Podcast

410: Uzun Vadeli Yatırım Alternatifi: Su | Trend Topic #Neymiş

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Su kaynaklarımız giderek azalıyor. Azalan şeyin değerinin artacağını artık hepimiz biliyoruz. Bu haliyle, Türkiye’nin tüm derelerinin kamunun elinden çıkıp, sermayenin kontrolüne verilmesi gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Peki neden milyon dolarlar harcayıp, HES’ler inşa edilmektedir?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.568 kelime · ~8 dk okuma

Herkese merhaba. Sevgili dostlar önce kısa bir anonsum var. Sonunda tatile çıktık Zeynep'le. İki yıldır ilk defa. Karaburun'dan sevgiler diliyorum. Ben her türlü Tren Topu'ya devam ederim tatilden ediyordum. Fakat aklımdaki bölüm için yeterli kaynağım elimde yok. Kütüphanem de İstanbul'da kaldı. O yüzden bu hafta neymiş bölümleriyle idare ediverin. Kusuruma da bakmayın. Öpüyorum hepiniz.

Önceki neymiş bölümünde sizlerle Antep'e fıstık asadına gitmiştik. Bu bölümde ise madem ben tatildeyim Muğla'nın Fethiye ilçesine gidelim. Fethiye deyince aklınıza deniz, kum, güneş geliyor olabilir. Ama Fethiye'nin bir de dereleri var. Bu bölümde de odak konumuz dereler ve isyanlar olacak. Fethiye'de Söğütlü mahallesinin tek su kaynağı olan Bozuca deresine HES inşaatı kararı verilmiş, devlet su işleri 5 Ağustos'ta kararı köylülere tebliğ etmişti.

Fakat bu HES projesi jandarma ile köylüleri karşı karşıya getirdi. Jandarmanın köylülere muamelesi üzerine konu sosyal medyada da gündem oldu. Siyasi liderler konuya ilişkin açıklamalar yaptılar. Müdahale görüntüleri bu halk bunu hak edecek ne yaptı dedirecek cinsten gerçekten sinir bozucu. Yasaları çiğnenene şalak tutuluyor, izin veriliyor, müsaade ediliyor. Yasaları kurallara, uyuyanlara bu yapılıyor. Uyumayanlara işte korkuluyor, ona bir rahatım atılıyor. Devran böyle dönüyor artık. Yazıklar olsun. Suyumuza dokunmayın dedi. Evet. Fethiye'deki HES direnişi üzerine bu meseleyi yani HES'leri daha önce hiç konuşmadığımızı fark ettim. 400 küsür bölümlük bir seride böylesi önemli bir meseleyi hiç konuşmamış olmanın ayıbına da daha fazla katlanmayalım dedim. O halde ben Ozan Gündoğdu hazırsanız başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

HES denilen şey 90'larda ya da 2000'lerin başında duyduğumu hatırlamıyorum. En azından o yıllar için HES denmezdi, baraj denirdi. Muhtemelen siz de duymadınız. 2000 yılında, yani milenyumun başında Türkiye'de sadece 31 adet hidroelektrik santralleri varmış. Fakat bu santrallerin de sadece dokuzu barajlı olmayan akarsu HES'iymiş. Yani bugün HES dediğimiz şey aklımızda ne canlanıyorsa 23 yıl önce. Onlardan sadece 9 tane falan vardı yani.

Yani Atatürk Barajı'nı, Kebam Barajı'nı falan da HES saydığınız zaman toplam HES sayısı 2000 yılında 31. Fakat 2000'de 31 olan HES sayısı 2023'de 731'e çıkıyor. 23 yılda mevcut HES sayısını 23 katına çıkarıyoruz. Böyle bir büyüme üzerine konuşmaya değer. Çünkü bu büyümenin ne aşamada duracağı hakkında da düşünmeliyiz. Üstelik bu büyüme siyasal iktidarın da gurur duyduğu bir tablo.

Sayıları karşılaştırmaya devam edelim. HES sayısı 23 yılda 23 katına çıkıyor. Peki kurulu güç de aynı oranda artıyor mu? Bu kadar HES yapıyoruz da aynı oranda enerji üretim kapasitemiz de artıyor mu? Ona da bakalım. TIH, yani Türkiye Elektrik İletim AŞ'nin verilerine göre 2000 yılındaki mevcut 31S'in toplam kurulu gücü 9977 MW'mış.

Yani HES başına ortalama kurulu güç 321 megawatt ediyormuş. Peki 2023'te bu sayı ne? 2023'te faaliyet halindeki 731 HES'in toplam kurulu gücü 31.555 megawatt. Yani HES sayısı 23 kat artarken toplam elektrik kurulu gücü sadece 3 katına çıkmış. 2000'de 1 HES'in ortalama kurulu gücü 321 megawatt iken bugün HES'lerin ortalama kurulu gücü sadece 43 megawatt.

Peki neden böyle? Bunun nedeni ne? Çünkü son derece verimsiz, neredeyse elektrik üretmeyen, yüzlerce HES inşa edilmiş. Karşılaştırma yapmak için lütfen takip edin. Türkiye'nin en büyük hidroelektrik santrali Atatürk Barajı'dır. Bu barajın kurulu gücü 2405 megawatt'tır.

Buna karşın örneğin Kars'taki Arpaçay-Telek Hidroelektrik Santayeli'nin kurulu gücü 0.06 MW. Bakın Atatürk Barajı'naki 2405, Arpaçay-Telek HES'in 0.06 MW. Türkiye'deki 731 HES'in 189'u 5 MW'ın altında, 375'i 10 MW'ın altında kurulu güce sahip. Yani zaten HES kapasitesinin yarısından fazlası mini HES'lerden oluşuyor, mini HES'ler.

Başka bir ifadeyle 375 dereye, 375 dereye HES yapıyorsunuz ama bu 375 HES'in toplam kurulu gücü ancak 1,5 Atatürk barajı ediyor. Sayıları biraz daha gündelik hayata monte edelim. Sevgili dostlar, bir evin bir yıl boyunca ortalama elektrik tüketimi 2,5 megawatt saat kadarmış. Örneğin, Kars'taki Arpaçay TLK'sinin tam kapasite çalıştığını, 7.24 elektrik ürettiğini varsayalım. Öyle olması mümkün değil de hadi öyle olduğunu varsayalım. Bu durumda bile bu HES'lerin üretebileceği toplam elektrik, yaklaşık 219 evin elektrik tüketimine değer. Yani 219 evin elektrik tüketimi için bir dereyi borulardan geçirmek, sizce akılcı bir davranış mı? Burası yoruma muhtaçtır.

Bu arada bu sayılar tam kapasite varsayımıyla böyledir. Öyle ince derelere HES yapıldı ki, hakikaten akmayan, incecik derelere HES yapıldı ki, bu dereler yazın kuruyor. Yazın kuruduğu için bu yazın bu akarsu HES'leri çalışmıyor bile. Bir defa yaz mevsimlerinde, yani suyun az olduğu dönemlerde bu sistemler stop ediyor.

Çalışmayacak. Çalışmıyor. Böyle zaten anlayış. E iyi de köylüler ne diye karşı koyu bu estilere? Çünkü siz şunu yapıyorsunuz. Bir dereyi düşünün, hayal edin. Bu derenin %70'ini bir borunun içinden geçiriyorsunuz.

Buradaki tribünler aracılığıyla elektrik üretiyorsunuz, köylüye de derenin %30'unu bırakıyorsunuz. Zaten ilk bahar ve yaz aylarında o %30'da kalmıyor, kurumuş oluyor. Şimdi HES'lerin verimsiz olduğunu söyledik, burada kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde, madem bu HES'ler verimsiz, neden milyon dolarlar harcayıp bu kadar HES yapılmakta? Bu sorunun cevabını arayalım.

Şimdi köylülerin derelerine sahip çıkması normaldir. İnsanlar o suyu tüketiyorlar. Orası bir doğal yaşam alanı oluyor. Yani oraya sahip çıkılması son derece normal. İyi de madem HES'lerin büyük bir çoğunluğunun verimsiz olduğunu söyledik, öyleyse neden milyon dolarlar harcayıp HES'ler inşa edilmekte? Şimdi adam biraz buraya 120 milyon dolar harcamış arkadaşlar. Dağı delmiş, dağın içine girmiş.

İşte burada da HES'lere verilen teşvikler devreye giriyor. Elektrik alım garantisinden tutun da işte bu garanti bedellerinin piyasadaki elektrik fiyatlarından daha yüksek olmasına kadar türlü türlü teşvikler veriliyor. Yani bu kadar insanın 2000'li yıllardan sonra çılgınlar gibi HES inşaatlarına girişmesi boşuna değil. Para kazanıyorlar çünkü devletten çok büyük teşvik alıyorlar.

E-yenilenebilir enerji kaynağı da olduğu için bu HEST'ler ilave avantajları da oluyor. Mesela işte vergi avantajları oluyor en basitinden. Ucuz kredi erişimi vs. falan gibi.

Yani sermayenin HES yapması menfaati nedir? Köylünün de HES'lere karşı çıkması menfaati nedir? E zaten bu HES'leri yaptıranların da büyük çoğunluğu inşaat şirketidir. Onlar için daha hızlı operasyonlardır bu inşaatlar. O yüzden onların yapması normal. Şimdi köylünün neden karşı çıktığını anlıyoruz. Sermayedarın neden bu işe giriştiğini de anlıyoruz. O halde taraflara odaklanmayı bırakalım ve manzaraya biraz daha geniş ekrandan bakalım.

Türkiye'de 90'lı yıllarda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 4000 metreküp civarındaydı. Son 30 yılda bu sayı iklim krizi ve verimsiz surama metotları nedeniyle 1700 metreküpe kadar geriledi. Biz artık su zengini bir ülke değiliz. Su yok, sulu da değiliz ama su stresi yaşayan bir ülkeyiz. Eğer ki bin metre kütüğünde altına erilerse, o iyice artık su fakiri ülke olacağız. Verimsiz sulamaya tarımda plansızlığı da etleyelim. Mesela bu Konya Ovası'ndaki obrukları biliyorsunuzdur, daha önce görmüşsünüzdür. Neden böyle oluyor? E çünkü yer altı suları tarımsal sulamada kullanılıyor. Normalde Konya'nın geleneksel ürünü nedir? Buğdaydır. Buğday kuru tarımdır. Fakat ne yaptılar biliyor musunuz? Konya'da sulu tarım ürünü pancara teşvik verdiler. Dediler ki pancara ekerseniz şu kadar teşvik. İyi de pancarı sulamak gerekir. Konya'nın yeraltı sularını boşaltırsınız diye uzmanlar uyardı falan da dinleyen yok tabii. Sonuç ortada. Onlarca metrelik obruklar Konya'nın her yerini kaplamış durumda.

Tabii bunlar geçmişte 20 yılda bir oluşurken, günümüzde belki bir yılda 10-20 tane obruk oluşmaya başladı. Obrukların nedeni yeraltı sularını bitirmemiz. Sorun sadece İç Anadolu'da değil, Çukurova'da da görülüyor. Şimdi Devlet Su İşleri 6. Bölge Müdürlüğü'nün 24 Temmuz'da tarımsal su dağıtım yerlerine gönderdiği bir yazılı talimatı dinleyeceksiniz.

12 Temmuz 2024 tarihi itibariyle Seyhan Barajı'nda 371 hektometre küp sulamada kullanılabilir su bulunmaktadır. Bu miktar ancak çok yıllık bitkilerin su ihtiyaçlarını karşılayabileceğinden ve güzlük ekimi yapılması halinde çok yıllık bitkilere su verilmemesi riski olduğundan güzlük ekimi için su verilmesi mevcut su bütçesiyle mümkün görünmemektedir. Devlet su işlerinin çiftçilere gönderdiği bu talimatın Türkçesi şu. Diyor ki, eğer siz soğan, patates ve her türlü sebzeyi ekerseniz size verecek suyumuz kalmaz. Suyumuz sadece narancıyağaçlarına yetiyor. O yüzden geçmiş olsun bunları ekmeyin. Su yok yani sevgili dostlar, su yok. Peki, hesler suyu azaltıyor mu? Yani tümüyle azaltıyor diyemeyiz. Sürdürülebilir bir kaynaktır bu. Ama azaltmıyor demek de doğru değil. Yani HES'lerin sorunu suyu bitirmesi değil. Başka bir şey var burada. Suyun özelleşmesi sorunu var. Kafa açalım derken kastettiğim buydu. Biraz farklı bir bakış açısı geliştirmek istedim.

Özelleştirme deyince sadece kamuya ait fabrikaların özel sektöre satılmasını anlıyoruz. Halbuki mesele bu kadar basit değil. Özelleştirmeyi daha geniş anlamıyla piyasalaşmak olarak kullanabiliriz. Misal, kamuya ait bir fabrikanın özel sektöre devri özelleştirmedir. Peki ya? Yine kamuya ait bir su kaynağının özel sektöre devrine edemeliyiz. Bu da bir çeşit özelleştirme değil midir? Köylülerin ortak kullanımındaki suyun özel bir şirketin emrine verilmesi de bizzat özelleştirmedir.

Su kaynaklarımız giderek azalıyor. Azalan şeyin değerinin artacağını artık hepimiz biliyoruz. Bu haliyle Türkiye'nin tüm derelerinin kamunun elinden çıkıp sermayenin kontrolüne verilmesi gibi bir tehlikeyle de karşı karşıyayız. Hatta ne tehlikesi? Başımıza gelen budur şu anda. Michael Burry'i hiç duydunuz mu? Kendisi 2008 finansal krizinde volley'i vurmuş bir dahi fon yöneticisi. Gerçekten kahin diye bilinir. Nereden hatırlarsınız bu kişiyi? Belki izlediyseniz The Big Short filmi Michael Burry'nin hikayesini anlatır. Burry'nin uzun dönemli tek yatırımı var. O da ne biliyor musunuz? Su. Evet, su artık bir yatırım aracıdır ve suya yatırım yapan uzun vadede kazanacak.

Çünkü uzun vadeli düşünen herkes ilerleyen yıllarda suyun altından daha değerli olacağını biliyor ve biz sularımızı 3 kuruşluk elektrik üretecekler diye özel mülkiyete bırakıyoruz. Bu ya bilerek yaptığımız ya da bilmeden içine sokulduğumuz bir emperyalist proje. Dereler halkın olmalıdır, bu bilinçte olmazsak torunlarımız beddualarla anlayacaklar hepimizi. Biz bu estere karşı geldik diye vatan haini ilan ediyoruz. Yani eğer bu estere karşı, bu katliama karşı çıkan insanlar vatan haini ise ben de vatan hainiyim.

Bana kalırsa Hestlere karşı çıkan köylüler belki farkında değiller, belki sadece kendi suları için mücadele ettiklerini düşünüyorlar ama aslında hepimiz için mücadele ediyorlar. Jandarma, Hestlere karşı çıkan Fethiyelilere çok sert davranmış. Halbuki jandarma da bu halkın evladıdır. E madem bu kadar jandarma dedik, köylü dedik, özelleştirmeye de karşı çıktık, böyle bitirmezsek ayıp olacak. Jandarma biz sosyalistiz.

Dostuz yalnız biz sana Kurtuluşun bizimledir Elini uzatsana Benden bu kadar hadi eyvallah Kurtuluşun bizimledir Elini uzatsana

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)