
2.476 kelime · ~12 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.
Slow Kürt Da da da dam da dam Slow Kürt Samet, çok çekiştiriyoruz insanları be. Özellikle yarım ve çeyrek ünlü simaları baya eleştiriyoruz, böyle yerin dibine sokuyoruz. Dümdüz, aşırı normal insanların hayatlarına yeteri kadar dokunamıyoruz sanki. Sabah 9'a 10 geçe devlet dairesi önlerinde aç karnına sigara içen insanları Hürriyet gazetesi Kelebek 2 eşrafından daha az önemsiyoruz.
Onlarla daha az ilgileniyoruz sanki. Fethi ama benim için hayat böyle bir şey bu arada. Ben gerçekle ilgilenmiyorum. Felsefe bölümünde de o yüzden tutunamadım bence. Gerçek benim ilgimi çekmiyor. Ben kabul gören, göz önünde ne varsa onunla ilgileniyorum. Benim ilgi alanım bu. Mesela birisi bir laf eder, ben hiç lafa filan bakmam.
Hiç lafla ilgilenmem. Önce takipçi sayısına bakarım. Takipçi sayısı çok mu? Kabul ederim. Doğrudur. O kadar yani. Benim için dünya böyle bir yer. Bu kadar. En sevdiğim şeyi söyleyeyim mi sana ben bu hayatta? Nedir? Genel kanı. Yaşasın. Budur. Hayır, diğer yandan aşırı normal, dümdüz insanların ilgisini nasıl çekebiliriz ki? Yani ne ile çekebiliriz bu insanların ilgisini? Dümdüz insan ne yer? Karşıda kalkar? Yakınlarına nasıl hitap eder? Şakalaşırken dilini nasıl konumlar? Ödemelerin kaçıncı gününde Google'a hesap makinesi yazıp aratır? Bu bilgiler bende yok mesela. Bendeki insana ilişkin bir diğer değişle. Beşeri bilgilerin çoğu orta sınıf ve yarı ünlü insanlara dair. Şu an karşıma yarı ünlü bir insan getir mesela. Ben onun ilgisini çekmekle kalmam.
külaha takar maraş dondurmacısı gibi oynatırım. Ama gel gör ki çok ünlü ve müthiş derecede ünsüz insanlar konusunda hakikaten hiçbir şey yapamıyorum. Bu konuda kendimi açıkçası aciz hissediyorum. Bu iki uç kimlik, yani çok ünlülük ve hiç ünlülük, benim söyleyeceğim herhangi bir şeye itibar etmez gibi geliyor bana. Çok ünlü derken mesela Tamer Karadağlı. Hani hayli ünlü çünkü, baya ünlü. Koskocaman ünlü biri Tamer Karadağlı. Ünlü gibi ünlü.
Bence, onu da söyleyeyim. Çok ünsüzde kim olsun? Var mı bildiğin, tanıdığın çok ünsüz bir insan? Yerli dizi figüranları var. Sadece bir dizide bir bölüm bakkal. Onlar çok ünsüz, aşırı ünsüz, bayağı ünsüz. Hiç ünlü olmaması zaten aranan özellikler arasında oluyor bu insanları seçerken. Diksiyonları aşırı bozuk olduğu için de şehir tiyatrolarından birileri seslendiriyor onları. Bu sefer mesela şöyle diyaloglar yaşanıyor o dizilerde.
Karamelli dondurma kalmamış. Bilmiyorum. Gibi diksiyonla konuşan bakkal oluyor ya. Tuzu uzatır mısın lütfen? Benim çünkü tuza ihtiyacım var gibi oluyor değil mi böyle? Duş almam gerekiyor. Allah aşkına Petrik oradaysan cevap ver. Böyle sesler oluyor. Çok terledim. Bu nasıl hava? Bugün günlerden salı.
Hadi bakalım. Böyle diksiyonlarla konuşan mesela figüranlar oluyor. İyice bir tuhaf oluyor. Neyse Tamer Karadağlı dedin abi. Yerli süpermen değil mi o? Taşfırın genel müdürü. Ben öyle biliyorum. Abi ben yalan olmasın belli bir yaşa kadar Tamer Karadağlı'nın pille çalıştığını düşünüyordum.
Hani sensörlü actionman oyuncakları vardı ya, hatırlarsın. Geceleri açık kalırdı, yatağın altına düşürürdük. Oradasın, biliyorum, hey! falan diye bağırıp bizleri uyandırıyordu. Ben Tamer Karadağlı'nın bugüne dek meydana getirdiği bütün temsillerin, iletişim biçimlerinin bu örnekle açıklanabileceğini düşünüyorum abi. Az önce verdiğim örnekteki geceyi toplumsal farkındalık,
actionman oyuncağını Tamer Karadağlı, yatak altı imgesini de toplumsal huzur, dayanışma ve çoğulculuk gibi düşünebilirsin. Ben böyle her şeyi başka bir şey olarak düşüneceksem öyle anlatsan abi kafam karıştı yani. Deminden beri dinliyorum bir şey anlatacaksın diye. Bir yazılı verebilir misin aynı imgeleri? Ben karıştırdım şunu. Ben biraz geç anlıyorum, Karadenizliyim. Önce bir şey anlatıyorsun, ondan sonra diyorsun ki bunu bu sözlüğe göre oku yani. Baştan söyle şimdi, ben kaçırdım.
Samet, bu sefer şöyle bir şey mi yapsak? Şimdi biz haftalar sonra kaydedeceğimiz bölümün taslağını online bir dokumana not alıyoruz ya, ne hissediyorsak, nasıl bir gerçeklikle sınanıyorsak, şak diye yazıp geçsek, böyle erken 2000'li yıllardaki yazışmalar gibi düşün. Mesela ben şu anda mesaideyim ve inanılmaz derecede sıkılıyorum. Önümde aşırı vasat bir klavye var ve buna rağmen cümleleri hatasız yazmaya çalışıyorum.
Bunları yaparken keşke saat böyle 6'ya doğru yavaş yavaş gelse ve mesai bitse. Kendime şunu ispatlamaya çalışıyorum. Doğru yazmak hayal etmekten daha zordur. Yani hayal etmek zor zannedilir ama onu klavye ile ekrana aktarmak çok daha zor sanki. Şu anda bir seslendiler Samet. Bir dakika onlara cevap vereceğim. Sonra yazmaya devam edeceğim. Sen şu an neler yapıyorsun Samet? Yazdıklarım sana şu an anı anına geliyor değil mi?
Senin yazdıkların ve bununla birlikte bir sürü yazılan şey aynı anda geldiğinden benim yapmam gerekenler sayıca fazla olduğuna kafam çorba olmuş halde şu an. Ama işte yaşıyoruz bir şekilde Ankara, İzmir, Ayvalık, İstanbul, Antalya, Eryaman gösteri tarihleri falan görselleri. Bilet fiyatları açılmayan telefonların not edilmesi ki sonradan tekrar aranması. Klimacı aranacaktı mesela. Odaya klima taktıracaktık Fethi. Hiç bunları bilmiyorsun. Neler olacak acaba? Doğru. Bunlardan hiç haberim yoktu. Hiç öyle şeyler hiç umrunda. Klimacı aranacaktı mesela. Seninle konuşurken şimdi aklıma o geldi. Bir ara verebilirsek ben bir klimacıyı arayıp geleyim. Aynen öyle kardeşim. Müthiş gereksiz bir bilgi vereyim Samet. Sen şu an üzerinde çalıştığımız online dokumanda anonim damla balığı olarak gözüküyorsun. Sen yazdıkça böyle anonim damla balığı imgesi ilerliyor. Muhtemelen mail adresinle oturumu açmamışsın ve bir damla balığına dönüşmüşsün.
Üstelik anonimsin. Bestecin, söz yazarın belli değil. Dilden dile aktarılmışsın. Böyle yıllar içerisinde son halini almışsın gibi. Hayatımda ilk defa Ankara'dan, İstanbul'dan, İzmir'den bahseden bir anonim damla balığıyla tanışıyorum. Çok heyecanlıyım. Bu herhangi bir 9-6 mesaisi için müthiş, fantastik bir veri. Ben öncelikle bunun için sana çok teşekkür ederim. Bir geçiş müziği
Ya ben bu Türkçe erkek solcu şiir geleneğindeki epik anlatımla bir türlü barışamadım Samet ya. Yeri gelmişken ifade edeyim huzursuzluğumu. Kim içiyor bu alkanları ya? Eflak Bey mi bu? Drakula mı? Kim bu yani? Ne gerek var? Emek doğru ücretlendirilmiyor abi, olay bu. Olay bundan ibaret. Sermaye var, o kötü biri. Emek var, o iyi ama saf biri. Ve emeğin hakkı olana sermaye el koyuyor. Denklem bu. Hani fabrikada al kan içiyorlarmış, tokuşturuyorlarmış falan. Kan zaten al bu arada. Hani ikiye ayrılır. Al yuvar ve ak yuvar. Solcular golgi aygıtı der, sağcılar golgi cisimciyi. Ya mesele bu kadar basit Allah'ım ya.
Neyse abi umarım bu tirattan sonra bir Nazım Hikmet linci gelir de dinlenmelerimiz artar. Ne desin abi Nazım Hikmet? Emek doğru ücretlendirilmiyor mu desin? Daha mı doğru bu yani? Ne desin tam? Adama da bir şey soruyorlar belli ki. Adam da artı değer deyip susamıyor yani. Devamı geliyor, laf lafı açıyor. Böyle bir şeydir yani solculuk.
Koca Nazım Hikmet şairliği bırakıp İsmail saymaz mı olsun? Bilmem, kulağa hoş geliyor aslında. Yani olayı net anlatıyor. Bulandırmıyor kardeşim, yok yere uzatmıyor. Olay neyse, öğreniyoruz olayı dümdüz, anlıyoruz, idrak ediyoruz şıp diye. Kadınlar şıp diye, erkekler şak diye.
Haa diyoruz böyleymiş bu olay, sandığımız gibi değilmiş diyoruz. Olaya ayıkıyoruz yani anlatabiliyor muyum? Bir konunun özünün farkına varmış oluyoruz. O zamana dek hakikat sandığımız şeyin bir aldatmadan ibaret olduğunu görüyoruz. Aaa diyoruz. Bu böyle miymiş? İyi bari bundan sonra o şekilde davranırız diyoruz. Abi sen bugün çıktığın bir date de fabrikada al kanlarının içildiğini söylediğin an karşındaki insan korkar, kaçar, arkadaşına kendini arattırır ve gider. Böyle yaklaşılmaz. Ama tutkudan pencereler terleten bir gece düşün, partnerinin kulağına eğiliyorsun, hafif kirli, paslı ve buğulu bir sesle şöyle diyorsun. Emek doğru ücretlendirilmiyor.
Fena tahrik. Ağır voltaj, aşk suyu. İnanılmaz etki yapar. Dene. Bunu dene. Demem o ki kan içmek falan o şekilde olmaz. Yani böyle anlatılamaz. Bu yanlış. Senin söylediğin doğru. Çok daha açık ve net. Ben netlik insanıyım abi. Ben dolambaç sevmem. Ali Cengiz oyunlarından nefret ederim. Bu renk ne mesela? Bir süredir Ahmet Çakar konuşuyor karşımda.
Mesela bu renk ne mesela? Şu an gösteriyorum sana. Bu renk beyaz. Konu kapandı. Sanat, manat, imge, mimge. Kasmanın alemi yok. Metafor demedim çünkü o me ile başlıyor. Metafor, metafor desem anlamı olmayacaktı. Şiir kafasına girmişler kanka, gereksiz. Şimdi burada podcast'te serbest çağrışımla konuşmak kolay kardeşim. Bir gün bir flörtünün kulağına eğilip, emek doğru ücretlendirilmiyor diye bir fısılda bir gün. Ondan sonra gel bölüm kaydedelim. Ben burada olacağım yani o günde. O zaman görelim ak popo kara popo belli olsun o gün. Sanılanın aksine bak ben de netlik seviyormuşum değil mi? Abi bak sen de duydun mu? Bir hayalet dolaşıyormuş Avrupa'da. Bak böyle anlatılır, böyle olur bu iş Fethi.
Öyle edebi olmadan anlatamazsın kimseye. Emek doğru ücretlendirilmeyince tamam deyip geçiyor bazı işçi sınıfı var. Öyle yapıyorlar. Bazı işçi sınıfı. Bazı işçi sınıfları öyle yaparlar. Teoman şarkısı gibi. Bir fabrikada bir işçinin kolu kopmuş deyince o zaman dikkat etseymiş diyor yani öyle oluyor. Zor işler bunlar yani. Aynen öyle kardeşim.
Peki Fethi senin ismin Yeşilçam patron isimlerine benziyor ya mesela biraz o yüzden soracağım. Sen hiç fabrikada Alkan içtin mi? Abi biliyorum benim ismim gerçekten de fabrikada Alkanlar içecek bir isim gibi duruyor uzaktan. O da yetmemiş böyle ilk oyunu gidip Adnan Menderes'e Demokrat Parti'ye atmış gibi bir hali de var. Hani işte Demokrat Partili Fethi Bey. Yani böyle bir tipleme. Bu arada oyun eşi anlamlısı Ray çoğulcu demokrasilere inanmayanlar için de Cemal Reşit'in soyadından ibaret. Aynı zamanda Lana Del Rey'in de soy ismi. Oha! Cemal Reşit Rey, Lana Del Rey. Soy isimleri aynı lan. Bir süre buna ben şaşıracağım. Oha. Neyse. Jaren anlatmaz bunları gençler. Ne diyordum? Sanki bu zamana kadar meydana getirdiğim kişilik bana verilen isimden büyük azarlar yiyebilir. Sonu gelmez tavsiyeler dinleyebilirmiş gibi geliyor. Benim haftada iki Powerade'im var bu arada abi. Net. Açık mavi renklisi var ya, karışık meyveli, onu seviyorum en çok. Kan içmiyorum abi, tercih etmiyorum. Mesai çıkışı, gideyim de şöyle iki duble kan yuvarlayayım demiyorum hiç. İçimden gelmiyor. Bir kere cool değil. Ben genelde cool olan şeyleri yapmayı tercih ediyorum.
Kimse kan içtin diye yanına gelip de ooo baksana işte kan içiyor ne kadar da havalı biri demez. Sen maksimum kan içtiğinle kalırsın. Seni şu an dinleyen kaç kişi dinliyor bu arada? Fikrim yok. Boşluğa mı kaydediyoruz hiç bilmiyorum. Diyelim yüzbinler. Hani iyimser bir manifest olsun. Yüzbinlerin içinde bir sürü alaca karanlık izlemiş, vampir hikayeleri solumuş, onlarla büyümüş insan var. Sen onların bedduasını alan bir adamsın Fethi.
Gerçekten çok kötü bir hayatmış bu arada. Powerade ne abi? Allah sabır versin sana. Abi bence al kan içmenin de doğru yeri vardır bu arada. Yani doğru emek nerede sömürülür bunun bir rehberi olmalı kesinlikle. Ayrıca bazısı da flörtte o al kandan etkilenir. Belli de olmaz yani. Gerçekçilik sevmez. Dünyada binbir tat var Fethi. Bu böyledir yani.
Bilemiyorsun. İşçiyi Hindistan'da sömüreceksin. Gık demiyorlar gibi bu işlerin gurmeleri vardır illa ki. Aşkı İtalya'da yaşayacaksın. Onun mekanı da orası.
Hadi. Aşk turizminin beşiğidir İtalya abi. Dilek tutmak için, bozuk para atmak için, öpüşmek için birçok yer var. İtalya'yı mümkünse aşkla yaşayacaksın. Aşksız İtalya, otogara tek başına gitmek gibi bir şey. Aşk dedin mi, İtalya.
Fransa derler aldanma, İtalya daha iyi aşk konusunda. Abi mıhlamayı da Trabzon'da yemek mantıklı ve makul diye bir duyum aldım ben. Son zamanlarda böyle duyumlar alıyorum. Ben Galata'da yemiştim. Değerli arkadaşım Nazım götürmüştü. Yeterince kalp krizi geçirmemiştim. Demek ki bir de Trabzon'da denemem lazım. Mesela ben mıhlama ismini de biraz imgesel buluyorum. İçeriğe dair hiçbir fikir vermiyor. Üçüncü sayfa haberi gibi. Yani biri birine bir şey yapmış da onu canından etmiş gibi bir isim.
Şairhane bir yemek diyebilir miyiz? Kesinlikle deriz ve olay mahallinde silah kullanılmış gibi bir gözdağı var. Hani mıhlama. Gastronomik bir beklenti yaratmıyor yani. Mıhlama o haberi. İşte Balıkesir'de mıhlama dehşeti. Üç kişi öldü falan gibi bir tesiri var. Yani böyle lezzetle, mutfakla alakalı hiçbir göndermesi yok.
Samet sen üzerinde çalıştığımız online dokumanda bir anonim lemur oldun şu an. Anonim damla balığı olarak çıktığın bu yolda evrimin bambaşka bir noktasındasın. İsminin yanında da parantez içinde boşta yazıyor. Yine attın bizi simge durumuna Sametciğim. İnternetinin erişilebilirliğini ulusal sınırlarımızın ötesine çektin, kapını kapattın ve muhtemelen 28 Şubat'ın faillerini alkışlıyorsun şak şak şak diye.
Sen de iyi buldun ha bu kahkaha efektini. Nereden basıyorsun ona? Bir göstersene bana ben de basayım. Tamam tamam yeterli. Böyle işin kolayına kaçma ama bak yani 28 Şubat şakası yaptım hemen kah kah kah küh küh küh alkış falan. Böyle işin çok kolay oluyor yani bunu herkes yapar. Bölümün başında bir Tamer Karadağlı dedin diye hemen bir kolaya kaçma.
Ne oldu? Niye böyle olduk şimdi biz? Ayrıca şu an bu bölümün bitmesine belki çok az kaldı dinleyiciler açısından ama bizim bölümü yazmamız biraz daha sürebilir, birkaç gün daha sürebilir. Ben lemurluktan istifa edebilirim. Yani durduk yere böyle çipura falan olabilirim yani.
ortaya irade koyamadığı 3 durumdan bahsedilir Samet. Hadi bakalım. Birincisi ebeveyn seçimi. İkincisi, Cumhuriyet Halk Partisi'ne tam olarak hangi noktada güvenip güvenemeyeceğimiz sorunsalı. Üçüncüsü de, online dokümanlarda payımıza düşen canlılık formları. Gerçi ebeveynini seçemeyen insan, yaşayacağı evin ebeveyn tuvaleti konusunda da iradesiz olur. Ama bu da başka bir bölümün konusu.
Fethi bir ton haber var önümde hiçbirinden bahsetmedik yani kimse hakkında bir gıdım bilgi vermeden geçti gitti bölüm. Ben anlamadım nasıl zaman geçti. Dalga geçer gibi yapıp sınıf kinimizi falan da kusamadık onlar da olmadı. Bu bölümde böyle son buldu bulacak yani olsun ama yani bu daha kaçıncı bölüm daha erken değil mi 25. bölüm falan. 25 oldu herhalde. Daha bir sürü vaktimiz var. Bahsederiz bence. Ben şimdi acele etmiyorum o zaman. İnsan belki ailesini, böyle ana muhalefet partisini falan seçemiyor ama podcast partneri konusunda birazcık böyle irade ve kudret sahibi olabiliyor.
Buradan itiraf etmiş olayım, ben son birkaç senedir hıdrellez dönemlerinde kağıda anonim damla balıkları, efendim anonim lemurlar, anonim gergedanlar çizip gül ağaçlarının dikine... Dikine dibiyorum. Bunları çiziyorum, gül ağacını da dibine dikiyorum. Onları 60 derecede yıkıyorum ve peşinden yakıyorum. Çünkü Tanrı ile iletişim kurmak öyle kolay bir şey değil. Çok aşamalı bir süreç bu. Anlaşılan o ki bu teolojik süreç meyvelerini veriyor.
Şaka bir yana seninle her hafta aynı masanın etrafında buluşup, yazarlarının bile üzerinde o kadar durmadığı haberlere kafa patlatmak şahane bir etkinlik Samet. Bunun için sana çok teşekkür ederim. Senden ricam bir haftada ''Hadi be oradan kardeşim'' ismiyle sürekli zıtlaştığımız, pasif agresif dalgalanmalar yaşayacağımız bir bölüm çekelim. Mesela sen Müslüman ol, ben de Diamond Theme olayım. Bu bir Dirty Talk mu peki? Başka da buluşalım.
Sonra sırayla ebediysin işte, sen Allah var da ben yok diyeyim. Yok diyene yüklenelim, sonra var diye bir bölümde de zıtlaşalım. Bu ilişkinin bu kadar iyi gitmesinin nedeni hep aynı fikirde buluşuyor olmamız. Bir de zıtlaştığımız bir şey yapsak, bakalım durum orada ne olacak, gerçek yüzlerimizi bence görelim. Tam bu dediğine karşı çıkarsam aslında başlayabiliriz oraya. Şu an başlar, siktir oradan.
Şimdi biz seninle çok iyi anlaşıyoruz ya Samet, reytingler düşecek diye korkuyorum. Ya bilirsin arabalar benzinle, podcasterlar ilgiyle, Fenerbahçe ise yalnızca çok iyi hocalarla çalışır. Çıtır kızlar nereye, nereye de giderler. Ya tamam be tamam. Hemen basmayın oğlum şu kahkahayı ya. Duyamıyoruz adamla birbirimizi, yeter. Tamam. Seninle anlaşmak da, zıtlaşmak da çok iyi kardeşim. Ben varım yani.
Seninle her şeye varım ben. Valla Fethi nasıl içten çizmişsen o lemurları gül ağacının dibine nasıl gömmüşsen yani tüm podcastçiler şu an Gümüşlük'te bak. Tüm podcastçiler Gümüşlük'te biz ne yapıyoruz? Burada yüz yüze Ahkam Show. Bu sıcakta. Yine de yaşadık sanki bu hayatı be. Ha ne diyorsun be Fethi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim.
Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.