
3.894 kelime · ~19 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 20 Ağustos'ta alıyoruz. Son kaydımızdan bu yana bir hafta geçmiş, hatta son Tren Topik bölümünden bu yana iki hafta geçmiş. Ben de biliyorsunuz tatildeydim. Herhalde gündem hızlanmak için benim tatile çıkmamı bekledi. Aslında tatilde olmasam hemen her güne birer Tren Topik neymiş bölümü hazırlanabilirmiş. Yani gündem çok etliydi, hızlı bir haftaydı.
Ne oldu derseniz ben kendimce önemli bulduklarımı kısa kısa paylaşayım. 15 Ağustos. Mahmut Abbas Türkiye'ye geldi, mecliste konuşma yaptı. Valla üzerine konuşulur da kısa konuşsam olmaz, uzun konuşsak vakit yok ama enteresan meseleydi. Belki ilerleyen zamanlarda bir fırsat bulursak konuşabiliriz ama size tavsiyem geçen yıl kaydettiğimiz İsrail nasıl kuruldu ve Filistin direniş tarihi bölümlerini dinlemeniz olur.
Onları da açıklamalar kısmına bırakıyorum. Başka neler var? Dilruba Hanım var mesela. Kesin duymuş ya da görmüşsünüzdür, bir sokak röportajındaki ifadeleri nedeniyle hala cezaevindeki kendisi. Bir gece oluyor, İstanbul Sözleşmesi kalkıyor. Bir gece oluyor, Instagram'ı kapatıyor, sosyal medyayı kapatıyor. Yani tamam anladık, ülke buna teslim edildi de babasının çiftliği değil yani. Pek çoğumuzun hak vereceği bir konuşmaydı. Belki bir kısmımız katılmasa bile yapılanı haksız bulduğu bir olaydı. Fakat içimizden sadece en zorbalaşmış, bu düzenin en çok yozlaştırdığı kesimler Dilruba Hanım'ın tutukluluğuna sevinebiliyor. Gerçekten bu kesimlerle beraber yaşamak
Bilmiyorum mümkün mü? Son derece sinir bozucu. Bu mesele üzerine de uzun konuşulur. Zirruba Hanım neden tutuklu? Belli ki bu sayede muhalif kesimlere gözdağı veriliyor. Ama Erdoğancı kesimlere de hala bir devletin var olduğu hatırlatılmış oluyor.
Dilruba Hanım'ın tutuklanması dedik, Mahmut Abbas'ın mecliste konuşması dedik, başka ne kaldı? E tabii bizim iki adet sürekli tren topiğimiz var, bu sürekli tren topikler. Birisi Fatih Altaylı, adam her gün tren topik. Ama bu onun başarısıdır, kıskananlar çatlasın ne diyelim. Günlük bir yayını yarım milyondan fazla insan takip ediyor. Altaylı'yı sevin ya da sevmeyin ama yaptığı az şey değil. Fakat Fatih Altaylı bu sefer Kılıçdaroğlu ile birbirine daldı. Altaylı, Kılıçdaroğlu için AKP'nin ajanı deyince, Kılıçdaroğlu Twitter'da açtı ağzını, yumdu gözünü, üstü bu son derece sertti. X hesabından yaptığı paylaşımına, merkepler adam olur sen olamazsın sözleriyle başladı Kılıçdaroğlu. Altaylı'nın patronların satılık elemanı olduğunu örneğe sürdü. Kendisine yöneltilen rüşvet iddialarına karşı parayla işim olsa seni satın alır saraya karşı bağlardım. Kalemin, ruhun satılık, hatta küfür yuvası ağzın bile satılık dedi.
Bu konu üzerine de uzun uzun konuşulur. Muhalif medya nedir, ne haldedir, kimi kurumsal, kimi alternatif, muhalif olduğunu beyan eden medyanın hali nicedir? Bunları konuşmayı, bu zamana dek gördüklerimi, işittiklerimi size anlatmayı çok ama çok isterim. Fakat gündemin hızlığı buna izin vermedi henüz, belki başka zaman. Çünkü bir de her haftanın değişmeyen Tren Topik'i var. Yani hiçbir hafta sekmez. Her hafta listede bir numarada mutlaka bir gün görürüz. Kim efendim o? Ali Koç. Kimi dinleyicilerimiz sosyal medyayı hiç takip etmediği için sosyal medya gündemini Tren Topik serisinden takip ediyorlar? Onlara söyleyelim. Sevgili dostlar hiç sekmez. Her hafta Ali ve Tren Topik'te.
Bir gerginlik haberi de spor dünyasından geldi. Fenerbahçe başkanı Ali Koç, Göztepe deplasmanında saldırıya uğradı, itildi ve yere düştü. Görüntüler utanç verici. Holiganlık, fanatizm gerçekten mankurtlaşmadır. Göztepe taraftarını da bilirim. Onlar da fanatiktir, az değildir onlar da. Ama İzmir'i de bilirim.
Orada doğdum, orada büyüdüm. İzmir bir futbol kentidir ama takımları Süper Lig'de değildir. Bu da İzmirli'nin içinde uhdedir. Gururlu da bir kenttir. O yüzden İstanbul takımlarıyla verdikleri mücadeleye daha ateşli olur İzmir kulüpleri. Yıllar sonra kente gelen ilk takım Fenerbahçe'di çünkü İzmir'in Süper Lig'de maalesef temsilcisi yoktu. Bu haliyle İzmir'in heyecanını tahmin edebiliyorum büyüdüğüm kent olduğu için.
Açıkçası bu konu üzerine de yani Ali Koç üzerine de uzun uzun konuşulur. Ali Koç'un davranışının veya davranışlarının ya da genel olarak Ali Koç fenomeninin normal olduğunu, olağan olduğunu düşünmek için Fenerbahçe taraftarı olmak gerekiyor. Bakın normal bir fenomen değil bu. Fenerbahçe taraftarları bana kızabilirler ama taraftarlık motivasyonuyla zihnini bulandırmayan dinleyicilerimiz beni anlayacaktır. Zaten bence beni anlamayı bırakın, bence öyle düşünüyorlardır. Durum şu, maç devam ederken, hele hele takımınız iki gol üst üste atmışken, dahası rakip tarafı morali ve siniri alt üstken, Üstelik siz de deplasmandayken, nedeni her ne olursa olsun, altını çiziyorum bakın, nedeni her ne olursa olsun, attığınız ikinci golden sonra sahaya inmek doğru bir davranış değildir. Bu davranışın neticesinde yapılanları olumlamıyorum, bakın yanlış, görüntüler utanç verici. Elbette bu görüntüleri onaylamak mümkün değil.
Sahaya inmek hakkınız mıdır, orasını bilemem. Onunla ilgili konuşmuyorum. Sahaya inme gerekçiniz haklı mıdır, orasını da bilemem. Ama şunu bilirim bakın. Bu yapılan en hafif ifadeyle sorumsuzca bir davranıştır. Türkiye bunca önemli sorunla boğuşurken bir yıl daha Ali Koço her hafta tartışacak. Bence buna Ali Bey'in de hakkı yok. TV100'de yayınlanan Ersin Düzen'in sunduğu saha dışı programında Haluk Yürekli'nin dediklerine ben de katılıyorum.
burada ben bu meselenin bundan sonrası için milat olacaksa abi bu görevlerde olan insan Murat mesela ben gördüğüm en fanatik Fenerbahçelilerden birisi ama bu işi yaparken o fanatizmden uzaklaşması lazım belli oranda objektifliğe dönmesi lazım çünkü bu işi yapıyor Fenerbahçe kulübü başkanı artık o taraftar kimliğinde bir yere koyması lazım ama o başkan sorumluluğunda davranıyor olması lazım artık Fenerbahçe'nin ya da Galatasaray'ın ya da Beşiktaş'ın oligan başkanı olamaz. Fenerbahçe Türkiye'nin en büyük sivil toplum kuruluşudur desek yanlış olmaz. Ben Beşiktaşlıyım ama şunu kabul ediyorum, çok güçlü ve büyük bir cami ya Fenerbahçe. Dilim varmıyor söylemeye de Beşiktaş'tan da daha güçlüdür yani. hem mali olarak hem taraftarların yaygınlığı olarak. O halde on milyonlarca taraftarı olan yüz küsur yıllık büyük bir camianın, üstelik holiganizm bu kadar ileri seviyedeyken, başkanlığını üstlenmişseniz sizden asgari ölçülerde sorumu davranmanız beklenir. Bence Fenerbahçeliler de bana hak verecektir.
Hele hele sahaya girerken bir de yanınızda silahlı korumanızla bunu yapıyorsanız, bu bence sorumsuzluktan da öte bir davranış olur. 3-5 kendini bilmez fanatik sahaya atlayıp daha sert tepki göstermeye kalksa, o silah ateşlense, bunun sorumluluğunu kim alacaktı Allah aşkına? Ya hayır bir de mesele politikleşti, Ali Koç'u eleştiren FETÖ'cü oluveriyor, onu da neden alıyor anlamış değilim. Hatta Ali Koç'u desteklemiyorsanız muhalif de olamıyorsun, düzenin adamısınız demek ki. Öyle ya Ali Bey, nizamı karşısına almış, cumhuriyet için mücadele ediyor.
Neyse, bu konuyu daha çok konuşuruz çünkü belli ki daha 36 haftada, 36 kez daha trend topik olacak Ali Bey. Ama Ali Koç, Fenerbahçelerin sempatisini kazanırken, diğer kulüp taraftarlarının da aynı şekilde antipatisini topluyor. Ben bu meselelere çok girmek istemiyorum ama toplumsal bir vakaya dönüştü, artık konuşmak durumunda kalıyoruz. Ali Koç üzerine biriken antipati de Fenerbahçe taraftarları tarafından Fenerbahçe düşmanlığı şeklinde yorumlanınca kızılca kıyamet kopuyor. Fenerbahçe düşmanlığı değil Ali Koç antipatisi bu. Bunu Fenerbahçelilerin de üzerine düşünmesini isterim. Çünkü Ali Koç'un gücü Fenerbahçelilerden kaynaklanıyor.
Çenem düştü, özür dilerim. Bu hafta sizlere anlatacağım konu Felerbahçe falan değil. Bu hafta sizlere anlatacağımız konu Alpay Özalan üzerinden muhalefetin durumu olacak. Muhalefeti uzun süredir hiç konuşmuyoruz. Artık bu hafta muhalefete bir kapı aralayalım. Alpay'ı uzun uzun konuşmaya gerek yok ama muhalefeti biraz ele alalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Bölümün başlığının ilhamını Emin Çolaşan'ın 80'li yıllarda yazdığı... ..."Turgut Nereden Koşuyor?" kitabı verdi. Kitabın kapak fotoğrafını da hatırlıyorum. Turgut Özel bir atlet üniforması giyinmiş. Engellerden atlıyor böyle ama engeller de anayasa, bütçe, mahkemeler falan. Böyle bir karikatür yani. Peki Özgür Özel nereden koşuyor? 8 Kasım 2023'den beri CHP'nin bir numaralı ismi Özgür Özel.
İlk genel başkan olduğunda üzerine konuşmak için erken olduğunu, kendisine belli bir miktar kredi açılması gerektiğini söylemiştim. İlk fırsatta onu eleştirmek haksızlık olurdu. Üstelik yönetmesi bir hayli zor olan CHP gibi bir partinin başındaysa, bu kişiye biraz tolerans göstermek yanlış olmazdı. O yüzden yaklaşık 10 aydır Özgür Özel'in performansına ilişkin neredeyse hiç konuşmadım. Ama aradan geçen 10 aylık sürede bu konu hakkında artık konuşabilecek kadar done olduğunu düşündüm. Hele ki 16 Ağustos günü meclisteki Canatalay oturumunda Özgür Özel'in tavrından sonra.
Bilmeyenler için hadi gelin anlatayım. Anayasa Mahkemesi Tipin Hatay Milletvekili Tutuklucan Atalay için 1 Ağustos'ta enteresan bir karar yayınladı. AYM özetle diyordu ki, Yargıtay'ın kararının mecliste okunması yok hükmündedir. Atalay'ın vekilliği düşmemiştir.
Anayasa Mahkemesi Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi'nin Atalay'la ilgili hak ilahi kararı uygulamasına ilişkin kararın hukuki değerden yoksun olduğuna ve bu kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda okunmasıyla Atalay'ın vekilliğinin düşmüş sayılmayacağına karar verdi. AYM'nin bu kararı üzerine muhalefet partileri meclisi olağanüstü toplantıya çağırdı. Toplantı günü olarak da 16 Ağustos belirlendi. Toplantıya başkanlık etme sırası teamüllere göre CHP'li başkan vekili Gülüzer Biçer Karaca'daydı. Teamül budur. Dört meclis başkan vekili var. Bunlar mecliste grubu olan partilerden oluşuyor. Önce sıra AKP'de, sonra CHP'de, sonra DEM'de, sonra MHP'de böyle sırayla dönüyorlar. Nöbet böyle işliyor. Teamüllere göre sıra Gülüzer Biçer Karaca'daydı. Gülüzer Hanım bu konu üzerine 16 Ağustos sabahı Tele1'e konuşmuş. Orada da durumu bir de kendisi izah etmiş, dinleyelim.
Nöbette gelen sıra Cumhuriyet Halk Partisi'nin meclis başkan vekili olarak bende olması gerekirken gelen yazı Sayın Bekir Bozdağ'a ait görevlendirme yazısıydı. Tabii ne değişirdi? Değişebilirdi birçok şey. Meclis oturumlarına kimin başkanlık edeceğini belirleme etkisi, meclis iş tüzüğüne göre meclis başkanında. Kabul. Fakat, meclis başkanı her gün yeni birini tayin etmiyor. Bugün sen yönet, bugün sen yönet demiyor. Teamüller işletiliyor. Sırayla yönetiliyor oturumlar. Olağan oturumlarda bu şekilde, olağanüstü oturumlarda. Fakat her nedense, Can Atalay'a ilişkin bu özel oturumda, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş yetkisini kullanıyor ve Gülüzer Biçer Karaca'nın nöbet sırasını değiştiriyor. Bekir Bozdağ ise daha önce Yargıtay'ın, Atalay'ın meclis üyeliğini düşüren kararını mecliste okunan adam. Yani sembolik bir tip. 30 Ocak'taki oturumda da aynısı oldu. Bekir Bozdağ hınçla, fanatikçe yönettiği o günkü oturumda herkesin sinirlerini zıplata zıplata okuttu o kararı. O dönem tip başkanı Erkan Baş'ın konuşması da gündem olmuştu. O konuşmayı bir hatırlayalım.
Ama açık konuşacağım kusura bakmayın. Numan Kurtulmuş okumuyor. Okunduğu gün ülkede bulunmuyor. Celaladan okumuyor. Sırrı Süreyya'ndan okumuyor. Gülizar Hanım okumuyor. Bekir Bozdağ okuyor. Bu da tarihin bize bir ironisidir. Hak ediyor okumayı çünkü. O hak ediyor okumayı. Mafyada böyle yaparlar. Bazen suçlu olduklarını, bildiklerini yanlarında tutarlar ve en pis işleri onlara yaptırırlar. Türkiye'de adaleti katleden Bekir Bozdağ yaptırırsın bunu ancak.
İşte Gülüzer Biçer Karaca'dan alınıp Bekir Bozdağ'a yönettirilen 16 Ağustos oturumunun arka planında böyle bir öfke vardı. Bekir Bozdağ, Can Atalay'in vekilliğini düşüren yargıtay kararını protestolar eşliğinde okutturmuştu. Üzerine de Can Atalay'in vekilliğinin düştüğünü ilan etmişti kendince. 1 Ağustos'ta Anayasa Mahkemesi vekilliği düşmemiştir diye karar verdi. Bekir Bozdağ düşürdü vekilliğini ama Anayasa Mahkemesi, yo, düşmedi. Bu karar geçersizdir diye karar verdi. 16 Ağustos'ta meclis toplandı ve toplantıyı yine Bekir Bozdağ yönetti. O halde soralım, Bekir Bozdağ bu oturuma teamüllere aykırı olarak başkan olarak atandı da muhalefet buna ses etti mi? Hiç sesi çıktı mı muhalefetin buna?
Yahu kendi başkan vekiliniz Gülüzer Hanım diyor, benim yönetmem lazım. Teamüllere aykırı bir tutumdur bu diyor. Eee kardeşim desenize bu Bekir yönetirse biz bu toplantıya katılmayız diye. Biraz diş göstersenize. Bekir yönetirse yokuz bu oturumda desenize. Buna siyaset denmez. Dense dense eziklik denir ya. Neyse. Muhalefet Bekir Bozdağ oturumuna ses etmedi. Gözler tip adına konuşma yapacak olan Ahmeşlik'taydı. Şık kürsüye çıkarken AKP grubundan kimi isimler henüz konuşmaya başlamadan koltukların sağında birikmeye başladı. Konuşma başlar başlamaz Ahmeşlik'e dönük sözlü tavruz başladı. Sözü hiç uzatmayacağım. Bir tespitle başlayacağım. Sizde hiç utanma yok. Zerre miskal. Utanmanız yok. Haysiyetiniz yok.
Derken AKP'nin meclis idare amiri olarak atadığı bar fedaisi kılıklı Alpay Özalan, bizzat konuşmacıya konuşmasını yaparken saldırdı. Ahmeşlik'i boğazından tutarak yere savurdu. Bu vaka, yani konuşmacıya konuşmasını sürdürürken saldırmak alışageldiğimiz meclis kavgalarından daha öteydi. Bizzat kürsüye saldırılmıştı.
Devamında AKP grubu Ahmeşçik'i yerde tekmelemeye başladı. Bu esnada Dem Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç'ın kaşı açıldı, meclis kürsüsüne kan bulaştı. Bu olayın üzerine Bekir Bozdağ oturuma ara verdi. Ara bitti, tartışmalar bitmedi, yeniden ara verildi, oturum yine başladı, gerginlik bitmedi, yine ara verildi. O gün meclis tarihinde ilk kez oturumlara dört kez ara verildi.
Gerginlik had safhadaydı ve AKP grubu muhalefeti konuşturmamaya kararlıydı. Muhalefette her seferinde bir uslu çocuk oldu ve oturumlara katıldı. Hiçbir sorun çıkmadı. İktidar için muhalefetin orada olması hiç sorun teşkil etmiyordu. Muhalefette köşeye sıkıştırmıyordu iktidarı, öyle bir vizyonları da yoktu. Üstelik CHP grup başkan vekili Gökhan Günaydın, Alpayozal'ın saldırısının planlı olduğunu anlatıyor, saldırının gong sesiyle başladığını da söylüyordu.
öyle kritik bir saldırı gerçekleşti ki Bekir Bozdağ o turumu kapatıyor ve o kapatma gongunun duyulmasından bir saniye sonra Alpercan'ın saldırısı oluyor. Sebep ne? Meclis kapanmadan o saldırıyı yapmış olsa iç tüzük uyarınca disiplin cezası alacak. Ama meclis kapandıktan sonra o saldırıyı yaptığın için bu disiplin cezasını kursudaki insana yumrukla saldıran almayacak. Yani ortada bir anlık sinir harbi yok, planlanmış bir saldırı da var. Üstelik bu saldırıyı Alpay tek başına planlamamış belli ki. Belli ki grup halinde konuşulmuş bu saldırı planlanmış. Üstelik yaralılar falan var ya olacak iş değil. Ama her şey normalmiş gibi toplantıya ara verilip yeniden başlanıyor ve muhalefet yine hiçbir şey olmamış gibi oturumlara katılıyor. Peki ne yapmalıydı? Hadi onu reklamlardan sonra konuşalım.
Alpayozalan planlı programlı biçimde kürsüye saldırıyor ve muhalefet ezbere siyasetine devam ediyor. Peki ne yapmalıydı? Ankara siyasalıyla Ankara hukuk yan yana binalardır. Ankara siyasalının namı diğer mülkiyenin İnek Bayramı adında İnek Yürüyüşü denilen bir yürüyüşü var. Zaten İnek Bayramı da bu yürüyüşle başlar. Bu esnada Ankara hukukun da önünden geçilir. Şimdi tabii bu iki köklü kurumun öğrencileri bu esnada birbirleriyle de dişir.
Hukuk öğrencileri mülkellere inekler diye takılır. Mülkeller de bu esnada Rus anarşist Bakunin'in, hukuk siyasetin fahişsesidir yazan dövizleri hukuk öğrencilerine gösterir. Bir tür tema aşağıdır bu. Bakunin haksız değildir. Siyaset hukukun sınırları içinde kavranmaz. Siyaset ezbere yürütülemez. Siyaset tüm olan bitenlere toplumsal bir yorum katmaktır. Siyaset hukukun ötesindedir. Eğer kürsünüze saldırılmış,
bizzat konuşmanız sırasında boğazınız sıkılmışsa bunun gereği zaten meşruiyetini kaybetmiş meclis başkanından konuya müdahale etmesini isteyip sıralarınıza oturmak olamaz. Peki bu işin hakkı nedir? Bu işin hakkı nedir sorusuna hayal gücünüz serçevese cevap verebilirsiniz. Ben biraz antrenman yapayım sizle. Bu işin hakkı şudur. Böyle bir olay yaşanmışsa eğer CHP diyecek ki, o kendini zaptedemeyen bar fedaisi bu salonda olduğu sürece biz bu salonda olmayacağız.
Bunu diyebilir. Mesela şunu dese de varım, onu da alkışlarım. O kendini zaptedemeyen bar fedaisi bu salona girmeye yeltenirse, o fedai kılıklı herifi bu salona sokmayacağız. Salona girerse bu adamı fiilen atarız bu salondan. Bu da olabilir. Alpay salona girdiğinde yoğun protestolara başlarsınız, belki fiziken müdahale edersiniz, Alpay'ı istenmeyen adam ilan edersiniz. Bakın şu da olabilir, aklıma şimdi geldi, denir ki. O kendini zaptedemeyen bar fedaisi bu salona girmeye yeltenirse gençlerimiz Türkiye'nin hiçbir yerinde bu herife konuşma yaptırmaz. Atın bunu dışarı. Yoksa bu adam koruma ordusuyla gezmek zorunda kalır.
Yok mu ya? Kocaman örgüt bunlar ya. 1 milyon üyesi var CHP'nin. Neyse. Daha fazla konuşmayayım. Fakat görebildiğim kadarıyla CHP'li vekiller siyaseti ezbere yapıyorlar. Ezbere. Yani siyaset zaten bir kariyerdir kardeşim. Biz de siyasetçi adında meslek sahibi kişileriz. Bu meslek de uzmanlık gerektirir. İşte. Böyle olaylar karşısında böyle tepkiler verilir. Yani işte günü savuyorsunuz. Buna Atatürk çok güzel bir laf ediyor. İdare-i maslahatçılar diyor buna. İdare-i maslahatçılar. Yani işte günü kurtarıyorlar. Haliyle ezber dışı bir olay karşısında ama o günü kurtarma refleksleri zarar veriyor harekete. Ezberleri bozuluyor.
Bu dediğim sadece CHP'li vekiller için geçerli değil, bizzat CHP yönetimi de korkak, pısırık ya da kendince bu ezikliği siyaset zanneden bir zeka ya da akla sahip. 16 Ağustos'ta mecliste verilen 4. aradan sonra oturuma bizzat Numan Kurtulmuş başkanlık etmeye başladı. Yani TBMM başkanı geldiği duruma el koydu. Bunun üzerine meclise CHP lideri Özgür Özel de geldi. Ben de bakayım ne diyecek diye merakla takip etmeye başladım. Kürsüye çıkmadan
oturduğu yerden 5 dakikalık bir konuşma yaptı CHP lideri. Bu konuşmanın yaklaşık yarısı, önceki gün mecliste konuşma yapan Mahmut Abbas'a ilişkindi. Bir kısmı, Özel ayağını kırdığı için geçmiş olsun dileklerine teşekkürdü. Özel'in ayağı kırıldığı için önceki günkü oturuma katılamamıştı. Evvela Mahmut Abbas gündemini değerlendirdi uzun uzun Özgür Özel.
Öncelikle sözlerime Sayın Mahmut Abbas'ın bu kürsüde yaptığı konuşma sırasında sağlık nedenleriyle bulanamadığım için duyduğum üzüntüyü ifade ederek başlamak isterim. Bunu diplomatik kanallardan da Sayın Abbas'a ilettik ve tahmin ediyorum yarın bir telefon görüşmesi kendisiyle gerçekleştireceğiz. Mayr ise kan bulaşmış ama önceki günün gündemi de önemsiz değil, hadi tamam. Tamam, hadi buna geçelim, tamam. Utandığını ifade ederek başladı Özgür Özel asıl konuya ve devamında Numan Kurtulmuş'a teşekkürlerini sundu niyesini anlamadığım şekilde.
Ben bu salonda çok şey gördüm ama kan görmemiştim, çok utandım. Kadına şiddet görmemiştim, çok utandım. Sizin gelip arkadaki toplantıya başkanlık etmeniz ve toplantının riyasetini devralmanızın ve ortaya koymuş olduğunuz tavrın son derece önemli olduğunu değerlendiriyorum. Özgür Özel mecliste yaşananları adli bir vaka gibi kavruyor, meselenin politik muhtevasını anlamıyor, sinirine yenik düşen vekillerin birbirine fiziki sataşması olarak yorumluyordu. Böyle görüntüler tatsız görüntülerdi, utanılacak şeydi. Numan kurtulmuştan ricacı olmaya devam etti Özgür Özel.
Ama bundan sonra da sizin parlamentoda hem kötü söz, hakaret olmaması hem de asla ve asla şiddetin olmaması ile ilgili alacağınız her türlü inisiyatife Cumhuriyet Halk Partisi olarak destek vereceğiz. Bu konuda farklı düşünen hiçbir genel başkanın olmadığından da eminim. Sanki Numan kurtulmuş bu tezgahın parçası değilmiş gibi. Sanki Bekir Bozdağ'ı başkası görevlendirmiş gibi. Sanki kürsüye yanlışlıkla saldırılmış gibi. Tüm partiler bu yaşananlara sert tepi göstermeliymiş. Sanki AKP grubu biraz önce CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın ifade ettiği gibi planlı programlı bir saldırı başlatmamış gibi. Tüm siyasi partileri eşitliyor ve iktidar çağrısı yapıyor Özgür Özel. Bu ola üzerine Ahmeşçik'e ve Alpay Özel'e
Kınama cezası veriliyor. Bunu da olumlu buluyor CHP lideri. Bu konuya hep birlikte en sert tepkiyi göstermek gerekiyor. Kötü sözü kimin söylediği, hakareti kimin yaptığında partiler kör olmalı o milletvekilin partisine. Şiddete kim başvuruyorsa o milletvekilin partisine bakmadan aynı ceza verilmeli. Ben bu noktada bugün alınan kararı son derece değerli buluyorum.
Özgür Özel'in bu konuşması, Anayasa Hukukçusu ve Diken.com.tr yazarı Murat Sevinç'in de dikkatini çekmiş ve Murat Hoca, ''Özgür Özel'in rahatsız edici konuşması'' başlıklı bir yazı yazmış. Şöyle demiş Murat Sevinç, ''Kabul, CHP seçmen kitlesini cepte görüyor ve kesinlikle haksız değil.''
Peki kendince ne yapmaya çalışıyor Özgür Özel? Özgür Özel nereden koşuyor? Nedir derdi? Stratejisi şu, diyor ki ekonomi gündeminde sert muhalefet edelim ama diğer konularda uzlaşmacı olalım. Böylece iktidarın kutuplaştırıcı siyasetini kırabiliriz, nitekim kırıyoruz, bakın oylarımız artıyor. İlk duyulduğunda kulağa mantıklı gelen bu ifadeyi biraz teorize edelim. Türkiye uzunca bir süredir kültür savaşının içine sokuldu. Silahsız bir iç savaşı andıran bu kültür kamplaşması, Siyaset zemininin kültür politik, psikopolitik bir zeminde oluşması neden olduğu. Yani ekonomi politik bir zeminde oluşmuyor. Peki muhalefet ne yapmalı? Bu kültür politik zeminin yerine ekonomi politik bir zemin inşa etmeli. Doğrudur. Katılıyorum. Yapılması gereken de budur. Peki yöntem nedir?
Enteresan bir kavram. Ekonomi demedik bakın. Ekonomi politik dedik değil mi? İkisi arasında fark var. Ne demektir bu? Armağan Çağlayan, kendisini politik iktisatçı olarak tanımlayan benim de yakın dostum İnan Mutlu'ya bu soruyu sormuş. İnan ben hoş geldim. Hoş bulduk teşekkür ederim. Bir şey söyleyeceğim hayatımda ilk defa siyasal iktisatçı diye bir tanım duydum. Bu yeni mi? Bu yeni değil aslında ama Türkçe'ye tercüme edildiğinde bir kulak tırmalaması oluyor. Nasıl tanımlıyoruz? Yani böyle aslında klasik Adam Smith'ten, David Ricardo'dan, Karl Marx'tan beri gelen gelenekte aslında political economy dediğimiz o siyasal iktisat. Yani siyasetle iktisatı birbirinden ayırmayan bir disiplin olarak evrilmişti.
CHP'lerin bilmediği konu budur. İktisat, 18 ve 19. yüzyılda bir disiplin olarak ele alındığında aslında ahlak felsefesinin üzerine düşündüğü bir konuydu. Nitekim Adam Smith, David Ricardo, Karl Marx, John Stuart Mill gibi isimler kendilerini politik iktisatçı olarak tanınmadılar.
Fakat sonraları 1850'den itibaren iktisat felsefeden koparak tırnak içinde söylüyorum, bilimleşti. Bu sonrasında iktisat teknik bir alandır, iktisat uzmanlaşma gerektiren bir alandır, siyasetten bağımsızdır diyerek yıllar içerisinde özellikle 80 sonrasında neoklasik iktisatın da etkisiyle Bu ayrıma gidildi. İktisatın toplumsal boyutunun göz artı edilmesi, matematikselleştirilmesi, teknik bir mesele olarak görülüp, izole bir reçete varmış gibi. Yani toplumsal ilişkilerden... Ekonomi politik diye İngilizler söylüyor, politik ekonomi diye Fransızlar söylüyor. İkisi de aynı. İşte CHP'nin haberdar olmadığı mesele de budur, ekonomi politik.
Özgür Özel'in kavrayamadığı şey bu. Bir örnek üzerinden anlatayım. 20 Ağustos günü Bahçeşehir Koleji tren topik listesindeydi. Bunun nedeni, kolejin kendi öğrencilerine dağıttığı kitapların bedelinin 40 bin TL olmasıydı. Eğer ekonomiyi gündemde tutmanın politik bir atraksiyon olduğunu zannediyorsanız, Pahalı kitaplar üzerinden isyan eden velilerle birlikte bir basın aşaması yapar, mağdur edilen velilerin sesi olursunuz, bunu yapmanın da siyaset olduğunu zannedersiniz, yeterli olduğunu zannedersiniz gelir geçer işte. Halbuki siyaset mağdura kulak vermenin ötesine geçerek yeni bir düzen hayali kurdurabilmektir onlara. Mesele, özel okul fiyatları değil, herkese bilimsel, parasız ve kamusal eğitim vadedebilmektedir. İlkinde şöyle demiş olursunuz, biz iktidar olunca özel okullar ucuzlayacak. Ama meseleyi politik olarak kavrarsanız, biz geldiğimizde her yurttaşımız parasız, bilimsel bir eğitime kavuşacak, bu düzeni yerle bir edeceğiz demiş olursunuz ki bu daha heyecan vericidir.
Bir başka örnek gıda enflasyonuna ilişkin. Çiftçi perişan, çiftçi açsız diye feveran etmenin siyaset olduğunu düşünmek yerine yeni bir tarım düzeni hayali kurdurmaktır siyasi olan. Çiftçinin sesine ses olmak güzel ama yetmez. Yeni bir tarım düzeni için mücadele etmektir politik olan. gündemdeki her konuyu ekonomi politik bir bakış açısıyla ele alıp, kültürel politik zemini dağıtabilirsiniz. Bakın Erdoğan ne yapıyor? Her konuyu kültürel politik bir zeminde kavruyor. Her konuyu. Peki sen ne yapmalısın? Sen de her konuyu ekonomi politik bir zeminde kavramalısın. Sen ne yapıyorsun ama? Ya bunlar ekonomik gündemler değil. Keşke gündem ekonomi olsa. Bu saçma bir şey. Bu senin enflasyon artsa da iktidar benim kucağıma düşse gibi temennilerinden ibarettir. Eğer ekonomi politik bir bakış açısınız yoksa,
hep gündemin değiştirilip asıl gündemin ekonomi olduğunu söyler durursunuz. Asıl gündem ekonomi falan değil. Gündemin tümü ekonomiyle ilgili zaten. Siz görmüyorsunuz. Buna Can Atalay meselesi de dahildir. Açsan, işsizsen, pahalılıktan şikayetçiysen bunun bir nedeni de hukuksuzluktur diyebilen bir bakış açısı politiktir. Allah aşkına sorarım size.
Deyin ki CHP iktidar oldu. Bugün MHM Şimşek'in yaptıklarının dışında ne yapacaktı? Nüansları boş verin, omurgaya odaklanın. CHP'nin Şimşek ekonomisinden belirgin farklılıkları var mı? Yeni bir düzen hayali kurduruyor mu bizlere CHP? Heyecan veriyor mu? Umutlu musunuz?
Ekonomiyi basit bir reçeteden ibaret sayan, ekonomiyi uzmanlara devretsek kendiliğinden düzelir zaten her şey diyen apolitik bakış açısı CHP'yi iktidara taşısa bile düzeni değiştirmez. Ekonomiyi toplumsal ilişkilerin neticesinde ortaya çıkar ve toplumsal olan zaten politiktir. Yani ekonomi pahalılıktan, enflasyondan, kurlardan, faizlerden ibaret değildir. Ekonomi hayatın kendisidir. Ekonomi,
sizin yeni bir toplumsal düzen tahayyülünüze ilişkindir. Dolayısıyla gündem ekonomi bunları konuşmayalım demek yersiz ve apolitik bir bakış açısıdır. Halbuki bakış açımız politik ekonomi olmak zorunda. Kemal Can medyaskoptaki haftalık yayınında gündem ekonomi diyen yüzeysel bakış açısını eleştirmiş. Şimdi sürekli olarak hep önümüze geliyor ya, ya işte çok önemli gelişmeler oluyor, işte zamlar geliyor, köprü zamları geldi. Bunu konuşturmamak için bugün bile Ahmet Şık saldırısı hikayesini böyle yorumlayanlar gördü. Alpayoz olan Ahmet Şık'a saldırmış çünkü köprülere, otoyollara falan gelen zamlar konuşulmasın isteniyormuş. Gündem değiştirmek için yapılıyormuş.
Ya gündem zaten bu. Gündem böyle oluşturulmaz. Gündem oluşan problemleri oluşturanlar için sorun haline getirmek. Şimdi çeşitli problemler iktidar tarafından problem olarak yaratılıyor ve o problemleri insanlar çekiyorlar ve bununla ilgili sızlanıyorlar. Ama aslında iktidarlar için tehlike olan şey
yarattıkları problemlerin kendileri için problem olmaya başlaması. Alpay'ın ahmeşlika saldırması, AKP'yi zorlayan, AKP'nin oylarının düşmesine neden olan veya AKP'yi köşeye sıkıştırıp erken seçime gitmesi neden olan bir gelişme miydi? Hayır. Siz bu yapılanı alıp iktidar için sorun haline getirebildiğinizde başarılı olabilirsiniz. Siz iktidarın yaptığı hiçbir şeyi sorun haline getiremiyorsunuz ki. Dolayısıyla gündem ekonomi olduğunda sertleşelim ama diğer konularda yumuşak davranalım deyince aslında vaziyeti yanlış kavramış, ekonomide de yumuşamış oluyorsunuz.
Çünkü ekonomi sadece teknik bir mesele değil, toplumsal bir hadise olduğu için politik bir meseledir. Ekonomi zaten politiktir. Politika da zaten ekonomik işleyişin ürünüdür. Buna her şey dahildir. Güneşin altındaki her şey ekonomiktir dolayısıyla. Ama sizin değerli toplu bir dünya görüşünüz olmadığı için enflasyon olursa iktidar bizim kucağımıza düşer sanıyorsunuz.
Merkez Bankası'nı bağımsız yapacağız, liyakatı geri getireceğiz, her şey düzelecek. Ne büyük vizyon. Ne büyük hayal. İlerleyen bölümlerde ilginizi çekerse bu ekonomi politik meselesine daha derin yaklaşacağız. Sizden bölüm sonunda bir ricam var. Tren Topik serisine daha fazla içerik üretmek, gündemi buradan takip etmek niyetindeyim. Neymiş bölümlerine de bu yüzden başladık. Fakat sizden bir desteğe ihtiyacım var. Eğer bölümleri sosyal medyada paylaşırsanız, etrafınıza da bakın böyle bir şey var derseniz dinleyici sayısını arttırmış oluruz. Böylece Tren Topik daha sürdürülebilir bir format kazanır. Bu anlamda ricacıyım, desteğinizi bekliyorum. Tren Topik'i Podbimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek siyasetin daha cesur yapıldığı günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.