Podcast

Manyetik Kaos: Carrington Olayı

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

1 Eylül 18959'da insanlık, tarihinin en tuhaf anlarından birine tanık olmuştu. Güneşte yaşanan patlamalar Dünya'nın genelinde manyetik bir kaosa sebep olmuş, tüm iletişim ağı kesilmiş, gezegenin dört bir yanında kutup ışıkları görünmeye başlamıştı. Richard Carrington'ın teleskobuyla Güneş yüzeyinde gözlediği bu patlamaların yol açtığı karmaşa birkaç gün sürüp dinse de günümüze dair ciddi endişelerin de doğmasına neden oluyor. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde olası bir Güneş patlamasının Dünya'da nasıl etkileri olacağı üzerine fikir yürütüyor, bu konuda alınabilecek önlemleri değerlendiriyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.951 kelime · ~10 dk okuma

Tarih 1 Eylül 1859. Sabah saatleri. Yer Londra. Bir adam. Düzeltiyorum. Evinde kendi imkanlarıyla ürettiği sayısız alet edevattan oluşan bir laboratuvara sahip bilim aşığı bir adam. Bu laboratuvarda kendince deneyler yapan meraklı bir zihin. Fakat onun işi deney tüpleriyle falan değil.

Gözü yükseklerde. Asıl merak ettiği şey gökyüzü. Uzay boşluğu. Bunun için hiçbir masraftan kaçınmayarak evinin bir bölümünü tamamen yıkıp yeniden inşa ediyor hatta. İnşaat sırasında evin çatısına açılır kapanır bir pencerede ekletiyor. Bu pencerenin tam önüne ise bir teleskop yerleştiriyor. Yalnız öyle basit bir şey değil bu. Pirinçten yapılma, büyükçe bir teleskop.

Bir anlamda evinin bir kısmına gözlem evi inşa ediyor bu adam. Havanın açık olduğu her sabah kahvaltısını yapıp bu teleskobun başına geçiyor. Özellikle de güneşin yeni doğduğu zamanları seçiyor. Çünkü o dönem çok daha spesifik bir ilgisi var bu adamın. Güneş. Güneşi, onun yüzeyini, bu parlak ve sıcak cismin hareketlerini çok ama çok merak ediyor.

Transkriptin tamamını oku

Yine o sabahların birinde kahvaltısını yapıp geçiyor teleskobun başına. Merceğini hemen güneşe çeviriyor ve başlıyor gözlemlemeye. Bakıyor… Bakıyor… Hmm… Bir gariplik var bu sefer. Daha önce hiç görmediği bir şeyler var güneşin yüzeyinde. Dev siyah noktalar. Evet, normalde bulunmayan dev noktalar.

Çok enteresan. Yani güneş gibi bir alev topunun üzerinde siyah noktaların ne işi olabilir ki? Fakat fark ettiği tek garip şey de bu değil adamın. Bu siyah noktalardan etrafa inanılmaz parlak ve beyaz ışıklarda saçıldığını gözlemliyor kendisi. Bayağı garip bir durum bu. Gördüklerinin ne anlama geldiğini bilmese bile hemen not ediyor tüm bunları defterine. Ve günün geri kalan işleri için çıkıyor gözlem odasından.

İşte bu adamın adı Richard Carrington'dı. Carrington o serin Londra sabahında teleskobundan gökyüzüne bakarken aslında insanlık tarihinde tespit edilmiş en büyük güneş patlamalarından birine tanık olduğunun farkında bile değildi. Fakat birkaç saat sonra tüm parçalar yerine oturacaktı. Zira gördüğü o inanılmaz parlak ve beyaz ışığın taşıdığı enerji dünyaya ulaşınca bir kriz de başlayacaktı.

bir geomanyetik felaketin başlangıcını yakalamıştı Carrington. Ve bu yüzden 1859'da bir tür küresel krize dönen bu olaya da Carrington Olayı adı verilecekti. Evet, Richard Carrington'ın gözlemlediği bu olay günün ilerleyen saatlerinde büyük bir krize dönüşmüştü. Carrington'ın gördüğü güneş patlamasının enerjisi o günün akşam saatlerinde dünyamıza ulaştıktan sonra tüm gezegende tuhaf şeyler olmaya başlamıştı. İlk olarak tüm telgraf altyapısı çökmüştü.

Hatta bazı merkezlerde telgraf makinelerinden kıvılcımlar çıkmış. Bu makineleri kullananları ise elektrik çarpmıştı. Ancak tuhaflıklar bunlarla da sınırlı değildi. Normalde sadece kutup bölgelerinde gözüken kuzey ve güney ışıkları dünyanın başka bölgelerinde de gözükmeye başlamıştı. Öyle ki bu ışıklar geceyi gündüze çevirmişti.

Yeni günün doğduğunu düşünen kuşlar ötmeye başlamış, sabah olduğunu zanneden insanlar uykularından uyanmıştı. Elbette dönemin şartlarını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bilimin bu kadar ilerlemediği, dogmaların insan zihnine hükmettiği bir dönemdi 1800'ler. Dolayısıyla birçok kişi dünyanın sonunun geldiğine inanıyordu. Gruplar halinde ibadet edenler, tanrıdan af dileyenler sokaklara taşmıştı.

Fakat tüm bu yaşananların dünyanın sonuyla hiçbir alakası yoktu. Her ne kadar Richard Carrington sabah saatlerinde güneş üzerinde gördüğü lekelerin ne olduğunu anlamasa da akşam vakti başlayan ve tüm ülkede yaşanan garipliklerle gözlemleri arasındaki bağı hemen kurabilmişti. Gördüğü anomali güneşte gerçekleşen ve hesaplamalara göre 10 milyar tane atom bombasının gücüne eş değer dev bir patlamaydı. Güneşin dünyaya dönük kısmında gerçekleşen bu olay da bizim için pek iyi bir haber değil aslında. Özellikle de günümüzde. Ki bu seviyede büyük bir güneş patlaması gerçekleşirse yaşanabilecek krizin boyutlarında konuşacağız birazdan. Ama önce şu Carrington olayını bir tamamlayalım.

Dedim ya, güneşte gerçekleşen bu tip bir patlama bugün medeniyetin temeli olarak addedeceğimiz birçok sistemi felç edebilecek bir olay. Şimdi bir de 1859'u düşünün. O gün için teknoloji bu kadar gelişmiş olmasa da yeni yeni ortaya çıkan birçok gelişmeyi doğrudan etkilemişti bu olay. Elbette birinci kurban iletişim sistemiydi.

Bugünle karşılaştırılamayacak düzeyde ilkel olsa da o dönemin telgraf sistemi için Victorian Internet derler. Tüm dünyada özel veya kamusal bilgi akışı ve ticari yazışmalar bu sisteme bağlıydı. Tam olarak güvenli ve sorunsuz çalışan bir sistem söz konusu değildi tabii ki. Mesela Amerika'da fırtına ve kasırga kaynaklı yerel kesintiler sık sık yaşanıyordu. Fakat 1859 sonbaharında görülen düzeyde bir küresel krizle daha önce hiç karşılaşılmamıştı. Aslına bakarsanız 1 Eylül'de görülen büyük patlamanın gerçekleşeceği birkaç gün önceden belliydi. 28 Ağustos'ta Kuzey Amerika'daki birçok telgraf hattında operatörlerin anlam veremediği kesintiler yaşanmıştı.

Pittsburgh'da bir telgraf operatörü olan E.W. Culgan'ın anlattığına göre kablolardan geçen akım o kadar artmıştı ki platin bağlantılar erimiş ve devrelerden alevler çıkmaya başlamıştı. Washington'daki bir başka telgraf operatörü Frederick Royce bu olay sırasında normalde zararsız olan bir topraklama kablosuna dokunmuştu.

Arkadaşlarının aktardıklarına göre Royce'un kafasıyla telgraf makineleri arasında şimşeğe benzeyen bir akım gözle görünür hale gelmişti. Fakat bunlar yaşanacakların sadece bir öngösterimiydi. 1 Eylül'de gerçekleşen büyük patlamayla birlikte telgraf sistemi içinde manyetik bir kaos başlamıştı. Gezegenin dört bir yanından çok garip haberler geliyordu.

Mesela American Telegraph Company çalışanları Boston ofisine geldiklerinde hiçbir şekilde telgraf gönderip alamadıklarını fark ettiler. Bunun üzerine de makinelerin fişlerini çektik. İşte tüm gariplik bu noktada başladı. Bir şekilde telgraf makineleri çalışmaya başlamıştı. Evet makineler fişe bağlı olmadan elektriksiz bir şekilde telgraf gönderebiliyordu. Güneşten gelen enerji sayesinde dünyanın atmosferinde çok yüksek seviyede bir elektrik akımı birikmişti. Bu sayede herhangi bir elektrik kaynağına ihtiyaç duymadan tüm elektrikli cihazları kullanabiliyordunuz.

Fakat güneş patlamasının tek kurbanı iletişim sistemi değildi. Kuzey ve güney ışıkları ya da teknik adıyla aurorolar da bu olayın ortaya çıkardığı garipliklerden biriydi. Şöyle ki patlamanın ertesi günü telgraflar tekrar normal bir şekilde çalışmaya başladığında gönderilen birçok mesajın içeriği aynıydı. Hemen hemen her telgraf mesajında bir önceki gece görülen inanılmaz parlak ışıklar anlatılıyordu.

Fransa'dan Avustralya'ya kadar. Gazetelerde geceyi gündüze çeviren kutup ışıkları konu ediliyordu. Hatta Güney Carolina'dan bir kişi şöyle demişti. Aklıma hemen İncil'de geçen tüm deniz kana dönüşmüştü kısmı geldi. Bunun sebebi ise şuydu.

Güneşte yaşanan patlamayla saçılan ve devasa enerjilere sahip olan parçacıklar dünyanın atmosferine çarptığında daha önce hiç görülmemiş bölgelerde kutup ışıklarının görülmesine neden olmuştu. Mesela Güney Amerika'da, Küba'da ve Cameyka'da güney ışıkları görülmüştü. Her yer o kadar aydınlıktı ki Güney Kerala'yla da bazı işçiler uyanıp işlerini bile yapmaya başlamıştı. Haliyle bu olay büyük bir korkuya da neden olmuştu o dönemde.

Fakat malum teknoloji bugünkü gibi gelişmiş değildi. İnsanlar 7-24 iletişimde kalamıyordu tabii ki. Dolayısıyla 1 Eylül 1859 güneş patlaması çabucak unutulmuş. Kısa sürede günlük yaşama geri dönülmüştü. Şimdi bu düzeyde bir güneş patlamasının günümüzde gerçekleştiğini bir düşünsenize.

Bunun üzerine odaklanacağız birazdan. Ama kısa bir ara versek iyi olur. Zira bu sıcakta güneş patlamasından filan bahsedince bir serinleme ihtiyacı oluştu bende. Neyse ki klima filan var bu devirde. Bir de o günlerde yaşadığımızı düşünsenize.

Neyse. Ne diyorduk? Carrington olayı düzeyinde bir güneş patlaması, bugün yaşansa ne olurdu sorusu üzerine düşünecektik değil mi? Aslına bakarsınız bu soruyu öyle laf olsun diye sormadım. Malum haberleri takip etmişsinizdir. Son yıllarda sık sık güneşin aktivitelerinde ciddi bir artış yaşandı söyleniyor. Bunun etkilerinin ne düzeyde olacağını merak ediyor tabii ki herkes.

Bilim dünyası da bu olayları yakından takip ediyor elbette. Hatta biraz da endişeliler bu konuda. Çünkü Carrington olayından tecrübeliyiz. Ve böylesi bir olayın 2020'li yıllarda yaşamamızı nasıl etkileyeceğini neredeyse biliyoruz. 1800'lere kıyasla her şeyin daha da geliştiği, teknolojik cihazların internet ve uydu iletişim ağlarına bağlı olduğu bir çağdayız.

Dolayısıyla 1859'daki kısa süreli iletişim sorunlarından daha büyük bir kriz bekliyor bizi. Peki neler olabilir? Gelin bunu cevaplamaya çalışalım şimdi. İlk olarak bu patlamayı bir anlayalım. Dünyaya dönük bir şekilde gerçekleşen bu tip güneş patlamaları 3 aşamada bize ulaşır.

Birincisi çoğunlukla X ve mor ötesi ışınlardan oluşan yüksek enerjili güneş ışınlarıdır. Bu ışınlar dünya atmosferinin üst kısmını iyonlaştırır. Bu da radyo iletişimi için kötü bir haber. Ardından radyasyon fırtınası ulaşır gezegenimize. Örneğin uluslararası uzay istasyonunda bulunan astronotlar için zararlı olabilecek bir seviyedir bu.

Birkaç gün sonra ise coronal mass ejection yani koronal kitle atımı adı verilen yüklü parçacıklarla dolu bir tür bulut ulaşır dünyaya. Bu kitle gezegenimizin manyetik alanıyla etkileşime girerek çok güçlü elektromanyetik dalgalanmalar oluşturur. İşte bunun sonuçları bizim için çok can sıkıcı olabilir. Böyle bir durumda öncelikle GPS sistemi etkilenecektir elbet.

Cep telefonları, uçaklar, gemiler… Hepsi bir süre kullanılmaz hale gelecektir. O sırada havada olan uçaklar için de hiç hoş bir senaryo değil bu. Bunun yanında uydu iletişimi de ciddi ölçüde etkilenecektir.

Uydu iletişimi derken hafife almamak gerekiyor bu arada. En basitinden kredi kartınızla yaptığınız işlemlerin tamamı uydu iletişimi sayesinde gerçekleşiyor. Bu da ihtiyaçlarımızı karşılamakta zorlanabileceğimiz anlamına geliyor. Fakat uzmanları asıl endişelendiren sistem elektrik altyapısı. Böyle bir patlamanın sonucunda sisteme gelecek yüklü parçacıklar, dev trafoların aşırı yüklenmesine neden olacaktır.

Bir şehri hatta bir mahalleyi besleyen trafoların değiştirilmesi de öyle kolay bir işlem değildir. Kaldı ki bir anda yüzlerce, binlerce ana trafonun yanması durumunda işler çok daha can sıkıcı hale gelebilir. Zira hiçbir ülke deposunda gereğinden fazla trafo bulundurmaz. Tüm bunların yeniden üretilmesi gerekebilir yani.

Elektriksiz geçebilecek günlerden, haftalardan hatta belki de aylardan bahsediyoruz burada. Ha bir de elektrik yokken üretim yapmak da ayrı bir sıkıntı. Büyük şehirlere bir düşünsenize. Bunca süre elektriksiz kalmanın nasıl sonuçlar doğuracağını tahmin edebiliyor musunuz? Sadece birkaç saatlik bir kesintide bile olanları biliyoruz hepimiz.

Böyle bir durumda büyük bir kaos bekleyebilir bizi. Suç oranlarında artış mutlaka olacaktır. Yağmacılık artacak. İreli ufaklı çatışmalarda yaşanacaktır. Günlük yaşam dışında ekonomiye de büyük bir etkisi olacak böyle bir kesintir. Hesaplamalara göre dünya ekonomisine en az birkaç trilyon dolar zarar demek bu. Neyse ki Carrington güneş patlaması gibi olaylar çok çok nadir gerçekleşiyor. En azından bildiğimiz kadarıyla.

Yazılı tarihten, kayıtlardan bildiğimiz kadarıyla desek daha doğru olur. Sık sık yaşanan küçük çaplı patlamalar bile ufak aksaklıklara neden oluyor aslında. Fakat neyse ki hiçbirisi küresel bir krize dönüşmedi şimdilik. En son geçtiğimiz yıl bahsettiğimiz güneş hareketlerindeki artış nedeniyle bir panik havası yaşanmıştı.

Her ne kadar medya durumu yeni bir Carrington olayı kapıda, kaos bizi bekliyor gibi felaket haberleriyle yansıtsa da bu patlamanın o kadar büyük bir olay olmadığı ortaya çıkmıştı. Elimizdeki teknoloji sayesinde hesaplayabildik bunu. Bilime ne kadar teşekkür etsek az. Şimdi gelelim işin en önemli kısmına. Bugün çok büyük çapla bir güneş patlaması olsa ne yapabiliriz? Bu etkileri nasıl önleyebiliriz?

Elbette dünyanın çevresine açılıp kapanan bir kalkan inşa etmek çok mantıklı bir fikir değil. Fakat böyle bir duruma karşı hazırlanabiliriz. Öncelikle işe bu tip patlamalara karşı dayanıksız olan trafo ve şebekeleri yenileyerek başlayabiliriz. Ancak daha da önemlisi izleme ve tahmin olanaklarımızı arttırmamız gerekiyor. Güneşi sürekli takip eden uydularla bunu bir noktaya kadar yapabiliyoruz şu anda. Neyse ki çok büyük bir patlamadan saçılan enerjinin dünyaya ulaşması bir süre alıyor.

Uzmanlara göre bu gözlem kabiliyetimiz 20 saat gibi bir süre kazandırabilir bize. Bu sayede şebeke geçici olarak durdurulabilir ve yanmalar engellenebilir. Uçuşlar durdurularak kazalar önlenebilir. Her anlamda hazırlık için yeterli bir süre bu. Asıl güzel haberse bu fırtınaların birkaç saat içinde etkisini yitirecek olması.

En azından bildiğimiz seviyede patlamalar için bunu söyleyebiliriz. Çok daha büyük ve kalıcı geomanyetik felaketlerle ilgili olasılıkları işleyen birçok popüler kültür örneği var bu arada. Mesela benim de çok sevdiğim The Long Dark oyunu buna gayet iyi bir örnek. Post-apokaliptik yani kıyamet sonrası bir atmosfere sahip olan bu oyunda tüm iletişim ağı ve elektronik cihazların çalışmadığı bir dünya karşılıyor bizi.

Küresel olarak iklimin de etkilendiği yepyeni bir dünyada karakterler hayatta kalmaya çalışıyor. Hatta güzel de bir detay vereyim size. Az önce bahsettiğim o kutup ışıkları meselesi bu oyunda da karşımıza çıkıyor. Oynayanlar bilir. Bu oyunda da gündüz saatlerinde çalışmayan radyolar gece olduğunda kutup ışıklarının etkisiyle çalışmaya başlıyor.

Bu tür hayatta kalma hikayelerini sevenler için de önerimiz olsun bu oyun. Ha ben oyun oynamayı sevmem ki bebar derseniz de size Nicolas Cage'in başrolünde olduğu 2009 yapımı No Wing filmini önerebilirim. Bu yapımda kısmen bir güneş patlamasını ele alıyor. Özetle pek de güvende değiliz.

Evet, yaşamın yegane kaynağı olan güneşimiz bize her şeyi sunuyor. Ancak onun termonikler bir canavar olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bir gün hiç beklemediğimiz düzeyde bir güneş patlaması yaşarsak, bunun sonuçları medeniyetimiz için hiç de iyi olmayabilir. Bu da bize aslında bugün sarsılmaz diye düşündüğümüz medeniyetin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor.

Ha bu arada dünyanın ve yaşamın varoluş sebebi Güneş'in bir gün kesinlikle gezegenimizin sonunu getireceğini de biliyoruz. Diyerek atalım kancamız Güneş'e. Onu da daha sonra konuşacağız.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)