Podcast

Ruh Eşi: Bulunur Mu, Olunur Mu?

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ruh eşi nedir, kime denir? Ruh eşimizi bulabilmemiz mümkün mü? Yoksa ruh eşini aramak hayal kırıklığı mı yaratıyor? Psikolog Dr. Gizem Sürenkök bu bölümde ruh eşi kavramını, bu kavram hakkındaki kabullerimizi, yanılgılarımızı ve sağlıklı olanı anlatıyor.





Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.310 kelime · ~17 dk okuma

Merhaba sevgili dinleyici. Geçtiğimiz hafta beklentiler hakkında konuşmuştuk ve beklentilerimizin nasıl bizi hayal kırıklığına uğratabileceğini beraber keşfetmiştik. Demiştik ki, beklentiler aslında kendi başına hayal kırıklığı yaratmaz. Gerçekte olmayan beklentiler bizi hayal kırıklığına sürükler.

Bugün, bizi hayal kırıklığına sürükleyen en önemli beklentilerimizden biri olan ruh işini bulmak kavramı hakkında konuşmak istiyorum. Çünkü ruh işini bulmak kavramı maalesef bizim zihnimize enjektedilen ve asla doğru olmayan, o yüzden de bizi sürekli mutsuzluğa sürükleyen bir kavram. Hatta o kadar böyle ki bu podcast için notlarımı hazırlarken ilk satırımı görmenizi çok isterdim. Şöyle yazıyor. Ruh işi, çizgi, hayal kırıklığı. Yani o derece zihnimizde ruh işi kavramı eşittir hayal kırıklığı gibi. Yani benim zihnimde öyle. Neden olduğunu bu podcastta size uzun uzun anlatmak istiyorum.

Ruh işi kavramından bahsederken ne demek istiyorum? Yani ruh işi nedir? Bu ruh işi ile ilgili yanılgılar nereden geliyor? Ruh işi, bizim böyle hayatta bizi diğer insanlardan çok öte bir seviyede anlayan, aslında işte ruhumuzun diğer yarısıymış ama kaybolmuş ve biz sonunda onunla karşılaşmışız gibi hissettiğimiz, Ve kaderimizde yazılı olduğu için ne yaparsak yapalım, bizimle kalacak, bizimle olacak, işte yollarımız ayrılsa bile bir gün tekrar kavuşacağımız o insan ruh eşimiz. Geçtiğimiz günlerde böyle akşam vakti oyalanmak için kendi kendimize bir tane film bulmaya çalışıyorduk bir arkadaşımla. Netflix'te bir tane filme denk geldik.

Transkriptin tamamını oku

Ve film yine böyle işte 20 sene önce bir kere birlikte olmuş ama sonra arkadaş olmuş iki insanın aslında birbirlerinin ruh eşi olduklarını nasıl fark ettiklerini anlatıyordu. Bu filmi izleri sadece iki gün olmuşken ruh eşi konusunun çok doğru bir konu olduğunu düşündüm bugünkü podcast için. Çünkü filmi izlerken de hep aynı şeyler vardı aklımda. Yani bu bize hiç iyi hissettirmiyor.

Yani bir yerlerde işte bugüne kadar karşımıza çıkmış ya da... ...bizim türlü hatalarımızdan dolayı karşımıza çıkamamış... ...işte bir türlü kavuşamadığımız o ruh eşimiz... ...bir şekilde böyle doğru hamleler sonucunda... ...bizim karşımıza çıkacak ve biz... ...o anda böyle işte zaten havaya fişekler çakacak... ...ve bu insanla daha önce hiç... ...kimseyle kuramadığımız düzeyde bir iletişim kuracağız. ve o iletişim sonsuza kadar devam edecek gibi bir yanılgıya sahip oluyoruz. Ruh işi ile ilgili yapılan çalışmaların hiçbiri, bilimsel çalışmaların hiçbiri bununla ilgili olumlu bir şey söylemiyor diyerek başlayayım. Ruh işi kavramı aslında bize iyi gelmiyor, tam tersi bize zarar veriyor. Birincisi, ilişkilere yeteri kadar emek harcamamamıza sebep oluyor.

Neden derseniz, ben mesela bir insanla ilk buluşmamda, ikinci buluşmamda ondan çok üst düzey bir beklentiye sahip oluyorum. Yani bu insan beni inanılmaz iyi anlamalı. İşte mesela eğer ruh eşi kavramından neler beklediğime göre değişiyor. Tabii de mesela ben ruh eşimin benimle benzer işler yapmasını mı istiyorum, benzer yerlerden mi olmasını istiyorum, benzer Ailelerimi sahip olmayı istiyorum, benzer biriyim mesela. Sosyoekonomik statüyemi sahip olmayı bekliyorum. Bu beklentiler de benim ruh eşimi oluşturuyor. Nedense benim ruh eşim mesela, benim ruh eşim dünyanın bir ucunda yaşayan, işte 1.50 boyunda. Çok da zeki olmayan bir adam olamıyor mesela. Benim ruh eşim mutlaka benden uzun boylu, işte benimle benzer eğitim seviyesine sahip, hatta işte benden belki daha iyi olacak bir adam oluveriyor. Neden peki? Neden yani hani ruh eşi kavramı bu kadar rijit mi? Şimdi şu da var, ruh eşliği kavramına inandığım zaman, işte buluşmalarda karşımdaki insandan yüksek bir performans bekliyorum ve bir de böyle şey gibi, o kriterlerim kafamdaki aslında çok da yüzeysel olabilecek. Hepsi yüzeysel demiyorum, lütfen yanlış anlamayın ama aslında benim mutluluğumla doğrudan bağlantılı olmayabilecek demek istiyorum yüzeysel derken. Bu kriterler üzerinden ben karşımdaki insanı eliyorum ve hani bir sonrakine, bir sonrakine, bir sonrakine kaydırıyorum bir nevi insanı.

Dahası da mesela ilişkiye başladım diyelim ki yani bu insan benim ilk testlerimi geçti. Buluşma testlerimi diyelim geçti ve ben ilişkiye başladım. Bu sefer de şuna inanıyorum yani benim aslında bu ilişki için çok da emek harcamama gerek yok. Çünkü zaten biz birbirimiz için yaratılmışız. O yüzden de yani tartışsak da problem yaşasak da bu insan çekip gitse de zaten dönüp dolaşıp

Geleceği yer benim. Çünkü ben onun ruh eşiyim. O yüzden de o çabayı göstermiyorum. Beni anlaması için de çaba göstermiyorum. Çünkü madem ruh eşim, neden benim aklımı okuyamıyor? Neden benim ona bir şeyleri söylememe ihtiyacım var diye düşünmeye daha meyilli oluyorum.

Son olarak da aslında zaten mesela ilişki içerisinde de bir şeyler ters gittiğinde şöyle düşünüyorum. Demek ki benim ruh eşim değil. Yani ruh eşim olsaydı bizim böyle problemler yaşamamamız gerekirdi diye düşünüyorum. Yani her türlü duyuyorsanız beni hayal kırıklığına uğruyorum.

Burada zaten şöyle bir problem de var ruh eşi kavramıyla ilgili. Ruh eşinin benim her şeyim olmasını bekliyorum. Yani bu öyle bir insan ki mesela benim yani az önce bahsettiğim gibi böyle geçmişte falan da geçmişlerimiz itibariyle de böyle benzerlikler taşıyacağız. Ya da mesela aynı yerlerde büyümüş olacağız. Hayata aynı şekilde bakıyor olacağız. İşte aynı şekilde birbirimize temas etmek isteyeceğiz. Gelecek için tamamen aynı hedeflere sahip olacağız. Diyelim ki ben

İki çocuk istiyorum, o da öyle isteyecek. Yani mesela benim ruh eşim Allah muhafaza, çocuk istemeyen bir insan olamaz. Yani bütün özellikleri aynıysa ve ben çocuk istiyorsam o da istemiyorsa, o benim ruh eşim olamaz gibi bir yanılgıya bile sahip olabiliyorum bazen. Şimdi neden yılgı diyorum ve aslında bütün bunlar neden ruh işiyle hiç ilgili değil. Yani ben hayatta iki çocuk istiyor olabilirim ve bunun hiçbir kötülük yok. Tabii ki bu benim isteğim, beklentim, hayalim. Karşımdaki insanın böyle bir isteği, beklentisi, hayali olmayabilir. O noktada benim şunu düşünmem gerekir. Ben bu insanla... bir arada olduğunda ortak bir yol bulabilir miyiz? Ya da ikimiz gelecekte bir noktada beklentilerimizi ve hayallerimizi konuştuğumuzda hala anlaşamıyorsak o zaman ne yapabiliriz? Ama bunun karşımdaki insanın ruhişim olmasıyla hiçbir ilgisi yok aslında. Ya da karşımdaki insan gerçekten özel bir insan olabilir. Bugüne kadar benim karşıma geçmiş birçok insandan beni daha fazla anlayan ve benimle daha iyi bir yerden bağlantı kurmuş bir insan olabilir. Ama biz aynı hayallere sahip olmayabiliriz. O yüzden gelin ruh eşi demeyelim de beni daha iyi anlayan, beni diğer insanlardan daha farklı bir yerden yakalayan bir insan diyelim. Bu arada böyle bir insan olmak zorunda da değil. Yani dünya üzerinde bu kadar çok insan varken, mesela benim ruh eşimin benimle aynı şehirden olması mümkün mü? Benimle aynı ülkeden.

Bazen benimle aynı köyden. Böyle bir şey mümkün değil zaten. Yani bu kadar çok insan arasında benim kayıp ruhum benimle aynı sokakta mı büyüyor? Gerçekten böyle bu beklenti, bu hayal o kadar da olası değil. Düşündüğümüzde modern aşk kavramı o kadar geriye de gitmiyor aslında. Yani insanlar çok uzun yıllar kendi küçük dünyaları içerisinden

çoğunlukla da kendilerine uygun görülen eşlerle bir araya getirilmişler ve ilişki kurmuşlar ve devam etmişler hayatlarını. Yani benim ruh eşimi bulma çabam o kadar da geriye dayanmıyor. Bunca insan, bunca sene, bunca insanlık evrim tarihi içerisinde böyle bir şey yokken modern zamanlarda bir ruh eşi kavramı yaratmışız. Ya benim ruh eşim Fiji'de yaşıyorsa ve ben onunla asla kavuşamayacaksam.

Bilemiyoruz ki eğer böyle bir ruhlar ikiye ayrıldıysa ve biri oraya biri buraya gittiyse belki de sonsuza kadar bir araya gelmeyeceğiz. O zaman ben bu çok uzaklardaki ruh eşliğimi bulmaya çalışmaktansa benimle daha uyumlu, benim daha dünyadaki yerime ve görüşüme yakın olan bir insanla bir arada olsam daha iyi değil mi? Ve bu ilişki için çaba harcasam. The Good Place diye bir dizi var. İzlemediyseniz ne olur izleyin. Çok güzel bir dizi. Benim de çok sevdiğim dizilerden bir tanesi.

Orada bir cümle var. Size o cümleyi söylemek istiyorum. Çünkü bence ruh işi kavramını çok güzel tanımlıyor. Ruh işi varsa bile bu bulunan bir şey değil, yapılan bir şeydir. İnsanlar tanışır, birbirlerinden hoşlanır ve sonra emek verip bir ilişki inşa ederler.

Aslında ruh eşi tam olarak böyle bir şey. Yani ben karşımdaki insana bağlanmaya başladığımda, onunla adım adım yakınlaştığımda, onunla kendi dünyama dair bir şeyler paylaştığımda, daha iyi olmak için adım adım emek verdiğimde, o benim iyiliğim için, ben onun iyiliği için, ikimizle ilişkimizin iyiliği için çaba sarf ettiğinde, aslında biz zaman içerisinde birbirimizin eşi haline geliyoruz. Birbirimizin yol arkadaşı haline geliyoruz. Başlangıçtan böyle daha hiç emek harcamamışken iki insanın gerçekten birbirinin ruh işi olarak bir araya geldiği yanılgısı bizi çok zorluyor.

Bu bize dışarıdan getirilen, empoze edilen ve bir yandan da çok çekici geldiği için yani. Evet biri var ve şu uğraştığım insanlar gibi değil. Biri var beni o kadar iyi anlayacak ki biri var yani ben ona söylemeden benim isteklerimi kavrayacak biri var. Biz zaten hayattan hep aynı şeyleri isteyeceğiz. Aynı şeylerden hoşlanıyor olacağız. Bu düşünce o kadar güzel ve konforlu ki. Tabii ki öyle. Yani ben mesela 18 yıldır eşimle birlikteyim. Bu arada bunu bir TEDx konuşmasında çok detaylı anlatmıştım. Şimdi çok kısa bir özet geçeceğim buradan. Biz eşimle birbirimizi 9 yaşından beri tanıyoruz. Aynı sokakta büyümüşüz. Ve hayat bizi hep yollarımızı çok sık kesiştirdi. Ama biz 22-23 yaşında çıkmaya başladık. Ve yani o tekrar bir araya gelme serüvenimize baktığımızda... ...birçok insan için iki ruh eşinin birbirini bulması gibi gözükebilir. Yani çok romantize edilebilir bir hikayemiz var. Ama eşimle ben birbiriyle hiç uyumlu insanlar değildik başlangıçta. Bugün de yani hayata çok benzer bakıyoruz, evet. Ama mesela hayatta yapmayı keyif aldığımız şeyler birbiriyle o kadar da benzemiyor. Mesela biz ilk birlikte olmaya başladığımızda ikimizin hayata dair hayalleri birbirinden bir miktar farklıydı. Ama zaman içerisinde birbirimizi dinleyerek, anlayarak, bazen uyum sağlayarak, bazen kendimizden fedakarlık ederek, ikimizin de hayallerinin gerçek olması için çaba harcadık.

Bu bizi ruh eşi yapar mı? Bence hala yapmaz. Bu ilişkisi için emek vermiş iki insan yapar bizi. Ve şöyle bir şey de var. Biz bunca zamandır birlikteyiz ama ben bugün emek vermeyi kesersem ya da partnerim keserse... ...biz bir on yıl sonra bu kadar mutlu olmayabiliriz. Hiç mutlu olmayabiliriz.

Devam etmeyebiliriz. O yüzden aslında ruh eşi kavramına biraz da böyle bakmak lazım. Bir insan benim eşim olabilecek kapasitede bir insansa ve ben onunla hayatımı beraber kurmaya başladıysam, o çabayı sarf ediyorsam, o çabayı sarf ediyorum ve bitti diye bir şey yok aslında. O çaba ömürlük bir çaba. Yani aslında her seferinde bir yol ayrımında, her verdiğim kararda bir çatalın başında bu kararımı, şu kararımı vermeliyim diyorum. ve her seferinde ilişkim için de iyi olabilecek kararı vermeye çalışıyorum. Harcadığım çaba bununla ilgili. Eğer bunu yapmaktan vazgeçersem, bu insan benim için en uygun insansa bile, o insan benim hayatımda kalmaya devam edemiyor. Bir dakika burada duralım, biraz sonra devam edeceğiz beraber.

Şimdi bu emek harcama kısmına girerken şunu da söylemek istiyorum. Yani bir insana, bir ilişkiye emek harcadıkça o insan bizim için değerli hale geliyor. Küçük Prens'te de vardı bu. Yani gülü senin için değerli yapan, senin ona harcadığın emek aslında. O ilişkiyi senin için değerli yapan, senin her gün o ilişkinin ilerlemesi adına verdiğin karar. Ama burada fedakarlık konusuna da girmek istiyorum. Yani bu fedakarlık konusunu duygusal manipülasyonun ilk bölümünde de anlatmıştım biraz. Ben bu fedakarlığı ne için yapıyorum? Bu ilişki için yapıyor muyum? Ya da ben bu fedakarlığı kendimden ne kadar vazgeçerek yapıyorum? Bu benim gerçekten vazgeçmek istediğim bir yönüm mü? Bir kararım mı? Bir alanım mı? Bunlara da düşmemiz lazım.

Şu da var, yani karşımdaki insanla kurduğum iletişimin seviyesi... ...biraz benim farkındalığımla da ilişkili. Hatta biraz değil, çok ilişkili. Yani ben kendimi daha iyi tanıdıkça... ...ben kendim neyi nasıl ifade edebileceğimi keşfettikçe... ...ben kendimi, beni zorlayan iletişim konularında... ...daha fazla çaba harcamayı öğrendikçe... ...mesela diyelim ki ben bir sorunumu söyleyemiyorum... ...bu sorunumu söyleyebilmek üzerine çalıştıkça... aslında daha iyi iletişim kurabilir hale geliyorum. O yüzden de belki de yaşımız ilerledikçe kurduğumuz iletişim daha iyi hale gelebiliyor. Belki de o yüzden mesela daha sonra kurduğumuz ilişkilerde daha iyi anlaşılıyor gibi hissedebiliyoruz. Ben daha açıkça ifade ediyorum. Karşımdaki insan ben daha açıkça ifade ettiğim için beni daha iyi anlıyor. Ya da en azından mesela ben bir ilişkiden ne isterim, ne beklerim, ne beni mutsuz eder, bunları daha iyi belirlemiş oluyorum. Ama karşımdaki insanla bunun konuşmasını daha net

Daha erken aşamada işte o ruh eşimle karşılaştığım sandığım ilişkilerde hayal kırıklığına uğramam bu yüzden de mümkün. Ben kendimi yeterince tanıyor muyum ki karşımdaki insanın benim ruh eşim olduğunu anlayayım ya da anlamayayım? Yani belki bu insan bana benim taraflarımı ortaya çıkartabilmek için çok güzel bir alan verecek ama ben bu insana o imkanı sağlıyor muyum? Ya da onun yerine çok da önemli olmayan kriterler üzerinden ben bu insana hiç emek harcamadan bu insanı hayatımdan gönderiyor muyum? Bir de yani aslında ruh eşi kavramı ilişki içerisinde etkilen bir statü olmalı. Bunu biraz açmak istiyorum.

Ruh eşi, benim o insanla tırnak içerik içerisinde kavuştuğum, buluştuğum anda, o insanı atfettiğim bir kavram değil de, yıllar içerisinde geliştirdiğim bir kavram olduğunda çok güzel. Yani ben bu ilişkiye 20 yıldır emek harcıyorum, bu insan artık benim ruh eşim gibi oldu. Bu çok güzel bir şey. Çünkü ikimiz de buraya o emeği sarf etmişiz ve artık öyle hissedebiliyoruz gerçekten. Tabii ki ben herhangi bir insana o emeği harcadığımda o insan bu konuma gelemezdi. Yani karşımdaki insanı biricik kılan bir şey var tabii ki. Hatta gelin burada bu biriciklik üzerine de konuşalım. Ben bugün gizem olarak

Durul'la birlikteyim ve Gizem ve Durul'un ilişkisi kendi içinde biricik. Bugün Gizem, Durul'la değil de Ahmet'le birlikte olsaydı mesela, Ahmet'le olan ilişkisi, Durul'la olan ilişkisinden çok farklı olacaktı. Bunda Gizem'in de karakter özelliklerinin farklı olduğu noktasını bir hatırlatmak istiyorum. Neden derseniz, aslında hepimizin türlü türlü davranışlara kapasitesi var. Ama bu karşı taraf tarafından ne kadar tetikleniyor, karşı taraf tarafından buna ne kadar alan açılıyor, bu çok önemli. Yani ben mesela çok daha düşünceli bir insan haline gelmiş olabilirim Duruldu Olan ilişkimde. Ama mesela bir yandan da onunla olan ilişkimde çok daha bencil bir insan haline de gelmiş olabilirim. Yani Durul beni biraz da açan ya da kapatan insan. Aynı şekilde ben onun daha önce, daha önceki ilişkilerinde hiç yapmadığı şeyleri ona yaptırmayı başarmış insan da olabilirim. Yaptırmak derken bu arada zorlamak anlamında söylemiyorum. Yani ilişki içerisinde ona öyle bir motivasyon sağlamışımdır.

...ki öyle bir mesela şefkaç vermişimdir ki o daha önce hiç almadığı bir şefkatle... ..."Aa ben bunu bu insan için yapabilirim." demiştir. Yani bu benim için hayattaki en doğru insanın durulu olduğu anlamına gelmiyor... ...ama biz birbirimize emek harcarken zaman içerisinde birbirimiz için doğru olan insanlar haline geldiğimiz anlamına geliyor.

Ve bu şeyi de biraz açıklıyor, onu da o yüzden şu anda vurguluyorum. Mesela benimle olan ilişkisinde benim için bir şeyleri yapmamış bir insan, benden sonra biriyle birlikte oluyor ve onun için çok daha farklı şeyler yaptığını görüyorum ve hep şey diyorum. Ben o kadar özel değil miydim? Ben o kadar değerli değil miydim? Bu aslında benimle ilgili bir şey değil. Bu onların yeni kurduğu ilişkiyle ilgili bir şey. Belki biz doğru bir yerden iletişim kuramadık. Belki biz birbirimize doğru şekilde... ...bağ kuramadık, yaklaşamadık. Ama onlar başarabildi. Bu beni eski partnerimin yeni partnerinden daha değersiz... ...daha önemsiz ya da daha kötü hale getirmiyor. Baya zor bir cümle oldu ama dinleyenler beni anlamıştır eminim ki.

Şimdi podcast'ın bir noktasında şöyle bir şey söylemiştim. Ruh eşim benim her şeyim olmak zorunda mı gibi bir şey söylemiştim. Onu da biraz daha açmak istiyorum burada. Şöyle bir yerden. Şimdi biz romantik ilişki kavramı geliştikçe bu romantik aşk, modern aşkın romantik versiyonu. Modern aşk demek istemiyorum çünkü onun içerisinde biliyorsunuz yok bambaşka şeyler giriyor. Romantik aşkın modern versiyonunda partnerimin benim her şeyim olmasını bekliyorum. Bu ne demek? En yakın arkadaşım, işte aktivite partnerim, hatta belki iş ortağım, işte çocuğumun ebeveyni. Ama aslında birbirimizin her şeyi olmak o kadar zor bir şey ki. Yani ben karşımdaki insanla aynı aktiviteleri sevmek zorunda değilim. Onunla aynı keyif alma bakış açısına sahip olmak zorunda değilim. Belki mesela o evde pineklemekten çok hoşlanıyor. Ben dışarıda fink atmaktan çok hoşlanıyorum. Belki o aksiyon filmlerini seviyor. Ben romantik komedilere bayılıyorum. Allah'ım çok klişe örnekler verdim. Ama beni anladığınızı biliyorum. Aynı şeylerden zevk almıyor olabiliriz. Belki ben mesela denize girmeyi seviyorum da o tam bir şehir insanı. Ben daha böyle bahçede uğraşmayı seviyorum ama o toprağa dokunmak istemiyor. Verdiğim bütün örneklerin bizim ilişkimizden olması biraz üzücü ama söylemeye çalıştığım şey birbirimizin her şeyi olamayız.

Önemli olan ben bu insanda sağlam bir arkadaşlık bulabiliyor muyum? Ben bu insanda benim ilişkiye dair keyif aldığım şeyleri bulabiliyor muyum? Ben bu insanla vakit geçirdiğimde iyi ki onunla vakit geçirdim diyebiliyor muyum? Ben onunla uyumayı, uyanmayı, ben onunla hayal kurmayı, ben onunla gelecekte birlikte olma hayalini seviyor muyum? Bunlar çok önemli sorular. Yoksa bugün günümüzü nasıl geçirdik? Ya da yarın bütün günü birlikte mi geçireceğiz? Yoksa bugün kaç kere mesajlaştık? Bunlar hiç önemli şeyler değil. Bunların hepsi çok rahatlıkla konuşulup çözebilecek meseleler ve

Her anımızda bu insanın bizim yanımızda olmasını ve bizimle aynı şeyleri hissetmesini ve bizimle aynı şekilde düşünmesini beklemek de bu arada onun sınırlarını ihlal etmek anlamına geliyor. Bana hiç düşündüğünüzü bilmem. Ben kendim bile bunu çok geç fark ettim. Yani... ...daha önce... ...partnerimin... ...benim üzüldüğüm şeylere üzülmesini ya da benim sinirlendiğim şeylere... ...benimle aynı şekilde sinir olmasını bekliyordum. Sonra fark ettim ki... ...o benden başka bir insan. Bunu fark ettiğimi... ...söylemem belki komik gelebilirsiz ama... ...insan bir ilişki içerisinde sanki böyle... ...tek bir bireymiş gibi. Hep aynı şeyleri düşünmek ve hep aynı şeyleri hissetmek zorundaymış gibi hissedebiliyor. Bence... ...sonradan farkındalıkla...

...ayırt ettiğimiz bir şey. Yo, onun... ...geçmişi farklığı... ...hangi olaydan ne şekilde etkilenebileceği farklığı... ...benim sinirlendiğim bir şey... ...onu da hiçbir his yaratmayabiliyor... ...ya da onun sinirlendiği bir şey... ...ben böyle... ...ne kadar abarttı ya... ...öyle değil aslında diye düşünebiliyorum. Bunu düşünmem bu arada. İlla ona... ...çok abartıyorsun dememi gerektirmiyor. Buradan da... ...bambaşka bir kavram olan... ...aşırı dürüstlük yani böyle... ...İngilizcesi Brutal Honesty... ...yani böyle her şeyi... ...olabilecek en...

...saf, en doğru, en böyle... ...odun haliyle söylemeliyim kavramına... ...giriş yapacak gibi olmamı, durduracağım kendimi. Başka bir podcastta bunun hakkında konuşayım istiyorum. Ama şunu söyleyeceğim, yani aklımızdan geçen her şeyi... ...aklımızdan geçtiği en fitresiz haliyle karşımızdakini söylemek zorunda değiliz. Ama karşımızdaki insanın... ...bizimle de hep aynı şekilde düşünmesini ya da aynı şeyleri hissetmesini beklememeliyiz. Yine de Beklentiler podcast'inin özellikle ikinci yarısında üzerine konuştuğum... ...aklımızdan geçenleri karşımıza aktarmalıyız konusunu bu podcast'e de gündeme getirmek istiyorum. Çünkü o podcast'i dinlememiş olabilirsiniz ve buradaki bağlantıyı hepimiz duyalım istiyorum. Ben karşımdaki insana çaba harcarken, karşımdaki insanı... ...az önce kullandığım tabiri kullanacağım, ruh eşim haline getirirken yani o süreç içerisinde... Karşımdaki insana ilişkiden beklentilerimi, hayattan beklentilerimi, çocuklarımdan beklentilerimi, kendi anne babamdan beklentilerimi, dünyaya dair beklentilerimi aktarmalıyım. O bununla aynı şeyleri düşünmek zorunda değil. Bazı beklentilerimiz birbiriyle uyumlu olmayabilir. Bazı beklentilerimiz çatışıyor olabilir. Ama genelle baktığımda ben beklentilerimizin uyumuyla ilgili neyi hissediyorum?

Yani eğer birbirimizden çok başka şeyler bekliyorsak ve bu beklentileri herhangi bir şekilde uyum sağlayabilecek beklentiler değilse o zaman o ilişkide zaten çok vakit kaybetmemeliyim belki de. Ve bununla beraber ben beklentilerimi dile getirmezsem karşımdaki insanın benim hayattaki duruşumu veya isteklerimi anlayabilmesi mümkün değil. Ruh eşimde olsa aklımı okuma kapasitesi yok. Eğer ruh işi diye bir kavram olsaydı dahi karşımdaki insanın benim aklımı okuma kapasitesi hala olmazdı. Çünkü böyle bir yetenek yok. Benim hala karşımdaki insana bir şeyleri söyleyebilmem lazım. Ama şunu vurgulamak istiyorum. Bazı insanlar bize aklımızdan geçenleri söyleyebilmek konusunda daha fazla alan açıyorlar.

O insanlarla ben çok daha rahat konuşuyorum. O insanlara ben korkularımı, hayallerimi, isteklerimi çok daha rahat anlatıyorum. O insana, o insandan bir şey istediğimde, bunu söylediğimde bunu bir güçsüzlük olarak almıyorum ya da ona yine bir koz veriyormuşum gibi düşünmüyorum. Belki de işte böyle insanları bulmamız lazım. Ama bu ruh eşi değil. Bu kendini geliştirmiş, daha iyi diyalog kurabilen, aktif dinleme yapabilen insanlar. O yüzden de işte bu podcastlere çok ihtiyaç var veya psikolojiyle ilgili bilgilere çok ihtiyaç var. Ben farkındalık kazanayım, kendimle ilgili daha iyi bir yere geleyim. kendimi daha fazla keşfedeyim. Böylece aslında karşımdaki insanla daha iyi iletişim kurayım. Böylece de aslında daha mutlu bir ilişki sürdürüp hayatımda ilişkinin faydasını, keyfini daha çok elde edeyim diye. İyi ki bu podcastler var. Ben de böyle bir mecrada çalıştığım için sizlere bir şekilde ulaşmanın bir yolunu bulabildiğim için çok mutluyum.

Umarım bu ruh eşi kavramını beraber iyicene değişmişizdir. Sizin de aklınızda olan sorular cevaplanmıştır. Hayallerimizi bozmak hiç istemiyorum. Ben de ruh eşi kavramına inanarak büyüdüm. Ama bugün kendi kızıma ruh eşi kavramının olmadığını ona anlatarak onu büyütmek istiyorum. Çünkü...

...üzülmesini ve çok mutlu olabileceği ilişkileri kaçırmasını istemiyorum. İlişkiler için çaba harcamayı öğrenmesini istiyorum. O yüzden de aslında bu podcast'ta... ...daha mutlu olalım, daha iyi ilişkiler kuralım diye hepimizi bunu anlatıyorum. Herkese çok sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)