Podcast

Bir Umudum Sende

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Umut gençlikle anılan bir kavram ama nasıl? Bu bölümde umudun verilerini ve umudun dönüştüğü anlamları inceliyoruz.



Bölümde Bahsi Geçenler:


Factfulness (Dünya Hakkında Yanılmamızın On Neden) / Hans Rosling / Pegasus Yayınları.

Gürültü (İnsan Yargısında Hata) / Daniel Kahneman / Pegasus Yayınları.

Çoğu İnsan İyidir (Yeni Bir İnsanlık Tarihi) / Rutger Bregman / Mundi.

Haddini Aşan Yaşam Rehberi - Türkiye'de Genç Olmak

Haddini Aşan Yaşam Rehberi - Boşanmışlıklar





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.524 kelime · ~8 dk okuma

Haddini aşan yaşam rehberinden hepinize merhaba ben Serdar Kuzuloğlu. Umudu anlattığımız serinin ikinci ve son bölümündeyiz. İlk bölümümüzde nelere baktık, umudun ne olduğuna, anlamına, kavramlarına ve üç kitap tavsiyesi ışığında bunlardan biri olan Factfulness kitabından Hans Rosling'in Pegasus yayınlarından çıkan Factfulness kitabından umutsuzluğun kökenlerini oluşturan 10 gerekçeye baktık. Bunları bir kısaca hatırlamak gerekirse neydi o 10 madde? Uçurum hissi, olumsuzluk, düz çizgi, korku, boyut, genelleme, kader, tekil bakış, suçlama ve telaş hissi. Bunlar bizim umutsuzluğumuzu besleyen unsurlar. Eğer dinleme fırsatı olmadıysa bir önceki bölümümüzde ayrıntılarına bakabilirsiniz. Ve ne demiştik bölümü kapatırken? Umut dediğimiz şey her şeyin ötesinde hayatın genelinde tabii ki kendine yer buluyor. Can çıkmadan umut bitmez gibi bir söz vardı ya hani son nefesimize kadar bir şeylerin umuduyla, hayaliyle, beklentisiyle yaşamaya devam ediyoruz. Tabii ki edeceğiz ama umut ağırlıklı olarak gençlik dediğimiz süreçle ilgili bir kavram.

Ve yine hatırlatalım, Addin Aşan Yaşam Rehberi'nin arşivinde, Türkiye'de Genç Olmak başlıklı bölümde dinleyicilerimizin de çok kıymetli katkılarıyla ürettiğimiz bir bölüm vardı. Gençlik Türkiye'de nasıl bir ruh Neler hissediyor? Umudun en çok geçerdiği o dönem mi? Türk gençliği nasıl yaşıyor? Buna bakmıştık hep birlikte. Belki o bölümü de böyle bir dönüp dinlemenizde fayda olabilir. Şimdi Türkiye'de gençliğe halinde? baktığımızda... Sayısal olarak ne yazık ki pek de umut veren bir tablo görmüyor gibiyiz. Buna yönelik son derece geçerli sebepler var elbette ama bu sebeplerin hiçbiri de bireysel ya da toplumsal, ulusal çabalarla aşılamayan şeyler değil. Dolayısıyla ölçekler bazında hepsini aşmak adına bazen bireysel, bazen ulusal ölçekte çabalar yürütmemiz lazım.

sizin gücünüz hangisine yetiyorsa oradan yola başlamakta fayda var. Çünkü umudun en küçük kırıntısı bile umutsuzluğun her halinden çok daha yapıcı ve anlamlı. Şimdi çok tabii burada bir sesli podcastte sizi verilere boğma niyetinde değilim. Fakat üç maddeyle bir yani genel anlamda bir gençliğin fotoğrafını çekmek gerekirse karşımıza ne çıkıyor en azından 2024 itibariyle baktığımızda? Gençlerde bir yurt dışında yaşama isteği var. Mesela Türkiye'deki gençliğin en büyük umudu ne? Tırnak içerisinde kapağı dışarı atmak.

Transkriptin tamamını oku

Türkiye'deki gençlerin önemli bir kısmı ekonomik ve sosyal koşullar nedeniyle yurtdışında yaşamayı arzuluyor. Buna dair eminim pek çok araştırma sonucu, rapor ve görüş okumuşsunuzdur, dinlemiş, izlemişsinizdir. Mesela bakıldığında yurtdışında yaşamını devam ettirme arzusu içerisinde olanları işleyen anketlere baktım. En iyimsiz olanın yüzde 60.

Yani Türkiye'deki gençlerin yarısından fazlası her durumda yurt dışında yaşamak istiyor. Yani yurt içinde yaşamaya dair umudu kalmamış ama yurt dışındaki yaşama arzusunun içerisinde yani bu umudu oluşturan kriter de ne? O da Muğlak. Çünkü gençlerimizin çok büyük bir bölümünün hatta tamamına yakınının esasında bir yurt dışı tecrübesi yok. Kafamızda bir yurt dışı algısı, bir imajı var. Sanki burada her şey kötü, dışarıda her şey iyi gibi. Tabii ki burada kötü olan şeyler var, dışarıda tabii ki iyi olan şeyler var. Ama bunun tam tersinin de geçerli olduğunu için için biliyoruz. Ama umut bizi ötelere, öte diyarlara, dağların ardına, işte o kahramanın sonsuz yolculuğunda olduğu gibi o tepelerin ardındaki zafere doğru sürükleyiveriyor.

Ve yine baktığımızda araştırmalara özellikle gençlerin %73'ü Türkiye'nin geleceğine dair karamsar bir bakış açısına sahip. En azından araştırmalar böyle gösteriyor ortalamasına baktığımızda. Bir de ekonomik kaygılar var tabii ki bahsetmeden geçmek mümkün değil. Gençler mesela özellikle istihdam yani bir iş bulma ve gelir eşitsizliği konusunda çok endişeli ve bu da çok anlaşılabilir, çok makul umutsuzluk gerekçeleri.

Bu da ne yaratıyor? Gençlerin iş gücü piyasasına katılımını ve geleceğe yönelik umutlarını olumsuz etkiliyor. Ben annem ve babamın kuşağına hep özenmişimdir çünkü bugünkü şartlarla mukayese ettiğimizde neredeyse ikisi de sınava girmeden üniversiteye girmişler. Yani bir üniversiteye girmek istemişler, girmişler, okumuşlar. Orada birbirlerini tanıyıp evlenmişler ama

Bizim durumumuzda şu anki durumda hani bir üniversiteyi kazanma belki bu son açılan apartman üniversiteleriyle birlikte eşit derecede basitleşti ama üniversite mezunu olmanın anlamı, işlevi, bize verdiği umut, geleceğe dair sunduğu vaat seti giderek küçülmüş durumda. Tabii ki bununla birlikte daha doğrusu bunu besleyen en önemli gerekçelerden biri de yani umudumuzu aşındıran gençlikteki en önemli kriterlerden birisi sürekli duyduğumuz Sizin de sanıyorum olayın cümlenin gidişatından tahmin ettiğiniz şekilde liyakat yani eğitimin, bilginin, becerinin vasıflı olmanın hayatta katkıları giderek aşınıyor. Bir konuya vakıf ve layık olmanın kıymeti azaldıkça hem yaşam kalitesi düşüyor hem de uzmanlıklar ortadan kalkıyor. İşler layık olanların eline gitmeyince ortaya çıkan sonuçlar da vasatlaşıyor. Yani bu evinize çağırdığınız ustadan, bedeninizi emanet ettiğiniz hekime kadar her yerde kendini gösteren büyük bir umutsuzluk kaynağına dönüşüyor. Ve eskiden en büyük hayal olan birçok kişi için zengin olma. Hani o da çok soyut bir kavramdır ama hani ne olmak istiyorsun? Zengin olmak istiyorum. Bugünkü hayal neye dönüştü? Orta sınıf olma. Yani bugünkü gençliğin en büyük hayali orta sınıf olma. Yani gencin bir ev sahibi olması,

Gerçi şu anki kuşak için çok bir şey ifade etmiyor çoğunlukta. Veriler yine bunu gösteriyor ama bir araba sahibi olması mesela, bir otomobil sahibi olması düşünülemez bir şeye dönüştü neredeyse. Ve aynen Avrupa'da olduğu gibi ailesiyle birlikte yaşayan, evleninceye kadar ailesiyle birlikte yaşayan insanların, gençlerin sayısı giderek artıyor. Artmaya da devam edecek gibi görünüyor ekonomik şartlar göz önünde bulundurulduğunda.

Ve aynı sebeple hani bu evlenme boşanmayla ilgili bölümlerimizde de birkaç cümleyle değinmiştim. Evlenmek tam kelime anlamında olduğu gibi sevdiğiniz bir insanla bir hayata devam etmekten öte ailenizin evinden çıkıp kendinize ait bir eve sahip olma motivasyonuna dönüşüyor. Yani gerçekten sözcük anlamıyla evlenmeye dönüşüyor. Ev sahibi olmaya dönüşüyor. Evlenme bu umutta.

Dolayısıyla zenginlik hayalinin yerini orta sınıf alıyor ve bir de tabii ki Türkiye'de giderek kendini belirginleştiren bütün bu anlattığım, bütün bu kaygıların sonucu olarak ev genci diye bir kavram var değil mi? Eskiden ev hanımı, ev kadını gibi bir kavram vardı. Şimdi ev genci. Yani ne eğitimde ne de iş yaşamında var olan milyonlarca genç var. Ve hepsinin varlığı ailesinin mevcut gelirine bağlı. Artık bir yerde mi çalışıyor, emekli maaşı mı var? Ama o da enflasyon dediğimiz umut vakumu mesele yüzünden sürekli aşınma halinde. Yani ailelerin de artık sosyal ekonomik durumları çocuklarını besleyecek, ayakta tutacak, umutlarını yeşertecek düzeyde olma halini giderek kaybediyor.

Peki ne yapacağız bu durumda? Yani bileklerimizi mi keseceğiz? Elbette hayır. İsterseniz gelin şimdi de ne yapmalı meselesine bakalım.

İlk bölümde de, gerçi adını anmadan sözünü etmiştim ama Adam Smith bundan birkaç yüzyıl önce, birkaç yüzyıl mı oldu? 1900'ler miydi? Neyse, diyor ki uzun vadede her şey iyiye gider. Yani bütün veriler bunu gösteriyor ama uzun vadede hepimiz öleceğiz. Dolayısıyla bu umut dediğimiz mesele kendi yaşam süremiz içerisindeki hayallere kavuşmayı tanımlıyor.

Peki ne yapacağız bununla ilgili? Tabii ki böyle haddini aşan yaşam rehberinde her türlü hadsiz tavsiyeyi yapma ehliyetim var. Bunu sanıyorum artık biliyorsunuzdur. Üç tavsiye aklıma geldi. Birincisi pes etmek. Yani bir mücadele içerisinde olmak size zor geliyor olabilir. Mücadele etmek zorunda da değilsiniz.

Gayretinizin bir garantisi de yok. Hayatınız boyunca çabalayıp hiçbir şey olamama ihtimali de var. Bu bir ihtimal, bir seçenek. Dolayısıyla pes etmek son derece meşru. Ama insanlık dediğimiz mesele ve onu oluşturan bireyler nihayetinde bütün tarihe baktığımızda pes etmeyerek mücadeleyi sürdürmeleri sayesinde bugünleri yarattı. Yani pes etmek her zaman bir seçenek ama umut dediğimiz şeyin sonucu, ödülü, mükafatı pes etmeyenlerle geliyor.

Ben kendi hayatımı bir gözümün önünden geçirdim. Bu gençlik muhabbetinde, anlattığım veriler ışığında kendi gençliğim, çocukluğum öyle hiç de açıkçası ümit veren bir süreç değildi. Yani bugün sizlere o Serdar Kuzuloğlu'nu gösterebilme, sizi ona şahit edebilme fırsatım olsaydı çok da umut vermezdiniz o çocuğun gidişatına, o gencin hayatının devamına ama hayat öyle ilerlemedi. Pes etmemek, pes etmekten çok daha mantıklı ve kazanma ihtimali yüksek bir kumar. Dolayısıyla hani pes etmek bir ihtimal ama etmemenin de bir ödül ihtimali var.

İkinci tavsiye tabii ki aynı yoldan ilerlersek azim ve inat. Yani değiştiremeyeceğimiz şeyler yerine değiştirebileceğimiz şeyler üzerine odaklanmamız gerekiyor. Bunun başka bir seçeneği yok. Her şeye söylenebiliriz, her konuda bir suçlu bulabiliriz, bir bahane bulabiliriz ama değiştirebileceğimiz şeyler mutlaka var hayatın içerisinde. Her an var, her durumda, her koşulla var. Onların üzerine yoğunlaştırmalıyız enerjimizi.

Ve son tavsiye olarak yine bu bahsettiğim üç kitabın da bütün satır aralarında karşıma çıkan gerçeklik küçük adımlar meselesi. Yani büyük hedefler koyabiliriz ama her durumda küçük adımlarla ilerlememiz gerekiyor. Hedeflerimizi, umutlarımızı küçük parçalara ve kısa kilometre taşlarına bölmeliyiz. Aksi takdirde hayatın içerisindeki başarılarımızı da gözlemleme, farkına varma şansımızı ortadan kaldırıyoruz.

Tabii ki bu tavsiyeleri verirken haddini aşan yaşam rehberinin hadsizlik şerhini bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Çünkü umutsuz bir durumda, umudunu kaybetmiş bir insanda böyle bir çevrede umutlu olmak, umudu savunmak, Hakaret gibi algılanır, tabii ki, hiç şüphesiz. Dolayısıyla belki de umutlarımızı bizzat bu sebeple içimizde tutmalıyız. Yani bir umudumuz, bir hayalimiz varsa belki de bunu etrafımızda paylaşmamalıyız. Çünkü etrafımızdaki umutsuz insanlar mutlaka içimizdeki o umudu yok etmek, onu emmek, bitirmek, tüketmek, izlerini silmek için elinden geleni yapacaktır. Yani o şarkıda da olduğu gibi kolay olmayacak.

Elbet üzüleceğiz. Mutlaka bir iz bırakacak. Haddin Ajan Yaşam Rehberi'nin bu iki bölümünde umut dediğimiz meseleye baktık ve kapanışı çok sevdiğim memleket sevgisi adına elinden geleni yapan ve devletin şefkatli ellerinden nasibine düşeni fazlasıyla alan ünlü şairimiz Ahmet Arif'in Anadolu şiirinin kapanışıyla tamamlamak istiyorum. Öyle yıkma kendini, öyle mahzun, öyle garip. Nerede olursan ol, içerde, dışarda, derste, sırada. Yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hainin. Dayan kitap ile, dayan iş ile, tırnak ile, diş ile, umut ile, sevda ile, düş ile. Dayan, rüsva etme beni.

Gör nasıl yeniden yaratılırım namuslu genç ellerinle. Kızlarım, oğullarım var gelecekte. Her biri vazgeçilmez cihan parçası. Kaç bin yıllık hasretimin konçası. Gözlerinden, gözlerinden öperim. Bir umudum sende. Anlıyor musun?

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)