
4.158 kelime · ~21 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 27 Ağustos'ta alıyoruz. Siyaset gündemi giderek ısınıyor. CHP, tüzük kurultayına gidiyor. Öyle ilginç gelişmelere gebe ki bu süreç. Zira kurultayın cevap arayacağı bir soru da CHP'nin Cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceği olacak.
MYK mı? Üyeler mi? Delegeler mi? Yoksa bizzat genel başkan mı belirtecek cumhurbaşkanını? Tabii konu cumhurbaşkanının nasıl seçileceği olunca akıllara Ekrem İmamoğlu da geliyor. İmamoğlu önceki hafta Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştü. Bu hafta da Özgür Özel ile görüşmesi bekleniyor. CHP'nin gündemi ile İmamoğlu'nun gündemi paralel. Gündem kurultay. Ama İmamoğlu'nun bir başka gündemi daha var. O da başının üzerinde sallandırılan ve bir siyasi yasak tehdidine dönüşen ahmak davası.
Siyaseti gözleyen herkes 3-4 ay önce estirilen normalleşme rüzgarının bittiğini görüyor. MHP, normalleşme tartışmasının kendisine nasıl zarar verdiğini görerek gücünü ortaya koydu. Denebilir ki MHP an itibariyle bütün inisiyatifi eline almış durumda. Buradan hareketle deniyor ki, normalleşme bittiyse kaldığımız yerden devam edelim. İmamoğlu'na siyasi yasak koyalım, Güneydoğu'ya yeniden kayyumlar atayalım. Bu mehmeşimşek dedikoduları da aynı pencereden okunabilir.
İşte tüm bunlar İmamoğlu'nu bir tartışma yapmaya zorluyor. Ya Ekim gibi Kasım gibi İmamoğlu'na siyasi yasak verilirse? Bu endişe, Murat Sabuncu'nun T24'te yayınlamaya başladığı, bir CHP 4 Portre başlıklı yazı dizisinin de ilk yazısının konusunu oluşturuyor. İlk yazının başlığı oldukça seksi. Ekrem İmamoğlu CHP Genel Başkanı olmak için harekete geçebilir. Başlık bu. Şöyle diyor yazısında Sabuncu.
Bir süredir İmamoğlu yakın çalışma ekibiyle CHP genel başkanı olma, daha doğrusu adaylığını koyma konusunda adım atmayı tartışıyor. Bunun hem partiye hem de kendisine nasıl bir siyasi gelecek oluşturacağına dair değişik çalışmalar yapılıyor. Hatta konuşulan konulardan birinin de İmamoğlu'na dair siyasi yasak getirecek yargı kararının ana muhalefet partisinin lideri olduğu takdirde kolayca alınamayabileceği olduğunu söyleyebilirim. ya da böyle bir karar alınsa bile bu kararı aldıranlarla mücadele yönteminin daha farklı olabileceği de belirtiliyor.
Özetle İmamoğlu siyasi yasak tehdidini CHP genel başkanlık koltuğunda oturursa daha güçlü savabileceğini düşünüyor. İşte bu da tüzük kurultayının seçimli olup olmaması yönündeki tartışmaları alevlendiriyor. İmamoğlu böyle bir şey istiyor mu, kararlı mı? Henüz bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz. Ama Türkiye enteresan gelişmelere gebe. Yazın bitmesi havayı soğutacak ama gündemi ısıtacak. Hele ki Kasım ayı ABD seçimleri bittikten sonra
Siyaset sürprizlere gebe hale gelecek. Biz de takip edeceğiz. Bu haftanın tren topi konusunu sosyal medya bizlere tek başına verdi. 20 Ağustos'ta yani geçen hafta Ahmet Spor ile İstanbul Spor arasında oynanan maç sosyal medyada bir tartışmayı da alevlendirdi. Maçı gündeme taşıyan şey yeni TFF Başkanı İbrahim Hacı Osmanoğlu'nun söz verdiği üzere Diyarbakır'da maçı izlemeye gelmesiydi. Vali ve Dem Partili Belediye eş başkanları da maçı beraber izlediler.
Maçı İstanbul Spor 1-0 kazandı. Fakat maçtan sonra İstanbul Spor Teknik Direktörü Osman Zeki Korkmaz'ın basın toplantısında söyledikleri viral oldu. İki gün boyunca, bunu çok samimiyetle söylüyorum, bu bende ayrım alıp tekrar Diyarbakır'a gelecek, gezmeye. Bugün de kalamaz. Çünkü Türkiye'ye örnek olacak bir misafirperverlik gördük. Esnaf, halk, kim sokakta görse bir şekilde halk değiştiriyor. Alışveriş yaptığımız esnaflarla dostluk kurduk. İnanamıyorum.
Bu anlamda Diyarbakır'a geldiğimizde çok mutluyuz. Bu maçı sakın spor izleri olarak, maçı düşünmeyin. Maçı bir kenara bırakın. Sizleri tanıdığınızda çok mutluyuz. Bu misafirperverlik bize bir örnek oldu. Bunun altında ezilmemek için.
Sizleri de İstanbul'da en iyi şekilde anlayacağımız sui dedin şimdi. Şimdi normal olarak siz diyorsunuz ki, e işte ne güzel her şey yolunda. Tüm bu görüntüler, genç kuşak yeni milliyetçileri bir hayli öfkelendirmişti. Bu görüntüler, yeni bir çözüm süreci mi geliyor endişesini tetiklemişti. Ahmet Sporluların vatan haini bölücüler olduğu bu kadar ortadayken, tırnak içinde,
Bu vatan hainlerini böyle güzellemek olacak iş değildi. Tüm bu tartışmalara YouTube'da yayın yapan Hasan Arda Kaşıkçı kafadan daldı. Kendisi H-Talks YouTube kanalında yayın yapan, Ankara'da yaşayan, Beşiktaşlı, spor konuları üzerine, futbol konuları üzerine konuşan bir sosyal medya fenomeni bir içerik üreticisi. İzleyicilerin büyük çoğunluğu 21. yüzyılda doğan gençlerden oluşuyor. Moda tabirle Z kuşağı Hasan Arda'yı izliyor. Tartışılan videoda da şunları söylüyor Hasan Arda. 23'ten beri her nesil bir önceki nesilden daha kolay ev ve araba sahibi olmuş. Bakın bambaşka bir şey anlatıyorum. Mesela benim annem 2009 yılında emekli ikramiyesiyle işçi emeklisi annem. Kimse yanlış anlamasın. İşçi emeklisi.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'ndan işçi olarak emekli oldu. Ankara-Eryaman'da 5. etapta metro inşaatının çok yakınında, yani metro yapılacağı da belliydi oraya, bir ev alıyor işçi emeklisi olarak, işçi emekli ikramiyesiyle. Bizler, yani bu insanların çocukları olarak, 90'lı çocuklar, Ve sizler 2000'li çocuklar, bir önceki neslinden daha fakir olan tek jenerasyonuz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde. Bir önceki 100 jenerasyonundan daha fakir olan tek jenerasyonuz. Bu ülke kurulduğundan beri. Şimdi siz yine diyeceksiniz ki mis gibi konuşmuş adam. Tek bir eksiği yok. Ne diye tartışılmış? Efendim tartışılan kısmı tam da buradan sonra başlıyor. Dinleyelim. Peki sizin
Buna tepki göstermemeniz için, buna odaklanmamanız için ne yapıyorlar? Bak o düşman onu ıslıklamış, bak bu burada bu dilde şarkı söylemiş, bak o orada onu yapmış, bak bu burada bunu yapmış. Size hep bak cambaza oynatıyorlar. Bakın bir abiniz olarak ben size gerçeği söyleyeyim. Bunların hepsi safsata. Bu ülkede 81 ilinde de bir tane sorun var. Garibanlık. Garibanlıktan başka sorun yok. Diğer meselelerin hepsi uyduruk tandırık işler. Sizin kafanızı başka yerlere çekmek için uydurulmuş işler. Garibanlıktan başka hiçbir sorun yok bu ülkede. Diyarbakır'da da adam gariban, Isparta'da da gariban, Edirne'de de gariban. Diyarbakır'daki çocuğun da hayalleri dibe batıyor, Edirne'deki çocuğun hayalleri de dibe batıyor. Tek gerçeği bu bu ülkenin. Başka hiçbir gerçeği yok.
Bak ağırdağını ıstıklamış, burdamını ıstıklamış. Yok lan yok. Çalışıyorsun 40 sene bir tane ev alamıyorsun. Bu Türkiye'nin problemi. Başka problemi yok. Bak cambaza oynatan tiplerin gazına gelmeyin. Şimdi daha iyi anlaşıldı. E madem böyle bir pas aldık, bölüm boyunca bunu konuşalım. Türkiye'nin en büyük sorunu garibanlık mıdır? Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Sizce Türkiye'nin en büyük sorunu nedir? Bu soru son yıllarda oldukça popüler oldu. Türkiye sorunlardan sorun beğenirken, ankeş şirketi insanlara onu bunu bırak, peki en büyük sorunumuz ne diye sormaya başladılar. Ben yerli ankeş şirketlere pek güvenemiyorum, o yüzden, ya da daha doğrusu artık güvenemiyorum diyeyim, o yüzden yabancılara bakıyorum. Uluslararası Araştırma Şirketi İPSOS, Şubat 2024'te bu soruyu sormuş.
Aslında Şubat 2024'te sormamışlar. 2022'den bu yana her ay soruyorlarmış. O ay yayınlamışlar uzun vadeli çalışmalarını. O tarihten bu yana da ekonomi tek bir ay hariç hep %80'lerin üzerinde bir oranla Türkiye'nin en büyük sorununu oluşturmuş. Ha ekonomi başlığı altında enflasyon var, işsizlik var, hayat pahalılığı var vs. vs. Ama topladığınız zaman ekonomi %80'lerin üzerinde bir pay alıyor Türkiye'nin sorunları içinde.
Derseniz ki hangi ay ekonomi sorunu olmaktan çıkmış? Efendim o ay da Şubat 2023. Yani deprem ayı. Sonra depremi biz iki ayda unutuvermişiz. Nisan 2023 itibariyle ekonomi yine birinci sıraya çıkmış. O halde Hasan Arda Kaşıkçı aslında halkımızın büyük ölçüde katıldığı bir ses olmuş. Gerçekten bu ülkenin en önemli sorunudur garibanlık. Ben de katılıyorum. Genç dinleyicilerimiz belki Muzaffer İzgü adını hiç duymamış olabilir. Muzaffer İzgü bir çocuk kitapları yazarı. Ben de onun kitaplarıyla büyüdüm. Bir keresinde bizim ilkokula söyleşiye gelmişti Muzaffer Hoca. Tam hatırlamıyorum. Belki de ortaokuldaydım. Tam bilmiyorum. Ama demek ki 90'ların sonu 2000'lerin başıydı. O söyleşide ettiği bir lafı dönüp evdekilere sormuştum. Ne demek istiyordu bu adam? Dedikleri şöyleydi.
Çocuklar test ve tost sisteminin esiri oldular. Onlara test çözdürüp tost yediriyoruz. Böylece sadece seçenekler içinden seçim yapabiliyorlar. Yeni seçenekler yaratmıyorlar. Test ve tost sistemi mi? Enteresan bir ifade değil mi? Test ve tost. Bu benim o zamanlar ilgimi çekmişti. Ama sonraları anladım ki haklıydı Muzaffer Yüzgün. Böyle bir eğitim sistemi yaratıcılığı köreltiyordu. Hasan Arda Kaşıkçı da Türkiye'nin en büyük sorunu garibanlık deyince özellikle en büyük sorun olarak
sığınmacıları veya terörü gören yeni nesil milliyetçilerin bir kısmı Hasan Arda'ya olmadık hakaretler ettiler. Adamın ne milliyetçiliği kaldı ne Türk'lüğü. Bu konu bu gençlerin takıldığı yayınlarda da gündem oldu. Hasan Arda Kaşıkçı'nın Ames Spor maçından sonraki yorumlarını da kendi aralarında paylaşarak Hasan Arda'yı linç ettiler.
Hoca Sakarya Ahmet maçı Esenyurt'ta oynanacak, ne diyorsun? O işi bilmiyorum ama hem TFF Başkanı'na hem İstanbul Spor Yönetimine helal olsun. Son bir haftadır bu ülkedeki barış için, kardeşlik için çok güzel mesajlar verdiler. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak TFF Başkanı'nı da kutlarım, İstanbul Spor Yönetimi'ni de, İstanbul Spor'un hocasını da kutlarım. Ahmet yönetimini de misafirperverlikleri yönetimiyle kutlarım. Kardeşliğe dostluğa çalışın böyle. Bölücülüğe, ölmeye, düşmanlığa değil kardeşliğe yatırım. Ne kadar güzel oldu. Biliyorum bir kısmınız ya ne var bunda? Bunlar son derece makul ifadeler diyorsunuz da işte birkaç yıldır sizlere yer yer tanıtmaya çalıştığım delilik hali bu. Hasan Arda düşmanlığa değil kardeşliğe yatırım dedi diye Türklük'ten aforoz ediliyordu.
Hele hele Salih Gergerlioğlu gibi yeni milliyetçi gençler içinde nefret biriktirmiş tipler de Hasan Arda'ya destek çıkınca işler iyice çığırından çıktı. Hasan Arda bir anda demci, terör sevici, Türk düşmanı oluverdi. Sonra yine bir içerik üyesi Jahrein topa daldı. Bunlar pislik düşünceler. Bu ülkede başka sorun yok. Karnımız doysunculara, gerekirse adına emperyal güçlere dayayıp parça pinçik olanlara neler olduğunu naklen Orta Doğu'da görüyoruz.
Kaldı ki PKK problemini ve bölücülüğünü göz ardı etmeden de sorunlar çözülür. PKK'ya istediğini verip yarın Kürdistan'a Güneydoğu'yu verince gökten kiloyla kırmızı et yağmayacak. Bölücülerin karşısında durunca AKP'li olunmuyor. Bunların yaftalarına karşı boynunuzu bükmeyin. Bu ülke bölünmemeyi AKP gibi açılımcı bir partiden öğrenmedi. Bu işin tekeli de kimse de değil. Atatürkçüyüz, ülkemizi böldürmüyoruz. Çay koy gel futbol çocuk.
Bu jahren gibi erlik gibi cahil cüvelanın peşine takıp delirttiler gençleri. E tabi Twitter, Twitch, Youtube gibi mecralarda para dağıtmaya başlayınca ne kadar çok salağı peşinden sürüklersen o kadar çok kazanıyorsun. Haliyle derinlik falan hak getire. Hasan Arda'nın Türklükten aforoz edilme girişimleri karşısında Hasan Arda Türklüğünü ispatlamak zorunda kaldı. Dinleyelim. Elbette ben de bu ülkenin bir vatandaşıyım. Benim babam emekli bir askerdi. Ben de biliyorum bu ülkede terör sorunu olduğunu. Terör sorunu çok çok büyük bir sorun. Benim babam geçen sene vefat etti. Emekli mi? Kurbay albay, topçu. Kanserden vefat etti ve kanser olduğu belli olduktan sonra akciğer kanseri, üçüncü seviyede öğrendik biz kanser olduğunu. Kanser olduğu akşam bana şunu dedi, telefonda konuştuk. Sadece dedi, öldüğümde gelip
mezarıma Türk bayrağını sarıldığından emin ol dedi. Ya kanser olmuşsun, belki tedavi olacaksın, belki iyileşeceksin, belki çocuklarımı göreceksin. Yani hayal kur değil mi? O akşama dair bir tane hayalin olsun. O akşama dair tek hayali tabutuma Türk bayrağını sarıldığından emin ol dedi.
İnsanlara böyle özel hikayelerini anlatmak zorunda bırakan her türlü siyasi akım halk düşmanıdır. Faşizm susmak değil, söyletmek zorunluluğudur, konuşturmak zorunluluğudur. Türklükten, Müslümanlıktan afaroz etme gücünü elinde bulunduran, ve bu gücü de zorbalıkla elde eden siyasi hareketler hiçbirimize huzur vermez. İslamcısı halkımızı Müslümanlıktan aforoz ediyor, bu yeni nesil Türkçüler de Türklükten aforoz ediyor. Hayırdır ulan siz kimsiniz? Siz kim oluyorsunuz da insanların memleketlerine, milletlerine, bu insanların vatanlarına olan sevgisini sorguluyorsunuz?
Öz tutulan haddinizi bilin. Diyen de çıkmadığı için, çünkü bu tipler aynı zamanda zorba tipler de olduğu için, bir bunlar vatansever oluyor, geri kalan hain. Bu akımların peşinden giden gençler bir tek kendilerini Türk, bir tek kendilerini vatansever. Geri kalan herkesi de vatan haini Türk düşmanı gibi kavuruyor. Test ve tost sistemi örneğini o yüzden verdim. Başka bir vatansever seçeneğin olduğundan bir haber ver. Başka bir vatansever seçeneğin olabileceğine de ihtimar vermiyorlar çünkü önlerine konan seçenekler belli. İşte cahreindir, erliktir falan. Haliyle barış, kardeşlik dedi diye Hasan Arda'yı aforoz ediyorlar. Ama adam sonuna kadar haklı değil mi?
Hasan Arda'nın bir albayın çocuğu olması üzerine Hakaretler biçim değiştiriyor. Asker çocuklarına daha büyük bir sorumluluk yüklüyorlar. Herkes kendileri gibi düşünecek ya. Hem asker çocuğu diyorlar hem de vatan haini. Olacak iş değil. Babasının yattığı yerde ters döndüğünü iddia edenler falan var. Ya utanç verici. Yani buralara girmek istemiyorum. Böyle örnekler derlemiştim ama sizlere dinletmek istemiyorum. Halbuki savaşın ne demek olduğunu bu memlekette belki de en iyi bilenlerdir asker çocukları.
Hasan Arda'nın da asker çocuğu olduğuna bu yüzden şaşırmadım. Bu gençler kendi gündelik hayatlarında maruz kaldıkları şiddeti biriktirip, kendilerine gösterilen gruplara nefret olarak yöneltiyor. Fakat özellikle doğuda görev yapmış askerlerin çocukları, savaş gerçeğini ve bölge gerçeğini farkında oluyorlar. Bu nedenle bu yeni nesil milliyetçi gençler asker çocuklarından çıkmıyor.
Bu farkındalığı olmayan yeni nesil milliyetçi gençler nefreti derinleştirmekte de bir sorun görmüyorlar. Ama nefretin ne demek olduğunu asker çocukları daha iyi biliyor. Oğuzhan Uğur. Hepiniz tanıyorsunuz onu. Öcalan'ın ilk sorgusunu yapan Albay Hasan Atilla Uğur'un oğlu ve Babala TV'nin kurcusu. İki yıl önce şöyle konuşmuş.
Ben doğuda yaşadım. Babamın görevi nedeniyle. Sonra bir gün bizim lojmanımıza roket atarla saldırdılar. Roket atarla saldırılınca ortalık patladı. Kan kıyamet. Benim arkadaşımın babası şehit oldu. Kim yaptı bunu dedik? Dediler ki PKK'lılar yaptı. Biz o anda PKK'dan nefret etmeye başladık. Ve ben o anda 7 yaşımdaydım, 8 yaşımdaydım. Şimdi pedagoglar... Neleri konuşuyor? Çocuğun yanında gaz çıkartmayın falan diyorlar. Bebeğin altını değiştirirken yüzünüzü ekşitmeyin, ileride özgüvensiz bir çocuk olun falan diyorlar. Peki siz 7 yaşında 8 yaşında çocuğa nefreti yüklerseniz o çocuk ne olur? Ben mesela o nefrete hükmedebiliyorum ama peki hükmedemeyen ne olur? Empati gelişkin bir aklın eseridir derler.
Lütfen bölgede görev yapan bir askerin evladının yerine koyun kendinizi. Oyun değil bu, savaş. Yanınızda hiç silah patladı mı? G3 tüfeği ateşlendiğinde 10 metre yarı şapında bir ses patlar. Öyle bir gürültüdür ki bu, 5-6 saniye kulağınızın çınlaması geçmez. Filmlerde duyulduğu gibi olmuyor. Güm diye patlıyor. Peki ya yakınlarınızda bir bomba patladı mı hiç?
Öyle Antonio Banderas gibi cool olamıyorsunuz. Yer sarsılıyor yer. Mart 2016'da Ankara Kızılay Güven Park'ta PKK'nın bombala eylemi sırasında ben de Kızılay'daydım. O sıralar kurum sınavlarına, KPSS'ye veya SPK sınavlarına hazırlananlara makro iktisat dersi vererek geçiniyordum. Bir yandan da gazeteye yazılar yazıyordu. Neyse, saat 6 gibi ders bitti. Çıkışta da Zeynep ve Salih beni işten almaya gelecekler. Salih ev arkadaşım, Zeynep şimdiki eşim. Tam çıkacağım bir öğrenci konuyu anlamadığını, 5-10 dakika üzerinden geçip geçemeyeceğimizi vaktimizin olup olmadığını sordu. Ben de Salih'e haber verdim, o da dedi ki tamamdır park yeri yok, biz dolanıyoruz. Onlar arabayla oyalanırken, ben de öğrencinin sorununa odaklandım. Derken saat 18.45, güven park patlaması yaşandı.
Patlamanın yaşandığı yer bize 150 metre uzaktaydı. Bir kere siz zaten öyle patlama olduğu zaman direkt anlam veremiyorsunuz. Ne olduğunu anlamıyorsunuz. Metro infilak etti falan zannettik. Patlamayla birlikte kantinin camları patladı. Biz de gayri ihtiyari hemen yere kapaklandık.
Beni almaya gelen Salih ve Zeynep için öylesine endişelenmiştim ki apar topar dışarı çıktım. İnsanlar çılgınlar gibi koşturuyorlar. Zeynep ve Salih de beni arıyor. Onlar bu saldırıdan kıl payı kurtuldular ama 37 kişi o esnada can verdi. Dedim ya empati gelişkin bir aklın eseridir diye. Asker çocuklarıyla empati yapmak gerekir. Çünkü buna benzer hatıralarla doludur asker çocuklarının zihni.
Ama asker çocukları için de kafası biraz daha fazla çalışanlar, bölge halkıyla da empati yapıyorlar. Çünkü bölge halkı da türlü patlamaların, silahların içinde büyütüyorlar çocuklarını. Oğuzhan Uğur'un konuşmasına dönelim. Her asker değil, kimseyi genellemiyorum, her kolluk kuvveti değil. Ama bazı kolluk kuvveti mesela.
Burada sık sık diyorum ya, halka kızılmaz, halka sorumluluk yüklenmez diye. Bakın AKP'ye oy verenlere kızmanız, Erdoğan'ın tüm yaptıklarını bir kenara bırakıp Erdoğan'a oy verenlere odaklanmanız nafile bir çaba olduğu gibi yanlıştır da. Çünkü öğrenilmiş nefretler üzerinden yapılan siyasetin neticesini yaşıyoruz. Sorumlu olan AKP'liler değil, sorumlu olan Erdoğan'a oy verenler değil, sorumlu olan Erdoğan'dır. Çünkü muhtemelen Konya'da muhafazakar bir ailede doğmuş büyümüş biri olsaydınız siz de bu zamana kadar Erdoğan'a oy verecektiniz.
Ne yapalım şimdi, sizi mi suçlu sayalım? Bunun tam karşısında da zaten CHP'ye oy verenlere kızılıyor. Yani bu kızgınlık hali karşılıklıdır. Sadece AKP'lilere kızılmıyor, AKP'liler de CHP'lilere kızıyor. Halbuki kızılacak biri varsa CHP'li yöneticilerdir, halka kızılmaz. Eğer tüm bu egemenlerin sorumluluklarını halka pay etmeye kalkarsak birbirimizle didişip dururuz, geleceğimiz de ortadan kalkar. Birbirimizin ne dediğini de anlayamayız.
Hadi AKP'ye veya Kersin'den CHP'ye oy verenlere kızmanızın büyük sonuçları olmuyor ama Dem partiye oy verenlere kızmaya başlayınca tablo daha farklı bir boyut kazanıyor çünkü işin içinde kan var. Dem partiye oy verenlere kızılır mı? Dem partiye kızılır mı demiyorum. Dem partiye oy verenlere kızılır mı diyorum. Soruyu biraz daha net ifade edeyim.
Belki Dem Parti'ye oy veren bir arkadaşınıza kızabilirsiniz. Onunla tartışırsınız, didişirsiniz. Bunu demiyorum. Dem Parti'ye oy veren milyonlarca insanı PKK'nın yaptıklarından sorumlu tutabilir misiniz? Hadi bunu reklamlardan sonra konuşalım.
PKK'nın yaptığı tüm kirli eylemlerin sorumluluğunu Kürt halkının omzuna yakan bir bakış açısı ortluyor şu sıralar. Madem Dem Parti'ye oy veriyorsunuz, Dem Parti de madem PKK'yı destekliyor, o halde siz de PKK'yı destekliyorsunuz, öyleyse siz de teröristsiniz. Müesses nizam teröristliği aleladeleştirince Dem Parti'ye oy verenler de terörist olabiliyor. Edem Parti de Kürt sorununu merkeze koyunca tüm Kürtlerin yani sadece Dem Partililer gibi kavranmıyor bu. Dem Partililer eşittir Kürtler diye kavranıyor ve tüm Kürtlerin potansiyel birer terörist olduğu şeklinde bir algı dolaşıyor. Ames Spor İstanbul Spor Maçı'na ilişkin Twitter'dan siz Diyarbakırlılara bir adım giderseniz Diyarbakır size 10 adım gelir şeklinde bir tweet atmışım. Bu tweetin 1 milyon kez görüntülenmesinin nedeni tepki mesajları olmuş.
Tepki mesajlarında şöyle şeyler yazılıyor. PKK bir öğretmeni öldürüyor ve bu katliamın sorumluluğu tüm Diyarbakırlılara yükleniyor. Neden? Çünkü Dem partiye oy veriyorlar. Diyorum ya empati gelişmiş bir aklın eseridir diye. Bunu diyen genç takipçimiz belki Tekirdağ'da değil Diyarbakır'da doğmuş olsa, orada büyümüş olsa belki o da Dem partiye oy verecek. Şimdi halka kızmanın, halka sorumluluk yüklemenin bir faydası var mı? Sorarım size, Diyarbakır'da doğmuş büyümüş olsaydınız, siz bugünkü siyasal kimliğinize kavuşmuş olacak mıydınız? Öyleyse tutuklayın 8 milyon insanı, madem teröristler. Halbuki ne teröristi? Hepimiz gibi bu ulusun insanları, gariban insanlar bunlar. Türkiye'nin en büyük fakir bölgesi Doğu Güneydoğudur. Niye Doğu Güneydoğudur? Niçin? Neden? Ha? Sebep? Neden?
Genç, milliyetçi dinleyicilerimiz olduğunu biliyorum. Onların... Ozan, Ozan nasıl da güzelliyorsun bu PKK'lıları. Adamlar maçtan önce istiklal marşını okumamışlar bile.
dediğini duyar gibiyim. Efendim okurlar. Siz bir adım giderseniz İstiklal Marşı'da okurlar, 10. Yıl Marşı'da okurlar. Bir anda bitmez bu karşılıklı öfke. E tabi bu gençlerin de zihin dünyasının nasıl geliştiği düşünülürse bu gençlere de kızmak anlamsız. 10'lu yaşlarının başlarındayken çözüm süreci ne? Ergenliklerinde de çözüm sürecinin nasıl kanlı biçimde bittiğini gördüler. Ardından sığınmacı sorunu gündeme geldi. Türk'ün kim olduğunu sorgulayıp durdular. Onlara çünkü herkesin Türk olduğu anlatılmıştı fakat şöyle bir etraflarına baktıklarında ya Türk olmayan birçok insanı görmeye başladılar. Tüm tarihsel tesadüfler üst üste geldi ve günün sonunda geçmişteki Türk milliyetçilerin aksine Kürtler de Türktür demediler.
Eski Türk milliyetçileri Kürt inkarı üzerine kurmuştu fikirlerini. Kürtler zaten Türktü. Kürt dediğiniz zaten daha Türk'ü gibi bir şeydi. Sonraları 90'larda Kürtler vardır da Türk üst kimliktir. Dolayısıyla her Kürt aslında Türktür demeye başladılar. Daha sonraları Türk-Kürt kardeştir, PKK kalleştir gibi bir anlatı ortaya çıktı.
Şimdilerde türüyen yeni tip milliyetçilik vaziyete daha farklı yaklaşıyor ama. Diyorlar ki, Kürtler Türk değildir. Bu haliyle aslında inkardan vazgeçmiş haldeler. İnkar yok, Kürt inkarını bırakıyorlar. Türkiye'de ama diyorlar, Kürtlerin değil Türklerindir. Yani burada enteresan bir vaziyet var. Kürt inkarını bırakıyor, Kürtlüğün varlığını kabul ediyor. Fakat diyor ki bu ülkenin asli unsuru Türklerdir. Türklerin de tarihi Orta Asya'ya dayanır. Fakat Kürtler Orta Asya'ya bizle beraber gelmediler. Kürtler Mezopotamyalıdır. Şimdi kendi tarihine bu kadar odaklanmasının sebebi aslında bir miktar dinden dışarı çıkartmak. Yani seküler bir kavrayış da var. Müslümanlık öncesi Türklüğe atıf yapıyor fakat Müslümanlık öncesi Türklüğe atıf yapınca Kürtle bir arada yaşadığı bin yıllık tarihi de es geçmiş oluyor. Dolayısıyla diyor ki biz Orta Asyalıyız Kürtler Mezopotamyalıdır. Ya kardeşim işte bizim
Kürt Mehmet, yan komşumuz, bin yıldır böyle yani ta bin beş yüz yıl geriye gitmeye gerek var mı? Bu ülkenin asli unsuru Türklerdir. Türklerin de tarihi Orta Asya yanında. Şimdi böyle bir anlatıda diyor ki, Türk olmadıkları için asli unsur olarak Türkiye tabi olmalıdır Kürtler. Tabi olmayan da teröristtir. Ya sevecek ya terk edecekler.
Tabii böyle bir düşüncenin yaygınlaşması beraber yaşama irademizi de gölge düşürüyor. Bunun tam karşısında bir Kürt milliyetçiliği de ürediğini söylemeliyim. Yani Kürt milliyetçiliği de, daha doğrusu Kürt siyasal hareketi de böyle milliyetçi refleksler vermezdi ama şimdi öyle şeyler de ürüyor. Kürtler de kendi antik tarihlerindeki Mezopotamya kültürüne vurgu yapıyorlar. Bu aralar seküler milliyetçiler böyle tengricilik diye bir şey çıkardı ya, Kürtler de kendi eski dinlerini falan arıyorlar. Neyse. Böylece Türk ırkçıları ve Kürt ırkçıları Twitter'da orada burada didişip duruyor. Fakat hayat sosyal medyada değil, sokaklarda akıyor. Tüm bu nefret iklimi sokaklarda da kendisini hissettiriyor.
Baktım adam dedi ki Kürtçe konuşmayın kesin sahibi. Ben rahatsız oluyorum. Baktım dayım dedi ki niye Kürtçe konuşmuyorsunuz. Diye ekmekinizi ben veriyorum konuşmayın. Kürtçe konuşmayacaksınız. Ben rahatsız oluyorum. Açık açık söyledi adam çekinmedi bile. Biz önünü soyduk işi bıraktık çıktık geldik.
Böyle söyleyince vaziyeti sanki bir tür futbol takımı rekabetinden konuşuyormuş gibi zannedip, etkürtlerin hiçbir suçu yok diye soruyorlar. Ya bu iş Türk-Kürt maçı değil ki. Maç değil ya bu. İki halktan bahsediyoruz. O yüzden halka kızılmaz. Türkiye'de kızılmaz, Kürt'e de kızılmaz. İster Türk, ister Kürt olsun. Artık adına her ne diyorsanız deyin, halka kızılmaz. Ne bilsin bu gençler işin doğrusunu? 5 yılda bir oy veriyorlar diye. Neden Türkiye'nin tüm sorunlarının sorumluluğunu Kürt ya da Türk gençleri sırtına yakalım ki? Ama kızmak değil de doğrusunu anlatmak görevimiz. Ben Güneydoğu'yu çok kez gezmişimdir. Depremden sonra Van'da bir süre kaldım, Hakkari'de kaldım, Diyarbakır'da kaldım. Buralarda gördüklerim üzerine İstanbul Spor Teknik Direktörü Osman Zeki Korkmaz'ı da çok iyi anladım. Gerçekten hayran olacak insanlar Diyarbakırlılar. Çünkü bu iki gün boyunca bizi en büyük...
Dediğim gibi siz Diyarbakır'a bir adım giderseniz Diyarbakır size 10 adım gelir. Yeter ki büyüklüğünüzü gösterip bir adım siz atın. Ben Diyarbakır'a ders vermeye gitmiştim. Bir süre gittim geldim böyle. Dedim ya makro ekonomi anlatarak geçiniyordum diye. Tam hendek süreci zamanı. Sur'daki çatışmalar yeni bitmiş. Diyarbakır harabeye dönmüş.
Diyarbakır'daki bir dershaneden aradılar. Kimse Diyarbakır'a gitmiyormuş ders vermeye. Hocam kimse gelmiyor buraya diye ver yansın ödüyor telefondaki. Ders başına da iyi bir para teklif ettiler. Ben de atladım gittim Diyarbakır'a. Samimiyetle söylüyorum, bu ülkede yaşamayı isteyeceğin beş yıldan biri Diyarbakır'dır. Her yerde de bunu söylerim. Nedeni de Diyarbakırlılardı. Kendi kentlerini iyi tanıtmayı çok istiyorlardı. Tek bekledikleri şey vardı, yadırganmamaktı.
Şimdilerde sosyal medyada Ahmet Spor gündemi üzerinden diğer Bakırlılara söven Türk gençleri görünce içim cız ediyor. Bu gençlerin zihni çözüm sürecinde manipüle olmuş, Kürtlerle Türklerin bir arada yaşama iradesine dönük herhangi bir şey gördüklerinde çözüm süreci akıllarına geliyor. İstanbul Spor Teknik Direktörü'ne bile türlü hakaretler etmişler. Çözüm süreci hazırlığı gibi okuyorlar her yakınlaşmayı, barışı içeren her şeyi. Bu gençlerin hafızası çözüm sürecinde şekillendi ama Kürt meselesinin tarihi çok daha eskidir. Belki bu dönemde 1997-2001 arasında Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffer Hockan'ı bu gençlere daha fazla anlatmakta fayda var.
Çünkü onun da Diyarbakır halkıyla kurduğu iletişimde futbol devredeydi. Gaffer müdür, Diyarbakır sporun en sıkı destekçisiydi. Oyuncular gollerden sonra Gaffer Okan'a koşar, onunla sevinirdi. Gaffer Okan, 24 Ocak 2001'de Hizbullah'ın bir pususuna kurban gitti.
Gaffer Okka'nın ölümü, kentin bir aradalık duygusuna damga vurdu. Benim Diyarbakır'da bulunduğum günlerde gördüğüm de buydu. Kahvelerde Okka'nın resimleri vardı. Aynı kahve HDP bayrağını da asmakta bir beis görmüyordu. Bir yanda Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün fotoğrafı, diğer yanda HDP flamaları.
ve Kötü bir insandı, halkın tarafında olan bir insandı. Kürt halkının arasında bir kökü oluşturmuştu. Bizim buralarda genelde devletten hoşnut olmazdılar. Ama bu emniyet müdürümüz o şeyi kırdı yani, o kötü bakışı kırdı. Halkla insan arasında kökü olmuştu. Bütün ihtiyaclara çarçıklık veriyordu. Ve kendi oturduğu makamda bütün halka da açıktı.
24 Ocak 2001'den itibaren Diyarbakır'da bir başka şey demoda olmuştu. Diyarbakırlılar çocuklarının adını Gaffar koymaya başlamıştı. Gaffa Rukka'nın adını böyle yaşatıyorlardı. İstatistiklere baktım, maalesef 2002'de doğan çocukların kaçına Gaffar adının verildiğini bulamadım. Fakat benim Diyarbakır'da gördüğüm de Gaffar adının oldukça sık görülmesiydi. Benimki sadece gözden. Türkiye'nin en büyük sorunu nedir? Ben de Hasan Arda Kaşıkçı'ya katılıyorum. 81 ilin en büyük sorunu garibanlıktır.
Türk de garibandır, Kürt de. Üstelik Kürt de artık kentlerde yaşamaktadır, Türk de. Hepimiz bu memleketin çocuklarıyız. Hasan Arda doğru söylüyor. Bizleri birbirimizle sadece seküler dindar diye değil, Kürt Türk diye de didiştiriyorlar. Bizleri didiştirip milyarlarına milyar katanları görmediğimiz takdirde, bir Türk emekçisiyle bir Kürt emekçisinin 3 aşağı 5 yukarı ortak sorunları olduğunu göstermediğimiz takdirde, çocuklarımızdan hayır duası beklemeyeceğiz.
Ames Spor'a başarılar dileyelim. Birinci lege geçerlerse sırada Süper Lig var. Bu kulüp şimdiden, tırnak içinde söylüyorum, faşistlerin öfkesini çekmiş durumda. Türkiye'nin her yerinde saldırganlıkla karşılanıyorlar. Halbuki Ames Spor bir fırsat yaratıyor karşımıza. Elbette Diyarbakırlı gençler de futbol fanatizmden nasibini alıyorlar, onlar da bileniyorlar. Ama dediğim gibi, Ames Spor aslında bir fırsatı da beraberinde getiriyor oynadığı topla.
Fakat bunların hiçbirinin memlekete faydası yok. Bizleri bir arada tutan, birliğimizi güçlendiren siyasi akımlara ihtiyacımız var. Çünkü ne kadar kızarsanız kızın, halkın hakikati gören gözlere hayranlık verir. Sadece gönül gözünüzü bir açın halka karşı. Yani biraz sevin, halkı sevin biraz. Bölümü Ahmet Spor tribünlerinin bestelediği bir marşla bitirelim. Enteresan ve hepimizin üzerine düşünmesi gereken bir marş. Sözleriyle ve tınısıyla hepimiz üzerine düşünmeliyiz bu marşın. Diyarbakır spor tribünlerinden, Ahmet Spor tribünlerinden türü bu marş. Boş koymuşuz Kafa Rokam yoluna! Boş koymuşuz Kafa Rokam yoluna!
Diyarbakır'a bir adım gidin, onlar size 10 adım gelsinler. Yeter ki bir arada yaşama iradesini hep birlikte gösterelim. Bir avuç savaş baronu terörist dışında kimsenin özgür Kürdistan falan istediği yok. Herkes bu ülkenin nimetlerinin farkında.
Halka kızılmaz. Hiçbir katliamın, hiçbir terör suçunun sorumlusu halk olamaz. Egemenler dururken halka sorumluluk yüklememizi isteyenler faşistlerdir. Gariban halk sorumlu sayılamaz. Ne gariban Türk halkı, ne gariban Kürt halkı, ne AKP'ye, ne CHP'ye, ne MHP'ye, ne Zafer'e, ne TİP'e, ne DEM'e oy veren milyonlara kızılmaz.
AKP'ye oy veren komşunuza kızabilirsiniz ama 10 milyonlarca insana dönüp hepsini siz istediniz, beter olun demek duygusal olarak anlamlıdır. Anlam verebiliyorum bu duyguya ama politik olarak bizleri yanlışa sürükler. Halk hakikattir. Tren Topi'yi POBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar en büyük sorunumuzun garibanlık olduğunu bilerek yaşayalım. Hep beraber bu ülkeyi bir araya getiriyoruz. 85 milyonuz. Hoşçakalın.
Boş koymuşuz Gafar Okan yoluna. Boş koymuşuz Gafar Okan yoluna. Şehit düştü Diyarbakır uğruna Gafar'ım. Uğruna Gafar'ım. Uğruna Gafar'ım.
Şehit düştü Diyarbakır. Uğruna gafları. Uğruna gafları. Uğruna gafları. Çay gecesi öldürdüler. Hepimizi öldürdüler. Hepimizi öldürdüler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.