
1.546 kelime · ~8 dk okuma
Herkese merhaba. Bu hafta tatili nedeniyle yarım saatlik bir tren topik hazırlamaya fırsatım olmadı. Bunun yerine, aslında bir tren topik bölümünü hak edecek kadar önemli bir meseleye giriş yapacağız. Konumuz, halkımızın canavarlaşmasıdır.
Ne demeye çalıştığımı daha önce uzun uzun anlatmıştım. Bu zorbalara karşı duyarcılar vs. bölümlerinde bu konuları işlemiştik. O yüzden belli bir temelin üzerine aslında bu bölümü inşa edeceğiz. Uzatmaya gerek yok. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Sadece son 48 saatte önüme düşen olaylardan kısaca bahsedeyim. Her biri birer üçüncü sayfa haberi gibi düşünülse de bir araya getirildiğinde toplumsal bir fotoğraf karşımıza beliriyor. İstanbul'da bir erkek, boşanma sürecinde olduğu söylenen eşini sokak ortasında kurşuna dizmiş mesela. Çocuklara sen bak tartışması kanlı bitti. Talihsiz kadını vahşice katletti. Bir de üstüne ambulansın sokağa girmesini engelledi. Görüntüler gerçekten korkunç. Hepinizi etkilediğine eminim. Bu yüzden bu yayının bir podcast içeriği olmasından memnunum. Bu olayın ertesi günü Eskişehir'de 18 yaşında bir psikopat üzerine ekipmanlarını giyiyor, bıçağını ve baltasını alıyor ve sokaktan geçen alelade 7 kişiyi yaralıyor. Üstelik bunları da görüntülüyor ve internette yayınlıyor.
Eskişehir'de yüzüne maske takıp, hücum yeleği giyen 18 yaşındaki saldırgan bıçak ve baltayla 5 kişiyi yaraladı değerli izleyenler. O anları sosyal medya hesabından da canlı yayınladı. Numune bir psikopatlıktır bu. Batıda gördüğümüze benzer bir psikopatlıktır. Yani Batı tipi bir psikopatlık.
Az şey değil, nefrete bu kadar cesaret verirseniz aklını kaybetmiş bir ergenin sokağa çıkıp katliama yeltenmesi tırnak içinde söylüyorum normaldir. Kardeşinizin eşiyle nasıl bir ilişkiniz olur? Yani alalade bir gündelik hayat içinde kardeşinizin eşiyle ilişkiniz ne ölçüdedir? Nasıl bir ilişkinin neticesinde yengenizi 24 yerinden bıçaklarsınız? Edinilen bilgiye göre, Mustafa Demir, arazi anlaşmazlığı yüzünden kardeşinin eşi 3 çocuk annesi Fatma Demir'i 24 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Medya tabi manşeti bulmuş, yenge cinayeti. İnsanlar da çekirdekçitler gibi izliyor bu vahşeti. 24 yerinden bıçaklanmış kadın ve olay yerinde can vermiş. Trafik kavgaları falan vakayı adiyeden. Artık her gün tanık olduğumuz şeyler bunlar. En son İstanbul'da bir park kavgası, bir baba ve oğlunun ölümüyle sonuçlanıyor. İstanbul Bayrampaşa'da çıkan park kavgası kanla bitti. Emlakçılık yapan baba oğul kavga ettikleri kişi tarafından silahla vurularak öldürüldü.
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama size de daha fazla yüklenmeyelim. Canavarlaşıyoruz. Tüm bunları yapabilmek için canavarlaşmak gerekir ve belli ki biz canavarlaşıyoruz. Bakın, toplum dediğiniz şey bireylerin toplamı değildir. Toplum ayrı bir organizmadır. Bu toplumun parçası olan sizler de bu canavarlaşmadan nasibinizi alıyorsunuz. Ben de zorbalaşıyorum, siz de zorbalaşıyorsunuz.
İnsani özelliklerimiz aşınıyor ve canavarlaşıyoruz. Bu toplumsal bir hadisedir. Türkiye'nin her yerinden köpek katliamı haberleri geliyor. Tam olarak böyle olacağını, iki hafta önce meclisten geçen yasanın psikopatlara cesaret vereceğini defalarca kez söyledik. Şimdilerde sosyal medya işkence görmüş köpek görselleriyle dolu.
Kiminin ağzı bağlanmış, aç susuz ölmesi beklenmiş. Kiminin patileri kesilmiş, can vermesi beklenmiş. Sokak köpeklerine dönük katliam haberlerinin, insani reaksiyonları henüz bitmemiş herkesi üzdüğünü düşünüyorum. Fakat enteresan bir gelişme var sosyal medyada. Bu vaziyete parmak basan, yani bu canavarlaşma sürecine parmak basan yazarlar, genç kesimlerin bir kısmının alay ettiği kişilere dönüşebiliyor. Mesela köpeklerin zehirlenerek can çekiştiği bir görüntüyü paylaşıyorsun ve şöyle denebiliyor.
Ah Ozan ah! Dünya senin gibi hassas kalpler için çok zor. Hassas kalpli ya da pembe popolu ya da ılık su solcusu. Bunların sadece Türkiye'de popülerleştiği düşünülmesin. Reddit gibi, 4chan gibi, Twitter gibi sosyal medya mecralarında organize olan nefret gruplarının dünyanın her yerindeki lügatı bu şekildedir. Bizde hassas kalpli pembe popolu deniyor, İngilizcede snowflake yani kar tanesi diyorlar. Bu ifadenin ilhamını da Fight Club filminde Tyler Durden'ın konuşması veriyor.
Sizler özel değilsiniz. Sizler güzel ve eşsiz bir kar tanesi değilsiniz. Siz, diğer her şey gibi bir organizmasınız. Köpeklerin öldürülmesine sevinen 18-19 yaşında gençler görüyorum. Muhtemelen gözlerinin önünde yaşansa bu şiddet, öğüre öğüre kusacaklar ama sosyal medyada zorbalığı savunmak muhtemelen daha cool geliyor onlara. Düzen dışı bir arayış içindeler çünkü düzenin çözüldüğünü görüyorlar fakat düzen dışı arayışı soldan değil de zaten aşırı sağcılaşmış düzenin daha da sağından arayınca zorbalık aleladeleşiyor. Barton'da iki psikopat bir sokak köpeğini hedef tahtası yapıp köpeğin üzerine mermi boca etmişler.
Bunun üzerine hayvanın ciyaklaması Seda Kaya adlı bir yurttaşı tetiklemiş ve köpeğin tedavisini üstlenmiş. Sosyal medyada olay yankı bulunca şarkıcı Hande Yener köpeği sahiplenmiş. Böylece haber konvansiyonel medyaya da sıçramış. Deberan'ın haber ajansında Seda Hanım'a mikrofon uzatmış.
Bir kere bu çocuk yarım kaldı, hani bir bahçede bakılamaz, sokakta bakılamaz artık. Hani bundan sonraki süreçte ne yaparım, ne ederim derken bana sosyal medyadan Hande Yener ulaştı. Tabii inanamadım, çok sevindim, çok mutlu oldum. Aslında bu bölümün ilhamını veren olay da budur. Bir köpeğin hedef tahtası yapılarak üzerine ateş edilmesi meselesi. Gelin size bir anımı anlatayım ama önce kısa bir ara.
Size daha önce de paylaşmıştım. 2011'in yarısından fazlasını Sincan-L tipi cezaevinde geçirdim. Uzun uzun nedenini anlatmayayım. Daha önce anlatmıştım. Merak edenler google'layabilirler ama.
Bilmeyenler için söyleyeyim, L tipi cezaevlerinde koğuşlar suçlara göre organize edilir. Mesela tecavüz suçu, uyuşturucu suçu, gaz suçu vs. vs. Benim suçuma uygun bir koğuş bulunamayınca... Benim suçum gösteri yürüyüş kanununa muhalefetti bu arada. Benim suçuma uygun bir koğuş bulunamayınca uzun süre tecritte kaldım. 201911 sayılı kanuna muhalefet, yani gösteri yürüyüş kanuna muhalefetten tutuklanan Türkiye'deki ilk kişi bizdik sanırım.
Sonra beni yaralama cinayet koğuşuna sevk ettiler ama. Yani neden yaralama cinayet koğuşu? Çünkü işte olayda yaralananlar da vardı. Koğuşumuz 21 kişilikti. Bu 21 kişinin kaldığı koğuş kendi içinde 7 kabine ayrılıyordu. Kabinlerde 3'er kişilikti. Kabinlerin içinde bir yatak ve bir ranza var. Ben üst ranzada kalıyorum. Benim altımda yatan da Doğan diye biri. Suçu sasçalmak değil, her yol var Doğan'da. Bileğinden omzuna kadar façalar.
Kolun bir kısmı kül tablası gibi. Neden? Sigara söndürülmüş çünkü her yerde izi var böyle. Doğan tüm şiddet dolu hayatının içinde Ankara Dikmen'de hasım sahibi olmuş. Bir gece hasımlarıyla karşılaşıyorlar, silahlar çekiliyor. O esnada Doğan'ın barettasından üç el ateş ediliyor.
Mermilerden biri o esnada oradaki bakkalda alışveriş yapan 15 yaşında bir kızın arkadan beline geliyor. Kızın böbreği alınmak zorunda kalıyor. Aile şikayetçi Doğan da hapiste. Ben hapse girdiğimde Doğan da 3 yıldır oradaydı. Davası devam ediyordu. Cezaevinde her mahkum kendisini oyalayacak bir şeyler bulur. Kimi bulmacaya merak salar, kimi boncuktan kuş yapar, kimi satranç oynar, kimi bisküviden aldığı hapları içer uyur. Doğan ne yapıyordu biliyor musunuz?
Sürekli namaz kılıyordu. Sürekli secdedeydi. Ben hayatım boyunca böyle namaz kılan kimse görmemiştim. Evet yanlış duymadınız. Saatlerce namaz kılardı Doğan. Namaz kılmadığı zamanlarda da Kur'an okurdu. Yanlış anlamayın. Namaz kılan görmedim demedim. Doğan gibi namaz kılanını görmedim. İnsan saatlerce namaz kılar mı? Bir başlıyor öğlen namaza, başını kaldırdığında saat dört olmuş. Hadi ikindiyi kılalım. Nedir bunun nedeni peki? Bir yıl kadar önce koğuşa bir imam gelmiş. Bu da sormuş imama.
Şimdi sayın hocam, ben daha önce hiç namaz kılmadım. Evet, yaşım da 37 oldu. Ne yapmalıyım ben? Nasıl telafi edebilirim bunu? Hoca da demiş ki, pek tabii telafi edebilirsin. Bunu uçağına erdiğinden bu yana atladığın namazları da niyet edip kılabilirsin. Doğan da alıyor takvimi önüne, hesaplıyor atladığı namazları, sonra başlıyor namaza. Bir insan günde 8-9 saat namaz kılar mı ya? Gözlerimle gördüm kılıyor. Bu kişinin bir modern hukuk bilinci yok bu arada. Okuma yazması böyle heceleye heceleye.
Peki neden bu kadar çok namaz kılıyor? Yani dışarıda da böyle miymiş? Çünkü yaşadıklarının Allah'ın bir cezası olduğunu düşünüyor. Dışarıda böyle değildir. İçeri girdikten sonra oluyor. Haliyle Allah'a kendisini affettirebilirse mahkemeden de yırtacağını varsayıyor. Peki Allah katında vicdan azabı çektiği olay ne? Haftalarca bunu merak ettim durdum. Namaz kılmadığı zamanlarda Doğan'la çay içerdik. O söylerdi bana, Allah'ın cezası bu Ozan derdi. Öyle kolay değil affettirebilmek. Az şey yapmadım. İnsana da sorulmaz, ne yaptın kardeşim diye sorulmaz. Bu bir cezaevi raconudur yani. İnsanlar birbirinin iddianamesini bile okumazlar. O yüzden ben de sormuyordum. Ne zaman anlatmak isterse anlatır. Doğan'ın dışarıdaki hayatı oldukça hareketliydi. Uyuşturucu var, gasp var, hırsızlık var. Tam bir suç makinesi yani. Ne yaptın Doğan diye sorunca keyifle icraatlarını anlatırdım. Yaşlı bir amcanın evine girmiş, bir bal yapı arayıp yukkalamış, birinde kafası güzel parkta elemanın birini gasp etmiş, hasımlarını da vuramadığı için bin pişman. Bunların hiçbiri Doğan'da bir vicdan azabı yaratmamıştı. Allah'tan bu yaptıkları için af diliyor gibi değildi. Fakat bir vicdan azabı da yaşadığı belliydi.
Saatlerce namaz kılması da bundandı. İlk birkaç hafta derdini dinleyemedim. Zaten racondur dedim ya. Herkese içini dökmemek gerekir, herkese de neyin var diye soramazsın. Aradan zaman geçti, benim iddianame gelince orada kalıcı olduğum da anlaşıldı.
Böylece Doğan'la daha yakın olduk. Bir gün yine Doğan'la çay içiyoruz. Doğan ezan saatini bekliyor. Yine böyle bir yaz günüydü. Ben Mayıs'ta hapse girdiğime göre belki de Ağustos zamanıydı. O gün Doğan'ın derdini anladım. Aklında tek bir olay vardı Doğan'ın. Dickman Park'ında hap atmışlar, kafaları da çekmişler, dünya dönüyor. Bunların da belinde silahlar.
O esnada parkta bir köpek beliriveriyor. Doğan köpeği görüyor ve arkadaşına, şu köpeği vurabilir misin la diye soruyor. Arkadaşı tereddüt etmeden çekiyor silahını, köpeğe ateş ediyor. Köpek cıyaklaya cıyaklaya yere yatıyor. Aldığı yer ölümcül değil ama can çekişiyor hayvan. Doğan da gidiyor, kafasına sıkıyor köpeğin. Acısı dinsin diye değil. Çünkü diyor ki, belki hayvanı tedavi edebilirlerdi, yarası derin değildi, yine de vurdum hayvanı, kafam güzeldi. Köpeğin son bakışları gözümün önünden gitmiyor Ozan deyip dururdu.
Alt katında yattığı için kabuslarında da o köpeği gördüğünü bilirim. Doğan iyi bir adam değildi. Yaşadıkları, onun hepimiz gibi bir hayat sürmesine engel olmuştu. Ama Allah katında işlediği en büyük günahın, o masum köpeği öldürmek olduğunu düşünürdü. Bir gün mahkemeden geldi. 10 yıl 8 ay ceza almıştı. O gün namazı bıraktı Doğan. Affettirememişti Allah kendini. Kıssadan ise, insani olanla diretmek gerekir. İnsani olanla alay etmemek gerekir. İnsani olanı terk etmemek gerekir.
Zorbalığa prim vermeyelim. Benden bu kadar. Hadi eyvallah.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.