
1.204 kelime · ~6 dk okuma
Herkese merhaba. Paris 2024 Yaz Olimpiyatları üzerine uzun uzun konuşulması mümkün olan etli konular bırakıyor önümüze. Açılışın trans aktivizmin bir zaferine dönüştürülmesi üzerine bir trend topik bölümü yapmaya karar vermiştim. Fakat bunun için olimpiyatların bitmesini beklemeye başladım. Ama 1 Ağustos'ta kadınlar boksunda yaşanan bir olay benim hazırlıklarıma erken doğum yaptırdı.
Cezayirli boksör Iman Akerif ile İtalyan boksör Angela Carini'nin maçı gong zilinin çalmasından sadece 46 saniye sonra sona erdi. Taraflardan biri nakat mı olmuştu? Hayır. Angela Carini maçı terk etmişti. Çünkü, enteresan, Karşısındaki rakibin bir erkek olduğunu düşünüyordu. Evet, yanlış duymadınız. Kadınlar kategorisinde yarışılıyordu ama Karine bir erkekle maça çıkmış gibiydi. Zaten aldığı ilk yumruğun ardından da havlu attı. Karine'nin antrenör de müsabakanın adil koşullarda gerçekleşmediğini söyledi.
Görüntüye bakılırsa haksız da sayılmazdı, zira Karine'nin rakibi Kelif'in görüntüsü bir erkeğe daha çok benziyordu. İşte bu olay, dünyada trans aktivizmin geldiği seviye ve çektiği tepkide düşünüldüğünde enteresan bir tartışmayı da alevlendirdi. Gelin bu bölümde, Iman'a Kelif hakkında bilinmeyenleri konuşalım ve bu meseleyi tartışalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Imane Kelif ve Angela Karine arasında oynanan maçın ardından Türkiye sosyal medyasında da bu olay trend topik oldu. Kelif'in temsilcimiz Buse'na sürmen eliyle karşılaşma olasılığı da olunca konu Türkiye kamuoyunun da ilgisini çekti. Türkiye Olimpiyat Komitesi, Kelif'in diskalifiye edilmesi için IOC'ye başvurdu. Haliyle Türkiye sosyal medyası, Imane Kelif'e öfke kusmaya başladı.
Böylesi öfkeli bir iklimde, yanlış bilgiler de havada uçuşuyordu. Imane Kelif için Muhbir adlı Twitter hesabında şöyle şeyler yazılmış. Cezayirli boksör Imane Kelif, biyolojik olarak erkek. Ancak olimpiyatlarda kadınlarla dövüştürülüyor. İlk maçta rakibi ölümden döndü. Bugün İtalyan rakibi ise başlamadan maçtan çekildi. Kelif, temsilcimiz Buse Nasırman elinde rakibi olacak.
Şimdi yanlışları düzeltelim, hakikati resmedelim ve bunun ardından tartışalım meseleyi çünkü yanlış bilgiler üzerine kurulu bir tartışma çok yüzeysel oluyor. Iman Akelif biyolojik olarak erkek değil, bu iddia yanlış. O bir kız çocuğu olarak dünyaya geldi. Dolayısıyla erkek doğdu ve sonra trans kadın oldu bilgisi doğru değil. Karşımızda bir trans kadın yok, biyolojik olarak bir kadın var.
Fakat yine de enteresan bir durumu var Kelif'in. O bir DSD'li. İngilizce açılımı Disorder of Sex Development. Türkçe'ye çeşitli şekillerde çevrilmiş ama görebildiğim kadarıyla yaygın Türkçe kullanımı Cinsiyet Gelişim Farklılığı. Nedir peki bu cinsiyet gelişim farklılığı? Efendim şöyleymiş, kişi bir kadın olarak dünyaya geliyor ama gen diziliminde bir kadından daha fazla XY kromozomu bulunuyor. Haliyle evet bir kadın ama bir erkek kadar testosteron üretiyor.
Böyle olunca da kas gelişimi bir erkeğe daha yakın oluyor. Bu bir sendrom ve yaygınlığı 10 binde 2 civarında. Son derece nadir görülen bir anomali. Hastalık değil, farklılık diye tanımlanmış. Dolayısıyla bir erkeğin bir kadını dövdüğü iddiasına yaklaşırken hafif bir fren yapmak gerekiyor. İmana, Kelif bir erkek değil çünkü. Hatta çocukluk fotoğraflarına baktım, tam bir kız çocuğu. E ama gelin bunu bir de Kelif'in rakibi Angela Carini'ye söyleyin. O da haklı kendince.
Şimdi şöyle dememek gerekir, e madem kadınmış o halde hiçbir sorun yok, geçmiş olsun, rakibi güçlüymüş, karını da şansına küssün. Çünkü kelifi savunurken bunu diyenler de oluyor. Örneği de Lebron James üzerinden veriyorlar. Eee ne yapalım yani? Lebron James'le rakiplerine göre fiziksel olarak çok avantajlı. Hal böyle diye James'i de mi diskalifiye edelim? Kanaatime göre aynı şey değil. Kelif bir kadın olabilir ama DSD'li bir kadın. Eee diyebilirsiniz. Şöyle düşünün. Lebron James'i bir zaman makinesine koysak, 1896'dan bu yana türlü olimpiyatlarda onu oynatabilirdik.
Fakat aynı şeyi Kelif için yapamazdık. Kelif'i bir zaman tüneline soksak 1968'den 2000'li yıllara dek hiçbir olimpiyata katılamazdı. Çünkü 1968 Meksika yaz olimpiyatlarından itibaren sporculara kromozom testi yapılmaya başlanmıştı. İksiye kromozomlarında anomali tespit edilen sporcular olimpiyatlara çağrılmıyordu. Bu uygulama çeşitli düzenlemelerle 2000'li yılların sonuna dek sürdü.
Bu yüzden Kelif ile Lebron James'i aynı kategoride değerlendirmemek gerekir. Kelif eğer 1999'da değil de 1960'lı 70'li yıllarda doğmuş biri olsaydı muhtemelen boksör olmayacaktı ya da en azından resmi müsabakalara çıkamayacaktı. Ama Kelif 1999 doğumlu bugün 25 yaşındaki bir sporcuydu. Ergenlik çağına geldiğinde artık kromozom testleri kaldırılmıştı. Kromozom testlerinin kaldırılmasının haklılığı ya da haksızlığını tartışmıyorum. Burası çok tartışmalı bir alan. Ama bu testlerin kaldırılması, LGBTİ aktivizminin bir sonucuydu. Öyle ya da böyle, 99 doğumlu Kelif'in boksör olmasının önünde hiçbir engel kalmamıştı. Fakat olimpiyatlar için bir engel olmaması, dünya boks şampiyonaları için de engel olamayacağı anlamına gelmemeli. Zira Kelif 2023 yılında IBA Dünya Kadınlar Boks Şampiyonası'nda yüksek testosteron seviyeleri nedeniyle diskalifi ediliyor. O zaman da bu mesele çok tartışılıyor. Yani daha geçen sene 2023'te çok tartışılıyor. Çünkü IBA Kelif'in şampiyonaya kabul ediyor. Fakat finale kalmasından sonra diskalifi ediliyor. E kardeşim madem öyle turnuvayı hiç almayın diyor insanlar da.
bu tutumda haklı. Bu şaibeli durum, Kelif'i LGBT'yi topluluğu için sembol bir isim haline getiriyor ve 2024'te Kelif, Günüsef'in Cezayir elçisi olarak atanıyor. Burada kısa bir ara verelim, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi bu özet bilgilerin üzerine izin verin biraz yargı dağıtayım. Kanaatim şu, bence DSD'li sporcuların olimpiyatlara alınması doğru değil. Yani en azından bu tartışmaların hepsi zaten bana kalırsa son derece toksik. Hiç almayın daha iyi. Yani kelif bence olimpiyatlara dahil edilmemeliydi.
Bu durum bireysel bir trajedi yaratıyor olabilir ama bu trajedi içinde bulunduğumuz sistem tarafından yaratılıyor. Kelif 1999'da değildi, örneğin 1979'da da olsaydı zaten boksör olmak aklından bile geçmeyecekti belki de. Fakat Kelif'in... Lince edilmesini de kendi vicdan terazimde tam tartamıyorum. Yani ikicikli bir durum var burada. Sonuçta sistem onun boksör olmasına izin vermiş ve o da boksör olmuş. Yani suçu ne? Bunca linci hak edecek kadar büyük bir suçlu değil bence. Ama etik olarak onun da tümüyle berrak olduğunu düşünmüyorum. Harry Potter'ın yazarı, transfeminizmin cancelladığı J.K. Rowling etik bir tartışma yürüterek şöyle yazmış.
DSD'li biri doğuştan gelen tavrını değiştiremez ama hile yapmamayı seçebilir, kadınlardan madalya almamayı tercih edebilir, yaralanmaya neden olmamayı seçebilirler. Kelif'in DSD'li olmasının rakipleri karşısında bir avantaj yarattığı ortada. Bu ekstra üstünlüğü hele ki boks gibi bir sporda değerlendirmek, bence öyle ya da böyle Kelif'in tercihi. Bu tercihin de etik olarak sorgulanabilir olduğu ortada. Yani bu ekstra üstünlüğü bildikten sonra yine de kadınlar kategorisinde yarışmaya çalışması etik olarak tartışmaya müsait bir iklim yaratıyor. Ama yine de Kelif üzerinden yürüyen dezenformasyon ile
Kelif'in bu kadar hakarete maruz kalmasına da üzüldüğümü söylemeliyim. Çünkü Kelif bir terminatör gibi tanıtılsa da bu doğru değil. Kelif bu zamana dek 46 maça çıkıyor ve bu maçların 37'sini kazanabiliyor. 9 maçta yeniliyor. Bir boksör için fena bir oran sayılmaz bu ama rakipsiz olduğu da söylenemez. Yani bu oranlardan çok daha üst düzey oranlar tutturabilen boksörler var. Mesela 2020 Tokyo Olimpiyatları'nda çeyrek finalde eleniyor Kelif. İlk maçta rakibi ölümden döndü falan deniyor, o da doğru değil. Yani yenilmesi imkansız bir sporcudan bahsetmiyoruz. Hatta daha enteresan bir bakış açısı. Bu meseleyi kafamda tartıştıktan sonra açıkçası Kelif'in rakibi Angela Carini'ye de yadırgadığımı söylemeliyim. Kelif'in bu kadar gündem olmasının en önemli nedeni, rakibi Carini'nin 46. saniyede maçı terk etmesiydi. Bence bu tavır sportmence değildi. Alelade bir spor değil, boks maçına çıkıyorsunuz.
İcabında knockout olunan bir spor bu. Yani sert bir yumruk yiyip yere düşüp kalkamayacak kadar sersemlemeyi, burnunuzun kırılıp kaşınızın açılmasını falan göze aldığınız bir spor. Profesyonel maçlarda boksörlerin ne hale geldiğini biliyoruz. Bence bu durumda Karini'nin ilk yumrukta havlu atması sportmenliğe sığmadı. Evet, bence Kelif gibi sporcular olimpiyatlara dahil edilmemeliydi. Ama diyelim ki edildi, kardeşim karşısındaki rakip de dişli olmalı. Bence sport, bence bir davranış değil Karin'inki. Kelif'i dünya kamuoyunda tartıştıran çünkü Karin'in bu mağduriyeti oldu. Şimdi enteresan bir tartışma. Siz ne düşünüyorsunuz? İlginç bir mesele değil mi? Benden bu kadar. Hadi eyvallah.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.