
1.719 kelime · ~9 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, kayıt eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba. Hello, bonjour, ça va bien, ma chérie? Merci.
Büromuzun içerisinde adeta bir revir, bir rehberlik odası olarak açtığımız kayıp eşya danışmanlık Ayşe bu hafta da köpenkleri açtı bir tanelerim. Ben Özge Özel eğitim öğretim alanında başınıza üşüşen dertler için regnoldum demedim, kramp girdi demedim, kalktım geldim oturdum ha bu mikrofonun başına. Asabiyetimi anlamışsınızdır şimdi. Aranızda Dolunay'a müteakip regl olan tüm bireylerin reglini kutlarım. Mübarek olsun, selamlıyorum. Yine herkes kendi küçük çevresiyle senkronize olmuş, çember oluşturmuş, karbonhidrata kafa atan mı dersin, ağrı kesicileri dövüştüren mi dersin? Ben de yaptım, sonra paşalar gibi geldim, bir omuzu açtım.
Bıraktığın gibi buradayım, yalnız değilsin canındayım. Birkaç gün içinde bit ne olur? Canım kalmadı ya ağrıdan. Bence ben hiç iyiye gitmiyorum ha bu arada.
Böyle şarkı şarkı nereye kadar gideceğiz biz böyle? Ben yeni sezon stand-up setini Kandral'ı Ferdi gibi yapayım ister miyiz? Şöyle güzel her şeyi birbirine... Tertemiz delirmek bana şu an o kadar iyi gelirdi ki bak yine canım çekti, dişlerim kamaştı.
kökerken sahide köker kökerken sahile kökerken sahide sahile sahile birisi bir duman gecesi bir duman gecesi bir sünür gecesi bir duman evet bir de sorularınıza geçmeden şunu da söylemek istiyorum hazır reggel demişken reggel kabuk kullanmayı başarabilmiş üst insanlar var aranızda hepinizi canı gönülden tebrik etmek istiyorum maalesef ben yapamadım Ben yapamadım. Ben insanlığın gelmiş olduğu bu noktaya varamadım canlarım. İttirdim kendimi ama yok. Küçük silikon bir şat bardağını vücuduma dühul edemedim. Halbuki fikri çok hoşuma gitmişti yani böyle banyoda kapı boşaltmadan önce kendime aynada küçük bir sağlığınıza özgünüm falan demeyi falan düşündüm ama... Vallahi maalesef şakayı kafamda kurdumla kaldım. Yapamadım, biz arabesinden devam. BİROS'UNUN GÜLLERİ. Evet. Kan, ter, gözyaşı dolu bir açılıştan sonra hatırlatmamızı da yapalım. Düz adamlar için ve dertlerinize birer tepik savurmaya derhal başlayalım BİROS'UNUN BİRTANELİRİ. Ciddiyet. Şşşş, ciddiyet.
İşbu podcast yayını komedi, toplum ve kültür başlığı altında makara kukara amacıyla kaydedilmiş olup dinleyenlerine asla profesyonel bir yardım sunmamaktadır. Kendini darda hisseden dinleyicilerin camı pencereye açıp bir hava almaları belki yüzlerine bir su çarpmaları ve baksalar olmuyor artık bir profesyonele başvurmaları büyük önem arz etmektedir. Bilgilerinize sunarız. Kayıp eşya danışmanlık Kayıp eşya danışmanlık Hilal'in sorusuyla başlıyoruz sağ ayakla canlarım. Hilal demiş ki, sevgili Özgem, ben master tezimi yazamıyorum. Bir erteleme girdabı içerisindeyim. Tez yazma stresi beni ele geçirmiş durumda. Hiçbir şey yazmadığım halde 7.24 tez yazıyor gibi hissediyor ve durduğum yerde yoruluyorum.
Tezi ne üzerine yazdığımı da bilmiyorum. Felsefe ve psikoloji ile çift anadal yaptım. Şu an masterımı Cognitive Science üzerine yapıyorum ama biraz da Neuropsikoloji'ye kayıyorum. Söyle bana ben bu tezi nasıl bitire-zaim demiş. Aşkım benim ben daha sana akıl vermeyi bir ke- Ben soruyu okurken ben yoruldum oturduğum yerde. Yorulmakla da kalmadım. Tüm bu saydığım bilgilerden sonra içimde yemin ederim 305 puanlı ÖSS sonucumun çıktısını cart diye ortadan ikiye yırtma.
İsteği uyandı. Yırt onu, yırt, yırt. Benim koçum. Hiç benim gittiğim yol, yol değil. Evet, Cognitive Science yani bilişsel bilim en sevdiğim konular. Evet, evet Cognitive Science denilince de ben. Aklın, zihnin, zekanın nasıl işlediğini araştıran bilim dalı diyor Wikipedia, bürosunun gülleri. Halk dilinde mega hafıza olarak da.
Bilinen bir bilim dalı. Cognitive Science. Gördüğünüz gibi atalarımız bir kere daha haklı çıktı. Gözlerimizin önünde. Terzi kendi söküğünü dikemiyor. Dikemiyor kendi diyor. Ağzıyla diyor. Dikememiş. Hilal'im sen yazmamışsın ama ben bu bocalamayı nerede görsem tanırım. Sana disiplinler arası çalışma mallığı gelmiş ablam. Vallahi. Multidisipliner mallığı bu. O disiplinden bu disipline pimpon topu gibi seke seke seke senin kendi nöronlarının dibini sen bir güzel sıyırmışsın. Canım kardeşim o beyin kıvrımları kafatasının içinde dönmüş Arap saçına. Bu yani bir kıvrım diyor ki elimde bir şey var bilgi var bunu nereye taşıyacaktım. Öteki diyor ki ay bu benim elimde kaldı bunu nereye götürecektim.
Olsun, olsun hiç çaresiz değiliz. Kesinlikle enseyi karartmıyoruz. Ne yapalım biliyor musun? Durduğumuz yerde hiçbir şey yapmadan yorgun hissediyorsak bari bir işe yarayıp da yorgun hissedelim. Irgatlık böyle durumlarda çok işe yarar bak. Kaldığın yerin düzeniyle oynayabilirsin mesela. Yatağını çek, koltukların yerini değiştir, halıyı silkele, duvarları sil, iyice böyle iliklerine kadar yorulduğunu hisset ve otur kendine, üç lahmacun söyle, biri acıda olsun ve yanında ayranla götür. Ay bir güzel ağırlık çöker onun üstüne, bir güzel uyursun var ya bebekler gibi kafan berraklaşır. Kafan berraklaşır. Hatta. Sabah erken kalkar işte, oturursun ondan sonra tezgahın başına, canım ne olacak? Ama oturmadan tabii bir kahve koyarsın. Kahve koymuşken yanına bir kek de çırpabilirsin aslında, mideni rahatsız etmesin. E bulaşıkları da yıkarsın, hazır mutfaktasın. O sırada bir arkadaşın sana Instagram'dan sabah reyellerini gönderir. Kaydırırsın, kaydırırsın, kaydırırsın. Araya bir tane yaz sonu %70 indirime giren Buti'nin sponsorlu bağlantısı girer. Tıklarsın, oversized bir gömlek, harika, kurtarıcı parça, al sanal kartınla. Ama aldıktan sonra gömleğin polyester olduğunu farkedersin, gömlek daha gelmeden terlersin, o sırada az su içtiğin aklına gelir, kendine bir su doldurursun ve bir bakmışsın, tez teslim tarihi gelmiş. Çatmış. Evet, umarım sana bir fikir verebilmişimdir sevgili Hilal. Biraz uzun ve dolaylı bir anlatım oldu ama kafalı kısın. Instagram algoritmasının özgür iradeye etkisi,
bir inceleme başlığıyla artık bir tez yazarsın. Bana da bir atıfta bulunursun herhalde artık. Cimcime kaynakçada bir adımızı geçirirsin. Özel virgül ö nokta parantez içi komedyen parantez içi 2024 kayıp eşya bürosu köşeli parantez podcast virgül istanbul nokta. Hadi bu kıyamı da unutma. Diyelim ve bir sonraki soruya geçmeden şu reklam kuşağını hemen çıkaralım aradan. Tut tut tut elden ele. Hadi bakalım.
Derdinize gelen uçuk tık mı? Kayıp eşya danışmalık. Yes! Geldik. Hız kesmeden devam ediyor.
Burak yazmış. Özgem demiş, saçma gelebilir ama yine de yazmak istedim. Seneye üniversite hayatım bitiyor. Mezun oluyorum ama hiç mutlu değilim. Mezun olmak da istemiyorum. Ben kampüste takılmayı dersleri falan seviyorum bayağı. Zaten öyle çok zor derslerde değil. Alıştım iyice buraya. Birkaç arkadaşım, madem okulda kalmak istiyorsun, akademisyen ol o zaman diyor ama ona da merakım yok. Okulu uzatma şansım da yok, burslu öğrenciyim çünkü. Ne yapacağız böyle? Ver bir akıl demiş.
Hmm, nezetli, nezetli bir soru. Hemen elimizdeki verileri hızlıca bir gözden geçirelim. Evet sevgili Burak, sanıyorum Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi civarlarında bir buhranın içerisindesin hesaplarıma göre. ...Santral İstanbul içerlerinde olabilir. Varoluş kriziyle Peter Pan sendromunu bir potada eritmeyi başaran... ...yüzde üçlük şanslı dilime girmeyi başarmışsın. Hayırlı uğurlu olsun. Bir tanem, ne diyelim? Allah tamamına erdirsin diyelim. Peter Pan... Peter Pan mı? Peter Pan. Peter Pan. Peter Pan sendromu ne ola ki diyecektir bazılarınız. Hilal demez de çünkü kız okunu okuyor yani. Asıl siz de demezsiniz ya, çok düz mantık. Peter Pan biliyorsunuz oradan oraya uçan, asla büyümek istemeyen bir çocukceğiz. İşte büyümek istemeyen ve yetişkinliğin getirdiği sorumlulukları almaktan kaçan kişileri de şak olduğu gibi alıp yapıştırmışlar Peter Pan sendromu diyesine. Ben yine kişi dedim tüm humanistliğimle ama siz genel olarak erkeklerden bahsettiklerini bilin. Ben demiyorum psikoloji diyor, çoğunlukla erkekler de görülür diyor yazmışlar yani. Biz eşek başıyız çünkü biz anamızın karnından yetişkin doğduğumuz için.
Bıraktığım gibi buradayım. Stüdyoda sigara içemiyoruz değil mi? Neyse. Hormondur, asabiyettir. Konumuza dönelim. Sevgili Burak, el ele vereceğiz. Bu sendromu senden söküp alacağız bir tanem. Seni teoman yaptırmayacağız. Seni ıssız adamlığa terk etmeyeceğiz. No no no no no. Sana tavsiyem şudur. Artık ne yap et. Annenin bileziklerini mi bozdurursun? İllegal bahis mi oynarsın? Ona ben karışmıyorum. Bul buluştur. Sene sonu gelmeden, kepleri atmazdan evvel kampüsün orta yerine hemen bir fotokopici açmaya bak.
Sana öyle iyi gelir. Ay sana öyle iyi gelir ki var ya füüüü Peter Pan önünde diz çöker tövbe ister abim sensin der ya sensin sensin çek oradan yeni medya 101 notunu bana da çek der yani kampüsünden uzaklaşmazsın ders notlarıyla iç içesin huzur dolu bir yaşam seni bekliyor resmen ya bir elinde çayın, bir elinde fotokopilerin... Hayal et! Sadece otur ve hayal et. Arkana yaslan. İşte iletişim tasarımı, yeni medya, Frankfurt okulu, sayfa sayfa canım ne çekerse üstelik üstüne para aldığın rüya gibi bir gelecek. Özge senin için daha ne yapsın ya? Bu Özge senin için daha ne yapsın? Hem belki kim bilir, belki okulu bırakıp dövmeci olmaya karar veren bir öğrenciyle kesişir yollarınız ve sınav notları karşılığında sana Kod 1'deki dairesinde ücretsiz bir
Adorno dövmesi yapar. Portre. Gölgeli, şöyle tam göğsünün üstüne. Bunu bir düşün derim. Evet, üçüncü ve son soruya geçmeden önce herkes bir lütfen omzundan öpsün. Çünkü bu arkadaşlar, bu büroda bu neçe bir eğitim öğretim seferberliği, bu nasıl bir çan eğrisi? Ben kaldım burada, cahil cehela kaldım ya. Vallahi helal olsun. Yemin ederim bir tane şu an çıkarıp doğurasım ya. Evet, sıcak bastı. Kusura bakmayın.
Evet, son soruya geçelim. İnanır mısınız şu an önümde yazan soru İngilizce. Allah belamı versin İngilizce soru gelmiş. Evet, diyor ki... When you have to do something by obligatory... Obligatory... Obligatory... Obli... Obligation, obligatory, evet. How do you manage to do it properly, demiş dinleyicimiz Yasin. Ki aslında obligatory demesine de gerek yok. Çünkü have to do kalıbını kullanınca bir obligation kendinden geliyor. Ama neyse, ben tabii bilemem ben. Kimim ki ben? Anadolu sesinden mezun olmuş kaç sene ben sizsiniz. Yasin, Yasin neden İngilizce yazdın ablacığım? Neden İngilizce soru sordun Yasin? What the fuck man? İngilizce işletme mi okuyor bu? YDS'ye mi hazırlanıyor bu çocuk? Ne, ne, neden böyle oldu? Why? Yasin, why would you do such a thing? Rose of my office ya. Allah Allah. For God's sake de diyelim hadi. İnanılmaz.
Bir şeyi mecburiyetten yapmak zorunda kaldığında düzgün bir şekilde yapmayı nasıl başarıyorsun demiş bana. Ben bu arada çok uğraştım. Gerçekten bu sorunun bir tane cevabı var. İki kelime. Sike sike. Ama bundan nasıl daha yumuşak ve üç paragraf bir cevap çıkarılır bilemediğim için size sadece İngilizce bir tiratla karşılık vereceğim. Yasin. It doesn't matter for us. For me. Big game is easy. Diğer maçlardan da, maalesef. Her zaman maçları kontrol ediliyoruz, maçları kontrol ediliyoruz. Maçlar arasında bazı mümkünlüklerimiz var, bazı büyük şanslarımız var, bazı büyük fırsatlarımız var. Böyle bir şey. Ama ne yapabilirim? Bazen. Bu futbol. Bu futbol. Her şeyden bir şey oluyor.
Umarım açıklayıcı olmuştur. Geldik bir bölümün daha. Sonuna bir saniyelerim. Soru ve sorunlarınız için gelsin insta DM'ler. Haftaya görüşmek üzere. Özge Özel. Sevgiler. Bıraktığın gibi buradayım. Yalnız değilsin canındayım.
Tut elimi tut yanındayım Yalnız değilsin canındayım Birkaç gün içinde Dön ne olur Birkaç gün içinde Derdinize gelen uçan tekme
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.