
3.984 kelime · ~20 dk okuma
Merhabalar, Adalet Hattası'na hoş geldiniz. Ben Hazal Özvarış. Anadolu Kültürü'nün hazırladığı bu podcast serisinde farklı disiplinlerin adalette kesişim noktalarına bakıyoruz. Bu bölümde konumuz müzik. Bireysel adalet arayışının nasıl işlediğini rap üzerinden konuşacağız. Bunun için bize Zoom üzerinden iki isim eşlik ediyor. Etnomüzikolog Mustafa Avcı ve rapçi Sercan İpekçioğlu. Namı diğer Ezel. İkiniz de hoş geldiniz. Hoş bulduk. Hoş bulduk.
Bu programda müzikle adalet arayışını konuşacağız ama bu konuşma romantiklikle suçlanmaya da çok müsait. Zira müzik illaki adil olan neyse onu savunmanın bir aracı olmadı. Onun bir de karanlık tarafı var. Mustafa sen o karanlık tarafta neleri görüyorsun, neleri koyuyorsun oraya?
müzik temelinde bir grup kurma aracı hatta insanlıkta grup kurmanın biyoteknolojisidir diyen bazı nörobilimciler var. Müzik için evrimsel olarak bir teknoloji olduğunu iddia ediyorlar ve bu bağlamda da müziği bazı insanlar savaşmak için başka insanları öldürmek için kullanmayı tercih ediyorlar. Karanlık tarafının en aslında temel argümanı bu diyebiliriz yani. Mesela ordu ya da milliyet, milliyetçilik tarafından kullanılması, insanları harekete geçirmek için, linç etmek için, zorbalık yapmak için, harekete geçmek için kullanılması yani bir diğer kısaca bir şey de müziğin özellikle son 20 yıllarda 11 Eylül saldırıları sonrasında Amerika'nın başlattığı istila, işgal ve savaş projelerinde işkence aracı olarak kullanılması müziğin.
El-Kai'de de müzik kullanıyor ya da Alt-Right denilen bu yeni aşırı sağcı örgütler Avrupa'da yani faşist hareketin, neonazi hareketlerin de müzik kullandıkları ve yine konserler yoluyla örgütlendikleri ve kendilerine taraftar topladıklarını da biliyoruz. Ben çok güzel bir belgesel izlemiştim Afganistan ve müzikle ilgili. Afganistan sürekli savaşlarla boğuşan bir yer olduğu için. Mesela müzik işte orada halkın elinde bir halk müziği. Çok sanatsal da bir yer işte bir sürü bu olaylar olmadan önce. Hatta böyle müzisyen şehirleri var. Sonra gelen Sovyet rejimli işte müzik işte Sovyet müziği oluyor. Ondan sonra müzik tekrar insanların savaşırken kullandığı bir şey oluyor bir yandan da.
Sonra birden bütün enstrümanları kırıyorlar, bütün kasetleri parçalıyorlar. Yasaklar biraz seyrelmeye başlayınca insanlar çılgın gibi kaset bulmaya çalışıyorlar. Hala ayakta kalmış, hayatta kalmış, komşu ülkeler üzerinden gibi. Karanlık tarafı burada görebiliyorsun yani. Bahsettiğim belgesel, sessizliği kırmak, Breaking the Silence belgeseli mi? Evet, Breaking the Silence. Evet, harika. Ben çok etkilenmiştim izleyince.
Peki sizce bir şarkıya ne zaman politika anlamlar yüklüyoruz? Bunu yaptığımızda hangi kriterlere göre bu yakıştırmayı yapıyoruz? Aklımdaki gri alanlardan bir örnek Neşet Ertaş. Onu ne zaman dinlesem politik bir şey dinliyormuş hissine kapılıyorum ama sözlere baktığımda olanın bu olmadığını fark ediyorum. Sizce bu durumda Neşet Ertaş'ı adalet arayışının janrı olan protest müziğin içinde mi göreceğiz yoksa dışında mı?
Bu bağlamda politik olmak galiba Neşet Ertaş örneğinde şeyle alakalı yani Aleviliklerini bile yaşayamayan, bunu gizli gizli yaşamak zorunda kalan ve belki de bu yüzden unutan kısmen bir topluluktan geliyor. Bütün neredeyse Alevi ozanlar bir dönem sol hareketin içerisinde yer alıyorlar. Bir mesele bizde pop müzik ya da bizde sanat müziği ya da bizde klasik müzik her dönem halk müziğini önemseme eğilim içerisinde. Bu aslında kemalist devrimlerle ya da işte Ziya Gökalpçı yine geçmişle yani halk müziğinin aslında seçilmiş müzik olmasıyla çok yakından alakalı. Bunların hepsi bir araya gelince ortaya Neşet'in de mesela solcu olduğunu ya da işte muhalif bir müzisyen olduğunu bize en azından düşündürecek nüveler çıkıyor. Bu ilginç tabii. Ne politiktir ne değildir derken aslında temelinde şöyle bir şey var. Bir insanın apolitik olabilme lüksü
Aslında politik, genel, ana akım, söylem içerisinde o politik söyleme sataşmaması ile alakalı. Değil mi? Böyle ben hiçbir şey yapmıyorum, hiçbir şeye dokunmuyorum. Yok arkadaş, sen de politik bir şey yapıyorsun aslında. Ama senin politik olman bize görünmüyor. Çünkü mesela bir Kürt müzisyen, gerçekten apolitik bir Kürt müzisyen sevda şarkıları, türküleri söylediği zaman işkence görüyordu, öldürülüyordu, sürgüne uğruyordu. 80'lerde bunun çok fazla örneği var.
Yani apolitik olmak ya da politik olmak çok bağlamla alakalı, toplulukla alakalı, ana akımla alakalı bu bağlamda. Rap adına söylersem, mesela rap isyan müziği diyebiliriz. Yeri geldiğinde politik bir müzik olduğunu da söyleyebiliriz. Ama bazen işte aynı kültürün içerisinde homofobi de var, seksist söylemler de var. Mesela rap camiasında da bunlar tartışılıyor yani. Hani ne kadar doğru bir şey yapılıyor böyle sözler söylenirken. Çünkü bir yanda bu işin gerçekten de politik yani ya da işte protest,
veya eğitici bir yan da var yani işte. Bunu aydınlık tarafını diyebiliriz. Aslında o noktada yani sanatçının tercihi gibi yani bu sömürülen de bir şey olabiliyor bir yandan benim gözlemlediğim kadarıyla. Bu sömürü notun önemli ve ona dair bir soru soracağım ama öncesinde bir parantez açacağım izninle. Eğer ki rap camiasında dediğin gibi homofobi, cinsiyetçilik tartışılıyorsa bunlar ne kadar işliyor? Yani böyle bir durum varsa biz neden hala rap müziğin genelinde bunlara maruz kalıyoruz?
Gençken, ergenken kafam basmıyorken bir sürü saçma sapan şey söylediğimi biliyorum yani. Bunun için de özür diliyorum yani herkesten ama sonuçta önemli olan hani bunu da anlayıp bir şekilde paylaşmak insanlarla. Fark edip bu farkındalığı yaymak zaten yani önemli olan bence. Hani bunu yaptığın zaman ya o aydınlığı bence zaten sen katıyorsun yani senin yaptığın hani sanatçı anlamında söylüyorum.
Bu özrün gerçekten çok kıymetli. Kendi adıma teşekkür ederim bunun için ve parantezi kapatarak devam edelim istersen. Biraz önce rapte ve daha geniş olarak aslında müzikte politikliğin sömürülebildiğinden bahsettin. Bu düşüncenin bir karşılığı da sanırım düzenli olarak siyasi müzik yapmamak olur. Senin müziklerine baktığımda daha ağırlığın burada olmadığını görüyorum. Bu kaçırmaya çalıştığın bir tutum mu? Evet, kesinlikle dikkat ediyorum. Çünkü gördüm bunun bir sömürü malzemesi olabileceğini de biliyorum.
Aslında neyin protest müzik olup neyin olmadığını düşünürken aklımızda tutmamız gerekenlerden biri de siyaset diye bağırmayan şarkıların da adalete dair bize bir şey söyleyebileceği. Feminist Mekan'daki cuma buluşmalarından birinde rap kültürüne dair konuşulmuştu ve konuklardan Haziran Düzkan senin küvet şarkına dair bazı rapçilerin itirazda bulunduğunu söylemişti. Çünkü bir kadınla birlikte olmaya dair bir şey yazıyorsun ve sende o aranan rapçi sertliğini bulamamışlar belli ki. Halbuki dinlediğinde bu şarkıyı cinsiyetçi olmayan sözler duyuyorsun ve kadından sadece zevk almaya dair değil, ona zevk vermeyi de arzu ettiğin bir yerden eşitlikçi bir pozisyon kuruyorsun. Haziran'ın düştüğü bu notla düşündüğümüzde aslında Küvet de epey politik bir şarkı. Böyle bir şey yani. Tam yani özetledi gerçekten. Tam dediğimiz şeyi. Bu eşitliği göstermek için bir kaygı da güttüğüm için değil. Hani hissedip yani böyle hani bu şekilde olduğu için kendi nazarımda
çıkanı yazdım ama ben bile mesela şu an düşününce daha da dank etti yani dediğin şey. Bir yandan da örneğin olay şarkısının kendi içinde bir siyasi itiraz olması da aklımıza politik şarkı deyince ilk onu getiriyor. İçinde çocuk cinayetleri barındırıyor, tomalar var, tecavüz var ve sanıyorum ki böyle bir şarkıyı yazmak üretim aşamasında da farklı dinamikleri beraberinde getiriyordur. Burada adaletsizliğin seni harekete geçiren duygusu neydi?
Kadın cinayetlerinin sıçrama yaptığı yine böyle her gün gördüğümüz zamanlarda. Berlin'e yeni gelmiştim yani işte o sıra bir sürü yine olay oluyordu. Başka başka. Yani buraya geldikçe böyle biraz uzaktan bakabilmek işte gördüğüm şeylere. Dayanamadım yani altyapı... Boogie ile Arts altyapıyı yaptığı zaman müziği bana o duyguyu verdi. Yani ben mesela işte stüdyodayken o müzik hangi duyguyu verirse o ilk kulağına değdiği an o görüyor.
Bunu atmak istiyorsun içinden bir sanatçı olarak, gördüğün şeyleri. Bir bıkmışlık yani bu. Ben o şekilde yazdım. Buraya gelip, işte ülkem için, üzüldüğüm için yani yazdım. Bu sıkışmışlık olunca çıkıyor zaten bir noktada. Kendin zorladığın bir şey oluyor. Yani o ilham geldiği an, o his geldiği an akıyor.
Sen bu sıkışmışlık içinde olayı çıkarırken dinleyici olarak biz de rap içinden çıkan bu sesi sahiplendik aslında kitlesel olarak. Belki 5-10 sene önce böyle bir program yapsaydık mesela, Serdar Barca'nın temsil ettiği müzik türü içinden konuşmak isterdik bu konuyu ama bugün adaletsizliklere isyanın türü de rap. Yalnızsam düzeltin lütfen. 2016'da APU'nun Günah Benim şarkısıyla popülerleşti rap Türkiye'de ve ana akıma girmeye başladı. Bugün de radyoların baş tacı. Mustafa sence rap diğer müzik türlerinden neden ayrıştı? Onu bugünle uyuşturan temel nitelikleri neler?
Yani tabi yanımızda bir rapçi dururken ben bu konuya daha teorik bir perspektiften ancak yanıt verebilirim. Çok temel şeylerden birisi teknolojinin bu kadar yaygın hale gelmesi, sıradan bir cep telefonunun bundan 10-15 sene önceki stüdyo kalitesindeki işleri yapabilecek güce erişmesinin bu süreçte çok önemli olduğunu düşünüyorum ben. Müzik yapmanın artık egaliteryenleşmesi, eşitleşmesi aslında, daha adaletli bir müzik yapma teknolojisinin bütün insanlara dağılması önemli bir şey gibi geliyor bana Ezhel. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
tespitin gerçekten tam yerinde oldu. Ben de şöyle söyleyebilirim, Türkiye müzik tarihi işte 90'larda çok yüksek işte bir pop dönemi, ondan sonra işte 2000'ler işte rock derken bence bir boşluk oluştu. Yani Türkiye'ye has bir pop müzik sound'u var böyle başka bir yerde olmayan. Rock mesela müthiş bir çıkış yapmıştı. Ama bir şey oldu, rock böyle pop'un içinde o da eridi. Bence hani
Rap böyle bir an hem zaten insanların ta 90'larda kartelden de bildiği, hani Türkiye'de rap böyle dönem dönem gidip gelen bir şeydi. Zaten insanların da bir hafızasında yer edindiği bir şey. Böyle dinamizmiyle, biraz işte cesurluyla insanlar duymak istedikleri, belki duyamadıkları şeyleri duyduğu için de sevmiş olabileceklerini düşünüyorum yani. Normalde hani şarkılarda duymadığı sözü yakalayabildiği için veya kendini belki daha rahat özleşleştirebildiği için bu dinamizmle böyle olduğunu düşünüyorum. Bu da etkenlerinden biri sadece.
Bir de tabi çok ciddi bir söz zenginliği var. Rap hep küçümseniyor bu müzik mi diye. Rap'in söz dağarcığı en yakın rakibi olan çok duyulması açısından müziklerin yüzlerce katı daha fazla pop müzikten falan. Çok ciddi bir söz dağarcığı var. Çok ciddi bir şekilde insanlar belli duygu ve düşünceleri tabi hece ölçüsünün ya da benzer ölçülerin de şeyinde kalmadan kısıtlaması içerisinde mesela halk şiirinde böyle bir sorun vardır. Yani işte 11 ile hece ölçüsüyle anlatmak zorundasınız. Evet, prozodyo açıdan çok önemli ya bu. Sonuçta o Türkiye'ye oturacak bir hece kalıbı var ve kelime kalıbı var. Ve kullanabileceğiniz kelimeler belli ama rapte böyle bir sınır yok yani. Rapte o gruvu ya da ritmi yakalayabildiğiniz, yani rapper'ın, rapçinin oluşturabildiği her kelime, her sözcük, her yeni jargon, her şey, her düşünce şiirin içerisine girebiliyor. Bu açıdan inanılmaz bir zenginlik aslında.
Yani bu kadar karmakarışık bir dönemde şans değil yani rap'in oluyor olması. Yani Zaytunk haberi gördüğümüzde bu gerçek ya herhalde falan diyebileceğimiz ya da Anahakım gazetelerden birisinin Zaytunk ya bu diyebileceğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Şimdi bu dönemde bu karmaşayı anlatabilmek için de galiba rap gibi kuvvetli bir dile ihtiyacımız var belki de. Amerika'da mesela rap müzik için şey derler işte rap siyahilerin CNN'idir derler. Bütün haberleri rapten alırız gibi bir orada hani onlar için de bir araç gibi de bir yandan yani. Bu bana şeyi hatırlattı bir de Ezhel. Şey çok ilginç hani dengbej müziği, dengbej müziği de işte yazılı tarihi olmayan Kürt toplumunun bir şekilde tarih kitabı gibi, CNN'i gibi belki.
Rap'e de çok benziyorlardı. Ben Diyarbakır'da denkbej evine gittiğim zaman baya doğaçlama freestyle kapışması gibi iki denkbej birbiriyle atıştılar yani onu görmek çok güzeldi. Evet hem de dediğim gibi bunun bir yazılı tarihi bir alternatif ve bu kadar uzun bir geçmişten gelen bu hikayeler bütünü olması inanılmaz bir şey yani. Bir şekilde melodiye ve nesillere yazılmış bir tarih gibi. İnsana yazılmış bir tarih gibi oluyor böyle olunca. Kağıt kalem yerine.
Mesela çalgı almak pahalı bir şey. Çalgının pahasını geçtim, fiyatını geçtim. Çalgı öğrenmek için çok ciddi bir zaman gerekli. Bu zaman atölyede çalışan bir çocuk için ya da işte eve ekmek götürmek zorunda olan bir insan için çok mümkün bir şey değil. Yani her gün 2 saat ben bağlama çalayım, 3 saat keman çalışayım. bir saat piyano çalışayım ama şey öyle değil cep telefonu çok basit bir altına bir ritim döşüyorsunuz isterseniz bu şu demek değil tabi rapin çok virtüözite gerektiren türleri var rapin çok basit versiyonları var nasıl bağlamacıların çok iyileri var çok yani giriş düzeyinde çalanları var bu çok önemli de değil ama yani rap sunduğu böyle bir şey var
Sonuçta başlangıcı basitleştiriyor aynı zamanda senin için. Yani bir yandan o ilk adımını gibi. Hemen müzik yapmaya başlayabiliyorsun değil mi yani? Eşitleştirdi yani paylaşımı yani insanlar arasında. Buna şöyle bir itirazım var. Diğer müzik türlerine göre rap daha eşit imkanlar sunuyor olabilir ama toplumsal eşitsizliklerin bazıları bu alanda da kendini göstermeye devam edebiliyor. Örneğin kadın rapçi Ayben kendi üslubunu bulmak için evde çalıştığını söylemişti bir söylesinde. Çünkü annesi anladığım kadarıyla uzun dönem hastaymış.
ve evden çıkamadığı için ona bakım görevini de abisi rapçi Ceza dahil evin erkeklerinden çok kendisi üstlenmiş. Yani Ayben evde müzik üslubunu ararken rapçi erkekler örneğin Ankara'da Karanfil Sokak'ta Ezel senin gibi veya İstanbul'da Kadıköy'de birlikte müzik yapabiliyorlar. Cinsiyet eşitsizliğinin yanı sıra belki şundan da bahsetmek lazım şehir farkı da önemli. Büyük metropollerden olmayanlar örneğin Dersim'den oldukları için Rapsam Belagat daha az bilinibiliyor. Sizce böyle farklar yok mu bu bahsini açtığınız eşitlikte?
bence tabi ki var ya bu da işte farkındalık yaratmamız gereken şeylerden yine bir tanesi ama yani ben umutluyum bu konuda yani bir yükseliş görüyorum bir ses bir atak görüyorum ama bu dediğin şey yani bunun da eşitsizliği var kesinlikle bizim yani bu sadece işte kadın rapçi bazında değil yani bütün rapçiler arasında da var gene bir şeyin hani politik oluşuyla bilinişi veya işte dediğimiz gibi tamamen başka bir amaç için olduğunda hani onun bir eşitsizliği onda da doğuyor yani yalan yok. Katılıyorum. Kadınların daha da görünür olması bu bağlamda hepimiz için çok daha önemli bir şey. Yani feminist eleştiri, senin de burada sunduğun feminist eleştiri bu bağlamda çok haklı bir eleştiri. Genel olarak kadın görünürlüğü aslında müzik endüstrisinin de bir problemi bir yandan. Müzik endüstrisinde kadınların bulduğu fırsatlarla erkeklerin bulduğu fırsatlar eşit değil. Yani bu eşitsizlik genel olarak her alanda kendini gösteren bir eşitsizlik.
Müzik endüstrisi buraya sığmayacak koca bir konu ama bu programa hazırlanırken bu endüstrinin yer vermediği kültürlerin bir alanda ortaklaştığını fark ettim, düğün salonlarında. Mustafa, sen köçek kültürüne dair yazdığın tezinde, düğün salonlarında bu kültürün hala bir şekilde devam ettiğini söylüyorsun. Aslında ana akımın içine almadığını, bu mekanların içerdiğini belirtiyorsun. Selcan sen de diğer taraftan bir söyleşinde şundan bahsetmişsin. Müptezel albümüyle büyük sıçramayı yakalamadan önce Anadolu'yu düğün salonlarında konser vererek geziyorsun. Ve çekirdek kitlerini de aslında burada yaratıyorsun. Bunları okurken aklıma şu soru takıldı. Ana akımın kabul etmediği dışarı ittiği müzik kültürlerine kulak kesmek için düğün salonlarına mı bakmalıyız? Orası henüz farkında olmadığımız bir potansiyel taşıyor olabilir mi?
Ya harika, ne desem ben de bilmiyorum ya. O dönemde gerçekten bizim şey durağımızdı yani başka çaremiz yoktu. Dediğin gibi itilmiştik yani tamamen. Çünkü yani hiçbir mekan inanmıyor. Ne rap'e inanıyor, ne güveniyor, ne işte hani bir kitle var ya da bir şey. Çünkü tamamen ortada sonuçta bir sürü maddi kaygı ve başka şeyler de olduğu için. Biz de o yüzden yani başka çaremiz yok. Konserler, organizasyonlar düzenliyoruz. Ankara'daki rap severler olarak. Mesela öyle olurdu işte, toplanılırdı. Rap sever bir oluşum diyeyim yani, rapçi bir grup. Para toplarlardı, düğün salonunu tutarlardı. Sayı değişiyordur muhtemelen ama ortalama kaç kişi geliyordu bu salonlara?
Kimi zaman 50 kişi geliyordu, kimi zaman 300 kişi geliyordu. Tabi bundan fazla olmuyordu yani o dönemlere ait. Böyle bin kişiyi ilk defa gördüğümüzde mesela kafayı yemiştik ya. O bin bilet mi o harika falan gibi şeyler oluyor aslında. O çok masiv şeylerdi bizim için. Böyle bir kitleyi toplamak için de 50 tane rapçi getirmemiz lazımdı mesela. Ki insanlar gelebilsin iyice yani bir... majör bir event olsun, bir partiye dönüşsün. Güçlerinizi birleştiriyordunuz yani. Kesinlikle zaten biraz da öyle. Kendimiz eğlenmek için yani hiçbirimiz zaten bir para kazandığımız yok baksat işte çıkalım oraya kendimizi gösterelim bizi de tanısınlar işte konserimizi verelim gibi şeylerdi yani ve bizi aslında çok yetiştirdi mesela bu düğün salonu konserleri.
Düğün salonları bir yandan aslında bütün dünyada yani toplumun heteronormatif özellikle Türkiye gibi yerlerde toplumun yeniden üretilmesini sağlayan merkezler yani toplum kendisini orada klonluyor kopyalıyor ama düğün dediğimiz şey aslında Yani çok böyle antropolojik bakış açılarından faydalanırsak çok böyle arada derede, liminal, yani böyle kültürün aslında bir yandan kendini yeniden ürettiği yer ama aynı zamanda da abuk sabuklaştığı, saçma sapanlaştığı, çılgınlaştığı, delirdiği, esrikleştiği, ondan sonra böyle işte beyaz bekarlığı, siyah evliliği temsil ediyor. Aradaki o gri yerler, o çizginin üstündeki yerleri temsil ettiği yerlerden birisi. Yani ne kadar tutucu da olsa düğünlerde müzik oluyor, içki oluyor. Bunların olduğu yerde insanlar kendinden geçiyor. Bir yandan buradaki her tür çılgınlık öyle ya da böyle dışarıdan kabul görme eğiliminde. Çünkü bir kere evleniyor canım bu insanlar falan gibi bir perspektif var. Ben mesela Rap'in düğün salonlarını bu şekilde kullandığını bilmiyordum mesela. Bu çok ilginç bir şey bence. Bu ikincil faydası. Ama bir yandan o düğün salonu eğlencesi İç Anadolu'da kendisine yani paketlenip yani düğün gecesi eğlencesi paketlenip pavyon müziğine yol açıyor. Mesela pavyon denilen kültür aslında düğün salonu eğlencesinin yani o 40 gün 40 gece düğün falan derler ya bizde pavyon artık o düğünün ürüne dönüştürülmüş hali. Bir yandan kürt hareketine vesaire bakarsak şeyi de biliyoruz yani
Düğün o kadar kuvvetli bir şey ki yani devlet her yeri kontrol edebiliyor ama düğünü kontrol etmek o kadar zor ki yani düğünde gelin damat kılığına girmiş insanlar mesela propaganda yapıyorlar. Düğünün bir propaganda aracı olarak kullanıldığı Kürt hareketi tarafından örnekler var. Aslında farklı bir tür siyaset okumanızsını da mümkün kılıyor. Daha önce bahsettiğiniz dengbej ve rap'in alternatif bir tarih yaratma hadisesi de bu açıdan etkileyici. Bugün de mesela ezeli, şanışeri, gazapizmi vs. peş peşe koyduğumuzda AK Parti döneminde yaşanan adaletsizlikleri rap üzerinden okuyabiliyoruz.
Veya dengbejlere baktığımızda Kürt coğrafyasında yaşanan zulümleri öğrenebiliyorduk. Bu türler dışında sizce aynı çerçevede öne çıkan diğer türler neler? Türkiye'nin alternatif tarihini biz hangi müzik türlerinde dinleyebildik? Aşık müziği geleneği özellikle Anadolu topraklarında bu bağlamda galiba protest müziğin ya da muhalif müziğin, politik müziğin en geniş anlamıyla bel kemiğini oluşturuyor ya da omurgasını oluşturuyor diyebiliriz. Aşık müziği derken kimleri kastediyorsun?
Aklıma ilk gelen isimlerden birisi tabi Pir Sultan Abdal yani bu noktada. Pir Sultan Abdal'ın mücadelesi ya da hatayı işte Muhi, Dedemoğlu, Aşık Dertli, Dadaloğlu vs. gibi yani bulundukları dönemin toplumsal sorunlarına, sıkıntılarına bir şekilde şiirlerinde yer vermiş, bir yandan iktidar figürlerini eleştirmiş insanlar bunlar ve bunların içerisinden bazıları o kadar yani Pir Sultan Abdal o kadar kuvvetli ki düşünün yani 60'lardaki hak mücadelesinin de temelini oluşturmuş. Anadolu pop, Anadolu rock vs. gibi işte daha pop müzik ya da rock müzik, daha batılı müzik geleneklerinden gelen, daha kolejli böyle işte büyükşehirli çocukların yaptıkları müzikleri biçimlendirmiş. Cem Karaca gibi falan mesela, Moğollar gibi, Selda Bağcan gibi ondan sonra. Ama bir taraftan da mesela kendi geleneğinin devamını politize etmiş ya da o mücadeleyi hareketlendirmiş. Aşıklar gibi, devrimci aşıklar gibi, Mahsuni Şerifler gibi.
Bu bahsettiğin devrimci aşıkları açar mısın? Nasıl oluşuyor böyle bir grup? Tip çok önemli bu noktada. Türkiye İşçi Partisi 1961 sonrasında aşıklar üzerinde çok ciddi etkileri oluyor. Ve Aşıklar Derneği kuruluyor 1963 yılında. Bunun çeşitli adları var. Yani Devrimci Aşıklar Derneği vesaire gibi pek çok adı var. Ama işte içinde Ali İzzet Özkan, İhsani, Aşık İhsani çok önemli. Kul Ahmet, Mahsuni, Maksudi, Şah Turna. Yani kadın aşıklar da var içerisinde. Güllü Şah. Nergis bacı, Zeyno bacı, Şahsenen bacı vs. gibi pek çok aşık yani tip bünyesinde politize oluyorlar ve aktif bir şekilde siyaset yapıyorlar. İşte dolaşıp köylere, dolaşıp kahvehanelere tipin programını anlatıyorlar mesela. Aşık Ali İzzet Özkan bundan hemen evvel de 60 darbesini yapanlar tarafından görevlendiriliyor ve 60 darbesinin aslında nasıl bir adalet mücadelesinin sonucu olduğu vs. gibi kahve kahve dolaşıp bunları anlatıyor.
Ama sonradan işte devrimci aşıklarla beraber adı anılıyor. Tabii aşıklar sadece bu bağlamda devrimcidir demek ya da solcudur demek de doğru değil. Devlet yanlısı aşıklar da var. Devlet yanlısı aşık ne demek? Yani ülkücülüğü mü kastediyorsun?
Aslında ülkücülük de değil yani Şeref Taşlova, Murat Çobanoğlu, Davut Sulari, Posoflu Müdamim yani muhalif bir duruşu olmayan diyelim öbürü aşıklar gibi. Çünkü şöyle bir şey var Ozan Arif mesela daha ülkücü duruşu olan aşıklar çok daha sonraları ortaya 70'lerle beraber ortaya çıkmaya başlıyorlar. Hatta Ozan Arif Konya Aşıklar Bayramı'nı politize etmesi için ülkücü hareketi anlatmak için oraya gönderiliyor parti tarafından vs. Ama bu devrimci aşıklara karşı böyle bir blok oluşturmaya da çalışıyor devlet.
Aslına bakınca. Peki bu devrimci aşıklar şarkılarında nelerden bahsediyorlar? Direkt mesela işte gelen zamlara kızdıkları veya madenciler için veya işçiler için yazdıkları. Halk şiirinin içerisine sosyalist jargon girmeye başlıyor. Yani mesela işte devrim, ondan sonra Leninizm, Marksizm, Sosyalizm, Faşizm, ondan sonra hiç daha önce şiirde yer almayan böyle kavramlar geleneksel ezgilerle beraber şiirde yer bulmaya başlıyor kendisine. İşçi hakları, işçi mücadelesi, sınıf mücadelesi, komprador Burjuva vs. gibi. Öcü gibi korkuyorlar Mao Zedong yoldaşımdan gibi. Evet değil mi?
Kesinlikle böyle birbirinden benim çok ilgimi çekiyor. Yani çok geleneksel bir türün içerisine bu kadar yepyeni kelimeler 1960 sonrasında giriyor olması gerçekten çok ilginç. Çok da devrimciler gelir dost dost işte pek yakındadır çok yakındadır. Devrim devrim diye dost dost sazın teline vuralım vuralım solcu desinler. Böyle bir şarkı var aşık daha eminim. Ve bu güzel şarkılar aslında darbeyle beraber kesiliyorlar ve biz bundan sonra Türkiye müzik tarihine baktığımızda sürgün müziğinin yükselişine tanık oluyoruz. En azından politik açıdan. Protest müzik, Zülfü Nivaneli gibi Türkiye'den gitmek zorunda kalanların, göç edenlerin müziğine dönüşüyor.
bence şey açısından da çok önemli yani mücadele tarihi açısından da işte Türk solundan ayrılan işte Kürt hareketi kendi müzisyenlerini Şivan Perver vesaire gibi işte doğuruyor ama onlar bir sene falan anca durup buradan kaçmak hemen kaçmak zorunda kalıyorlar ve işte bu süreçte 80'lere gelindiğinde daha da çok insan yani aralarında sadece solcuların bulunduğu değil aynı zamanda İşte Ozan Arif gibi ülkücü müzisyenlerin de bulunduğu insanlar Diyaspora'ya, işte Avrupa'ya kaçıyorlar. Bu sefer oradan buraya kasetler ve müzikler de gelmeye başlıyor. Burada ses çünkü çok ciddi bir oranda en azından yüzeyde kesiliyor. İnsanlar pek bir şey yapamıyorlar artık eskisi kadar.
Aslında geçmişin tekrarlandığı bir hali bugün yaşıyoruz. Konsere çıkmak yasaklanıyor örneğin. Grup yorum üyeleri bu yüzden ölüm orucuna giriyorlar veya daha genel olarak iktidar tarafından bilinen müzikleri yapanlar Türkiye'den gidiyorlar. Bugün Selcan seninle cezaevi sürecinden sonra gittiğin Berlin'den konuşuyor olmamız da aslında bu sürgündeki devamlılığı gösteriyor bize.
Evet, burada tabi kimler kimler gelmemiş yerli Almanya'ya. Yani herkesin yolu geçmiş. Cem Karaca'nın mesela albümü var, inanılmaz güzel Almancı bir albüm var. İnsan düşünüyor yani o zamanlar, bu zamanlar daha farklı politik dönemler ama yol aynı oluyor, yer aynı oluyor işte bir şekilde.
Yani ben açıkçası evet üzülüyorum. Hep böyleymiş demek zorunda kalıyorsun böyle. O biraz hatta geçmişten gelenler onur da veriyor bana yani. Belki o insanların işte o yürüdüğü yoldan bir şekilde hani adımını atıyormuş gibi olabilmek. Ama üzücü yani benim için şu an yasal bir durum yok yani. Orada bir durumum yok yani. Ama ben şahsen özgürce yaşayamadığımı hissediyorum. Özgürce sanat yapamadığımı da hissediyorum. Sürekli hani bir şeyle yüzleşmek zorunda kalıyorum ve artık bundan bunaldığım için, bunu yapamadığım için buradayım bir şekilde. Daha rahat yani ve bu üzücü bir şey. Sürekli bir şekilde özgürlüklerin kısıtlandığını görüyoruz. İnternete erişimi, sosyal medya saklama eğilimleri olduklarını görüyoruz. İşte sırf içinde LGBT öğeler olduğu için. her şeye karışıp işte her şeye güçlerinin olduğunu düşünüp her şeye böyle bir ya böyle çok zor bir dönemden geçiyoruz yaşamak bile istemiyorum bu şeyi bir sanat eserinin bir suç unsuru olması yani bunun tabi ahlaki moral sınırını ben bilmiyorum ama bana sonuçta insan haklarını ihlal etmediği sürece bir sanat eserinin bir şekilde suç kabul edilmesi bence
Çok ağır bir şey yani insanlık açısından. Çok anlamsız, çok ağır bir şey yani. Bir şarkıyla bir kitabın, bugün izlediğimiz filmin bir yandan o da var. Sanatlar arasında da bir eşitsizlik söz konusu olduğunu düşünüyorum. Şarkımda esrar kelimesini kullandığım için.
İçeri giriyorum, elime bir kitap geçiyor. Yani kitap yani hapishaneye de girebilmiş yani. Yani içinde her şey yazıyor yani. Uyuşturucu kafası var, cinayet var. Olaylar, olaylar. Yani ben de bakıyorum, şimdi kitaba bakıyorum. Bu diyorum, bu bir sanat eseri, bu bir edebiy bir eser. bununla onun arasında ne fark var bir yandan işte şiddeti yükselten diziler hani bunlar da tartışılıyor veya kadını olan şiddeti meşru gösteren şeyler hani bunlar da bir yandan var ama işte bir sanat eseri bir şarkı ya da bir dil olduğu için başka bir dilde olduğu için bir şeylerin yasaklanıyor olması beni utandırıyor yani bunu mesela söylemek istedim yani açıkçası
Bununla anılmak, Avrupa'da bu sorulara maruz kalmak bir Türkiye'de olarak beni gerçekten utandırıyor yani. O yüzden o arayış yani bilmiyorum, o arayışımız bu adalet arayışımız müzikle, sanatla çetin bir arayış olacak yani ona inanıyorum. Sana hak vererek izninizle programı burada sonlandıralım. Adalet arayışını müzik üzerinden düşünmemizi sağladığınız için ikinize de çok teşekkürler. Sağ olun. Ben de çok teşekkür ederim.
Adal tatlısının bir bölümünün daha böylece sonuna geldik. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.