
2.443 kelime · ~12 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.
Öfff... Bazen diyorum ki işim işi boşver, yaz bir yazı istifa et. Provalar, kayıtlar hepsini boşver, Çanakkale'ye git. Çanakkale şahane bir yer abi. Bakkalı var, manavı var, pastanesi var, hepsi var. Şu zamana kadar yaşayan nasıl yaşamış abi Çanakkale'de? Burada bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli imkanlar yok deyip de giden olmuş mu Çanakkale'den? Olmamış. Ben rastlamadım. Ne milliyette ne de hürriyette böyle bir haber yayınlanmamış. Zaten bir olay ne milliyette ne de hürriyette yayınlanmadıysa o olay yaşanmamış demektir. Masum Kırmızıgül'ün Sarı Sarı diye bir klibi var ya abi. Doğru. O klipte yaptığı gibi böyle toplantıyı yarıda bırakıp helikopterle Çanakkale'ye gidesim var. Yetti ya! Vallahi yetti. Sabah alarmları, kahvaltılar, selam vermeler, selam almalar, işler, güçler, bir sürü şey. Daraldım! Her şeyi salıp yanıma sadece cüzdanımı, telefonumu, 4 tane vesikalık fotoğrafımı alıp basıp gideceğim Çanakkale'ye. Dikkat ettiysen satıp demedim, salıp dedim.
Bir harf bütün mal beyanını tepetaklak edebiliyor böyle. Çanakkale süper bir yer abi. Her şeyi bırakıp Çanakkale'ye gitsem keşke. Bu arada Mahsun Kırmızıgül'ün Sarı Sarı klibinde o kaleme atıp da gittiği yer Maldivler gibi bir yer olması lazım. Senin hayalin Çanakkale'ymiş. Hiç mesele değil, hiç dert değil. Sırf Maldivler yurt dışı diye oraya çekemeyeceğim hayalimi. Ben Çanakkale'ye gitmek istiyorum abi. Ben sadece söyleyeyim dedim ya, hayallerinizdeki farkı bir göstermek istedim. Teşekkür ederim Samet. Bu benim kafamda bir şeye tekabül ediyor. Fakat ben her şeyi bırakıp ister yurt içi ister yurt dışı Çanakkale denen yer neresiyse orada yaşamak istiyorum abi. Teşekkür ederim. Çanakkale çekilmez diye bir kelime şakası geldi aklıma anlık. Ama bunu şimdi burada bu podcast'ta heba etmek istemiyorum. Bunu böyle bu şaka işlerine yeni başlamış biri varsa ben ona satarım.
Geçen gün bir hesaplama yaptım Samet. Bir insanın yani orta sınıf halde ve tavırda orta halli bir insanın haftanın 5 günü gömleğini pantolonunun içine sokup saçlarını yanata arayıp tıraş olup herkese zoraki tebessüm etmemesi için cebinde en az 4 milyon dolar olması gerekiyor. Rica ediyorum kaynak sorma uzun bir hesabın çıktısı bu. Oturdum tüm parametreleri hesaba kattım 4 milyon dolar cash. Bir küsurat falan da mı yok yani? Yok. Bu nasıl bir şey?
4 milyon dolar cash yeterli. 4 milyon çıkmasına şaşırmadın mı bir küsurat çıkmayınca? Aaa 4 milyon dümdüz çok iyi demedin mi? Ne 3 ne 5 sonhanesi de 0. 4 milyon dolar çıktı. Ama bir sürü de işlem yaptım. Onu koydum onu çıkardım böyle baktım şöyle yaptım. Eyvallahın olsun istemiyorsan kimseye 4 milyon doların olsun. Ağabey benim şu an 608 liram var. Sen demin 4 milyon hesabını yaparken ben bir cebimi yokladım. Bendeki para bu kadar. Yani o hayale gidilecekse ben yolum burasındayım. Bu arada yukarıda bira içtik değil mi biz? Evet. Onu da bir çıkarken ödeyeceğim. Ufak bir o zaman hesaplamayla benim 483 liram kalmış.
Samet, ben bazen insanları tıpkı bir banknot gibi güneşe tutup kontrol etmek istiyorum. Bakalım kaçının göğsünde, aklında, fikrinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı'nın imzası var, kaçında yok? Böyle miydi ya o söz? Nasıldı abi sen hatırlıyor musun? İnsanları böyle para gibi güneşe tutup kontrol edeceğiz falan. Hatırlıyor musun o lafı abi? Ben hiçbir vesileyle Türk Lirası'na bakmak istemiyorum artık ya. Farklı birimler istiyorum. Takas usulü bile daha mantıklı geliyor bana. Bulgur alayım, domates vereyim. Ben gerçekten bıktım. Beni lütfen bu mansion'dan çıkarın. Teşekkürler, iyi eğlenceler. Şu an görevini ifade eden Türk Lirası'na alenen hakaret ediyorsun Sametçiğim ve bunun muhtemelen cezai müeydesi var. Bence bardağı dolu tarafından bakmaya devam etmelisin. Yani cezaevine girip bedel ödemiş bir podcaster olarak geri dönersen biz bu sayede daha çok dinlenebiliriz. Bu da uzun vadede verimli olabilir. Ben sana beyaz atlet, uzun samsun ve bilimun ihtiyaç nesnesi getirebilirim canım kardeşim. Birincisi Türk Lirası bu zamana kadar şerefiyle. yaşadı. Ona laf etmek benim ne haddimi asla kabul etmiyorum. Yani bu dediğine asla ben senin dediklerini demedim. Öncelikle bunu bir reddedeyim. Benimki kişisel bir bıkkınlığın tezahürü. Öyle düşün yani. İkincisi bedel ödemiş biri olarak geri dönmek çok güzel. Ben Kreuzberg'i de çok merak ediyorum. Bir süredir uzaktan takip ediyorum. Teşekkür ederim. Ben böyle bugün her demecimden sonra saygılı bir nida kullanmak istiyorum. Öyle bir persona yerleşti bugün bana. Umarım bir sıkıntı olmaz. Sağ olun. İyi günler. Bravo. Olur.
Dilan Çiçek Deniz, Hürriyet Kelebeği konuştu. Üçü birden mi konuştu? Ünlü oyuncu, bu ara yoğun ve koşturmalı bir hayatım var ama güzel gidiyor. Bir mücevher markasıyla anlaşma imzaladım. Bu yüzden çok heyecanlı ve mutluyum dedi. Sinan Çetin'in oğlu Rafael Cemo Çetin ile ilişki yaşamaya başlayan Deniz, aşk sorularına ise gülerek şu yanıtı verdi. Güzel gidiyor her şey. Tatilimiz de güzel geçti. Yorumlarınız için çok sağ olun.
Dilan Hanım yorumlar için teşekkür etmiş fakat muhabirler çoğu zaman soru sorarlar, yorum yapmazlar. Bu işte bir iş var Samet. Yoksa Dilan Hanım bizi ve muhabirleri yeterince sallamıyor mu? Şey gibi hani... Sağ olun, aynen. Teşekkürler, çok sağ olun. Aynen süper. İlişkiye eksik olmayın, sizi aram. Hoşçakalın aynen. Süper, çok sağ olun. Böyle bir şey mi acaba yani? Abi muhabirler ses tonlarıyla, kamera arkası bazı hal ve tavırlarıyla falan yorum yaparlar. Hep soru sorar gibi yaparlar ama yorum yaparlar.
Mesela biri Teoman'a şöyle soruyor. Teoman Bey merhaba. Annenize alkol içmeyeceğinize dair söz vermiştiniz. Alkollü müsünüz? Bu aslında bir soru değil. Bu şu demek. Teoman Bey siz hayırsız bir evlatsınız. Ben de bunu ifşa etmek durumundayım. Dayak arıyorum. Şurama vurabilir misiniz? Bu, bu demek. Umarım açıklık kazanmıştır bu mevzu.
Abi bir dönem Kızılay'ın göbeğinde muhalif kanalların, dikkat ettiysem muhalif derken nasıl itilerek söyledim, sokak röportajları olurdu. Şuna benzer sorular sorarlardı böyle. ''Aa şey merhaba, siz de iktidar partisinin faaliyetlerinin yersiz, sıkıntılı ve gerici olduğunun yeteri oranda bilincinde misiniz?'' Yoksa siz de Çağlen'in sokakta direnmek olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onu hatırlattı bana bu. Yine birkaç sene önce Dost Kitap Evi'nin önünde elini mikrofon gibi yumruk yapıp insanlarla hayali röportaj yapan birine denk gelmiştim. Böyle içmiş tamam mı böyle elini yumruk yapmış. Siz bunun hakkında ne düşünüyorsunuz falan diyor. Yumruğunu uzatıyor. Şimdi ne yapıyordur acaba ya? Buradan selam olsun kendisine. Ağabey yaka mikrofonu falan tutuyor olabilir mi? Hiç mikrofon yokken çok komik bir görüntü çünkü o yani. Bayağı soru mu soruyor böyle elini yumruk yapıp? Evet ağabey, inanılmaz akıcı bir Türkçe ile sorular soruyordu insanlara. İnsanlar da onun sıktığı yumruğa eğilip soruları yanıtlıyorlardı. Teoman bir şarkısında diyor ya, bir kız tanırdım eskiden hayat berbat derdi diye. Anladığım kadarıyla böyle şahsına münasır bir karakterdi. Dünya üzerinde akıl edilmiş en analog röportaj mikrofonunu kullanıyordu.
Ankara'da biriydi. Çok insana dair bir şey diyeceğim. Ben orada olsam, bana öyle bir soru sorulsa yumruk yapılıp, orada soruya odaklansam ve cevap vermeye başlasam, konuştuğum şeyin mikrofon değil de yumruk olduğunu anladığım anda ben konuşmaya devam ederdim abi. Abi istersen deneyelim. Mesela başta mikrofon zannedeceksin. Ben sana bir yerde şıp diyeceğim. Şıp dediğim yerde mikrofonun yumruk olduğunu fark ederek devam edeceksin. Bakalım nasıl bir değişiklik olacak.
Alelade bir soru sordum. Yumruğumu uzattım sana. İşte Galatasaray nasıl gidiyor bu ara dedim. Galatasaray'ın nasıl gittiği önemli değil de bu fiyatlar böyle giderse biz artık kafayı yeriz. Yorum değişiyor, konu değişiyor. Konuyu değiştirdim ben şıpla birlikte çünkü kafam karıştı. Oradaki yumrukmuş. Bir anda yumruk olduğunu fark ediyorsun. Evet ama aynı ciddiyetle de konuşmaya devam ettim. Evet. Ben öyle yapardım. Bozuntuya vermeden devam ederdim. Çünkü onu fark etmemiş olmanın verdiği salaklığı sözlerimle örtmeye çalışırdım. Yani yumruğu görüp gülmeye başlasam daha salak görünürüm gibi gelirdi bana. Salaklık skalası belirler ve böyle bir çözüm bulurdum. Ve inanıyorum ki benimle aynı şekilde refleks gösterecek çok insan var.
Abi Dilan Hanım bir mücevher markasıyla anlaşma imzalarken biz neden kısa bir muhasebeyle salaklık skalası belirliyoruz ki? Hani bu sınıfsal bir farklılık mı? Yoksa Dilan Hanım kadar sığdıramıyor muyuz güneşi gülüşümüze? Yani tam olarak neyden kaynaklanıyor bu farklılık sence? Şimdi benim burada bahsettiğim salaklık tarzı günlük, alelade salaklıklar.
Ve bunu insanlar yapmıyor gibi davranabilir zaman zaman da bu bir tercihtir. Ama biz rezil olmayı artık rozet yapmışız. Kendimize karşı o korumacılıktan vazgeçeli çok oldu. Yoksa insanlar böyle günlük salaklıklarla yaşıyor yani. Gözünde gözlük varken gözlük aramalar, kolundaki saate bakarken sodasını üstüne dökmeler falan. Bunlar yaşama dair, bize dair. Gelin salaklıklarımızı kabul edelim, onları öpelim, affedelim. O zaman sana bir soru Samet.
Sinan Çetin'in küs olduğu, Dilan Deniz Çiçeği'nin ise sık görüştüğü kişi kimdir? Aile Şerefi'ndeki Oktay mı? Yok abi, Sinan Çetin'in oğlu Rafael Cemo Çetin. Ben ne dedim? Aile Şerefi Oktay. Yanlış demiş.
Özür dilerim. Haber bugün tarihli olduğu için de henüz ne babasıyla barışmıştır ne de sevgilisinden ayrılmıştır diye tahmin ediyorum. Rafael Cemo Çetin ismine ne diyorsun peki Samet? İsimlerden biri tenisçi, diğeri grup yorum müzisyeni gibi. Böyle çok kültürlü, multi kulti bir evlat isimlendirmede Sinan Çetin'e yakışırdı diye düşünüyorum. Zira kağıt filminde ben büyük resmi gördüm. Anne Yahudi, baba Şii mi bu adam?
Ağabey adamın oğlunun isminde ben bir multikültürel varlık görmüyorum. Yani birbiriyle kavgalı üç ayrı şahıs görüyorum. Kavga var orada yani konuşarak çözemeyecekleri mevzular var gibi. Hatta birbirlerinin dillerini de çok iyi bilmiyorlar, saygı da duymuyorlar gibi bir durum ben görüyorum. Kolay gelsin. Zor bir durum. Halbuki bu kadar birbiriyle kavga eden isim yerine bir kısaltma olabilir diye. Bak İbrahim Tatlıses'e mesela. Bak ağabey. İbrahim Tatlıses'e bakalım. Oğlunun adını İdo koydu. Deniz otobüsü markası gibi.
Abi bu arada İbrahim Tatlıses'in oğlunun ismi İdo ya, İdrahim'in kısaltması mı? Yani İbrahim Tatlıses'in oğlunun ismi E-Devlet'te İdrahim Tatlıses diye mi geçiyor? Biliyorsun ki Türkiye okuryazarlık oranı bakımından oldukça düşük bir ülke. Bu gibi meselelerde de kamuoyunu bilgilendirmek bize düşüyor.
Ağabey bir gecede cahil kalıp Oxford'larda okuyamadık deniyor yani. Ben katılmıyorum bu görüşe. Zaten önceden de gönül yazarlık oranı düşükmüş senin dediğin gibi. İdobay devriminin fazla üstüne gidiliyor bence. YouTube'dan öğrendim bu bilgileri. Tek tek kaynak verebilirim. Bir şey söyleyeyim mi? İdrahim kesinlikle İdo'dan daha iyi bir isim. Doğru İdrahim'in bir duruşu var bir kere. Kesinlikle. Cümle içinde kullanayım mı? Hadi. Aslan be Halil İdrahim. Nasıl? Şık değil mi? Hem de türkü içinde kullandın. Hem de türkü içinde kullandım evet. Bence daha iyisin. Bu benim kişisel fikrim. Bazıları katılmayabilir. Bu beni üzmez, yaralamaz ama fikrimi de değiştirmez. Ama Samet bize şu ana kadar katılmayanlara kafayı taksaydık gerçekten yani. Hiç umurumda değil açıkçası yani. Bana o konuda katılmıyorum.
Senin bir şeyler umrunda olmayınca sen de İlber Ortaylı oluyorsun. Öyle mi? Fark ettin mi? Ama Samet yani şu zamana kadar katılmış, katılmamış hakikaten meselem değil yani. Bana şurada kalmış kaç yılda, kaç yaşındayım ben? 32. 40 yıl daha koy max. Şimdi ben kafayı buna mı takayım? O bana bu konuda katılmıyor.
İdo hakkında iki bilgi var bende bu arada. Onları da satmak isterim. İlkiyle başla. İkincisiyle devam et. Tamam. Birincisi açılımı varmış yani. İbrahim ve Derya'nın oğluymuş açılımı. Aaa! TBMM gibi. Evet evet. İkinci bilgi şöyle. İdo'nun nüfustaki adı çok sürpriz bir isim. Gerçek ismini merak ediyor musun İdo'nun şu an? Ağabey son iki haftadır İdo'nun gerçek adını merak edecek inan hiç vaktim olmadı. Evi süpür, kedilere malt yedir, işe git, çöpü at, eve dön, evi havalandır derken hiç vakit ayıramadım buna. Fakat İbrahim İboysa... İdo da İdrahim'dir diye düşündüm. Çünkü evlat isimlendirme bahsinde fonetik orantı bunu gerektirir. Okumadıysanız eğer evlat isimlendirme bahsinde fonetik orantı isimli feci yüksek lisans tezimi okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. İdo'nun nüfustaki adı İbrahim Tatlıses.
İşte böyle sürprizlerle doludur Türkiye. İyi de o İbrahim'miş yani. Evet. Ve İbrahim Tatlıses'in nüfustaki adı ne? Neymiş? İbrahim Tatlı. Aaa ses gelmiş oğluyla birlikte. Yaşamlarında. Gerçekten öngörülebilir hiçbir şey yok. Yani tekinsiz bir soy ağacı. Yine de bence Cemo Donatello Cumberbatch. Neydi o? Sinan Çetin'in oğlu. Adını unuttum. Rafael Cemo. Rafael Cemo Çetin, onun durumundan daha iyi bir halde İbrahim. Hem isim seçimi olarak hem de az evvel okuduğumuz haberdeki konum olarak. Magazinde 3-5 satırda kim olduğunu, kimle beraber olduğunu, tüm kişilik bunalımlarını öğrendik. Çok hızlı bir bilgi akışı oldu ama gerekli miydi bunlar? Abi akışın gereksizliği bir yana şöyle bir durum var. Bir sabah bir uyanıyorsun. Aynı haberde sevgilin ilişkiniz üzerine bir demeç vermiş. Haberin devamında da babanın seninle görüşmediğine dair bir bilgi var. Bununla da yetinmiyor haber. Bir bakmışsın sevgilin babanın seninle görüşmüyor olmasıyla ilgili olarak herhangi bir yorum da bulunmamış.
Bence bu insanın artık Whatsapp, Gmail, E-Devlet vs. kullanmasına gerek yok. Bütün önemli ilişkilenmelerin son durumları Hürriyet Kelebek'te mevcut. E-Devlet gibi ya hakikaten. Aile, soy, küslük ve birliktelik sorgulama ekranı. Tıklayıp hepsini görebiliyorsun.
Ben mesela bu haberi okumadan önce sadece şu bilgiye sahiptim. Sinan Çetin vardır. Yönetmendir. Bu kadardı yani. Şu an bir sürü ek bilgi edindim. Teşekkürler magazin. Teşekkürler ünlüler. Peki Samet, Sinan Çetin'in oğluna küsmesi durumu Türkçe'de ünlü bozuşması olarak mı geçiyor? Küçük ünlü uyumsuzluğu diyebiliyorum abi ben. Sinan Çetin'in filmlerinde ünlü simaları çok kötü senaryolarda oynatması da ünlü tepişmesi olarak geçer.
Bir de ikinci yeniciler var abi, onu da haftaya anlatacağım. Beş hececiler de beş hecedir bu arada. O zaman Susurluk faciasına da büyük ünlü çarpışması diyebiliyor oluyoruz sanırım. Ahmet Necdet Sezer ve Bülent Ecevit arasında yaşanan anayasa gerginliği de teknik olarak büyük ünlü fırlatması oluyor. Büyük ünlü fırlatması Antep yöresine ait bir yemek.
Öncelikle bu bilgiyi öğren de ondan sonra podcast yapalım bence. Ben öyle biliyorum. Eti yoğurtla tanıştırıyorlar, yumuşacık oluyor. Büyük para bozdurtması konusu var ki bakkalların en büyük problemlerinden biridir abi. Acilinden 200 lira bozdurması gereken insanların
soluğa aldıkları yer olur genelde bakkallar. Bu bilgiyi de al, dörde katla cebine koy, bir noktada lazım olur diye düşünüyorum. Ben ne zaman banknot görsem sanki böyle dumanın eski köprünün altında kasetini görmüş gibi oluyorum yani. Öyle bir nostalji. Çünkü çoğunlukla temassız bir çağda yaşıyoruz ya böyle elle tutulur para, benim bünyemde böyle old like days nostaljisi yaratıyor yani. Temassız alışveriş, ismini bilmediğim İstanbullu Sofar seslerinden birinin single'ı gibi böyle. Keşke yolda Merkez Bankası Başkanı'nı görsek de yüzer lira alsak, imzalatsak böyle. Abi bir şey soracağım. Bu İban-Ayben şakası yapıldı mı? Yapılmadıysa patlatacağım bir tane çünkü. İban diyeceğimi Ayben diyeceğim. Oradan da 2000'ler Türkçe Rap gündemine geçecektim. Yapıldı sanki o değil mi? Abi o güzel şakalar, o paralı platformlara binip gittiler. Ah be!
Demir'in Tuncu'na, Yayın'ın Kaçağı'na kaldık. Yazıklar olsun. Ama sen yine de Ayben hakkında konuşmak istersen ben sana burada karşı çıkabilecek birisi değilim. Ya öylesin de karşı çıkmayı tercih etmezsin. Etmem. Ya hayır şöyle, o tıynette bir insansın. Sen o karakterde birisin.
Fakat bunu tercih etmezsin diye anlıyorum. O da senin büyüklüğün olur. Teşekkür ederim kardeşim. Bendeki bilgiler böyle. Abi bu arada Lenin, Ahmet Kaya, Karsu ve Haluk Bilginer bu dördü birden hayattaymış ve Paris'te bir evde yaşıyorlarmış. Hani kimisi dört mevsim, kimisi sadece yazları bir şekilde aynı evi kullanıyorlarmış. Ve tipten aday mı oluyorlarmış? Evet abi filmin sonunda da tipten kaybediyorlarmış.
Oh valla ya şu kahkaha efekti geldiğinden beri nasıl da mutluyuz. Bu efektle bizim istihdam olamayacağımız yer yok kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aydan aydan kal diyeşeyim
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.