Podcast

no, nein, non, não: ha-yıırr!

Dr. Gulec Radio

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Biliyorum siz de hiç istemediğiniz buluşmalara sırf hayır diyemediğiniz için gitmek zorunda kaldınız... Biliyorum siz de hayır diyemediğiniz için başkalarının işlerini yaptınız.. Siz de hayır diyemediğiniz için boş yere paralar harcadınız, biliyorum... Ve sonra tüm bu hayır diyememeleriniz için kendinize kızdınız...



Ama artık yeter! Artık gidişe bir dur demenin vakti geldi. Bu bölümde hep beraber hayır demeyi öğreniyor, prangalarımızdan kurtulup özgürleşiyoruz. Hadi, hep bir ağızdan söylüyoruz: "haaa-yııırrr!"



Bölümde adı geçen kitaplar:

Hayır Diyebilme Sanatı

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.152 kelime · ~16 dk okuma

Dr. Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Sevgili Prenses Peri, beni özledin mi? Şu an gerçekten beni şu sesimle dinlemek istiyor musun? Yoksa bacına hayır diyemiyor musun? İstemiyorsan ağzın dolu dolu hayır de. Diyemiyorsan da otur dinle. Çünkü bu bölümden sonra hep beraber hayır demeye başlayacağız. Bu arada ben hayır yerine no ne falan diyebilirim. Haberiniz olsun. I love you. Başlıyoruz.

Öncelikle, arkadaşlar, kimseye hayır diyemeyen kimse, bu kim? Sen değilsin bu, people pleaserlar. Ne demek bu people pleaser? Please, ne aslında lütfen. People, insan, people. People pleaser ama insan lütfen demek değil. Ne bu? Gerçekten kimseyi kıramayan, herkese evet diyen, herkesi memnun etmeye çalışan, başarısız olacağın kesin olan kimse. Çünkü arkadaşlar, herkesi memnun edemeyiz. Hayır, o kişi hakkınıza gelmesin, o lafı o kişi söylemedi bu arada. Neyse, anmak istemiyorum, geçiyoruz. Çok güzel bir laf var. Çoğu sorunumuz çok erken evet demekten ya da hayır demeyi yeterince çabuk yapamamamızdan kaynaklanır.

Bu people pleasing ile ilgili. Hayatta herkesi memnun etmeye çalışmak gerçekten zahmetli, yorucu ve saçma sapan bir iş. Çünkü ne yaparsak yapalım bunu başaramayacağız arkadaşlar. Bu bizim başarılı olabileceğimiz bir konu değil. Mutsuz olan her daim bir kesim olacak. Ama çok güzel bir laf var. Suyun üzerinde yürürsen derler ki niye yüzme bilmiyorum.

Transkriptin tamamını oku

O yüzden buna çabalamayacağız. Ve ne yapacağız? Bu beyhule çabadan vazgeçip kendimize odaklanacağız. Tamam mı? Ve insanları kırmak yerine direkt hayır demeden hayır diyebileceğimiz birçok kelime var. Bu bölümde bunları bulmaya çalışacağız. Çünkü olay ne söylediğimizde değil, söylediğimiz şeyi nasıl söylediğimizde.

Çünkü insanlar sizin hayırınızı unutabilir ama o nasıl söylediğinizi unutmaz. İngilizcesini söylüyorum. People may forget you know, but they will never forget how you said it. Tamam mı? Hayır demeyi niye öğrenmek istiyoruz arkadaşlar? Hayır diyerek ne elde ederiz?

Çok basit. Birincisi, verimliliğimiz artar. Ve ikincisi, ilişkilerimiz sizin sandığınızın aksine, hepimizin sandığını diyeyim, tam tersi, güçlenir ilişkilerimiz. Tamam mı? Çünkü biz hayır dedikçe, evetlerimizin de bir anlamı olur. Hayır demediğimiz sürece, evetlerimiz de hiçbir anlam ifade etmemeye başlar. Şimdi, hayır diyebilmekten konuşuyorsak, people pleasing'den konuşuyorsak, bahsetmem gereken bir kitap var. Kutsal kitap. Ne bu? Hayır diyebilme sanatı. Have to say no. Tamam mı?

Bu kitaptan birkaç ifade alacağım bu podcastta. Siz de istersiniz diye düşünüyorum. Başlıyorum. Bu kitaptan özgürlük için sınırlar ifadesi kullanılıyor. Diyor ki, bunu direkt Sayfonik'den aldım, söylüyorum. Özgürlük, sandığınız gibi sınırsız olmak demek değil. Tam tersine, net ve güçlü sınırlara sahip olabilmemizle ilgili.

Hayır diyebildiğiniz ölçüde özgürlük alanına sahip çıkarsınız. Hayır diyemediğiniz her konuda sınırlarınızın ihlal edilmesine izin verirsiniz ki, sınırlara ihlal edilmiş bir ülke özgür değildir. Oh my God, gör neler diyor. Bir düşünün tekrar söylediklerini. Kitapta geçen bu tanım, sınırlarımızı hayır diyerek çizdiğimiz düşüncesini temel alıyor. Ve kitabın alt başlığında, sınırların kadar özgürsün ifadesi kullanılıyor. Yani sınırlarımıza hayır diyerek çiziyorsak, bu kelimeyi nasıl kullanacağımız da önemi adlediyor haliyle.

O yüzden etkili bir hayırın içerisinde hitap diyor ki, suçluluk, korku ve endişe yoktur. Madem öyle peki arkadaşlar, biz niye hayır diyemiyoruz? Birincisi, Türk toplumu. Türk toplumu, Türkiye ne arkadaşlar? Doğu'nun batısı. O yüzden doğudan gelen kültür, daha önce bahsetmiştim podcastlerimin bir tanesinde, özellikle bu tarif kültürü, hayır demenin ayıp sayılması, kırıcı sayılması, bireyselleşmenin daha az olması, bu çok etkiliyor ve Türk toplumu genelde yardımsever ve uyumlu olmayı teşvik eden değerleri olan bir toplum olduğu için bireylerin hayır demekle zorlanması da bundan kaynaklanıyor.

Ben özellikle yurtdışında yaşadığım zamanlarda bu hayır demeyi gerçekten çok daha iyi etüt ettim. Buraya geldiğimde bir şey istemiyorsam da hayır diyorum. Yapılmasını istemiyorsam da hayır diyordum. Ama bazen bu hayırlar o kadar net çıkıyor ki kırıcı olabiliyor. O yüzden direkt ben kültürü de bir kenara atalım demiyorum. Ama hayır diyelim ama 5 harfle söylemeyelim de 10 harfle söyleyelim. İstemiyorum diyelim mesela. Tamam mı? Ya da daha sonra demeyelim mesela. Ona geleceğim. O daha sonra aslında bizim mazeretimiz.

Niye hayır diyemiyoruz dedik, Türk toplumu değil mi? Niye hayır diyemiyoruz? Poor self-esteem, yani değersiz hissetmekten ötürü. Diğer insanların kabulünü kazanmak için, kendimiz değersiz hissettiğimiz için, onların bizi var etmesiyle var olacağımızı düşündüğümüz için hayır demiyoruz. Aman hayır demeyim de, hani beni daha çok kabul etsinler falan. Bu o kadar üzücü ki.

Ve bunu yapıyoruz. Ya da konflikten, çatışmadan kaçınma isteği. Yani birebirden bir şey istiyor, hayır demiyoruz ki tartışma çıkmasın, aman herkes sakin kalsın, ama huzurumuz kaçmasın Ali Rıza Bey. Ama kaçsın, e ne oldu dizinin sonunda? Hayır demeye demeye demeye gördük günlerini. O yüzden bazen konflik olsa bir kere olur, bir daha olmaz. Mesela düşünün, bir arkadaşınız sizi arıyor, sürekli sürekli arıyor. Ve her defa aslında sizi aman hani sıkıntı çıkmasın diye hayır demiyorsunuz, bir sonraki ne erteliyorsunuz, tamam mı? E sonra ne oluyor? Her defa aslında arıyor sizi. Ya bir kere hayır desen şuna, desen ki, arkadaşım ben gelmeyeceğim. Bir daha seni aramayacak, kafan rahat olacak. Ya da çok güzel bir örnek vereceğim buradan. Biri sizden bir şey yapmanızı istedi ve siz de o an hayır diyemediğiniz için tamam yaparım falan gibi yumuşak ifadeler kullandınız. Ve yapamadınız. Yapamadığınız için o kişiye karşı yüzünüz kalmadı.

Ve o pişmanlıkla, o vicdan azabıyla, o karşısına çıkamamayla yaşamak zorundasınız artık. Hangisi konflikt? Hangisi çatışma? Hayır dediğinizde yaşadığınız o 3-5 saniyelik çatışma mı? Yoksa bu aylar süren bu içsel huzursuzluk hissi mi çatışma? Anlatabiliyor muyum arkadaşlar?

Ve diğer bir sebep, onay arayışı, beklentisi. Birçok kişi başkalarının onayını almak için kendi sınırlarını aşar. Bu kişinin öz saygısını, başkalarının düşüncelerini bağlı hale getirir. Bahsettik bundan. Ve bir diğer sebep, bencil olmaktan kaçmak istiyoruz. Bencil görünmekten kaçmak.

Ama tam tersi aslında bazen bu diğer insanların bencil olması sebebiyle oluyor. Mesela ben hastaneye hep kendi internetimi götürüyorum. Tamam mı? Taşınabilir internet. Çünkü lazım oluyor bana. Ve bunu benden birileri sürekli şifre istiyor arkadaşlar. Ben hem güvenlik sebebiyle hem de prensiplerimden ötürü vermek istemiyorum. Yani zorunda mıyım? İstemiyorum. Ama ne yapıyorlar biliyor musunuz? Israr. Israr. Acındırma.

Ne olur? Ne olur? Ve beni şu an dinliyor olabilir o insanlar. Yapmayın. Yani yapmayın. Yapacak bir şey yok. Söylüyorum. Yapmayın. Siz bu ısrar yaptıkça, siz bunu böyle bana duygu sömürüsü yaptıkça bencil olan sizsiniz. Ben değilim. Ben diyorum ki, prensip olarak vermek istemiyorum. Bana diyor ki ne olacak bir kere versin. Ya istemiyorum arkadaşlarım. Zorla mı? Zorla yapıyorlar arkadaşlar. Ben hemen diyorum ki, kendime birkaç tane böyle cümle edindim, tamam mı? Ben diyorum, prensip olarak vermiyorum. O zaman şuradan geleyim, ya zorunda mıyım arkadaşlar ya? Sınırsız mı internetin falan? İşte böyle durumlarda size tip vereceğim, ne yapabiliriz? Mazeret üretmeye başladığımızda, karşıdaki bencil insan o mazeretlere hep bir cevap bulur ve oradan çıkamayız. O yüzden hayır derken çok önemli, net olacağız. Hayır, istemiyorum. Tamam, hayır diyemiyorsak da şöyle. Ben prensip olarak vermeyi tercih etmiyorum. Ne diyecek karşımızdaki? O bizi duygu sömürüsü yapıyorsa, biz de o zaman kibarlıkla onu manipüle edeceğiz. Çok özür dilemeyeceğiz de, ben böyle tercih etmiyorum falan, ağzımızda böyle sinir oluyorum ya. Neyse, devam ediyorum, tamam mı? Ne başka bir sebep? FOMO, yani fear of missing out. Ne bu? Fırsatları, bir şeyleri kaçırma korkusu.

Mesela gece dışarı çıkacağız, geliyor musun diyor birisi. Bir arkadaşımız aradı bizi ama bizim işimiz var. Çıkmak istemiyoruz. Aman Allah'ıma maazallah belki kaçırırız diye de olacakları hayır diyemiyoruz. Ama arkadaşım hayır diyemediğin her şeyde başka şeyler kaybediyorsun. Planlarım var, yapman gerekir. Mesela benim dün buraya gelirken hazırlanmam gereken bir planım vardı, projem vardı. Şu an sizle konuşurken hazırlanıyorum herhalde değil mi? Çünkü siz önemlisiniz benim için. Önemli olduğunuz için bu yaptığım şey de önemli. Burada geçirdiğiniz zaman da önemli. Bana zaman ayırıyorsunuz. O yüzden ben de hazırlanıyorum. Ne konuşacağımı biliyorum. Ben bunu yapmasaydım dün ve gitseydim dışarı ben de keyif alabilirdim. Ama ne olurdu? Bugün size vereceğim değer ona hayır demiş olurdu.

Önem sırası yapacağız. Öncelik sırası yapacağız. En önce kim? En önce ne? Kendimiz. Sonra herkes. Diğer bir sebep. Niye hayır diyemiyoruz arkadaşlar. Başkalarına yardım etme isteği. Şimdi ben yardımsever bir insanım. Beni biliyorsunuz. Ama başkaları beni kullanmaya başladığında böyle böyle çıkarıyorum çünkü pençelerimi. Sinir oluyorum. Beni kullanmayın, beni sömürmeyin. Ve bunu hissettiğimde çok üzülüyorum. Başkalarının beni sömürmesine izin vermemek için aslında benim yapmam gereken şey benim hayır demem. Çünkü insanlar kullanmaya meyilli, ister. Bir de böyle bulmuş bir şey, kullanır. Mesela ben popüler olduktan sonra sürekli beni paylaşır mısın, beni takip eder misin? Ve sonra ne yapıyorlar biliyor musunuz? Etmeyince nasıl böyle o...

Sempati öfkeye dönüşüyor, nefete dönüşüyor. Ama ne yapabilirim? İstemiyorum. Ben zorunda da değilim. Ya da görüştüğümde herkes, senle bir tane video çekelim. Niye çekiyorum ben video? Neden? İstemiyorum. Ve artık rahatça direkt söylüyorum. Prensif olarak ben bunu yapmıyorum. Mesela ben hiç reklam yapmıyorum değil mi sosyal medyada? Bana biri gelip diyor ki, benim yengemin şununla bununla yapmam, yapmayacağım. Prensip olarak yapmıyorum diyorum. Prensip kelimesi arkadaşlar beni her zaman kurtarıyor. O yüzden siz de prensip kelimesini kullanarak hayatta hayır demek yerine çok daha kolay bir şekilde istemediğiniz şeyleri yapmaktan kendinizi alıkoyabilirsiniz. Tamam mı? Çünkü ben o reklamı o gün yaparsam gerçekten kendi prensiplerimi çiğnemiş olacağım. Kendime saygısızlık yapacağım. O yüzden e hayır seni eklemeyeceğim arkadaşım. Hayır bu reklamı yapmayacağım arkadaşım. Hayır seninle video çekmeyeceğim arkadaşım. Niye çekeyim? İnsanların sizi kullanmasına izin vermeyin. Ben vermiyorum. Devam ediyorum.

Ve hayır diyemediğimizde bunun sonuçları ne oluyor? Biraz da ondan bahsetmek istiyorum size tamam mı? Şimdi geri dönüyoruz kitaba. Hangi kitaba? Hayır diyebilme sanatı. The art of saying no. Kitapta da eğer önceliklerinizi sürekli değiştirirseniz şunlar yaşanır diyor. Sadece ve sadece karmaşa yaşarsınız. İhlal edilen sınırlarınız yüzünden hiçbir işiniz idealinizdeki gibi sonuçlanmaz. Giderek mutsuzlaşan, hatta bir takım psikolojik sorunlar yaşayan birine dönüşürsünüz. Hayır diyemediğinizde özgür değilsinizdir.

Şey gibi olmuyor. Kutsal kıta bakıyorum. Sürekli olarak başkalarına hayır diyememek stres, tükenmişlik ve anksiyete yol açabilir. Hayır diyememek ilişkilerle dengesizlik yaratabilir. Bazı kişiler sürekli yardım eden ve her şeyi kabul eden kişileri istismar edebilir. Bu da ilişkilerde adaletsizliğe yol açabilir. O yüzden kendi sınırlarını koymakta zor olan kişiler genellikle kendilerini değersiz veya yetersiz hissedebilir. Bu da maalesef ki öz saygının nedenlemesi Peki madem böyle, ne yapabiliriz? İnsanları memnun etmeyi durdurmak için ne yapabiliriz? Yani people pleaser olmaktan kendimizi nasıl alıkoyabiliriz? Ne diyor biliyor musunuz yazarlar? Fark etmez, cevabı hayır diyemeyenlerin hedef cümlesidir.

O yüzden fark etmez demeyeceğiz. Çünkü fark eder. Niye fark etmesin ki? Bizim bir karakterimiz yok mu? Bir kişiliğimiz yok mu? Bizim bu hayatta bir şeye etkimiz yok mu? Bir atomu da oynatamıyor muyuz yerinden? Niye fark etmiyor? Fark edecek. Ama ne olacağız? Direkt olacağız. Kibar olacağız ve dürüst olacağız. Çok önemli. Bu üçünü olduğumuzda bize karşı çıkamazlar. Kibarız, dürüstüz ve direktiz. Ne diyecek karşıdaki?

Direkt hayır kelimesini kullanma ama reddet. Mesela, dışarı çıkalım mı? Şimdi şöyle, mesela diyelim ki bir daha bu insanla çıkmak istemiyorsan ben yorgunum deme. Çünkü yorgunum demek ne demek arkadaşlar? Yorgun olmadığında görüşürüz demek. Peki ben artık bu etkinliklere gitmiyorum. Ne diyebilirik ki? Size bir sorayım mı? Bunu herkes diyor mu? Benim babam bana bunu çok söylüyor. Özel tekliflere falan. Hayır dediğine değerli oluyorsun. Hayır dediğin kadar değerli oluyorsun arkadaşlar. Gerçekten öyle. Ben hayır dediğim için kimsenin bana... Ya anı trip atıyor ama uzun dönemde daha değerli oluyorum. Kıymete biniyorsun.

Evetlerin öyle bir anlamı oluyor ki, ne olur evet desin oluyor. O yüzden hayır deyin, daha değerli olacağız. Biraz da biz manipüle edelim, tamam mı? Sık bunun için buraya yapılır bence. Şimdi, ne yaptık? Reddettik. Ama nasıl? Hayır demeden. Şimdi, arkadaşımız bizi aradı, yorgun demedi çünkü yorgun değiliz, onunla gitmek istemiyoruz. Ben böyle etkinliklere gitmiyorum.

Benim buna zamanım yok. Maalesef, mesela cümle kelimeler bunlar. Maalesef. Üzgün değiliz ama. Maalesef. Ya da umarım bir daha olur değil. Hayır ummuyoruz arkadaşlar, direkt olacağız. Şimdi alternatif sunabiliriz. Mesela biri bizden bir şey istedi. Ben sana bunu vereyim ama dersini şuradan alabilirsin kendin.

Renk iyi o. Alabilir çünkü. Alternatif sunacağız. Yani çok güzel bir rujum var. Alip bağımı sürmüşüm. Arkadaşım diyor ki ben bir verir misin? Ben de kullanayım. Hayır arkadaşım. Ben benim dudağıma değen şeyin, senin dudağına değen şeyin tekrar benim dudağıma değmesini istemiyorum. Tamam mı? O yüzden diyorum ki bak ben bunu buradan alayım. Alabilirsin buradan. Anlamıyorsa anlamasın. O onun problemi. Gerçek arkadaş da zaten sizin dürüstlüğünüzü anlar. Ne yapalım? Ben çok konuştum. Ben bir su içeyim. Eğer işte gitmek istiyorsanız bir reklamları dinleyin gelin. İstemiyorsanız hayır deyin. Kapatın. Şaka şaka dinleyin gelin. Görüşürüz. Bay bay. Doktor Güneş Radyo.

Evet, konu biraz netleştiyse arkadaşlar sorulara geçebilirim. Ben bomba gibi hazırım bu soruları sormanıza. Ben gerçekten bu hayır diyememenin problemini çok çektim. Şükürler olsun ki öğrendim. Üzerine çok pratik yaptım, çalıştım ve kendim de gördüm ki hayır diyebildiğimde daha değerliyim. Arkadaşlık ilişkilerim daha güzel çünkü bana ne olurdu biliyor musunuz? Sürekli beni dışarı çağırırlardı, ben giderdim ve eve geldiğimde

Arkadaşlar ya enerjim çekilmiş, mutsuzum, böyle yani nereden bu belaya bulaştım diyecek kadar kötü hissediyordum kendimi. Ve bunun için birkaç taktik geliştirdim kendime. Vizualize ediyorum. Vizualize diyorum işte. Ne yapıyorum? Biri beni çağırdı değil mi?

Yine soruya geçemedim de geçer. Bir iki dakika dinleyin. Biri beni dışarı çağırdı. Hemen böyle geleceği böyle planlıyorum. Böyle görüyorum kendimi onlarla konuşurken falan. Hayal ediyorum diyorum. Ne olacak? Ne olacak? Ne olacak? Böyle bir kafada düşünüyorum. Ve günün sonunda onun benim enerjimi çekeceğini anlıyorum. İnanıyorum ve öyle geri dönüyorum arkadaşıma. Şimdi devam ediyorum.

Sevdiğin bir arkadaşın bir yetkinlik yapmak istediğinde, o an yapmak istemediğinde hayır demeyi nasıl başarıyorsun? Birincisi, canım bir tanem, hayır demek normal ve sağlıklı. Bunu unutmayacağız tamam mı? Normal ve sağlıklı. İki, arkadaşımızın hayır dediğimizde duyduğu üzüntü ve öfke bizim problemimiz değil, onun problemi.

Bunu kendimize hatırlatalım. Onu nazikçe ve samimiyetle ve saygıyla reddettiğimiz sürece... ...biz yapmamız gerekeni yapmışız demek. Onun bundan duyduğu üzüntü, ya isterse gitsin bir yerlere yumruklasın... ...o onun kendi bileceği iş. Biz karışamayız. Tamam mı? Ve kısa ve net... hayırlarımız olacak açık kapı bırakmadan mazeret üretmeden yok işte şimdi araba şurada da yok işte ben hayır her şey çünkü mazeret üretirseniz arkadaşınız sizin gelmeni istediğinizi düşünebilir ve gerçekten içtenlikle ve samimiyetle ısrar edebilir ya da şöyle mesela ben iyi hissetmiyorum kendimi dersiniz o da siz iyi hissedin diye gelmenin için ısrar eder ama öyle demeyeceksiniz ben şu an gelmek istemiyorum kendim gelecek gibi hissetmiyorum ya da şöyle çok güzel bir cümle daha var kurtarıcı gelmemeyi tercih ederim

Tercihlerimize de karışacak halleri yok ya. Ne yapıyoruz? Teşekkür ediyoruz arkadaşlar. Teşekkür etmek çok önemli. Kibar olacağız. Kibarlığın karşısında kimse duramaz. Teşekkür ediyoruz, veret ediyoruz. İstemiyorsak da başka zaman iş demiyoruz. Nasıl ediyoruz? Teşekkür ederim, çok kibarsın. Davetin için teşekkür ederim ama ben katılamayacağım maalesef. Tamam mı? Böyle. Diğer soruyla geçiyorum.

İş yerinde ya da okulda biri senden kendi işi olan bir şey yapmanı istediğinde, hayır o senin işin, sen yapacaksın diyebiliyor musun diyebiliyorsan nasıl diyorsun? How come you say that baby girl? Önceliklerini denedik, ilk kural yine nazik olacağız. Oyunun kuralı böyle. Madem bu oyunu oynuyoruz, kurallarına göre oynuyoruz, tamam?

Şimdi, ne bileceğiz? Kendi işini bize yaptırmak isteyen insan, zaten bunu istiyorsa bencildir. Tamam mı? Onları kendi silahlarıyla vuracağız. Mazeret üretirsek, mazerete cevap verirler, iş uzar. Hayır dediğin kadar değerlisin, devam. Maalesef yapamayacağım. O senin için demeye gerek yok. Maalesef yapamayacağım. Bu kadar. Zamanın yok da demiyoruz. Zamanın yoksa, zamanlanan bir an gelir. Heh, şu an boşsun, geldim der. Hemen biter böyle. Hayır arkadaşlar, o insan bencil. Ona izin vermiyoruz biz de bunu yapmasına. Manüple edemeyecek. Yalvarsa da yalvarsın. Yapmayacağız işini. Kendi yapacak. Heh, şöyle diyebiliriz. Arkadaşımızı kırmak istemiyorsak, kibar olduk ayrı ama, takıldığın bir yer varsa, bana sorabilirsin. Nasıl yapacağını gösterebilirim. Ama yapmam. Kendin yapacaksın.

Ve diğer soru, bence tüm hanımefendilerin hatta artık beyefendilerin de yaşadığı bir problem bu. Anlatınca anlayacaksınız hemen. Kuaförde ya da berberde bir ürün gösterdiğinde ya da sana şu bakımı yapalım dediğinde hayır demek çok zor. Nasıl hayır diyorsun? Arkadaşlar şimdi hayal edin, kuaföre gittiniz. Size şu bakımı yapalım. Ne bu bakım dersin? Der ki yatıştırıcı. Allah aşkına ne olur söyle bana. Neyi yatıştırıyor?

Ne olur iki saniye bana bir şey söyle. Keletin dışında bir saç proteini söyle. Ne işe yarıyor? Bu da hemen şey derler. Bu saçın ucundaki kırıkları alıyor, bağları tekrarlıyor falan. Yeni saç ya. Vay be! Vay be! Kimya profesörü konuş. Arkadaşlar gerçekten ben ne yapıyorum? Daha dün başıma geldi. Beyefendi çok iyi bir beyefendi ama baktı ki ben ilgiliyim. Hemen bana bir ürün getirdi önüme koydu. Bu çok iyi dedi. Dedim ki ne işe yarıyor? Dedi ki çok güzel bağ onarıyor dedim. Helal olsun be ürüne bak. Hemen alayım o zaman.

Dedim ki arkadaşlar ben beyefendi. Aaa öyle mi? Çok güzel. Benim kullandığım başka ürünler var hali hazırda. Ama ben sizi bu kadar övüyorsanız bir araştırayım dedim. Koydum oraya ürünü. Daha ne dersin bana? Tabii ki tekrarla da tekrar tekrar devam etti. Çok güzel. Bu efsane bir ürün. Yeni geldi. Süper tamam mükemmel. Ne güzel. İyisi cami yaptırsın. Devam.

Şimdi, hayır diyemeyen ya da people pleaser olanlarımız için kendi yaptığım ve başardığım birkaç egzersizden bahsedeceğim. Bunun ingilizcesi arkadaşlar, humbling experience, ne yani ego kırıcı egzersizler diyebiliriz. Humble ne? Alçakgönüllü. Yani bizi alçakgönüllü yapacak, egomuzu çat diye kıracak egzersizler. Ne bunlar? Mesela... Öncelikle fırına gidiyoruz. Fırın niye? Çünkü fırındaki ürünler genel olarak hepimizin alabileceği ürünler. Yani hani fırıncı size bakıp da kıyafetinizi, kılık kıyafetinizi değerlendirip bunu alamayacağınızı düşünmez. Şimdi bu bir aşama. Önce fırına gidiyoruz. Fırında diyoruz ki askıda ekmek var mı? Ya da birkaç, bir sürü ürün soruyoruz tamam mı? Bir sürü ürün. Ve sonra...

Almıyoruz. Diyoruz ki bu ekmek ne kadar? Bu ekmek ne kadar? Bu ekmek ne kadar? Ve almıyoruz. Hayır diyoruz. Hayır. Çünkü fırına gidip bu kadar ürün sorup bir de onu almıyorsan o kişi senin hakkında neler düşünecek değil mi? Diyecek ki ekmek bile alamıyor mu mesela? Bunları düşünüyor olabilir. Ama olabilir ekmek bile alamayabilirim. Hayır diyebilirim. Burada hayır demek gerçekten egomuzu kırabilir ve kırsın ve bunu öğrenelim. İkinci egzersiz. Ben bunları bir kitapta okudum. Kitabın adı sanırım tanrı tebdili kıyafetle gezerdi. Ama tam şu an hatırlayamıyorum. Size yazacağım bunu. Sonra nereye gidiyoruz biliyor musunuz? High end bir mağazaya gidiyoruz. Tamam mı? Luxury. Ve orada öncelikle kılık kıyafetimizde hiçbir marka ibaresi olmayacak. Karşınızdaki çünkü onların görevi onlar böyle bakıp size side eye'i verirler. Böyle bakarlar. Kendinizi öyle hissetmenizi sağlarlar. Amaçları o çünkü. Hani hayatları boyunca çalışsa da mesela belki alamaz ama olsun o. Markanın olayı o. Öyle tanımak istiyor. Tamam mı? Arrogant. Her neyse, gidiyorsunuz oraya ve yine saat deniyorsunuz, ürün deniyorsunuz, ayakkabı deniyorsunuz ve sizin kılık kıyafetiniz çok basic, temel, humble, alçak yönüllü. Ve yine deneyip deneyip almıyorsunuz. Bu da çok güzel bir ego kırıcı egzersiz. Çünkü o insana karşı da hayır dediğimizde aynı hisleri hissedeceğiz. Ve bunun önemli olmadığını, onların kafasındaki imajın, sadece onun kafasındaki imaj olduğunu bilirsek, o zaman çok daha rahat hayır diyebiliriz.

Biz özgür olmak istediğimizde hep ne düşünüyoruz? İstediğimi giyeyim, istediğimi içeyim, istediğim yere gideyim, istediklerimle görüşeyim. Ama aslında hayır diyebilmemiz de çok büyük bir özgürlük. Sadece bunun ihtiyacında olduğumuzu ve bunu yaparsak ne kadar özgürleşeceğimizi, ne kadar prangalarımızdan kurtulacağımızı bilmiyor olabiliriz. O yüzden bence bu kitabı okuyun ve bu kitapla beraber hayır demenin ne kadar özgürleştirici bir kelime olduğunu, beş harften çok daha fazlası olduğunu anlayalım.

Çünkü ben hayır dediğim kadar zamana sahibim. Hayır dediğim kadar ideallerimi gerçekleştirebiliyorum. Hayır dediğim kadar saygınım aslında. Hayır dediğim kadar prensipliyim. Prensiplerim kadar varım, saygınlığım kadar öz saygınım. Sizi seviyorum. Bundan sonra bana da hayır diyebilirsiniz tamam mı? Her şeye evet demeniz gerekmiyor. Ne istiyorsanız öyle işleyin. Kendiniz için işleyin. Seviyorum. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)