
3.584 kelime · ~18 dk okuma
Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Prenses Peri nasılsınız iyi miyiz? İnstagram Şükür açıldı. Şükür size kavuştum. Siz yokken hayat çok zordu. Niye biliyor musunuz? Çünkü kendimi ifade edemedim. Başıma gelenleri anlatamadım. Sizinle paylaşamadım. Sizi çok seviyorum. Peki bugün ne konuşacağız? Jit Bakır rutinim ve ufak tefek estetikler. Hazırsanız başlayalım.
Şimdi cilt bakımında öncelikle tüm bildiklerinizi unutun. Size gerçek geldim. Size hakikatleri anlatacağım. Neyle başlıyoruz? Benim bir tane sloganım var. Beni tanıyorsanız, takip ediyorsanız size bir turnus ol. Bunu biliyorsunuzdur. E-Y-O-S-K-İ-N-K. Ne yani? Cilt bakımını ye. Nasıl? Nasıl yiyeyim? Şöyle. Öncelikle işlenmemiş gıdalar yiyeceğiz cildimiz için bıçak alıyoruz. Bunu biliyoruz.
İkincisi probiyotikler. Üçüncüsü fermante gıdalar. Dördüncüsü sağlıklı bakteriler. Yani fermante ve probiyotikten sağlıklı bakteri alıp ne yapacağız? Cildimizin bariyerini güçlendireceğiz. Dördüncüsü tekrar söylüyorum o zaman, su. Ve beşinci faktör, iyi ürün yoktur, senin cildinin ihtiyacına cevap veren ürün vardır.
Nasıl yani? Şimdi görüyoruz değil mi? Özellikle Instagram'da influencerlar tarafından size sürekli bir şeyler influencer ettirmeye çalışılıyor. Ne? Bu ürün, bu C vitamini, bu retinol, işte bu glikolik asit, bu sitik asit tamam hepsi iyi olabilir. Fakat bizim için iyi değilse bir ürün iyi değildir. Nokta. Mesela ben makyaj çok yapmıyorum, o yüzden ben cildimi suyla yakıyorum. Ama ben size gelip dersem ki, tamam cildinizi bundan sonra suyla yakıyorsunuz. Ben öyle yapıyorum, benim cildim çok parlak. Her arkadaşlar bu yanlış. Eğer sen makyaj yapıyorsan, çift bazı yıkama yapmazsan, o zaman o partiküller birikir, komedan olur, sivilce olur, bla bla. Yani, şunu diyeceğim aslında, partiliyip oradan oraya koşan, uykusunu almayan kişi, isterse C vitaminini fitil olarak kullansın, o cilt öyle olmaz. İnanmıyoruz. Çünkü sektörde artık çok kapitalist olduğu için kimseye güvenmeyeceğiz, tamam mı? Ve kendimizle kıyaslamıyoruz. Her cildin iyi günü var, kötü günü var. Evet, benim cildim iyi. Siz bunu biliyorsunuz. Ben fitilsiz paylaşıyorum. Ama sanmayın ki benim cildimin kötü olduğu günler olmuyor.
Ha, paylaşıyor muyum? Bazen. Sizi çok böyle, bazen aramızdaki etkileşim artsın istiyorsam, paylaşıyorum kötü günümü de. Ama ben de diyorum ki hani beni böyle görmesinler. Ben de istiyorum. Çünkü insanım. Onlar da insan ve bunu yapıyorlar. İnsanlar kandırır arkadaşlar. Güvenmeyeceksiniz, tamam mı? Burada anlaştık. Ve gördüklerinizi de unutuyorsunuz. Ben bu podcast'ta sizin için hiçbir masraftan kaçınmadım. Ne yaptım?
Hem plastik cerrah hem de medikal estetik işinde en çok güvendiğim arkadaşlarıma danıştım. Kim bunlar? Normalde herhangi bir ürünü kullanmadan önce ya da herhangi bir estetiği yaptırmadan önce danıştığım şahsi en sevdiğim, en güvendiğim arkadaşlarım. Çünkü ben ne yapıyorum biliyor musunuz? Kanıta dayalı araştırma yapıyorum. Açıyorum PubMed'i, açıyorum güzel makalenin olduğu neresi varsa. Google'u arkadaşım olarak kullanıyorum. Düşman gibi görmüyorum. Ondan güzelce faydalanıyorum. GPT'ye sorabilirim. Yöntem öğrenmek adına gerçekleri öğrenmek için değil. Çünkü internette gördüğümüz çoğu şeyler biyaslı. Tamam mı? Açtım PubMed'i. En güncel yayınlara bakıyorum. Çünkü JIT bakımı sürekli değişiyor. Sürekli yeni ürünler çıkıyor. Yeni lazer cihazları çıkıyor. Yeni teknikler çıkıyor.
O yüzden son 2-3 yıl. Uzman görüşü bir görüştür, bir makaledir, bir bilgidir. Fakat çok da kanıta dayalı bir araştırma skalasında yeri yoktur. O yüzden ne bakacağız önce? Sistematik derlemeler. Ne bakacağız? Meta analizler. Tabii ki varsa. Yoksa aşağı doğru inebiliriz, tamam mı? Şimdi araştırmak zor. Mesela bana deseler ki, işte hukuk konusunda şunu araştır. Ben de bilemem nasıl araştıracağımı. Doğru bilgiye nasıl ulaşacağımı bilemiyorum. Ama ben size tıp alanında anlatıyorum, tamam mı?
Ben ayrıca da ne yapıyorum biliyor musunuz? Her şeyi araştıramam böyle tabii ki. O zaman ne yapıyorum? Youtube'da 2-3 tane güvendiğim doktoru buluyorum. Peki nasıl güveniyorum o doktorlara? Diyelim ki doktor HPV aşısıyla ilgili bilgileri anlatıyor. Aşağıda şey koyuyor, referanslarını. Açıyorum ve referanslara bakıyorum. Kadın söylediklerine bakıyorum.
Eğer referanslarla kadının söyledikleri uyuşuyorsa ve birkaç videoda daha böyle uyuşuyorsa tamam diyorum. Bu kadın kredibilitesi bende yüksek. Buna güveniyorum. O zaman bu kadının söylediği diğer bilgilere de güvenilir olarak ön yargıyla yaklaşıyorum ve bu ön kabulle gidiyorum. Ve daha çok güveniyorum.
O yüzden de oturup her dediklerini tekrar araştırmak gereksinimi bazen görmüyorum. Bu şekilde kendinize birkaç tane güvendiğiniz doktor, uzman, bilirkişi bulabilirsiniz. Ama söylediklerini hiçbir zaman tek bir doğruymuş gibi, dogmaymış gibi almadan biraz sorgular olursanız kendiniz için en doğruya ulaşırsınız. Şimdi gelelim benim cilt bakımı rutinime ve kendime 30 yaşından önce ameliyatı estetiği yani cerrahi estetiği geciktirmek için neler yapıyorum bunları konuşalım. Öncelikle benim olmazsa olmazlarım ne? Nemlendirici, güneş kremi, su. Bu arada güneş kremi niye? Çünkü kolejen üretimini azalmasını engelliyor. Çünkü güneş kolejen üretimini azaltıyor.
Kolajını kim üretiyor arkadaşlar? Fibroblastlar. Fibroblastlar. Tamam mı? Şimdi amacımız ne bu anti-aging olayında? Anti-aging de kolajını olabildiğince azalmasını engellemek. Fibroblastları uyarmak, uyarmak ve uyarmak. Nasıl uyaracağız?
Mezoterapi? I-I. Arkadaşlar, mezoterapi, tamam, çok güzel bir şey. Okey, ben de kendime yapıyorum. Ama niye yapıyorum? Nice to have bir şey. Dolabımda duruyor, buzdolabında. Böyle ara sıra canım sıkılıyor. Anneme birazcık şımartmak istiyorum. Açıyorum dolabı. Göz altıma güzel bir mezoterapi yapıyorum. Anneme yapıyorum. Oh, mutluyuz böyle. Arkadaşlarına hava atıyor falan. Kızım bana böyle bir şey aldı.
Güzel, ne diyoruz biz bunlara? Nice to have things. Ama her zaman estetikte önemli olan şey, beklenti. Beklentimizi böyle arttırıp, böyle drastic bir, böyle ekstra bir farklılık beklememeliyiz. Güzel bir ışıltı verir, o teminlerin, minerallerin gözaltımıza girmesini sağlar, ne olur iki hafta içerisinde emilir. Yani eğer kendiniz... Şimdi ben tabii ki çok da bir şey ödemediğim için, kendim yaptığım için yapıyorum. Sizin de yeterli bütçeniz varsa yapabilirsiniz. Ama bence bütçenizi diğer yöntemlerde kullanmak daha karlı olur. Kost efektivite açısından. Şimdi, yüz yogası bedava. Yapın arkadaşlar. Niye yapmayalım ki? Zaten kendimizle ilgilenmek güzel hissettiriyor değil mi? Hani yüz yogasının yaşlanma anlamında ne kadar etkisi var tartışılır. Ama bana iyi geliyor. Ben kendimi güzel hissediyorum, yapıyorum. Oh diyorum, bugün de bunu yaptım.
100 jogasıyla beraber lerp trenajla yapıyorum. Tabii ki yararı oluyor. Bir de dediğim gibi cost efektif. Fiyat performans açısından çok da iyi olduğu için yapalım. Ben yapıyorum. Gua Sha. Eskiden yapıyorlarmış. Daha böyle sert yapıyorlarmış. Şimdi biraz yumuşadı. Biraz daha günümüze modernize oldu. Ama okey yapalım. Gua Sha zaten yine cost efektif. Çok güzel. Devam. Peptitler. Kolajenden zengin diyet. Yani ne hiç yeter.
Yok yok. Sakatat. İşte bone marrow yerim. Ne yani? Kemik iliği. Arkadaşlar ben ne istiyordum biliyor musunuz? En çok aradım bulamadım. Ton balığının. Tuna fish. Orkinos. Onun çok iyi bir şeyi oluyormuş. Kemik iliği böyle. Ama bulamadım. Japonya'da hatta balık marketinde biliyorsunuz. En büyük balık marketinde. Orada da bulamadım. Ama onu çok istiyorum. Ya da yosun yiyebilirsiniz. Asitleri kullanabiliriz. Asitleri kullanarak yine kolajen üretimini arttırıyoruz. Ne kullanıyorum ben? Lactic asit, glycolic asit, mandelic asit. Tamam mı? Onun dışında C vitamini. Yine kolajen için. Bunların hepsi kolajen için. Ama benim secret ingredient'ım var. Yani... Secret ingredient... Ne bu biliyor musunuz? Tretinoin. Yani topikal olarak sürülen en güçlü retinoid formu. Niye bunu yapıyorum? Yine kolajen üretiminin azalmasını engellemek için. Tamam?
Aynı zamanda böyle küçük küçük kırışıklıkları açıyor. Cildimizi soyuyor ve cildimizin bebek gibi yeniden parlak olmasını sağlıyor. Ben çok seviyorum arkadaşlar retinol. Ama bu retinolden kastım sizin over the counter dediğimiz yani market üstü alabilecekleriniz değil. Hatta ne oluyor biliyor musunuz? Yabancılar Türkiye'ye geliyorlar. Çünkü Türkiye'de retinolün en güçlü formu bile eczanelerde reçetesi satılıyor. Topikal olan. Diğeri de satılıyor aslında. Ve geliyorlar yabancılar bunu alıyorlar.
Ve buradan gidiyorlar, TikTok'a koyuyorlar. Diyorlar ki, bakın Türkiye'den ne aldım? Baya da uygun fiyatları. Şimdi bunların, bakın çok önemli. Retinoid'in 0.025 derişimi var. 0.05 var. 0.01 var. Doğru mu söyledim? 0.025 neyse işte. En alttan en üste kadar var, tamam mı? Tıpta matematik görülmüyor. Benden çok bir şey beklemeyin bu yüzden. Kendiniz araştırın. Nasıl? Şaka yapıyorum. Sonrasında en küçükten başlıyorsunuz. En yukarıya gidiyorsunuz. Ama çok küçük diyorsunuz. Nohut kadar. Gerçekten nohutluysanız yanarsınız. Cayır cayır yanar her tarafınız. Dikkat edin.
Ve gözaltına sürmüyorsunuz, burun kenarlarına sürmüyorsunuz. Eğer medikal bir kondisyonunuz varsa, cildinizde medikal bir sıkıntı varsa önce doktorunuza gidiyorsunuz falan. Bunları hatırlatmıyorum artık. Biliyoruz zaten. Ben kendi kullandığımı söylüyorum. Siz böyle kullanın demiyorum. Mesela benim cildim retinoide alışık olduğu için ben alıyorum onları eczaneden. Güzel güzel tüm vücuduma sürüyorum. Yarınlar yokmuş gibi. Ve etkisini görüyorum. Bakın cildim ne kadar var.
Öyle diyormuşum. Hayır ben size gerçekleri anlatıyorum. Ciddim kötü olduğu günler de oldu. Ama ne yaptım? İpek yastık aldım ona yattım halloldu. Şaka. Tabii ki böyle hallolmaz. Ama ipek yastıkla ne yapar? Kendinizi iyi hissettirir arkadaşlar. İpek yastık kullanıyorsanız sabah kalkıp sigara içmeye pek de yani hani mecaniniz kalmaz. Dersiniz ki ben bunu yapıyorum bunu mu da yapayım. Öyle olunca bence böyle şeyler insanı motive ediyor bu anlamda. Hani şey gibi yürüyüş yapmak belki 300 kalori bile yaktırmıyor ama o sabah o yürüyüşü yaptığında akşam da o hamburgeri yemiyorsun. Anlatabiliyor muyum? Bu da bunun gibi birbirini böyle komplemente eden durum.
Ne yapıyorum? Mesela ağzımı bantlıyorum. Ne için? Double chin olmasın diye. O ağız bantlama özellikle bambudan yapılan hipoalerjinik bantlar var. Hem ağız kuruluna iyi, hem ağız kokusuna iyi, hem horlamaya iyi, hem kırışıklara iyi. Çok güzel. Bir bakabilirsiniz internetten. Hala vergi çok gelmedi.
alın derim tamam mı sonra vücudumun yüzümün nemsiz olduğunu hissettiğim zamanlar ne yapıyorum çinko oksit ben nasıl diyeyim bunu çinko oksite batırıyorum suratımı tamam mı çinko oksit kremlere bakın bir gece ona yatın sabah kalkın mis gibisiniz her zaman yapmayın sivilce komedon olabilir tamam mı bunları araştırın ben kendime yaptıklarımı söylüyorum Şimdi diğer bir şey, sık kilo alıp vermemek. Bu çok önemli. Vücudun dengesiyle oynamamak lazım. Ben bunu çok yapıyorum, yaptım. Yüzüm de birazcık esnek. Zaten bende, bence, bence ama, eller danlosu var bir tipi. Çünkü çok esneğim. Hiperekstensivite var. Cildim de esnek. O yüzden kırşıklıklarla uğraşmıyorum. Fakat bende de işte çok ciddi esnekliği oluyor. Bu yanağınızı bir sıkın bakayım. Bak bu yanağınızı sıktığında, burada böyle pinch var. Bu pinchin çok olmaması lazım. Yani, sıktığınızda cildinizin elinize gelmemesi gerekiyor.
Tabi ki gelir de çok geliyorsa işte o zaman biraz fazla esnemiş cid yani acaba siz son zamanlarda çok mu kilo verdiniz? Çok mu oynadınız vücudunuzun yağlarıyla? Diyebiliyoruz tamam mı? Ama bunlar için de çözüm var hiç sıkıntı yok illa yüzünüzü gidip mid face gerdirmenize gerek yok. Trint yapıp kaşlarınızı astırmanıza gerek yok. Yapabilirsiniz ama önce deneyeceğiniz şeyler var. Mesela ne? Endolift tamam mı? Lazerler. Endorifle giriyorlar cildinizin içine, tüm böyle ısıyı veriyorlar o lazeri. Ondan sonra oralar yakılıyor, fibrozisi oluyor. O da size ne sağlıyor? Kolajen üretimini. Ama ne zaman? Hem etkisini görüyorsunuz, o ayrı topluyor surat. Ama 3-6 ay içerisinde fibroblastlar kolajeni üretimini maksimum yaptığında. Tamam? Devam ediyoruz.
Şimdi birkaç tane daha şey söyleyeceğim. Bunları araştırın. Bunlar bence gerçekten etkili, ihtiyaç dahilinde. Endolüf dedik, BBR Lazer, Ulterep yani, Haifu ve Kökücre. Bunları araştırın. Bunlar da etkili. Çok hızlı söyledim. Umarım elinize kağıt kalem alıp hepsini yazmışsınızdır. Eğer yazmadıysanız, İnstagram'dan bana yazın. Ben bunları size yazarım. Tamam mı? Şimdi o zaman sorulara geçelim. Geri geleceğim. Görüşürüz. Doktor Güneş radyo.
O zaman ilk soruyla başlayalım. Öncelikle bu sorunun biraz ağır bir itham olduğunu düşünüyorum bu söylemin. Çünkü özgüven güzellikten gelmiyor arkadaşlar. Nereden geliyor? Özgüvenin birçok komponenti var ama güzellikten bahsedeceksek kişinin kendini nasıl gördüğü özgüvenine komplimente eder. Okey bu doğru ama kişinin kendini nasıl gördüğünün güzellik algılarıyla çok da bir alakası yok.
Şöyle düşünelim, özgüveni mesela ne oluşturur? Başarılarımız, duruşumuz, hayattaki varoluş amacımız, kendimizi nasıl ifade ettiğimiz, oturuşumuz, kalkışımız, elimiz, ayağımız, bakışımız, duruşumuz, ses tonumuz... Daha neler sayayım? Güzellikle bunlardan bir tanesi ama kendimizi nasıl gördüğümüz. Mesela... Bazı günler oluyor ya, böyle ugly's deniyor bunlara. Yani tüm kötülükler bir araya geliyor. Mesela saçımı yaptırmadın değil mi? Ayda bir yaptırıyoruz ya, o gün. Tırnağın da yapıl olmaz, kaşların da alınmamasındır, bıyıkların da çıkmıştır. O zaman sen kendini kötü hissediyorsun. Ama aslında belki dışarıdan fark edilmiyor bile tırnağının kırığı. Ama sen kötü hissediyorsun. Kötü hissettiğin için de özgüvene yansıyor. Özgüvene yansıdığı için de o gün insana çıkmak istemiyorsun.
Ama bunların hepsini yaptırıyorsun bir anda, değil mi? Lazerini falan da yaptırdın. Çıkıyorsun kuaförden, aman Tanrım, Tanrı'nı çağıran, kendini öyle hissediyorsun. E ne oldu, sen değiştin mi? Tamam, değiştin, kabul. Biraz değişiyorsun, haklısın. Ama kendini ilk başta öyle görebilsen, asla dışarıdan hiçbir şey anlaşılmayacak. Tamam mı? Ve özgüvende de bunun katkısı var, okey. Ama tek buna tutunursak, işte o zaman özgüvenimiz çok sarsılabilir bir şey olur. Çelik gibi olsun istiyorsak, bir sürü şeyle onu destekleyeceğiz alttan alttan, tamam mı? Mesela benim İngilizce konuşacağım ortamlarda özgüvenim daha çok oluyor. Çünkü güveniyorum kendime.
Ne yapabilirim? Ama kitap hakkında konuşacak falan değil. Hayır, sinema hakkında konuşulacaksa susuyorum arkadaşlar. Kendimi saklıyorum. Çünkü atmıyorum öne. Benim her şeyi bildiğimi sayanlar var aranızda. Teşekkür ediyorum ama tabii ki öyle bir şey yok. Ben sadece bilmediklerimi bilip onların hakkında susuyorum. Ağzımı açmıyorum. Siz de benim konuştuklarımı sanıyorsunuz ki ben çok biliyorum. Evet, çok biliyorum. Şimdi devam ediyorum. Estetik ne için yaptırılıyor? Değişmek, tamamen farklı biri olmak, kendinden memnun olmak değil. Kendinin en iyi versiyonu olmak için. Ne sloganımız?
En iyi versiyonunu ol. Şimdi bunun için de şu değil yani, ben kendimi çirkin görüyorum, gidip bunu yaptırayım güzel olacağım. Hayır, bu bir hedef değil. Ya da ben mutsuzum, burnumu yaptırayım mutlu olacağım. Hayır, estetikteki amaç ve hedef mutluluk değil. Amacımız ne? Kendinin en iyi versiyonu olacak şekilde... Birini beğenmiyorsan orayı değiştirmek. Ama bunu değiştirirken mutlu olmak için değil, sadece orayı değiştirmek için yapmak gerekiyor. Ve sonra yani aynı şey gibi. İlişki ve evlenmek gibi. Ben mutsuzum, şehir değiştireyim. Ben mutsuzum, evleneyim, mutlu olacağım. Hayır, bunu yapacağın mutlu olmayacaksın. O yüzden eğer o an mutsuzsan önce seni mutlu edecek bazı şeyler yapabilirsin. Sonra hala istiyorsan estetik yaptırabilirsin. Buna tekrar değiniriz. Şimdi, ne dedik? Daha iyi versiyon ulaşmak için yaptırılır. Yüz şeklin, yaşın, hayat tarzın ve her şey dikkate alınarak uygulanmalı bu operasyonlar, tamam mı? Yani daha iyisi olmak için yapılır, tamamen değişmek için değil. Eğer böyle bir istek varsa, o tekrar konsültasyonla beraber değerlendirilmeli. Cevap olmuştur umarım. Diğer soruya geçiyorum.
Bu işe korkarak başladım. Bu iş dediğin herhalde estetik diye düşünüyorum. Önce ufak dokunuşlar, minik dolgular yaptırdım. Ama sonra hemen alıştım. Ve şu an ufak dokunuşlar bana çok yetersiz geliyor. Daha fazlasını yaptırmak istiyorum. Sınırı nerede çekeceğimi bilmiyorum. Estetiğin ne kadar yeterli, ne kadarı fazla. Şimdi öncelikle alışman çok doğal. Çünkü desensizasyon oluyor. Mesela şöyle düşünelim, burunda bu çok olur. Burnumuzu düşünelim. Mesela bir odaya girdik diyelim ki odada lağım kokuyor ya da odam tel kokuyor. Ama bir süre sonra burnumuz buna alışır değil mi? Çünkü burundaki nöronlarımız desensizde olur. DNA'yı Fransızca çıkarmak, sensizasyonu hissetmek, his gitmesi, hissi çıkarmak gibi düşünebiliriz. Burada gözümüzde de aynısı oluyor. Gözümüzde desensizde oluyor. Ve alışmaya başlıyoruz buna. Daha fazlasını isteyebiliyoruz. Böyle bir durumda ne yapacağız? Kendimize şu soruyu soracağız. Ben burada ne yapmak istiyorum sorusu önemli. Bu istek nereden geliyor? Can sıkıntısından mı? Benim şu an canım bir şeyler mi yaptırmak istiyor? İmpulsif bir dönemimde miyim? Psikolojik olarak desteğe ihtiyacım olan bir dönem mi? Mesela acaba saçımı kestirsem? Tırnaklarımı yaptırsam? Hatta hani belki daha küçük dokunuşlarla kendime bir şeyler, farklılıklar katsam yerine gelecek mi mutluluğum, keyfim? Bu mu acaba istediğim? Yani sırf biraz daha keyfim yerine gelsin diye oturup da bıçak altında gülmeme gerek var mı? Bence bunu sormak lazım. Belki daha küçükten, daha naninvazif, invazif olmayan işlemlerle deneyebiliriz. Sonrasında yetmiyorsa, hala keyfimiz yerine gelmediyse ya da mevzu keyif değilse, gerçekten bunu istiyorsak o zaman tekrar değerlendirebiliriz. Çünkü burada aslında kaçınmamız gereken şey, overcorrection. Ne demek bu? Fazla düzeltme. Mesela bu bazı ameliyatlar da gerekli oluyor. Ne gibi? Kaşasmalar var ya, trinity dediğimiz ameliyat. Orada biraz daha yukarı yapıyorlar ki, zamanla, overcorrection yani gereğinden daha yukarı yapmak, daha fazla yapmak. Niye? Çünkü zaman aşağı indiği için yerçekim ile beraber, istenilen sonuca ulaşılması için daha fazla düzeltilmesi gerekiyor. Çünkü inecek zaten diye.
O yüzden insanlar yaptırdıktan biraz sonra bir 5-6 ay belki fazla estetikliymiş gibi gözüküyor ama sonrasında doğala dönüyor iş. Ve bu overcorrection her zaman istediğinden şekilde yapılmayabiliyor. Ne gibi? Tamam biz burada kendi elimizle bunu yaptık çünkü ameliyatın gereksinimi bu ama işte siz yüzünüzde bunu yapıp yapıp fark etmezseniz bu overcorrection'a döner.
hatta bununla tiktoklarında şey diyorlar blindness mesela eyebrow blindness ne bu kaşın kalın inceltiyorsun inceltiyorsun inceltiyorsun ve farkında olmadan her zaman daha da inceltiyorsun sonuçta ne oluyor kaş körlüğü ama seni ilk kez gören biri bunu anlıyor diyor kaşın ne kadar ince ama sen öyle gelmiyorsun ne ince mi diyorsun Çünkü sende o körlük oluştu, sen körsün. Sorry, you're fine. Evet, devam ediyorum. Burada çok hassas bir konu var arkadaşlar. Sınır ne olmalı, nerede durmalıyım da. O yüzden kelimelerimi seçe seçe konuşacağım. Ben tekrar hatırlatıyorum. Ben bir doktor olsam da şu an bunlar benim kişisel fikirlerim.
Bir esteti yaptırmadan önce bir karnımıza sormalıyız. Kendimle ilişkimin dengeli olduğu bir dönemde miyim? Şu an her şey yolunda mı? İçgörüm var mı? Çünkü neden biliyor musunuz? Bizim beden dismorfik bozukluğumuz olabilir. Yani beden dismorfimiz, beden algımız bozulmuş olabilir. Ve bu algıdan ötürü burnumuz bize olduğundan çok büyük geliyor olabilir. Ve maalesef ki bizi kimse tam tersini ikna edemez, inandıramaz. Çünkü o burun bana batıyor kardeşim.
Ya da mesela bipolarysak eğer, mani dönemimizde olabiliriz ve dürtüselliğimizle beraber önüne geçemediğimiz bir istek olabilir bunda. Ve bu zamanda bize dur demesi gereken biri olmalı, bizi durduran. Çünkü bu tıbben, etik olarak doğru değil. Böyle insanların iç görüşünün olmadığı zamanlarda estik yaptırması yanlış. Çünkü geri dönülemeyen kararlar verilebilir. Mesela terk edildikten sonra, herhangi bir kayıp yaşadıktan sonra, yaz döneminde, bu zamanlarda çok uygun değil.
O yüzden bu zamanlarda canımız bir şeyler isteyebilir. Saç kestirmek falan daha tabii ki non-invaziv şeyler yapılabilir. Ama iş enjeksiyona, iş bıçak altına yatmaya geliyorsa, iş vücudumuzun bir uzvunu değiştirmeye geliyorsa bence bir sakin kalıp durup bir düşünülmeli. Güvendiğimiz insanlara sorulmalı.
Peki güvendiğimiz kişiler kimler? Annemiz, babamız, gerekirse hekimler, hatta hekimler. Peki hangi doktora güveneceğiz? Diyelim gittik bir doktora, dedik ki ben elmacık kemiği yaptırmak istiyorum. Çok istiyorum ama gerek yok. E karşımızdaki hekimin bize doğru söyleyip söylemediğini nereden bileceğiz? Bizim o an karar veremeyecek olduğumuzu anladıysa doğru hamleyi yapacağını nereden bileceğiz? Ne yapalım biliyor musunuz? Ben sizin için çok güvendiğim, etiğine de inandığım bir arkadaşımı, Plastik Cevri arkadaşımı arayayım sorayım.
Şimdi plastik şeridi en çok gözümüzden kaçan, fakat çok fazla gelen bir hasta profili var. Vücut bozukluğu olan hastalar. Öyle hastalarda tabii ki de kar yutma amaçlı direkt işlem yapıp geçen, daha sonraki gelişinde tekrar tekrar işlem yapıp sürekli bu konuda para kazanan tabii ki doktorlar var. Bana geldiğinde benim vücut vücut bozukluğunu fark ettiğim bir hastaya ben işlem yapmam. Öncelikle derim ki sizin hani
böyle bir rahatsızlığınız, böyle bir psikanatsızlığınız olduğunu düşünmüyorum. Fakat siz böyle düşünüyorsanız yine de bir psikiyatriyle görüşmenizi tavsiye ederim. Onunla rağmen hani hala yaptırmak istiyorsanız tekrar giyin, tekrar değerlendireyim derim. Çünkü aslında gözden kaçan bir gerçek ki, bir plastik şerah ya psikiyatri açıdan bilgili olmalı ya da psikiyatr veya psikolog ile birlikte çalışmalı.
Duydunuz nasıl olması gerektiğini. Eğer bir doktora gittiniz ve böyle değil de sizin düşüncelerinizin ve içgörünüzün olup olmadığını hiç test etmeden direkt sizi yönlendirdiğini hissediyorsanız o zaman ne yapın? Başka doktorlara daha gidin. Ve diğer bir soruyla geçiyorum ve bence bu çoğu kişinin merak ettiği bir konu. Baby Botox. Krişmadan Botox yaptırmak istemiyorum. Ama etrafımdaki herkes bunun gençken yaptırılması gerektiğini, kırışıklık oluşunca faydası olmadığını söyleyip duruyor. Dinleme onları. Bu doğru mu? Yoksa estetik lobisi tarafından uydurulan bir mit mi?
Şimdi öncelikle yaşlanma MR'leri var. Bunlar ne mesela? Kemik resorpsiyonu, tamam. Yağ pedilerinin azalması, yüzümüzün kırışması. Ama kırışıklık demekten kastım burada direkt mimik yaptığımızda yüzümüzün kırışması değil. Çünkü yüz bu, kırışır arkadaşlar. Ama durduğumuzda poker face olduğumuzda dahi o zaman kırışıyorsa o kırışıklıklar yavaş yavaş oturmuş diye biliriz.
Fakat her şeyimiz zamanlı var. Ne erken, ne çok geç. Erken yaptırdığımızda, mesela diyelim ki birisi 18 yaşından beri gerekli olmadığı halde master botoks yaptırıyor. Ne olur? Kas çalışmıyor, inhibo oluyor ya. O yağ pedleri üzerinde kit sunamaz ve zamanla aşağı doğru sarkmaya başlayabilir. Yani ne kadar erken o kadar iyi değil. Tam zamanlı, o zaman iyi.
Ne zaman peki 26'dan sonra? Neden? 25 ile beraber kolajen üretimimiz azalıyor. E kolajen azalınca ne oluyor? İşte kırışıklıklar falan başlıyor. Yani 26'tan önce çok önermiyoruz. Ama siz diyorsanız ki benim genetiğim bozuk. Benim genetiğim farklı. Ben çok kırışıyorum. Arkadaşlar gidin o zaman konsülte edin kendinizi. Doktorla konuşun. 3-5 doktora da sorun. Güvendiğiniz birine yaptırın çok istiyorsanız. Ama öneri bu şekilde. Tamam mı? Anlaştık mı? Ve diğer soruya geçiyorum.
Esetik yaptırmak istiyorum ama etrafımdaki insanların vereceği tepkilerden çekiniyorum. Bunu nasıl aşabilirim, ne önerirsin? Şimdi öncelikle, bu bahsettiğimiz ön yargı daha önceden vardı, şu anda artık kalmadı. Çünkü gerçekten ihtiyacı olsun olmasın artık herkes esetiye yöneliyor, herkesin bir fikri var, herkes bir şeyler yaptırıyor.
Peki bu herkes bu eseti niye yaptırıyor? İnstagram görüşleri için mi? Üçüncü bir göz için mi? Hayır arkadaşlar. O ne dedi, bu ne dedi, bu ne düşünür? Bu nasıl beğenir mi diye yaptırırsak işte o içinden çıkılamaz bir hal alır. Kendime örnek vereyim. Ya ben bir saçımı değiştirdim. Sarıdan işte siyaha pardon basic light yaptırdım. O kadar fazla yorum var ki binlerce. Bazısı beğeniyor, bazısı beğenmiyor. Bir saçta böyleyken gidip burnumu tövbe ettiğimdeki yorumları düşünsenize.
Bana her gün diyorlar ki, abla burnu yaptır abla. Size ne? İster yaptırırım, ister yaptırmam. Ayrıca da bugün yaptır diyenler, yarın yaptırınca ay çok yapılı olmuş diyecekler. Emin olun. O yüzden bir şey yaptırmak istiyorsam kendim için yaptırırım. Kendi düşüncem için, kendi beğenim için. Kimsenin beğenip beğenmemesi umrumda değil. Gerçekten de değil. Bunun çözel değil de içeride fikirsel olarak da böyle olması sizin için çok daha yararlı, çok daha sağlıklı olur. Kimseyi umursamayın.
Yani, ne diyoruz burada? Önyargıları umursamıyoruz. Üçüncü bir göz için değil, İnstagram kitlesi için değil, TikTok fenomenleri ne öneriyor diye değil. Kendi görüşümüz için, kendi beğenimiz için, kendi algımız için yaptıracağız. Ayrıca da ben bunun da bir sıkıntı göremiyorum. Beğenmeyenler gitsin kendileri yaptırsın. Umurumda değil. Thank you.
Evet, sorular bitti. Arkadaşlar çok soru vardı. Ben en çok kafa karıştıranları, seçebildiklerimi seçtim. Ama eğer diyorsanız ki daha çok konuşalım estetik, daha fazla uzman görüşü olsun, daha çok soru cevaplayalım, o zaman bana Instagram'dan yazın. Ben de göreyim, tekrarını yapalım. Biliyorum ortağım çok karışık, estetik çok zor ama merak etmeyin, ben varım. Bana güvenebilirsiniz. I love you. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.