
4.167 kelime · ~21 dk okuma
Arkadaşlar nasılsınız? Ben sizi çok özledim. Arkadaşlar diyorum çünkü siz benim gerçekten iki boyutlu arkadaşlarımsınız. Bunu biliyorsunuz. Ama biz bugün ne konuşacağız? Daha çok üç boyutlu arkadaşlıklardan bahsedeceğiz. Dost bildiklerimizden ve tost bildiklerimizden bahsedeceğiz. Annelerimizin doğası Allah illerle karşılaştırısındaki o iyileri ve doğada geçmeyen diğer kötülerden bahsedeceğiz. Hazırsanız başlayalım.
Dr. Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Bu konuyla ilgili çok güzel sorularınız var. Çok heyecanlıyım. Ama sorulara geçmeden önce biraz arkadaşlık hakkında konuşayım istiyorum. Öncelikle arkadaşlık hakkındaki fikirlerim çok çok öznel. Asla profesyonellik içermiyor. Doğrusu bu değil. Ben doğruyu yapmıyorum. Ben Tulbağcı adlandım. Kendim ne istiyorsam, nasıl davranıyorsam, nasıl düşünüyorsam size onları anlatacağım. Bunları örnek alıp da bunları yapmaya kalkmayın. Tamam mı? Özellikle bu konu için söylüyorum. Çünkü ben hayatımı kendi özelliklerime göre şekillendirdim. Kendim için en kolay, en güzel, nasılsa kendimi savunma mekanizmalarıyla beraber yaşıyorum.
Herkes farklı, o yüzden bunlar size örnek, emsal teşkil etsin ama lead size liderlik etmesin, tamam mı? En başta bahsettiğim o iki boyut, üç boyut var. Ne o biliyor musunuz? Daha önce arkadaşlıktan zarar gördüğüm için aslında kendimi üç boyutta arkadaşlıktan birazcık kısıtladım. Çünkü risk optimizasyonu yaptığımda, okey eğleniyorum, beraber bir araya geldiğimde gülüyorum, mutlu oluyorum.
Ama bazen çok verici olabiliyorum. O yüzden bu da beni yorabiliyor. Özellikle çok yoğun olduğum bu dönemde hem podcast yapıyorum, şu an sizinle konuşuyorum. Hem içeri küretiyorum Instagram'a. Hem size yeni haberini verdim, kitap yazmaya başladım. Hem de aynı zamanda arkadaşlar, tam zamanlı doktorluk yapıyorum. Doktorculuk bazen. Şaka.
Nöbet tutuyorum ve bazen 48 saat ve sadece 8 saat boşluğum olan nöbetlerim oluyor. Tahmin edersiniz ki bunların hepsini yapmak baya bir mesai. Hem nöbet tutuyorum sonra geliyorum 7-24 kreatif işlerle uğraşıyorum. Kreatif işlerle uğraşan insanların gerçekten bazen durup hiçbir şey yapmadan tabana bakması gerekiyor. Böyle zamanlarda bunu kendimle değil de herhangi biriyle geçireceksem, o kişinin gerçekten bana çok iyi gelmesi gerekiyor. Çok iyi gelmeden, bir de benden mesai götürüyorsa, bir de benim enerjimi çalıyorsa, optimizasyonlar aşağıda kalıyor. O zaman görüşmemi daha iyi diyorum. O yüzden bu döneme uzaktayım da çünkü, Boya Battı'yım biliyorsunuz. İnsanlarla çok görüşemiyorum. Çünkü arkadaşlarımın hepsi İstanbul'da değil, yurt dışında. Hatta en yakınınki arkadaşım Londra'da. Ablam Londra'da, 3 oldu.
En çok sevdiğim arkadaşlarımdan bir tanesi burada. Diş doktoru, canım arkadaşım. O yüzden 3 boyutlu ilişkilerden ziyade daha 2 boyutta sürdürdüğüm bir dönemdeyim. Bana iyi geliyor mu? Evet, şu an için iyi geliyor. Ama bu podcastda genel olarak tüm arkadaşlıklardan bahsedeceğim. Sadece şu an için kurduğum arkadaşlıklardan değil. Ayrıca, sizinle kurduğum bu arkadaşlığın gerçekten bana çok iyi geldiğini düşünüyorum. Kendimi size aktarıyorum, açıyorum, geri bildirim alıyorum. Ve enerjimi düşürmesine de izin vermiyorum. Çünkü kötü yorumları cidden okumuyorum. Ya da kötü yorumların ne anlama geldiğini çok iyi farkındayım. O yüzden beni etkilemiyor. Asla filtrenden geçemiyor. O yüzden sizinle aramızda olan iki boyutta arkadaşlık... ...bana sadece iyi geliyor. Kötü özelliği yok. O kadar güzel bir şey ki bu. Hatta Instagram kapandığında size ulaşamadım ya. Dedim acaba Twitter mi açsam? Ne yapsam falan? Podcast dinliyorum. Podcast çok geçemiyor bazen. Çünkü Instagram'da da paylaşamıyorum. Cidden kötü hissettim. Stres yaptım. O yüzden iyi ki kavuştuk. Tamam kavuşuldu. Bayağı bir oldu ama olsun. Her gün şükrediyorum. Abarttım.
Neyse, sonuç olarak böyle. Şimdi gerçek arkadaşlar ne zaman ihtiyaç duyuyorum? Bundan bahsedeyim. Mesela markete gittiniz ve açsınız. Ne olur en orta rayona koyarlar zaten sizin almanızı istediklerinizi. Pahaları ortaya koyarlar, ucuzları aşağıya. Çünkü hani ilk başta onu görün alın ya, bu da onun gibi. Yani markete aç gitmek gibi.
Eğer sosyalleşme ihtiyacı, arkadaş ihtiyacı, dost ihtiyacı yaşadığım bir dönemdeysem o zaman fitreyi çok iyi kullanamayacağım için yanlış arkadaşlar edinebilirim. O yüzden gerçek bir arkadaş istiyorsam kendimle daha yetindiğim bir dönemde olmasına özen gösteriyorum. Çünkü mesela depresif hissediyorsam hemen birini anlatıp böyle onu açmak istiyorsun değil mi? Ama bazen dürtüsel yaptığımız bu hareketler gerçek bir arkadaşı değil de o an kim bulduysak olabilir. Ve ondan aldığımız geri bildirimler bizim hoşumuza gitmeyebiliyor. Çünkü gerçek arkadaş değil. Mutlu olmayabiliyor mesela. Üzgünlüğüne üzülüyor da mutluluğuna mutlu olmayabiliyor. İşte o zaman hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz. Bu yüzden gerçek arkadaş 2-3 tane var benim. Ve kötü olduğumda kredim onlarda o kadar fazla ki. Ararım, hemen açarlar. Hemen destek olmaya çalışırlar. Onların psikolojik olarak yeterli donanımda olduğunu da düşünüyorum. Aynı dilde konuşuyoruz. Onlar benim için çok kıymetli. Geri kalanı da arkadaşlar gerçekten şu saatte hiç arkadaşa ihtiyacım yok. ileride bunlar belki değişir ama ben sosyalleşme ihtiyacını genelde ailesiyle ve o 2-3 arkadaşıyla telefondan çünkü yurt dışında şu an yoklar karşılayan bir insanım. Boya battı olduğumla da ilgili bana hep diyorlar ki zorlanmıyor musun işte orası uzak burası aslında ben çok mutluyum orada çünkü bu kadar işi beraber yapabilmemin de sebebi aslında boya battı olmam.
İstanbul'da olunca ister istemez daha çok etkinliğe gidiyorsun, eventlere gidiyorsun. Gerçi beni hiçbir eventte görmediniz bu zamana kadar. Gitmedim çünkü. Çünkü sahte ilişkilerden biraz kaçıyorum. Benim moralimi bozuyor, enerjimi düşürüyor. Çünkü ben gerçek bir insan olduğumu düşünüyorum. Genelde de fitresiz oluyorum. Ve maalesef ki insanlar bunu hak etmiyor arkadaşlar. Bildiğiniz üzere. O yüzden ben hepsini de kota koymuş gibi oluyorum. Gerçeğe de, samimiyede. Ama şu anda çünkü onu ayırt etmekle uğraşamayacağım. Kendimle o kadar uğraşıyorum ki, hem kendimi geliştirmek adına, hem yaptığım işler adına. O yüzden de biraz buraya S verdim. Ama arkadaşlar, sosyalleşmek, psikolojik destek çok önemli. Özellikle kendimizi kötü hissettiğimizde, depresif olduğumuzda ya da mutlu olduğumuzda mutluluğumuzu paylaşmak çok önemli. Ben demiyorum ki arkadaşımız olmasın. Ebenin var ama uzaktalar. Yapacak bir şey yok. Ailem var. Babam çok yakın arkadaşım. Ablam çok yakın arkadaşım. Annem çok yakın arkadaşım. İstanbul'da olduğum sürece de bahsettim zaten. Var yine 2-3 tane. Yetiyor bence. Yeterli. Şimdi sorularınıza geçelim.
Ve ilk soru. En yakın arkadaşım dediğim kişiyi tanıyamıyorum. Başkalarıyla planlı yapıp bana söylememeler. Bak bak sen şuna. Mesajlarıma geç dönmeler falan. Trip atınca da abartıyorsun diyor. Sence bu durum normal mi? Öncelikle arkadaşın narsist olabilir mi? Yani özellikle bu trip atınca da abartıyorsun demek beni tetikledi. Çünkü yani abartıyor da olabilir ama ben bir şeye üzülmüşüm. Bir dinle, bir dur de ki hani tamam belki hassas döneminde, belki regle olmuş yani. O yüzden abartıyorsun diyorsa cidden bir uzak dur yani. Bir bak bakalım.
Zamanında şey gibi bu, batık gemi. Sen bu insana çok değer verdin belki, çok psikolojik olarak, maddi olarak yatırım yaptın. O yüzden şu anda kopmak istemiyorsun. Ama bazen bazı şeyleri bırakmak lazım. Bırak da o gemi batsın başkasına yönel yani. İstenilik değil ki bu, son değil. İlk doğmayacak. O yüzden... özellikle başkalarıyla plan yapıp sana söylemiyor ya bu birazcık ilkokuldaki arkadaşlık gibi olmuş sana hani don't get me wrong ama bu kaldı mı gerçekten yani mesajlarıma geç dönmeden niye geç dönüyorum mesela bak şimdi ben nöbet tutuyorum nöbetten geliyorum bazen 12-13 saat uyuyorum gündüz vakti uyuyorum ve dönemiyorum benim arkadaşlarım bunu biliyor çünkü bu benim rutinim
Ama şunu da biliyorlar, gördüğüm an, mental olarak müsait olduğum an, availablesam, direkt cevap veriyorum. Ya da arkadaşım bana yazıyorsa, aciltuba, direkt ararım. Uyusam da aramam da. İşte gördüğümde arıyorum, bunu biliyor. Ve zaten araya bazen o nifak giriyor ya, işte o girdiğinde onu anlıyorsun. O böyle bir hesaplaşmalar, bir matematik. Arkadaşlıkta matematik olmaması lazım. Her ilişki fedakarlık gerektirir. İster romantik, ister arkadaş. Ve mutualist olması gerekir. Paraziter bir arkadaşlık iki insandan da yer aslında. Çünkü niye? Diğeri de bir şey kazanmıyor ki aslında. Neden başlıyor mutual derken? İki tarafında katıldığı simbiyozis. İki tarafında olumlu şekilde win-win, kendine bir şey çıkarttığı. Diğer türlü biri onu böcek gibi, parazit gibi yapışsın, yesin, yesin, yesin. Eee? Bu olmaz. O yüzden zaten en yakın arkadaşın dediğin kişi sana plan yapıp söylemiyorsa,
En yakın arkadaşın değil olmayabilir yani artık değildir. İnsanlar değişir. İnsanlar değişiyorsa ve artık size serve etmiyorsa yani sizin istediğiniz gibi size hizmet etmek değil de bu tam karşılığı yani istedikleriniz olmuyorsa tamam bırakın arkadaşlar bazen de bazı şeyleri bırakmak let go yapmak gerekiyor. Çünkü eski Tuba bunları yapıyordu. Yeni Tuba. Değişti mesela. Ya da ben çocuk doğurdum. Artık çocuklarımla ilgili konuşuyorum. Ben dinlemek istemiyorum kimsenin çocuğunu mesela. İnstagramda görmek istemiyorum. Sevmiyorum. Geçiyorum. Bana ne yani? Ben seni tanıyordum. Çocuğun çocuğun. Tamam mutlu olduk. Süper güzel. Ama artık ben podcast düşünüyorum mesela. Ben değil mi? İş düşünüyorum. Ben kariyer düşünüyorum. Ama o çocuk düşünüyor. Çok güzel. O zaman diğer arkadaşlarınla ortak konularınız var. Konuşun. Şimdi biz o kız kötü mü? Değil. Ama değiştik. Geliştik. O zaman bazen bırakmak gerekebilir. Tamam. Oldu mu? Şimdi diğer soruya geçeyim.
Of stres yaptım. Şu soru öyle bir soru ki hiç arkadaş kazığı yedin mi? En unutamadığımı anlatır mısın? Öncelikle bir anlaşalım. En unutamadığımı anlatamam. En unutamadığımı anlatırsam buralar karışır arkadaşlar. Öyle şeyler var. Biz bugünlere diyorum ya kolay gelmedik. Vardır yani bir sebebi. Görüşmüyorsam şu an insanlarla. Ama hiç arkadaş kazığı yedim mi? Tabii ki yedim. Size en güncelini anlatayım bence. En magazinler olanı. Bence tahmin ederseniz falan isim vermeyeceğim. Adı lazım değil baş harfi.
Ne oldu biliyor musunuz? Ben ortak arkadaş vasıtasıyla birle tanıştım. Tanıştıran kişi de doktor, tanıştığım kişi de doktor. Ve ortadaki arkadaşın da referans olmasıyla hani görüşmeye okey oldum. Çünkü okey olmuyorum genelde. Tamam. En ciddi sensin, en geç. Ama ne yapayım? Görüşmüyorum. Yani ben kimseye kötü demiyorum. Ben de kötü sohbetmeyen kişi olabilirim. Mevzu kötü olmak veya iyi olmak değil. Ortak gündem olmamız. Tamam mı? Neyse. Ben bu kıza tanıştım. Başı çok güzel. güzel gidiyor böyle beni sosyal medyada tanıyor daha önce biliyor neyi severim neyi sevmem sınır ihlali yapmıyor asla bana anlatmamak istemediğim şeyleri anlatmaya zorlamıyor psikolojiden de anlıyor falan muhteşem ama ne oldu biliyor musunuz sonra çok oluyor bu taklitmeye başladı
yaptığım her şeyin ama yani hani birebir çünkü arkadaşlar birbirine benzer zaten ama biz hani öyle bir geçmişimiz yok ki biz daha yeni tanıştık yani benzemiyorduk da sen başka bir insansın ben başka bir ne oldu bir anda biz aynı kişi olduk yani ve açıklama şu ben söyledim direkt dedim ki bak ben senin arkadaş olmak isterim fakat ben olmak çünkü ben benle görüşmek istemiyorum arkadaşım ben seninle görüşmek istiyorum Sen ben olacaksan ben ben olurum ama uzakta. Yani olabilirsin ama uzakta olma falan. Neyse açıkladım buna. Buna derken bu kıza diyeyim öyle ayıp olmasın. Neyse dedi ki başta bir sorgudu kendini. Acaba yapıyor muyum falan olabilir dedi. Ben zaten hani seni çok izliyordum falan. Tamam izliyordun arkadaşım ne güzel al alacağını ama bir şeyi yapmakla bir şeyi sunmak da farklı. Hani kelimelerin de aynı olmaz ki mesela değil mi? Neyse, sonra başta bir söyledim, o da bunu güzelce değerlendirdi. Bir tamam falan, değişeceğim gibi oldu. Sonra ben bir şans daha verdim. Çünkü bence insanlar bazen ikinci şansı hak ederler, her zaman değil. Bu sefer ikinci şansı verdiğim bir zamana denk geldi. Sonra yine aynısını yapmaya devam etti. Ve ben bu sefer artık hani uyarmak yerine biraz aslında yanlış yaptım. Öfkeyle karışık biraz suçlayıcı konuştum. Çünkü hak etti mi hak etti ama bana yakışmaz.
Böyle durumlarda gerçekten bence kendimize yakışan gibi davranırsak, gün sonunda asla pişmanlık duymuyoruz. Benim tek pişmanlığım biraz öfkeli karışık suçlayıcı konuşmam oldu. Hiç gerek yoktu yani. Burak geç, takdim ediyor Burak. Çünkü sende bir affect yani bir duygulanım yaratmaması gerekiyor bu kadar bu kişinin. Tamam mı? Ama üzüldüm çünkü arkadaşım olabilirdi. Neyse, sonra bunu böyle yapınca falan ne yaptım biliyor musunuz? Engelledim her yerden.
Benim arkadaşlık anlayışı. Engeldim yani. Taklit çok bence sıkıntı burada. Çünkü haset, kıskançlık, taklit... Bunların hepsi böyle birbiriyle ilişkili, köprü terimler. Ve beni çok rahatsız ediyor. Küçükken de yaşıyordum bunu bazen. Özgün olmak bence çok önemli. Özellikle arkadaş ilişkilerinde. Başkası olma, kendin ol. Böyle çok daha güzelsin. Gel bana sahici, sahici. Neyse, gelme artık. İstemiyorum. Kapı açık, arkanı dön ve çık. İstemiyorsun artık bebeğim. Ciao. Ve diğer soruya geçmeden önce çık bir ara verelim. Geri döneceğim. Love ya.
Doktor Güneş radyo. Ve diğer soruları geçiyorum. Aktif bir sosyal çevrem yok. Nasıl arkadaş edinebilirim? Üzülme, benim de yok. Var var, benim olmak zorunda. Ben çünkü hastanedeyim ya, istemesem de oluyor. Aslında şu an düşündüm ki, belki de benim bu kadar arkadaş ihtiyacım yok dememin sebebi, zaten günde 500 kişiyle iletişmek zorunda olmam. Hastanede herkese laf anlatmak zorunda olduğunuz için, hani tuvaletin yerini de ben söylediğim için, danışma görevi de gördü falan filan derken, acı çeken insanlara yardım etmeye çalışıyorsunuz, empati duyuyorsunuz,
falan böyle rapor veremem, serum yapamam falan bunu yapmaya çalışıyorsunuz. O yüzden belki de arkadaşım yerim kalmıyor, kapasitem doluyor. Belki de böyle. Her neyse nasıl edineceksin biliyor musun? Sana çok güzel formül söyleyeceğim. Şimdi sen sporla ilgileniyorsan spor salonuna gidiyorsun. Ve nasıl bir spor salonu biliyor musun? Senin sosyo-kültürel, ekonomik olarak tanışmak istediğin insanların gittiği yere gideceksin. Mesela İngiltere'de bu çok bariz bir şekilde belli oluyor. Bazı mahalleler varsa, Equinox falan var böyle farklı bir spor salonu. Oranın en cool'u. Oraya gider insanlar sadece spor için değil, network için. Hatta İngiltere'de mesela böyle bazı otellerin beş çayı var. O çaya böyle herkes süslenip gider. Çünkü orada insanlar tanışır birbiriyle falan. Ya da golfe gidiyorsan, bellidir senin neyle tanışmak istedin. Yani bu bazı şeyler tesadüf değil. Ya da kitap seviyorsan, kütüphaneye gideceksin. Ama hangi kütüphane? Ne bu sana kalmış? Bir kafenin kütüphanesi mi? Bir otelin kütüphanesi olmaz mı? Bir otelde mi okuyacaksın falan, tamam mı? Bunları düşün, taşın matematiğini yap ve git. Ve tanış, ve konuş. Tek başına git. İki kişi gidersen, tanışmaya kimse gelmez seninle. Tek başına git, inviting ol, davetkar. İyi anladın.
Kırık kıyafetine değil, bakışlarına, enerjinle tamam mı? Böyle güzelce git. Sonra git, yani bak. Mesela diyelim ki gidip konuşamıyorsun tamam mı? Utanıyorsun ya da çekiniyorsun. Ne yapacaksın? O gideceğin spor salonunun instagramını aç. Kimler orada hep fotoğraf paylaşmış. Onlardan teki bu reklam. Ya da eklemiyorsan da gittiği günlere falan bak. Yap arkadaşın matematiğini. Madem istiyorsun arkadaşla dinmek, hem flört için bunu yapabilirsin, hem arkadaş için yapabilirsin. Tamam mı? Ya da internet arkadaşlığı da bir çeşit arkadaşlık artık günümüzde. Ne gibi? Hani mektup arkadaşlığı gibi bunu da yapabilirsin. Sosyallik için bence sosyalleşme ihtiyacını karşılayan bir şey bu da. Nasıl benim arkadaşlarım Londra'da ben sürekli FaceTime konuşuyorum. Bunun gibi. Tamam mı? Ya da bak çok güzel fikir. Mesela İstanbul'da müze seviyorsan böyle müzede bir gece falan etkinlikleri var. Onlara katıl. Sanat falan konuş. Sanat sepet.
Bunları seven insanlar varsa onlarla beraber gidebilirsin. Tamam mı? Hem bir şey öğrenirsin ya da buldum yemek workshoplarına git. Mesela sushi workshopına git. Orada sushi seven insanlarla beraber. Sushi ya da manga, anime falan sevenler varsa böyle ya da kore şey k-pop falan sevenler. Her türlü insan var yani çok basit. Böyle ortak bir şey buldun da ortak günden olay çok daha kolaylaşıyor. Tamam mı?
Ya da mesela şu an çok bence aktif, çok güzel işle yapıyorlar. Koşu kulüpleri. Koşu seviyorsan, koşmana gerek yok. Başta dersin ben yürüyebiliyorum, koşamıyorum falan böyle azıcık şey yaparsınız. Aralarını alıyorlar zaten. Yeter ki gel, bir kilometre, iki kilometre başlıyorsun, koşuyorsun. Cycling kulüpleri. Çok güzel böyle boğaz manzaralı kulüpler var. Cycling yapıyorlar, bisiklet çeviriyorlar falan. Ama bir şey hatırlamayacağız, çok önemli. Security check. O kişiye tanışmadan önce mutlaka git ve güvenilirlik checkini yap. Güvenilir mi bu insan? Artık herkes aşağı yukarı nasıl yapacağını biliyor bunu internetten. Mesela bu insanın çalıştığı yer belli mi? Yani bir şey olsa gidip şikayet edeceğin yer var mı arkadaşım? Anlıyor musun? Bir insan çünkü çalıştığı yeri açık açık söylüyorsa bir şeylere güveniyordur diye düşünüyorum. Bu bir emare. Bunun gibi çok şey var. Security check'ını yapabilirsin böyle tamam mı? Yap. Çok önemli. İnsanlar artık güvenilmez biliyorsunuz. Ve diğer söze geçiyorum.
Çok uzun yıllık bir arkadaşlığım var. Seviyorum aslında ama kızla ne zaman buluşsak nefessiz bir şekilde hayatındaki her şeyi anlatıyor. Çok tanıdık geldim. Benim falan ama kız benim. Şaka. Ben de araya girebilirsem eğer bir şeyler anlatıyorum işte. Ama artık bu durum beni rahatsız etmeye başladı. Sence konuşmalı mıyım?
çok uzun süredir bir arkadaşınız varsa evet bence bir kere konuşma hak ediyor mutlaka ama açık açık böyle temiz bir iletişim açık iletişim ben buna hoşlanmıyorum çünkü böyle böyle böyle böyle ama bunu anlattıktan sonra hala ne için yapıyorsa bence yanaşmıyorsa bırak gitsin yine let go çünkü o kadar uzun arkadaşınız var o kadar hatırına senelerin hatırına düzeltmiyorsa bu davranışı çünkü istediğin şey basic necessity yani artık bunu da yap bir olayı o yüzden yapmıyorsa uzatmanın manası yok Bir şey çok uzun zamandır var diye değerli mi? Okey, değerli olabilir. Ama ben çok da... Bence fazla anlam yükleniyor bazen senelere. Senelerin önemi değil de... Kısa seneler olsa dolluk çok daha önemli. Intensity... Overdu... Durivity olur mu? Yok, olmaz. Durivity olur mu? Seneler diyelim. İngilizcem yetmedi. Oh my god girl. Kesmeyeceğim burayı, dinleyin. Diğer soruya geçiyorum. Ortalama yakınlıkta bir arkadaşın. Çok ciddi olmayan eski bir sevgilisiyle ilişki yaşamak şerefsizlik midir sence? Tabii ki.
Arkadaşımı seviyorum ama bir yandan da gönül ferman dinlemiyor. Of ne yapacağım ben ya. Gönül ne zaman ferman dinledi ki öncelikle? Çok haklısın. Şimdi bu şerefsizlik tabii ki. Açık açık şerefsizlik. Ben mağaramda mutluyum arkadaşlar. Ben bu konularda biraz gerçekten... Mesela ben ne yapıyorum biliyor musunuz? Arkadaşım beni sevgilisiyle tanıştırdı. Abi eklemiyorum Instagram'dan.
Niye? Niye ekleyeyim ki? Ne gerek var? Onunla daha yakın bir iletişime ne gerek var? Yani ayrıca da bir gün ayrılabilirler. Değil mi? Bir şey olabilir. Bir arada kalmak istemiyorum. Benim arkadaşım onun benden baksın istemiyorum. Yani çok gereksiz bence bu samimiyet. Bir böyle. İki, başıma gelen bir olayı anlatacağım. Madem burada konuşuyoruz her şeyi. Bu kişiler de büyük ihtimalle dinliyor podcast değil mi? Dinlesinler. Ne yaptığınızı görün. İğrençsiniz. Anlatıyorum. Bir gün çok yakın bir arkadaşım. Tamam mı? Bu kız da adını söylemeyeceğim ama diş doktoru. Hekim kendisi. Sonra biz hep beraber oturuyoruz bir akşam buluşması konunun yani tıpla, doktorlukla, dişle alakası yok yani. Orada yüksek bir müzik var falan, vişne suları içiliyor tamam mı öyle bir ortam. Ondan sonra ben içeri gitmiştim bir geldim bu kız benim eski sevgilinin ağzında bir şeyler yapıyor arkadaşlar. Öpüşmüyor hayır. Ne yapıyor biliyor musunuz? Güya dişimi ağrıyormuş da onu kontrol ediyormuş.
Gel bana sor önce. Gel bana de ki dişim var. Belki de diş hapsen yok. Bir bana sor. Allah Allah. Her neyse. Konu ben değilim orada. Tabi ki ona bozulmadım da. Çocuk sırf beni kıskandırmak için orada o kızı kullanıyor. Ve sorun ne biliyor musunuz? O kızın bana izin vermesi. Ya sen hani öyle bir ortamda ne alaka? Çocuğun yok mu yani mal durumu? Gitsin baktırsın sana mı kaldı? Yani bence bunlar çok yanlış. Hala sinirimi bozuyor, hala tetikleniyorum. Ve ben ne yaptım biliyor musunuz arkadaşlar? O kızla bir daha görüşmedim. Çünkü o kız zaten o günden sonra bana yanlış yapar. Böyle bilsem o yanlışı da yapar. Ve çok uzun bir süre arkadaşlığımız vardı. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu kız bana kaç defa yazdı. Tuğba seni çok özledim. Şöyle böyle hayır arkadaşlar bir kere bile görüşmedim. Onu daha fazla uğraştırmamak için bana yazmasın diye yazdım ki. Bak dedim tamam sen haklısın. Ben suçluyum hiç önemi değil. Fakat dedim ben seninle görüşmek istemiyorum.
O da başka arkadaşlarıyla böyle bana hep haber gönderdi. İşte seni çok özlemiş falan filan. Arkadaşlar böyle özlem olmaz. Bu özlem değil tamam mı? Sen benimle beraber neyi kaybettiğinde tekrar istiyorsun bunu? Hangi çıkaran için? Çünkü bu arkadaşlık değil bunlar. Açık açık konuşuyorum. Gerek yok. Kendine iyi bak. Tamam mı? Kendini üzmüyorsun. Görüşürüz. Ciao. Evet diğer soruya geçiyorum. Of çok içimi döktün. Bazen gerçekten diyorum hocam fazla mı konuşuyorsun? Ama ne olabilir ki? Bu benim. Benim hayatım. Konuşuyorum. İsteyen çıksın. Tersini söylesin.
Evet, sen nasıl bir arkadaşsın? Şimdi arkadaşlar, ben ya arkadaşımla değilim, tamam mı? Öyle çok arada bir durumda bırakmıyorum insanları. Ya hiç konuşmam, mesela ya harcamam, uğraşmam. Yani zaten iş arkadaşları falan saymıyorum, onlar arkadaş değil çünkü. Hani iş arkadaşı vardır, iş detacı konuşursun, sporda görüştüğün arkadaş vardır falan. Ama bunlar arkadaş kategorisi girmiyor benim için çok, tamam? Onlar sosyalleşme. Sosyalleştiğin insanlar. O yüzden gerçekten tamimi olarak kendimi açtığım, overshare yani fazla paylaştığımı hissetmediğim, anlattığım şeylerden sonra gece yastığa kafamı rahat koyabildiğim arkadaşlarımla gerçekten çok iyiyim. Çünkü kötü olduğunu hissettiğimde bir yoklarım. Derim ki iyi misin? 3-5 dakikada... 3-5 saatte bir yazarım. Derim ki, yardıma ihtiyacın var mı? Ya da en önemlisi, dinlerim arkadaşlar. Bir sıkıntısı varsa dinlerim. Çözümüm yoksa bile derim ki, senin için yapabileceğim bir şey var mı? Çünkü dinlemek bile en güzel şey, tamam mı? Bazı zamanlar. Ve arkadaşlarım gerçekten o 3-4 kişiye beni sorun, bakalım neler diyorlar. Hatta soralım mı? Gelin soralım. Kime bağlanıyoruz biliyor musunuz? Londra'da doktor bir arkadaşım var. Erhancım'a bağlanıyorum.
Tuba ile arkadaş olmak gerçekten bambaşka bir deneyim. 10 dakikalık telefon konuşması, saatlerce süren gıybet, 5 yıllık kişisel gelişim planları ve sonunda da müthiş bir hype'lama, ağlama, kahkayla biter. Bence Tuba'nın arkadaşı yok. Ya Tuba'nın kardeşi gibisindir ya da Tuba'yı kızdırırsan veya ona şerefsizlik yaparsan düşman olursun.
Evet, duydunuz. İyisiyle kötüsüyle nasıl bir arkadaşmışım. Ama size bir şey söyleyeceğim Erhan'la ilgili. Beni çok etkiledi bu. Tamam, ben çok seviyorum. Onu her zaman orada falan always available. Ama ne oldu biliyor musunuz? Ben podcast yayınladım ya. Erhan benim birinci podcast'ımı dinledi. Böyle aradı beni. Bir de böyle podcast çarşıda birinci, ikinci falan olmuştu.
O kadar mutlu oldum ki. Çünkü benim her şeyimi bilen bir insanın konuştuklarımı bilse bile oturup yarım saat beni dinlemesi, arkasına feedback vermesi, beni böyle gazlaması falan ya benim mutluluğumla mutlu olmasa canım arkadaşım. Gerçekten bunlar benim için o kadar değerli ki. Bu podcast burada hep kayda olacak ve seni çok seviyorum, çok seveceğim arkadaşlar. Arkadaşlar çok güzel bir şey. Ona bağlıyormuşum. Tam da bununla ilgili bir soru vardı. Hemen onu alalım o zaman.
Çok yakın bir arkadaşım beni kıskandığını düşünüyorum. Yani bunu kabul etmem de biraz zor oldu ama galiba öyle. Kötü günümde her zaman yanımda oldu. E okey bravo her neyse. Sağolsun ama hayatımda iyi giden şeylere sevindiğimi de hiç görmedim. Hep kötü yanlarını görüyor söylüyor falan. Ama bir anda da düşünüyorum insan en yakın arkadaşını kıskanırım ya. Öncelikle evet insan en yakın arkadaşını kıskanır. İnsan herkesi kıskanır. Arkadaşlar insanı ne sanıyoruz bilmiyorum ama insan bozuk bir can.
Her şeyi yapabilir yani. Öncelikle her şeyi bekleyelim, tamam mı? O anlama söyledim. Ama bu kıskanmakla ilgili de şöyle bir şey söyleyeceğim. Bu imrenmek mi yoksa haset mi? Bunu iyi bir ayırt etmek lazım. Çünkü bence imrenmek çok güzel. Zaten arkadaşlarım bana imrenmiyorsa, onların beğeneceği işler yapmıyorsam, darbalışlar, yani bence burada bir sıkıntı var aslında. Ama hani mevzu kopyalamak oluyor ya, copycat olmak. Yani imrende ama annesinin yaptığı. Hayır. İmrensin, bendeki güzel bir şey alsın ama kendini adapte etsin, kendini uyarlasın, öyle bunu yapsın.
Çünkü o başka, ben başka. Yine anneye geldim. Dertlenmişim o konuyla ilgili. Neyse, şunu söyleyeceğim bir de. Diyorsun ya burada, ben üzgün olduğumda o da üzülüyor. Çünkü insan, üzülsün bir zahmet. Şeytan değil ya, hani üzülecek ama burada değerli olan şey iyi gün dostu olmak. Yani atalarımız güzel söylemiş, süper kötü gün dostu ama iyi gün dostu da ne oldu? Kimse bunu konuşmuyor. Ya benim mutluluğumla bu aranınki gibi mutlu olmak çok büyük bir erdem. Biz arkadaşlar hep bahsediyoruz ya bu insanlar bu insanlar. Kim bu insanlar? E bazen de biziz yani. O yüzden de dönüp bakmak lazım kendimize. Acaba ben arkadaşlarımın mutluluğuyla mutlu oluyor muyum? Bir düşünün bakalım. En yakın arkadaşınız, siz 90 aldınız, o 95 aldı. Mutlu oluyor musunuz? Yani biraz zor değil mi bu? İnsan bazen de dönüp kendine sormalı. O yüzden insanları suçlamamak lazım bazı konularda. Çünkü bu insani bir darbeloş. Çok normal. Tamam mı? Fakat olabildiğince kendini zorluyorsa bu anlamda mutlu olmaya böyle bir kendisi motivasyonu varsa içten senin için seviniyorsa ondan bağımsız durumlarda hani mesela tamam ders konusu biraz kıyas ama farklı kul varlar arasında hayat çok güzel bir ilişkisi var falan sanırım tabii ki mutlu olursun düğününde fark ettiniz mi mesela düğünler falan değil mi? Aslında ne kadar gözlem yapabilecek yerler böyle bekar olanlar evlenmek isteyenler özellikle mesela ben istemiyorum evlenmek isteyenler bakıp böyle hani imleniyor mu mutluyla mutlu oluyor mu gözlem yapabileceğimiz yerler gerçekten arkadaşlık adına insanlık adına fikir edinebileceğimiz yerler
Ve diğer söyleye geçiyorum. En yakın arkadaşım olarak gördüğüm insan beni en yakın arkadaş olarak görmüyor. Söyleyeceklerim bu kadar. Bunu yaşayanlar beni anlar. Çok dram olmuş bu ama şimdi şöyle bir şey var arkadaşlar. Yani arkadaşlıklar artık eskisi gibi değil. Yani önümüze gelene bin tekme olayı kalmadı. O yüzden böyle isimlere, taglere, etiketlere takılmaktan ziyade yani o insanla ne paylaşıyoruz, ne kadar paylaşıyoruz hani en yakın
Mevzu bu değil bence ki. Ayrıca da şöyle bir şey diyebiliriz. Mesela çocuklu aileler buluşur, orada en yakın arkadaşın vardır. Spora gidersin, sporda en yakın arkadaşın vardır. İşte iş yerinde en yakın olabilecek iş arkadaşın vardır falan. Yani ne demek istiyorum? Farklı ortamlarda herhangi farklı biriyle en özelini paylaşabilirsin. O ortamda o en yakınındır, başka ortamda başka biri en yakınındır. Gezegenlerin birbirine olan uzaklıkların ne alaka?
Fatih Ömürgöl, devam ediyorum. Bir de ne yapacağız biliyor musunuz? Beklenti optimizasyonu. Ne demek bu? Optimization, ne bu? Bir şeyin en uygununu belirlemek, optimalini. Ne yapacağız mesela? O kişiden beklentimiz ne? Mesela o kişiden beklentim gülmekse veya bazı arkadaşlar parti arkadaşıdır. Sadece partiye gidersin falan, değil mi? Var öyle. Bazısı tuvalet arkadaşıdır. Tuvalete gidersin, dedikodu yaparsın. Birbirine böyle güzel şeyler söylersin falan. Bu kadar, bitti. Şimdi o kişiden daha fazla bir şey beklemek hem o kişiye hem de arkadaşlığınıza haksızlık olur.
Değil mi? Bazısıyla sadece ders çalışırsın, ders arkadaşıdır. O yüzden beklenti optimizasyonunu hem romantik ilişkilerde hem arkadaş ilişkilerinde yaparsak ne biz üzülürüz, ne karşımızdakini üzeriz, ne yorarız, ne yoruluruz. Tamam mı? Her şey anlaşıldıysa sizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Canım arkadaşlarım. I love you. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.