
2.836 kelime · ~14 dk okuma
Haddini aşan Yaşam Rehberi'nden hepinize merhaba. 30 bölümü geride bıraktıktan sonra bir ara özet yapmaya karar verdim. Bunca zaman nelerden bahsettik, bu programın derdi tasası neydi, hangi motivasyonlarla başladı, neye başlıyordu, ne kadarını başardı ve gelecekte ne planlıyor? ilgili sizlerle birazcık konuşmak istedim serbest düzende. Elbette ki notlarım var ama mümkün olduğunca içimden geldiği şekilde aklıma takılan kısımlarıyla konuşmaya bunları paylaşmaya gayret edeceğim. Şimdi dediğim gibi hani bu bölüm bizim 31. bölümümüz oluyor. Çeşitli konu başlıklarına ayrılmış olarak yaşamın rehberliğinde haddimizi aşarak bazı konulara bakmaya gayret ettik bu süre boyunca.
Neyle başladık? Dert edinmeyle başladık. Sonra insanın ne için yaşadığını, yaşam dediğimiz şeyden ne beklediğimizi, ne kadarının farkına vardığımızı işledik. Ardından zaman meselesine baktık yaşamdan söz etmişken, yaşamı sürdürdüğümüz zamanın anlamını ve daha iyi değerlendirmenin yollarına baktık. Ve tabii ki bu zaman yönetimi meselesinde ardından hepimizin gözünde büyüyen, sanki zamanımızdan çalıyormuş, yaşamımızdan, hayatımızdan, imkanlardan bizi mahrum bırakıyormuş muamelesi yaptığımız uyku meselesine baktık. Uyku nedir? Niye uyuyoruz? Ne işe yarıyor? Daha azı mı iyi, daha çoğu mu iyi?
Ve ardından uykunun kalan kısımlarında evrensel olarak bu çağın yani modern yaşamın kaçınılmaz meselesi, derdi tasası olan meşguliyete baktık. Çok Meşgulüz başlıklı 7. bölümümüzde. O bölümün aslında bir devamında meşguliyetin bağımlılık haline dönmesi yani meşguliyetin bir yaşam tarzı haline dönüp rahatsız edici derecede meşgul olmamanın yarattığı rahatsızlığa değinmek istiyordum. Onu ilerideki bölümlere havale etmiş oldum.
8 ve 9. bölümlerde Türkiye'de genç olmanın nasıl bir şey olduğuna baktık ki bu bölümümüz aynı zamanda dinleyici katkılarıyla zenginleşen, kendine has, bence çok keyifli, üstelik zamanın ruhunu da taraflarıyla, paydaşlarıyla güzel bir şekilde yansıtan bir bölüm oldu. Ardından tabii gençliğe bakmışken ihmal etmemek adına orta yaşa ve orta yaşın bunalımlarına baktık. Gençliğin yok mu bunalımı, yaşlılığın yok mu? Şüphesiz var. Fakat bunalım dediğimiz şey, yani içerisindeki kararsızlık, tedirginlik, evham, şüphe, oldu mu olmadı mı hissinin kendisini en çok belli ettiği dönem şüphesiz orta yaş, gençlik kendine dair hülyalarla geçiyor. Yaşlılık farklı türden bir dinginlik, gerisayım, bir parça eğer güzel yaşanmayı becerdiyse yaşam, kişi, bir parça da bilgelik içeriyor.
Orta yaş bunalımlarında işte buna baktık. Ardından tabii ki kaçınılmaz olarak ve kronolojik olarak İyi Dinle İhtiyar başlıklı 12. bölümümüzde yaşlılığın nasıl bir şey olduğunu Orson Welles'in sözleriyle paylaştık. Hani biz genç olmanın, orta yaşlı olmanın ne olduğunu biliyoruz aşağı yukarı. ama yaşçılığa dair en fazla gözlemimiz var. Daha doğrusu programcı olarak, programı hazırlayan kişi olarak benim bilgilerim gözlemlerimden, okuduklarımdan ve dinlediklerimden ibaret. Bu yüzden de İyi Dinle İhtiyar başlığıyla yaşçılık meselesine baktık. Ardından zamanı yönetmeyi işledik. Zamanı yönetirken zihnimizi en çok dağıtan gürültü meselesine Sessizlik Lütfen başlıklı iki bölümümüzle baktık. Ardından İçe Dönüklüğü işledik. Yine bu içinde yaşadığımız çağın sanki en yaygın emaresi olan bu İçe Dönüklüğü işledik ki bu 17. bölümümüz aynı zamanda Haddini Aşan Yaşam Rehberi'nin konuklu, misafirli ilk bölümüydü. Affedersiniz İçe Dönük kitabının yazarı ile birlikte bu bölümü tamamladık. Devamında yine konuklu bir bölümümüz vardı ve boşanmışlıklar başlığı altında çok konuştuğumuz evliliklerin yanında pek de konuşmadığımız, üstelik konuştuğumuz zaman da çok küçük, ilgisiz ve faydasız kısımları üzerinde durduğumuz boşanma meselesine baktık. Ardından boşanmanın veya boşanmayla kısıtlamayalım ama herhalde bu yine modern yaşamın kaçınılmaz yan etkilerinden biri olan yalnızlığa baktık.
Devamında tabi yaz mevsimi kendini hafif hafif belli ederken tatil meselesine göz attık. Tatil dediğimiz şey nedir? Nereden çıkmıştır? Bir ihtiyaç mıdır? Ve tatil bir mesaiye mi dönüşmüştür ki ben hala bunun böyle olduğunu düşünüyorum. En azından benim özellikle yurt içinde yaptığım tatillerde etrafımdaki insanların tatil yapmaktan çok bir şeyi yapma gayreti içinde yani dinlenmekten, mola vermekten çok
Belki de gündelik hayatında hiç yaşamadığı kadar bir koşturmacanın içerisinde olduğunu gözlemledim. Ve sonrasında yine konuklu bir bölümle kripto varlıklar meselesine baktık. Çeşitli vesilelerle gündemimize sıklıkla gelen bu kripto varlıklara. Sonra eşsiz bir kar tanesi başlığında biricik diye birazcık göze attık. Ya da bazılarının daha kullanmayı tercih ettiği alternatifiyle hani unique olma deniyor ya, biricik olma, eşsiz olma meselesine.
Sonrasında hayata dair gerçeklere, ikna meselesine ki bence çok önemli bir bölümdü. Umarım dinleme fırsatınız olmuştur. Yani içinde yaşadığımız çağın, haddini aşan yaşam rehberinin bütün yayınlanmış ve yayınlanacak olan bölümlerinin altında yatan ana fikri paylaştık. İkna olma ve olamama başlıklı iki bölümümüzde. Yani her şeyi bilmemize rağmen neden yapamıyoruz?
Örneğin nasıl ideal kilomuza ulaşacağımızı bilmemize rağmen neden ulaşamıyoruz? Nasıl işimizde, projelerimizde başarılı olacağımızı bilmemize rağmen neden olamıyoruz? Ona baktık. Ardından sürdürülebilirlikle ilgili ki yine bu yaşadığımız dönemin çok sık kullanılan kavramlarından biri, temelinde yatan enerji meselesine yine bir konukla baktık. Ve 30. bölümümüzde ümit, umut meselesine göz attık. Bir umudum sende diyerek. Ve böylelikle 30 bölümü geride bıraktık. Geldik 31. bölüme. Bu bölüm dediğim gibi bütün bu geride bıraktığımız konuların, meselelerin ardındaki tortulara bakacak. İnternetteki çeşitli forumlarda, sözlüklerde ve bana ulaşan sizlerin elektronik postalarında, yolda, metroda, otobüste, minibüste, itiş-kakış sırasında denk geldiğim dinleyicilerden aldığım geri bildirimler doğrultusunda ne yapıyoruz, ne yapacağız? Bununla ilgili dertleşmeyi içerecek.
Biraz nefeslenelim ve başlayalım isterseniz. 30 bölüm diye bahsediyorum. Tabii bu insanlık adına hiçbir şey ifade etmeyebilir. Podcast, janrı için, türü için hele böyle küçücük bir kum tanesi olabilir ama bir insan için ki o insan da şu an sesini dinlemekte olduğunuz insan oluyor, çok büyük bir adım.
Çünkü içerik üretme meselesinin en büyük düşmanlarından biri. Hani böyle zararlı bir bakteri, bir virüs ya da demirin pasla olan ilişkisi gibi en büyük problem sürdürülebilirlik. Yani istikrarlı bir şekilde bir konunun ardını getirme ve podcast bunun için hiç de kolay bir seçenek değil. Birazdan sebeplerine gireceğim. Ve birazcık size hani hiç şimdiye kadar böyle dertleşme imkanı olmadığı bu programın, bu yayının haddini aşan Yaşam Rehberi'nin çok kısa bir geçmişinden bahsetmek istiyorum. Bu yayını dinlemekte olduğunuz Podbean'in kurucusuyla çeşitli vesilelerle denk geldik ve kendisi sağ olsun her vesilede bir podcast yapalım fikriyle aklımı çelmeye çalıştı.
Kalbim %10'unla birlikte olmakla birlikte bedenim yoğunluk sebebiyle sürekli olarak bunu erteledi. Çünkü bir şeye başladığım zaman sürdürmenin önemine inanıyorum. Sürdürmenin bir şeyin belirli bir devinimle devam etmesinin, bir ivme almasının, kalıbının oturmasının, algısının yerleşmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Böyle tek hatımlık şeylerdense. Bir de hani beni dinlediğinize göre eminim Pod B camiasının diğer kataloğuna da aşinasınızdır. Çıtanın rekabet çıtasının epey yüksek olduğu bir platformdayım. Kendi alanında Türkiye'de akla gelen ilk isimler burada içerik üretiyorlar. Dolayısıyla Pod B zümresinin de yüzünü kara çıkartmamak gerekiyordu. Dolayısıyla erteleyebildiğim kadar erteledim ama bir noktadan sonra artık pes ettim.
Bayrakları suya indirdim, yelkenleri, bayrakları ve işte bu program başladı ve bu programın ön toplantısını yaparken ekiple birlikte ismi üzerine, aşağı yukarı ne yapmak istediğim belliydi ama ismi üzerinde birazcık konuşurken hani cümle arasında böyle bir yaşam rehberi ama böyle haddini aşan bir yaşam rehberi gibi bir şey dedik ve programın ismi de öyle hiç hesapta kitapta yokken bir toplantının gündemi arasında ortaya çıktı ve gündem demişken kendi adıma hayatımın en yoğun kafamın en karışık olduğu dönemde başladı bu program ve ne mutlu ki bu konuda sizlere büyük bir teşekkür borçluyum. Yayınlandıktan sonra hemen Türkiye'nin kendi janrında ve belki de genel listede o kadar ayrıntılarına bakmıyorum ama en çok dinlenenleri arasına girdi. Bu da tabii hem büyük bir gurur kaynağı hem de ciddi bir sorumluluk yükledi. Demin bahsettiğim bu sürdürülebilirlik. ve istikrar adına. Çünkü içerik üretme konusunda insan her an keseden yeme tuzağına düşebiliyor. Hani birkaç alanda iyi bir şeyle anılmaya başladığınızda onu diğer alanlara tahvil etmeye çalışıyorsunuz. Bence bu Türkiye'nin en
kanserojen etkilerinden biri. Belki Türkiye'ye de kısıtlı değil. Özellikle bu dijital mecraların içerik üretmeyi bu kadar kolay ve demokratik hale getirmesinin ardından bir konuda uzman olan birisini bir bakıyorsunuz her konuda uzmanlığıyla karşımıza çıkıyor. Hadi ben burada hadsizliğimi yani haddimi aşacağımı densizce konuşacağımı Boyumdan büyük laflar edeceğimi size bildirerek yani bir anlamda bu programın isminden de anlaşılacağı gibi kendimle dalga geçmeyi, kendi kendimin parodisini oluşturmayı hayatım boyunca reddettiğim ve faydasız yani hiç faydasız demeyeyim ama kendi ülküsü adına, kendi amacı adına faydasız bulduğum kişisel gelişimle için için dalga geçeceğimi beyan ederek bunu yapıyorum ama birçok kişi bakıyorsunuz işte bir gıda uzmanı Bir bakıyorsunuz işte yakın dönem Türkiye tarihiyle ilgili, ertesi gün enflasyon muhasebesiyle ilgili bir şey anlatıyor, ertesi gün arkeolojiyle ilgili bir şey anlatıyor, tarihi anlatıyor. Neden? Çünkü bir konuda uzman bellenmiş, bir konuda lafına kıymet verilmiş. ve her konuda lafının kıymetli olduğu algısına kapılmış. İşte biz haddimizi bu yüzden aşıyoruz. Bu programda biraz önce andığım her konu başlığı benim hadsizliğimden doğan yani her konu başlığı esasen kendi içinde kendine has uzmanları barındıran
Ancak benim kendi eşsiz ve ulvi düşüncelerimi paylaşmanın da faydalı olabileceğini düşündüm. Böyle bir anlamda hani parodi demeyeyim ama birazcık böyle müstesih bir yaklaşımdı. Ki dediğim gibi podcast bu konuda kolay bir mecra değil. Ben podcast'in yabancı istediğim küçük bir parantez açayım bir görgüsüzlük yapma adına. Türkiye'nin ilk podcast'ini yapmıştım ben 2005 yılında sanal alem başlığıyla.
İnternet Archive diye bir site var orada açık kaynaklı olarak kayıtlarına ulaşabilirsiniz. 2005 diyorum yani neredeyse 20 sene olmuş. O zaman henüz podcast ismi yeni konuluyordu çünkü iPod diye çok meşhur bir müzikçiler vardı ve RSS üstünden bu podcast terimini türetenlerin forumdaki tartışmalarını dahi okuduğumu hatırlıyorum. Ya buna ne isim verelim konuları tartışılırken girmiştim.
Sonra podcast rehberi diye bir site kurdum. Hani bakın ben podcast yapıyorum ama siz de yapmak isterseniz buyurun gelin diye. Bir kişi yapmıştı. O kadar siteyi de baştan aşağı kodladık ettik. Veritabanıydı, bilmem işte encoderlarıydı, decoderlarıydı. Hepsi öyle hoş bir hatıra olarak kaldı.
Şimdi bugün tabii genel anlamıyla podcast hak ettiği yere veya potansiyeline ulaştı mı tartışılır. Bence asla ulaşmadı. Yani bugün örneğin en basitinden Türkiye'deki internet kullanıcı sayılarını bir düşünelim ya da akıllı telefon sahipliğini düşünelim. ya da sosyal mecraların kullanıcı sayısını ya da kullanım oranlarını yani penetrasyonunu düşünelim, podcast hala ilginç bir şekilde emekleme safhasında. Üstelik örneğin radyoların daha az dinlendiği, radyoların neredeyse işte araçların içerisinde insanların seyahat ettiği servisleriyle, otomobilleriyle işe ya da okula giderken ve dönerken
Hani o sektörün kendi terminolojisi içerisinde drive time dedikleri zaman dilimine indirgendiği bir döneme rağmen podcast bence henüz yolun başında sayılır. Ve çok kendine hasta bir özelliği var. Bir düşündüğünüzde iletişim temelli olmayan belki de son dijital mecra. Yani ben sizinle şu anda iletişim halinde değilim. Ben iletim yapıyorum size. Yani burada sizi duymuyorum. Sizin katkılarınıza, yorumlarınıza, etkileşimlerinize uzat bir mecra bu. Daha doğrusu bir tarz.
Düşünün dijitalde artık böyle hiçbir şey kalmadı. Ben bu kaydı yaparken yani işte 2024 yılının eylül ayında Instagram örneğin storylere yani hikayelere bile yorum yapma özelliği getirdi. Yani artık her şey yorumlar, etkileşimler, beğenilerle bezeli ama podcast hala böyle krallar gibi 1990'ların internetinin o tek taraflı ruhunu taşıyor hala. Belki de iki taraf içinde keyif veren kısmı da bu olabilir. Yani belki de ben hepinizin, bütün o dinleyen herkesin etkileşimlerini, yorumlarını görsem belki moralim bozulabilecek, belki gereksiz yere bir kibre kapılabileceğim ama burada mümkün olduğunca samimi
şekilde, içten bir şekilde, doğal bir şekilde ve işin rating kısmına bakmadan tabii ekip mutlaka bakıyordur da benim öyle bir motivasyon kaynağım olmadan bunu sürdürebiliyoruz. Yine podcast başlığında haddini aşan yaşam rehberinin z raporuna geçmeden genel anlamıyla baktığımızda buradaki ekip arkadaşlarımızla da sürekli konuşuyorum. Türkiye'de podcast çok entelektüel bir içerik tarzı Yani bunun böyle olması gerekiyor mu? Mesela dünyada böyle değil. Bunu görüyorum hiç şüphesiz ama Türkiye'de ne bileyim böyle her konunun uzmanları son derece entelektüel bir çizgide, son derece böyle steril içeriklerle neredeyse benim çocukluğumda çok popülerdi. Ansiklopedileri açıp okurduk falan. Yokluktan mıdır yoksa sahiden eğlenceli miydi bilmiyorum ben çok keyif alırdım. ama sanki podcastler de şimdi böylesi bir işleve sahip. Hani çıkıp da böyle laylaylom geyik muhabbeti yapılsa kimseyi ilgilendirmeyecek gibi. Oysa ben sürekli böyle şeylere de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ama yani bizim Todd B.'nin katalogunda da belki ona yaklaşan şeyler olsa bile benim aradığım tarzda densiz, hadsiz şeyler henüz podcast camiası için herhalde çok cesur içerik tarzları oluyor.
Tabii bir de hani bu kadar adını andık şimdi, Pod B, Pod B dedik, bu işin profesyonellik ve amatörlük tarafından da bahsetmekte fayda var. Bundan önce birkaç podcast yayını yaptım, hepsi internette var ve hepsini tek başıma yaptım ve bu işin tek başına ne kadar zor olduğunu biliyorum. Çünkü tek başınıza olduğunuzda Bunun ritmini tutturmak da zor. Teknik anlamda bu işte kayıtların temizlenmesi, ayıklanması, birleştirilmesi, kurgulanması, efendim giriş çıkışlarının düzenlenmesi, yüklenmesi, açıklamalarının yazılması, tanıtımlarının, duyurularının yapılması hepsi ciddi bir mesai. Bunun için herkesin teçhizatı var yok. Veya bu teknik konularda ki bu sadece mikrofon başına geçip konuşmak değil, bunun arka planda bir sürü teknik ayrıntısı da var. Birçok kişi buna teşne değil. Dolayısıyla işte bu teknik imkanlar ve imkansızlıklar bu amatör ve profesyonelliğin içerisindeki farkı yaratıyor. Bu yayını ben tek başıma kendi kaynaklarımla yapabilir miydim? Evet. Ama 30 bölümü geride bırakır mıydım? Ondan tam emin olamıyorum. Oysa burada ciddi bir ekip, kendi alanında uzman bir ekip arka planda kelimenin tam anlamıyla bizlerin, programcıların arkasını temizliyor. Dolayısıyla bu teknik imkanların sürdürülebilirlikle çok doğrudan bir ilişkisi var. Ve birazdan bunun bir diğer getirisine de geleceğim izleyici, pardon dinleyici yorumlarından yola çıkarak.
Ama isterseniz bir ipucu olsun size, hani bu profesyonelliği, amatörlüğü nereye bağlayacağıma dair bir nefeslenelim, ondan sonra devam edeceğiz. Dediğim gibi bu mecranın çok da yabancısı sayılmam ama bu mecranın zorluğu, yani böyle bir program yapmanın zorluğu, mukayese dediğimiz karşılaştırmanın zorluğundan kaynaklı biraz da. Çünkü hepimiz değişiyoruz. Yani değişen sadece ben değilim. Eski yaptığım yayınlara bakıyorum mesela. İçindeki bazı görüşlere yabancılaşmışım. O görüşlerim değişmiş. Ben değişiyorum. Siz değişiyorsunuz. Zaman değişiyor. Zemin değişiyor. Şartlar değişiyor. Bazen yayınlar içerisinde kullandığımız sözcüklerin anlamları dahi değişiyor.
Bazen çok masumane yaptığımız muhabbetler birkaç zaman sonra ağza alınmayacak konulara dönüşü veriyor. Değişmeyen şey ne? Değişmeyen şey hayatın akışı. Ya şöyle söyleyeyim, her şeyini tek başına yapan biri olarak burada bir ekiple birlikte bir şeyler yapmaktan dolayı gayet memnunum.
Ve dediğim gibi bu haddini aşan yaşam rehberinin kendine has olan kısmı, kendiyle aslında için için çok da belli ediyor muyum bilmiyorum aslında etmek istiyorum ama eminim daha da vurgulanabilir, altı daha da çizilebilir. Burada esasında hani bütün bu hayata dair bilmişliklerle birazcık da böyle dalga geçme, alay etmeyi istiyorum. Çünkü yaşamla ilgili en büyük sıkıntımızın da, problemimizin de onu fazla ciddiye almak olduğunu düşünüyorum. hiçbirimiz aslında söylemlerimizdeki kadar hayatı ciddiye almıyoruz ve belki de bu konuların altını biraz eşeledikçe konuların, sorunların, sıkıntıların, endişelerin, vesveselerin, evhamların sadece bizlere daha doğrusu hani daha da tekinleştirelim sadece sana has olmadığını anlıyorsun. Yani bu bir kendi içinde sessiz de olsa adıyla müsemma bir protestonun bir kınamanın eseri.
Ve gelelim bu profesyonelliğin sermayesine. Nereden geliyor bu? Bu kadar bahsediyoruz. Şimdi gelelim eleştiriler kısmına. Bu kadar bahsediyoruz işte arkamızı bu kadar toparlıyorlar, şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar, tanıtıyorlar, ediyorlar.
Ne oluyor bütün bunlar acaba? Hani su mu yakıyor derler ya. İşte bütün bunların ham maddesi reklam dediğimiz mesele. Baktım haddini aşan yaşam rehberiyle ilgili çeşitli forumlarda, Google'dan ulaşabildiğim paylaşımlarda, internet sözlüklerinde, ekşi sözlükte, o sözlükte, bu sözlükte mesela diyorlar ki tam programı dinlerken araya reklam giriyor. Allah Allah. Diyorum ki acaba bu sadece bizim yayınımıza has bir şey mi? Elbette ki değil. Ve reklam dediğimiz şey sevgili dostlar, işte bu tip içeriklerin devamlılığı adına çok önemli. Hani ben bu reklamlardan komisyon mu alıyorum? Hayır almıyorum ama bütün bu çarkın, beni de dahil etmek üzere birleşenlerinin döngüsünü sağlayan şey de onlar. Benimle doğrudan ilgisi olmasa bile bu yayının varlık sebebi, sürdürülebilmesinin altındaki en önemli gerekçelerden biri, bir ticari modelin üstüne oturmuş olması, ben bunun aksini hiçbir reklam yayınlamadan içinde bile isteyen bir önceki podcastimde denedim ama onun da sürdürülebilirlikle ilgili bir sıkıntısı doğdu.
Bir de hani bu ara bölümde yavaş yavaş toparlarken bahsedeyim. İçimde şöyle bir his doğdu. Geçen bir kitap evini, kitapçı mı demeliyiz, bir kitap satan dükkanı ziyaret ettim ve gittim merakımdan kişisel gelişim bölümüne bakayım dedim. Böyle 3-4 raf boyunca kitaplara baktım. Aşağı yukarı 7-8 kategoride hepsini toplamak mümkün. Hani çok çeşit varmış gibi görünüyor ama 7-8 kategori ve dedim ki
Ya aslında bizim bu haddini aşan yaşam rehberi pekala bir kişisel gelişim kitabına da dönüşebilir. Metinleriyle bir editörle birlikte üstüne otursak diye. O da aklımın bir kenarında yine büyük bir had aşımı olarak bir proje babında zihnimde yerini aldı. Hatta belki bir pod, bir yayın evi olmalı değil mi? Burada programcılar geliyor bu kadar konuşuyor, ediyor. Sadece konuşma etmeyle de kalmak zorunda değil.
Ve nihayetinde kişisel bir yorumla kapatayım. Çok çabalıyorum ya, bunu söyleyebilirim size. Yani daha iyisi olabilir miydi? Şüphesiz olabilirdi, hiç kuşkusuz, hiçbir şüpheniz olmasın. Hayatta her şeyin daha iyisi olabilir. Ama hani öyle yalap şap bir şey oldu mu şimdiye kadar derseniz, hayır hepsi için, hepsini anlamlı kılabilmek için elimden geleni yaptım.
Nihayetinde siz sevgili dinleyiciler sanıyorum bu konuda şüpheniz yoktur ama içiniz rahat olsun. Haddini aşan Yaşam Rehberi iyi niyetli bir çaba, kalbi temiz, dürüst, içten hiçbir kötü niyetim yok ve bütün bu içeriği tamamen tek başıma hazırlıyorum. Hani dediğim gibi bu mikrofondan size ulaşan fikirlerin tamamı bana ait ve bu konuda daha iyi ne yapabilirim diye sürekli düşünüyorum ve bu konuda Sizlerin de katkılarını, yorumlarını seve seve bekliyorum. Büyük bir merakla, ilgiyle, iştahla, hevesle. Sizin katkılarınızı, tavsiyelerinizi, eleştirilerinizi, yorumlarınızı da bekliyorum. İnternette basit bir arama yaparak elektronik posta adresimi bulabilirsiniz. Podbean'in internet sitesinde sesli mesaj bırakmak için bir bölüm var. Bir mikrofon ikonunun ardında
Dolayısıyla eğer sizin de bundan sonraki bölümlerimiz için, belki kısmet olursa bir aksilik olmazsa, bir 30 bölüm daha sonra yapacağımız bir ara güncellemeye kadar neler işleyebiliriz, ne yapabiliriz, neler ekleyebiliriz, neleri çıkarmalıyız, onları paylaşırsanız son derece faydalı olacağını ve hepsini dikkate alacağımı düşünmenizi, bilmenizi isterim. Birbirimizi beslemeye devam edelim. Birlikte nice bölümlere diyelim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.