Podcast

Hayır Demeyi Bir Öğrenebilsem...

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Siz de hiç kimseye hayır diyemeyen bir insan mısınız? Birine, bir teklife hayır derken utanıp sıkılıyor musunuz? Ya da mesela hayır derseniz sizden nefret edeceklerini ya da bencil biri olduğunuzu düşüneceklerinden mi korkuyorsunuz? Hayır dersem hakkımda ne düşünürler kaygısını taşıyor musunuz? Veya hayır diyebilseniz bile gereksiz uzun açıklamalar yaparken ya da gereğinden fazla özür dilerken mi buluyorsunuz kendinizi?

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök bu bölümde; hayır diyememek ve insanları fazla memnun etme davranışı üzerine konuşuyor ve çözüm önerilerini paylaşıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.154 kelime · ~16 dk okuma

Siz de hiç kimseye hayır diyemeyen bir insan mısınız? Sanki böyle biri sizden bir şey istediğinde hayır derseniz, yerin dibine geçecek gibi mi hissediyorsunuz? Ya da böyle sürekli başka insanlar benim hakkımda ne düşünüyorlar? Şu anda hayır dersem ya da şu anda şöyle bir cümle kurarsam kesin benden nefret edecekler diye düşünmeye meyilli misiniz?

ya da mesela herhangi bir şeyi geri çevirdiğinizde bencil ya da böyle kötü kalpli gibi gözükeceğinizden korkuyor musunuz? Bir şeyler sizin istediğiniz gibi gitmiyor olsa da ya da mesela sizin istediğiniz gibi planlanan şeyler sizin istediğiniz gibi gerçekleşmiyorsa hiç ses çıkartamadığınızı veya işte tamam grubun dinamiği bozulmasın dediğinizi fark ediyor musunuz? Böyle hep sanki ancak uyumlu olursanız insanların sizi seveceğini düşünürken buluyor musunuz kendinizi? Bir de şey var, mesela bir şeyi reddetmek durumunda kaldığınızda ya da böyle bir plana uyum sağlayamayacak gibi olduğunuzda gereğinden çok fazla, çok uzun açıklamalar yaparken buluyor musunuz kendinizi? Yani aslında bir cümleyle, ya ben bu akşam gelemeyeceğim kusura bakmayın demeniz yeterliyken de siz böyle bir paragraf mı döşüyorsunuz? Ve bunu yaparken aslında çok da iyi hissetmiyor musunuz kendinizi?

Bazen kendinizi böyle gereksiz fazla özür dilerken buluyor musunuz? Veya hep özrü siz mi diliyorsunuz? Eğer bu sorulara cevabınız evetse, belki de aslında insanları fazla memnun etme, people pleasing dediğimiz davranıştan muzdaripsinizdir. Ve bu hayatınızı yer yer zorlaştırıyordur. Hadi gelin bugün aslında bir stres tepkisi olan insanları aşırı memnun etme ihtiyacımız üzerine konuşalım. Çünkü bu bazen bizi o kadar zorluyor ki kendimize vakit ayıramaz, kendimiz için hiçbir şey yapamaz ya da kendi isteklerimizi hiçbir zaman dile getiremez hale geliyoruz ve bu bizim için iyi bir şey değil.

Transkriptin tamamını oku

Herkesin memnun etme çabası ya da kendimizi hiç ortaya koyamama durumu az önce söylediğim gibi bir stres tepkisi olarak ortaya çıkıyor çoğunlukla. Bazen çocukluğunda ciddi travmaya uğrayan çocuklar özellikle de evde onlara şiddet gösteren bir ebeveyn varsa onları sakinleştirmek için ya da işte onların şiddetini açığa çıkartmamak için onları sürekli memnun etme çabasının işe yaradığını fark ediyor ve bu davranışı kendi bünyesine entegre ediyor ve herkese yapar hale geliyor. Bu bir gelişme şekli. Bazen de mesela ailesi tarafından, kendi davranışlarından sürekli utandırılan bir çocuk ailesinin beklentilerine uygun hareket etmeyi ve ancak ona uygun hareket ettiğinde sevildiğini öğreniyor ve ondan sonra da hep bunu yapmaya başlıyor. Yani koşullu sevgiyi alabilmek için koşullara uygun davranmaya başlıyor.

Bazen de kendi ebeveynleri çok fazla başkalarına uyumlu yaşayan insanlarsa o zaman kendi ebeveynlerimizden bu davranışı öğreniyoruz, rol modelliyoruz. Biz de başkaları için saçımızı süpürge etmeyi görüyoruz ve bunu yapıyoruz aslında. Bunlar genelde çocukluktan getirdiğimiz, bugün işte bizim başka insanlara sürekli memnun eder hale gelmemizin sebepleri olabiliyor. Bir sebebi de ebeveynleştirilme dediğimiz durum. Yani küçükken yaşımızdan çok erken olgunlaştırıldıysak, evimizin içerisindeki durumlar çok erken olgunlaşmak zorunda bıraktıysa, yine insanları fazla memnun eder bir davranış gösterebiliyoruz. Çünkü aslında kendi ihtiyaçlarımızı, kendi çocuk ihtiyaçlarımızı ortaya koyamamayı öğrenmiş oluyoruz. Yani bize aslında şu söylenmiş oluyor. Sen bir çocuk olarak şu anda oyun oynamak istiyor olabilirsin. Ama neden bulaşık yıkamıyorsun ki? Ya da neden kardeşinin bilmem ne ihtiyacını gidermiyorsun ki? Çünkü o daha önemli. Ya da evin işi daha önemli. Ya da... Sen şu anda çizgi film izlemek istiyor olabilirsin ama biz babanla kavga ediyoruz ve senin şu anda bundansa bizim kavgamıza maruz kalman ve belki de hatta arada hakem olman gerekiyor. O zaman neden senin ihtiyacın önemli olsun ki?

Ya da bazen mesela anne ya da baba kendi isteklerini, kendi ihtiyaçlarını diğer partnerine çocuğu aracılığıyla söyletiyor. Bu da çocuğu erken organlaştıran bir şey. Baba, annemin şöyle şöyle bir ihtiyacı var. Anne, babam şunu şunu yapmak istiyor. İki yetişkin birbirleriyle konuşamıyorlar ve çocuğu elçi haline getiriyorlar.

Çocuğun aldığı mesaj çok net. Sen değilsin önemli olan. Kusura bakma. Senden önce ben varım, baban var, kardeşlerim var. Dünya üzerindeki herkes var. Mesela sınırlarımıza saygı gösterilmediğinde de bunu öğreniyoruz çocukken. Sen öpülmek istemiyor musun? Aa ama Nermin teyzen seni öpmeyi çok istiyor. Neden böyle yapıyorsun? Sen odanda mı oturmak istiyorsun? Misafirin karşısına çıkmak istemiyor musun? Senin isteğinin ne önemi var ki? Tabii ki yanımızda oturacaksın. Sonra ne derler bizim için?

Ya da sen şu anda yemek yemek istemiyor musun? Ama olsun, şu anda yemek yeme vakti. Acıkmışsındır. Senin haberin yok ama sen acıkmışsındır. Oradan aç ağzını. Bunların hepsi aslında birikiyor. Ve bize diyor ki, senin isteklerinin ne önemi olabilir ki? Herkesin isteği önemli olabilir, seninkiler dışında.

Bu öyle bir mesaj ki, zihnimize işleyen. Biz hep başkalarını mutlu etmek zorunda hissediyoruz kendimizi. Yani ben oraya gitmek istiyorum. Önemli değil. Eğer arkadaşım oraya gitmek istemiyorsa, oraya gitmeyelim. Problem yok. Ben bugün yemekte makarna yemek istiyorum. Ama arkadaşım pizza yemek istiyorsa, pizza yiyelim. Önemli değil benim ne istediğim. Ben hiçbir isteğimi dile getiremez hale geliyorum. Ve bunu sadece arkadaşlıklarımla değil, romantik ilişkimle de yapıyorum.

Öyle olunca bir yerden sonra herkesi mutlu etmek için harcanan bir ömrün sonunda bir yerde farkına varıyorum. Ben kendimi mutlu etmek için hiçbir şey yapmıyorum. Hatta kendimi mutlu etmek için yaptığım şeylerden suçluluk duyuyorum. Mesela diyelim ki benim bir bütçem var. O bütçeyle çocuğuma bir şey alabilirim ya da kendime uzun zamandır ihtiyacım olan bir şey alabilirim. Neden kendime bir şey alayım ki çocuğumu mutlu edebilecek bir şey alabilirken?

Ama burada hiçbir zaman ben önemli değilim. Yani bir denge yok burada. Zaman zaman kendim için. Zaman zaman kendim için, zaman zaman çocuğum için bu parayı harcıyorum değil. Hep başkası için harcıyorum. Öyle olunca ben mesela... ...kendim için hiçbir şey yapamadığım için... ...ben çok mesela eski püskü kıyafetlerle kalıyorum ama... ...çocuğumun her şeyi yepyeni. Neden dengeli bir şekilde yapmıyorum ki? Çocuğum da biraz öyle giyinebilir, ben de biraz öyle giyinebilirim. Orta yolu bulabiliriz aslında.

Bunlar ilk aklıma gelen örnekler. Tabii ki tahmin edersiniz ki bunların bağlanma stiliyle de çok ilgisi var. Güvenli bağlanan çocuklar, ailelerinde kendi ihtiyaçlarının önemli olduğuna, daha doğrusu onların da ihtiyaçlarının önemli olduğuna, ve aile içerisinde doğru bir denge sağlandığında herkesin daha mutlu olduğuna tanık oldukları için ileride de kendi ihtiyaçlarını daha rahat dile getirebiliyorlar ve başkalarının memnun etme davranışını daha az sergiliyorlar. Kaygılı bağlanan insanlar, başkalarının onları sevmesini çok önemsedikleri için ve zaten sevilmeyeceklerine inandıkları için başka insanların ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymaya çok daha meyilli oluyorlar. Bunu mesela cinsellikte de görüyoruz. Kaygılı bağlanan insanlar cinsellikte partnerlerinin ihtiyaçlarını çok daha fazla ön plan alıyorlar. Kendilerinin cinsellikten aldığı keyfi çok daha az önemsiyorlar. Ve öyle olunca da genel olarak cinsellikte mutsuz oluyorlar. Kaçıngan bağlanan insanlara gelince orada da aslında biraz başkalarını memnun etmeye ihtiyacı görüyoruz. Bu sizi şaşırtabilir. Çünkü nedense toplumda kaçıngan insanlar başkalarının ihtiyaçlarını hiç önemsemez gibi bir algı var ama böyle değil aslında.

Kaçıngan insanlar da çatışmadan hiç hoşlanmadıkları için, çatışmadan kaçmak için bu başkalarının memnun etme davranışına girebiliyorlar. Benim için fark etmez. Sen ne istiyorsun onu yapalım. Ben her şeye uyum sağlarım gibi cümleleri kaçıngan insanların ağzından da çok sık duyabilirsiniz. Çünkü çatışma olması veya işte kendi isteklerini ortaya koyup böyle biraz daha duygularını açığa çıkarma ihtimali onlara geliyor ve bu yüzden bunlardan kaçınabiliyorlar.

Çok uzun süre başkalarını memnun etme çabasını göstererek kendimizi ihmal etmek zaman içerisinde kronik strese ve bir yerde aslında mental sağlığımız üzerine ciddi bir hasara yol açabiliyor. Başkalarından onayı almama korkusu veya sürekli bir çatışma yaşama korkusu da bizi ciddi anlamda kaygılı bir insan haline getirebiliyor. Başka insanların ihtiyaçlarını daima kendi ihtiyacımızın önüne koymak öz saygımızı, öz değerimizi çok azaltıyor. ve hatta kendi kendimize konuşurken şunu söylerken bulabiliyoruz kendimizi. Sen değersizsin, senin ihtiyaçlarının bir önemi yok. Şu insan seni sevsin, o daha önemli. Bu tip şeyler söylüyoruz ve zaten kendi kendimize de aslında bu davranışımızı motive ederek daha fazla yapabiliyoruz. Ama maalesef bir yerden sonra, ben kimim? Benim ihtiyaçlarım neler? Ben aslında neyi seviyordum? Neyi istiyordum? Nerede olmak istiyordum? Bu soruları sormadığımızı ve bulunduğumuz yerde aslında kendi kimliğimizi, kendi benliğimizi hiç oluşturmadığımızı fark ediyoruz. Ve bu ciddi bir sorgulamaya sebep olabiliyor.

Mesela böyle bir meyli olan bir insan bir romantik ilişkisinin içerisinde birkaç yıldan sonra ama ben hiç istediğim bir şey yapmıyorum bu ilişkide ya da hiçbir şey benim istediğim gibi olmuyor tamamen karşımdaki insanın bu hayata dair beklentilerini yerine getiriyorum gibi bir yerde bulabiliyor kendisini. ...ve bu da doğal olarak o ilişkinin ani bir şekilde sonlanmasına... ...ya da ani bir şekilde o ilişkide problemler oluşmasına... ...kişinin kendi kimlik sorgulamalarına yol açabiliyor. O yüzden de gerçekten aslında zor bir durum. Peki... ...ilişkiler de neye yol açıyor aslında... ...bu karşı tarafı aşırı memnun etme çabası? Bir kere her şeyden önce dengesiz ilişkileri yol açıyor. Ben karşımdaki insanın bütün isteklerini yerine getiriyorum... ...ve kendimi hiç ortaya koymuyorum. Kendimle ilgili hiçbir şey söylemiyorum, talep etmiyorum.

Ama bir süre sonra hiç duyulmadığımı, görülmediğimi, önemsemediğimi düşünmeye başlıyorum. Çünkü aslında bir yerde de o hale getirmiş oluyorum. Bu sefer de karşımdaki insana karşı öfke, hınç, beni haksızlığa uğratmış olduğuna dair böyle bir kırgınlık duygusu beni sarıyor. Ve ilişkimi aslında ister istemez sorgulamaya başlıyorum.

Bu benim hatam mı? Karşımdaki insanın hatası mı? diye sorabilirsiniz. Benim de hatam. Karşımdaki insanın da payı var tabii ki. Yani ben... ...karşımdaki insanın sürekli memnun etme çabası gösteriyorsam ve karşımdaki insan... ...durup da hiç şey demiyorsa... ...Gizem hiç kendini ortaya koymuyor. Onun istediği bir şey yapmıyoruz. Her şeye çok uyumlu. Ben bir ona da alan açayım, birazcık da sorayım demiyorsa tabii ki... Onda da bence biraz problem var çünkü ilişkiler en azı iki kişilik. O yüzden de burada iki tarafın da düşüncelerini, duygularını belirtiyor olması lazım. Bir taraf düzenli olarak bunu belirtmiyorsa karşı tarafın bunu fark etmesini bekleriz. Fark etse iyi olur. O yüzden kendi ilişkilerinizle bu anlamda bir sorgulamanızı isterim. Yani hep benim istediğim oluyor bu ilişkide. Çünkü o uzlaşma, bazen... İki tarafında isteğin olmaması ilişkiler için iyi bir şey. Romantik ilişkiler üzerinde konuşuyoruz ama bunu aslında başka ilişkilerimize de birazcık uyarlamak istiyorum. O yüzden dilerseniz burada bir ara verelim. Ondan sonra tekrar bir araya gelelim.

Şimdi başka ilişkilerden bahsederken, romantik ilişkileri de kapsayacak şekilde tabii ki... ...aklıma gelen en önemli şeylerden bir tanesi de sınır koymak... ...ve sınır koymanın hayatımızın her alanında bizim karşımıza çıkması. Yani mesela iş yerinde. Eğer ben bir kronik, karşımdaki insanı memnun edici insansam... ...iş yerinde hiçbir şeye hayır diyemediğim için... ...haddimden çok fazla iş yaparken bulabiliyorum kendimi. Bu da zaman içerisinde bende tükenmişlik sendromuna dahi yol açabiliyor.

Ya da mesela, ya da mesela yetişkin olarak ailemle olan ilişkilerimde kardeşlerimden çok daha fazla yükü taşıdığımı, ailemin bütün ihtiyaçlarına benim koştuğumu ve bu dengesizlik içerisinde çok yorulduğumu, çok ezildiğimi görebiliyorum. Ya da mesela bir yetişkin olduğumu, aileme dile getirmekte zorlandığımı ve kaç yaşına gelirsem geleyim onların memnun etmeyen şeyleri yapmadığımı fark edebiliyorum. Yani mesela 40 yaşında bir insan olarak ben hala eve beynlerimin hoşlanmadığı bir şey yaparken bunu onlardan saklıyorsam, bu aslında benim insanlara aşırı memnun etme eğilimle sahip olduğumun bir özdergesi olabilir. Bu aynı zamanda benim içimde çocuk bir taraf kaldığını da gösteriyor. Yani burada olgunluğa sahip olmam ve kendi davranışlarımın sorumluluğunu almam gerekiyor.

Şimdi neden bunu yapıyoruz? Üzerine baya konuştuk. Bunun sonuçları hakkında da konuştuk. İnsanlar memnun etme davranışının meyili üzerine bu kadar konuşmuşken... ...bunun zihinsel çarpıtmalarla olan ilişkisi hakkında konuşmadan devam etmek istemiyorum. Hemen şunu söylemek istiyorum. Mesela felaketleştirme hali. Yani ben birine hayır dersem, birine reddedersem çok kötü olacak.

...yani ilişkimiz bitecek, beni artık sevmeyecekler, beni arkadaşlıktan çıkaracaklar... ...annem benimle konuşmayacak, beni evlatlıktan reddedecek gibi yani böyle... ...aslında olması mümkün olmayan ya da çok çok çok düşük ihtimal olan şeyleri... ...olur gibi düşünmek, yaptığımız yanlışlardan bir tanesi ya da mesela... ...yaptığım tek bir hatanın beni sevilemez, beni istenemez... ...ya da kötü evlat, kötü arkadaş hale getirmesi... ...çok büyük genelleme yapmaya tekabül ediyor. Ya da başka insanların ne düşündüğünü... ...bildiğimi zannetmem. Ya akıl okuma dediğimiz zihinsel çarpıtma yapmam. Benim hakkımda kötü düşünüyorlar. Şu anda hayır dedim ve... ...bakışlarımdan anladım ki çok mutsuzlar ve beni artık sevmiyorlar gibi... ...bilissel çarpıtmaları... ...bu davranış esnasında sık sık gösteriyoruz.

ve bu davranışı yaptıkça aslında karşımızdaki insanların huyuna suyuna gittikçe onları mutlu eden onların isteklerine uygun şeyler yaptıkça pozitif olarak bizi ödüllendirdikleri için yani aslında bizimle iyi ilişkiler kurdukları için aramız iyi olduğu için ve çatışma yaşamadığımız için aslında bir nevi bu davranış bizim içimizde perçinleniyor ve bu davranışı daha çok daha çok daha çok yapar hale geliyoruz. Böylece aslında daha da otomatik hale geliyor ve otomatik hale geldiği zaman bu davranışı değiştirmekte zorlanıyoruz. Peki bunu değiştirmek için neler yapabiliriz? Bir kere her şeyden önce bu davranışımızın farkına varmamız lazım. Mesela bu podcasti dinlerken bu davranışı sizin de çok yaptığınızı fark ettiniz mi? Eğer fark ettiyseniz bu çok güzel. Çünkü bugüne kadar bunu tam olarak tanımlayamamış da olabilirsiniz. Şimdi eğer bu davranışlarınızı fark ettiyseniz

Belki de aslında bir takip alanı yaratmalısınız kendinize. Bunu yapmanın en iyi yöntemlerinden bir tanesi bir nevi günlük tutmak. Yani ben bugün kimleri fazladan mutlu etme çabasına girdim. Bunları yaparken kendi hangi isteklerimden vazgeçtim. Bunu yapmak bana nasıl hissettirdi? Bununla ilgili bir günlük tutmak diyelim.

Bu neden önemli? Çünkü çoğu zaman biz anlık kararlar veriyoruz. Yani biri benden bir şey istiyor, ben tamam diyorum. Ama o anda düşünmüyorum yani, buna tamam derken benim için önemli olan neyden vazgeçtim, bunu pek düşünmüyorum. Ama sonra, of keşke evet demeseydim, böyle olduğu için şöyle şöyle oldu diye düşünmeye başlıyorum. Ama artık çok geç oluyor.

Birazcık bu günlük tutup, bu içe dönme haline, biraz böyle kendimle yüzleşme haline gerçekleşebildiğim zaman, kendi davranışlarımın sonuçlarını daha iyi tespit edebilmeye başlıyorum. Tabii ki bunu uzman biriyle de yapabilirsiniz. Yani bir psikologla veya psikolojik danışmanla görüştüğünüz zaman, onunla konuşurken o da size bu örüntüleri fark ettirebilir. Hatta kendi başınıza yaptığınızdan belki daha ötesine de geçebilir.

Ama eğer bir uzmanla çalışabilecek durumda değilseniz, kendiniz de bunu gayet güzel yapabilirsiniz ve önemli ölçüde yardımcı olacağına eminim. Yani bu davranışınızın ne boyutu olduğunu kavramınıza kesinlikle yardımcı olacaktır bu. İkincisi, bunu yaparken, bunu yaptıktan sonra hangi duygulara sahip olduğunuzu birazcık daha derinlemesini düşünmek. Öfke mi duyuyorsunuz? Hayal kırıklığı mı duyuyorsunuz? Kendinizle olan ilişkiniz mi zedeleniyor? Karşınızdaki insana karşı hınç mı duymaya başlıyorsunuz? Bunları birazcık düşünmek lazım.

Şimdi, başkalarını sürekli memnun etme davranışının en önemli sonuçlarından bir tanesi... ...kendi otantikliğimizi kaybetmektir. Yani ben artık kendim neyim? Yani samimi bir gizem neye benzerdi? İhtiyaçları nelerdi? Bunu kaybettiğim için... ...biraz da bunu keşfetme alanı açmam lazım kendime. O yüzden de kendimle baş başa kalabilmek önemli. Yani bu günlük tutma çabasına bunu da katmam lazım.

Ben ne yapmak isterdim? Bu durumda orijinal olarak ben ne yapmak isterdim? Bunun da farkına varmam gerekiyor. Hayır deseydim ne olurdu? Hayır deseydim ne yapmayı tercih ederdim aslında? Ve sonra fark ettiğim hayır deme alanlarını minik minik hayata geçirmek. Çünkü çoğu zaman biz sınır koyarken bir anda çok büyük sınırlar koymaya başlıyoruz ve karşımızdaki insanlar bizden bunu beklemedikleri için genelde büyük tepkiler veriyorlar. Büyük tepkiler verdikleri zaman biz de ilişkimizi kaybetmekten korktuğumuz için geri adım atıyoruz. O yüzden sınır koyma, hayır deme, karşımızdaki insanlara kendi isteğimizi dile getirme gibi çabalarda bulunacaksak bunu daha ufak alanlarda başlatmalıyız.

Hatta burada şu da var. Bazen mesela yüz yüze hayır demekle zorlanabiliyoruz. Karşımızdaki insan, gözümüzün içine bakarken ona hayır demek biraz daha zor. Belki mesela ilk hayır deme girişimlerimizi mesaj yoluyla yapabiliriz, telefonda yapabiliriz. Biraz daha kendimize bu anlamda alan tanıyabiliriz. Her seferinde daha öncekinden birazcık daha, birazcık daha zorlandığımız bir yerde hayır diyebilmemiz lazım. Ama ne olur bunu şöyle de anlamayın. Her şeye hayır demeliyim. Hayır, asla böyle değil. Bu şu demek, yani herkesi memnun etme çabası ile savaşmak şu anlama geliyor. Ben karşımdaki insana beni daha çok sevsin diye mi evet diyorum, yoksa gerçekten ben bunu yapmak istediğim için mi evet diyorum? Bu ikisi arasındaki ayrımı yapmaya başladığımız noktada aslında iyileşme başlamış olacak. O yüzden ne olur bu soruyu sorun kendinize. Karşımdakinin yargısından mı korkuyorum yoksa kendim gerçekten samimiyette bunu yapmak mı istiyorum?

Burada şu da önemli, kendi duygularımız tarafından yargılanmayacağımızı fark etmek. O yüzden mesela bu tip durumlarda bir uzmanla çalışmak iyi. Çünkü onun karşısında duygularınızı, düşüncelerinizi, başınıza gelenleri, neden hayır demek istediğinizi veya istemediğinizi anlattığınızda yargılanmadan dinleniyorsunuz. Orada Edinne İnspirati'yi dış dünyaya da daha kolay uyarlayabiliyorsunuz. Ama yine bir uzmanla görüşebilecek durumda değilseniz veya bir uzmanla görüşüyorsanız bile ek olarak

Sizi yargılamayan insanlarla konuşurken biraz daha kendi duygu ve düşüncelerinizi daha rahat ifade etmeyi, biraz daha yine ufak ufak da başlasanız, onlarla çok da aynı düşünmediğiniz bir yerde kendi düşüncelerinizi dile getirmeyi denemek de iyi bir fikir. ve karşınızdaki insanların sizi hala sevdiğini, hala sizinle arkadaşlık kurmak istediğini ya da partnerinizin çekip gitmeyeceğini gördüğünüz zaman da aslında ''Aa evet bir dakika ben her konuda uyumlu olmasam da kabul görüyorum, seviliyorum.'' fikrini edinmeye başlayabiliyorsunuz. Tabii ki kolay değil. Tabii ki hiç kolay değil. Çünkü bunca zaman hep bunu yapmışsınız ve şimdi bambaşkasını yapın diyoruz. Ama neden ben başkasını yapmalısınız diyerek bitireyim. Çünkü eğer henüz yaşamadıysanız bile bir noktada o ben kimdim krizini sorusunu soracaksınız ve yaşayacaksınız. Bir yerde benim ihtiyaçlarım nasıl giderilir? diye sormaya ve sorgulamaya başlayacaksınız. Eğer bu sorgulamalar hayatınızın çok ilerleyen bir noktasında olursa, ben mesela neden 20 yıldır hiç kendi istediğim gibi yaşayamadım demeyin isterim. Bir de tabii ki kendi hayallerinizden, kendi isteklerinizden %100 vazgeçmemiş olmanızı isterim.

Ve tabii ki bu herkesi memnun etme çabasının günün sonunda sizin öz saygınıza çok kötü geldiğini ve bu öz saygınıza verdiğiniz zararın uzun vadede anksiyete, depresyon gibi mental sağlık sorunlarına dönüşebileceğini de bilin isterim. O yüzden bunların çok öncesinde yani koruyucu bir yerden de bunu kendinize yapmanızı isterim. Bu aslında mesela kalp krizi geçirmeden önce sağlıklı yemeğe başlamak ve bir miktar egzersiz yapmak gibi bir şey. Mental sağlığınız için yaptığınız örneğice egzersizler diyelim bunun için. Bir de tabii ki yakın ilişkilerimizde biz biz olduğumuz için sevilmeli ve kabul görmeliyiz. Biz başkası olduğumuz için değil. Biz karşımızdaki insanla çok uyumlu olduğumuz için değil. Biz karşımızdaki insanın bir dediğini iki etmediğimiz için değil. Eğer öyleyse çünkü o ilişki zaten gerçek bir ilişki, gerçek bir yakınlık değil. Ben olduğum gibi değilsem o ilişkin içerisinde o insan gerçekten gizemli bir birlikte değil. O yüzden de bunu sorup

...orijinal halinizle, samimi halinizle, otantik halinizle ilişki kurabildiğinizde... ...aslında çok daha mutlu, çok daha iyi, çok daha sevilmiş hissedeceğinizi bilmenizi isterim. Hep şu benzetmeyi yapıyorum ben zihnimde. Bu benzetmeyle bitireyim bu podcastı. Bizim kendimize olan ilişkimiz, kendimize duyduğumuz öz saygı bir havuz gibi...

O havuzun dibinde bir çatlak varsa, bu çatlak genellikle erken çocukluk döneminde ailemizle kurduğumuz ilişkideki hasarlardan oluşuyor diye hep hayal ediyorum ben. Yani eğer yeterince sevgi almadıysak, yeterince anlayış gösterilmediyse bize, duygularımıza alan açılmadıysa, sınırlarımıza saygı duyulmadıysa, o çatlak daha büyük oluyor. Ve o çatlak kaldıkça, biz diğer insanların onayını, sevgisini alsak bile, yani o havuzda olsa bile, o çatlaktan akıp gidiyor. Peki, o çatlağı ben bugün yetişkin halimle nasıl doldurabilirim diyorsanız, işte kendinize saygı duyarak doldurabilirsiniz. Siz size yapılmamış şeyleri kendinize yapmaya başlayabilirsiniz. Siz kendinize alan açabilirsiniz. Siz kendi sınırlarınıza kendiniz saygı duyabilirsiniz. Siz kendi isteklerinizi kendiniz görmeye çalışabilirsiniz. Siz kendinize koşullu sevgi vermeyebilirsiniz. Öyle olunca aslında o çatlak yavaş yavaş, yavaş yavaş dolmaya başlıyor.

Evet, belki her zaman izi kalacak orada. Belki her zaman minicik bir sızıntı olacak orada. Ama eğer orayı siz kendiniz dolduramazsınız, havuza koyulan bütün sular çok uzun süre olmadan akıp gidecekler. O yüzden de ne olur önce kendinizi, kendinizle olan ilişkinizi biraz daha iyi hale getirin. Sonra başka insanları mutlu etme çabasını bilinçli bir şekilde, ben bunu istiyor muyum sorusuna cevap vererek

Halledim diyerek bu podcastı bitireyim. Herkese çok teşekkür ederim dinlediği için. Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)