
3.606 kelime · ~18 dk okuma
Serin bir günde kumsalda oturup denizi ve gün batımını izlemek. Hiçbir endişe duymadan çocuklar gibi neşeli olmak. Tüm dostlarınızla geçirdiğiniz şahane bir akşam. Veya her şeye yetecek kadar çok para.
Bunlar insanların mutluluğu tanımlarken kullandığı birkaç örnek aslında. Peki siz mutluluğu nasıl tanımlarsınız? Evet, herkese merhabalar. Bidas Podcast'e hoş geldiniz.
Ben Furkan. Nasılsınız? Ya şunu her sorduğumda keşke ben de sizin sesinizi duyabilsem diye içimden geçiriyorum gerçekten. Sanki karşınızdaymışım gibi hissediyorum her seferinde.
Velhasıl umarım iyisinizdir. Bu bölümümüzün başlığından bir şeylerin farklı olduğunu anlamışsınızdır siz de. Podcast'imizin esas konusuna geçmeden önce bu konu hakkında biraz bilgi vermek isterim. Podcast kanalımızda sizlerin karşısına iki yıl boyunca birbirinden farklı birçok seri ve konuyla çıkmıştık.
Şimdi ise Midas Podcast'e yepyeni bir yayın dönemine giriyoruz. Piyasalarla alakalı güncel haberleri veya analizleri zaten podcast'imizin dışında, web sitemiz ve uygulamamızdaki içeriklerde sizlere detaylıca anlatıyorduk, anlatmaya da devam edeceğiz. Podcast kanalımızda artık yalnızca borsa ve yatırım değil, parayla bu parayı kazanan bizlerle alakalı düşüncelerimiz, yaşam standartlarımız, motivasyonlarımız, ne istiyoruz, nelere ihtiyacımız var, bizi neler mutlu ediyor gibi direkt hayatın içinden daha doğrusu bizzat sizi ve hatta tabii ki beni de ilgilendiren bireysel konuları konuşacağız. Podcastlerimizde bazı konuların cevapları aramayacağız.
Bunu şimdiden söylemekte fayda var. Ama pratik bilgilerle, örneklerle, konuya göre hayatımıza uyarlayabileceğimiz ufak taktiklerle aslında çok sorgulayacağız. Paramızı nasıl yöneteceğimizi, daha doğrusu para yönetimi konusunda psikolojimizi nasıl yöneteceğimizi, birikimlerimizi nasıl değerlendireceğimizi ve benzeri gibi hayatımızda önemli bir yer tutan kişisel finansa yönelik yardımcı olabilecek bilgiler üzerine birazcık konuşacağız. Bölümümüzün başlığından da anlayacağınız üzere mesela bu bölüm mutluluk üzerine konuşacağız.
Şimdi bunları duyup ne alaka diye soruyor olabilirsiniz. Bu çok doğal. Yatırım, borsa, piyasalar, para yönetimi ve para akışı hep matematiksel temellere dayalı diye düşünüyoruz. Yanlış değil, yalnızca birazcık eksik.
Bu matematiği ve denklemleri oluşturan bizzat insanlar yani bizleriz aslında. Birçok uzmana göre de denklemin en önemli etkinliği zaten. Ne kazanıyoruz, neye harcıyoruz, neden harcıyoruz, nasıl hareket ediyoruz, nelerden korkuyoruz, neler arzuluyoruz gibi tüm psikolojik süreçlerimiz, inanır mısınız, para ve ekonomi faktörlerin içerisinde oldukça etkili. O yüzden üzerine çok düşünmediğimiz ama bence düşünmemiz gereken konuları bir konuşalım isterseniz.
Podcastimizin devamında konuşacaklarımızı dinledikten sonra ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacağınıza eminim. Evet, buradan duyurumuzu da yapmış olduk. Çünkü sağ olsun sevgili dinleyicilerimiz, ya nerede bu yeni bölümler diye soruyordu bizlere. Buradan da sizlere bir açıklama yapmış olduk.
Gelelim konumuza. Para beraberinde mutluluk da getirilir mi? Ya da soruyu değiştirerek tekrar sormak gerekirse, mutluluk satın alınabilir mi? Bu soruya direkt hayır cevabı veriyor ve bir sonraki bölümümüzde görüşmek üzere.
Hoşçakalın demek istiyorum sevgili dinleyiciler. Derken şaka tabii. Bu sorunun buna benzer evet veya hayır diye tek bir cevabı yok aslında. Ama ilk duyduğunuzda hapşuruk kadar kısa bir sürede evet veya hayır diye cevap verecek insan sayısı da bir o kadar fazla.
Yani en azından benim tanıdığım çok fazla insan var buna bu kadar hızlı cevap verecek. Çünkü mutluluk öyle taş, kaya, ne bileyim bir eşya gibi somut tek bir şey değil. Kişiden kişiye hatta toplumdan topluma değişen subjektif bir kavramdır. O yüzden bu soruya hızlıca evet veya hayır diyenler kendi içlerinde ve dünya görüşlerinde haklıdırlar aslında.
Ne dedik? Mutluluk ve başarı gibi kavramların tek bir cevabı, tek bir yolu yoktur. Şimdi bunun tek bir yolu ve tek bir cevabı olduğuna inanan çok fazla insan var. Bu, her insanın eşit olduğu yani fiziksel, ekonomik, psikolojik ve beceri anlamında hatta yaşadığı coğrafya anlamında da ve eşit şartlarda yaşadığı sürece mümkün olabilir.
Bu da tahmin edebileceğiniz gibi imkansız açıkçası. Çünkü öyle bir dünya yok. Yani yüksek enflasyon ortamında yaşayan bir insan ile görece daha hafif zorluklar altında yaşayan dünyanın farklı katasındaki başka bir insanın mutluluğa bakış açısı farklıdır. Hatta birçok şey olan bakış açısı farklıdır.
Yani bu insanların bakış açıları birbirlerinden farklı diye ikisi de saçma sayılmaz. Mesela kimisi der ki, mutluluk bu hayatta kalıcı bir iz bırakabilmektir der. Kimisi bu hayatta her şeyi elde edebilecek bir servete sahip olmak diyebilir. Kimisi de kimseyi ihtiyaç duymadan kendi kendime yetebilecek bir seviyeye erişsem yeter gibi daha mütevazı bir tanım yapabilir.
Şimdi farkındayasınız bu üç cevap birbirinden farklı aslında. Ve bu üç görüşe sahip insanın üçünün de saçma düşündüğünü asla söyleyemeyiz. Bunların hepsi kendi düşünceleri, hayatı algılama şekillerine göre aslında kendi içlerinde haklıdırlar. Sonuçta siz mutluluğu, huzuru ve refahı nasıl tanımlarsanız, hayatınızı, amacınızı, eylemlerinizi ona göre ve onun etrafına şekillendirirsiniz.
Ve bunlar birbirinden farklılık gösterebilir. Yani bu çok doğal aslında. Şimdi bu farklılığa bir örnek vermek isterim birazcık pekişmesi açısından. Reddit'te, ki Reddit'de takılmayı çok severim, şu an adını hatırlayamadığım bir subreddit'te ilginç bir tartışmaya denk gelmiştim zamanında ki bununla aylar önce iyiye denk geliyor bu.
Bir kullanıcı kendi ülkesinin anayasasının Yanlış hatırlamıyorsam Fransızdı galiba kendisi. Bazı maddelerini yazıp tartışmaya açmış, diğer ülkelerde ve kültürlerde yaşayan insanların buna nasıl baktığını sormuştu. Şimdi bu başlığın altında uzun uzun insanlar tartıştı, konuştu. Fakat bu tartışma içerisinde bir Amerikalı ilginç bir şey söylemişti.
1776 yılında ABD'nin kurucu babalarının anayasayı tartışırken insanların temel 3 hakkından bahsettiğini söylemişti. Bunlar neydi? Yaşam hakkı, özgür olma hakkı ve mutluluk peşinde koşma hakkı. Amerikalı arkadaşım bu yazdığına çok fazla cevap gelmişti.
Bunu ilk okuduğumda diğer birçok Reddit kullanıcısı gibi ben de mutluluk kelimesini görünce şaşırdım. Çünkü mutluluk, bırakın yasalar tarafından kabul görmesini, temel alınmasını, mesela bizim kültürümüzde bir ayıp gibi saklanması gereken bir şey. Yani siz birileriyle telefonla konuşurken nasılsın diye sorduğunda, abi çok iyiyim ya, var ya muhteşemim, yani müthişim, her şey yolunda, aşırı iyi gibi bir şey söyleyebilir misiniz mesela? Söyleyemezsiniz büyük ihtimalle.
Gerçekten bu kadar mutlu olsanız bile demezsiniz. Ya da biri size bu şekilde söylediğinde ne düşünürsünüz? Büyük ihtimalle ayıplarsınız. Mutluluğun bakış açısı bizde birazcık böyledir.
İyi ya da kötü demiyorum. Birazcık böyle. Bu bir gerçek aslında. Hepimiz mutluluk arayışında olsak da bizde mutluluğa böyle bakılması bana çok tuhaf geliyor açıkçası.
Bu örnekle de mutluluk kavramının kişiden kişiye ve hatta toplumdan topluma farklı olabileceğini tekrar görmüş oldum. Çünkü başta da söylediğim gibi insanlar farklı şartlar altında, farklı coğrafyalarda hatta farklı nesillerde yaşamış. Ve doğal olarak bu insanların mutluluğa ve bazı şeylere bakış açısı farklıdır. Yani 1950'lerde doğmuş bir insan ile Bugün teknolojinin artık her köşeye hükmettiği bir dünyada doğmuş insanın... ...hayata,
mutluluğa, beklentilere karşı bakış açısı farklıdır. Fakat şundan eminim, mutluluk kavramını biz nasıl kodlarsak... ...hayatımızı ve eylemlerimizi ona göre onun etrafında şekillendiririz.
Bu, bu arada kişisel finansta oldukça da önemli bir nokta. O zaman isterseniz ilk konumuzla başlayalım. Mutluluk arayışı. Tarih boyunca filozoflar, edebiyatçılar mutluluğun kendilerince tanımını yapmıştır.
Hadi yine çok uzağa gitmeyelim. Bugün bile etrafımızda mutluluğu farklı şekillerde tanımlayan birçok insan vardır. Yani en azından ben mesela çok fazla görüyorum. Hatta Twitter'da bile daha bugün tatil sonrası evi temizlemek mutluluktur, terapidir mimarinde paylaşımlar gördüm.
Yani insanların mutluluğu tanımlama şekli gerçekten çok garip. Mesela arkadaş ortamında duyduğum bir laf var, hiç unutmam mesela. Mutluluk satın alınamaz ama bir Ferrari'nin sürücü koltuğunda ağlamak çok daha kolaydır diye bir laf var. Buna katılan da çok fazla insan var.
Fakat biz yine de işin uzmanlarına bir bakalım. Mesela Plato'ya göre, mutluluğa götüren her şeyin başkalarına değil, kendine bağlı olmasını sağlayan insan mutlu yaşamak için en iyi planı benimsemiştir demiş. Şimdi bunda hemfikiriz değil mi? Yani kendi mutluluğunuzu başkalarına bağladıysanız, mesela başkalarının mutsuzluğuna bağladıysanız örneğin, bu noktada çok ciddi başka şeyler konuşmak gerek.
Gelelim bir başka filozofumuza Sokrates'e. Sokrates'e göre yaşamın amacı ve herkesin yaşam boyunca peşinden koştuğu en yüksek iyi mutluluktur. Bu örneği niye aldım biliyor musunuz? Şundan dolayı çok fazla etrafında ben görmeye başladım.
Sizi bilmiyorum. Ben mutlu olmak zorunda değilim. Mutluluğa pesimist bir bakış açısı hakim. Ben öyle düşünmüyorum.
Mutluluk, çoğu insana göre hatta içgüdüsel olarak doğarsınız ve yaşamınız boyunca bir mutluluk peşinde koşarsınız. Bir mutluluk arayışı vardır. Bu aslında insanın standart donanımında olan bir şey. Konumuza dönelim.
Sokrates bu lafın üzerine bir de şey demiş tabii. Mutluluğa erişmenin yolu da bilgidir demiş. İnsana ve yaşama ilişkin bilgi. Çünkü doğru bilgi insanı doğru eylemlerde bulunmaya götürür.
Şimdi burada haklı. Ama kısmen haklı diyebilirim. Çünkü neden? Bilgi çağındayız şu an.
2024 yılında bilgi çağındayız. Doğru bilginin hızla aktığı yerde, yanlış bilgi de bir virüs gibi hızlıca yayılabilir. Bunun örneklerini sosyal medyada, internette çok sık görüyorsunuzdur siz de. Doğru karar vermeyi bırakın, karar vermeden önce edindiğiniz bilgilerin doğruluğu bile şüpheli olabilir.
Burada Socrates'in söylediğine ek olarak belki şey diyebiliriz. Bireyin, insanların edindiği bilgiyi doğrulamasından da bahsedilebilir. Yani bu bilgiyi sorgulamak da. Bu çerçevede açıkçası mutluluk için şart gibi.
Sokrates eminim ki Twitter, TikTok, Google'ın olduğu bu günleri görseydi bu lafı geri alabilirdi hatta yani. Şimdi bir de 18. 19. yüzyıllarda yaşamış Jeremy Bandham var.
O da demiş ki, hazzın varlığı ve acının yokluğudur. Bu anlayışı benimsemiş. Yani buna katılabilecek insanlar da vardır. Fakat M.Ö.
ki filozoflar da hazzın insanı köleleştirdiğini öne sürmüştür. Yani özetle hazzın peşinde koşarak perişan olmanın örneklerinden de bahsedilmiştir. Ki bu örnekler hepimizin hayatında en az bir tane mutlaka vardır. Şimdi bunlar çok eski örnekler aslında.
Biraz daha günümüze gelelim. Mesela Morgan Housel, Paranın Psikolojisi kitabında şu tanımı sıklıkla tekrarlar. Mutluluk, sonuç eksi beklentilerdir. Yani ben bu lafı duyduğum an ya da daha doğrusu kitabımda okuduğum an çok tutuldum mesela.
Yani çoğunlukla sonucun büyüklüğü iyiliğinden ziyade beklentilerinize daha çok bağlıdır demiş. Biz de podcast'imizin ilerleyen dakikalarında bu beklenti kavramına aslında derinlemesine birazcık gireceğiz. Ben en çok bu söz üzerine çok durmak ve konuşmak istiyorum gerçekten de. Çünkü mutluluğu konuşurken yanında konuşmamız gereken önemli iki konuyu da hatırlatıyor bana.
Bunlardan bir tanesi ihtiyaçlar ve tabii ki de diğeri beklentiler. Bu iki kavramı ilerleyen dönemlerde ayrı bir podcast ile tekrar konuşacağız uzun uzun. Ama mutlulukla ve parayla olan ilişkisini bu noktada bir ele alalım isterseniz. Böylelikle ikinci konumuza geçelim.
İhtiyaçlar. Mutluluk kavramını bir kenara park edelim şimdilik. İhtiyaçlar dedik. İhtiyaçlar, insan olarak bizim temel davranışımızı, arzularımızı, arayışlarımızı ve benzeri gibi yaşamsal motivasyonumuzu belirleyen en net ve belki de en önemli faktördür.
Bugün biz ne yapıyorsak, ne arzuluyorsak ihtiyaçlarımız doğrultusunda şekilleniyor hepsi. Yani bugün yaptığımız her şeye bir sebep buluyorsunuz ya, bu sebepler eleştirilebilir. Ya şu yüzden yapıyorum, bu yüzden yapıyorum. Yargılanabilir de hatta.
Ama bunu yaptım çünkü bunu yapmaya ihtiyacım vardı. Hem demek zor ama bunu dediğimiz noktada da bu aşınması çok zor bir kaya aslında. Böyle örnekleyebilirim. İnsan ve ihtiyaçlar ilişkisi dendiğinde de bununla ilgili en net resmi... ...Maslow ihtiyaçlar piramidinden bildiğimiz Abraham Maslow çizmiş diyebiliriz aslında.
Gerçi insanlığın geldiği bugünkü noktadan dolayı da geriye dönüp... ...Maslow'un piramidi bugün hala güncellenmeye çalışıyor ya da eleştiriliyor. Fakat biz burada şimdi piramide tüm yapı taşlarını konuşmayacağız ama tek tek irdenemeyeceğiz.
Ama yine de bir hatırlayalım. Neydi bu ihtiyaçlar? Fiziksel ihtiyaçlar. Yani nefes alma, yemek yeme, sağlıklı bir beden, güvenlik ihtiyaçları, iş, kaynak, aile ve barınma, ait olma ve sevgi ihtiyacı, değer ihtiyaçları ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları.
Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığında ben şunu göz arda edemiyorum açıkçası. Ya bu temel ihtiyaçların hemen hemen hepsi doğrudan parayla ilgili aslında. Yani karnımı doyurmam lazım, başımı sokacağım bir eve ihtiyacım var, hasta olduğumda tedavi olacağıma emin olmam lazım, sağlığımı korumam lazım vs. vs.
Liste uzar gider. Şimdi bunların hepsinin parayla olan ilişkisini biliyoruz. Bu bilgi cepte. Ben şunu çok daha merak ediyorum sevgili dinleyenler.
Tüm bunlara sahip olduğumuzda başka neye ihtiyacımız var? Yani şimdi tüm bunlara sahip olmaktan bahsettim ama bugün karnımızı çok şükür doyurabiliyoruz. Giyecek bir kıyafetimiz var. Örnek veriyorum bir evimiz var.
Yani aslında temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek bir noktadayız yani. Peki bunları karşıladıktan sonra, işte tüm bunlara sahip olmaktan kastım sadece bu temel ihtiyaçlara sahip olmaktan bahsediyorum. Bunlara sahip olduktan sonra biz ne arzularız? Daha başka ne arayışına geçeriz?
Mesela burada yine aynı Maslow'un çok iyi bir lafı var, onu söylemek isterim. Demiş ki Maslow, Ekmek olmadığında insan yalnızca ekmekle yaşayabilir. Peki, ekmek bol olduğunda ve karnı düzenli olarak doyduğunda insanın arzularına ne olur demiş. Yani bunu hiç merak ediyor musunuz siz de?
Yani her şeye sahip olmasak bile. İşte her ay maaşımızla karnımızı doyurabiliyoruz. Başımızı sokacağımız bir evimiz var. Sağlığımız yerinde çok şükür.
Ha keza hasta olsak hastane masraflarını karşılayabilecek noktadayız diyelim. İhtiyaçlarımızı karşılayabilecek bir durumdayız yani. Peki bir şeye ihtiyaç duymamız sona erer mi? Ya da bundan sonraki adım ne?
Sırada ne var? Birçoğumuz burada cevap olarak lüks diyebilir mesela. Yani karnım doyuyor ama keşke bir de PlayStation 5'im olsa demek. Ya da önümüzdeki üç ayın kirasını ödeyebilecek noktadayım, param var.
Ama şu son çıkan iPhone da bana oradan göz kırpıyor, al beni diyor gibi gibi yani. Lüksler ve ihtiyaçlar daha derin haliyle sonraki bölümlerimizin konusu olacak bu arada. Şimdiden bir küçük spoiler vereyim. Fakat burada az önceki ihtiyaç konusunu farklı bir çerçeveye çekmek adına bir arkadaşımın hikayesini anlatmak istedim sizlere.
Bu arada galiba bu hikayeyi Midas Podcast'da daha önce bir konuğumuz karşısında anlatmıştım diye hatırlıyorum. Genel olarak bu arkadaşımla beraber podcastler hakkında konuşuyoruz. Çünkü kendisi çok seviyormuş podcast dinlemeyi. Zaten kendisi de bizim podcastimizin bir dinleyicisiymiş.
Sağ olsun buradan da kendisine selamlar. Bu anıyı anlatmak zorundaydım kusura bakma. Bana bir gün dedi ki... Ya evde sürekli ses olsun çok seviyorum.
O yüzden gittim su geçirmez ve duvara yapıştırılabilen bir telefon kılıfı aldım dedi. Dedim ki ne alaka yani podcast ile ne alaka dedim. Duşta podcast dinlemeyi çok seviyormuş. Duşta podcast dinleyebilmek için de su geçirmez kılıfı almış.
Ya öncelikle böyle bir sektörün ürünün var olduğunu öğrenmek bana böyle bir şok etkisi yarattı. Ardından da arkadaşımın duş aldığı sırada podcast dinlediği gerçeği bir tokat attı bana. Buradan da söyleyelim, bizi dinlerken o sırada duş alan sevgili dinleyicimiz varsa öncelikle tebrikler. Yani yapması çok zor bir şeymiş gibi geliyor bana.
Müthiş bir şey aynı zamanda da. İşinizi bitirin, ondan sonra rahat rahat muhabbetimize devam edelim isterseniz. Çünkü biraz da tuhaf bir durum aynı zamanda. Bu arada bu arkadaşımın tuhaf hikayesi niye anlattım?
Şimdi, dünyamız artık çok değişti. Teknoloji gelişti, herhangi bir şeye olan erişimimiz arttı. Yepyeni alanlar ve sektörler açıldı. Doğal olarak ihtiyaçlarımız da değişti.
Maslow'un ihtiyaçlar piramidinde de dünya değiştikçe güncelleniyor ya da geçerliliğini yitiriyor bazı noktalarda. Çünkü artık çok rahat bir şekilde yere çok yakın olan bir bölgemizden kendimize ihtiyaçlar uydurmaya başladığımızı söyleyebiliriz. Yani ben bireysel olarak kendim için söyleyebilirim bunu en azından. Yine aynı arkadaşımdan örnek vereyim mesela.
Bu yaptığı eylem onu mutlu ediyor. Dolayısıyla da bir ihtiyaç olarak görmüş olacak ki bunun üzerine bir şey satın almış. Bu arada bu bahsettiğim ürene de az buz para vermemiş bu arada yani. Şimdi eğer bu ürüne sahip olmasaydı mutsuz mu olacaktı?
Şimdi birçoğumuz buna hayır diyebilir ama bunu ona sorsak belki cevabı evet olabilir yani. Çünkü bu ihtiyacı kendisi yarattı. Bize saçma gelse de bu ihtiyacı kendisi yarattı ve buna ihtiyaç duydu. Ve bundan mutlu oldu.
Ve bu mutluluğu sürdürülebilir kılmak için bir satın alma işlemine geçti. İşte ihtiyaç ile alakalı bir başka hikaye daha anlatmak isterim bu noktada. Geçtiğimiz günlerde bir makale okumuştum. İki Nobel ödüllü ekonomist Daniel Kahneman ve Angus Deaton 2010 yılında 450 bin Amerikalı'nın dahil olduğu bir ankete dayandırdıkları bir çalışma yapmışlar.
Ve bir sonuca varmışlar. Sonuç da şu. Mutluluk 75 bin dolara kadar gelire bağlıdır. Bundan daha fazla gelirin mutlulukla bir ilgisi yoktur demişler.
Şimdi özetlemek gerekirse mutluluğun gelirle birlikte arttığını ancak 75 bin dolar gibi bir sınır olduğunu yani o noktadan sonra kazanılan ekstra gelirin mutlulukla bir ilişkisi olmadığını öne sürmüşler. Yani insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamanın ötesine geçecek kadar para kazandıktan, ev ve araba gibi şeyleri karşılayabildiğinde, tatile çıkabildiğinde ve tasarruf yoluyla finansal güvence elde edebildiğinde daha fazla para kazanmak mutluluk ibaresine hareket ettirmez demişler. İlginç bir sav bu arada. Bu teoriye göre 75 bin doların üzerindeki gelir, mutluluğun, kişinin ilişkilerinin kalitesi, sağlığı ve boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği ile alakalı olduğunu ve bunların da parayla bir ilişkisi olmadığını söylemişler.
Tekrar ediyorum bu çalışma 2010 yılında yapılmış. 14 yıl önce yapılmış. Bu çalışmanın bugün geçerliliği sizce var mı? Mesela bence yok.
Çünkü hayattan keyif alabilmemiz için çalışmada bahsi geçen temel ihtiyaçlarımız bile fazlasıyla değişti. Ya duşta podcast dinlemek için su geçirmez bir kılıf arayışına girmek gibi. Temel ihtiyaç değil tabii ama en azından bu iki ekonomisinin önü sürdüğü gibi işte hobi olsun, lüksler olsun, bunların parayla ilişkisi yok savını mesela bu arkadaşımın örneği çürütüyor bence. Özetlemek gerekirse, mutluluk arayışında ihtiyaçlarımız çok önemli.
Temel ihtiyaçlarımızın yanında yeni yüzyılda artık ihtiyaç arayışı da içerisindeyiz. Bunun parayla olan ilişkisini de daha iyi anlamışsınızdır bence artık. O yüzden bu noktadan mutluluğa giden yolda ihtiyaçlarımızı da daima sorgulamalı ve ekstra düşünmeliyiz bence. Ya ben buna gerçekten ihtiyaç duyuyor muyum?
Yani bu benim gerçekten olmazsa olmaz bir ihtiyacım mı gibilerinden? O yüzden bu noktada isterseniz bir sonraki başlığımıza geçelim. Morgan Housel, kalemi her eline aldığında, mikrofonun başına her geçtiğinde, ekran başında yerini her aldığında şunu sıklıkla dile getiriyor. Dediğim gibi Morgan Housel'ın kitabını okuduğuna ve bu cümlene karşılaştığında ben çok tutulmuştum bu cümleye.
Peki ne demek bu? Şimdi herkes farklı şekilde yorumlayabilir tabii ki de. Ben Household'un bu lafını şöyle yorumluyorum. Sizin, benim veya bir başkası için aynı sonuç, yani iyi bir sonuç diyelim burada, pozitif bir sonuç diyelim, beklentimize oranla bize farklı bir etki yaratabilir.
Şimdi bu noktada size bir örnek anlatmak isterim. Mesela benim 1000 TL param var. Sizin de 1000 TL paranız var. Siz de, ben de, yani ikimiz de yatırım yapıyoruz.
Ben yaptığım yatırımla 1000 TL mi 10.000 TL'yi yükseltmeyi planlıyorum. Yani beklentim bu yönde. Çünkü bu kadarına ihtiyaç olarak belirledim kendimi.
Siz de yaptığınız yatırımla 1000 TL'nizi atıyorum. Şimdi 2000 TL'yi yükseltmeyi planlıyorsunuz. Aradan zaman geçiyor. Yatırımlarımız sonuç verdi.
Ben yaptığım yatırımla 1000 TL'yi 5000 TL'ye yükseltebildim sadece. Siz de yatırımınızla 1000 TL'nizi 2500 TL'ye yükseltebildiniz mesela. Şimdi ben miktar olarak sizden daha çok kazandım değil mi? Şu an sizden daha çok param var aslında.
Ama sizden daha mutlu olduğumu söyleyebilir misiniz mesela bu hikayede, bu örnekte? Şimdi beklentinin bizdeki etkisini daha iyi anlamak adına bunu bir adım öteye taşıyalım isterseniz. Öyle ki ben 10 bin TL olarak belirlediğim bu beklentiye, bu ihtiyaca o kadar obsesif bir şekilde tutuldum ki ona erişmek adına hırsla tekrar yatırım yaptım. Ve haliyle bu hırs ve açgözlülükle yanlış ve hızlı kararlar vererek elimdeki bu 5 bin TL'den de olabilirim.
Ya inanır mısınız bunun olasılığı çok yüksek. Şimdi böyle rakamlardan, sayılardan uzak sosyal bir örnek vermek isterim. Yine kendimden örnek vermek isterim izninizle. Ben mesela film izlemeyi çok seviyorum.
Bak bu yine beklentiyle alakalı benim yaşadığım çok büyük bir sıkıntı. Bazen bir arkadaşım çıkıyor ve bana bir film övmeye başlıyor. Ama böyle nasıl övmek? Yani öyle böyle hayatındaki tüm soruların cevabıymış gibi övüyor.
Ben de gaza gelip o filmi izliyorum sonra. Ay dedim övüldüğü kadar var mı acaba? Film güzel çıkıyor. Hakikaten çok güzel çıkıyor.
Ama öyle bir övülmüş ki, öyle bir mertebeye eriştirilmiş ki... ...arkadaşımın ya da bana bunu söyleyenlerin gözünde... ...bana o kadar etkili gelmiyor mesela.
Şimdi bana o kadar etkili gelmediğinde... ...otomatik olarak o filmin iyiliğini sorgulamaya başlıyorum. Ya da ne bileyim, izliyorum, güzelmiş deyip geçiyorum yani.
Çünkü arkadaşım öyle bir övüyor ki onu... ...benim o filmden alacağım hazzı baltalıyor. Bakın tekrardan hazza geldik bu noktada.
Beklentilerin etkisini belki daha iyi anlamışsınızdır. Bir de beklentilerimizi dizginleyemediğimiz, gerçekçi belirleyemediğimiz noktada bir handikap daha var. Nedir? Yani beklentilerimiz karşılanamadığı, tatmin olamadığı yerde açgözlülük adında her şeyi yutabilecek tehlikeli bir canavar doğar.
Hırsta, açgözlülükle kardeş gibidir bu arada. Yani farklıdırlar ama aynı sanılırlar genelde. Hırsta olmak başarı, mutluluk, belki de para elde etmek için bize iyi bir yakıt, gaz olabilir. Ama bunun açgözlülük olmadığından çok net emin olmamız gerekiyor.
Bunun da en büyük etkini beklentilerimizi gerçekçi ve doğru ayarlamaktan geçiyor. Evet, tüm bu konuşmaların sonunda tekrardan podcast'ın başındaki soruyu sormak isterim sizlere. Para beraberinde mutluluk getirir mi? Mutluluk satın alınabilir mi?
İnanır mısınız? Yani yüzyıllardır tartışılan bir konu aslında bu. Ama ben burada size evet veya hayır cevabını vermek istemedim. Burada evet veya hayır cevabını farkındaysanız aramadık.
Yalnızca bu sorunun cevabını verirken kendimize kodladığımız mutluluk, ihtiyaçlar ve beklentiler gibi kodların nasıl olduğunu hani birazdan umarım eğlenmişsinizdir birkaç örnekle de beraber sizlere aktarmaya çalıştım. Yani bu soruların cevabı, para beraberinde mutluluk getirir mi sorusunun cevabı, ihtiyaçlarınız ve beklentiniz doğrultusunda sizde yatıyor sevgili dinleyenler. Kişisel para yönetiminde de en çok dikkat etmeniz gereken şeyler bunlar aslında. Eğer kendinizi kişisel finans, kişisel para yönetimi konusunda mutsuz hissediyorsanız bir nefes alın, bir sakinleyin, gözlerinizi kapatın.
Ve benim anlattıklarımı tekrardan bir kafanıza geçirin. Yani doğru beklentilere mi sahipsiniz? İhtiyaçlarınızı nasıl belirliyorsunuz? Hayattan, ekonomiden, yatırımlarınızdan neler bekliyorsunuz?
Ne kadar gerçekçi şeyler bekliyorsunuz? Bir bunlara bakın isterseniz. Belki de gerçekten de mutsuz değilsinizdir. Belki de gerçekten havalanmanıza engel olan en büyük yükler bunları kodlarken verdiğiniz kararlar olabilir.
Bunları bir sorgulamakta fayda var. Sonuçta ihtiyaçlarımız ve beklentilerimiz mutlu olacağımız seviyeyi belirliyor. Bunların parayla olan ilişkisi de bizi bazen içinden çıkması zor bir oyun döngüsün içine atıyor. Ben belli bir gelir seviyesine eriştikten sonra mutlu olacağım dedim.
O seviyeye geldim. Ama benim ihtiyaçlarım insanım ben. İhtiyaçlarım değişebilir o noktada. Başka şeylere ihtiyaç duymaya başlarım.
Ya da gözlerimi lükslere dikebilirim. Lükslerimi ihtiyaçlarımmış gibi algılamaya başlarım. Ve sonra tekrar oyunda kalırım. 75 bin dolara bulacağım mutluluk artık beni mutlu etmeyi bırakır.
Artık derim ki, bu sefer de 150 bin dolara ulaşmam lazım benim mutlu olmam için. Bu oyunun sonu asla gelmez. Eriştiğimiz her noktada açgözlü bir şekilde daha fazlasına ihtiyaç duyar... ...mutluluk arayışımızı o yöne çekeriz açıkçası.
Yani özetle eriştiğimiz her noktada... ...mutlu olmak için benim buna ihtiyacım var dediğiniz noktalarda... ...geldiğinizde kendinizi,
ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi dizginleyemediğiniz noktada... ...aç gözlü bir şekilde daha fazlasına ihtiyaç duymaya başlar. Mutluluk arayışına o yöne doğru çevirirsiniz... ...ve o yönde doğru ilerlemeye başlarsınız.
Evet sevgili dinleyenler, ilk bölümümüzün sonuna geldik. Bu noktada şeyi söylemek isterim. Bundan sonraki bölümlerimizde kişisel para yönetimine de gireceğiz. Hani aybaşı geldi, maaşımızı aldık.
Neleri harcıyoruz, neler yapıyoruz? Biraz bunlara da gireceğiz. Konuklar alacağız, başarı hikayelerini konuşmaya başlayacağız. Bu hikayeler içerisinde belki bizim hayatımıza yardımcı olabilecek küçük, pratik bilgileri edineceğiz.
Belki de bunlar üzerine biraz da eğlenecek güzel geyik yapacağız belki de. Ben şimdiden çok heyecanlıyım. İlk bölümümüzde umarım beğenmişsinizdir sevgili dinleyenler. Sizden ricam eğer beğendiyseniz ve Midas Podcast'e Spotify üzerinden henüz oy vermemişseniz sizden ricam Spotify'da Midas Podcast kanalına gelerek bize yıldız verirseniz çok mutlu oluruz.
Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Bir sonraki bölümümüzde görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.