
2.667 kelime · ~13 dk okuma
Türkiye, Odisey destanında bütün görkemiyle anlatılan Truva Savaşı'na pek yabancı sayılmaz. Bugünkü Çanakkale şehrinin sınırlarında, hisarlık tepesinde kurulu antik Yunan şehir devleti Truva ya da kendi orijinal ismiyle Troya, Çanakkale boğazına yakındığı sebebiyle konum açısından M.Ö. 3000 yılında dahi en stratejik yerlerden biriydi.
Şehri çevreleyen yüksek ve kalın duvarların Tanrı Poseidon ve Apollon tarafından inşa edildiğine inanılırdı. İçindeki görkemli evler ve tapınaklar gören herkesi kendine hayran bırakıyordu. Her şey Truva prensi Paris'in, Afrodit'in kendisiyle tanıştırdığı ve görür görmez aşık olduğu dönemin en güzel kadını olarak anılan Sparta kraliçesi Helena'yı kaçırmasıyla değişti. Helena'nın kocası Sparta kralı Menaos öfkeden kudurur ve müttefikleriyle kurduğu dev orduyla Truva'ya yürümeye başlar.
10 yıl süren kuşatma bir sonuca varamaz. Komutanlardan Odysseus savaşı sinsi bir hileyle bitirmeye karar verir. Odysseus tabii ki tahmin edeceğiniz üzere Sparta tarafından. Sahte bir çekilme organize eder ve tahtadan yaptığı dev atı Paris'e yenilgilerinin hatırası olarak sunar. Kâhin Kassandra bunun bir tuzak olduğu yönünde ısrarlı uyarılar yapar, ona atı almamasını tavsiye eder ısrarla. Ancak hiçbir işe yaramaz.
Zaferin sarhoşluğu ve körlüğüyle kapılar açılır ve o dev tahta at büyük bir şenlikle şehrin meydanına çekilir. Ancak atın içi Sparta'nın en seçkin askerleriyle doludur. Gece yarısı attan çıkıp muhafızları öldürürler, kapıları açarlar ve şehre giren Spartalılar turvayı yakıp yıkar. Şehirdeki herkes vahşice öldürülür. Dünyalar güzeli Helena ise kocasıyla birlikte Sparta'nın yolunu tutar.
Çoğumuzun aşina olduğu bu hikaye, tarihteki istisnai vakalardan biri görülebilir. Fakat biraz kurcalayınca, geçmişte neredeyse bütün dönüm noktalarında hiçbir uyarı ve tavsiyeye kulak asmadan, böylesine körü körüne, burnunun dikine alınan kararların etkili olduğunu görüyoruz. Peki, böylesine bolca karşımıza çıkan tavsiyelere neden kulak asmayı izlersiniz? Haddini aşan Yaşam Repleri'nin bu bölümünde bu sorunun yanıtını arayacağız.
Tavsiyelerle ilgili geleneksel akışımız içerisinde hani bu tanımlara bakıyorduk ya, ne diyoruz, ne anlatıyoruz. Herhalde tavsiye adına böyle bir parça koymaya gerek yok bu bölüme. Hani tanımına girmiyorum. Tahmin edeceğiniz gibi Arapça ama Öztürkçesi de var, öğüt.
Üstelik çok daha güzel geliyor kulağı ama sanki öğütle tavsiye biraz daha başka gibi değil mi? Böyle kafamda düşündüm düşündüm demledim. Sanki tavsiye herkesin birbirine verebileceği bir şeydi. Öğüt sanki içinde biraz daha bilgelik aksakallı dede içiriyormuş gibime geldi. Hangisini kullanayım bilemedim. Belki öğüt bu eski dedem Korkut hikayelerinden çok diyor. Hey oğul bak dinle hele gibi başlayan cümlelerde karşıma çıktığından öyle bir bilinçaltı tortum mu var bilemedim. ama neyse unutmayalım. Hani tavsiye yerine öğüt de diyebiliriz. Şimdi kendimle ilgili de küçük kişisel bir ayrıntıyı paylaşayım başlamadan. Çocukluk ve gençlik yıllarımı düşündüm. Hani çok mu yaşlı hissediyorum kendimi bilmiyorum ama orta yaşımın en güzel döneminde olduğuma inanıyorum. Neyse başka konu. Çocukluk ve gençlik yıllarımı tanıdım. Çok az tavsiyeye kulak asmışım ya. Neredeyse bana verilen hiçbir tavsiyeyi umursamamışım. zerre kadar ilgimi çekmemiş, ilgimi mi çekmemiş, inadımdan mı reddetmişim yoksa onlara inanmamış mıyım? İşte bu bölümde bunların zaten sebeplerine bakacağız ama kabullenip uyguladığım o azınlık kısmı hepsi hayatımı son derece olumlu değiştirmiş.
Ve bu beni şok etti bu bölüme hazırlanırken. Yani karşıma çıkan 100 tavsiyenin 99'unu göz ardı etmişim, kulaklarımı tıkamış, duymazdan gelmişim, bir tanesini dinlemişim ve o dinlediğim bir tanesi hayatımı değiştirmiş. Dinlemeseymişim şu an bambaşka bir yerdeymişim. Tabii hepimizin hayatı böyle tercihlerin sonucu ama ister istemez de akla şu geliyor. Peki o reddettiğim 99'unun içinde neler gizliydi acaba?
Nasıl potansiyeller, nasıl ihtimaller, ne gibi fırsatlar vardı da hayatımda yok ama hani bir inanış var ya her ne oluyorsa olsun en hayırlısı için oluyor. Bize bir dönem hayırsızmış gibi gelen şeyler bile daha hayırlı şeylerin yolunu döşüyor. İşte biz faniler de Böyle abonuyoruz. Tavsiyeler konusunda da böyle düşünebiliriz. Şimdi tavsiyelerle ilgili aslında bir şeyler yapmam konusunda ilham veren bir web sitesi oldu. Üstelik çok acayip bir web sitesi çünkü bir kere ziyaret edebiliyorsunuz. Zaten ismi yine de müsemma. Siteden ismi Only Visit Once. Adresini bölümün açıklamalarına da koyuyorum. Yani bu siteyi bir kere ziyaret edebiliyorsunuz. İkinci defa ziyaret etmek istediğinizde diyor ki, sen buraya daha önceden geldin, artık sen hakkını doldurdun, nasibini aldın, hoşça kal diyor. Tabii birazcık teknik bilginiz varsa, biraz tarayıcınızla temizlik yapıp tekrar girebiliyorsunuz da. Şundan bahsedeceğim, nedir bu site? Bu site, insanların, daha doğrusu sitenin ziyaretçilerinin birbirlerine verdiği yaşam tavsiyeleriyle ilgili. Herkese bir hak sunuluyor. Tavsiye mi vermek istersin, tavsiye mi okumak istersin?
Herkes bir tavsiye yazıyor ya da bir tavsiye okuyor. Okuduğu tavsiyeleri de oyluyor. Hani bu birçok forumda, liste, işlevinde gördüğümüz gibi yukarı aşağı hani thumbs up, thumbs down dedikleri oyluyor, yukarı çıkarıyor, aşağı indiriyor ve onun en çok bütün dünyadaki ziyaretçilerinden oy alan, yüksek oy alan ilk 10 tavsiyesini sizler için derledim. Diğerlerine siz bağlanıp bakarsınız.
Şimdi birinci sıradaki çok enteresan, hiç aklıma gelmeyecek bir şey. İngilizcesi daha anlamlı. Türkçeyi çevirmeye çalışacağım. Daha uzun oluyor. İngilizcesi şu. Just ask her out dude diyor. Ne demek bu? Yani kardeşim git de teklif et. Yani kıza git aşkını, flört teklifini, işte efendim bir şeyler yapmak istediğini, sevgili olmak istediğini söyle diyor. Bu dünyada insanların birbirine en çok tavsiye ettiği tavsiye. Öyle düşünebiliriz pek yani.
Bu hani birazcık o biraz ne diyeyim tuhaf anekdodu da getiriyor haklı. İşte bir ortamda en güzel kızı kim kapar? Aslında cevabı çok nettir. Teklif eden kapar. Yani öyle bir kenarda durup kös kös böyle Nuri Alçıo gibi takılırsanız olmaz. Yani o filmlerde iş öyle. Hani harekete geçmek lazım. Onu söylüyorum. Bunun ilişkilerle, kızla, erkekle falan flörtle bilmem neyle alakası yok.
Yani bir şey yapmak istiyorsan kalk yap kardeşim. Just do it. İkinci madde ise hayatını yaşa. Sürekli senden her koşulda nefret edeceklerin onayına ihtiyacın yok diyor ikinci tavsiye ki meşhur yazar Charles Bukowski'nin çok meşhur bir sözünü hatırlat. Aklımda kaldığı kadarıyla iyi biri olmaya çalışma. Her koşulda ilk hatanda dünyanın en kötü insanı sen olacaksın etrafındakilerin gözünde diyordu. Biraz öyle.
Üçüncü oy biraz tabi Amerikan işi olmuş diyor ki Trump'a oy verme o sadece kendini düşünüyor diyor. Bunu bize uyarlayabilir miyiz bilemedim ama her ülkenin sanıyorum böyle bu cümlenin içerisine özne olarak yerleştirebileceğimiz bir figürü vardır. Web tarayıcında çerezleri ve kalıcı dosyaları sil diyor. Bu tavsiye aynı zamanda tabii ki Only Visit Once sitesine tekrar girebilmenizin de anahtarını oluşturuyor şüphesiz. Beşinci madde ilk adım nedir? Onu bul ve yap. Sonra diğerlerini diyor. Yani bu ilk maddedeki hani harekete geçmeye yönelik tavsiye vardı ya, harekete geçerken de öyle kafası kopmuş tavuk gibi oradan oraya savrulmak yerine
İlk adımı bu. Nedir o konuda atılabilecek ilk adım ki benim tavsiyem o ilk adım mesela ya en kolay adım olsun ya en zor adım olsun. Hatırlıyor musunuz zaman yönetimiyle ilgili bölümde bir teoriden bahsetmiştik. Yani kurbağayı ye. Ne diyordu o teori? Bir gün içerisinde senin kafanı sürekli meşgul eden ve sürekli gözünde büyüyen, uykularını kaçıran, seni sokan bir şey varsa, gün başladığında ilk onu yap. Yani kurbağamı yemen gerekiyor. Ye kardeşim o kurbağayı, ye kurtul. Ondan sonra ne yapacaksan yap diyor. İşte beşinci tavsiye de bunu söylüyor. Only Visit One sitesinde ilk adım nedir? Onu bul, yap.
Sonra diğerlerine geç diyor. Aklınızda olsun. Altıncı maddemiz, konfor alanının seni hapsetmesine izin verme. Yedinci maddemiz, güven verilmez, kazanılır diyor. Yani güveni sen yaptıklarınla kazanırsın. Kimse sana durduk yere o güven payesini sunmaz diyor. Sekizinci madde biraz ilginç. Porno izlemeyi bırak, ekranlara bakmaktan vazgeç ve arkadaşlarına, ailene ve gelecekteki muhtemel ailene vakit ayır diyor.
Dokuzuncu tavsiye ise bir siteyi mutlaka birden fazla ziyaret et diyor. Birazcık tabi bu tavsiyelerin bulunduğu sitenin kendi mantığından da olabilir ama şöyle bir düşündüm, ben aynı şeyi kitaplar ve filmler için hissetmeye başladım. Mesela bazen Ne film izlesem acaba? Boşluğum oluyor. Bir film izlemek istiyorum. Ne izlesem, ne izlesem dediğimde genellikle böyle daha önceden izleyip keyif aldığım şeylerde buluyorum kendimi. Çünkü mevcutların içerisindeki seçeneklerden çıkamıyorum. Biraz da garanticiyim belki de bu konuda.
Ve her severek izlediğim filmi yeniden izlediğimde istisnansız her seferinde ayrı bir ayrıntıya denk geliyorum. Ve aynı şey kitaplar için de geçerli. Çocukken ilkokulda okuduğum kitapları okuyorum, başka bir kafa. Lisede okuduğum kitaplar, işte üniversitede, onda, bunda... Sürekli olarak her okuduğumda başka bir şey sunuyor bana. Ve son maddemiz. 10. tavsiyemiz. Yani tavsiyeler içerisinde en çok tavsiye edilen 10. madde.
Sonsuza kadar süren çok az şey vardır. Sürmeyenleri de takdir etmeyi öğren diyor. Yani biz sürekli sonsuzlukların takdirinin peşindeyiz ama sonsuza kadar sürmeyen de pek çok güzel şey var. Yaşadığımız an içerisinde onları takdir etmemiz gerektiği tavsiye ediliyor, telkin ediliyor bize.
İşte böyle tavsiyeler konusundaki en çok tavsiye edilen on maddeye baktığım bir örneği diyelim. Kitle, kollektif bilinç ve oylama yani bir anlamda daha güncel tabirle milli iradenin, halkın takdirinin yansıması olan o on maddeye baktık. Peki, tavsiyeler neden işe yaramıyor? Esas programımızın aslında meselesi olan konuya gelelim.
Bu kadar tavsiyeye maruz kalıyoruz. Bazısı doğrudan bize yapılıyor, bazısı böyle genel tavsiyeler. Ama kulak asmıyoruz, kulak arkası ediyoruz, kulaklarımızı tıkıyoruz, reddediyoruz. Neden böyle oluyor dersiniz? Gelin bakalım.
İnsanların tavsiyelere neden kulak vermediğini anlamak için tabii insan psikolojisini, davranışlarını da incelemek lazım ama bazı başlıklar altında bunları toplamak mümkün. Bu konuda hani notlarıma baktığım, internette taramalar yaptığım, kütüphanemdeki kitapların tabii ki o konuyla ilgili bölümlerinin tamamını okuyamadım. Böyle hızlıca bir göz gezdirdim. Birkaç madde sıraladım sizlere. Onların üstünden gidelim.
Tavsiyelerin işe yaramama nedeni, buradan ne anlatıyoruz? Yani şunu demek istemiyorum. Birisi birisine bir tavsiye verdi, karşıdaki kişi de o tavsiyeye uygun hareket etti, tavır aldı ama olmadı. Bundan bahsetmiyorum, bu başka bir şey. Benim bahsettiğim, hani birisi size bir tavsiye veriyor ve siz hiç onu umursamıyorsunuz. Bu neden oluyor? Çünkü bu daha çok oluyor. İşte bundan bahsedeceğim. Birinci gerekçe olarak ortaya çıkan şey, aşırı özgüven.
özellikle lider pozisyondaki kişiler tavsiye almayı bir zayıflık işareti olarak görüyor. Ben bunu kendi hayatımda çok yaşıyorum. Mesela beni bazı şirketler konuşmalar yapmak için şirketlerine davet ediyorlar ve ön toplantıda bana şey diyorlar. Ya aslında bu konuları biz de çok anlatıyoruz ama bizi dinlemiyorlar. Belki siz anlatırsanız ciddiye alırlar diye. Çünkü hani bizdeki liderlik anlayışı ya da hani bu kadar yaygın bir kanıya dönüştüğüne göre dünya genelinde de böyle bir şey var.
Sanki liderler her şeyi bilirler, her konuya hakimdirler gibi bir anlayış var. Oysa lider adı da üstünde liderdir. Yani iyi bir lider bir konu hakkında bilen her insanı bulur ve onları çevresinde tutar ve sürekli onlara danışarak en doğru kararları alır. Yani kralın, sultanın neden veziri vardır bir düşündünüz mü? Oysa ki kraldır, sultandır, kontdur, kontestdir falan ama yanında hep bir sağ kolu vardır. İşte aşırı özgüven tavsiyelerle aramızdaki en büyük mesafe. İkincisi, bilişsel çelişki diye özetleyebileceğimiz bir konu. Yani tavsiyeleri kulak asmanın kişinin kendisinin hatalı olduğuna inanmasını gerektirme durumu. Bu da tabii duygusal olarak zorlayıcı oluyor. Yani birisinden sanki tavsiye aldığınız zaman siz hatalıymışsınız, eksikmişsiniz, kusurluymuşsunuz gibi algılıyoruz. Algılıyorsunuz artık her neyse. Bu yüzden de işte bu çelişki bizi tavsiyelere karşı dirençli hale getiriyor. Üçüncü mesele bağımsızlık arzusu. Yani bazı insanlar kendi kararlarını verme ve kendi kafasına göre bir hayatta yaşama arzusuyla tavsiyeleri göz ardı eder. Mesela en belki de hafifletici sebeplerden biri budur. En meşru sebeplerden budur. Kardeşim benim hayatım ben karar veririm me bakacağız. İyi mi? Bu da bağımsızlık arzusu bizi tavsiyelerden uzak tutuyor. Bir diğer önemli kısım
ve bence en az telaffuz edilen kısmı tavsiye veren kişiye yönelik güvensizlik duygumuz. Yani bir şey söylüyor ama o konudaki ehliyetine güvenmiyoruz, birikimine güvenmiyoruz, bizimle ilgili iyi şeyler düşündüğüne inanmıyoruz, içimize sinmiyor, dolayısıyla dikkate almıyoruz. Bir diğer mesele ise kontrolü kaybetme korkusu. Yani kontrolün kendisinde olmasını isteyen bireyler dışarıdan gelen her türlü müdahaleye, bu tavsiye de olsa red cevabıyla karşılık veriyorlar. Çünkü sürekli olarak her şeyin kendi kontrollerinde, kendi planları doğrultusunda ilerlemesini istiyorlar.
Bir diğer konu ise ön yargılarımız ve sabit fikirlerimiz. Yani insanlar bazen belli bir konu hakkında o kadar kesin, net görüşe sahip oluyorlar ki, tavsiye olarak da gelse, tecrübe olarak da gelse, bir yerden bir, hani herhangi bir şekilde maruz da kalsalar, reddediyorlar onu. Çünkü çok keskin inançlarımız, dogma'ya varan inançlarımız oluyor. Bu da önyargılarımızı oluşturuyor, sabit fikirlerimizi, idefikislerimizi oluşturuyor. Bizi tavsiyelerden uzak tutuyor. Bir diğer madde ise olumsuz deneyimlerimiz, hatıralarımız. Mesela diyelim ki bir kişinin lafını dinledik, bir şey yaptık, başımıza bin türlü musibet geldi. Artık o kişiyi ya da o kaynağı her neyse dinlemiyoruz. İlgilenmiyoruz onunla, ona karşı pencerelerimizi kapatıyoruz.
Bir diğer başlık tavsiyenin çok zorlayıcı olması, gözümüzde büyümesi. Bazı tavsiyeler var ki mevcut olanlarımızdan, konfor alanlarımızdan, rahatımızdan feragat edip bambaşka şeyler yapmamızı gerektiriyor. Buna karşı da tabii ki direnç geliştiriyoruz. Bunu daha önceki bölümlerimizde de biraz işlemiştik. Özellikle ikna olma bölümünde her şeyi biliyoruz ama yapmıyoruz. Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Bir şey yapmamamızın sebebi ne yapmamız gerektiğini bilmiyor oluşumuz değil. Biliyoruz, bal gibi biliyoruz ama yapmıyoruz. Niye? Çünkü gözümüzde büyüyor. İşte aynı şey tavsiyelerde de geçerli. Diğer bir konu duygusal tepkiler. Yani bir tavsiye bizim egomuza ya da duygusal ruh halimize veya işte o kişiyle ilgili algımıza ters düşebilir ve biz kendi duygusal bütünlüğümüzü korumak için
tavsiyeleri reddederiz. Ve son ana madde, tavsiyeleri reddetme, görmezden gelme konusundaki davranışlarımızın gerekçelerinin sonuncusu, başarıya ulaşmış kişilerin tutumu. Yani başarılı kişilerin bir kısmı geçmişteki başarılarına bakarak, ya ben buraya kadar zaten kendi aklımla, fikrimle, tecrübemle geldim, artık kimsenin bir şeyine ihtiyacım yok diyerek tavsiyelere kendilerini kapatırlar ve bu insanlar keseden yemeye başladıkları için kendilerinin dışında herkesin görebildiği şekilde erirler, yok olurlar. Kendileri durumu fark ettiğinde çok geç olur. Ama bu da hadi başka bir programın konusu olsun.
Notlarım arasında çok güzel bir şey buldum. Size kimin yazdığını söylemek isterdim. Sadece notlarda sitenin adresini verebiliyorum. Çünkü orijinalinde de yazanın adı yok. Ve başlığı şu yazının. Bir kenara not almışım. Tavsiyeler neden işe yaramıyor? Tam da bahsettiğimiz mesele.
Onu da hızlıca size şöyle bakayım 1-2-3-4-5-6-7 maddede sayayım. 1. Tavsiyen kötü olabilir. 2. Tecrübe etmeden ikna olmak zordur. Yaşamak gerek. Hepimiz yaşamadık mı bunu? Hani o sobaya yaklaşma, elin yanar dendi. Hangimizin eli yanmadı o sobada? Hepimizin. Niye? Çünkü tecrübe etmek istiyoruz. Bizim doğamız böyle. Yaşamak gerek.
3. Verdiğin tavsiye anlaşılmamış olabilir. Yani bir tavsiye verdin ama ikna olmadı. Niye? Belki de sen anlatamadın. 4. Verdiğin tavsiyenin işe yaramayacağını sanmış olabilirler. 5. Belki sende işe yarayan başkasında yaramayacaktır. Ne kadar doğru değil mi? Yani bende işe yarayan bir tavsiye... Bana bir sürü kişi tavsiye istiyor benden. E-mail'lerde, elektronik postalarda. Ve hepsine aynı cevap veriyorum. Diyorum ki, ya keşke benim yaptığım her şeyi yapıp benimle aynı sonuca ulaşma ihtimaliniz olsaydı. Hayır, o dönemki çevre koşullarımda işe yaradı. Sende hiçbir işe yaramayabilir diyorum. Umarım kırıcı olmuyordur ama önemli bir konu. Belki sende işe yarayan, başkasında işe yaramaz.
Altıncı madde, tavsiyen çok fazla uğraş, emek ve zaman gerektiriyordur. Biraz önce işte bahsettiğimiz gibi tavsiyenin zorlayıcı olması konusu burada da kendini gösteriyor. Ve sonuncu madde, yine bir önceki listenin sonuncu maddesi, belki kendi aklımıza hapsolmuş kalmışızdır. İşte bütün bu podcast yayınlarında çözmeye çalıştığımız kireç taşı da bu.
Ve işte böylece baktık bu tavsiyeler nedir? Bu kadar etrafta bol iken neden göz ardı ediyoruz? Niye işe yaramıyor? Buna kaynaklar, kitaplar, notlar ve zihnimdeki kırıntılar eşliğinde bir derleme olarak baktık. Aklınızın ilk kenarında bulunsun tavsiye olarak. Yani tavsiyelerden bahsederken dahi
Hemen her cümlede bir tavsiye vermiş olduk işin ilginci. Tabii hayat dediğim gibi hepimiz için farklı anlamlara sahip. Her an hepimiz için farklı yaşanıyor. Aynı derenin suyunda iki defa yıkanmak mümkün değil o meşhur filozofun da dediği gibi. İnsanlığın bütün bunlara rağmen bugünlere gelmesindeki sır ise kolektif hafıza, tecrübe ve bilinci.
Yani biz her yeni doğan insan bütün insanlığın birikimini yeniden keşfetmek, yeniden icat etmek, yeniden öğrenmek, yeniden tecrübe etmek durumunda kalsaydı insanlık bugünlere şüphesiz gelemezdi. Tavsiyelerin ve tecrübelerin üstünde yükseliyor insanlık ve bizler. Dolayısıyla o kadar da kapalı olmamak lazım. Kapanışta size neyden bahsedeyim diye çok düşündüm ve kafamda ne canlandı biliyor musunuz? Haddini aşan yaşam rehberinin teaser'ı yani haddini aşan yaşam rehberine başlarken tanıtım bölümümüzdeki metnimiz aklıma geldi. Bakın bir kere daha hatırlatayım sizi. İnsan ömrü evrenin takviminde bir an bile etmiyor. Yine de payımıza düşeni, anlamlı ve yaşanılması hale getirme çabasından kendimizi alamıyoruz. Kuşaklar boyu edinilen, tecrübeden beslenme uğruna, bugün sesimi size ulaştıran dijital araçlara kadar geldik. Duracak gibi de görünmüyoruz.
Ne var ki bilginin bolluğu ve ulaşılabilirliği, bizi her şeyi bilmek ile hiçbir şeyi umursamamak arasında zorlu tercihlere itiyor. Herkesin her şey hakkında konuşma hevesi ve her şeyi bilme iddiası ile hayat sahiplenmesi de, boş vermesi de zor bir uğraşa dönüşmüş durumda. Haddini aşan yaşam rehberi bir şeyler öğretmek iddiasında değil, hayata sorular yöneltmenin, öğrendiklerini aktarmanın, bilmediklerini ise bilenlere sormanın vesilesi. Bu çağın belirsizliğine yaraşır şekilde haddini bilmek ile aşmak arasında savrulanların acil durum toplanma alanı.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.