
3.326 kelime · ~17 dk okuma
Artık hiçbir beklentim kalmadı. Bütün beklentilerimi düşürüyorum. Senden bundan sonra hiçbir şey beklemiyorum. İlişkilerimizde beklentilerimizi nasıl ayarlıyoruz? Ya da hayatta aslında beklentilerimizi nasıl ayarlıyoruz? Bunca bu podcastın sonunda fark ettim ki... ...beklentilerle ilgili bir podcastı hiç kaydetmemişim. Ve bence bu çok büyük bir yanlış olmuş benim adıma. Çünkü hayatımıza çok önemli bir yeri kaplıyor bence beklentiler. Ve o beklentileri nasıl konumlandırabileceğimizi iyi anladığınızda... ...mutluluğumuzu veya hayal kırıklıklarımızı daha iyi idare edebildiğimizi düşünüyorum. O yüzden de bugün bu podcast'ta beklentiler beni üzer mi? Bunun hakkında konuşmak istiyorum.
Beklenti ne demek? Bir oradan başlayalım. Yani biz neyi bekliyoruz? Bir şey beklemek ne demek? Aslında beklentiler, kelimenin tam karşılığı şu. Bir şeyin olacağına ya da olmayacağına dair güçlü bir inanç. Beklentiler dediğimizde yani bu tanımı yaptıktan sonra birazcık daha da somutlaştıralım. Mesela ben diyelim ki Beşiktaş'ın şampiyon olmasını bekleyebilirim.
seçimlerde belli bir sonucu bekleyebilirim. Partnerimin beni çok sevmesini bekleyebilirim. Ya da beni haftada iki gün yemeğe çıkartmasını bekleyebilirim. Çocuğumun üniversite sığımının kazanmasını bekleyebilirim. Annemin güzel yemekler yapmasını bekleyebilirim. Yani gördüğünüz gibi aslında beklenti dediğim şeyde çok fazla çeşit de var. Ama bunların arasında henüz saymadığım ve başka bir çok önemli alan var ki ben kendimden neleri bekleyebilirim. Ve bu beklentileri neler üzerine inşa edebilirim? Aslında bu tanımı düşündüğümüzde bir şeyin olacağına ya da olmayacağına dair güçlü bir inanç diye tanımladığımız zaman beklentiyi şunu aklımıza getirmemek çok zor. Benim bir şeyin olacağına ya da olmayacağına dair fikrim nasıl oluşuyor?
Aslında normal koşullarda bu geçmiş deneyimlerim ve gözlemlerim üzerine oluşmalı. Yani diyelim ki ben Beşiktaşlıyım. Değilim bu arada. Hiçbir takımı tutmuyorum. Diyelim ki ben Beşiktaşlıyım ve Beşiktaş'ın bu sene şampiyon olmasını bekliyorum. O zaman benim geri dönüp bir şey düşünmem lazım. Yani Beşiktaş geçmiş senelerde ne kadar şampiyon oldu? Bu sene nasıl bir takım var? Takım oyuncuları iyi mi? Bu sene nasıl transferler yaptı? Futbol bilgimiz sonuna geldik. O yüzden daha fazla devam edemeyeceğim sevgili dinleyiciler. Ama aşağı yukarı bunlara bakmamız gerekiyor ki ben bu sene Beşiktaş'ın şampiyon olmasını bekleyeyim ya da beklemeyeyim.
Ya da mesela şu anda ben size bu podcastı kaydederken olimpiyatlar var. Olimpiyatlara sporcularımız gitti. Mesela voleybol takımımız şu an olimpiyatlarda oynuyor. Voleybol takımımızın geçmiş başarılarına bakarak onların bu seneki başarısına dair bir beklentiye sahip olabiliriz. Ya da daha önce çok da başarılı olmamış bir sporcumuz varsa, onun ancak ve ancak performansını gözlemleyerek, onun bu olimpiyatlarda iyi bir başarı edemeyeceğine dair bir beklentiye sahip olabiliriz. Yani aslında biz bir gözlem yapmadan, bir değerlendirme yapmadan beklenti oluşturduğumuzda bu bir probleme dönüşüyor. Bunu da aslında niye söylüyorum? Hayattaki birçok beklentimiz gözlemler ve deneyimler üzerine oluşmuyor çünkü. Onlardan ziyade yani kişisel gözlemler ve deneyimlerden ziyade mesela atıyorum filmlerden edindiğimiz fikirler ya da işte arkadaşlarımızın anlattıklarından edindiğimiz fikirler, anne babalarımızdan, büyüdüklerimizden
Hatta sosyal medyada gördüklerimiz veya influencerlardan edindiklerimiz üzerine fikirlere sahibiz ve bu fikirler üzerine beklentilerimizi ayarlıyoruz ve öyle olunca da hiç gerçekçi beklentilere sahip olmayabiliyoruz. Yani mesela ben diyelim ki 20'li yaşlarımın başındayım ve 20'li yaşlarımın başında bir sürü influencer takip ediyorum ve onların hayatlarına bakıyorum ve onların hayatlarındaki işte ne bileyim mesela gezdikleri yerlere, harcadıkları paralara, üzerlerindeki kıyafetlere bakıyorum ve diyorum ki benim hayatım niye böyle değil ya da benim hayatımda böyle olmalı gibi bir beklentiye sahip oluyorum. Burada şeyi hiç göz önünde bulundurmuyorum. Yani bu insanlar bu pozisyona gelmek için ne yapıyorlar? Ne yaptılar? Ya da şans ne kadar bir faktörde? Bunların hiçbirini düşünmüyorum. Benim bunu elde edebilmek için ne kadar bir fırsatım var? Bunu da düşünmüyorum. Böyle bir beklentiye giriyorum. Ama sonra da bunu elde edemeyince de çok mutsuz oluyorum. Ve hayatta gerçekten aslında kendimi başarısız hissetmeye başlıyorum. Bu beni başarısız kılar mı? Bu çok önemli bir soru. Ya da başka bir örnekten bakalım. Diyelim ki işte bu romantik komedi Hollywood filmleri insanların birbirlerine böyle gerçek aşkla bağlı oldukları ve sonsuza kadar mutlu yaşadıkları veya işte türlü mücadelelerden sonra birbirlerine kavuştukları o ruh eşli Hollywood filmlerine
...kanıyorum ve diyorum ki benim aslında hayatta bir ruh eşine ihtiyacım var. Aslında ruh eşime kavuşursam çok kolaylıkla işte... ...karnımda kelebekler uçuşacak, bir anda onu görür görmez ona aşık olduğumu anlayacağım. Zaten muhteşem bir ilişkimiz olacak. Ben bu beklentiyle ilişkiye giriyorum ama gerçek ilişkiler böyle olmuyor.
Ya da mesela partnerimin benimle ilgili kafasında yapabileceklerim dair de beklentilerimi, arkadaşlarımdan duyduklarımı veya işte orada burada gördüklerimi dayandırıyorum. Herkes çiçekler alıyor, işte ne bileyim şöyle tatillere gidiyor, böyle böyle sürprizler yapılıyor ve partnerimden de bunu beklemeye başlıyorum. Ama herkes günaydın mesajı atıyor, günde 8 kere telefonla konuşuluyor. Özel günlerde pahalı hediyeler alınıyor ya da böyle kutlamalar yapılıyor. O zaman benim partnerim de bunları yapmalı diye düşünüyorum ve bunları beklemeye başlıyorum. Şimdi burada ne problem var? Bunları bekleyemez miyim? Bunlar kötü beklentiler mi? Bir kere hiç kimsenin beklentileri iyi ya da kötü diye yargılamaya hakkı olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki benim de yok.
Ama beklentileri gerçekte veya gerçekte değil şeklinde değerlendirmeye hakkınız var diye düşünüyorum. Tabii ki bunu herhangi birinin beklentisi üzerinden yapabilecek durumda değilim. O yüzden bunları hep kendi beklentilerimiz üzerinden yapmalıyız. Yani diyelim ki ben partnerimin bana azar günlerde çok büyük sürprizler yapmasını bekliyorum.
Bu çok büyük sürprizler madde içerikli de olabilir, olmayabilir. İkisine de gireceğim. Diyelim ki benim partnerim böyle normal zamanlarımızda da çok özel planlar yapabilen bir insan değil. İşte gerçekten plan yapma kapasitesi çok da güçlü değil.
Aklına mesela 40 yılın başında bir yerde görüp, böyle ufacıkta olsa, aa sen bu çikolatayı seversin, bakkalda gördüm aldım kadar, küçük bir örnekten bahsediyorum. Bu bile gelmiyor bu insanın aklına. Ama ben ondan özel günümüzde böyle muhteşem sürprizler yapmasını bekliyorum. Şimdi elimizdeki ürün bu. Beklentim bu. Bu ikisinin birbiriyle uyuşmadığı çok aşikar. Ya da diyelim ki benim partnerimin maddi durumu iyi değil şu esnada. Veya hiç olmayacak. Bunda bir önemi yok.
Ama ben ondan pahalı hediyeler, sürprizler vs. bekliyorum. E bu insan bunu yapamayacak. Ben niye bu beklentiye sahibim? O bunu yapamayacağı zaman ben hayal kırıklığına uğrayacağım ve üzüleceğim. Bu insan da kendisini yetersiz hissedecek. Ama neden ben o insana yetersiz hissettireyim ki? Ben onun zaten durumunu biliyorum. Partneri olarak zaten durumuna aşina olmalıyım. Bundan dair bir fikre sahip olmalıyım. O zaman ben karşımdaki insandan onun yapamayacağı bir şey bekleyerek hem onu hem kendimi çok zor bir duruma sokmuş oluyorum. Ya da mesela diyelim ki benim partnerim çok da böyle duygularını ifade edebilen bir insan değil. Tabii ki ben onun duygularını ifade etmesini isteyebilirim, arzulayabilirim. Bakın bu çok ayrı. Ama bunu o henüz kendisi üzerine bununla ilgili çalışmaya başlamadan beklediğim zaman ben kendimi her seferinde hayal kırıklığına uğratıyorum. Bu karşımdaki insanın suçu mu, benim suçum mu? Karşımdaki insan doğru yapıyor demiyorum, altını çizmek istiyorum. Karşımdaki insan duygularını ifade edemiyorsa ve bu bizim ilişkimizde bir problemse ve bu problemi tanımlayabildiysek biz ilişkimizde, o zaman tabii ki karşımızdaki partnerin bu konuyla ilgili bir çaba harcamasını beklemek, doğal hakkımız ama o çabayı henüz harcamamışken ya da harcama aşamasındayken bir anda bu konunun düzelmiş olmasını beklemekte de bir problem var.
Mesela aynı şey cinsellik için de geçerli. Ya da aslında başka bütün problemler için ama cinsellikten örnek vereceğim. Diyelim ki partnerimizle cinsellikle ilgili bir geliştirilmesinin... ...daha iyi olabileceği bir alan tespit ettik ve bunun üzerine konuştuk, anlaştık. Ama bir anda bir insanın 180 derece değişmesini beklemek... ...ya da bir anda bir şeyleri çok farklı yapmasını beklemek... ...sonu bizi hayal kırıklığına uğratacak bir şey. Ondansa aslında aradaki çabaya bakmamız lazım.
Buradan hemen şuna geleceğim. Yani bir anda konular arası uçtuğumu fark edeceksiniz. Diyelim ki benim çocuğum var ve bu çocuğum piyano çalmak istiyor. Ben onu piyano derslere aldırmaya başladım. Benim çocuğumun üçüncü piyano dersinden sonra bana böyle şaheserler çalmasını beklemem. Çok mantıksız değil mi? Yani bu çocuğun bir çaba harcaması lazım. Belki aylarca hatta muhtemelen yıllarca piyano üzerine uğraşması lazım ki çok güzel eserleri çalabilir hale gelsin. Ama ben o kadar sonuç odaklıyım ki o kadar hemen olmasını istiyorum ki çok yüksek bir beklentiyle ona yaklaşıyorum. Bu durumda zaten çocuğum çabasının bir, gözükmediğini düşünüyor. İki, kendisini sürekli yetersiz hissettiği için ben onun çabalamasını da sekteye uğratıyorum. Bu durumda o da mutsuz oluyor, ben de mutsuz oluyorum ve işte yani ilişkimiz bir yere ilerlemiyor.
Aslında gördüğünüz gibi birçok zaman beklentiler, bizim gerçekçi beklentiler kurmamamızdan dolayı bize hayal kırıklığına uğratıyor. Yani beklentiler beni üzer mi? Epey onları doğru bir şekilde, gerçekçi bir şekilde yaratmazsam evet beni çok üzer. Sonuç olarak aslında beklentilerimi doğru temeller üzerine dayandırdığımda ben daha mutlu oluyorum. Bu yüzden de beklentileri sıfırlamak gibi bir tabirdense beklentilerimi daha gerçekçi bir hale getirmek gibi bir tanım koyabilirim. Aslında şöyle çalışmalar var. Mesela gerçekçi olmayan beklentileri birazcık daha azaltarak, daha gerçekçi beklentiler kafamızda yarattığımızda daha mutlu olduğumuza dair ya da daha az hayal kırıklığına uğradığımıza dair çalışmalar var. Bu durumda aslında yapmamız gereken beklentilerimizi sıfırlamak değil de daha farklı bir şekilde yaklaşmak beklentilerimize.
Ama şunu da söylemek istiyorum. Şimdi ben bir ilişkimde beklentilerimi sıfırlayacak noktaya geldiysem, bu her podcast'tan alışkın olduğunuz üzere, bu herhangi bir ilişki için geçerli olabilir. Ben artık çocuğumdan hiçbir şey beklemiyorum ya da sevgilimden artık hiçbir beklentim kalmadı gibi bir noktaya geldiysek, o zaman aslında ilişkide başka problemler var anlamına da geliyor bu. Eğer öyle bir noktadaysanız ve podcast'ı dinliyorsanız size en büyük önerim şu anda bir durup iki şeyi gözden geçirmeniz olur. Bir, benim bu insana dair beklentilerim neler? İki, karşımdaki insanın bu beklentileri karşılayabilecek kapasitesi var mı? Kapasitesi var mı sorusuna şunları da eklemenizi isterim. Yeteneği var mı?
Çabası var mı? Çaba göstermeye dair isteği var mı? Çünkü bir insanın kapasitesi aslında sadece yeteneğinden veya göstereceği çabadan bağımsız. Bu konuyla ilgili isteğiyle de çok ilişkili. Yani diyelim ki bir insan sigara içiyor ve siz onun sigarayı bırakmasını istiyorsunuz.
Onun bunu bırakabilecek bir kapasitesi var. Belki çabası da var. Ama ya isteği yoksa? Çünkü eğer isteği yoksa bulduğu ilk fırsatta, bulduğu ilk bahaneyle tekrar buna başlayacak ve bununla ilgili çok da yapabileceğimiz bir şey yok. Başladığı zaman yine hayal kırıklığına uğramak dışında. O yüzden karşımızdaki insanlara dair beklentilerimizi oluştururken biraz da bunu düşünmemiz lazım. Karşımızdaki insan bu değişikliği ne kadar istiyor? Ya da bu davranışı ne kadar göstermek istiyor? Bunu da düşünmemiz lazım. Mesela az önceki piyano örneğine gidelim. Mesela çocuğumun piyano çalmasını ben mi istiyorum? Belki çocuğumun çok iyi bir müzik kabiliyeti var. Ve bunun için çaba da harcıyor. Benim ona yarattığım imkanlar sayesinde. Ama belki de hiç isteği yok. O yüzden de bir süre sonra bu konu aramızda bir tartışma konusu haline gelecek ve benim çocuğum piyanoyu çalmayacak. O yüzden de karşımdaki insanı doğru anlamam gerekiyor. Şimdi bu da beni başka bir yere getirecek. Ama önce bir ara verelim isterseniz. Çünkü bayağı bir yükleme yaptım diye düşünüyorum beklentiler konusuyla ilgili. Bir yüklerden sonra tekrar buradayım.
Şimdi az önce karşımızdaki insanı değerlendirmekten bahsettik ama bir konu daha var ve bence bu çok çok çok önemli. Beklentiler hakkında konuşabilmek. Şimdi birçok zaman, birçok ilişkide beklentilerimizi karşı tarafa aktarmıyoruz. Hatta şöyle düşünüyoruz, ben söylemeden bilmesi lazım yani doğal olarak bu ilişkide eğer bunu da düşünemiyorsa, bu da ona doğal olarak gelmiyorsa o zaman biz niye bu ilişkin içerisindeyiz?
Ama bunu yine yani romantik ilişkiler olarak düşünmeyin. Nedense aklıma bugün kardeşim geliyor. Ama kardeşimle böyle bir problem yok aslında ama bir şekilde zihnimde canlandı. Diyelim ki ben kardeşimin beni haftada bir yemeğe çıkartmasını istiyorum. İşte böyle bir abla kardeş sohbetimiz olsun diye. Ama bunu kardeşime hiç söylemiyorum ve bu bizim alışkanlığımız değil diyelim ki. Ben bunun kardeşimin hatırlamasını, hatırlamasını da geçin, düşünmesini, organize etmesini nasıl bekleyebilirim? Bekleyemem çünkü henüz bu isteğimi ona bir nevi tebliğ etmedim. Yani kardeşim benim bu isteğimi geri çevire de bilir. Kardeşimin böyle bir ihtiyacı veya isteği olmaya da bilir.
Ama ben onunla daha konuşmamışım. Onunla herhangi bir şekilde anlaşmamışım. Ama bunu yapmıyoruz diye mesela kendi kendime üzülüyorum. Hatta üzülmekte kalmıyorum. Ona bununla ilgili trip atıyorum. Ama onun bunun haberi bile yok. Yani bunu aslında birçok yere uyarlayabiliriz. Mesela diyelim ki ben partnerimin bana çiçek almasını istiyorum. Ve partnerimin bana çiçek almıyor. Şimdi ben partnerimin bana çiçek alması konusunda onunla hiç konuştum mu? Ya şimdi mesela bunu duyanlarınızın eminim ki %70'i falan şunu söyleyecek.
''Ohoo ne anlamı varken ben de çiçek al dedikten sonra bana çiçek almamış almamış ne önemi var?'' diyeceksiniz. Lütfen demeyin. Çünkü ilişkilerde karşımızdaki insana ne istediğimizi söylemedikçe onların bunu yapmasını beklememiz gerçekten gerçekçi değil. Yani eğer ben mesela çiçekleri çok sevdiğimi, bunun güzel bir hediye olduğunu düşündüğümü, arada sırada bana çiçek alınmasını istediğimi bir şekilde partnerime aktarmazsam, partnerim bunu bilemeyebilir.
Hemen şu geliyor aklımıza. İnsanların partnerlerine çiçek aldığını görmüyor mu? Ya da işte birileri çiçek aldığında karşısındaki insanın mutlu olduğunu görmüyor mu? Ya da işte benim çiçekleri çok sevdiğimi görmüyor mu? Görmüyor olabilir. Gerçekten görmüyor olabilir. Yani sizin için önemli olan bir şey, sizin zihninizde aktif olan bir şey... ...partnerinizin zihninde asla yer etmiyor olabilir. Ve bu onun sizi sevmediği, anamsamadığı anlamına gelmiyor. Yani mesela siz çiçekleri çok sevdiğiniz için bir başkasının partnerine çiçek aldığını, partnerinin bu çiçek sonucunda çok mutlu olduğunu görüyor ve bunu böyle zihninize kazıyor olabilirsiniz. Belki mesela bu hemen yanınızda gerçekleşti. Mesela iki çift dışarı çıktınız ve diğer arkadaşlarınızdan birine diğerine çiçek aldı ve siz partnerinizle beraber buna tanık oldunuz. Bu sizin için çok önemli bir anıyken partneriniz için hiçbir şey ifade etmeyebilir ve partneriniz buna hiçbir sonuç çıkarmayabilir.
Bunun sonucunda şunu yapmalısınız gibi bir şey de söylemiyorum. Çünkü onun da kendinde olumsuzlukları var. Bak sen bana hiç almıyorsun. İşte bak bilmem kim bilmem kime çiçek aldı görüyor musun? Bu da değildi zaten. Ama belki mesela başka bir noktada şöyle bir şey söylemek. Ya bilmem kim çiçekleri alınca ne kadar mutlu oldu gördün mü? Ben de çok seviyorum çiçekleri. Sen de bana arada sıra çiçek alsan mutlu olurum.
Bunda utanılacak hiçbir şey yok. Bu kötü bir şey değil. Bu ilişkide sizi güçsüz veya korkunç bir duruma sokmaz. Bu tam tersi. Sizin isteğinizi karşı tarafa belirtmeniz anlamına gelir. Diyelim ki sizin canınız lazanya çekiyor. Ve partnerinizin size lazanya yapmasını istiyorsunuz.
Siz bunu ona söylemezseniz, o bunu nereden bilebilir? Yani bu lazanya isteğiniz partnerinize nasıl gidebilir? Gidemez. Demek ki sizin partnerinize, ''Ya aşkım, bu hafta bir lazanya yapsan da yesek mi?'' demeniz lazım, değil mi? Şimdi bunu demek çok okeyken, yani bunda bir sorun yokken söyleyebilirsiniz. ''Canım etli bezelye çekti.'' Ya da ''Lazanya çekti, fark etmez çünkü.'' Ya da işte ''Tiremi su çekti.'' Neden çiçek almak istediğinizi söylemeyesiniz ki?
Bunda ne kötülük var? Ne sıkıntı var? Ya da mesela başka bir örnek vereyim. Elimden gelene kadar aslında cinsiyetler üzerinden gitmeye çalışmıyorum. Ama hani aklınızda öyle olabilirse diye... Hani ben bir kadın olarak bu podcast'ı kaydediyorum diye düşünüyorsanız diye... Şöyle bir örnek vereyim. Diyelim ki hafta sonu benim çok izlemek istediğim bir maç var. Ve uzun zamandır ben kendimi hazırlıyorum yani. O tarihte olacağını biliyorum. Mutlaka izlemek istiyorum o maçı.
Ama partnerim bilmiyor. Çünkü partnerimin ilgi alanında değil bu maç. Veya bu alan genel olarak. O yüzden ne tarihini biliyor, ne takımları biliyor. Hiçbir şey bilmiyor. Şimdi ben eğer partnerime söylemezsem. Ya tatlım cumartesi günü saat 8'de bir maç var benim izlemek istediğim. Partnerim bunu nasıl bilebilir? Partnerim bunu bilmeden o güne dair nasıl bir plan yapmayı? Yani benim aslında bunu ona anlatabilmem lazım. Benim böyle bir planım var. Ya da mesela ben arkadaşlarımla gelecek hafta bilmem yemeğe çıkacağım haberin olsun. Bunu bilmeden aslında bununla ilgili bir plan yapmasını bekleyemeyiz. Karşımızdaki insanlara beklentilerimizi açık açık söylememiz lazım. Bunlarla çiçek almanı istiyorum. Ya da işte ne bileyim beni daha çok öpmeni istiyorum. ...ya da cinsellik hakkında şu pozisyonda daha çok sevişmemizi istiyorum... ...ya da bana şu şekilde dokunmanı istiyorum arasında hiçbir fark yok. Biz cinsellikte de mesela beklentilerimizi karşı tarafa söylemiyoruz. Daha çok sevişelim istiyorum. Daha az sevişelim istiyorum. Daha çok şu şekilde sevişelim istiyorum. Şurada da sevişelim istiyorum. Söylemiyoruz. Söylemiyoruz ve karşımızdaki insanın bunu anlamasını bekliyoruz. Ama karşımızdaki insan bunu anlamıyor çünkü biz söylememiş oluyoruz. O yüzden ne olur konuşulmayan beklentilerin daima ve daima hayal kırıklığıyla sonuçlanacağını hatırlayalım. Hatta bir adım ötesine geçeceğim. Konuşulmayan beklentiler bizde hınca dönüşüyor. Beni bir türlü anlamıyor, beni bir türlü duymuyor, benim bir türlü aklımı okuyamıyor gibi bir duyguyla kendimizi iyicene değersiz, iyicene kötü, iyicene önemsemiyor gibi hissedebiliyoruz bir ilişkin içerisinde. Ve gerçekten buna hiç gerek yok. Eğer biz beklentimizi dile getirirsek ve karşımızdaki insan bizim dile getirilmiş beklentimizi karşılamıyorsa, bakın bu bambaşka bir mesele.
Bu gerçekten bir mesele çünkü demek ki benim ilişkideki ihtiyaçlarım ve isteklerim karşı taraf tarafından ya yerine getirilemiyor, eğer öyleyse zaten bunun üzerine konuşmak lazım. Niye yerine getirilemiyor? Belki yeterince gerçekçi değil, belki karşımdaki insanın kapasitesine uygun değil. Bunları konuştuğum zaten tekrar girmeyeceğim. ya da karşımdaki insan tarafına önemsenmiyor. Önemsenmiyorsa zaten bu da bu ilişki içinde bana ciddi bir red flag. Yani karşımdaki insan benim isteklerime, ihtiyaçlarıma kapasitesi dahilindeyken önemsemiyorsa o zaman bunu apayrık konuşmalı ve o ilişkimizi değerlendirmeliyiz. Ama ben söylemiyorsam ve karşımdaki insan benim beklentilerimi yerine getirmiyorsa... ...o zaman işte bu sefer benim kendimi sorgulamam lazım. Ben bu ilişkide daha fazla vokal olabilir miyim? Daha fazla aklımdaki şeyleri söyleyebilir miyim? Şimdi hep ilişkiler üzerine konuştum. Kendimizden beklentiler kısmına da gelmek istiyorum.
Biz neden beklentilere sahibiz? Hiç düşündünüz mü? Yani karşımızdaki insanlara aktarıp aktarmamak konusundan da bağımsız. Beklentilere sahibiz çünkü geleceği tahmin etmek, plan yapmak, bir şeyleri öngörmek, alınacaksa belli aksiyonlar almak, yani bir oyun planı oluşturmak. Bunlar için beklentilere sahibiz. Ve eğer gerçekçi beklentilere sahip değilsek aslında geleceği doğru öngöremiyoruz da veya doğru aksiyonları almıyoruz da. Şimdi bu kendimiz için de çok geçerli. Şu ana kadar ben hep ilişkilerdeki beklentilerden bahsettim ama birazcık da kendime dair beklentilerimden bahsetmek istiyorum. Hepimiz kendi kapasitemiz hakkında bir fikre sahibiz. Bu fikir gerçekte olabilir, olmayabilir. Yani ben kendi kapasitemi doğru değerlendirmiyor olabilirim. Ki ben çoğu zaman kendimizden kapasitemiz üstü bir beklentiye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle kaygılı bireyler olarak. Ama bu sefer de o mükemmelliyetçilik ya da en iyisini yapabilirim duygusu bizi paralize ediyor ve gerçekte yapabileceğimizin çok altında bir performans sergiliyoruz. Yani burada mükemmelliyetçilik konusundan bahsederken kendimize dair beklentilerimizi değerlendirmemiz gerekiyor.
Peki biz kendimize dair beklentileri nasıl oluşturuyoruz? İşte podcast'ın başında beklentilerimizi nasıl oluşturuyoruz sorusuna verdiğim cevap burada da geçerli. Mesela 41 yıldır kendimle bir ömür geçiriyorum. Ben kendimin okuma kapasitesini de biliyorum, çalışma kapasitesini de biliyorum. Ne kadar uykuya ihtiyacı olduğunu da biliyorum. Ne kadar yemeğe ihtiyacı olduğunu da biliyorum. Aslında bütün kapasitesi hakkında bilgiye sahibim. Ama yeri geliyor. Diyorum ki mesela, ay tamam akşam uyumam hallederim.
Ben artık mesela 41 yaşında geceyi uykusuz tamamen geçiremiyorum. 20 yaşımda geçirebiliyordum. 20 yaşımda gece hiç uyumadan ertesi güne başlayabiliyordum. 30 yaşında da yapabiliyordum bunu. Hatta 35 yaşında da yapabiliyordum. Artık yapamıyorum. Belki yapmak istemiyorum. Belki bedenimin bunun kapasitesi yok. Her türlü artık yapamıyorum. Eğer ben bunu artık yapamıyorsam, ya ben bu işi gece uyumam, hallederim dediğim zaman kendime saygı duymuyorum. Bu beklentiler, yani kendimize dair, gerçekçi olmayan beklentiler aslında temelinde kendimize saygısızlık içeriyor gibi geliyor bana. Yani belki de başkasını memnun etmek için, başkasına hayır diyemediğimiz için kendi kapasitemizin çok üstüne çıkmaya çalıştığımız durumlar biraz kendimize saygısızlık sanki. Ya da mesela ben bir konu üzerine hiçbir bilgiye sahip değilim ya da bir işi nasıl yapabileceğimi bilmiyorum ama hallederim demek durumunda hissettiğimde aslında kendi kapasitemi yeterince değerlendirmemiş oluyorum. Tabii ki bu arada şunu da söylemem gerekiyor. Kendi kapasitemi kapasitemin altında değerlendirdiğimde de kendime haksızlık ediyorum. O zaman da masrafın hiyerarşisindeki en tepede yer alan kendine gerçekleştirme aşamasına hiç gelemiyorum. Hatta maalesef birçoğumuz bence buna kurban düşüyoruz. Bunu bu arada ilişkilerde de yapıyoruz. Yani partner seçimlerimizi demek istiyorum. Mesela ben kendimi yeterince sevilmeye değer görmediğimde ya da iyi ilişkileri hak ettiğime inanmadığımda bana çok da iyi gelmeyen bir partnere razı geliyorum. Ya da mesela işle ilgili kapasitemin çok iyi olmadığına inandığımda
Beni yeterince tatmin etmeyen, belki mesela ekonomik olarak da bana yeteri kadar iyi gelmeyen bir iş yerinde çalışmaya devam ediyorum, devam ediyorum, devam ediyorum. Çünkü kapasitemin bu kadar olduğuna inanıyorum. Bu beni bana mutsuz gelen bir şeyden vazgeçmekten alıkoyuyor. Yani aslında kendi kapasitemi doğru değerlendirebilmek de çok önemli.
hem kendimi gerçekleştirebilmek için hem de kendimi aşırı derecede zorlamamak için. Böylece aslında kendimle çok daha iyi bir ilişki kurabilmek için, kendi sınırlarımı bilebilmek için, kendi sorumluluk alanlarımı bilebilmek için, kendimle ilgili beklentilerimi doğru bir yerde konumlandırmalıyım. İşte böyle sevgili dinleyiciler. Umarım beklentilerle ilgili bu podcast sizin beklentilerinize iyi gelmiştir.
Her zaman bu konuyla ilgili sorularınızı gönderebilirsiniz ve bu konu üzerine her zaman daha fazla konuşabiliriz bildiğiniz gibi. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.