Ama şunu söylemem lazım. Biz daha iyi bir gelecek platformu gibi bir inisiyatif başlattık 2021 yılında. Burada yapmak istediğimizde aslında hangi konuyu tutalım? Çünkü bu enerji tamam, sürdürülebilirlik evet, verimlilik evet ama zaten şirket olarak görevim bu benim. Şirket olarak da sorumluluğum verimli bir şey yapmak. Ama bunun yayılması Türkiye'de çok önemli diye düşündük. İlk verimlilik haritasıyla başladık. Bu aslında toplam ekonomik verimliliği ne Türkiye'nin?
Öyle bir çalışmayı başlatmaktı. Sağ olsunlar İDEMA'yla, işte TOB'la, UNDP'yle bunların hepsiyle bir araya gelip neler yapabiliriz diye baktık. İlk 1200 şirketlik bir çalışmaya baktık. Verimlikten ne anlıyor Türk iş dünyası? Ve üzülerek şu iki şeyi tespit edebildik. Bir malzeme ve insandan tasarruftan başka bir verimlilik modelimiz yok bizim.
Şimdi böyle olunca dedik tamam doğru noktayı bulduk biz buraya eğilelim. Ne demek buraya eğilmekten bu kastımızda? Çünkü verimlilik dediğimizde hani mühendislik formülü olarak da çıktı böyle girdi. Şimdi ve genelde baktığınızda bizim bütün iş modellerimize yüzdelerle büyüme odaklı. Yüzde on, yüzde yirmi, yüzde otuz her neyse. Fakat dünyada artık bundan çıktı verimlilik. İçine dizaynını, içine dijitalizasyonu, içine bilgiyi, içine markalaşmayı, içine bildiğiniz her şeyi dahil ettiğinizde çarpanlı büyümeler başlıyor.
Güzel bir örnek vardı, bir cizlavet hikayesi. Belki ondan başlamak 1960'larda Türkiye'nin yoksulluğunun sorunlarına çağrılardan bir tanesi. Ve 2000'den sonra bu aynı markayı hani ünlü bir marka alıyor. Biz bir dolara üretip iki dolara satarken 850 dolara aynı malzemeyi satabiliyor.
Şimdi bahsettiğim aslında o verimlilik döngüsü de bu. Yüzdeler koyarak değil, neleri etkileyebilirsin? Dizaynda neyi koyabilirsin? O inovasyonda neyi koyabilirsin o malzemenin içerisine? Öyle bakmakta fayda var dedik ve verim planını, ihtiyaç haritasını Türkiye'nin ve devamla ediyoruz. Mesela Gaziantep'te ve şeyde deprem bölgesinde Hatay'da, Adana'da yeni iş alanları.
Bölgesel kalkınma planına destek. Yani aksiyonu doğurmam. Mesela Bilgi'de ve Küçükköy'de centrum projeleri. Sürdürülebilir enerji odaklı turizm merkezleri. Ve dünya buna artık yatırım yapıyor. Ki Turizm Bakanlığı'nda çok güzel bir projemiz var o anlamda. Bakıyorsunuz Türkiye'de cidden talep patlamış, yeşil destansız olmak isteyen köyler var. Bilgi bunlardan bir tanesiydi. Bu projelerin hepsi bu hasretimiz daha iyi bir gelecek platformundan çıktı.
Ve önümüzdeki dönemde de bunu bir STK'ya çevirebilir miyiz? Böyle olursa aslında Türkiye'nin tüm verimliliğini tartışabildiğimiz bir yer oluşturur muyuz diye de içimizden, gönlümüzden böyle geçiyor. Ne güzel. Bir taslak olarak, bir kroki olarak, ölçeklenebilir bir yapı olarak. Umarım. Takip edeceğiz. Güzel haberlerinizi bekleriz. Evet efendim, şimdi Türkiye'de doğrudan 11,5 milyon, dolaylı olarak 50 milyon kişiye dokunan ve her yıl 700-800 bin yeni enerji ihtiyacı oluşturan bir ülkede enerjiyi üreten, dağıtan, aktaran, satan dev bir yapının CEO'su Sayın Murat Pınar'ı konuk ettik. Adli Naşan Yaşam Rehberi'nin bu bölümünde. ve enerji meselesine baktık. İnsanlığı ateşin keşfinden itibaren tanımlayan bu enerjinin bugününe ve olası yarınına baktık. Bence ümitkar olmalıyız. Yani enerjinin geleceği daha sürdürülebilir, daha ulaşılabilir, daha yaygın ve enerjinin sunduğu yaşam daha yaşanılası, daha insani, daha verimli her şeyin başında, daha çağdaş, çağa yakışır bir yaşam olacak gibi görünüyor. Çok teşekkür ediyorum. Bizlerle birlikte olduğunuz için Haddini Aşan Yaşam referi bir sonraki bölümünde yeniden sizlerle birlikte olacak. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.