Podcast

abrakadabra: gizli manifest tekniklerim

Dr. Gulec Radio

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

kendi çok özel ve çok gizli manifest tekniklerimi açıkladığım bu nadide bölümde sizlerle manifestleyerek elde ettiğim başarılarımı paylaşıyor, bununla da yetinmeyip annemin benim hakkımdaki manifestini bile anlatıyorum. ne dersiniz, manifestle yale'e gidilir mi? peki manifest insanı star yapmaya yeter mi? hepsi ve daha fazlası için bölümde buluşuyoruz!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.715 kelime · ~24 dk okuma

Princess Fairy, hello! Şimdi size Manifest'in en gizli tekniklerini, en iyi olumlama nasıl yapılır, Vision Board'un önemli yöntemlerini anlatacağım. Hazırsanız büyü yapacağız. Başlıyoruz. Wingardium Leviosa. Dr.

Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, Queen Zerina. Arkadaşlar, şaka yapıyorum. I'm just kidding girl. Ne anlatacağım biliyor musunuz? 777 olayı. Ben nasıl olumlama yapıyorum? Manifesti nasıl yapıyorum? Benim yöntemim ne? Manifestin hayatındaki yeri ne? E madem ben bu kadar bilim bilim ilim diyorum da, bu so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-so-

Bunları anlatacağım. Önce size olumlanma, rezonans kanunu hakkında birkaç bir şey söylemek istiyorum. Sonra da ben ne yapıyorum? Bunun benim hayatımdaki yeri ne? Nasıl kullanıyorum? Bugünkü elde ettiklerimi retrospektif olarak nasıl elde ettim? Bir de biraz daha ileriye dönük hayallerimden biraz bahsedeceğim. Niye biraz? Onu da söyleyeceğim. Şimdi size rezonans kanunu kitabından bir cümle söyleyeceğim. Her şeyi özetleyecek. Eğer şu ana kadar istediklerimiz gerçekleşmediyse, En şiddetli arzularımıza ulaşamadıysak, eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini rezonans kanununda bulabiliriz. İster Japonya'da ol... Burayı ben ekliyorum.

Transkriptin tamamını oku

İster Çin'de ol, ister Afrika'da ol. Her yerden, her şekilde enerjisi olarak çağırırsan güzel şeyler olur. Mutluysan mutluluğu çekersin. Kötü şeyler konuşursan kötüleri çekersin. Bilinç dışı istemezsen yine o iş olmaz. Tamam mı? Olay bu. Anladık. Okey. Zaten biliyoruz. Aşnayız. Hep bir yerlerden duyuyoruz. Maruz kalıyoruz. Bir de olumlama var tabii ki. Sabaha kalktık sen şöylesin, sen iyisin, sen böylesin. O duyguya girip hali hazırda gelecek değil de şimdiki zamanda sanki o iş oluyormuş gibi. İşte çok başarılıyım, şöyle bir işim var, böyle bir kariyerim var, böyle bir eşim var, mutluyum falan filan. Çünkü o duygu yüklendiğinde beyin değil de kalpten istediğinde duygu beraber enerji dönüşüyor falan filan. Anladın mı? Bu kadar. Ama peki ben ne yapıyorum? Bir de şunu önce anlamalıyız bence. İnsan bazen bu enerji, rezonans falan işlerine çok kaptırınca... ...kendini asıl gerçek amaçtan uzaklaşabiliyor. Çünkü oturup bir şey istemek çok da anlamlı değil, değil mi? Ama işte buna çok kaptırınca bazen buna dönüşebiliyor olay. Yani niye benzetebiliriz bunu? Kurtuluş Savaşı'na giderken Kuvayi Milliye yerine... ...Destek Kuvvetleri'ne önden verip, haydi ya Allah demeye bağırıyor. Aslında Kuvayi Milliye orada arkadaşlar. Asıl iş orada, tamam mı? Bir de söylemek istediğim birkaç bir şey daha var.

Öncelikle realist olacağız tamam mı? Reality check her zaman olacak. Neden? Çünkü şimdi ben Tuba'yım. 1.72 boyum var. Beyazım ya da brown. Ben İngiltere'de bana bir tane arkadaşım demişti ki sen brownsun falan böyle tamam mı? Ama böyle beni sanki aşağılıyor. Tamam brownum abim ama hani Türkiye'de beyazım ya bir garip gelmişti. Her neyse r-si şeyler konuşmuyorum. Konu bu değil zaten. Ama hayal kursam da arkadaşlar ne kadar istesem de dimi olimpiyatlarda Hüseyin Bolat'ı geçemeyeceğim yani hani bu bir net, gerçek. Ben o zaman ne diyeyim ben olimpiyatlarda Hüseyin Bolat'ı geçeceğim 9.79 böyle bir hayal kuramam, kurmamalıyım. Tamam mı? Ya da ben bu saatten sonra istesem de Asyalı olamayacağım. Deme istediğim kadar operasyon geçirdim. Olamam Asyalı yani. O yüzden bu hayalde kurmamalıyım. Tabii ki ben çok abarttım fakat bazı şeyler abartılınca daha güzel kavranıyor bence. O yüzden abartıyorum. O yüzden bazen hani hayalleri iyice böyle hayalperestlik değil de hedef koyuyormuş gibi koyarsak belki daha gerçekçi olup daha sonraki hayal kırıklıklarımızı azaltabiliriz. Tamam mı? Ayrıca ben hayallerimi çok sınırlandırmıyorum. Çünkü bazen hayat sizin istediğinizden çok daha güzel şeyler çıkarıyor karşınıza.

ve hayallerimi sınırlandırdığımda bunları da sınırlandırmış olurum. Bırak aksın inşallah aktığı sürece yani o olduğu sürece kırmamak gerekiyor ama kötü bir şeyler gidiyorsa orada tamam devreye girersiniz tamam. Şimdi diğer bir konu. Bazen ben eskiden mesela hayal kuramıyordum. Gerçekten motivasyonumu kaybettiğim, yataktan çıkmak istemediğim, sabah uyanmak istemediğim tamam biraz depresif bir söylem ama okey ben bazen depresif oluyorum. Daha eskiden daha depresif olduğum dönemler oldu açık açık söylüyorum size. O zaman ne yapıyordum biliyor musunuz? Kendime yataktan kalkmak için sebepler bulmaya çalışıp, hayat amacımı bulmaya çalışıp, işte biraz logoterapi, biraz varoluşçuluk, biraz Viktor Franko, biraz işte geziyordum falan böyle, kaçış bir şeyler falan. Neyse sonra güzel işler oldu, onu da bir gün konuşuruz. Ama konu şu, hayal kurmak için kendimizi tanımamız gerekiyor. Ne istiyoruz biz? Biz nerede ne yapmak istiyoruz?

Kendimizle ilişkimizi iyileştirmemiz lazım. Bana diyorsunuz ki mesela sürekli, abla senin bu hayallerin ne olabilir ki? Her seferinde hayal, hayal, hayal diyorsun. Ne yaptım ben biliyor musunuz? Kendimi tanıdım. Kendimi tanıdıkça ne istediğimi, ne istemediğimi gördüm ve ona göre hayallerimi de şekillendirdim. Sorular çok güzel. Asıl bunları sorulara saklamak istiyorum, tamam mı? Orada daha çok konuşabiliriz.

Bir diğer parantez, hayallerimizi duygularımızla süslememiz gerekiyor. Belki hatırlarsınız, İnstagram'a bir tane video koymuştum. Böyle ağlıyorum. Ağlamışım da, pardon. Yine gülmeye başlıyorum. Hastanenin bahçesindeyim. İşte size anlatıyorum. Ben de bazen kırılıyorum. Esinemediğim yerden bükülüyorum. Cerküt falan. Ama ne yapıyorum? Geliyorum hastanenin bahçesine. İşte Neşet Ertaş dinliyorum. Onu dinliyorum. Ahmet Kıkaya dinliyorum. Göz yaşlarımı istiyorum. Tekrar hayallerim için, hayallerime olan sorumluluklarımın bilincinde olarak tekrar ayağa kalkıyorum. Ben bunu yazdım da arkadaş ne bu hayaller dediniz ya ama mevzu o değil. Şimdi en güçlü enerji ne? Duygularımız değil mi? O yüzden ben duygulanım olarak en yüksekte olduğumda hem üzüntü hem sevinç neşe. Bunların hepsinin çıktığını hayallerime yüklüyorum. Ne gibi? Çok üzgünüm ya diyorum ki Tuğba sen kendine bir anlaşma yaptın. Sen burada niye şu an mutlusun? Çünkü çabalıyorsun. Hayat zor zaten. İlla bir başarı elde etmek için bedel ödemek gerekmiyor. Bazı şeyler kolay da olabilir. Ama bazı şeyler zor da olabilir. Buna katlanman gerekiyor. Çünkü sen bunu istiyorsun. Mecbur değilsin bak. Sıkışmış değilsin. Mecbur değilsin. Hiçbir şeye muhtaç değilsin bu anlamda. Muhtaçlık psikolojisi istiyorsun. Sen bunları arzu ediyorsun. Ve bedel ödüyorsun. Hüseyin Boğut ne yapıyor? Sigara içiyor mu? Dengesiz besleniyor mu? Yapmıyor. Parti gitmiyordur herhalde. Yani o kadar çok diye düşünüyorum. Ya da bazı işlerden kendini feragat ediyor. Fedakarlık yapıyor. Çünkü istekleri var. Ne yapsın? Ağlasın mı? Yok öyle bir şey. Ağlatabilir ama yapacak. Disiplin böyle bir şey. Eskiden ben de hayal kuramıyordum. Kendimi tanımıyordum. Ne istediğimi bilmiyordum. Peki ne yapıyordum? Başkalarının hayallerini kiralıyordum. Ve ben o kiralık evde mutsuzdum. Çünkü benim değil ev. Sonra dedim ki, daha cesur bir şekilde benim kendi evimi almam lazım.

İşte o cesaret isteyen şey, çünkü farkındalık, ki her farkındalık bir sorumluluk. Ne yaptım peki? Diğer doktorlar gibi hayatımı hastanede geçirmek istemediğimi fark ettim. Çünkü niye? Ben bir star olmak istiyordum. Ve şu anda inşallah olacağım. Hayır, konuyu biraz daha realist bir yerden alırsak şöyle. Ben gerçekten hastanede olmaktan rahatsız oluyorum. Hastane ortamını sevmiyorum. Mesleğimi çok seviyorum.

Ben bunu söylediğimde bana diyorlar ki ne yani doktorluğumu bırakacaksın. Hayır bırakmayacağım. Sadece doktorluk hastanede yapılmıyor ve o kadar güzel yolları var ki ve benim hayallerimden bir tanesi de bu ki. İkisini öyle güzel birleştireceğim ki umarım olur ve bana bunu diyenlere karşı cevap da vermek istemiyorum. Çünkü hayallerimi açıklamak istemiyorum. Bu çok kötü bir şey biliyor musunuz? Böyle diyor ki ne yapacaksın ki? Bırak o zaman. Hayır hastanede herkesi acı çekerken görmek beni çok üzüyor ve bazen yardımcı olamıyorsun. Herkes senden bir şey temenni.

...üzüyor ve ben hayatımı ne ameliyat ışıklarının, o spot ışıklarının altında... ...soğukta, ameliyathane soğuğunda geçirmek istiyorum... ...ne de hastanede her gün 9-5 ya da 24 saat nöbet, sonra 8 saat falan uyku. Bunu istemiyorum. İstemiyorsam o zaman ben kendi hayatımın sorumluluğunu elime almam lazım. Cesur olmam lazım. Unwalked path, yani yürümemiş yoldan yürümem lazım. Bu da ne gerektiriyor arkadaşlar? Sorumluluk, fedakarlık, cesaret, konfor alanından çıkma. Bunlar da hakikaten zor.

Bu arada konfor alanıyla ilgili de bir bölüm yapmak istiyorum. Benim çok sevdiğim bir konu. Ay çok kaptırdım. Bir parantez daha geçmek istiyorum. Bu enerji, çekme, kendini yüklemek, istemek, arzu, işte olumlama, vision board, manifest. Bu konularla ilgili bence çok kaptırmak bizi asıl amaçtan uzaklaştırabiliyor. Çünkü bence böyle bir olay, herhangi bir şey görev bilincinde yapılmaya başlandığında insana sıkıyor

Ve gerçek amaçtan uzaklaştırıyor. Mesela ben şu an podcast çekiyorum değil mi? Böyle bazen çok yorgun oluyorum. Yani hastaneden geliyorum çok yorgunum. Ve o görev bilincini yapmak cidden zor. Sonra diyorum ki Tuba bunu böyle yapmayacaksın. Bunu böyle yapmak istemiyorsan ne yapacaksın? O zaman deadline gelmeden, son gün gelmeden önce çek ki görev bilincini çekme. Böyle mesela hemen modumu değiştiriyorum. Diyorum ki hayır, sen insanlarla konuşmayı, iletişmeyi çok seviyorsun. Al diyorum kahveni, kahve içiyormuş gibi, sohbet ediyormuş gibi yap ya. Sen sonuçta bir şey, bilgi aktarmak zorunda değilsin. Arkadaşların, siz aynı arabada gidiyorsunuz yarım saat. Siz beraber kahve içiyorsunuz, siz sohbet ediyorsunuz. Senin olayın bu zaten. Niye görebilince olsun bu? Diyorum, modumu değiştiriyorum. Size de bu geçiyor diye düşünüyorum. Bir de benim manifestımla ilgili rezonans okuduktan sonra... Bir de biraz daha bu işe baktıktan sonra anladım ki ben bunları biliş işi olarak aslında çok güzel uyguluyormuşum. Ben her sabah kalkıyorum diyorum ki şükürler olsun yani ailem var şükürler olsun mesleğim var şükürler olsun aklım var şükürler olsun içgörüm var çok önemli şükürler olsun akıl sağlığım yerinde şükürler olsun ve gerçekten içtenlikle diyorum ki şükürler olsun ki bunu mutsuz olduğumda da yapıyorum. Hatta mutsuz olduğumda daha fazla yapıyorum. Diyorum ki Tuğba mutsuzsun da yani azıcık bir kendine gel.

bir bak bakalım neler başardın neler var hayatında al karşına maddi de olabilir arkadaşlar alın laptopunuzu karşına telefonunuzu iphone de bak şükürler olsun nelerim vardı ya Hindistan'da bunların net nasıl zorla alıyor falan da ya sana neye geliyorsa artık bilmiyorum belki onu seviyorsun sahip olduklarımın farkındalığıyla kendimi o gün hype'lıyorum up yapıyorum tamam mı çünkü başkalarımda bir şey yok ne yapayım olumsuzluklara mı takılayım Ve size sorulara geçmeden önce kendi manifestlediğim ve başardıklarımla ilgili retrospektif birkaç örnek vermek istiyorum. Niye hep retrospektif diyorum? Çünkü şu anda geriye dönük anlatabilirim. Hayallerimi açık açık burada bahsetmek tahmin edersiniz ki o enerjiyi bozacak diye düşünüyorum. Bence zaten duygulanım olarak o enerjiyi veriyorum ama bir de bunları söze dökersem bazen beyin olmuş gibi kabul ediyor ve artık onun için çalışmayı bırakıyor. Hani karşımızdaki insanların enerjisinden ziyade biz de kendimiz olarak tamam bu oldu ben bunu konuştum çünkü İnsan öyleyse der ya, işte şu evi aldım ya da işte evi alacak, bu evi almaktan bahsediyor. Sanki onu aldı artık, çalışmasına gerek yok. Ya da işte üniversite sınavı çalışırken, çok çalıştığından falan bahsettiğinde veya her şeyin iyi gittiğinden, o zaman sanki sen başarmışsın, o bitmiş gibi oluyor. O yüzden artık eski ambition, eski hırs kalmayabiliyor. Bu yüzden ben de anlatmayı tercih etmiyorum.

Evet, gelelim ilk manifestime. Pod B ile çalışma hayalim. Evet, büyük bir söylem ama hayalim. Nasıl oldu biliyor musunuz? Ne yaptım? Ben geçen sene size sürekli storimde podcast paylaşmaya başladım. Sınava girecektiniz, sınavdan önce dinlenmesi gereken podcast yaptım.

Belki eksiğinize yazacaklığınızı hissettim dedim. Yazmayın eksiğinize bana yazın dedim. Podcast paylaştım. Biraz depresif dedim. Size depresyondan nasıl çıkılır diye podcast paylaştım. Kendimin değil de dinlemeyi en çok sevdiğim podcasterlarındı. Sonra bunlarla ilgili liste yaptım. Playlist. Ve o playlist'im o kadar sevildi ki. 20 bin falan takipçisi var playlist'in. Ve bu podcast için bence çok güzel bir takipçi sayısı. Ve ben ne yaptım biliyor musunuz? Belki podcast bilmeyenlere, belki podcast sevmeyenlere podcast sevdirdiğimi düşünüyorum. Benim annem trafikte podcast dinliyor.

Beni de dinliyor şu anda. Çok güzel bir şey bu ama benden önce podcast dinlemeyi sevmeye başlamıştı. Hatta kendi de söylüyordu bana. Ve bu bir günde olmadı. Arkadaşlar siz sanıyor musunuz ki yani hayal etmek, ben o zaman podcast yapayım. Hiç de düşünmüyordum. Bir anda oldu falan. Böyle şeyler yok. İnanmıyorsunuz herhalde değil mi bunlara? Ya da insanların önünde olmak istemiyordum. İşte bir anda hayır öyle bir şey. Sen istiyordun itiraf et. Ben senelerdir podcast yapmayı çok istiyordum.

Ama sosyal medyada böyle bir görünürlüğüm olmadığı için hani biraz realist gelmiyordu bana. Ya da mesela ben sosyal medya TikTok'dan sonra Instagram falan geçen sene de takipçim vardı. O zaman da yapabilirdim ama yapmadım. Çünkü doğru zaman gerçekten çok önemli bence. Ne yaptım peki? Bu süre zarfında işte sizi podcast'a alıştırdım. Kendim de geliştim. Çok dinledim, dinledim, dinledim. Sonra PodB Medya'yı gördüm. Tamam mı? Diğerlerini gördüm. Baktım ettim ve dedim ki ben podcast yapacaksam öncelikle bunun konusu ne olmalı?

Çünkü ben çok diğer işlerim de var değil mi? Full time doktorluk falan yapıyorum. Anlatacağım bundan sonra ama bana uyuyan bir konu olmalı. Benim konuşacaklarımı insanlar dinlemek istemeli falan. Bunlar çok aslında bileşenli faktörler. Öyle kolay değil. Gözüktüğü gibi hiçbir şey kolay değil. Öncelikle bunu söyleyeyim ve sonra. Ben ne yaptım? Aksiyona geçtim. Durmadım. Önce listeyi yaptım. O liste beğenildi. Belki insanlar beni fark etti. Takipçi sayım arttı. Ben sosyal medyada fikir pazarlamaya, yani fikirlerimi sunmaya başladım. O zaman fikirlerimin dinlendiğini gördükten sonra da baktım ki hangi konular seviliyor? İnsan ne dinlemek ister? Sonrasında ne yaptım arkadaşlar? Araştırdım. Gittim mikrofon aldım. Gittim filtre aldım. Gittim ses kartı, bak isim de tam bilmiyorum. Ses kartı aldım. Sonra YouTube'a yazdım nasıl olur? Sonra bir editör buldum. Sonra onu yaptım.

İlk bölümü yaptım. Mükemmel olmadı. Yorgundum ama yaptım. Çünkü yapmam gerekiyordu. Hatalar vardı. Akustik iyi değildi. Zaten bölümlüsüm o yüzden mükemmel olmayan podcast. Ama ne oldu? Ya inanamıyorum yani. Ben bu kadarını beklemiyordum. Bak yine tüylerim dikenli. Hakikaten beklemiyordum. Goosebumps deniyor tüy dikenim.

Dedim bu bölüm çok ince konuşmadım bari konuşayım. Her neyse whatever ne oldu biliyor musun sonra? Ya iki saat falan geçti herhalde. Bana ya Podbimedia ulaştı ya ben babamı aradım. Baba dedim başardık. Çünkü ben babamla hep bunları konuşuyorum. O benim hep destekçim. Böyle ben düştüğümde telkin ediyor. Sen diyor yaparsın sen her şeyi başarırsın. Her neyse. Ve oldu. Bakın ben şu an size Podbimedia'nın stüdyosunda bir kamera beni çekiyor. Bunu da çok istiyordum. Çünkü ben hem kamera hem şeyi ayarlayamıyorum. Tamam mı? Bir kameram da yok şu an. Almadım hiç kamera. Hep telefonla çektim bugüne kadar her şeyi. Çok mutluyum şükürler olsun. Anlatabiliyor muyum ya? O yüzden istiyorsanız arkadaşlar aktifine geçin. Yapın bir şeyler. Ben o podcast çekmeseydim, polimedya bana gelmeyecekti. Eline ben şimdi yanlış mı manifest ettim? Hayır, yeterince istemedim. Doğru şeyi yeterince istememiş olacaktım. Tamam mı? Bir de mesela siz her cuma benden podcast bekliyorsunuz değil mi? Artık ben böyle bir beklenti yarattım. ben bir salı günü hatırlıyorum nöbet çıkışı tamam mı ya çok yorgunum uyuyamamışım yani ölü gibiyim tamam mı böyle kelimeleri toparlayamıyorum ama benden bölüm bekliyorsunuz ve çıkması lazım ben o gün o bölümü sadece dedim ki Tuba bunu yapmak zorundasın istikrar çok önemli bunu sağlamalısın ve arkadaşlar öyle öyle öyle çektim

Ve sonra sordum dedi nasıl olmuş? Hiç de öyle olmamış dediler. Ya hayat bazen cidden diyorum ki yani güzel ya. Neyse bu istikrar konusunda şöyle bir şey daha söyleyeceğim. Ben TikTok'ta o unprocessed ayet yaptığımda bir ayda 145 milyon izlenme aldım tamam mı? Bunu nasıl yaptım peki? Tesadüf silinç bir şey. Araştırdım TikTok'un algoritması. Hook nedir? CTA nedir? Ben ne yaparsam, kaç saniye yaparsam işte başlığa ne yazarsam, hangi saatlerde atarsam ona çok önemli değil de yani algoritmanın bir sürü bileşeni var tamam mı? Ve ben istikrarlı bir şekilde her gün o yemekleri yapıp günde iki tane video attım.

E şimdi tesadüf mü bu? Şans mı bu? Değil. Çalışmayla oluyor, istikrarla oluyor. Impulsivite böyle şeylerde işe yaramıyor. Derler ki, bir işe Türk gibi başla, İtalyan gibi... Pardon. İtalyanlara gitti kafam. İngiliz gibi bitir, tamam mı? O yüzden ben zaten böyle enerjik insanların da en büyük handikapı odur. Çok güzel başlar arar ama istikrar getirmezler. İstikrarda olunca işte başarı sağlanabiliyor. Anlatacak ne kadar çok şeyim varmış değil mi? Sorularınızı da hemen cevaplamak istiyorum ama I'll be back soon. Dr. Güneş radyo.

Şimdi çok keyifli bir soru. Hayallerim madem bu kadar büyük, madem bu kadar vizyonlusun, visionary, boya batta ne işim var? Öncelikle boya batta harika bir... Ya şimdi ben bu soruyu çok alıyorum. Özellikle boya battakilerden. Sorunun cevabı çok basit. Vizyonsuzluğundan yani. Niye olabilir? Arkadaşlar bir düşündün öncelikle. Yani bu sorunun birkaç tane bir olabilir değil mi? Ben ne yapıyorum orada? Acil doktorluğu. DHE'ye. Yani zorunlu hizmet. Yani atandım. Memurum ben. Memur. Memurlara atanıyor prenses.

Sen seçmiyorsun. Birkaç tane yer yazıyorsun, sonra devresini atıyor bir yere. Attığı yerde belki 550 gün, belki 500 gün sosyal, kültürel, ekonomik olarak en düşük yerlerde en kısa süre, en yüksek yerlerde de mesela İstanbul'un iyi bir ilçesi gibi orada da en uzun süre zorlu hizmet yapıyorsun. Bunu kim yapıyor? Tıp fakültesinden mezun olan doktorlar. Tamam mı? Ben o yüzden oradayım. Ben ilk tercihimi Antep yazmıştım. Yemekleri çok iyi diye. Ama sonra ikiye Boyabat yazmıştım. Boyabat'la veya Eski Not'la alakam yok. Ben Malatyalıyım. Ama oraya gittim. Şu anda da mutluyum. Çünkü benim orada olma amacım aslında biraz İstanbul'dan uzaklaşmak. Bakın ben ne yapıyorum. Birincisi full time. Ayda 11 falan nöbet tutuyorum ki... Bakın şöyle benim nöbet çizelgem var. İnanmayacaksınız belki de...

Yani bir gün sabah 8'den akşam 12'ye kadar nöbet tutuyorum. Ertesi gün sabah 8'den tekrar sabah 8'e yani 48 saate 8 saat sadece boşluğum var. Yani böyle bir dönemde bir de üzerine işte sosyal medya yapıyorum tam zamanlı herhangi bir influencer gibi. Ben kimseye laf, influencer'a laf atmıyorum. Onların işini kolay falan demem. Mevzu o değil. Ben kendi yaptığımı söylüyorum. Ama atmış oluyorum. Her neyse olabilir.

Ve sonra ne yapıyorum başka? Podcast çekiyorum İstanbul'a geldiğimde ya da evden kaydediyorum işte nerede zaman bulursam. Bir de üzerine eşimle kitap yazıyorum. Şimdi ben bunların hepsini yapmaya çalışırken değil mi? Bu kadar uğraşıyorum ki çok zorlanıyorum. Gerçekten özellikle boya batak ettiğimde baya depresifim. çok zorlanıyorum bazen ağlıyorum her nöbette ağlayasım gidiyor çünkü 300-500 insana uğraşmak çok zor insanları memnun etmek çok zor mevzu sadece hasta bakmak değil doktorluk değil empati orada bir olayları kriz çözmeye falan yani kaç insanla bir temas falan çok zor tamam mı? Ama hep şöyle şuna geliyor yani diyorum ki Tuba sen kendine bir anlaşmayı müzaladın. Bunu sen seçtin. Geçen söylediğim gibi yani sıkışık olmadığımı hatırlatıp, benim seçtiğimi hatırlatıp diyorum ki bitecek bir yerde. Bu da bitecek. Az kaldı bu arada. Bitecek. Ve ben şu an orada çok mutluyum. Çünkü eğer ben İstanbul'da olsaydım, İstanbul'un trafiği, İstanbul'un keşmekeşi, İstanbul'daki ortam, sosyallik, doyamayabakta hiçbiri yok. Ne yapıyorum? İşten gelip evde çalışıyorum. Başka yapacak bir şeyim yok. Ya uyuyorum ya çalışıyorum. Zaten kreatif işler olduğu için yedi yirmi dört kafada dönüyor.

O yüzden benim için bence çok büyük bir fırsat bu. İşte olaylar her zaman ne yaşadığınız değil, nasıl perspektifinizde, nasıl gördüğünüz, nasıl algıladığınız değil mi? O yüzden ben boya batı fırsat olarak görüyorum. Ne işim varmış, bu işim varmış. Anlaşıldı mı? Şimdi diğer soruya geçiyorum.

Bugün olduğun yere nasıl ulaştın? O kadar kariyer, başarı falan. Hayal kurarak 1777 ile mi oldu? Teşekkür ederim bu arada. O kadar kariyer beni mutlu etti. Hala mutlu ediyor böyle şeyler. Niye etmesin? Çok uğraştım çünkü. Bugün hatta bir tane maile bakıyordum. Bir tane mail gördüm. Küçükken kendime atmışım. Tüm SSL kitapları var. Üstünde fotoğraf çekilmiş falan dedim.

777 bu arada ben hiçbir zaman bir yere yazmadım görmedim ya da Angel Numbers falan filan beni etkilemiyor çok hani kız neşesi falan kızlar güzel hoş falan ama benim çok kullandığım şeyler değil vardır tabii ki iyi gelen size iyi geliyorsa yapın iyi hissetmiyorsa yapın niye yapmayacaksınız zararı yok çünkü çok kaptırmadan peki ben ne yapıyorum bugün buraya nasıl ulaştım Şimdi öncelikle söylediğim gibi ben kendimi sınırlamıyorum. Çünkü hayallerimi sınırlandırırsam daha güzel olacak şeylerin önüne geçebilirim. Fakat ne yapıyorum? Kendime daha kısa hedefler koyuyorum. Daily rutinimi yani günlük rutinimi ona göre belirliyorum. Mesela benim önümde şu an 6 ay hatta 11 ay belli. Ve 11 ay sonunda yaptıklarımı bugün ne yapıyorsam yapmaya devam edersem gideceğim yolu kestirebiliyorum. Ama çok da sınırlandırmıyorum. Daha güzel şeyler olabilir. Önüme güzel şeyler çıkabilir. Çünkü çıkıyor. Şükürler olsun. Çünkü çalışıyorum.

Çalıştığım için de oluyor. İstiyorum, çalışıyorum, çok diyorum, oluyor. Olmayabilir. Olmuyorsa daha aşağıdan başlarım. Bunu da söyleyeceğim. Ve mesela ben kendimi küçükken sınırlandırsaydım, kendimi tanımadan o kiralık hayallerle hayata devam etseydim ne olurdu biliyor musunuz? Şu an büyük ihtimalle mutsuz bir şekilde bir hastanede asistanlık yapıyordum.

Hastanede kötü bir şey değil. Benim istediğim bir şey değil. Uzmanlık yani hastanede kastım uzmanlık eğitimi istemiyorum. Ben mobbing altında ya da 4-5 sene daha fazla hastanede çalışmak istemiyorum. Zorunda değilim. Doktor oldum. İnsan bilimi çok güzel. İnsanlara tıp ile dokunmak çok güzel. Bunu istiyorum ama bunu istiyorum diye hastaneye mecbur değilim. Başka yollar var arkadaşlar. Kendi yolumuzu çizebiliriz. Ama mesela küçükken hayal ettiğim bazı şeyler de oldu tabii ki. Mesela ben Afrika'ya doktorluk yapmak istiyordum. Neyle istiyordum? Medecins Sans Frontieres ile. Yani sınır tanımayan doktorlarla. Dr. David Atwood'u. Onunla olmadı ama neyle oldu? Kendim gittim. O hikayede anlatırım. Kendim gittim arkadaşlar. Tek başıma. Hiçbir vakıf falan olmadan. Kendim gittim, orada hastane buldum, gittim konuştum. Orada bir yetimhane buldum. Kimler sağlık hizmeti alamıyor? Maddi, manevi olarak çok farklı bir deneyimdi. Gelecek için de belli başlı hayallerim var. Yapmak istediğim, mutlaka yapmak istediğim şeyler var.

Bunları böyle koyuyorum önüme, diyorum ki bunları yaparsın, bunları tık atarsın, gerisi sen karışma, evren senin için halleder. Öyle de yoluma devam ediyorum. Ve diğer soruya geçiyorum. Bugün olduğun yer, küçükken hayal ettiğin yer miydi? Bununla ilgili size çok güzel bir anımdan bahsedeceğim. Ben hep kendi manifestomdan bahsettim. Bu sefer de annemin manifestomdan bahsedeyim. Hatta buraya gelmeden önce böyle annem diyor ki, Tuba diyor, podcastlerinde hep beni kötü bahsediyorsun. Ben dedim, nereye seni kötü bahsediyorum? Diyor, hep beni böyle baskın, dominantaneye, sanki hani böyle üzerinizde dedi, baskı kuruyorum. Hayır anne, ben seni çok seviyorum. Hatta dedim ki, geçen podcastımda en yakın arkadaşım annem, babam falan diyor, illa babanı katla.

I love you so much. Whatever ne oldu biliyor musunuz? İlkokuldayız. Öğretmenimiz soruyor işte herkese. Hayalleriniz ne? Hedefleriniz ne? Nereye gitmek istiyorsunuz? Hangi üniversiteye gitmek istiyorsunuz? Annem de o zamanlar sürekli böyle tamam mı? Bizim hani artık beynimize mi işlemek istiyor? Ne yapmak istiyor? Öyle aynen nöronlar mı ne yapıyor bilmiyorum. Diyor ki sürekli işte benim kızlarım işte Harvard'a yayılı gidecek. Benim kızlarım Harvard'a yayılı falan filan. Böyle bizde de oldu artık tamam mı? O istek. Söylüyorum en azından bilmesem de Harvard diye. Çünkü 3'e gidiyorum. 4'e gidiyorum. Çok küçüğüm. Daha İngilizce bilmiyorum.

O yüzden diyorum ki hani Harvard, Yale. Sonra hoca sordu ben dedim ki Harvard, Yale. Yani bu aksanını söylüyorum çünkü baktım. Her zamanki gibi çalıştım, dersime gittim. Neyse sonra arkadaşlar hocamız tabii ki bir şey demedi inşallah falan. Ne desin çünkü kadın? Hayallerimde sonuçta hayallerime ket vurmak istemiyor. Ama o zaman belki realist gelmiyor çünkü devlet okuluna gidiyordum.

Sonra ne oldu? Ben gazi kazandım. Yayıla gittim mi? Hayır, üniversitede yayılı kazanmadım. Ama ben ne yaptım? Canım annemin manifestini gerçekleştirmek için dönem 2'de o gece Starbucks'da tüm yayıl hocalara yazdım. 200 tane hocaya mail attım. Ve arkadaşlar ben sonra yayıla gittim.

Yani diyeceğim o ki, bazen bazı şeyler olmayabilir. Belki doğru zaman değildir. Belki sizin hayat yolculuğunuz o şekilde değildir. Ama yeteri kadar isterseniz ve eğer realistseniz, iç görünürüz varsa... ...bazı şeyler gerçekten çok isteyince de oluyor yani.

Tam burada bir şey söylemek istiyorum. Eğer kendi SWOT analisisinizi yani analizinizi yapmazsanız... ...bazı şeylere ulaşmak belki mümkün olmayabilir. Ne bu SWOT analizi? SWOT analizi aslında hani şirketlerin yaptırdığı... ...kendi strengths, güçlerini, weaknesses, zayıflıklarını... ...threats, işte onları tehdit eden şeyleri ölçmek için yaptırdığı bir analiz yöntemi. Ama kişi bunu kendine de uygulayabilir. Ben hep dönüp bakıyorum, içgörü elde ediyorum kendimle ilgili. Diyorum ki Tuba, senin güçlü yönlerin ne? Senin zayıf yönlerin ne? Senin tehditlerin ne? Mesela sen enerjiksin, iyi başlıyorsun ama istikrar sağlayamayabilirsin. Bak diyorum, bu senin böyle bir yönün. O yüzden bunu geliştirmelisin, bunun üzerine gitmelisin. Kendi analizimi yapıp ona göre hayallerimi ve hedeflerimi tekrar revize ediyorum.

Hatta bazen kendimle yetinmeyip aileme soruyorum, arkadaşlarıma soruyorum, fikirlerine güvendiğim insanlara soruyorum. Çünkü bazen tanınılır vizyon da kendimizle ilgili yargılarımız gerçeği yansıtamayabiliyor. Şimdi diğer soruya geçiyorum. Bu soruyu çok aldım arkadaşlar. Üzücü birazcık. Üzüldüm gerçekten. Umarım cevap verebilirim. Kurduğum hayaller hep yalan oluyor. Artık hayal kurmak da istemiyorum. Nasılsa olmaz diye. Ama böyle bir hayalim, hedefim olmadığında da boşlukta hissediyorum. Hiç böyle bir şey yaşadın, oldu mu? Nasıl başa çıktın? Şimdi öncelikle bak, kurduğun hayaller hep yalan oluyorsa burada bir dengesizlik var değil mi? Bir düşünmek lazım. Bir şey çok istiyorsun ve olmuyorsa önce bir dönüp bakmak ve reality check yapmak gerekiyor.

Yani mesela ben şu anda yine olimpiyat öneyi vereceğim ama olimpiyatta sırtla atlamalı şampiyon olamam değil mi? Bu bir gerçek. Ya da sosyal medyada mesela sosyal becerileri iyi olmayan birisinin ya da kendisinin görselini sunmak istemeyen birisinin ya da sesinin duyulmasını istemeyen birisinin sosyal medyaya girişmesi gibi. Hani buradan zaten bir başarı çok zor. Demek ki belki hayallerin sana göre değil. Belki onlar başkalarının hayalleri. Belki sen güçlü yönlerini kullanmıyorsun. Mesela ben hastanedeyken en çok neye üzülüyorum biliyor musunuz? Dil kullanamamaya.

Çok seviyorum. Ben keşke işte İspanyolca konuşsam, İngilizce konuşsam, onu konuşsam böyle daha kreatif bir iş yapsam çok isterdim küçükken. O yüzden hep bunu düşünüyordum. Nasıl kullanacağım, nasıl kullanacağım? Ben sağlık prizmimi yapsam, ne yapsam? O da hoşuma gitmedi falan. O zaman ben bunları birleştireyim. E bakın şu anda kullanıyorum. Bana hep diyorsunuz ya, siz demiyorsunuz da diğerleri diyor. İngilizce konuşup konuşacağım, İspanyolca konuşacağım. Bunu da yapacağım, onu da yapacağım. İstiyorum, hayalim. Ben neden insanların düşünceleri yüzünden kendi hayalimden vazgeçeyim? Siz de vazgeçmeyin. O yüzden bir hayal hep yalan oluyorsa, o zaman belki hayalin kendisi yalandır yani. Değiştirmek gerekebilir. Soru sana değil, hayalde olabilir. Ve en önemli soru bence... Bu coğrafyada ne hayali ya? Kurulan hayallerin gerçekleşme olasılığı coğrafyayla ilgili mi sence? Şimdi öncelikle bu soruda birkaç tane uyarı yapmak istiyorum. Ben buna cevap verirken şöyle düşünebilirsiniz. Senin tuzun kuru. Arkadaşlar benim tuzum kuru değil. Bir. Değildi de anlatacağım sebebini. Ve en üst tabakadaki yüzde beşi ve en alt tabakadaki yüzde beşi de tamamı konunun dışında tutuyorum. Birincisi, coğrafyayla ilgili şöyle bir durum var. Buradan giden insanlar var ya, o insanların söyledikleri doğru değil. Genelleme konuşuyorum, geneli. Çünkü siz emek verip bir şekilde başarı elde edip, değil mi? Uğruna çalıştınız, çabaladınız ve gittiniz, tamam mı? Ve sonradan bunun aslında istemediğiniz şey olduğunu ya da orada mutsuz olduğunuzu, aslında gitme edebilirdiğinizi bunu kabul etmek çok zor. Bunu kendine itiraf etmek, insanlara itiraf etmek. Ya işte yine batık gemiye geliyor. Yani o gemi batacaksa bırak batsın. Hayır, batmasın. Emek verdim, diyor.

Batsın ki diğerini, hayır yapamıyorlar ve oradan bunu söylemek çok zor oluyor. Ben size en güzel örneğini vereyim. Doktor maaşları İngiltere'de gerçekten çok düşük. Mesela arkadaşlar bir doktor olarak yurt dışında gitmekten bahsediliyor değil mi sürekli? Amerika okey, Amerika güzel bir maaş ödüyor ama geri kalan İngiltere, Almanya zaten hayat da pahalı. Ne kadar biliyor musunuz? Bakın size roughly bir miktar vereceğim, benim bildiğim kadarıyla. Mesela Junior Doctor ne kadar alıyor İngiltere'de? Yani Pratisyen Doktoru diyelim ki 3500. İyi halde. Tamam mı? Dört bin alan çok narir. Asistanlar belki alır, o da vergi kesiliyor falan. Ve ile on lirada iki bin pound'dan başlıyor kiralar yani. Şimdi düşünün, bu da mantıklı değil. Yani aslında devir öyle bir devir ki. İster ÖDTÜ'den mezun ol, ister çok iyi bir yerde direktör ol. Herkesin gelecek kaygısı olabiliyor. Mevzu bence burada yine perspektif. Yani maaşla bir iş, kariyerle düşünüyorsanız her türlü sorun. Burada da, yurt dışında da. ve özellikle yurt dışında bir türk olarak o cam tavana maruz kalmak da ayrı bir etken o yüzden mevzu asla bence coğrafya değil ayrıca biz gelişmekte olan hala bir ülke olduğumuz için hani dünya skalasında o yüzden burada opportunistik yaklaşırsak fırsatçı yaklaşırsak fırsatları yakalamak bence daha kolay çünkü orada gördüğünü gel buraya

Uyarla, tekrar yap. Basit aslında. Ne istediğine bağlı. Eğer maddi kaygıların varsa, maddiyatla ilgili bir şey yapmak için onu yapabilirsin. Al gör yap, ticarete at. Yani öğren, tamam bunlar belki şu an zor gelebiliyor ama fırsatlar var. O yüzden hem de şu var, biz tamam bu coğrafi kötü. Ne yapalım ülkenin anahtarını verin kapatalım gidelim mi? Ne yapalım? Ben gittim, o gitti, o gitti. Ne olacak? Ayrıca böyle bir şey yok. Olumsuzları düşüne düşüne. Nereye varmaya çalışabiliriz ki? Varamayız ki. O yüzden elimizde olanları düşünüp en iyi ne yapabiliriz? Elimizdeki bu malzemelerle tam yumurta yok, kek yok, şey yok, süt yok. Ama ben kek yapacağım. Ne yapayım? Yulafla suyu karıştırayım. Tadı biraz çirkin olur ama düzeltiriz sonra yani. Meyve katarız, bir şey yaparız. Anlatabiliyor muyum? O yüzden işimize yarayacak olan şey olumsuzları düşünmek değil. Tahmin edersiniz ki çok soru vardı. Ama ben en çok sorulanlara cevap vermeye çalıştım. Ha bu arada motivasyonla ilgili de çok soru vardı. Ama zaten tüm bölümü bununla ilgili konuştuk diye düşünüyorum. Eğer yetmediyse bana yine yazarsınız. Tekrar bir bölüm yaparız. Sizi mi kıracağım?

Bir de son söz söylemek istiyorum. Belki şu anda biraz motivasyonu kaybetmiş, disiplinden biraz şaşmış olanlar varsa iyi geleceğini düşünüyorum. Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Başarabileceğimiz hedefler koyuyoruz kendimize. Niye? Özgüvenimizi tazelemek için. Başarı hissini tekrar tekrar tatmak için. O endorfini salgılamak için. O dopamini salgılamak için. Mesela koşacaksan önce yürü. Yürüdükten sonra bir kilometre koş. Sonra iki, sonra üç. Tekrar tekrar yaşıyor dopamini tamam mı? Çünkü koşmadan koşamazsın. Esnemeden de esneyemezsin. Sadece kötüye odaklanmıyoruz. Kendimize her zaman iyiyi telkin ediyoruz. I love you so much. Bye bye. Görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)