Podcast

Zan Altında Yirmi Bin Fersah - Konuk: Deniz Göktaş

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Samet ve Fethi bu bölümde akıcı, sürükleyici, ADAM GİBİ bir podcastin nasıl kaydedilebilirliği bahsini bir bilene danışıyorlar ve yayına ikilinin ODTÜ Gülmece Topluluğu yıllarından beri candostları olan Deniz'i davet ediyorlar. Deniz'in beklenmedik hediyesiyle birlikte pasif agresif rüzgarların estiği yayında sinema, psikoloji, freestyle, kafatasları, maymunların ani evrimleşmesi dahil bir çok konu üzerine konuşuyorlar. Bu lezzetli sohbetin sonunda kazanan elbette sevgi, kesik kahkahalar, neşe ve kolektif eyleme kudreti oluyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.537 kelime · ~23 dk okuma

Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

Deniz hoş geldin. Hoş bulduk. Sadece internet kullanıcılarının merak ettiklerini soruyoruz biz. Biz öyle bir podcastiz. Çünkü bizim kişiliğimiz, ilgi alanlarımız, böyle kişisel merak evrenimiz falan filan yok. Başkaları neleri merak ederse biz onu merak ederiz. Bizler bu kadar insanlarız desem de inanma. Bizim sana sorumuz falan yok. Senin bize bir sorun varsa alırız ama istersen başlayalım. Bizim biraz vaktimiz de az çünkü.

Deniz'cim hoş geldin. Biz bu yayında genellikle yarı ünlü insanların hayatlarını ve küçücük hayatlarına sığdırdıkları kocaman dramları çekiştiriyoruz. Gel beraber olsun dedik. Bizi kırmadın ve geldin. Çok teşekkür ederiz. Sen neler yapıyorsun? Sahneler nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı?

Transkriptin tamamını oku

Hoş bulduk. Öncelikle bir hediye getirdim. Dostlarıma da, eski dostlarıma da Dost Kitabı evinden iki kitap aldım. Nasıl düzgün podcast yapılır. Umarım hayatınızda bir noktada ihtiyaç duyarsanız. Podcast for dummies mi? Yani estağfurullah ama. Tamam, teşekkür ederiz. Çok teşekkür ederiz. Bu arada bir konuya açıklık getirelim. Deniz çok ünlü bir sima, başarılı bir sima. Hayatta neye karar verdiyse onu yapan biri olduğu için onun görüntüsü var şu an. Ama bizim yok. Bunun da belli nedenleri var. Son dönemlerde şöyle yorumlar alıyorum. Yani putlaşmaya çok müsaitsin diyorlar benim için. Hani ileriye fotoğrafında kalırsan fikirlerin ön plana çıkamaz gibi yorumlar alıyorum. O yüzden ben animasyon olarak var olmayı seçtim.

Ben de kendi görüntümü vermekten imtina ediyorum çünkü bir süredir kendi yüzümün göründüğü bazı videolar çektim. Çok bir faydasını görmedim. Yüzümsüz devam etmeyi uygun buluyorum bundan sonra hayatta. Bu arada kitaptan sende de varsa, iki senedir neden bitirip de yeni podcast kaydedemedin? Onun da cevabını öğrenmek isteriz. Diye sorarlar sana bu şekilde işte. Ben tek kişi yapıyorum podcastlerimi ve kolay olmuyor. Belli bir içerik kalitesini yakalamaya dikkat ediyorum. Haftalık düzen buna müsait değil ama devam edeceğim, geri döneceğim ve hiçbir zaman konuklarımın yüzü üzerinden de tık kovalamayacağım. Buradan da herkese sözüm olsun. Hadi başlayalım o zaman. Hadi bakalım ya. Bir geçiş müziği. Sevgili Fethi, sevgili Deniz. Elimde güzel bir haber var. Ben sizin fikrinizi de merak ediyorum. Panama'da maymunlar taş devrine girmiş. Şöyle bir tebrik etmesek mi? Şurada buluştuk kaç sene sonra. Bu yaşanlıysa muhtemelen aynı ekibin LinkedIn'i keşfetmesine kaldı. 70-75 yıl. Tebrik ediyorum. Bu gidişle KDV muafiyetini de aradan çıkarırlar. Demirbaş alım fişlerini de muhasebecilerine gönderirler.

az bir zaman kaldı bu genelde böyle oluyor çünkü benim ilerlemeden anladığım bu hani insanlık tarihine baktığında da yine aynı şey çıkıyor karşımıza pek bir fark yok da ben şeyi düşünüyorum bu maymunlar arası ırkçılık ne zaman başlar hani aman gitsinler ülkelerine savaşsınlar falan hani bu argümanı ne zaman duyarız çünkü işte tam da orada belli oluyor o medeniyetin rengi ben merakla o noktayı bekliyor olacağım. Abi bunlar yakında zafer partisini de kurar Ben öyle görüyorum gelişmeyi. Esmer maymunları dışlarlar. Esmer maymunları başka canlı türlerine benzemekle suçlarlar falan. Sonra komedyen maymunlar da hakaret etmek için ofansif mizah diye bir şey uydururlar falan. Böyle böyle olur bu işler çünkü. Benim gördüğüm kadarıyla böyle oluyor bu işler. Hem beynim gelişsin hem ayrımcılıktan uzak bir yaşam süreyim olmaz. Bazı getirileri götürüleri var bu işin. Tabii ki Sametciğim. Bu hayatta her şeyin bir muhasebesi var. Fakat ben şuna takıldım. Samet, esmer maymunlar dedin sanırım bu ifadeyi kullandın. Ben olsam siyah maymunlar derdim. Çünkü bahsettiğimiz şey bir küp şeker değil. Bu arada esmer maymunlardan süper bir film adı olur, onu da söyleyeyim. Hatta o çekilirse muhtemelen Esmer Maymunlar 2, 3, 4, Esmer Maymunlar Gladio, Esmer Maymunlar Suriye. Onlar da çekilir. Yine Büyülü Fener'in önünde görürüz herhalde dershane ergenlerini. Deniz nasıl gidiyor sinema? Yani biz burada...

Konuşuyoruz, bahsediyoruz, yeni yönetmenler, yeni üsluplar var, yeni yorumlar. İster istemez yani 30 yıl öncesinin ihtiyaçlarında değil şu an gözümüz, yeni ihtiyaçlarda sanki. Ne diyorsun, bu fark nasıl bir fark? 30 yıl önceliği ile şu anki sinemanın farkı. Hiç fark etmez. Bizim sorularla alakası olması gerekmiyor, sen istediğin bir şeye cevap verebilirsin, öyle bir podcast. Esmer Maymunlar'a sen karşı çıktın, ben de onu takip ediyordum. Sonra ondan 5 tane film çıkardın, yanlış mı anladın? Kesinlikle doğru ama zaten mesela Hababam sınıfı da bence ofansif bir sözöbeği. Ama 1-2-3-4-5 tabii ki. Zaten sinemada da diğer disiplinlerde de şöyle, isim, içerik ful doğru olmak zorunda olmuyor. Bence kesinlikle sıkıntılı bir kullanım. Siyah Maymunlar net, net bir bahsediş. Ama baktığımda film olmaya da müsait gibi geldi bana.

Eklemek istediğim işi var mı Deniz? Ya maymunlar da kafataslık daha mı rahat acaba diye düşündüm. Saçmacık. Anlaşılıyor ya kafatası. Doğru. O ırkçılık yerine tekrar o eski dönem. Nostaljik ırkçılık. Kafatasçılık bayağıdır yok değil mi? Şu an ben hiç duymuyorum kafatası. Ten rengi var. Ümit Özdağ'ın kafatası çok şık bir kafatas değil.

Aslında Irmak Ünal'ın kafatası çok güzel. Ama söylediğim şey ırkla alakalı değil. Zevkler, renkler konusu benimki. Ben maymunların geçirdiği süreci çok beğendim. Tebrik ediyorum. Gerekli, gerçekten gerekli. Ama bir noktada insanların tartıştıkları, maruz kaldıkları konuları onlar da tartışacaklar. Buna eminim mesela. Kafiye göz için mi, kulak için mi? Bir noktada bu medeniyet akacaksa oraya da gelecek gibi geliyor bana tartışma. Spoiler vermiş oluyor sana biraz şeyi.

Şu an maymunların o, biz mesela insanlık olarak taş devrinden sonra ne vardı? Cilalı taş devri. Cilalı taş devri. Mesela bilmiyorduk ya, o ilk cilalı taş bulunduğunda bir heyecan olmuştun, sürpriz falan. Şu an sen de iyice şeye kadar getirdin, 1900'lerin başına kadar.

Neyse ki elimizde artık kitap var, nasıl düzgün podcast yapılır. Podcast yapılır, bunu okuyacağız artık. Birkaç ay sonra tekrar konuk olur musunuz? Orada özel bir bölüm de var, otistik podcastçilere dair. Metin'den çıkınca tiklerini bastırmak için. Keşke sayfasını kattıysa. Tamam oraya ben bakayım. Çok otistik programımız devam ediyor. Metin'den çıktı, bunu dememesi gerekiyor Samet'in falan. Onları yapmamanı sağlayacak bir... Ben de senin için bir kitap aldım. Dünyanın en yakışıklı insanı diye. Kapağında da ayna var, bakarsın. Grup olan ayna mı? Yok, grup olmayan ayna. Ne diyorduk ya? Bu esmer küp şekerlere bir şeylermiş.

Esmer küp şekere kürt şeker diye bir kelime şakası yapıldı mı? Yapılmadı mı? Twitter'dan bir açıp bakabilir misin abi? Hemen önünde laptop varsa. Abi ben Twitter için fazla ketum bir karaktere sahibim. O havuzda yüzmek bana hiç nasip olmadı. O zaman ya Barış Kaya'yı ya da Yılmaz Erdoğan'ı konuk aldığımız bir bölüm ona sorarız. Samet, Yılmaz Erdoğan'ı konuk alacaksak eğer bana bir iki gün önceden mutlaka haber ver. Çünkü benim aklımın bu aşk, sevgi, aidiyet ve romans dolu kelime oyunları konusunda çok dar bir kontenjanı var. Biraz antrenman yapmam gerekecek o konuda. Bayağıdır ikili ilişkiler üzerine kelime çalışmadım. Ağabey senin nasıl bu aşk, sevgi, romans üçgenindeki kelime şakalarla aran? Ya ben Yılmaz Erdoğan'a biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Özellikle böyle içerik üreticileri, sizin gibi değerli içerik üreticileri... ...bazen o konuda bir haksız bir noktada kalabiliyor, siz de dostum olduğunuz için. Ben şeye bağlıyorum onu yani, kelime şakasını değer gördüğü bir dönemde... ...o işe yaptığı için hepimizde bir ister istemez bir kıskançlık oluyor. Çünkü kelime şakası kadar başarılı şaka dünyada yok yani. Bir komikse komik, sonradan gurme, Cem Yılmaz'ın vardı.

Yani o gerçekten kendi başına başarılı bir şaka. Ama bizim yaşımıza kadar hepsi bulunduğu için biz ondan nemalanamadık. Öyle olunca da ister istemez bir öfke oluyor önceki nesle dair. Yılmaz Erdoğan orada bir haksızlık yapıyor. Bizde bir öfke ben zannettim. Fethi de var ya. Vallahi her şeyi kendi dönemine göre okuyacaksak, yorumlayacaksak kapatıp çıkalım. Benim öyle bir fikrim var tarihe ve zamana dair. Her şeyi kendi dönemine göre okumak, oradan bakmak bana biraz şey, katarakt bir göz.

gibi geliyor. Bana mı diyorsun? Hayır seninle hiç alakası yok kardeşim. Senin gözlerin sapasağlam. Benim kastettiğim dönem, dönemler ve figürler. Yani bir şeye bakarken bugününü, dününü ve yarınını. Üç madde benim için. Kesinlikle incelemek lazım, bakmak lazım. Deniz'in söylediğinde doğruluk var ama eksik. Tam bir tahlil değil. Gerçi Deniz'in çoğum etni eksik.

Ama Yılmaz Erdoğan önemli bir figür neden? Çünkü bugün dışarıda insanlar Yılmaz Erdoğan sayesinde bir şeyler yaşayabiliyorlar. Yani Yılmaz Erdoğan'ın metinleri olmasa çok daha zor flört ederler gibi duruyor. Kolaylaştırıcı gözüyle bakıyorum böyle insanların metinleri. Yılmaz Erdoğan'a kolaylaştırıcı gözüyle bakan. 21. yüzyıl kolaylaştırıcılarından Yılmaz Erdoğan benim için. Ama mesela Deniz zorlaştırıcı. Niye? Müthiş entelektüel.

Kafası çok iyi çalışıyor o yüzden zorlaştırıcı. Ben mesela kendim olarak bizzat ben kolaylaşmayı sevmem. Zorlaşmayı severim. Niye? Bu zamana kadar göremediklerimi de görebilmek için. Bu kelime oyunu biraz bence tembellik işi ama en iyisi nedir dersen bu konuda en tepe nokta taklit mizahı. En tepe noktası, en akılcısı bence. Of!

Deniz her lafa girdiğinde biz zan altında kalıyoruz ama böyle podcast olmaz. Şu an ben az evvel Yılmaz Erdoğan'a küfür etmişim gibi oldu. Böyle bir gerçeklik var mı? Yok. Başladığımızdan beri tek bir hakaret yok. Sadece şu yorum farklılıkları var. Deniz şuradan bakar, ben buradan bakarım, sen oradan bakarsın.

Bunun gibi bir şey yani. Sonra tartışırız, belli noktalarda birleşiriz, belli noktalarda ayrılırız. Tabii canım. Yani hep birleşeceğiz diye bir şey var mı Deniz bu hayatta? Yok yok bence yok. Ben şeyle ilgili bir şey söylemek istiyorum.

Yılmaz Erdoğan'ın kolaylaştırıcı olmasına dair, 21. yüzyılda kolaylaştırıcı olmasına dair, Fethi'nin anlayabildiğim birkaç cümleden birisi. Ona ben de katılıyorum. İnci Taneleri de büyük bir inovasyon yapıyor Yılmaz Erdoğan, izlemeyenler için anlatayım. Ben de tam izlemedim de buraları biliyorum. Yılmaz Erdoğan'ın karakteri uzun yıllar hapis yatıyor. O sayede de B-Comedian için çok elverişli bir hali var. Kaçırmış her şeyi. İşte akıllı telefonu kaçırmış, yapay zekayı kaçırmış, çeşitli TikTok, MikTok, bir sürü şeyi kaçırmış yani. O yüzden de her şeye bakıp 20 yıl öncesinden gören biri gibi tespit yapabiliyor. Ben de bunu düşündüm. Bayağı güzel bir şey bence bu kafayla bakmak. 20 yıl önce hafızanı kaybetsen ve şimdi gelse nasıl bakardın? Ben sizinkileri merak ediyorum. Deniz vallahi bir şey diyeyim mi? En iyisini yapmış.

En iyisini yapmış. TikTok'u kaçırmış. Akıllı telefonu kaçırmış. En iyisini yapmış. Ne var ki orada? Orada ne var? Hani biz yakaladık ne oldu Samet? Ne oldu? TikTok'u bulduk, gördük, tamam. Ya Hotmail'den sonrası bak çok önemli bir yer orası. Hotmail'den sonrası ne gördün de mutlu etti seni? Ne kattı sana? En iyisini yapmış kaçırmakla. Bundan önceki verdiğim bütün referanslar Hotmail sonrasıydı.

İşte onlar kötü. Onlar şey yani kaçırmış ya Yılmaz Erdoğan. Bence iyi yapmış abi. Bu dizideki karakter değil mi Deniz? Evet evet. Ağzım. Ben düşündüm bunu. 20 yıl değil de işte kaç 15 yıl önce şey yapsalar beni. 2003 gibi falan dondursalar beni. Bu şey oluyor. Mesela çıkıyor şey diyor işte aa diyor artık telefonların insanı var diyor.

Ya da işte eskiden müzisyenler radyolara konuk olurdu, şimdi onlar program yapmak zorunda kalıyor falan. Böyle tespitleri var değişen dünyaya dair. Bende bizim evin yanında bir ilkokul var ve sürekli şey çalıyorlar özel günlerde, Yüzüncü Yıl Marşı şeyin, Norm Ender'in Parla Marşı'nı çalıyorlar. Ben de böyle 2003 gibi beni, gitse kafa benim yani hapise girdim ya da bir hastalık. Sonra bir çıktım, en son işte Bir Şişe Biraya Köt Verirsin şarkısıyla popüler olmuş bir insanın. Bir açıyorum, ilkokul bahçesinde marşı çalınıyor, hocalar falan gururla dinliyor.

Böyle Yılmaz Erdoğan'ın şeyiyle düşünmek o açıdan iyi geldi bana, şok edici geldi. Ya sizin var mı böyle bir şey diye de düşündüm. Sizi Yılmaz Erdoğan, yine bir inovasyon çık, o zaman kelime şakası vardı, şimdi böyle tespit şeyi için bir icat bulmuş. Siz yapsanız kendinize ne olurdu, neye şaşırırdınız?

Ben mesela 20 senelik bir uykudan uyansam muhtemelen şeyler dikkatimi çekerdi. Bazı real tablolar değişti. Mesela Hakan Şükür gol kralıydı. Artık değil. Yani attığı goller de silindi gibi tarihten. Öyle bir değişiklik oldu gibi. Ona biraz şaşırırdım ilk seferde. Biraz okumam güçleşirdi yani o 20 seneyi. Ben de böyle 20 yıllık bir rötardan sonra, yaşanmamış, görülmemiş, tecrübe edilmemiş bir 20 yıldan sonra neye şaşırırdım bilmiyorum. İki şeye şaşırmazdım. Birincisi Fenerbahçe.

İkincisi Cansu Dere. Çünkü ikisinde de bir istikrar var. Cansu Dere hep aynı. Dikkat etmişsinizdir. Hiç değişmiyor. Cansu Dere hep aynı ve Fenerbahçe. Çünkü istikrarlı bir skorsuzluk var. Bunu daha önce de konuşmuştuk yayınlarda. Böyle bir soru da benim aklıma öncelikle neye şaşırmazdım'a gidiyor hep. Neye şaşırırdım? 20 yılda.

Yok. Yani her şey olağan. 20 yıl sonra gösterseler bak bu böyle artık diye işte muhtemelen şaşırmam. Ama Deniz'in demek istediğini anlıyorum. Çok iyi anlıyorum. Sen böyle her Demagine'den sonra Deniz'i mi öveceksin? Öyle bir podcast mi düşündük? Ben uzun zamandır göremiyorum Deniz'i öncelikle. Bu vesileyle görmüş oldum.

Bir kere konserine gelmiştim görüşeceğiz diye de çıkışta sen birileriyle şey yapmıştın. Kimlerle şey yaptım ben? Ben hiç tanımıyorum, karşı cinsi insanlarla geçirmiştim. Ben İstanbul'dan gelmiştim konser için görüşürüz diye. Hani bazı dostluklarda sessizlikler birikir, ifade etmen gerekir ya, ben sana aslında birçok onda katılıyorum diye...

Öyle bir duygusal bir şey asıl oldu bana. Ama zaten bu podcast'ta analitik taraf sensin Samet. Hani ben daha çok duygu insanıyım. Yani duygular sürer beni bir yere. Keşke benim de haberim olsaydı analitik taraf olacağımdan da ona göre hazırlıklı gelseydim. Bir gözlük daha mı takardın? Bir üniversite daha okumazdım. Çünkü bitirememiştim bir öncekini.

Program biraz şişti. Ben isterseniz habere geri döneyim. Ne dersiniz? Olur. Benim bu haberdeki zaman çizelgesinde içime sinmeyen bir şey var. Yani zaman lineer akmıyor muydu? Bakır, Tunç, bilmem ne ne bileyim. Sonra İsa doğuyor. Miladi takvim falan. sürekli böyle başka takvim mi çıkaracağız? Madem böyle bir görellilik var, beyin gelişimiyle bağlantılı olarak bu hiyerarşiyi işletebiliyoruz, o zaman benim yaşadığım tarihle dağdaki çobanın tarihi de aynı olmasın? Yani öyle işletelim. Veya refah seviyesi yüksek, iyi beslenmiş, dört işlemi daha evvelden kavrayan üstün ırkların tarihini ileri alalım, bir şey yapalım yani, boş durmayalım bence.

yerimizde saymayalım derim ben. E-Devlet'ten hangi yıldayız diye sorgulayalım. Tahsil ve refah seviyesine göre seviye atlayalım. Geçmiş senelerdekileri de dışlayalım, hor görelim. Bence böyle yapın. Bir şekilde ayrımcılık yapacağız çünkü. Bu biraz şart gibi günümüzde. Ya bu takvimlerin de böyle bir problemi var hakikaten. Hepsi birinin doğumunu esas alıyor diye biliyorum. Hani o doğumla başlatıyor, böyle devam ediyor. Hani kafamıza göre yeni bir takvimin temellerini atabiliyor muyuz?

Öyle bir şey yok herhalde. Ben mesela Harun Kolçak'ın doğumunu esas alan bir takvime göre yaşamak istiyorum. Bu doğrultuda ilerlesin istiyorum. Hani bunun için yazmam gereken bir dilekçe var mı? Nasıl ayarlıyoruz? Deniz sen hangi takvime göre yaşamak isterdin? Sıfır noktasında kimi koymak isterdin?

Herkes anlaşsın. İletişimi kuvvetlendiren her şey benim, kapım açık. Miladi takvim de bana gayet iyi işliyor gibi geliyor. Hiçbir eleştirim yok. Bende bölüm bu yüzden çıkmıyor bu arada, podcast bölümü. Sırf ilginç olsun diye insanların işleyen şeylerine saldırmıyorum. O yüzden de miladi takvim, başımın üstünde yeri var. O takvimi yapman da fayda getirmiyor. Sen Haruni takvime göre 25 senesinde olabilirsin, ben 2 olabilirim. Görellilik var, kaos var. Çözmüyor bizim problemimizi.

görellik de icat olduğu olalı her konuda bir sıkıntı çıkıyor bu arada ya. Efendi gibi tertemiz, eş zamanlı yaşadığımız yılları özlüyorum. O göreli, şu göreli, onun keyfi yok, diğerinin canı sıkkın, gelemeyecek, bizimle buluşamayacak. Son dönemlerde sıkıntısız, meselesiz, açık iletişim kurabilen kimseye rastlamıyorum. Diyaloglar full tökez. Yani arkadaşlarla hep öyle gidiyor. Şeyler bence bu kadar öznel değil. Bir şeyler hala gayet nesnel. Ya gökten antidepresan yağsa mesela, kaşık kaşık prozac içsek, hiçbiri problem olmayacak gibi geliyor. Hazır deniz yanımızdayken sorsak mı ya? Üstat sen psikoloji mezunusun. Ne içmek lazım bu ara? Ne toplar kafamızı? Bize böyle net haplık bilgiler ver. Bunu istiyoruz.

Yani şimdi tabii ki koskoca psikoloji, bilimi, dört yıllık eğitim hepsini buraya sığdırmak mümkün değil. Ama insanlara da tabii katkım olsun isterim bildiğim şeylerin... ...bir kısmı bile belki birçok insanın günlük hayatta yaşadığı zorlukları... ...daha yeni bir bakış açısıyla bakmasını sağlarım. Eski sevgiliniz narsist, bu kesin. Bu cepte. Onun dışında ailenizin size hissettirdiği kadar özel bir insan olamadıysanız... ...hani 30 yaşına geldiniz ve hala... ...yani çok az kişi size ilgi gösteriyor. Yine anne, baba, eş, dost. Ya o beklediğiniz seviyeye ulaşamadıysanız... ...muhtemelen dikkat, dağınıklığınız var çocukluktan beri. ağır bir ADHD probleminiz var. O yüzden bu sorunu yaşıyorsunuz.

Onun dışında arkadaşınız olan, size zararı olmayan toksik insanlar ağır travmaları sebebiyle böyle davranıyorlar, isteyerek yapmıyorlar. Ama sevmediğiniz toksik insanlar tam bir *** çocuğu. Onun dışında ses olmadan uyuyamıyorsanız, öyle bir probleminiz varsa en az 10-15 arkadaş ortamında uzun uzun bunu anlatın. Ben ses olmadan uyuyamıyorum falan deyin. Muhtemelen bir noktada işe yarayacak, uyuyabileceksiniz. Bunlar var bende.

Yani sevdiğimiz insanlar bunu istemeden yapıyorlar. Bu onların vaktinde maruz kaldıkları travmalarla ilgili ama sevmediklerimiz bile isteye yapıyorlar. Şerefsizliğini yapıyorlar diyorsun yani. Evet tamamen öyle. Teşekkür ederim Deniz ya. Yani bir 20 dakika öncesine göre insanları daha net okuyorum ben. Samet sende nasıl bir değişiklik oldu? Bende de bunlara ek olarak şöyle bir bilgi var. Balık birazcık duygusal oluyormuş. Böyle bu kadar. Deniz senin yükselenin ne renk? Vallahi hiç yok bende. Yok mu?

Peki... Böyle şarlatanca şeylerle de psikoloji bilimini de mahvetmeyelim diye öyle bir... Onu da belirtmek istiyorum. Youtube bu gibi konularda son dönemde şov yapıyor bu arada. Her türlü sıkıntının çözümü 20'şer 25'şer dakikalık videolarda mevcut. Borderline sevgiliniz size ne zaman geri dönecek? Narsist kişiliği psikoloji yöntemlerle kendinize bağlayın. Stoacı felsefeyle yaz aşkınızı unutun. Benzeri birçok içerik var. Ama o içeriklerin hemen yanında da şey var. Mesela yarım saatte 30 pizza yedim. İşte Viyana'ya gittim, hepsini tükettim. Hani o kadar güvenesi gelmiyor ki insanın oradaki içeriklere. Bunu yapmak yerine, yani oradaki videoları izlemek yerine açsak Eurotrack'ta, 20 dakika tır sürsek, sanki kafamızı daha çok toplarmış gibi geliyor. Gerçi o da suistimal edilmeye çok açık. Çünkü stoacı felsefeyle yük indirin, teslimat yapın da gelebilir peşinden. YouTube biraz öyle bir yer.

Adnan Oktar'a 8658 yıl hapis cezası verilmiş. Öyle bir haber var önümde. Bu arada kaynağım MyNet. Merak edenler için. Oradan okudum haberi. 101 Okey dışında bazı hizmetleri de var MyNet'in. Adnan'ı gördün Deniz. Bir şey demeyecek misin? Yok mu sende bir hapis mopis bir şey? Yok şu an için. Henüz daha kitap yazacak kadar şeye hakim değilim. Türkçe'ye. Adnan Oktar kadar.

İnşallah bir gün yazacağız, basılacak, elden ele, evlerin kapısına koyulacak. O zaman artık cezamız neyse, yatar çıkarız. Böyle durumlarda iyi hal indiriminden bahsediliyor ya, bu tam olarak neye istinaden oluyor? Yani duruşmada giyilen kıyafetin dreskoda uygunluğu mu? Naif bir gülümseyiş mi? Neyle hak kazanılıyor bu iyi hal indirimine? Mesela Adnan Oktar 8658 yıl hapis cezası aldı. Ama çok iyi giyindi. Çok iyi hazırlandı duruşmaya. Vaktinde üzdüğü, rencide ettiği insanlardan teker teker özür diledi. Ulaşamadıklarında Whatsapp'tan aradı. Böyle karşı taraf müsait olamadığını söylediği zaman, ha tamam peki sonra konuşuruz ya. Sen sıkma canını falan dedi. Ve iyi hal indirimine hak kazandı diyelim. Kaç yıl oluyor? Yani...

Bir anda bu cezanın son dakika naifliğiyle 20 yıla inmesi söz konusu oluyor mu? 20 yılda çok iyi imsar oldu ya. O indirim falan değil, o baya iflas yani. Şimdi Fethiciğim, iyi hal indirimi alınacak suçlar var, evlenilecek suçlar var. Yani bunlar iki ayrı çar. Mesela papayı öldürmeye teşebbüs. Bu bir suç. Burada sen artık istersen Yıldırım Mayru'ya kıyafet diktir. Yani tam bir şey değişmez. Ama mesela hesabı ödemeden gittin. Kafe Orta Dünya'da oturuyorsun. Hesabı ödemeden gittin. Yani o zaman bir zahmet bir ceket giy yani duruşmaya giderken. Of Samet ya! Aklıma çok güzel bir şarkı getirdin şimdi ya. Nasıldı o? Dur bakayım.

Papayı öldürseler, kan doldursa içimi, silemezler gönlümden, ne aşkını ne seni. Böyle miydi ya? Muhtemelen İsa Mesih'e yazılmıştı ya da Mehmet Ali Ağaca. Tam emin olamadım şimdi ama güzel şarkı gerçekten. Abi buradan bir kalkınca bir meyhanemiz yok mu ya? Yapmayalım mı öyle bir şey? Ben rock içmiyorum abi. Hayda.

Meyhanede rakı içmek zorunlu mu? Öyle bir şey mi geldi? Genelde zorunlu gibi davranılıyor. Ama rakının orada anlamı sosyolojik. Beraber vakit geçirmek esas. Ama dokunuyorsun yine de. Ne tercih ediyorsun peki öğle masalarda? Çay, domates suyu, havuç, nar, portakal karışık? Ortamın şeyine bağlı.

Whisky. İşte biz beylerbeyi göbek istiyoruz falan tarzı bir mod varsa... ...orada bira istiyorum şey yapılmamak için. İşte erkekliğimin sorgulanmaması için. Ama daha açık görüşlü insanlar, hangi rakı varsa olsun falan gibi. Oradan bir kimlik çıkarmayan insanların yanındaysan beyaz şarap.

Ah be hiç haberin yok eş dost biz kafa kıracağız. Deniz senin aran var mı abi Türk klasik müziğiyle yoksa full Gaysu Akyol mu dinliyorsun? Şu hale neler var listende neler dinliyorsun? Gayet Suat Yolu'yu bayağı seviyorum. Başarılı bir kariyeri var. Podcast yapmaya ihtiyaç duymayacak kadar iyi gidiyor müzik kariyeri. Onun dışında Duman'ın yeni şarkısını çok sevdim. Kufi. Biraz önce konuştuğumuz konuya da benziyor. Gerçekten 20 yıl öncekinin aynısını yapmışlar diye övdü insanlar. Ama ben de cidden o yüzden sevdim. Duman, Eminem yeni albüm çıkardı. Biraz şey kafamın içinden de küçük bir şey olsun, fragman olsun. Eminem'in yeni albümü, o da aynı şeyle çıktı.

20 yıl önceki Eminem geri geldi falan gibi. Hatta inci tanelerindeki olaya da benziyor. 20 yıl önceki Eminem geri geliyor, Slim Shady, onun personası. Evet.

ve Cancel Culture'la O Slim Shady'nin karşılaşması üzerine albüm. Bu arada ufak bir cevap vermiş olayım. Müzik kariyeri podcast yapmayacak kadar iyi giden insanların yanında bizim hayatımız nasıl gidiyor? Müzik kariyerimizde, podcast kariyerimizde diğerlerini yapmamıza müsaade ediyor ve diğerlerini yapmamızı zorunlu kılıyor hayatımızda. Bizim de böyle hayatımız, biraz stresli. Vakit yerine vakit alıyorsunuz, öğrettikleriniz. Vakitle çalışıyoruz. Evet.

Sinaret Baba falan dinlemiyor musun? Güzel grup bayağı, çok değerlenecek diyorlar. Evet, Sinaret Baba en sevdiğim grup. Fufu var, sevdiğim şarkıları. İyi bir grup, herkese tavsiye ederim. Keşke daha fazla konser yapsalar, özellikle İstanbul'da. Keşke olsa. Çıkışta da görüşebilsek, vakit ayırabilseler bize. Türkçe sözlü alternatif rock'ta tasarruf dönemi.

Özellikle bir senedir, dört yıl daha sürecek gibi de duruyor ama... ...ilk fırsatta gideriz, çalarız çok da güzel olur. Peki biraz mırıldanabilir misiniz? Fufu. Kufi. Mırıldansak. Kufi daha iyi. Kufi daha iyi bir şarkı. Kufi mırıldanalım. İçinde aktrol geçen bir Fufu. Freestyle mi yapıyoruz? Her şey freestyle değil mi ya? Mesela sen şarkı sözü yazarken de aslında freestyle yapıyorsun. Sadece insanların önünde değil.

Ben içinde olduğum her işte metne çok sadığımdır. Yani benim için her iş en başta şu kelimedir, çalışmak. Çok önemlidir çalışmak. Yani başına geçip emek sarf etmek, o metne tekrar tekrar bakmak. Senden farklı düşünüyorum biraz o konuda. Deniz bak Fethi'yi senelerdir tanıyoruz. Metne sadığım yani. Senden farklı mı düşünüyorsun yoksa öyle mi yazdın diye öyle demen gerekiyor.

Ben zaten demin çalışmayı bu kadar öven Fethi'ye şöyle bir cevap vermek istiyorum. Senelerdir tanıyorum, sen de tanıyorsun. Böyle bir cevap vermek istiyorum. Abi sizi bulmuşken şunu sormak istiyorum. Siz Adnan Oktar diyenlerden misiniz yoksa Harun Yahya diyenlerden mi? Bu tercih bildiğim kadarıyla 0-6 yaş arası Freudiyen karnenize ve babanızla kurduğunuz iletişime, sevgi yoksunluğunuza, acı varsıllığınıza dair bilgiler veriyormuş çünkü.

Ben Adnan'cığım diyorum bir arada olduğumuzda diyerek, kendimi yakabilirim. Siz ikiniz devam edebilirsiniz bu pratikeste, bana uyar yani. Deniz, Adnan Oktar mı, Harun Yahya mı? Choose your fighter. Yani aslında ikisi farklı şey ifade ediyor gibi, Eminem ile Slim Shady gibi. Harun Yahya Slim Shady'si oluyor Adnan Oktar'ın. Doğru. O yüzden kitaplarından, eserlerinden, fosil müzelerinden bahsederken Harun Yahya, diğerinde de Adnan Oktar.

Biraz politik politik bir cevap oldu ama. İkisini de tanımladın. Rengini belli etmedin. Güzel politik bir cevap oldu. Bilmeyenler için. Bir de yarın onunla da takipleşirim bir şey olur. Aynı öyle kardeşim de öyle demişsin ama burada öyle davranmıyorsun falan der diye. Sıkıntı. Evet. Herkese bir takip mesafesi uzaklıkta. Ona göre konuşmam gerekiyor. Hatalıysan arayabiliyor muyuz seni Deniz? Umarım Norm Ender de takip atar da buradaki şakan hakkında bir şeyler sorar sana. Norm Ender'e bir şey söylemedim bu arada. Norm Ender 2003 dedi, 2024 dedi, söylenmesi gerekeni söyledi. Değişenler, okullar. Biz okulda dinliyoruz diye laf ederlerdi Norm Ender'e. Aşkım,

kapışmakla ilgili bir haber var. Deniz, tanışıyor musun aşkımla? Yani şimdi onun haberiyle seni zan altında bırakmak istemiyorum. Yok, takipleşiyoruz ama. Bir takım kainatlerde bulunmuş, hemen sıralıyorum. Kapışmak şöyle demiş, 2025'ten sonra delirmeler sokaklara dökülecek. En yakın komşularınız delirecek, akrabalarınız delirecek, para el değiştirecek.

sistem el değiştirecek, ünlülerle başlayacak, psikozlar ağırlıklı, güzel şiir gibi okudum, psikoloji anlamını tamamen yitirecek. Demin anlattıklarım falan değersizleşecekmiş Deniz. Buna hazır olsun herkes. Moda kaybolacak, trendler gidecek. Çok fazla kehanet var, böyle konuşmuş. Ya biz seneler önce böyle hayli marksist, şair bir erkek tarafından ikaz edilmemiş miydik bu dünya soğuyacak diye?

Hani ben şaşırmadım. Bir şeyler olacak çünkü o kesin. Bu böyle gidemez çünkü. Yani hiçbir dönem böyle olmamış. Her dönem değişmiş. Öncekinden farklı bir şey olmuş. Hani aşkım kapışmak tezleri tutar mı bilmiyorum ama farklı bir şey olacağı kesin tabii. Hep değişiyor çünkü dönemler. Peki neden Nazım Hikmet demekten çekindi Nazife? Bir sorun mu var? Yani küs müyüz? Deniz Bufet'i neden böyle yapıyor ya? Evet, Allah Allah. Abi alakası yok. Ben daha önce farklı bağlamlarda bahsettiğin ismi zikrettim. Bu açıdan bakın isterseniz. Hala daha gocunmuyorum. Sadece İsmet Özel miydi? Nazım Hikmet miydi? Yoksa Kürşat Tüzmen miydi? Ondan emin olamadım. İsimden emin olamadığım için söylemedim.

İsmet Özel'e Marksist diyebiliyor muyduk yani şu anki dünyamızda? Ben politik doğrucu sözlüğümü yanımda getirmedim bugün de yani. Bilmiyorum tam neye ne diyebiliyorduk. Herkese bayan diye simgeliyor. Ben iyice zıvanadan çıktım şu an. Çok doğru bir yerde değil. Özür dilerim seyircilerden de, aşkımdan falan da özür dilerim. Herkesten özür dilerim şu an ben. Size açık konuşuyorum. Bundan 10 sene öncesinde olsak bu haberin niteliği Facebook'ta karşımıza çıkacak bir işte aşkım kapışmak bir durum paylaştı cümlesinden, bildiriminden öteye gitmezdi. Nasıl oldu? Neden bu hale geldik? Hakikaten kestiremiyorum. İfade edilenler çok radikal çünkü böyle Bitcoin'den komşularımıza kadar bir sürü konudan söz edilmiş. Çok kapsamlı benim boyumu aşıyor birçok şey gibi.

Bugün birçok kelime şakasından bahsettik. Ben de hani yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Aşkım kapışmak, ileri gitmektir diye bir şaka hazırlamıştım. Benim böyle bir kelime şakam var. İhtiyacı olan varsa kullanabilir. Benim pek işime yaramayacak gibi yani önümdeki... Madem öyle bir şeye girdik, ben de şey diye isim geldi de utanmıştım. İsmet Özel bir çocuk. Madem böyle de bir şey geldi, şunu da yapmadan edemeyeceğim. Deniz Göktaş diye yazılır. Deniz Gökt Aşk diye okunur.

Bu dünya soğuyacak da biraz talihsiz bir şey olmuş sanki. Aşkım kapışma hankinin tutma olasılığı daha yükselir. Birinci anlamında mı soğuyacak? Yani buzdolabı gibi mi mesela?

Yoksa daha manevi bir anlamda mı soğuyacak dünya? Böyle kafamıza göre anlam çıkarabiliyor muyuz? Birinci de tutması gerekiyor. Öyle bir şey iddialı bir şey değil mi? Şiir değil mi birinci anlamla konuşacaksak? Neden şiir yazdık? Bir kere birinci anlamla konuşacaksak... Dümdüz yazısı yazardık, erkek gibi. ...onu en baştan kararlaştıralım Samet yani. Doğru. Masaya oturmadan söyleyelim. Şu an şu dakika denince olmuyor ister istemez yani. Bence de. Hani onu bilip oturmak gerekiyor anlatabiliyorum değil mi? Kesinlikle yanlışlık var bu işte. Ben şiir konusunda birinci anlamcıyım.

Ben üçüncülü anlamcıyım. Ben iki kelime vereyim isterseniz. Fatih Erbakan. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. Kıs. En sevdiğim Kıs arkadaşımın ismi Fatih, geldi yine, vakti tatil, gözünü alamıyor vücudumdan herbakan, plajda ben, mühendislikte herbakan. Şık bir freestyle'dı. Deniz ya... Şahane yayın oldu. İyi ki geldin. Teşekkür ederim. Samet de bence teşekkür eder. Bu arada... Çok teşekkür ederim. Yayını kapatmadan önce söylemek istediğin, duyurmak istediğin böyle fikirler, tarihler var mı? Seni seven insanlar sana nerede rastlayabilirler? Nerede görebilirler? Nerede izleyebilirler seni?

YouTube'da gösterim var. Instagram kullanıyorum. Oralardan bana ulaşmak isterlerse. Yaz boyu bıyığımı keseceğim tanınmamak için. En azından biraz olsun tanınmamak için. Her an ensenizde olabilirim yani. Ben sizi bulurum. Beni çağırdığın için teşekkür ederim. Normalde çok rahat hissetmiyorum böyle şeylerde. Akıllı saat aldım. Stres seviyem 100 üzerinden 30 civarıydı. Evden çıkınca bile 50 oluyor minimum.

O yüzden benim için çok başarılı bir yayındı. Yani kendi adıma konuşabildiğim falan. Bu ortamı sağladığınız için teşekkür ederim. 12 yıl, 13 yıllık bir arkadaşlık var. Ottu Gülmece'den başlayan. Ottu Gülmece ölmedi. Buradan duyuralım. Ses dalgası olarak yaşamına devam ediyor. İyi ki varsınız. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim.

Aynen öyle kardeşim, aynen öyle kardeşim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)